Etiket arşivi: Zihin Kontrolü

Saldırı altında

Selçuk Geçer ağır metafizik saldırılara maruz kalıyor. Sakin kalmakta, konuları/konuşmaları idrak etmekte, meramını anlatmakta aşırı zorlandığı görülüyor. Hiç beklenilmeyen yerlerde son derece kontrolsüz ve rahatsız edici, itibarını zedeleyici tavırlar sergilemesi isteniyor. Bu tarz metafizik saldırılara maruz kalan insanlar, en basit şeyde bile çok aşırı seviyede sinirlenirler, bir şeyi anlatmak isterken maksadını çokça aşan cümleler kurmakta olduklarını idrak edemezler. Zira zihinleri sürekli saldırı ve kısmi kontrol altındadır. Hatta böyle saldırılar neticesinde, hedef insanların kazalar yaşayarak ölmeleri ya da bir anda cinnete girerek kendilerini öldürmeleri de sağlanabilir.

Birkaç gün yayınlardan, tehlikeli araçlardan, makinelerden, mekanlardan hatta trafikten bile uzak durarak metafizik korumasını artırmaya başlaması isabetli olacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Katliam devam ediyor, yetkililer neyi bekliyor

Sadece Manisa’da, sadece son yirmi günde, bacakları kesilmiş dört ölü kedi bulundu. Türkiye’nin dört bir yanındaki gizli ermeni, gizli yahudi, satanist ve mason büyücüler, son zamanlarda artan metafizik çatışmalar kapsamında her gün yeni büyüler yapmaya ve bu büyülerin bazılarında sokak hayvanlarını katletmeye devam ediyorlar.

Kedilerin bacakları, kuyrukları, dişleri ve diğer bazı uzuvları büyücüler tarafından büyüler yapmakta sık sık kullanılıyor. Sadece kediler değil, köpekler ve başka hayvanlar da kullanılıyor.

Defalarca kere bu hususta adli makamları ve kolluk kuvvetlerini ikaz eden yayınlar yapmış olmama rağmen, hukukun gereği yapılmıyor. Türkiye’nin eğitimli, vasıflı istihbaratçıları, polisleri, jandarmaları ve bunların başlarındaki savcılar, insanlıktan çıkmış bu büyücüleri kısa sürede tespit edip toplayabilirler. Hak ettikleri cezaları almalarını sağlayabilirler.

Bu yapılmadığı sürece, hayvanlar ve hatta insanlar, uzuvları büyülerde kullanılmak için katledilmeye devam edilecek. Yapılan büyülerle de ayrıca insanlar zarar görmeye devam edecek. Son derece sağlıklı ve iyi niyetli kişiler bile cinnet geçirmeye, kendine ve etrafına ansızın zarar vermeye devam edecek. Yeni yeni Can Göktuğ Boz vakaları görülmeye devam edecek.

Sorunun temeli gözler önünde ve bir an önce büyücülere ve büyü yapılmasına karşı caydırıcı kanunlar, düzenlemeler, denetlemeler yapılmalı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şair burada demek istiyor ki…

“Ben bu ülkede adalet sisteminde neyin nasıl olacağına, kimin hakkında nasıl hüküm verileceğine karar veren kişiyim. Bunu herkes bilir. Adalet sistemi içinde yüksek sayıda gizli ermeni, gizli yahudi ve mason savcılar ve hakimler üzerinden bu işleri çeviririm. Bunların mensup olduğu Ankebut Ağının tepe isimlerinden biri olan Mehmet Haberal’dan aldığım yetki ve talimatla onlarca senedir böyle yapıyorum. İşte böyle twitler atarak, hem kamuoyunu yönlendirirken hem de gizli ermeni ve gizli yahudi adli ve tıbbi yetkililere de icap eden talimatımı vermiş oluyorum. Evet, biliyorum, o şahsın akıl sağlığı gerçekten yerinde değil. Bunu ben de biliyorum. Lakin bu ülkede kimin akıl sağlığının yerinde olduğuna ve kimin olmadığına da tıp değil, hakimler değil, ben kararı veriyorum. Hatta bazen, emrimdeki bunca resmi kimlik gizli yahudi ve gizli ermeniye rağmen hakkından gelemediğim gerçek Türk ve Müslüman düşmanlarım oluyor. Son çare olarak onların yolunu da akıl sağlığı raporuyla kesmeyi deniyorum. Onlar sağlıklı da olsalar onlara akıl sağlığının yerinde olmadığına dair raporlar aldırabiliyorum. İşte gördüğünüz gibi, beş yıldır kendinde olmayan ve hep tedavi gören, akıl sağlığı gerçekten yerinde olmayıp cezai ehliyeti olmayan bu şahsa da rapor verilmesine mani olabiliyorum. Yani, ben bu miletin başına gelmiş en büyük baş belalarından biriyim. Artık damara damara bastığımı, çok ifşa olduğum halde bile haddi aştığımı, bir gün gerçek Türk ve müslüman, gerçek ülkücü resmi yetkililerin ayaklarının altında ezileceğimi de biliyorum. Lakin ben de boynu tasmalı ve tasması Haberal’ın elinde olan, onun yönlendirmesiyle oraya buraya hırlayan itin tekiyim. İtlaf edileceğim güne kadar, mecburen köpekliğime devam edeceğim.”

Bazen katil de bir kurbandır

“Samuray kılıçlı katil” olarak bilinen Can Göktuğ Boz bir zihin kontrolü kurbanıdır. Yaşanan hadisenin tahammül edilemeyecek derecede vahşice olması, bizim öfkeye mağlup olarak adaletten ayrılmamızı, linç edip geçmemizi gerektirmez. Medeni, adil, dürüst insanlar olarak hareket etmeliyiz. Bu hallerdeki insanlar, kendilerine bile bundan daha vahşice şekilde zararlar verebiliyorlar. Öyle ise sorunun aslında ne olduğunu anlamalıyız.

Her vakada adaletle hareket edilmelidir. Can Göktuğ, hayatı boyunca metafizik tekniklerle musallat olunmuş, bir gün dahi kendi haline bırakılmamış, kendi haline bırakılsa aslında gayet zekice, sakince ve medenice yaşayacak bir kurbandan başka bir kişi değildir. “Deli ise nasıl iki üniversite bitirmiş” diyenlerin anlayamadıkları şey de budur. Şahsın/sanığın, kendi iradesi dışındaki bir şer kuvvetle mücadelesi sırasında galip geldiği, kısmen kendinde olduğu zamanlar da olur. Bu hallerde, hayatlarındaki tercihleri kısmen de olsa kendileri belirlerler.

Bu vakada da görülmektedir ki sözde bilim psikiyatri, hiçbir şeyi doğru teşhis edecek ve tedavi edebilecek şartlarda değildir. Bu güne kadar da bir kişiyi gerçekten tedavi edebildiği görülmemiştir. Batılı ve siyonist/satanist ilaç firmalarının her sene trilyonlarca dolar vurgun vurmak için tesis ettikleri acımasız, kan emici bir sistemdir. Can Göktuğ’un beş yıl değil, beş gün içinde iyileştirilmesi ve rahatsızlıklarının tamamen yok edilmesi mümkündü. Şu anda bile kendisi, tamamen kendi iradesi ile hareket etmiyor. Yaşananların, yaptıklarının tam manasıyla farkında değil. O anlarda kendini dahi vahşice öldürebilirdi, bu hallerde olup bunu yapanlar da çok ve kendini öldürdüğünü bile bilemezdi. Şu anda bile birkaç gün içinde bu halden çıkartılabilir, kendine gelebilir ve sağlıklı bir kişi olabilir.

Sadece Türkiye’dekiler değil, dünya genelindeki on binlerce gerçek metafizikçinin hepsi, Can Göktuğ’un yaşadıklarının ne olduğunu görüp, izah edebilir. Beyninde, bedeninde, sinir ağında, kanında, hücrelerinde hiçbir sorun olmadığını yani fiziki rahatsızlıklarının neticesinde bir ruhi ve akli rahatsızlık yaşamadığını, yaşadığı şeyin metafizik musallat olduğunu görebilir ve izah edebilir. Bunların bir kısmı, birkaç gün içinde Can Göktuğ’u iyileştirebilir. Bu, denemesi zor ya da tehlikeli bir şey değildir. İstenirse, ben sadece Türkiye’nin değil, dünyanın gözleri önünde ve birkaç gün içinde Can Göktuğ’u kendine getirip, iyileştirip, o metafizik musallatın içinden çıkartabilirim. İsteyen bütün psikiyatrlar da bu süreci anbean takip edebilirler. Hiçbir ilaç, elektroşok cihazı da kullanmam.

Son yıllarda Türkiye’de metafizik musallatların neticesinde şiddet sergileme, intihar ve cinayet hadiselerinde büyük artış yaşandı, yaşanıyor. Bu hususlarda yıllardır ikazlar yapıyorum. Canlı bombaların sayısının bu kadar artmasının arkasında da zihin kontrol tekniklerinin olduğunu yıllardır gür sesle bağırıyorum. Bacakları kesilen kediler, vahşice öldürülen köpekler ve daha pek çok hayvanlar, sayıları hızla artış gösteren büyülerde kullanılıyor. Çeşitli isimler, sıfatlar altında her köşe başında büyücüler açıkça faaliyet gösteriyor. Buna devlet gücüyle karşı konulmadığında, toplumun bu hale geleceği belliydi ve bu hususlarda gerekli izahlar yapılmıştı. Ayrıca, türlü gizli servislerin elinde artık insanları kontrol altına alabildikleri tıbbi/elektronik cihazlar da var. İşte, GATA bile bu hususlarda teknolojik çalışmalar yaparken çekilen görüntüler medyaya sızmadı mı?

Dinimize göre de devletin mevcut hukuk sistemine göre de aklı başında olmayanın mesuliyeti, ceza ehliyeti yoktur. Aklı gidip gelenin, aklı gittiği anlarda yaptığı şeylerden de mesuliyeti yoktur. Bu gibi insanlar her zaman bir genç kızı katletmiş olmuyorlar. Ne olduğunu anlayamadan annelerini, babalarını, bebeklerini, çocuklarını katledebiliyorlar. Havuza atladıklarını zan ederken 15 katlı bir binanın çatısından beton zemine atlayabiliyorlar. Bu insanlar da aslında kurbanlar.

Ne kadar kötü bir şey yapmış olursa olsun, bir şahsın cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına da gerçek hekimler karar verirler. Gerçek hakimler de gerçek hekimlere uyarak yargılamayı bağımsızca yaparlar. Kimin hakkında nasıl rapor verileceğini ve nasıl bir mahkeme kararı verileceğini gizli ermeni, Mehmet Haberal’ın adamı, MİT ve CIA ortak piyonu Devlet Bahçeli belirleyemez.

Daha yenice yazdım anlattım. Bakırköy ve Erenköy ruh ve sinir hastalıkları hastahanelerinde gizli yahudi, gizli ermeni, mason, satanist sözde hekimler dolu. Bu hastahanelerdeki bazı birimlerin adı bile yahudi kriptolojisi ile konulmuş adlar. Meşhur Mazar Osman Usman da sabetaycı bir yahudiydi, bunu cihana duyuralı kaç sene geçti, bütün toplum duydu, öğrendi. Bu somut gerçekler gözler önündeyken, görmezden gelinemez. Bunların mensup olduğu teşkilatın günümüzde en tepe isimlerinden biri de Devlet Bahçeli… O Tayyip’in bile baştan beri ipini elinde tutan ve onu kullana kullana bu ülkeye, bu millete, el kadar çocuklara bile zulüm eden, şeytanlaşmış bir tarzda, kural tanımaz ve insanlık tarzda hala böyle yapmak isteyen, hatta binlerce şehidimizin gerçek katili bile olan kişi Devlet Bahçeli’dir.

Ve benim bu haine artık tahammül edecek sabrım kalmadı. Küstah herif, almış Mehmet Haberal’dan talimatı, tutmuş bu sene olmuş bana anca dava açıyor. Bu kadar köşeye sıkışmış “Mahkemeler bizim, sen şimdi görürsün. Seni artık göstere göstere sözde yargılamalar neticesinde bitireceğiz” demek oluyor. Bu derece korkak, bu derece hain, bu derece köşeye sıkışmış ve ahmaklaşmış olduklarını gösteriyor.

Bu memlekette, her acının, her sorunun arkasındaki asıl/baş sorun Devlet Bahçelidir. Şimdi, gücü yeten onu elimden alsın. Onu hala orada tutup bu millete her gün her dakika ve her sahada kötülük etmesine, ihanet etmesine, zulüm etmesine yardımcı olabilecek kim varsa, hemen şimdi etrafında kenetlensin. And olsun ki hepsini topluca oyundan düşüreceğim.

Bir saat taşıyamazlar

Sağda solda acımasızca Can Göktuğ Boz’u linç edenler, Can’ın onlarca yıldır taşıyabildiği metafizik musallatı bir saat bile taşıyamayacak kadar zayıf karakterli kişiler. Can Göktuğ’un üzerindeki musallat, öyle sık sık görülenler gibi değil, onun çok ama çok daha ilerisinde bir musallat bu… Hususi olarak İblis’in müdahil olduğu, kendi elleriyle büyüler de yaptığı, çok sayıda cin kabilelerini vazifelendirdiği vakalardan biri bu…

Böyle şeylere inanmayanların, böyle şeylerin gerçek olup olmadığını test etmeleri de hiç zor değil. Gitsinler sağda solda çeşitli isimler altında büyücülük mekanı açmış büyücülere, kendilerine büyü yaptırsınlar “Ben inanmıyorum. Haydi yap bakalım, göreceksin bana hiçbir şey olmayacak” desinler. Neticesini hep beraber görelim. Şu psikiyatrlara da “Madem ki böyle şeyler olmadığına bu kadar eminsin. O halde denemekten ne zarar gelir. Haydi senin üzerinde bir denetelim, her safhasını da kamera kaydına alalım ve işte haklıysan, herkesi susturursun. Sen hatalıysan, daha fazla insanın hayatı tıp diye diye karartmaktan vazgeçer, sorunu temelden görüp çözebilenlerden olursun.” denilmeli.

Ne zaman, evet ne zaman büyücülerle devlet gücüyle mücadele edilecek? Daha kaç kedi ve köpek katliamı, daha kaç zihin kontrol kurbanı, daha kaç feci intihar vakası daha görülecek?

Beyinlerin ve cihazların korunması, en öncelikle yapılması gereken iş olmalı

Dünya insanlığının sahip olduğu bilim adamlarının arasında kritik öneme sahip olanlarının, kendilerinin bile haberi olmadan gizlice çip takılarak zihin kontrolünde tutulup tutulmadıklarını, belirli sürelerde bir kontrol eden bir ortak sistem tesis edilmeli. Dünyanın ve dünya insanlığının korunması yönünde ortak paydada buluşabilen ülkeler, söz konusu ortak kontrol sistemini tesis etmeliler. Bu, bilimkurgu filmlerinde abartıldığı kadar zor bir iş değil. Ortak fikirlerde buluşulduğunda aslında mesele bile değil.

Bu sistem, önemli bilim adamlarının yerlerine biyonik robotlarla geçilip geçilmediğini de sık sık kontrol edebilir olmalı.

Dünyanın ve dünya insanlığının faydasına araştırmalar yapılan araştırma tesislerinin cihazlarına ve bilgisayarlarına, uzaylı türler tarafından uzaktan gönderilen sinyallerle müdaheleler yapılabiliyor.

Çok mühim çalışmaların yapıldığı bu gibi tesislerin cihazlarının ve bilgisayarlarının çok iyi derecede korunması gerekiyor. Aksi durumda, aslında kolayca çözülebilecek pek çok bilimsel mesele bir türlü çözülemez oluyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bilinen tarihin en yüksek maliyetli su-i kast araçlarından biri: Titanic…

Titanic isimli gemi aslında buzdağına çarptığı için batmadı. Buzdağına çarpmadan önce geminin su aldığı yarıklar oluşmuştu ve gemi kontrol edilemiyordu. Ayrıca buzdağına doğru başka bir güç tarafından çekiliyordu.

O gemiye griler müdahale ettiler. Titanic’te çok sayıda etkili ve yetkili kişi vardı. Şimdilerde olduğu gibi o zamanlarda da dünya siyasetine yön vermek isteyen griler, Avrupa siyasetinde çok tesirli olan bu kişilerin özellikle birkaçını oyundan böylece düşürmek istediler. Netice elde ettiler. Zaten yolcuların çoğu sarhoştu ama griler ayrıca zihin kontrol teknikleri de uyguladılar.

Titanic projesi daha başından beri bir toplu su-i kast projesi olarak başlatıldı. Bu nedenle geminin kurtarmaya ve insanların kaza anında ve sonrasında hayatta kalmasına yönelik kısımlarına ihtimam gösterilmedi. Personel iyice eğitilmedi. Filikaların nasıl suya indirileceğine ve yolcuların nasıl yönlendirileceğine dair tatbikat bile, yapılacağı açıklanmışken yapılmadı. Filikaların çoğu, alabileceğinin altında yolcu alarak Titanic’ten ayrıldı. Bunlara hep bir plan dairesinde kasten sebep olundu.

Geminin teknik ekibi içerisinde de biyonik robotlar vardı. Geminin enkazı istenilseydi en fazla bir iki sene içinde kesinlikle bulunabilirdi. Devrin şartlarına göre iyi kötü bir inceleme yapılıp raporlar yazılabilirdi. Buna da kasten mani olundu. Aslında geminin enkazı 70 küsur sene sonra değil, hemen bulundu ama açıklanmadı.

Bu gemi battıktan sonra Avrupa ve dünya siyasetinde ve maliyesinde mühim değişiklikler yaşandı. Bu hadisenin gerçek yüzünü tam manasıyla anlatırsam, isimlere ve somut bilgilere temas edersem, İngiliz Kraliyet Ailesi zan edilen o biyonik robotlar grubu insan içine çıkamaz.

Ayrıca bakınız: https://t.me/AkademiDergisi/48464

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünyadaki bütün barajlar, koruma altına alınmalılar

Dünyadaki bütün barajlar, koruma altına alınmalılar

Uzaylılar, dünya insanlarının barajlarına bazı kimyevi maddeler de katıyorlar.

Barajların altına denk gelen kısımda, yerin çok altından barajın zeminine kadar toprak içinde kolayca ilerleyen araçlar kullanıyorlar. Bu araçlar, zeminden de çıkıp suyun içine giriyorlar ve taşıdıkları kimyevi maddeleri suya bırakıyorlar.

Suya kattıkları bu kimyevi maddeler insanlarda birden fazla soruna sebep oluyor:

  • Zihin bulanıklığı
  • Zihin kontrolü (Beynin/zihnin dış müdahalelerle kontrole daha müsait bir hale gelmesini sağlamak)
  • Sürekli yorgunluk
  • Uyku sorunları
  • Asabiye
  • Herhangi bir meseleye odaklanmada, dikkat etmede ve idrak etmede sorunlar
  • Bağışıklık sisteminin kasten zayıflatılması ve benzeri…

Zaten bağışıklık sistemi çok zayıflatılmış insanlar, sürekli olarak türlü hastalıklara yakalanacaklardır.

Mehmet Fahri Sertkaya

İbrahim Çolak kendi iradesi ile intihar etmedi…

Yazar İbrahim Çolak intihar etti ama kendi iradesi ile intihar etmedi. Ankebut Ağı’nın rahatsızlık duyduğu bir kişiydi. Ağın kendisinden beklediklerini yapmadı, direndi ve sonra büyülerle-musallatla intihara sevk edildi. Zamanı geldiğinde bu konu da gerçek yüzüyle, arka planıyla konuşulacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Sizi Marina Abramovic ile tanıştırayım.


Kendisi bu dünyada yaşayan en büyük Satanist büyücülerden biridir.

Satanist ayinlerinde bebekleri kesip parça parça eden, dilim dilim doğrayıp yiyen insan şeytanlarından biridir.

Marina Abramovic, 30 Kasım 1946’da Belgrad’da doğmuştur. Performans sanatçılığı denilen acayip bir şeyle meşgul ve meşhur olmuştur.

Hayvanlar gibi çırılçıplak soyunarak, ahlak/sınır tanımayarak sözde performans gösterileri sergilemiş, dünya genelinde bu şekilde tanınmıştır. Aslında ne var bu kadında, ne yapmış bu güne kadar diye merak edip bakarsanız, hiçbir şey yapmadığı halde çok büyük hatta imkansız görülen gösteriler sergilemiş biri gibi pazarlanmış olduğunu görürsünüz.

Bunun sebebi, Marina’nın içinde bulunduğu sistem yani Ankebut Ağı’dır.


Hristiyanlıktan yola çıkıp, Ankebut Ağı içinde kısa sürede Satanistin teki olup çıkmıştır.

Gösteri diye yaptıklarının çoğu da cinselliğini, kadınlığını/bedenini kullanarak, bu şekilde dikkatleri üzerine çekmek ve aykırılık sergilemektir. Ayrıca sözde gösterileri bazen de cinleri kullanarak yapılan sihirler, göz boyamalarıdır.

Yani anlayacağınız, vurduğunuzda iyi ses getiren boş tenekenin tekidir Marina… Utanması, çekinmesi, inandığı herhangi bir değeri, bir dini, bir şahsiyeti yoktur. Buna rağmen onlarca senedir Marina rüzgarı eser durur. Çünkü Ankebut Ağı’na bağlı basın ve medya kuruluşları ve hatta sosyal ağlar ve video platformları, Marina’yı ve Marina gibileri sanatçı gibi gösterir, hep gündemde kalmasını, yok olmamasını sağlar. Gerçekten edebiyle, samimiyetiyle, iyi niyetiyle, kabiliyetleri ile sanatını icra edenlerse kendilerine aynı ortamlarda yer bile bulamazlar.

Şimdi ben size gerçek Marina’yı ve Marina gibi olanları anlatacağım ama buradan sonrasını hassas olanlar atlasınlar, okumasınlar.


Aleyna Tilki gibi yeniyetme Satanistlerin çok büyük hayranlık duyarak takip ettiği, dikkate aldığı kişilerden biridir Marina…

Marina, onlarca yıllık Satanistlik tecrübesine, bilgisine sahip yıllanmış bir Satanisttir.

Onun neler yapabildiğini ve yapabileceğini, tahmin bile edemezsiniz. Hatta birisi anlattığında, anlatılanları ilk duyduğunuz anda inanamazsınız.


Çok ileri seviyede bir büyücüdür Marina ve Ankebut Ağı’na katılıp Satanistleşen ve kabiliyetli görülen kişilere büyü dersleri bile verir.

Şu Sanhedrin hahamlarının ve dünyanın dört bir yanından bazı insan şeytanlarının karşımızda çaresiz kalıp büyüleriyle bizi durduramadığını bildiği halde, son günlerde kendine güvene güvene bize büyüler yapan bir büyücüdür.

Bize büyü yapabilmek için bile masum, melek gibi tertemiz çocuklara acımadan kıydı, kıyıyor. Marina, mühletini dolduruyor ve onun feci şekilde ölümüne de inşaallah bizler sebep olacağız.


Şu gördüğünüz, pasta ya da sanat denilen sadistçe şeyleri sosyal medya hesaplarından marifetmiş gibi paylaşan bir büyükbaş Satanisttir Marina… Boynuzlu fotoğrafına dair bir şey yazmama gerek bile yok, siz zaten neyin ne olduğunu artık anlayabiliyorsunuz.

Marina böyle şeyleri paylaşıyor çünkü zaten böyle bir ruh halinde yaşıyor. Onun için bebeklerin öldürülmesi, dilim dilim kesilmesi, vahşice parçalanması, ağızlarının yırtılması hatta kanının içilmesi ve pişirilip yenmesi çok sıradan bir şey…

Evet, evet… Yanlış okumadınız. Bunların hepsini onlarca senedir yapıyor, yaptırıyor ve bunun derslerini veriyor.


Marina’nın da katıldığı bir Satanist ayininde katledilmiş zavallı bir çocuğun cesedini görüyorsunuz.

Şu zavallı çocuk kandırılarak kaçırıldı ve yataktan başka eşya olmayan odaya kandırılarak, güle oynaya getirildi.

Hepsi onu güle oynaya karşıladılar. Çocukça oyunlar yaparak onlara karşılık verdi. Sonra ne olduğunu bile anlayamadı ve bir anda Satanist bir ayinin kurbanı olmaya başladı.

Anlatılabilecek gibi değil, detayları yazamıyorum ama taciz, tecavüz, ileri seviye işkence, ardından son darbe ve ölüm… Bunların hepsi yapılırken Marina da şeytani bir zevk alarak bütün suçlara ortak oluyordu.

Öldürmeden önce canlıyken ağzını yırttılar. Bu, tıpkı kurbanların kalplerini çıkartıp parçalamak gibi hep yaptıkları bir şey.

Çocuğun çeneden aşağıda kalan kısmı ise hiç paylaşılabilecek gibi değil.

Neden?

Microsoft’un Marina’yı kullanarak bir reklam klibi hazırladığını görüyorsunuz.

Hayatı boyunca zaten “sanat” denebilecek, “kabiliyet” denilebilecek hiçbir şey sergilememiş ama hep devleştirilmiş ve hep gündemde tutulmuş Marina’nın… Büyükanne denilecek yaşta hala sahiplenildiğini, varlıkta tutulduğunu aslında Microsoft’un reklamı yapılıyormuş gibi görünürken onun reklamının yapıldığını görüyorsunuz.

Bu işler böyle dönüyor, çünkü Microsoft da Ankebut Ağı’na bağlı dev şirketlerden biri. Bill Gates de tıpkı Marina gibi Satanistin teki. Bill Gates de ileri seviye bir Satanist olsa da vahşet sergilemede ve büyü yapmada Marina’nın yanında hiç kalır. Marina’nın konumu, derecesi çok başka…

Telkinler gönderiyor

Ayrıca bilmeniz gerekiyor, şu video çok ince tekniklerle hazırlanmış bir video ve insan beynine gözün tam yakalayamadığı telkinler gönderiyor. Tahmin etmişsinizdir, bu telkinlerde Satanizme, Şeytan’a tapınmaya, cinsel şiddete, lezbiyenliğe, ibneliğe, sübyancılığa yönlendirmeler var. Son on yıllarda, bu tür sapıklıkların yayılmasında ve özellikle çocuklara karşı cinsi ve fiziki saldırıların patlayıp gitmesinde bu tekniklerin yoğun olarak kullanılması da büyük bir amil/etken.


Marina’nın sistemi Adnan Oktar’ın sistemiyle aynı

Hatta Adnan Oktar, sistemini Marina gibilerden görerek kopyaladı.

Neler yapıyorlar, anlatayım. Büyüyle çok sayıda yakışıklı erkeği ve güzel kadınları kendilerine çekiyorlar. Bunları bir çeşit robotlara çeviriyorlar. Çoğu, kendi aklını, iradesini hiç kullanamaz hale geliyor ve 7/24 cinler tarafından zihin kontrolünde tutuluyorlar.

Sonra bu kadınlar ve erkekler üzerinden gruba başka kadınlar ve erkekler çekiliyor. Bu getirilenlerin bir kısmı Satanist ayinlerinde kurban ediliyor. Bir kısmı ise karapara işlerinde kullanılıyor.

Marina da böyle yapıyor. Yakın etrafında, zihin kontrolüne alıp elinde oyuncak gibi oynattığı 60 kadar kişi var. Onlar üzerinden yönlendirdiği/yönettiği binlerce kişi var.

Bu şekilde bir grupla, Ankebut Ağı’nın uyuşturucu, organ, fuhuş, silah kaçakçılığı, askeri casusluk, nüfuz casusluğu, iftira-karalama kampanyaları dahil onlarca vahim suçuna destek veriyorlar.


Ayrıca Marina, bu grubu üzerinden ayinlerde parçaladıkları bebekleri elde ediyor. Bu bebekler dünyanın dört bir yanından toplanıyor. Ankebut Ağı’nın insan kaçakçılığı yapan mafyaları zaten var ve bunların eline düşen bebeklerin bir kısmını da alıyorlar. Bebeklerin organları tam olarak gelişmediği için, organ mafyasının işine yaramıyor ama ayinlerde işlerini görüyor ve bu nedenle alıyorlar. Yoksa öldürüp öldürüp atacaklar ve bir dakika bile umurlarında olmayacak.

İnsan kaçakçılığı yapan mafyalarında yeterli bebek olmadığında ve bunların ayin için bebeğe ihtiyacı olduğunda, parklardan, bahçelerden, hastahanelerden bebekler kaçırıyorlar. Hatta gerekirse, yolda bebek arabasıyla bebeğini gezdiren annelerin çocuklarını bile çalıyorlar.

Ne kadar kötüleşirlerse, ne kadar vicdansız olurlarsa, ne kadar çok ve ağır kötülükler yaparlarsa, o kadar yükseldiklerine ve güçlendiklerine inanıyorlar.


Güç demişken, anlatayım…

Marina ile iki gün önce bir görüşme yaptım. Kendimi tanıtmadım, zaten bunların hepsinin kabusu oldum ve dünyanın her neresinde bu insan şeytanlarından varsa, ismimi çoktan duydular.

Hemen mevzuya girip “Bana ve ekibime büyüler yapmayı bırak. Benden kurtulmak istiyorsan, sana bir teklifim var” dedim. “Nedir” dedi. “O masum bebekleri, çocukları ve yetişkinleri kalplerinden bıçakladığın bıçağı kendi kalbine sapla ve kurtul” dedim. Bunu duyunca çıldırdı, öfke patlaması yaşadı.

Sonra ona “Bunca şeyi neden yaptın, bu akıl almaz şeyleri yaparken hedefin neydi?” dedim. “Güç elde ettim” dedi. “Senin güç dediğin nedir? Sen bizden ne kadar farklı oldun? Sen yemek yemeden, nefes almadan yaşayabiliyor musun? Sen tuvalete gitmiyor musun? Hiç hasta olmuyor musun?” deyince sinirlendi ve sözü değiştirmek istedi. Devam edip “Yaşlanmaya mani olabildin mi, ölüme çare bulabilecek misin, şu anda kaç hastalığın var?” dediğim gibi daha fazla dayanamadı ve lanetler edip görüşmeden ayrıldı.


Marina yaşlanmaya mani olamadı. İhtiyarlığın türlü türlü sıkıntısını o da yaşıyor ve çok güçsüz, takatsiz. Marina doğru düzgün yemek yiyemiyor, yediklerinin çoğunu kısa sürede istifra ederek çıkartıyor. Marina’nın içhastalıkları var. Marina küçük ve büyük ihtiyacını bile tutamıyor.

Ve marina bu restleşmeden ve ikazımdan sonra da bir dakika durmadan saldırmaya, büyüler yapmaya devam etti, ediyor. Marina’nın çok az bir mühleti kaldı ve onu dolduruyor. Sonra nasıl öleceğini, ölürken neler yaşayacağını, öldükten sonra neler yaşacağını ancak İslami ilimlere yüksek seviyede vakıf olanlar bilebilirler. Bir dakikası bile aklı kırdıracak kadar şiddetli bir azaba, sonsuz olarak gidecek. Marina, ettiğini çok feci şekilde çekecek.


Marina gibiler bilmeliler ki en iyi büyücülerinin yaptığı en ağır büyüler bile bizleri durduramıyor.

Ankebut Ağı’nın kontrolünde olan devletler, ordular ve gizli servisler de bizleri durduramıyor.

Ve bilsinler ki hepsinin sonu geliyor. Bu şeytanca sistemi, bu Ankebut Ağı’nı dünyanın tamamında yok edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hazret-i Musa devri gibi bir devir yaşıyoruz…


“Abi, duydun mu?”

Hazret-i Musa devri gibi bir devir yaşıyoruz.

Türünü bilmediğim beyaz renkli bir kuş, gece yarısı bütün koğuş uyuyorken koğuşta uçuyor. Serçeden büyük, güvercinden küçük boyda olan bu kuş, üç katlı ranzalarla tıka basa dolu olan karanlık koğuşta, zemin kata inen merdivenin başında bir o yana, bir bu yana gidiyor.

Onu yakalamak için hamleler yapıyorum, ilk anlarda mümkün olmuyor ama sonra bir ara ellerimin içine alıyorum. Onunla biraz da konuşuyorum. Kısa konuşmanın ardından onu bırakıyor ve Mart ayının ortasında, Ümraniye E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda yatmakta iken gördüğüm bu rüyadan uyanıyorum.


Acayip bir hal yaşıyorum rüyada, yaşamadan anlatılamayacak değişik bir hal. İnsanı biraz gamlandıran, içini acıtan bir hal denebilir ama biraz daha farklı. Yine uyumaya çalışıyorum ve bir süre sonra yine uyanıyorum. Uyanır uyanmaz aklımda o rüya, tabir etmeye çalışarak ranzadan iniyorum.

Saat gece 01:30 suları, rüyanın etkisi altında koğuşun zemin katına iniyorum. Herkese yetecek yatak olmadığı için gece nöbete duran, sabah boşalan yataklara yatan ve “gececi” dediğimiz arkadaşlar var. Bir de yatağı olsa da onlara takılan, uyumayıp televizyon izleyenler var.

Koğuşun koridora bağlanan kapısının orada 28 yaşında genç bir arkadaş var. Merdivenden inince ilk ona denk geliyorum ve “Abi, duydun mu?” diyor.


“Neyi?” diyorum “Yan koğuşlardan birinde bir kişi intihar etmiş” diyor. Merakla sorularımı sordukça anlıyorum ki ben uyanıp aşağı inmeden kısa bir süre önce karantina ya da dağıtım koğuşu denilen koğuştaki mahkumlardan biri intihar etmiş. Önce infaz memurlarından biri “Adam intihar etmiş, koşun” diye koridorda bağırmış.

Sonra peşine diğer infaz memurları koşmuşlar. Sonra kurum müdürü de gelmiş, olay yeri inceleme de savcı da… Koymuşlar cesedi bir ceset torbasına ve götürmüşler.

O arkadaş, intihar vak’ası yaşandığını söyler söylemez benim aklım gördüğüm rüyaya gitti. Ona da “Galiba bana malum oldu, şöyle şöyle bir rüya gördüm. Emin değilim ama bu intihar ile alakası olabilir” dedim.

Sonra içim daha da burkuldu. İntihar eden kişi lüzumsuzun biri olsa bana bu şekilde malum olmazdı diye düşündüm. O şartlarda hadiseye dair sağlıklı bilgi almak da pek mümkün değildi.


Aynı mahkum arkadaşın evinden/ailesinden kısa süre önce isteyip de koğuşa getirttiği bir rüya tabiri kitabı vardı. Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin hazırladığı çok değerli bir eserdi. Onu açıp bakınca “Rüyada bir yerde türü belli olmayan kuş görülürse, oraya Azrail (a.s.) gelir. Orada hasta varsa ölür” yazıyordu. Daha önce bunun gibi bir rüya görmemiştim. Bu maddeyi/bilgiyi okuyunca hiç şaşırmadım. İntihar vak’asına işaret ettiğine emin oldum.

Bu mesele aklımda yer etmişti ve tahliye olunca arkadaşlardan bu meseleyi de hızlıca bir araştırmalarını istedim. Aldığım bilgi o ki aslında kötü biri değilmiş, çok çekmiş, çok ağır büyüler yapılmış ve kendi iradesi dışına çıkarılarak, zihin kontrolüne alınarak, intihar gibi görünen bir sonla vefat etmiş.

Birçok kişi meseleye çok başka bakıyor, acımıyor, umursamıyor ve lüzumsuzun biri müstahakını bulmuş gözü ile bakıyorken ben çok farklı tavır almıştım.

Rüyada bir kuşla konuşmanın tabiri ezberimde yoktu. Daha önce hiç görmediğim bir maddeydi. O rüya tabiri kitabında da yoktu. Çıkınca baktım ki rüyada bir kuşla konuşmak, yaşanacak bir nahoş hadise hakkında olgunluk göstermek ve karşı tarafı anlayıp alttan almak demekmiş.

Şu ülkede ve şu dünyada, aslında iyi niyetli ve mazlum olan çok sayıda insanın büyülerle intihara sevk edildiğini bilmek ne kadar acı… Hazret-i Musa devri gibi bir devir yaşıyoruz.


Hangi dala el attıysa kurutulmuş!

Bir zaman gelmiş, hayatında bir anda her şey olumsuz yönde değişmeye başlamış.

Hangi dala el attıysa kurumuş. Çok mücadele vermiş, toparlamak istemiş, iyi niyetle sebeplere uymak ve darlıklardan çıkmak istemiş ama her işin sonu hep kesik olmuş.

İşleri bozulmuş, yuvası yıkılmış, itibarı sarsılmış, ruh ve beden sağlığı bozulmuş. Bütün bunlara da kendisine yapılan büyüler sebep olmuş. Temiz niyetli ve mücadeleci birisi olduğu halde umursamaz, bir baltaya sap olmaz biri gibi görülür olmuş. Bir süre sonra ister istemez yalnızlaşmış. Yaşadıklarına büyülerin sebep olduğunu anlayamamış. Bazı zamanlar, büyü ile zihin kontrolünde iken hiç istemediği, asla yapmayacağı şeyler yaptırılmış ve suçlar işletilmiş. Hayatı tamamen mahvolsun diye cezaevine sürüklenmiş. Kendi eli ile kendi bedenine zararlar vermesi sağlanmış. Kesikler atmış.

Ve cezaevinde de rahat bırakılmayıp intihar gibi görünen bir halde öldürülmüş. Bu kadar iç yakan bu hadisede, duyunca insanı dağlayan bir sarsıcı gerçek de şu ki bu mazlum kardeşimize bu fenalığı, bu büyüyü öz kardeşi yaptırmış. Kardeşi, kendisinin güleç yüzlü, halim-selim, iyi niyetli, sevilen birisi olmasına çok haset etmiş.

Gördüğüm o rüyada, o mazlum kardeşimizin yüksek bir manevi derece ve şehadet mertebesi ile alemi değiştiğine de işaret var. Allah şefaatine nail eylesin. Ona bunu yapanları, yaptıranları ibret-i alem eylesin.

Mehmet Fahri Sertkaya

NASA hiçbir zaman kendi teknolojisi ile Ay’a insanlı uçuş yapamadı ama…

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) NASA’nın Ay’a insan gönderme tiyatrosundan önce Ay’a gizlice insan gönderdi. Başarılı oldular, kozmonotlar Ay’a ayak bastılar. Üç kişiydiler ama öldürüldüler.

SSCB’nin kozmonotlarını, Ay’da üs kurmuş Müslüman Merihliler öldürdüler. Bu, bir göz dağı idi “Buraya gelmeyin, gelirseniz ölürsünüz” mesajıydı. Merihliler, SSCB’nin Ay’a inen kapsülünü ve kozmonotların iletişim sistemlerini kullanarak, kozmonotları yönlendiren görev kontrol merkezine kendilerini göstermeden mesaj gönderdiler.

SSCB o zamanlarda hakikaten insanlık dışı surette deneyler yapıyordu. Binlerce insanı akıl almaz deneylerde acımasızca kullanıp acılar içinde öldürüyorlardı. Zihin kontrol deneylerinden biyolojik deneylere kadar her şeyi yapıyorlardı. Merihliler bunu biliyor ve çok kızıyorlardı. SSCB’nin Ay’a inmesine izin verdiler. Sonra kozmonotlara yaklaştılar. Onlara zihin kontrolü yaptılar. Kendileri görüntüye girmeden kozmonotları konuşturarak SSCB’ye mesajlar gönderdiler. Sonra bu kozmonotlara ileri teknoloji ile gözün görmediği elektroşok gibi bir darbe gönderdiler. Kozmonotlar hemen bir beyin şoku/kanaması geçirmeye başladılar. Ne yaptıklarını bilmez halde kafalarındaki kaskları çıkarttılar. Havasızlıktan ve beyin kanamasından dolayı acılar içinde çırpına çırpına öldüler. Merihliler bu anların görüntülerini görev kontrol merkezine gönderdiler. “Öyle yapılmaz, böyle olur. Eden bulur” mesajını vermiş oldular.

Ay’da sayıca en çok Merihliler bulunsa da müttefik oldukları başka Müslüman uzaylı insan türleri de bulunuyor. Aslında gayr-i müslimler diye öyle hemen herkesi öldürmüyorlar. SSCB’nin yaptıklarına gerçekten çok kızıyorlardı. Şimdiki Rusya yetkililerinin o zaman SSCB yetkilileri tarafından tutulmuş evraklara baktıkça “Bu nasıl bir vahşettir, bunu nasıl yapabilirler” demek zorunda kaldığı kadar ileri seviyede zulümlerdi/deneylerdi bunlar…

ABD/NASA, Ay’da SSCB’nin kozmonotlarının başına gelenleri ve SSCB’ye çekilen resti bir şekilde haber aldı. Gözleri çok korktu. Ay’a hiçbir zaman insanlı uçuş yapmamaya karar verdiler. Aksine karara verseler de Ay’a insan gönderdiklerini iddia ettikleri o yıllarda, bu dediklerini yapabilecek teknolojiye de zaten sahip değillerdi. SSCB’nin çok gerisinde kalmışlardı. Lakin SSCB’nin de gözü çok korkmuştu ve bir daha Ay’a insanlı uçuç yapmak istemiyorlardı.

Yaşanan bu sarsıcı olaylar dünyamızda beklenmedik gelişmelere sebep oldu.

NASA, yapmadığı halde yapmış gibi gösterdiği projelerle dünyayı mışıl mışıl uyuturken, Apollo 18, 19 ve 20 uçuşlarını/görevlerini yapacağını duyurmuştu. Elbette bunlar da yapılmayacaktı ama işler tersine döndü. Yapmadığı işleri yapmış görünen NASA, “İptal ettik” dediği bu uçuşu ise gizlice ve gerçekten yaptı.

Ay’a insanlı uçuş yapabilecek teknolojik yeterlilikte olmayan NASA’ya SSCB destek verdi. “Sizin bu işi başarmanızı sağlayalım” dediler ve resmen iptal olduğu açıklanan Apollo 18 uçuşu gizlice yapıldı. NASA’nın astronotları Ay’a ayak bastı ama teknoloji SSCB’ye aitti. SSCB’nin gözü çok korktuğu için NASA logosu/bünyesi altında Ay’a gitmeyi denedi. Umdukları gibi oldu ve Ay’daki Merihliler Apollo 18’e müdahale etmediler.

Aslında Apollo 18 filmi, NASA’nın Apollo 18 görevinde yaşananları anlatmıyor. SSCB’nin gizli Ay görevi sırasında yaşananları, biraz değiştirilmiş olarak anlatıyor. Ay’a gizlice gitmeyi başarıp da geri dönemeyenler Sovyet kozmonotları. Geri dönememe sebebi de oradaki Merihliler. Filmde konu edilen , Ay yüzeyindeki taşlar gibi görünen ama sonra birden şeklini değiştirip hareket eden tuhaf şeyler de gerçekten var. Onlar biyolojik canlılar değiller. Savunma maksatlı geliştirilmiş robotlar. Taşların arasında tıpkı taş gibi görünüyorlar. Doğru zamanda açılıp harekete geçiyorlar ve hedefi zehirleyerek imha ediyorlar. Sovyet kozmonotlarından biri bu robotlar tarafından öldürüldü. Apollo 18 görevi ise ABD-SSCB ittifakı ile gerçekleştirildi. Görevde hem Sovyet kozmonotları hem de ABD’nin astronotları vardı. Bunlardan hiçbiri ölmedi, hiçbirine bir virüs/zehir bulaşmadı.

Mehmet Fahri Sertkaya

1955’ten 1985’e bir uçak hikayesi

Siz, Bermuda Şeytan Üçgeni’nin üzerinde uçuyorken aniden kaybolan ve kaybolduktan 37 yıl sonra geri dönen uçağın gerçek hikayesini biliyor musunuz?

Dünya dışındaki başka gezegenlerde de insan türleri olduğunu, yüksek bilim ve teknoloji seviyesine ulaşan bazı türlerin dünyamıza gizlice geldiğini ve gizli üsler kurduğunu kabullenmeden on binlerce tartışmalı konuya cevap bulamazsınız ve dünya tarihini doğru okuyamazsınız. Şu piramitleri bile açıklayamaz, onlarca sene tartışıp durursunuz.

1955 yılında o uçak Griler tarafından kaçırıldı. Grilerin UFO’larından biri uçağa yaklaştı, ileri bir teknik kullanarak uçağın radarda görünmez olmasını sağladı. Sonra uçağın kontrolünü uzaktan ele aldı ve rotasını değiştirdi. Planladıkları başka bir yere inmesini sağladı. Orada zaten dünya insanlarından olan adamları vardı. Aralarından biri otomatik silahla uçağa girdi, yolcuları ve mürettebatı taradı. Sonra cesetler de uçak da imha edildi.

Bermuda Şeytan Üçgeni’nde kaybolan yüzlerce uçak ve gemi gibi bu uçağa dair de kimse bir iz, işaret bulamayacaktı ve bulamadı. Lakin 1992 yılına gelindiğinde Griler Bermuda Şeytan Üçgeni’nden geçen uçakların ve gemilerin sayısının artmasından çok rahatsız oldular.

Çok konuşulacak, çok tartışılacak, uzun süre unutulmayacak ve dünya insanlarına korku verecek bir şey yapmak istediler. Akıllarına parlak bir fikir geldi.

Bermuda Şeytan Üçgeni’nin altındaki gizli yeraltı üslerinde, 1955 yılında imha ettikleri bu uçakla birebir aynı özeliklerde bir uçak yaptılar. Bu, Grilerin elinde olan teknoloji düşünüldüğünde mesele bile değildi. Böyle bir uçak yapmak için uzun bir zaman harcamaları, üretim hatları kurmaları, çokça personel kullanmaları gerekmiyordu.

Plan çerçevesinde, 1955’teki uçakta kaybolan insanlara benzeyen insanlar kaçırdılar. 1955’te kaç yaşındalarsa 1992’de kaçırdıkları insanları seçerken o yaşta görünenleri tercih ettiler. Onları da yeraltı üslerine götürdüler. Zihin kontrolüne tabi tuttular. O hale getirdiler ki bu insanlar gerçekten kendilerinin 1955’te yaşadığına inanmış hale geldiler. Büyükçe bir UFO’ları ile bu uçağı yeraltı üslerinden çıkarttılar.

Planı uygulamaya başladılar ve bu kopya uçak, bu talihsiz kaçırılmış insanlar içinde olduğu halde gerçekten hava limanına indi. Sudan çıkmış balık gibilerdi. Gerçekten 1955’te uçak yolculuğunda olduklarını, rotalarını karıştırdıklarını iddia ediyorlardı, çünkü zihinleri öyle programlanmıştı. Onları gören havalimanı personeli de sarsılmıştı. Sonra yine zihinlerine telkinler gönderildi, kararlarına müdahale edildi ve uçakları ile tekrar havalandılar.

Uçak inerken de tekrar kalkarken de radara görünmüyordu. Griler sonra uçağı yine istedikleri yere indirdi ve tekrar içindeki masum kişileri katlettiler. Griler, dünya insanlarına çok zulüm ettiler. Çok kan döktüler. Kaçırdıkları binlerce geminin sadece birinde üç yüz kişi vardı. Bir fırsatını bulsalar hiç tereddüt etmeden bütün dünya insanlığını yok edecekler. İçlerine sızdıkları Yahudileri de…

Mehmet Fahri Sertkaya

Nazar değen insanla, büyü yapılan insanın hali aynı olmaz…


Bu yazı çok kıymetli. Bununla çok şeyleri yerli yerine oturtacaksınız.

Nazar değen insanla, büyü yapılan insanın hali aynı olmaz.

Nazar değen kişinin üzerinde tahammül edilemez bir yük/enerji olur. Bu enerji sanki bütün vücudunu kaplamış gibidir. Aynı anlarda çok çok şiddetli baş ağrısı olur. Bir anda bütün gücü kesilir. Ayakta duramaz, oturur. Sonra oturamaz, yatar. Sonra yatarken bile çatlayacak gibi olur. Şuurunda bir sorun olmaz, düşüncesinde, idrakinde hiçbir sıkıntı olmaz.

Büyü yapılan insanların ise (büyüler çok başka başka maksatlarla yapılıp insanlar başka başka haller yaşasalar da) temelde hep aynı hallari yaşadıkları bilinir. Bedenlerini tam akledemezler, fark edemezler. Ellerinin, kollarının, parmaklarının, tırnaklarının varlığını pek aklemezler. Bir nevi uykuda görme ya da hipnoz altında irade kullanma hali gibi bir hal yaşarlar. Hemen, ilk anlardan itibaren hareket kabiliyetlerini ciddi oranda kaybederler. Çok yavaş ve zorlanarak hareket etmeye başlarlar. Oturdukları yerden kalkmak istemezler. Kalkmak zorunda olduklarında bu, onlara çok zor gelir. Çünkü zihinleri gibi, bedenlerinin kontrolü de büyük oranda cinlerin eline geçmiştir. Bedenine bir kendi ruhu, bir de cinler emir vermektedir. Dışarıdan bakan hiç kimsenin göremeyeceği çılgın bir mücadele yaşanmaya başlamıştır artık o insanın zihninde ve bedeninde… O kişiye büyü yapıldığını fark edemeyenler, tahmin edemeyenler bile, şayet dikkat ederlerse, o şahsın hareketlerinin ağırlaştığını, çevresini anlamasının ve karar almasının zorlaşıp yavaşladığını, göz hareketlerinin tuhaflaştığını, etrafındaki şahıslardan ve olaylardan epeyi uzaklaştığını, kendine dönüp içe kapandığını fark edebilirler.

Büyü yapılan insanların gözlerinin önüne saydam ama yine de karanlık/karartıcı bir perde iner. Bu, sadece göze inen ve etrafı karartılmış şekilde görmeye sebep olan bir perde gibi anlaşılmasın. Bu perde, gerçekte yoktur, maddi/cismani bir şey değildir. Gerçekte gözüne de bir perde inmez zaten… Bu perde beyindeki merkezlerden, beyin kontrolü ile indirilir onun üzerine ve her ne ile meşgul olsa, karamsar bakmaya, olumsuz görmeye, değerlendirmeye başlar. Gözleri çok sağlıklı olduğu halde gerçekten bulanık ve bir miktar gölge düşmüş, karartılmış görmeye başlar. Tam bu anda vak’aların çoğunda, göz bir yere sabit bakarken bile gözde çizgi çizgi siyah ya da gri şekiller belirir ve göz sabit olduğu halde onlar hep çeşitli yönlere hareket ederek kaybolurlar. Aslında gözleri işini hala tam yapar ve kusuru yoktur da beyindeki görme merkezinin kontrolü büyük oranda cinlerdedir artık ve karartırlar orada…

Büyülü kişiler tam bu anlarda, hiç kimsenin beklemediği sert, öfkeli, karamsar, kırıcı, anlaşılamaz tavırları sergilerler ama kendileri bunun farkında bile olamazlar. İsteyerek yapmazlar. Tam burası “Seni son zamanlarda iyi görmüyoruz. İstersen bir psikoloğa git” denilen yerdir. Bir insanın kulaklıkla yüksek sesli müzik dinlerken, farkında olmadan aşırı tepki vermesi ve çok yüksek sesle konuşması misalidir aslında bu yaşanan da… Etrafındakiler, onun çok yüksek ses altında olduğunu bilmezler ve konuşmasındaki şiddete şaşırırlar. İşte İçinde öyle çok yüksek sesler, güçlü duygular oluşur ki bunlar kin, nefret, öfke, şiddetin hakim olduğu duygulardır. Kendi kendine sessizce taşımaya ve bastırmaya çabalasa da bir süre sonra İster istemez dışında yaşananlara/tepkilerine de yansır.

Baş ağrıları olsa da nazardaki gibi olmaz. Genelde sol kulaktan ve başın tepe noktalarından acı, ısı, enerji hissederler. Çoğu, yıllarca büyülü halde yaşasalar bile, bir bilene denk gelmeden bu ısının, çınlamanın, enerjinin farkına varamazlar. Nadir vak’alarda fark edenler doktora gidip “Sol kulağımda sürekli uğultu ve çınlama gibi bir şey var. Bu nedendir?” derler ama tıp burada hiçbir şey yapamaz. Zira kulakta ya da beyinde ve sinir sisteminde hiç rahatsızlık yoktur. Kuvvetli bir büyü yapıldı ise bu tesir/ısı/çınlama/uğultu çok yüksek olur ama kuvvetli bir büyü altında iken eş zamanlı olarak zihinleri de daha ileri seviyede kontrole alındığından, kulaklarındaki uğultu, çınlama ve aşırı ısınmayı bu halde iken hiç fark edemezler.

Bunun da sebebi, daha kuvvetli büyülerde idrak kabileyetlerinin de iyice sınırlanmasıdır. Büyünün şiddeti ne kadar zayıf ise, kişinin bunu fark etme ihtimali o kadar yüksektir. Ne kadar kuvvetli ise, bedeninde olağan dışı şeyleri gözleri ile görse bile, “Ben bunu nasıl yaptım” dediği şeyleri yaptığını görse bile bunları tam idrak etme ve değerlendirip mani olma ihtimali o kadar zayıftır. Çünkü kuvvetli büyüde, zihin kontrolü daha yüksek orandadır. Büyü ile intihar görünümü verilip de ölüme sevk edilen kimseler, cinnet geçiren kimseler, ölüme gittiklerini bile akledemezler. Nasıl öldürdüklerini de, nasıl öldüklerini de, kimi/kimleri öldürdüklerini de o an için bilemezler. Kurtulabilirlerse, kendilerine geldiklerinde, yaşananların çok azını hatırlayabilirler.

Zamanı, mekanı, etraflarını, etrafında yaşanan olayları tam anlamı ile idrak edemezler. Hepsi bulanıktır. Bu, hiç idrak edemezler demek değildir. Gerçek hayatı da gördükleri, işittikleri, fark ettikleri halde; arasına gerçek hayattan nesneler, olaylar, sesler, görüntüler de eklenmiş bir sanal/kurgulanmış hayat yaşarlar. Aynı anlarda beyinleri yüksek kapasite ile çalıştırılır cinler tarafından ve takip edip anlayabildiği hayatın çoğu zihninde oluşan sanal hayattır. O anlarda eş zamanlı olarak beyninde gerçek hayatla bağı olmayan, açıklanabilir sebebi olmayan duygular, korkular, sevgi, nefret, kin, panik, aşk, şehvet, gerçek olmayan sesler ve görüntüler, her şey oluşturulur. Bir korku filmi izlerken, oradaki karakterin yaşayacağı duygu durumuna sizi sokan bir makinenin/kaskın ya da sanal gerçeklik gözlüğünün geliştirilmiş olduğunu, sanal bir görüntü izlerken ona uygun duyguların size yüklendiğini farz edin. Buna çok benzerdir yaşadıkları… O sanal duyguları ve duyuları gerçek sanması istenir cinler tarafından…

Bu haldeki kişi gerçek hayatta önünde duran bir arabanın, gerçek hayatta patladığını, etrafında onlarca insanın parça parça olduğunu görebilir. Görüntü mükemmeldir. Sesler mükemmeldir. Kurgu mükemmeldir. Onlarca farklı ve gerçek duran insan gözlerinin önünde parça parça olmuştur ama bu sadece beyninde oluşmuştur da o anda fark edemez. Benzeri tekniklerle cinnet geçirtilen birisi, havuza atladığını zan ederek, tam zamanlaması ile koca trenin önüne ya da bir uçuruma atlayabilir. Bunun zihin kontrolü olduğunu anlayamaz. Günümüzde, büyü ile, cinler aracılığı ile yapılan bu tesirlerin TAMAMINI elektromanyetik dalgalar kullanan cihazlarla yapabiliyorlar. Bu teknolojiler yaklaşık elli senedir çok sayıda devletin elinde var.

Nazar değmesinde ise bunların hiçbiri yoktur. Zihin kontrolü yoktur. Sanal duyular, duygular, görüler yoktur. Nazarla cinlerin bir alakası da yoktur.

Mehmet Fahri Sertkaya