Etiket arşivi: Muhyiddin-i Arabi

Kaf dağının hakikati

Şaşırıyorum. Bu kadar yol gösteriyorum, ufkunuzu açıyorum, bir ömürde alabileceğiz mesafeyi bir kaç saatte almanızı sağlıyorum ama siz hala takılıp kalıyorsunuz. Size dayatılan saçma sapan bilim anlayışını/kabullenişini yıkıp atın artık. Büyük bir oyunun içinde doğdunuz, büyüdünüz ve oyun kuranların istediği zihniyette yetiştirildiniz.

Kaf dağı denilen şey gerçek bir dağ değil, dünyanın etrafındaki (Van Allen da denilen) koruma kalkanına kaf dağı denilmiş. Kaf dağının ötesi, koruma kalkanının dışında kalan yerler, kaf dağının içi de dünya ve yakın çevresi… Çok eski zamanlardan beri kaf dağı, hep bir mani, bir engel, arka tarafına ulaşılamaz ve gidilemez bir sınır/set olarak tasvir edilmiş. Farklı kültürlerde ve inanışlarda olan toplumlarda bu konuda detaylarda biraz farklılıklar olsa da aslında hepsinde kastedilen asıl şey, dünyamızın etrafındaki koruma kalkanı. Yani Kaf dağı…

O kalkanı dünyamızda gizlice bulunan uzaylı türlerden neredeyse hiçbiri geçemiyor. Dünyamızın dışındaki uzaylı türlerden de geçebilenleri yok denecek kadar az. O kalkan dünyamız ile diğer dünyaların arasına adeta aşılmaz bir dağ misali konmuş ve engel olması istenmiş. Bu sayede dünyamız uzaydan gelebilecek saldırılara uğramıyor. Bu sayede, son yıllarda onlarca farklı uzaylı türü dünyamızın etrafına gelip metafizik saldırılar yapmaktan öteye geçemiyorlar. Binlerce UFO ile gelip de neden sadece metafizik çatışma ile sınırlı kalsınlar. Çünkü kalkanı geçemiyorlar.

Şu ifadeye bir bakın, o kalkanın varlığını devam ettirebilmesinin, dünyanın çekirdeği ve çekirdeğin dönmesiyle oluşan tabii manyetik alanı ile alakalı olduğunu nasıl da gözler önüne sermiş:

“… dağın yeri, büyüklüğü ve yapısı ile ilgili efsanevi anlatımlar bulunur. Bu anlatımlardan birisi de Muhyiddin-i Arabi’ye aittir. Şöyle der:

‘Kaf, yeryüzünü kuşatmış olan yeşil zeberced’den bir dağdır ve gökyüzünün çevresi onun üzerindedir; kökleri, dünyanın üzerinde durduğu kayaya ulaşır ve zelzelenin kaynağı bu dağdır.”

Başımızın tacıdır

Muhyiddin-i Arabi hazretleri, ilk zamanlarında vahim hatalar yapsa da bunları hemen fark etmiş, bu hatalarını düzeltmiş ve bunların yanlış olduğunu açıkça ifade ederek, bu hatalarına kapılmış olan herkesi de hatadan döndürmüş, sonraki hayatı boyunca istikamette kalmış ve büyük manevi derecelere ermiş hakiki bir Allah dostudur. Keşfi açık, keramet ehli, veli bir ehl-i sünnet alimidir. Şu andaki bilim adamlarının hala bilemediği pek çok şeyi o zamanda bildiği, anladığı, anlattığı açıkça gözler önündedir.

Böyle bir zatı ehl-i sünnet müslümanlar karalamamalıdır, silip atmamalıdır. Böyle bir zatı bir kısım yahudilerin ya da İslam’dan kopmuş dalalet fırkalarının mensuplarının savunması, sahiplenmesi de bizi hataya düşürmemelidir. Muhyiddin-i Arabi hazretleri bizimdir, başımızın tacıdır ve hep öyle kalacaktır.

Tekrar ediyorum. Araştırmalar yapmaya başlamadan önce metafizik korumalarınızı artırın. Çoğunuz zihin kontrolüne alınıyorsunuz. Hafızanız oynanıyor. İdrakiniz kapatılıyor. Bunaltılıyorsunuz, daraltılıyorsunuz. Bu çoğunlukla cinler kullanılarak yapılıyor ama hem dünyalı satanist insanların hem de uzaylı satanist insanların elindeki yüksek teknolojili cihazlarla da zihin kontrolleri yapılıyor. Bu maksatla uzayda topluca sinyaller dahi gönderiliyor.

Önce beyninizi, zihninizi, zihin kontrolünde kullanılan her türlü tekniğe karşı sağlam korumaya alın. Dünyada şu anda hakim olan sistem, aslında ne yeşillerin ne grilerin sistemi… İblis’in sistemi. İblis bu hakikatlerin öğrenilmesini, dünyalı ya da uzaylı insanların mutlu ve mesut olmasını istemiyor. Hakikatleri bilmesini istemiyor. Dar bir kalıp belirledi, bunu da en çok uydurma evrim teorisi üzerinden belirledi ve nesiller böyle oyalansın gitsin istiyor.

Endişeye mahal yok

Her ne olursa olsun ben vazifeme, hizmetime devam edeceğim. Geçici bir süre benden haber alamadığınız zamanlar olursa bile dimdik duruşunuza ve mücadelenize devam edeceksiniz. Dağılmayacak, savrulmayacak, sarsılmayacaksınız.

Türkiye’nin ve dünyanın her neresinde her ne şekilde büyük hadiseler olursa olsun, bunlar asla sizlerin duruşunu değiştirmeyecek. Sizleri çökertmeyecek, ümidinizi kırmayacak. Şer görünen bir şey hayır, hayır görünen de şer olabilir. Neler döneceğini, neler yaşanacağını, neler yapmanız gerektiğini zaten genel hatlarıyla anladınız. Kendi tarafınızda tedbirleri de bir an önce tamamlamalısınız.

Ben, olağan üstü tedbirler içindeyim. Tekrar ediyorum, her ne olursa olsun hizmetime devam edeceğim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Hazret-i Musa devri gibi bir devir yaşıyoruz…


“Abi, duydun mu?”

Hazret-i Musa devri gibi bir devir yaşıyoruz.

Türünü bilmediğim beyaz renkli bir kuş, gece yarısı bütün koğuş uyuyorken koğuşta uçuyor. Serçeden büyük, güvercinden küçük boyda olan bu kuş, üç katlı ranzalarla tıka basa dolu olan karanlık koğuşta, zemin kata inen merdivenin başında bir o yana, bir bu yana gidiyor.

Onu yakalamak için hamleler yapıyorum, ilk anlarda mümkün olmuyor ama sonra bir ara ellerimin içine alıyorum. Onunla biraz da konuşuyorum. Kısa konuşmanın ardından onu bırakıyor ve Mart ayının ortasında, Ümraniye E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda yatmakta iken gördüğüm bu rüyadan uyanıyorum.


Acayip bir hal yaşıyorum rüyada, yaşamadan anlatılamayacak değişik bir hal. İnsanı biraz gamlandıran, içini acıtan bir hal denebilir ama biraz daha farklı. Yine uyumaya çalışıyorum ve bir süre sonra yine uyanıyorum. Uyanır uyanmaz aklımda o rüya, tabir etmeye çalışarak ranzadan iniyorum.

Saat gece 01:30 suları, rüyanın etkisi altında koğuşun zemin katına iniyorum. Herkese yetecek yatak olmadığı için gece nöbete duran, sabah boşalan yataklara yatan ve “gececi” dediğimiz arkadaşlar var. Bir de yatağı olsa da onlara takılan, uyumayıp televizyon izleyenler var.

Koğuşun koridora bağlanan kapısının orada 28 yaşında genç bir arkadaş var. Merdivenden inince ilk ona denk geliyorum ve “Abi, duydun mu?” diyor.


“Neyi?” diyorum “Yan koğuşlardan birinde bir kişi intihar etmiş” diyor. Merakla sorularımı sordukça anlıyorum ki ben uyanıp aşağı inmeden kısa bir süre önce karantina ya da dağıtım koğuşu denilen koğuştaki mahkumlardan biri intihar etmiş. Önce infaz memurlarından biri “Adam intihar etmiş, koşun” diye koridorda bağırmış.

Sonra peşine diğer infaz memurları koşmuşlar. Sonra kurum müdürü de gelmiş, olay yeri inceleme de savcı da… Koymuşlar cesedi bir ceset torbasına ve götürmüşler.

O arkadaş, intihar vak’ası yaşandığını söyler söylemez benim aklım gördüğüm rüyaya gitti. Ona da “Galiba bana malum oldu, şöyle şöyle bir rüya gördüm. Emin değilim ama bu intihar ile alakası olabilir” dedim.

Sonra içim daha da burkuldu. İntihar eden kişi lüzumsuzun biri olsa bana bu şekilde malum olmazdı diye düşündüm. O şartlarda hadiseye dair sağlıklı bilgi almak da pek mümkün değildi.


Aynı mahkum arkadaşın evinden/ailesinden kısa süre önce isteyip de koğuşa getirttiği bir rüya tabiri kitabı vardı. Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin hazırladığı çok değerli bir eserdi. Onu açıp bakınca “Rüyada bir yerde türü belli olmayan kuş görülürse, oraya Azrail (a.s.) gelir. Orada hasta varsa ölür” yazıyordu. Daha önce bunun gibi bir rüya görmemiştim. Bu maddeyi/bilgiyi okuyunca hiç şaşırmadım. İntihar vak’asına işaret ettiğine emin oldum.

Bu mesele aklımda yer etmişti ve tahliye olunca arkadaşlardan bu meseleyi de hızlıca bir araştırmalarını istedim. Aldığım bilgi o ki aslında kötü biri değilmiş, çok çekmiş, çok ağır büyüler yapılmış ve kendi iradesi dışına çıkarılarak, zihin kontrolüne alınarak, intihar gibi görünen bir sonla vefat etmiş.

Birçok kişi meseleye çok başka bakıyor, acımıyor, umursamıyor ve lüzumsuzun biri müstahakını bulmuş gözü ile bakıyorken ben çok farklı tavır almıştım.

Rüyada bir kuşla konuşmanın tabiri ezberimde yoktu. Daha önce hiç görmediğim bir maddeydi. O rüya tabiri kitabında da yoktu. Çıkınca baktım ki rüyada bir kuşla konuşmak, yaşanacak bir nahoş hadise hakkında olgunluk göstermek ve karşı tarafı anlayıp alttan almak demekmiş.

Şu ülkede ve şu dünyada, aslında iyi niyetli ve mazlum olan çok sayıda insanın büyülerle intihara sevk edildiğini bilmek ne kadar acı… Hazret-i Musa devri gibi bir devir yaşıyoruz.


Hangi dala el attıysa kurutulmuş!

Bir zaman gelmiş, hayatında bir anda her şey olumsuz yönde değişmeye başlamış.

Hangi dala el attıysa kurumuş. Çok mücadele vermiş, toparlamak istemiş, iyi niyetle sebeplere uymak ve darlıklardan çıkmak istemiş ama her işin sonu hep kesik olmuş.

İşleri bozulmuş, yuvası yıkılmış, itibarı sarsılmış, ruh ve beden sağlığı bozulmuş. Bütün bunlara da kendisine yapılan büyüler sebep olmuş. Temiz niyetli ve mücadeleci birisi olduğu halde umursamaz, bir baltaya sap olmaz biri gibi görülür olmuş. Bir süre sonra ister istemez yalnızlaşmış. Yaşadıklarına büyülerin sebep olduğunu anlayamamış. Bazı zamanlar, büyü ile zihin kontrolünde iken hiç istemediği, asla yapmayacağı şeyler yaptırılmış ve suçlar işletilmiş. Hayatı tamamen mahvolsun diye cezaevine sürüklenmiş. Kendi eli ile kendi bedenine zararlar vermesi sağlanmış. Kesikler atmış.

Ve cezaevinde de rahat bırakılmayıp intihar gibi görünen bir halde öldürülmüş. Bu kadar iç yakan bu hadisede, duyunca insanı dağlayan bir sarsıcı gerçek de şu ki bu mazlum kardeşimize bu fenalığı, bu büyüyü öz kardeşi yaptırmış. Kardeşi, kendisinin güleç yüzlü, halim-selim, iyi niyetli, sevilen birisi olmasına çok haset etmiş.

Gördüğüm o rüyada, o mazlum kardeşimizin yüksek bir manevi derece ve şehadet mertebesi ile alemi değiştiğine de işaret var. Allah şefaatine nail eylesin. Ona bunu yapanları, yaptıranları ibret-i alem eylesin.

Mehmet Fahri Sertkaya