Etiket arşivi: Büyü

İşte ben meydandayım ve “Yapamayacaksın!” diyenleri görmek istiyorum…

600 milyardan fazla uzaylı medyum sahadaydı (bunların bir kısmı biyonikti) ve çok yaklaşık yarısı öldü.

300 trilyondan fazla cin kabilesi de aynı anlarda sahadaydı ve tamamen yok oldular.

Sayılamayacak kadar çok (yüz binlerce) büyü ve ittifak etmiş bir büyücü ordusu da vardı. 420’den fazla dünya insanı büyücü de öldü.

Uzaylıların büyücüleriyle cinlerin büyücüleri de onlara destek verdiler. Onlarda da yüksek sayıda ölüler var.

Metafizik sinyal yayan cihazlardan da aynı anda çok yüksek sayıda kullanıldı ve onların da tamamına yakını bozuldu.

Bizde ölü yok, yaralı yok, yorgunluğun haricinde bir sorun yok. Lakin bu yorgunluğa rağmen bir bu kadarını daha hemen şimdi ezip geçebiliriz.

ABD de Çin de Rusya da bitmiştir. Filistin meselesi de artık başka bir boyut kazanacak. Dünya üzerinde söylediklerimin hepsini yapacağım. Diyarbakır da BOP’un kara para yıldızı olmayacak, onu da bozacağım.

İşte ben meydandayım ve “yapamayacaksın” diyenleri görmek istiyorum.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şalom

Rusya’nın Yahudi kökenli dünyaca meşhur ressamı vefat etti diye bir yazı olabilirdi bu fotoğrafın yanında ama öyle değil…

Tipik bir Rusya Yahudisi gibi görünen bu kişi, Solomon Soysuz’un dayısı… Bu kişi Yahudi ibadetlerini de yerine getiren bir gizli Yahudiydi. Solomon Soysuz gibi dayısı da büyü işlerinden az anlardı. İyi bilmezdi. Yahudilerden bahsedip de büyücülükten bahsetmemek, hayatın olağan akışına aykırı. Konuşulanlara göre uyuşturucu çektikten sonra ölmüş.

Soysuz’un yakın zamanda vefat eden annesi de sürekli büyüler yapan bir gizli Yahudiydi. Medyum kabiliyetleri de vardı. Onun hakkında da çok şeyler konuştular. Konuşulan bir iddiaya göre, o sıralarda Soysuz’u çok sıkıntıya düşüren siyasi gelişmeleri Soysuz’un lehine çevirmek için, pek çok önemli kişiye büyüler yapmış durmuş. Hatta metafizikle saldırmış. Sonra da sert bir karşılık alıp ölmüş. Kısacası çarpılmış…

Mehmet Fahri Sertkaya

Papa-Sistani görüşmesi

Gizli bir Süryani Hristiyan olan Sistani, Papa’yı gergin ve endişeli görünce neyi olduğunu sordu. Papa, çaktırmadan devam etmesini işaret etti. Bir süre normal seyrinde bir konuşma yaptılar.

Ardından Papa şöyle konuştu: “Hepimiz, hepimiz…Sen ve tüm halkın çok büyük tehlikedeyiz. Bundan asırlarca öncesinde olduğu gibi… İnsanların uyanıp kendilerine gelip, içlerine iyiliğin yerleşip, merhameti aramalarına az kaldı. Çok, birçok yerden bu iş için uğraşan görevliler var. Hepsi ölümlü olmayabilir. Bazıları ölümsüz ve onlara katlanabilmek çok zor. Birçok, birçok dostum öldürüldü. Ve buna sebep olanlardan biri bile ele geçirilmedi. Böyle sinsi bir ağın hedefinde sen ve diğerleri de var. Daha çok yaşamalıyız. Daha fazla kalpleri öldürmeliyiz. İyilik anlayışını kazıyıp atmalıyız.

Tanrı bize bu konuda çok kızgın. Çünkü hepimiz korkup bir köşeye çekildik ve saklandık. Buraya çok zor geldim ve daha fazla merasime katılmak zorunda kalmak istemiyorum. Bu önemli bilgiyi sana verdim. Çünkü yok olmamamız gerekiyor. Aklını yitirmiş gibi bakıyorsun… Umarım dediklerimi anlamışsındır.”

Sistani de şöyle karşılık verdi:

“Farkındayım, farkındayım…Tehlike çok yakınımızda. Çok, çok yakınımızda. Bazen bir nefes kadar yakın hissediyorum. Dediklerini anlıyorum. Burada bulunan birçok şeyh ile bunları konuştuk. Hepsi her gece çalışıyor ve gayret gösteriyorlar (Durmaksızın büyüler, ayinler yaptıklarını ifade ediyor.) Tanrı işe yaramayanların ölmesine izin verecektir ve herkes kendinden sorumludur. Tabii ki istediğini yapabilirsin. Seni geçirmek için eşlik edeyim…”

Papa aslında bir biyonik robot olduğu için metafizikle çok çarpılsa ve içindeki uzaylı perişan olsa da dışarıya hepsi yansımıyor. Buna rağmen dışarı yansıyan görüntüsüyle bile perişan halde bir Papa var sahada…

Lakin… Sistani’nin halini her bakan görebilir. Onun halini görmek için metafizik kabiliyetlere sahip olmak bile gerekmez. O kadar çok haddi aştılar ve bize karşı hep büyüler yaptılar ki metafizikle karşılık verdiğimizde çok şiddetli çarpıldılar. Bu nedenle de çok az görüntü verdiler. Sistani’nin idare edecek bir halde görünebilmesi için ona Papa ve Vatikan’daki çetesi tarafından da ayrıca büyüler yapıldı. Adam o anlarda biyolojik bir robot gibiydi. Kendinde bile değildi. Papa ve çetesi emirlerindeki cinleri de kullandılar. Bunu sadece Sistani’ye değil Irak’ta muhatap olacakları herkese en başından itibaren yaptılar, yapıyorlar.

Şeytanlaşmış bir çete, zahirde/görünürde Hristiyan rolü oynayarak aslında Satanistlik yapıyor. Aslında Satanist olan bu çete İslam yurdu Irak’ta kendilerine aşırı alaka ve sevgi varmış görüntüsü verebilmek için hem tehdit, hem büyü, hem cin, hem metafizik hem de basın medya kartlarını bir arada kullanıyor.

Dün de yazmıştım ki bu ziyaret neticesiz, faydasız bir ziyaret. Görüntü vermek için yapılan bir ziyaret.

Türkiye hiç zaman kaybetmeden yoluna devam edecek. Papa bile devreye girse işte böyle çaresiz kalacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Soru kısmı güzel de cevap kısmı tamamen uydurma, kandırma…

Ben size gerçekleri yazayım. Bebekler de dahil olmak üzere insanları satanist büyü ayinlerinde sadistçe katleden bir kişi olduğunu, bize karşı yapılan bir büyü ayininde çarpılıp hasar aldığını, dünya üzerindeki kara para işlerinin/sisteminin tepe isimlerinden biri olduğunu yazmamdan sonra başına gelmedik şey kalmayan bir Papa var karşımızda…

Öyle şeyler yaşandı ki bütün dünya “Papa tutuklandı mı?”, “Papa öldürüldü mü?” diye tartıştı, tartışıyordu. Kısa süre önce “Sahi Sisi nerede? Hamaney nerede? Papa nerede? Şi’nin o halleri nedir öyle?” diye yazmamdan sonra Papa varlık gösterebildi. Burada hem “İşte Papa burada, bir sorun yok” mesajı veriliyor hem de kara paraları iyice azalan Papa’nın ve çetesinin, meydanın yüksek gerilim hattına döndüğü şu kritik zamanda nasıl/nerede duracağının mesajı veriliyor.

Burada “Bütün tehditlere rağmen biz kara para sistemimizi bozdurmayız.” mesajı var. Bu mesajı uygulamalı verebilmeyi de deneyecek ve şayet gidebilirse Irak’a gidip Barzani ile görüşecek. HDP/PKK/YPG isimli ihanet, terör, cinayet, katliam, fuhuş, organ örgütünün korunması için, yok edilmesine izin verilmemesi için işte böyle şaşırtıcı ve tarihte görülmemiş bir hamle yapacak. Sahada bunun için mekik dokuyacak. Bu mücadelede kendini aşacak.

Evet, evet… Katolik dünyasının ruhani lideri Papa böyle bir kişi ve bu hamlesiyle bu yazdıklarımı doğrulayacak. Daha çok sayıda genç kız ve kadın ve hatta erkek çocuk kaçırılıp fuhuş ve sübyancılık mafyalarına kurban olsunlar diye ve çocuklar da dahil olmak üzere daha fazla insanlar kaçırılıp dünya üzerindeki organ mafyalarına kurban olsunlar diye, daha fazla uyuşturucu işi yapılabilsin diye ve her türlü kara para işleri bozulmadan devam edebilsin diye çırpınan biri şu Papa…

Yapsınlar bakalım hamlelerini ve görsünler bizim de neler yapabileceğimizi, nelere güç yetirebileceğimizi.

Papa, Biden’ın desteği ile Irak’a gidecek.

Irak’ın Türkiye ile ilişkilerini bozmasını isteyecek. Onları buna zorlayacak. Hem tehdit hem de maddi menfaat teklifi kartını kullanacak. Bu hamlesi ile biraz da Almanya’yı kurtarmak istiyor. Almanya’nın kara para gelirleri hızla azalıyor. Kara paraları kesilmiş bir Almanya, dünya siyasetinde bir hiçtir. Kara para trafiğinde Rusya ile Almanya arasında gidip gelen ülkeler/hükumetler de var. Almanya kara para işinde biterse, her sahada biter.

Avrupa’ya kaçan, kaçmaya çalışan HDPKK’lilerin bundan sonra Irak’a kaçmalarını ve orada kendilerine güvenli bir ortam sunulmasını istiyorlar. Baskı altında kalan Merkel, bunu en çok isteyenlerden biri… Papa’yı Irak’a göndermelerinin bir sebebi de bu…

Papa mevzuya Çin’i de karıştıracak. Irak’takiler anlaşmaya uyarlarsa, Çin’in kara paralardan onlara daha çok pay verebileceğini söyleyecek. Çin zaten ileride Suriye’nin yeniden imar edilmesinde pastadan büyük pay kapmak için planlar yapmış vaziyette. Bu kısma gidilirken Irak’ta da nüfuzunun zaten artmasını istiyor.

Papa Şii din adamı Sistani’nin, Irak’ın idari kadrosunu yönlendirmesini isteyecek. Daha çok Sistani’yi muhatap alacak. Irak’ın idari kadrosunun böyle vahim bir hata yapması ve bu milletler arası çetenin taleplerine ya da tehditlerine boyun bükmesi, kendilerini ateş hattına atmak olacaktır. Bu da zaten karmakarışık olan Irak’ı iyice karıştıracak hadiseler dizisini başlatacaktır.

Türkiye’nin, dünya siyaseti bu kadar gerilmiş ve dengeleri bu kadar değişmişken, Kuzey Irak’ı topraklarına dahil etmesi hiç zor olmayacaktır. Mevcut dengeler içinde Türkiye’nin bu hamlesine karşı durulamayacaktır.

Ümit ediyorum ki Irak’ta söz sahibi olanlar bu vahim hatayı yaparlar da asırlarca toprağımız olan ve ihanetlerle elimizden alınan o yerlerin, hususiyle Süleymaniye, Musul, Kerkük’ün, tıpkı Tebriz gibi sınırlarımıza dahil olmasının önü iyice açılır. Bununla da kalmaz, zaten iyice karışmış olan İtalya, bir daha toparlanamaz hale gelir. Almanya da İtalya’dan beter karışır.

İşte meydan… Herkes hamlesini yapsın, bakalım neler yaşanacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Eski Mısır’da uzaylı insanlar

Eski Mısır devrinde de bazı uzaylı insanlar, dünya insanlarının başına geçiyorlardı. Günümüzdeki gibi dış beden giyerek geçmiyorlardı. Gerçekte oldukları gibi görünüyorlardı. Bunların arasında Müslümanlar ve iyi niyetliler de vardı, gayr-i müslim olup dünya insanlığına düşman olanlar, türlü türlü aldatıcılık yapanlar da vardı. Bu kötü niyetli gayr-i müslim olanlara bir süre sonra müdahale edildi ve dünyadan çıkıp kaçmak zorunda kaldılar.

Uzaylı insan türleri arasından kendileri isteyenler de dünyamıza geldiklerinde cinlerle iletişim kuruyorlar, işbirliği yapıyorlar. Sadece cin/büyü kartını değil, metafizik teknikleri de çekinmeden kullanıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hazret-i Musa devri gibi bir devir yaşıyoruz…


“Abi, duydun mu?”

Hazret-i Musa devri gibi bir devir yaşıyoruz.

Türünü bilmediğim beyaz renkli bir kuş, gece yarısı bütün koğuş uyuyorken koğuşta uçuyor. Serçeden büyük, güvercinden küçük boyda olan bu kuş, üç katlı ranzalarla tıka basa dolu olan karanlık koğuşta, zemin kata inen merdivenin başında bir o yana, bir bu yana gidiyor.

Onu yakalamak için hamleler yapıyorum, ilk anlarda mümkün olmuyor ama sonra bir ara ellerimin içine alıyorum. Onunla biraz da konuşuyorum. Kısa konuşmanın ardından onu bırakıyor ve Mart ayının ortasında, Ümraniye E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda yatmakta iken gördüğüm bu rüyadan uyanıyorum.


Acayip bir hal yaşıyorum rüyada, yaşamadan anlatılamayacak değişik bir hal. İnsanı biraz gamlandıran, içini acıtan bir hal denebilir ama biraz daha farklı. Yine uyumaya çalışıyorum ve bir süre sonra yine uyanıyorum. Uyanır uyanmaz aklımda o rüya, tabir etmeye çalışarak ranzadan iniyorum.

Saat gece 01:30 suları, rüyanın etkisi altında koğuşun zemin katına iniyorum. Herkese yetecek yatak olmadığı için gece nöbete duran, sabah boşalan yataklara yatan ve “gececi” dediğimiz arkadaşlar var. Bir de yatağı olsa da onlara takılan, uyumayıp televizyon izleyenler var.

Koğuşun koridora bağlanan kapısının orada 28 yaşında genç bir arkadaş var. Merdivenden inince ilk ona denk geliyorum ve “Abi, duydun mu?” diyor.


“Neyi?” diyorum “Yan koğuşlardan birinde bir kişi intihar etmiş” diyor. Merakla sorularımı sordukça anlıyorum ki ben uyanıp aşağı inmeden kısa bir süre önce karantina ya da dağıtım koğuşu denilen koğuştaki mahkumlardan biri intihar etmiş. Önce infaz memurlarından biri “Adam intihar etmiş, koşun” diye koridorda bağırmış.

Sonra peşine diğer infaz memurları koşmuşlar. Sonra kurum müdürü de gelmiş, olay yeri inceleme de savcı da… Koymuşlar cesedi bir ceset torbasına ve götürmüşler.

O arkadaş, intihar vak’ası yaşandığını söyler söylemez benim aklım gördüğüm rüyaya gitti. Ona da “Galiba bana malum oldu, şöyle şöyle bir rüya gördüm. Emin değilim ama bu intihar ile alakası olabilir” dedim.

Sonra içim daha da burkuldu. İntihar eden kişi lüzumsuzun biri olsa bana bu şekilde malum olmazdı diye düşündüm. O şartlarda hadiseye dair sağlıklı bilgi almak da pek mümkün değildi.


Aynı mahkum arkadaşın evinden/ailesinden kısa süre önce isteyip de koğuşa getirttiği bir rüya tabiri kitabı vardı. Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin hazırladığı çok değerli bir eserdi. Onu açıp bakınca “Rüyada bir yerde türü belli olmayan kuş görülürse, oraya Azrail (a.s.) gelir. Orada hasta varsa ölür” yazıyordu. Daha önce bunun gibi bir rüya görmemiştim. Bu maddeyi/bilgiyi okuyunca hiç şaşırmadım. İntihar vak’asına işaret ettiğine emin oldum.

Bu mesele aklımda yer etmişti ve tahliye olunca arkadaşlardan bu meseleyi de hızlıca bir araştırmalarını istedim. Aldığım bilgi o ki aslında kötü biri değilmiş, çok çekmiş, çok ağır büyüler yapılmış ve kendi iradesi dışına çıkarılarak, zihin kontrolüne alınarak, intihar gibi görünen bir sonla vefat etmiş.

Birçok kişi meseleye çok başka bakıyor, acımıyor, umursamıyor ve lüzumsuzun biri müstahakını bulmuş gözü ile bakıyorken ben çok farklı tavır almıştım.

Rüyada bir kuşla konuşmanın tabiri ezberimde yoktu. Daha önce hiç görmediğim bir maddeydi. O rüya tabiri kitabında da yoktu. Çıkınca baktım ki rüyada bir kuşla konuşmak, yaşanacak bir nahoş hadise hakkında olgunluk göstermek ve karşı tarafı anlayıp alttan almak demekmiş.

Şu ülkede ve şu dünyada, aslında iyi niyetli ve mazlum olan çok sayıda insanın büyülerle intihara sevk edildiğini bilmek ne kadar acı… Hazret-i Musa devri gibi bir devir yaşıyoruz.


Hangi dala el attıysa kurutulmuş!

Bir zaman gelmiş, hayatında bir anda her şey olumsuz yönde değişmeye başlamış.

Hangi dala el attıysa kurumuş. Çok mücadele vermiş, toparlamak istemiş, iyi niyetle sebeplere uymak ve darlıklardan çıkmak istemiş ama her işin sonu hep kesik olmuş.

İşleri bozulmuş, yuvası yıkılmış, itibarı sarsılmış, ruh ve beden sağlığı bozulmuş. Bütün bunlara da kendisine yapılan büyüler sebep olmuş. Temiz niyetli ve mücadeleci birisi olduğu halde umursamaz, bir baltaya sap olmaz biri gibi görülür olmuş. Bir süre sonra ister istemez yalnızlaşmış. Yaşadıklarına büyülerin sebep olduğunu anlayamamış. Bazı zamanlar, büyü ile zihin kontrolünde iken hiç istemediği, asla yapmayacağı şeyler yaptırılmış ve suçlar işletilmiş. Hayatı tamamen mahvolsun diye cezaevine sürüklenmiş. Kendi eli ile kendi bedenine zararlar vermesi sağlanmış. Kesikler atmış.

Ve cezaevinde de rahat bırakılmayıp intihar gibi görünen bir halde öldürülmüş. Bu kadar iç yakan bu hadisede, duyunca insanı dağlayan bir sarsıcı gerçek de şu ki bu mazlum kardeşimize bu fenalığı, bu büyüyü öz kardeşi yaptırmış. Kardeşi, kendisinin güleç yüzlü, halim-selim, iyi niyetli, sevilen birisi olmasına çok haset etmiş.

Gördüğüm o rüyada, o mazlum kardeşimizin yüksek bir manevi derece ve şehadet mertebesi ile alemi değiştiğine de işaret var. Allah şefaatine nail eylesin. Ona bunu yapanları, yaptıranları ibret-i alem eylesin.

Mehmet Fahri Sertkaya

Korku imparatorluğu kurmak…

“300’ler Komitesi” kitabını yazan ve sözde bu komiteyi ifşa eden Dr. John Coleman aslında “300’ler Komitesi”nin bir üyesi…

Bunların bütün işi bu: korku imparatorluğu kurmak… Yalanlarla, propagandayla, ifşa görünümlü propaganda ile kendilerini/sistemlerini dev, acımasız, çok güçlü, mücadele edilemez, karşılarına bile çıkılamaz şekilde göstermek…

Kontrolleri altındaki ABD’yi ve AB ülkelerini de bu zamana kadar böyle gösterdiler, gösteriyorlar. Aslında onlar da abartıldığı kadar güçlü olmadılar, şu anda da o kadar güçlü değiller.

Dünyanın dört bir yanında, Siyonizmin teşkilatlarını, Masonluğu, İlluminati’yi yani Ankebut Ağı’nı ifşa ediyormuş gibi görünerek korku imparatorluğu kurma planlarına hizmet eden hainler oldu ve hala var. Türkiye’de ilk akla gelenler Aytunç Altındal ile Ramazan Kağan Kurtoğlu ama daha başkaca da çok kişiler var.

Ankebut Ağı, Satanist ve bütün insanlığa düşman bir ağdır/teşkilattır.

Ankebut Ağı’nın teşkilatı pramit şeklindedir. Pramitin en üstündeki göz, sözde her şeyi gören ve yöneten Şeytan’ın yani Azazil’in gözüdür. En üst yönetici Şeytan’dır. Mason teşkilatı da bu ağ ile bütünleşmiş bir teşkilattır/ağdır.

Ankebut Ağı’nın ve dolayısı ile Masonluğun alt kademelerinde olanlar pek bilmese de ve onlara açıkça söylenmese de üst kademedekiler hep Satanisttir. Bu nedenle cinler, büyüler bunların vazgeçilmezidir. Azazil, emrindeki cinlerle bu ağı korumak, kollamak ister. Bu ağın mensuplarının cin, büyü kartına karşı sağlam duramayanlar, bunlarla mücadele edemezler.

Zaten bu güne kadar böyle güçlü görülmelerinin en temel üç sebebi var:

1- Şeytani bir şekilde “Zafere ulaşmak için her yol mübahtır” diyerek, güç/para bulabilmek için organ, uyuşturucu, fuhuş, her türlü kaçakçılık, terör, tefecilik dahil insanlık dışı her işi yapmaları. Hiçbir ahlaki sınır, değer tanımamaları…

2- Basın ve medyayı kendi ellerinde tutmaları. İnsanlığı basın/medya kanalı ile kendilerinin istediği şekilde yönlendirmeleri. Bu arada kendi adamlarını, kendilerini ifşa eden adamlar gibi oynatıp da insanlık üzerinde bir korku imparatorluğu kurmak istemeleri…

3- Cin ve büyü kartı ile, normalde aşamayacakları pek çok engeli aşmaları. Önemli rakipleri/engelleri büyülerle yok etmeleri. Cinleri kullanarak yaptıkları büyülerle bazı önemli kişilerin zihinlerini büyük oranda kontrol altına almaları ve onlar farkına varamadan kendilerine hizmet ettirmeleri.

Mehmet Fahri Sertkaya

Nazar değen insanla, büyü yapılan insanın hali aynı olmaz…


Bu yazı çok kıymetli. Bununla çok şeyleri yerli yerine oturtacaksınız.

Nazar değen insanla, büyü yapılan insanın hali aynı olmaz.

Nazar değen kişinin üzerinde tahammül edilemez bir yük/enerji olur. Bu enerji sanki bütün vücudunu kaplamış gibidir. Aynı anlarda çok çok şiddetli baş ağrısı olur. Bir anda bütün gücü kesilir. Ayakta duramaz, oturur. Sonra oturamaz, yatar. Sonra yatarken bile çatlayacak gibi olur. Şuurunda bir sorun olmaz, düşüncesinde, idrakinde hiçbir sıkıntı olmaz.

Büyü yapılan insanların ise (büyüler çok başka başka maksatlarla yapılıp insanlar başka başka haller yaşasalar da) temelde hep aynı hallari yaşadıkları bilinir. Bedenlerini tam akledemezler, fark edemezler. Ellerinin, kollarının, parmaklarının, tırnaklarının varlığını pek aklemezler. Bir nevi uykuda görme ya da hipnoz altında irade kullanma hali gibi bir hal yaşarlar. Hemen, ilk anlardan itibaren hareket kabiliyetlerini ciddi oranda kaybederler. Çok yavaş ve zorlanarak hareket etmeye başlarlar. Oturdukları yerden kalkmak istemezler. Kalkmak zorunda olduklarında bu, onlara çok zor gelir. Çünkü zihinleri gibi, bedenlerinin kontrolü de büyük oranda cinlerin eline geçmiştir. Bedenine bir kendi ruhu, bir de cinler emir vermektedir. Dışarıdan bakan hiç kimsenin göremeyeceği çılgın bir mücadele yaşanmaya başlamıştır artık o insanın zihninde ve bedeninde… O kişiye büyü yapıldığını fark edemeyenler, tahmin edemeyenler bile, şayet dikkat ederlerse, o şahsın hareketlerinin ağırlaştığını, çevresini anlamasının ve karar almasının zorlaşıp yavaşladığını, göz hareketlerinin tuhaflaştığını, etrafındaki şahıslardan ve olaylardan epeyi uzaklaştığını, kendine dönüp içe kapandığını fark edebilirler.

Büyü yapılan insanların gözlerinin önüne saydam ama yine de karanlık/karartıcı bir perde iner. Bu, sadece göze inen ve etrafı karartılmış şekilde görmeye sebep olan bir perde gibi anlaşılmasın. Bu perde, gerçekte yoktur, maddi/cismani bir şey değildir. Gerçekte gözüne de bir perde inmez zaten… Bu perde beyindeki merkezlerden, beyin kontrolü ile indirilir onun üzerine ve her ne ile meşgul olsa, karamsar bakmaya, olumsuz görmeye, değerlendirmeye başlar. Gözleri çok sağlıklı olduğu halde gerçekten bulanık ve bir miktar gölge düşmüş, karartılmış görmeye başlar. Tam bu anda vak’aların çoğunda, göz bir yere sabit bakarken bile gözde çizgi çizgi siyah ya da gri şekiller belirir ve göz sabit olduğu halde onlar hep çeşitli yönlere hareket ederek kaybolurlar. Aslında gözleri işini hala tam yapar ve kusuru yoktur da beyindeki görme merkezinin kontrolü büyük oranda cinlerdedir artık ve karartırlar orada…

Büyülü kişiler tam bu anlarda, hiç kimsenin beklemediği sert, öfkeli, karamsar, kırıcı, anlaşılamaz tavırları sergilerler ama kendileri bunun farkında bile olamazlar. İsteyerek yapmazlar. Tam burası “Seni son zamanlarda iyi görmüyoruz. İstersen bir psikoloğa git” denilen yerdir. Bir insanın kulaklıkla yüksek sesli müzik dinlerken, farkında olmadan aşırı tepki vermesi ve çok yüksek sesle konuşması misalidir aslında bu yaşanan da… Etrafındakiler, onun çok yüksek ses altında olduğunu bilmezler ve konuşmasındaki şiddete şaşırırlar. İşte İçinde öyle çok yüksek sesler, güçlü duygular oluşur ki bunlar kin, nefret, öfke, şiddetin hakim olduğu duygulardır. Kendi kendine sessizce taşımaya ve bastırmaya çabalasa da bir süre sonra İster istemez dışında yaşananlara/tepkilerine de yansır.

Baş ağrıları olsa da nazardaki gibi olmaz. Genelde sol kulaktan ve başın tepe noktalarından acı, ısı, enerji hissederler. Çoğu, yıllarca büyülü halde yaşasalar bile, bir bilene denk gelmeden bu ısının, çınlamanın, enerjinin farkına varamazlar. Nadir vak’alarda fark edenler doktora gidip “Sol kulağımda sürekli uğultu ve çınlama gibi bir şey var. Bu nedendir?” derler ama tıp burada hiçbir şey yapamaz. Zira kulakta ya da beyinde ve sinir sisteminde hiç rahatsızlık yoktur. Kuvvetli bir büyü yapıldı ise bu tesir/ısı/çınlama/uğultu çok yüksek olur ama kuvvetli bir büyü altında iken eş zamanlı olarak zihinleri de daha ileri seviyede kontrole alındığından, kulaklarındaki uğultu, çınlama ve aşırı ısınmayı bu halde iken hiç fark edemezler.

Bunun da sebebi, daha kuvvetli büyülerde idrak kabileyetlerinin de iyice sınırlanmasıdır. Büyünün şiddeti ne kadar zayıf ise, kişinin bunu fark etme ihtimali o kadar yüksektir. Ne kadar kuvvetli ise, bedeninde olağan dışı şeyleri gözleri ile görse bile, “Ben bunu nasıl yaptım” dediği şeyleri yaptığını görse bile bunları tam idrak etme ve değerlendirip mani olma ihtimali o kadar zayıftır. Çünkü kuvvetli büyüde, zihin kontrolü daha yüksek orandadır. Büyü ile intihar görünümü verilip de ölüme sevk edilen kimseler, cinnet geçiren kimseler, ölüme gittiklerini bile akledemezler. Nasıl öldürdüklerini de, nasıl öldüklerini de, kimi/kimleri öldürdüklerini de o an için bilemezler. Kurtulabilirlerse, kendilerine geldiklerinde, yaşananların çok azını hatırlayabilirler.

Zamanı, mekanı, etraflarını, etrafında yaşanan olayları tam anlamı ile idrak edemezler. Hepsi bulanıktır. Bu, hiç idrak edemezler demek değildir. Gerçek hayatı da gördükleri, işittikleri, fark ettikleri halde; arasına gerçek hayattan nesneler, olaylar, sesler, görüntüler de eklenmiş bir sanal/kurgulanmış hayat yaşarlar. Aynı anlarda beyinleri yüksek kapasite ile çalıştırılır cinler tarafından ve takip edip anlayabildiği hayatın çoğu zihninde oluşan sanal hayattır. O anlarda eş zamanlı olarak beyninde gerçek hayatla bağı olmayan, açıklanabilir sebebi olmayan duygular, korkular, sevgi, nefret, kin, panik, aşk, şehvet, gerçek olmayan sesler ve görüntüler, her şey oluşturulur. Bir korku filmi izlerken, oradaki karakterin yaşayacağı duygu durumuna sizi sokan bir makinenin/kaskın ya da sanal gerçeklik gözlüğünün geliştirilmiş olduğunu, sanal bir görüntü izlerken ona uygun duyguların size yüklendiğini farz edin. Buna çok benzerdir yaşadıkları… O sanal duyguları ve duyuları gerçek sanması istenir cinler tarafından…

Bu haldeki kişi gerçek hayatta önünde duran bir arabanın, gerçek hayatta patladığını, etrafında onlarca insanın parça parça olduğunu görebilir. Görüntü mükemmeldir. Sesler mükemmeldir. Kurgu mükemmeldir. Onlarca farklı ve gerçek duran insan gözlerinin önünde parça parça olmuştur ama bu sadece beyninde oluşmuştur da o anda fark edemez. Benzeri tekniklerle cinnet geçirtilen birisi, havuza atladığını zan ederek, tam zamanlaması ile koca trenin önüne ya da bir uçuruma atlayabilir. Bunun zihin kontrolü olduğunu anlayamaz. Günümüzde, büyü ile, cinler aracılığı ile yapılan bu tesirlerin TAMAMINI elektromanyetik dalgalar kullanan cihazlarla yapabiliyorlar. Bu teknolojiler yaklaşık elli senedir çok sayıda devletin elinde var.

Nazar değmesinde ise bunların hiçbiri yoktur. Zihin kontrolü yoktur. Sanal duyular, duygular, görüler yoktur. Nazarla cinlerin bir alakası da yoktur.

Mehmet Fahri Sertkaya

Vajinismusu yenmek çok kolay!

Tıbbın ya da uydurma bilim psikiyatrinin vajinismus şikayeti olanları iyi edebildiği nerede ise hiç görülmemiştir. Sadece ülkemizde, yıllarca hekim hekim dolaşıp netice alamayan hatta üstüne bir de çok sayıda uzman psikiyatra giderek netice alamayan, şifa bulamayan on binlerce kişi mevcuttur.

Bunun sebebi, bu halin bir hastalık değil cinni bir tesir oluşudur. Bu halin cinni bir tesir olduğuna inanmak da, bu inanç gereği çaresini aramak da, gösterilmek istendiği gibi yobazlık/gericilik, bilim dışılık değildir. Bilim, ispat edilene, neticeye bakar ve bazı sözde bilim adamları, vajinismus şikayeti olup da kendilerinin ‘üfürükçü’ diyerek alaya aldığı dinî şifacılara gidip kısa sürede şifa bulan on binlerce vak’ayı görmezden gelmeyi bilimsellik sayıyorlarsa da, işte asıl yobazlık/gericilik budur.

Vajinismus birkaç günde kolayca aşılabilir/aşılmaktadır. Dinî şifacılara başvurmayı topluma yobazlık ve suç göstermek, yobazlık ve suçtur. Vatandaşların bu yöndeki tercihine devletler dahi karışamaz. Bu özgürlüğü ve tercih hakkını sınırlandıramaz. 

Vajinismus diye fiziki ya da ruhi bir hastalık yoktur. Vajinismus olarak isimlendirilen hal, cinnî bir tesirin neticesidir. En sık yapılan büyülerden biridir. Kolayca yapılabildiği gibi kolayca da çözülebilmektedir. En çok da karı kocanın mutluluğunu, huzurunu çekemeyenler, ayrılmalarını sağlamak ya da bu kadarını başaramasalar bile mutluluklarını bozmak için bu gibi büyülerle kastederler. 

Cinlerin varlığı ayetler ile sabittir ve bu gerçeği inkar etmek kişiyi İslam dininden çıkarır. Cinlerin, kendilerini göstermeden insanlara ruhi ve fiziki anlamda tesir edebildikleri nass yani ayet ve hadisler ile sabittir. Hatta cinlerin karı kocanın arasını açtıkları da ayetle sabittir. (bkz. Bakara, 102) Şeytan dediğimiz Azazil de cin tayfasındandır, melek değildir. İlmihal bilgisine sahip müslümanlar bile bilir ki;

– Esnemek şeytandandır

– Besmelesiz yenileni şeytan yer

-Her insanın cinni bir arkadaşı vardır, bu kafirdir ve ona vesvese verir. 

Burada şeytan denilirken kastedilen, rahmetten kovulup lanetlendiğinde kendisine şeytan denilen Azazil değildir sadece… Onun evlatları da, orduları da vardır. Bunların bazıları ölümlüdür, yaklaşık bin beş yüz sene kadar ömür sürerler ama has kadrosuna da kendisine verildiği gibi Hazret-i Allah tarafından mühlet verilmiştir ve kıyamete kadar ölmezler, ölmeyecekler de insanlara zarar vermeye, insanlar için imtihan vesilesi olmaya devam edecekler. 

Cinlerin varlığına ve insanların bedeni ve ruhu üzerinde tesirleri olabildiğine inanmak, İslam dininin temel esaslarındandır. Cinler, insanların sadece ruhuna, zihnine, hayal dünyasına ve rüyalarına tesir etmezler. Tam anlamı ile beyin kontrolü yapabilecek kadar tesir altına alabildikten sonra bir insanın vücudu ile oyuncak bir bebekle oynar gibi oynayabilirler. Hatta bir insanın kendi beynini kontrol etmesi ile vücuduna yaptırabileceklerinden daha fazlasını yaptırabilirler cinler…

İradesini kaybetmiş, cinlerin tam kontrolüne girmiş bir insanın, kendisinden hiç ama hiç beklenmediği halde, bir anda ve çok başarılı şekilde ve ne yaptığını da tam bilmeden mükemmel şekilde ters taklalar attığını görebilirsiniz. Oysa bu insan kendi iradesi ile hareket ettiği anlarda böyle bir şeyi asla yapamayacak bir insandır. Cinni tesir altında iken bir insanın, çok yüksek teknik bilgi, eğitim, tecrübe ve kabiliyet gerektiren şeyleri yaptığını da görebilirsiniz. Ya da yapılmasında hiçbir zorluk olmayan, hiçbir eğitim ve özel kabiliyet gerektirmeyen şeyleri yapamadığını da görebilirsiniz. O insan o tesirden kurtarıldıktan sonra bu yaptıklarını ya da yapamadıklarını ya hiç hatırlayamayacak ya da kısmen hatırlayacak ve anlam da veremeyecektir.

Her Müslüman bilir ki cinler, insanların damarlarında kan gibi dolaşabilirler. Sinir sistemini bir bütün olarak kontrol edebilirler. Bazen kişinin iradesini tam kıramazlar ve her istedikleri anda kontrol edemezler de, ancak bazı zayıf düştüğü anlarda iradesini kırabilirler. Ya da iradesini her zaman bazı açılardan kırabilirler. Mesela bir vakit tam tesir edemezler de o anlarda cinsi münasebet kurmasına mani olamazlar ama başka bir anda olabilirler. Burada kişinin iradesi, inancı, gayreti, sabrı, iyi niyeti çok etkilidir. Ve bu gibi durumlar hekimler ya da sözde hekim psikiyatrlar tarafından olmadık şekillerde yorumlanır, üfürükçü diyerek alaya aldıkları dini şifacılara karşı, onların görüşlerini çürüten bir koz gibi kullanılmak istenir. Hemen ardından da böyle sıkıntılı hallere düşürülen insanlara ‘hasta’ denilir, boş yere masraflara sokulur, yan etkileri arasında intihar bile bulunan ilaçlara mahkum edilir. Yıllarca bir ümit ile oyalanır. 

Yine cinler, kişinin, kendi zihnine ve bedenine dair bir takım tuhaflıklar yaşadığını düşünüp sağlıklı bir karar almasını engelleyebilirler. 15-20 sene boyunca bile doktor doktor boş yere gezmesini sağlayabilirler ki dünya üzerinde bu halde olanlar, senelerce doktorlardan çare arayanlar ve bulamayanlar tahmin bile edemeyeceğiniz kadar yüksek sayıdadır. Bu insanlar “Belli ki bu sıkıntı hekimlik bir sıkıntı değil. Benim de bir yanlışım, eksiğim yok” deyip doğru teşhisi koymak istediklerinde de zihinleri cinler tarafından yönlendirilebilir ve bu gayretlerine mani olunabilir. 
Böyle insanlar için en kritik şey, çevresindeki insanların bilinçli ve iyi niyetli olmasıdır. Kendileri çok iyi niyetli, dürüst, yüksek ahlaklı, zeki insanlar da olsalar, nasıl bir tesirin altında olduklarını anlamalarına daha doğrusu anladıklarında bunda karar kılmalarına ve gereğini yapmalarına müsaade etmez cinler… Böyle insanları bu gibi tesirlerden, bu ilmi bilen gerçek dini şifacılarla, hocalarla görüşerek yakınları da çıkarabilir. Bu hale getirilmiş kişileri böyle bir yola/çabaya ikna etmeleri şart değildir. 

Vajinismus denilen hallere sebep olan büyüler çok ağır ve çözülmesi çok zor olan büyüler değildir. Bu gibi kişiler, bu ilimde yeterliliği/kabiliyeti olan zatların yanına gitmeseler bile, kendileri gerekli duaları okumasalar ve taşımasalar bile bu tesirden yakınlarının gayreti ile (onun niyetine okumakla ve onun niyetine manevi sebeplere uyarak) kurtarılabilirler. 
Dikkat edilmesi gereken bir husus da, piyasada dini şifacı gibi görünenlerin en az yüzde doksan dokuzunun sahtekar ve üfürükçü olduğudur.Bu nedenle şunlara dikkat edilmelidir: 

– İtikadı ehli sünnet (Sünni) müslüman olmayan, Vehhabi, Selefi ve Şii inancındaki kişilere gidilmemelidir. 

– Baştan ücret belirleyip para isteyenlere gidilmemelidir. İstemediği halde, gönül rızası ile de, imkan nispetinde bir miktar mutlaka verilmelidir, kibarca masasına bırakılmalıdır ki o da geçim temin edebilsin. 

– Kadın erkek arasındaki İslami kurallara dikkat etmeyenlere, kadınlarla bir odada baş başa kalanlara gidilmemelidir. 

– Yakınları yanında iken bile olsa kadınlarla tokalaşanlara, saçını başını açtıranlara gidilmemelidir. – Sigara içenlere, kendini methedenlere, namaz kılmayanlara gidilmemelidir. 

Yüzü nurlu, yüzünde secde izi görülen, haya sahibi, kadınlarla ailesinin de olduğu ortamda bile konuşurken mümkün mertebe yüzünü çevirip bakmadan konuşan, kibar, nazik, sakin, kırıcı olmayan, kimin yaptığı ya da yaptırdığı sorulunca asla cevaplamayan, soru sorulmadıkça çok da konuşmayan, kılık kıyafeti ve insanların ağırladığı mekanı temiz ve tertipli olan, üzerinde İslam ahlakı ve insanlığa hizmet gayreti görülen kişilere gidilmelidir. 

Mehmet Fahri Sertkaya