Etiket arşivi: Eski Mısır

Kurt adam diye bir şey yok ama kurt adam denilen bir şey var…

Video alternatif link: https://ok.ru/video/1397987478057

Bu güne kadar çok yüksek sayıda insanın gördüğünü söylediği ve çok yüksek sayıda insanın varlığına inandığı ve çok yüksek sayıda insanın tartıştığı “kurt adam” diye bir şey yok. Yani aklı olan, tercih hakları olan, adamdan/insandan sayılabilecek öyle bir canlı yok.

Lakin… İnsana çok benzeyen ama kurt başı bulunan, bu nedenle de görüldüğünde “kurt adam” denilen bir canlı/hayvan türü var. Şu videoda görülen görüntüler çok kısa görüntüler ve çok da net görüntüler değil. Doğu Türkistan Türkleri kurucu üyesi Babusselam Okutan adlı şahsın paylaştığı söylenilen bu videoda, iki metre boyunda, kolları ve ayakları da çok uzun olan bir kurt adam görüldüğü, yolculuk sırasında köpeğe çarptığını zan ederek durduğunda bu canlının yerde cansız yattığını gördüğü ve şaşırarak görüntüsünü kayıt ettiği iddia ediliyor. Çok benzeri görüntüler dünyanın dört bir yanında biraz daha farklı iddialarla bir süredir paylaşılmış.

Video gerçek midir, montaj mıdır, arkasında bir art niyet var mıdır, bunlar bir yana… Ben videoda görünen şeyin ne olduğu kısmına takılmadan ve bu kısmı yetkili araştırmacılara bırakarak, bu sahada zaten bildiğim bazı hususları aktaracağım. Şu video yayılıyor ve tartışılıyorken, bu bilgileri aktarmam yerinde/zamanında bir tavır olacaktır.

Aslında ortada çok akıl almaz ve inanılamaz bir şey yok…

Hep anlattığım şeyler var. Bilim ve teknolojide daha önce bizim dünyamız da çok ileriye, gidilebilecek en ileri seviyeye kadar gitmişti/çıkmıştı. O devirde de dünyanın insanlarının tamamı iyi niyetli kişiler değillerdi ve bir sürü art niyetli işler yaptılar. Genetik mühendisliği sahasında da yapılmaması gereken işler yaptılar.

Bizim Adem babamızdan önceki Adem babaların devirlerinde de bilim ve teknolojide çok ileri gidilince, yine art niyetli pek çok şeyler yapılmıştı. Milyonlarca yıldır da gezegenimiz ve dünya insanlığı bu art niyetli işlerin sıkıntısını çekti, çekmeye devam ediyor.

Bir de şu son birkaç bin senedir dünyamızda uzaylılar çok yüksek bilim ve teknoloji ile art niyetli işler yapıyorlar. Genetik mühendisliği sahasında kural tanımaz şekilde faaliyet göstererek hala yeni canlı türleri türetiyorlar.

Bu videoda görünen canlı gerçek midir, montaj mıdır bilinmez ama bu görüntüdeki gibi tuhaf canlılar bizim dünyamızda çok uzun zamandır var. Daha farklı farklı olanları da var. İnsan genleri ile hayvan genlerinin birleştirilmesi yoluyla elde edilen çok farklı farklı tuhaf hayvanlardan uzaydaki gezegenlerin pek çoğunda var. Bilim ve teknolojide ilerleyen, din ve ahlak sınırı bilmeyen/tanımayan insan türleri hemen bitkilerle, hayvanlarla hatta insanlarla oynamaya, genlerini değiştirmeye ya da birleştirmeye başlıyorlar. İşte bizim dünyamızdaki “efsane” denilip her devirde hep tartışılan şeylerin arkasında bu acı gerçek var.

Şu dünyada ya da başka dünyalarda insanoğlu, farklı, güçlü görünmek, büyük insan topluluklarını peşinden sürüklemek ve kutsal sayılmak için neler neler yapmadı…

Yüksek bilim ve teknolojinin geliştiği çağlarda dünya insanları da başka dünyaların insanları da insan genetiğine ahlaksızca/kuralsızca müdahaleler yaptılar.

Kendilerini/bedenlerini ve iç dünyalarını, duygularını, dürtülerini daha sağlam, daha güçlü yapmak için değişik değişik hayvanların değişik özelliklerini insanların bedenlerinde buluşturmak isteyenler de çok oldu, oluyor. Şu başımıza bela yeşillerin aslında önceleri de yeşil renkte olsalar da insan gibi durduklarını, daha sonradan kendilerini güçlendirmek için bedenlerine müdahaleler yaptıklarını ve daha çok da sürüngenlerin kodlarını vücutlarına eklediklerini, bunun neticesi olarak insana benzemez bir hal aldıklarını ve duygu/düşünce yapısında da hayvanileştiklerini daha önce birkaç satırla anlatmıştım.

Kadim Mısır’da piramitlerdeki sembollere bakıldığında, sadece yüksek teknoloji ile imal edilmiş aletler değil, vücut şekilleri kısmen farklı olan insan figürleri de görülür. Piramitlerin yüksek bilim ve teknoloji seviyesinde inşa edildiği o zamanda yüzlerine hayvan figürlü maskeler takanlar vardı ama genetiği değiştirilmiş insanlar da vardı. Lakin bunlar dünya insanı değillerdi, uzaylı insanlardı. Sadece kurt kafası değil, kuş kafalarına benzer şekle sahip olanlar da vardı. Bu benzerlikler çok ileri seviyede değildi ve bu kişiler insanlıklarını kaybetmemişlerdi. Hala ruhları, akılları, tercih hakları olan insanlardı bunlar…


Çupakabra da efsane değil

Yıllar önce de yazmıştım. Daha çok Güney Amerika ülkelerinde görünen, hayvanların kanını emen ama etini yemeyen ve çupakabra denilen, efsane olduğu söylenilen, üzerine çok tartışmalar yapılan şey de gerçek…

O da aslında uzaylı bir hayvan türü… Lakin o da üzerinde sonradan genetik oynamalar yapılan, olduğundan çok çok başka göründüğü bir hale çevrilmiş bir havyan… Kan emiyor, kan içerek de besleniyor.

Bölgede kan emerek beslenen başka bir canlı daha var ama bunun aklı, ruhu var ve bu insan… Güney Amerika ülkelerinde, sayıları çok olmayan, diğer uzaylı türleriyle çok alış verişi olmayan, onlardan bağımsız yaşayan uzaylı bir insan türü var. Bu tür de dünya hayvanlarının kanlarını çekerek içiyor ve etlerine dokunmuyor. Bu gibi kanı çekilerek ölmüş ve ölü bulunmuş hayvanlar meselesi sadece günümüzün meselesi de değil. Binlerce yıldır dünyamızda hep yaşanan bir mesele…

Bu nedenle de uzun zamandır dünyada hep vampir iddiaları tartışılıyor. Aslında vampirlere de efsane denilemez, onlar da gerçek. Bu dünyada yalnız olmadığımızı herkes anladı, bildi de çok ama çok kalabalık olduğumuzu ve çok farklı özelliklerde insan ve hayvan türleriyle aynı gezegende bulunduğumuzu öğrenme vaktimiz geldi. Bir de genetik mühendisliğinde sınır tanımayan insan türlerinin herkesin başına bela olacak canlı türlerini türettiklerini öğrenme vaktimiz geldi.

Onlar Yahudi değil, satanist değil, uzaylılardı

Kadim Mısır’da insanların başına geçen biyonik robotlu uzaylılar vardı. Süleyman aleyhisselam zamanında dünyamızdaki bilim ve teknoloji devlet gücüyle yok edilmişti. Dünya insanlığı kendi gayretiyle, çalışmalarıyla bilim ve teknolojide ulaşılabilecek en ileri seviyeye ulaşmıştı. Var olan teknoloji şeytanlaşmış insanların eline geçtikçe akıl almaz tehlikeler oluşuyordu. Bunları yıllardır anlattım.

Bilim ve teknoloji yok edildi ama yeşiller, griler ve daha başka uzaylı türler dünyamıza gelip gitmeye ve hatta dünyamızda yeraltındaki üslerinde kalmaya devam ettiler. İblis o vakte kadar onlarla çoktan ortaklık yapmıştı.

İşte bu uzaylı türler, dünya insanlığını İslam’dan uzaklaştırmak için oyun üstüne oyunlar kurdular ve hala benzerlerini kuruyor, oynuyorlar.

Kadim Mısır’da ve dünyanın daha başka yerlerinde, dünya insanı suretinde imal edilmiş biyonik robotlarla toplumların başlarına geçtiler. En önemli makamları ele geçirdiler.

Ellerinde zaten çok yüksek teknoloji vardı, hayvanlar üzerinde ileri seviyede genetik mühendisliği yapabiliyorlardı. Kuşların kafasını insan kafasına, aslanların kafalarını insan kafasına, insanların kafalarını da bazı hayvanların kafalarına benzetebiliyorlardı. Bu teknik çok sağlıklı olmuyordu ve tam da istenen sonucu vermiyordu. Bunun haricinde ise dünya insanı suretinde imal ettikleri biyonik robotların bazılarının bazı kısımlarını, en çok da kafalarını hayvan suretinde yapıyorlardı. Dünya hayvanları gibi görünen biyonik robotlar da yapıyorlardı ama fark şu ki o robotların da bazı kısımları çok farklı oluyordu. Çoğunlukla kafaları/yüzleri dünya insanları gibiydi. Ayrıca olağan üstü halleri/özellikleri oluyordu.

Bu kişiler (dünya insanı suretindeki biyonik robotlar) kendilerini olağan üstü kabiliyetleri olan kutsal kişiler olarak insanlığa tanıtıyorlardı. Yanlarındaki adamları ve hayvanları bile olağan üstü hallerdeydiler. Mesela aslan gibi bir hayvanları oluyordu ama kafaları/yüzleri insansıydı. Hareketleri ise diğer aslanlardan çok farklıydı. Sanki akıllıydı. Laftan anlıyor, ne denilirse onu yapıyordu. Kuş gibi hayvanları vardı ama kafaları insan kafası gibiydi.

Kendileri belli başlı makamlara geçiyorlardı ama yanlarında da olağan üstü haller sergileyen adamları oluyordu. Bu yardımcı adamların (mesela vezirlerin, komutanların), daha doğrusu insan gibi görünen biyonik robotların da kafaları kurt, kuş ya da başka hayvanların kafaları gibiydi. Bunlar vasıtasız bir şekilde havaya yükselebiliyor. Havada asılı durabiliyor. uçabiliyor, ellerinden ışınlar yayabiliyor ya da türlü olağan üstü haller sergileyebiliyorlardı.

Dünya insanları firavunlara daha yakın olsunlar, onları kendileri gibi görsünler, sahiplensinler ve uyum sağlayabilsinler diye, genellikle firavunları dünya insanı suretinde yapmayı tercih ediyorlardı. Yine de bu biyonik robot firavunları, dünya insanlarından biraz farklı ve üstün görünsünler diye kafatasları arkaya doğru uzamış şekilde imal ediyorlardı. Hal böyle olunca bir süre sonra bu topluluklar, uzun kafatası sahibi olmayı firavunlar soyundan olmanın ve asillerden olmanın bir alameti kabul ederek kendi çocuklarının kafataslarını da arkaya doğru uzatmanın yollarını arıyorlardı. Bir süre sonra daha bebek iken dünya insanlarının kafataslarını sarıp sıkarak şeklini değiştirmeyi buldular ve bu usul çok yaygınlaştı.

Şu sfenks dedikleri heykeller, durduk yerde yapılmadılar. Bunlar hayal ürünü değiller. Bunları yapan heykeltraşlar bu gibi canlıları gördüler. Duvarlara çizilmiş o figürleri/resimleri çizenler de hayal ürünü olarak çizmediler. Onlar da gördüklerini, gerçek hayatta var olanları çizdiler. O zamanda öyle tuhaf canlılar sayıca az olsalardı vardı ve onlar üstünlerdir, onlar asillerdi hatta onlardan bazıları haşa tanrılardı. Topluluklar bu kadar büyük kandırıldılar.

Kendileri gibi o tuhaf hayvanları da kutsal olarak kabullendiriliyordu ve kendileri de hayvanları da ölmüş zan edildiklerinde, yani halk onları ölmüş bildiğinde, ceset zan edilen o biyonik robotlar, uzaylılar tarafından yok ediliyordu. Halka da bunların kutsal oldukları için özel merasimle gizli yerlere gömüldükleri bilgisi veriliyordu. Hep o İblis’in, ona uyan cinlerle uzaylıların oyunlarıydı bunlar…

Mitolojideki sözde tanrılar da hep uzaylıydılar

Yunan mitolojisinin kökenleri de aslında Mısır’dadır. Yunan mitolojisindeki şu tanrısı, bu tanrısı denilen binbir türlü uydurma tanrıların temeli de işte burası… Hepsi aslında uzaylıların oyunu. Kendileri çok üstün bilim ve teknoloji seviyesiyle dünya insanı suretinde görülen biyonik robotlar yaptılar ve dünyaya geldiler. Olağanüstü haller sergilediler ve toplulukları peşlerinde sürüklediler. Kendilerini ilahlaştırdılar ve dünya insanlığını manen/dinen/ahlaken çökerttiler.

Güneş Tanrısı Ra dedikleri kişi bile aslında uzaylıydı. Yıllar önce bir yazımda ufaktan bir dokunmuştum ve bu şekilde geniş izah etmemiştim. Yazı arşivde duruyordur. Ankebut Ağı’nın kutsal bildiği geçmişteki pek çok kişi aslında dünyaya biyonik robotla gelip insanlıkla oyun oynayan uzaylı kişilerdi. Bu oyunlara İblis de dahil oldu. Satanist bir teşkilat olan Ankebut Ağının mensuplarına İblis, binlerce senedir uzaylı türleri ve onların sahip olduğu teknolojiyi de kullanarak oyun oynuyor.

İslam dininin hak peygamberlerinden biri olan İsa aleyhisselamın öğrettiği şeriatı/İseviliği ve getirdiği kutsal kitap İncili de işte bu teşkilat bozarak hristiyanlığı kurdu ve tahrif olmuş, aslından bozulmuş binbir türlü incil uydurdu.

Mevzu o kadar geniş ve o kadar detaylı ki durmadan aylarca anlatılsa özet geçilebilmiş olur. Dünyanın farklı yerlerinde, en çok da Afrika’da bazı insan topluluklarının hayvanlar gibi çırılçıplak ve medeniyetten tamamen uzak yaşamalarının arka planında bile işte bu oyunlar var. Kendilerini ilah ilan eden o firavunlar, insanların dinini ve ahlakını tamamen bozabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. İnsanların meydan yerde topluca zina etmelerini, her yerde çıplak gezmelerini, şiddetin, nefretin eşcinselliğin hakim olmasını sağlıyorlardı. İnsanların arenalarda aslanlara parçalatılması bile bu biyonik robotlu sözde tanrıların bir buluşuydu. Dünya insanlarına olan düşmanlıkları o kadar şiddetliydi ki buldukları her fırsatta en vahşice davranışları sergiletiyorlardı ve insanı insana da kırdırıyorlardı.

Bu bilgiler ve daha fazlası bilinmeden gerçek dünya tarihi çözülemez, anlaşılamaz ve dünyaki acılar, zulümler, sorunlar sonlandırılamaz. Bu yazdıklarım giriş seviyesinde temel bilgilendirme oldu. Yazdıklarım zaten kısacık sürede onlarca lisana tercüme edilerek dünya üzerindeki beyin takımına ulaşıyor. Bunlar biraz konuşulsun, tartışılsın, hazmedilsin, sonra ben detayları da yazarım.

Bir açıklama:

Süleyman aleyhisselam zamanında bilim ve teknoloji dünyamızdan kaldırılmadan önce, uzaylılar dünyamıza gizlenmeden gelebiliyorlardı. Teknoloji kaldırıldıkça ve nesiller geçtikçe uzaylılar gizlenerek gelmeye başladılar.

Birkaç nesil sonrasında zaten yakın geçmişi bile bilemez hale geldiler. Bu sıralarda biyonik robotlarla Mısırlıların, Hindistanlıların, Çinlilerin ve daha başka milletlerin başına uzaylı türler geçtiler. Dünya insanlığını İslam’dan, ahlaktan uzaklaştırmak için her şeyi denediler. Bu iki devrin şartlarının birbirinden farklı olduğunu anlamak lazım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Eski Mısır’da elektromanyetik saldırılar…

Mısırlılar çok sık olarak elektromanyetik saldırılara da maruz kalıyorlardı

Günümüzde HAARP da denilen afet silahlarıyla sürekli vuruldukları için, çareler bulmak istediler. Bu sebeple de piramitleri yaptılar. Piramitlerin bazılarının tepesinde/ucunda büyük altın bloklar da vardı. Bazı piramitler, başka devletlerin elektromanyetik dalgalar göndererek Mısır’da suni afetlere sebep olmasına mani oluyordu. Çünkü o piramitler söz konusu dalgaları/enerjiyi kendine çekiyordu. Bazı piramitler ise Mısır’a doğru gönderilen o elektromanyetik dalgalara set olan karşı dalgalar gönderiyordu.

Çok meşhur olan Keops piramidi, enerjiyi kendine çeken piramitlerden biriydi. Bu piramitte Rus bilim adamları çalışmalar yaptılar ve piramidin enerji sahasında bir şeylere müdahale etmek için yapıldığına kesinlikle kani olup bunu duyurdular.

Bazı sözde bilim adamları ise, piramitleri yapanlarla, binlerce sene sonra teknolojinin kaldırıldığı zamanlarda piramitleri kullanan milletlerin farklı milletler olduğunu ve piramitlerde sonradan teknoloji kullanılmadan oynamalar/müdahaleler olduğunu fark ettikleri halde, onlarca senedir bunu gizlediler.

Hala gizliyorlar ve Nat Geo başta olmak üzere kontrollerindeki Mason/Satanist kadro/sistem/kuruluşlar üzerinden hala insanlara “Piramitler yüksek teknoloji ile yapılmadı. İşte kanıtları” diyerek, sonraki teknolojisiz devirdeki insanların yaptığı müdahaleleri gösteriyorlar.

Çok büyük metafizik ve elektromanyetik çatışmaların yaşandığı o devirde, bitmek bilmeyen depremlerden, fırtınalardan, aşırı sıcaklardan ve soğuklardan ve her türlü suni afetlerden en iyi şekilde korunmak, piramitlerde bulunmakla mümkündü. Bu nedenle idari kadro ve zenginler, asiller hep piramitlerde kalır oldular. Bunlardan bazıları, yaşanan afetlerden mezarlarını da uzun süre korumak için kendilerini piramitlere defin ettirir oldular. Aslında piramitler buz dağının görünen yüzü misali yerlerdi. Onların altlarında da çok farklı farklı yer altı tesisleri vardı ve hala var.

Piramitlerden çok daha eski zamanlarda ve çok daha yüksek teknolojiyle inşa edilmiş olan şu meşhur Göbeklitepe’nin ve benzeri çok sayıdaki tarihi yapının altlarında da hep yer altı tesisleri vardı ve bazılarının altlarında hala var. Bunların bazıları yok olmadı. Zaten Göbeklitepe’de bulunan bir heykelin gözlerini yapmak için kullanılan iki özel taş bile bize anlatılan dünya tarihinin gerçek olmadığını kanıtlamaya yetiyor. O taşları hiç kimse, çok yüksek teknoloji kullanmadan öyle şekillendiremezdi. Bütün Mısır halkı bir araya gelip, bir ömür yemeden ve içmeden o taşlara o şekli vermek için çırpınsaydılar bile yapamazlardı.

Emin olamadığım bir husus var. Piramitleri ilk defa bu maksatlarla, bir Türk olan ve iki bin sene yaşamış olan Hz. Zülkarneyn de yaptırmış olabilir. Bir zaman geldiğinde Hz. Zülkarneyn bütün dünyanın tek hükümdarı oldu. Dünyanın tamamını idaresi altına aldı. Bu gerçekleşmeden önce devletler arasında yaşanan savaşlarda sadece Mısır’da değil, dünyanın çok başka yerlerinde de aynı maksatlarla binalar/tesisler hatta piramit şekilli tesisler yapılmış olmalı. “Çin’deki Türk piramitleri” iddialarına bu cihetten de bakılıp araştırmalar genişletilmeli.

Mehmet Fahri Sertkaya

Eski Mısır’da metafizik savaşlar yaşanıyordu

Eski Mısır’da da çok sık olarak metafizik çatışmalar hatta büyük metafizik savaşlar yaşanıyordu.

O devirde uzaylı insan türleri dünyamıza gizlenmeden gelerek faaliyette bulunabilirlerdi. Mısırlılar, uzaylı insan türlerinin kendi aralarında, kendilerine zarar vermeden yaşamasını hatta yer yer idari kadro içinde yer almalarını hatta bazen Firavunların uzaylı türlerden olmasını yadırgamıyorlardı. Hatta daha önce anlatmıştım ki çok meşhur bazı Firavunlar bizim dünyamızın insanları değildi. Süleyman aleyhisselamın veziri Asaf da bizim dünyamızın insanı değildi.

Hep söylediğim gibi, o devirde bizim dünyamızın teknolojisi de çok ileriydi ve uzaydan teknoloji nakline ihtiyaç da yoktu. Bizim dünyamızın insanları da başka dünyalara-gezegenlere gidip gelirlerdi ya da gidip kalırlardı. Dünyalar arası bu trafik neticesinde, zenciler, Japonlar ve Çinliler olduğu gibi, uzayın muhtelif yerlerinde çok yüksek sayıda melez türler de oluştu.

Dünyamızdaki devletler-liderler arasında savaşlar olduğu gibi, kaçınılmaz olarak dünyalar arası savaşlar da olurdu. Dünyalar arası çatışmalar çoğunlukla şimdilerde olduğu gibi metafizik tekniklerle olurdu. Mısırlılar da bu türlü saldırılardan korunabilmek için başlarına yüksek teknoloji ile üretilmiş çeşit çeşit kasklar takarlardı ve bunlar Mısır’daki tarihi eserlerin duvarlarına resmedilmişti.

Günümüzde uzaylı insan türlerinin hepsi metafizik saldırılardan korunmak ya da metafizik sinyallerini güçlendirmek için binbir türlü kask kullanıyorlar ama bizim dünyamızın bazı devletlerinin gizli servislerindeki metafizikçiler de benzer kaskları kullanıyorlar. Yani Mısır’da binlerce sene önce resmedilmiş yüksek teknolojinin bir kısmına bizim dünyamız da yine çoktan ulaştı. Ayrıca bilinmeli ki metafizik çatışmalarda sadece kasklar değil, daha başka aletler-cihazlar da kullanılıyor. Söz konusu Mısır çizimlerinde bunlara da zaten yer verilmiş. Bu izahlarımdan sonra, dünya üzerindeki beyin takımı deyip durduğum kişiler, konuya bu çerçeveden bakıp bu güne kadar çözemedikleri yüzlerce şeyi hemen çözeceklerdir.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Eski Mısır’da uzaylı insanlar

Eski Mısır devrinde de bazı uzaylı insanlar, dünya insanlarının başına geçiyorlardı. Günümüzdeki gibi dış beden giyerek geçmiyorlardı. Gerçekte oldukları gibi görünüyorlardı. Bunların arasında Müslümanlar ve iyi niyetliler de vardı, gayr-i müslim olup dünya insanlığına düşman olanlar, türlü türlü aldatıcılık yapanlar da vardı. Bu kötü niyetli gayr-i müslim olanlara bir süre sonra müdahale edildi ve dünyadan çıkıp kaçmak zorunda kaldılar.

Uzaylı insan türleri arasından kendileri isteyenler de dünyamıza geldiklerinde cinlerle iletişim kuruyorlar, işbirliği yapıyorlar. Sadece cin/büyü kartını değil, metafizik teknikleri de çekinmeden kullanıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ankebut Ağının fikri altyapısı çöker…

Dün Şi’ra (Sirius) yıldızına, dünya tarihine, geçmişte milletlerin başına geçen uzaylı insanlara, kadim Mısır’a, Osiris’in bile bu dünyanın insanı olmadığına dair anlattıklarım, birilerinin, kafasına balyozla vurulmuş gibi sarsılmasına sebep oldu. Davalarının, yollarının ne kadar çürük, temelsiz ve bozuk olduğunu bir kez daha gördüler. O anlattıklarımı insanlık bir duysa o gün muharref Museviliğin, Masonluğun ve Ankebut Ağı’nın öğretileri temelden çöker.

Bu konulara dair geniş bilgisi olmayanlar şu anda kastettiğimi tam anlayamayacaktır ama Ankebut Ağı’nın mensuplarının dünya tarihine, dinlere, uzaya, cinlere, Şeytan’a nasıl baktığını, nelere nasıl inandığını, ideallerinin temelinde nelerin olduğunu ileride yapacağım yayınlarda işledikçe daha iyi kavrayacaklardır.

Mehmet Fahri Sertkaya

O, Şi’ra’nın da Rabbidir

On binlerce yıldır, dünyadaki bazı milletlerin başına, başka gezegenlerden gelmiş başka insan türleri geçti. Bunu, günümüzde olduğu gibi gizlenerek, dış beden giyerek de yapmadılar. O zamanlar, açıkça gelmelerine ve dünya işlerine müdahale etmelerine izin vardı.

Böyle kişilerin dünyamızda hükümdarlık yapmalarından birkaç nesil sonra, bu milletlerin soyundan gelenler, her şeyi birbirine kattılar. Eskiden başlarına geçmiş olan başka dünyaların çok yüksek teknolojili insanlarını tanrılaştırdılar.

Antik Mısır’ın Firavunlarından bazıları da başka dünyaların insanıydılar. Günümüzde Ankebut Ağı’nın mensuplarının, Masonların, gizli Yahudilerin çok kıymet verdiği ve olağanüstü güçlere sahip olduğuna inandığı bazı kadim Mısır liderleri, dünyamızın insanı değillerdi. Onların zan ettiği gibi olağanüstü güçlere de sahip değillerdi. İlah da değillerdi, peygamber de değillerdi. Sadece olağanüstü teknolojiye sahiplerdi. Bu durum, Hindistanlıların büyük bildiği bazı kişiler için de böyle… Daha önce yazmıştım, dünya tarihinde çok önemli bir yeri olan Süleyman aleyhisselamın veziri Asaf bile Merih insanlarındandı. Vezir Asaf da tıpkı Süleyman peygamber gibi bilim ve teknolojide uçuk seviyede idi.

Dünya tarihinde, başka dünyalardan gelen uzaylı insanların sık sık tanrılaştırıldığı da oldu/yaşandı ama sadece kullar/insanlar değil, önem verilen bazı gök cisimleri de zamanla tanrılaştırıldı. Bazı milletler bu gök cisimlerini ilah bildi, taptı. Bunlardan biri de Sirius yıldızıdır.

Geçmişte çok yüksek sayıda insan Sirius yıldızını ilah bildi, ona taptı ve feci bir sona, sonsuz cehennem azabına gitti. Allah-ü teala bunu bizlere haber vermek ve tanrılaştırılan Sirius yıldızını yaratanın da kendisi olduğunu bildirmek muradı ile Kur’an-ı Kerim’de Necm suresi 49. ayet-i kerimesinde “O Şi’ra’nın da Rabbidir” buyurdu. Şi’ra yıldızı, günümüzde Sirius denilen ve iki yıldızdan oluşan ikili yıldız sistemidir.

Detail of sitting Egyptian Pharaoh Statue isolated on black background

“Mısır Tanrısı” denilen ve kadim Mısır tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisi olan Osiris bile bu dünyanın insanı değildi. Sirius güneş sisteminden gelmişti.

Herhangi bir insandı. Ne ilahtı, ne peygamberdi ne de manevi bir liderdi. Masonların ve Ankebut Ağı’nın mensuplarının sembollerinden bazıları bu dünyaya ait değil. Osiris ve benzerleri sayesinde dünyamızda bilinen/tanınan semboller bunlar… Yani Ankebut Ağı sadece günümüzde değil, binlerce sene önce kadim Mısır zamanında da uzaylı insanların kazıklarını yiyordu. Şimdi de Grilerin ve Yeşillerin yani Ye’cüc ile Me’cüc milletinin oyuncağı oldular.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

.