Etiket arşivi: Psikiyatrlar

An itibari ile üfürükçüler, psikiyatrlardan birkaç adım önde

Hem üfürükçülerin hem de psikiyatrların bilimsel dayanakları yok. İki grup da gözle ya da araç gereçle görülemeyen, var olup olmadığı hiçbir şekilde gerçekten ispat edilemeyen ve varsalar mahiyetinin ne olduğu bilinemeyen akıl ve ruh gibi soyut kavramlar üzerine yorumlar yapıp, aklın ve ruhun rahatsızlanması durumunda kendilerince çözüm üretiyorlar. İki grup da varlığı kesin olarak ispat edilememiş ve dolayısı ile bilimsel açıdan bakılınca “yok” kabul edilmesi gereken şeyleri tedavi etmeye kalkıyorlar.

Meydanda olan manzaraya göre, sadece son kırk küsur yıldır ilaçla tedavi uygulaması yapan, öncesinde sadece “insanın kötü anılarını dinleyip bunları aşmasına imkan sağlamalı ve danışmanlık yapmalıyız” temelinde hareket eden ve kökeni bir asrı bile bulmayan, kırk sene öncesine kadar kimsenin itibar etmediği ve kırk sene öncesine kadar komik ve alaycı karikatürlerin en sürekli konularından biri olan sözde bilim Psikiyatri ve psikiyatrlar, hastaları üfürükçüler oranında bile iyi edemiyor. Üfürükçülere gidip şifa bulanlar çok yüksek sayıda iken, sözde hekim olan psikiyatrlara gidip şifa bulanlar adeta mumla aranıyor.

Her meselede “Hani nerede bilimsel dayanakların? Öyle olmaz, gözümle ya da bir teknik araçla göreceğim, laboratuvarda test edeceğim. Sonuçlar alacağım, veriler göreceğim. Somut olacak somut…” diyen bilim adamlarının, mesele Psikiyatri olunca “Böyle bir bilim olmaz. Bu şartlarda Psikiyatrinin üfürükçülükten hiç farkı olmaz” dememeleri de aklı başında herkes tarafından yadırganıyor ve menfaat gereği sergilenen “çifte standart” olarak yorumlanıyor.

Herkes her şeyi her yönü ile tartışıyor da, tartışılamayacak kadar kesin olanı şu; 350’den fazla psikolojik hastalık tanımlaması yapıp uydurup duran sözde bilim psikiyatri sayesinde, dev Siyonist ilaç firmaları her yıl haybeye milyarlarca dolar para vuruyorlar. Üfürükçülerin sadece bir kaç haftada iyi edebildiği hastalar, bazen beş on yıl, bazen bir ömür boyu acılar içinde kıvranmaya ve sömürülmeye devam ediyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dikkatle okuyun, şunlar sizde de oluyor mu?


– Yolda giderken sürekli olarak binaları, balkonları, pencereleri sayıyorsanız,

– Ayna karşısına geçince sürekli kendi kendinize gülüyor ve konuşuyorsanız,

– Kulaklarınızda sürekli olarak çınlama ve uğuldama duyuyor ve sebepsiz ısınma hissediyor ama işitme kaybı ya da kulak ağrısı yaşamıyorsanız.

– Gözlerinizin önünde gerçekte olmayan saç teli ya da ip parçası gibi siyah bir gölge oluşuyorsa ve bir yere sabitlenip bakarken yani gözünüz hareket etmez iken de gözünüzde sanal olarak oluşan ip gibi bu siyah görüntü hareket ediyor, sağdan sola, soldan sağa gidiyorsa

– Rüyalarınızda sürekli korkutuluyorsanız. Gece rüyalarınızda sanki gerçek hayatta bir şeylerle boğuşuyor ya da savaşıyormuş gibi sürekli olarak enerji harcıyor ve sabah tarifsiz bir yorgunluk ve sıkıntılı hal ile uyanıyorsanız

– Uykuya dalarken ya da daldıktan hemen sonra sanki bir yerden düşüyormuş gibi bir ruh hali ile uyanıyorsanız

– Yakın zamanda yaşadığınız önemli olayları bile unutmuşsanız, unuttuğunuzun farkında değilseniz ve ancak arkadaşlarınızın uyarıları ile şaşırarak hatırlıyorsanız.

– Bir olaydan bahsederken “Bir kaç sene önce idi” diyorsanız ama çevrenizin ikazı ile söz konusu olayın 10 hatta 15 sene önce olduğunu fark ediyorsanız.

– Aslında tam olarak içinde bulunduğunuz ayın, yılın hatta yaşınızın bilincinde hareket edemiyorsanız. Zamanı algılamada bir bulanıklık söz konusu ise…

– Aslında tam olarak içinde bulunduğunuz şehri hatta yıllardır oturduğunuz evi bile algılayamıyorsanız, zaman ve mekanı ölçme kabiliyetiniz kısmen hasar almışsa…

– Aslında sevdiğiniz kişileri bile sürekli kırıyor ve sürekli olarak “Ben bunu nasıl yaptım, ben bunu nasıl söyledim.” ya da “Ben neden böyle yapıyorum. Ne gereği vardı şimdi bunu yapmanın. Bunu neden ve niçin yaptığımı anlayamıyorum.” diyor da, kendinize çok kızdığınız bu şeyleri yapmamaya gayret ediyor ama nasıl olduğunu anlayamadan hep yeniden yeniden yapıyorsanız.

– Okuduğunuz kitapları normalin dışında bir unutma ile unutuyorsanız. Bir kitabı çok uzun yıllar önce okuduğunuzu zan ederken, henüz bir iki yıl ya da bir iki ay önce okuduğunuz meydana çıkıyor ve şaşırıyorsanız. Ya da tam tersine olarak birkaç ay önce okuduğunuzu zan ediyorsunuz da aslında uzun yıllar önce okuduğunuz gerçeği ile yüzleşiyorsanız.

– Bütün gayretinize rağmen hemen hiçbir zaman hiçbir işe gereğince odaklanamıyorsanız.-

Beyninizin içinde sanal bir dünya dönüyorsa, sanal görüntüler, hisler, duygular yaşanıyorsa… Oturup durduğunuz yerde bile sanki bir dünya savaşı yaşanıyor ve oturduğunuz yerde ta çocukluğunuzu bile adeta oraya tekrar gidip yeniden yaşarmış gibi yaşıyor ve aynı acıları, sıkıntıları adeta yeniden ve aynı şiddette yaşıyorsanız. İstenmeyen bu hatıraları yeniden ve isteğiniz dışında hatırlar iken, ilk defa bu olayları yaşadığınız andaki kadar sıkıntı, üzüntü, şaşkınlık, heyecan, korku, endişe, gerginlik, pişmanlık duyuyorsanız. Aslında yakın ve uzak geçmişinizdeki kötü anıları hiç hatırlamak ve mevzu etmek istemediğiniz halde sanki iradeniz dışında sürekli gözünüzün önüne getiriliyor ve yeniden yaşatılıyorsa…

– Çocuğunuz, kızınız ya da bir aile üyeniz, çok basit bir sebeple, olmadık bir sebeple kavga edip bütün ailesini bir kalemde silip evden kaçtı ise ve geri de gelmiyorsa…

– Aşırı kilo kaybı yaşıyor adeta mum gibi eriyor iken hiçbir tıbbi teşhis konulamıyor ve hızla ölüme gidiyorsanız

– Kollarınızda, ayaklarınızda, omuzlarınızda, özellikle de ensenizde sürekli ve şiddetli ağrılar varsa, bundan sebep kendinizi sürekli bitkin, yorgun his ediyorsanız ve yerinizden kalkıp su almak bile size ölüm gibi geliyorsa…

– Vücudunuzun sürekli olarak bir aktiviteden, ne olduğunu bilmediğiniz bir şer kuvvet ile mücadele etmekten zayıf ve hasta düştüğünü fark ediyorsanız ya da şu andan itibaren farkına varacaksanız. Saçlarınızın dökülmesine, diş etlerinizin çekilmesine, cildinizin bozulmasına, renginizin solmasına, gözünüzün ferinin gitmesine sebep olan, sürekli aşırı enerji harcatan bir şey olduğunu his ediyor ama bunun ne olduğunu bulmak ve çaresini de bulmak isterken, nasıl olduğunu bile anlamadan bu düşüncenizin unutturulduğunu ve bu meselenin üzerine gidemediğinizi aylar sonra bir daha şaşkınlıkla akledebiliyorsanız…

– Belirli bir tıbbi rahatsızlık söz konusu olmadığı halde cinsel gücünüz aşırı zayıflıyor hatta uzun zaman aralığında cinsi münasebette bulunamıyorsanız. Ya da hiç istemediğiniz halde çok çok aşırı cinsel gücünüz varsa. Ya da aylarca yıllarca bile cinsi münasebette bulunulamamasını vajinusmus hastalığı zan ediyorsanız…

– Sizde ve eşinizde belirlenebilen hiçbir tıbbi rahatsızlık söz konusu değil iken uzun yıllardır çocuğunuz olmuyorsa.

– Evinizden dışarı çıktığınızda, sokaklarda yürüdüğünüzde, başka evlere, hanelere girdiğinizde anlaşılmayan bir şekilde aşırı sıkılıp daralıyor ve bir an önce evinize koşar adımlarla geri dönmek istiyorsanız. Evinizden yıllarca hiç dışarı çıkmamak mümkün olsa gönül rızası ile çıkmayacaksanız.

Bunlardan birkaçı ya da çoğu sizde ve aile fertlerinizden birinde bulunuyorsa, soyu tükenmek üzere olan “kelaynak” kuşları misali de olsa, hala bu dünyada ve bu ülkede, sırf Allah rızası için, insanlardan maddi bir talepte bulunmadan, yapılan sihir ve büyüleri bozmaya vesile olabilen ilim sahibi kişiler var ve derhal onlardan birini bulmanız gerekiyor.

Onlardan birini ararken de dikkatli olmanız gerekiyor. Zira meydanda dolananların binde dokuz yüz doksan dokuzu sahtekar ve hırsız. Kendi bağlayıp sonra kendi çözenler, anlaşarak biri bağlayıp diğeri çözenler, çözebilecekmiş gibi yapıp yıllarca sömürenler bile var. Siz “kelaynak” kuşlarını bir an önce bulun.

Psikologlara, psikiyatrlara ve ilaç sektörüne de soyulmayın. Uzun yıllar şifa bulacağınız ümidi ile boş yere yeşil reçeteli ilaçlarla çile çekmeyin. Etrafınıza da çektirmeyin. Sizden önce sözde bilim psikiyatrinin sömürü tuzağına düşenlerin ve onlarca yıl sonra bile tedavi olamamışların hallerine bakın, ibret alın.

Sihir-büyü hususunu abartmayın, her şeyi buna bağlamayın ama küçümseyip hafife de almayın.
Bilin ki o “kelaynak” kuşları misali nesli tükenmek üzere olan gerçek hocalar, haya sahibi olurlar. Gözleri yerde olur. Yüzleri nurlu olur. Sözleri kibar ve ince olur. Kadınlarla asla aynı odada baş başa kalmazlar. Hatta tokalaşmazlar. Büyüyü çözeceğim diye kadınların ellerini bile tutmazlar. Ailelerin yanında da olsa asla kadınların saçların başlarını açtırmazlar. Helale harama, şer’i emir ve yasaklara dikkat ederler. Bırakın günah batağında olmayı, sigara bile içmezler. Kendilerini övmezler. Sizden, ücret belirleyip baştan para istemezler. Masrafını çıkarsın ve geçimini temin etsin diye, gönül rızası ile verdiğiniz makul miktarda parayı kabul ederler ve fazlasını da istemezler. Size kimin kastettiğini, asla ama asla söylemezler.

Son olarak, şu yazıyı okurken “Sanki bazıları bende var gibi ama yok yok, bana sihir büyü işlemez.” ya da “Tamam. Sanki bazıları bende var gibi ama bunların büyüden kaynaklandığı ne malum. Hem “kelaynak” kuşları misali az var dedi, ben nereden bulurum.” dediyseniz, herkesten önce sizin bu işin ehline bir danışmanız gerekiyor.

http://www.tibbinkaranlikyuzu.com

Mehmet Fahri Sertkaya

Psikiyatrlar zihin kontrolü hususunda hiçbir şey bilmiyorlar. Tek bildikleri ilaç vermek…

Türkiye dünyaya rezil oluyor!


Çin’in TV üreticisi Konka, yaklaşık beş yıldır, zihin kontrolü ile kumanda edilen TV modelleri üretiyor.

Japon oyuncak sektöründe yaklaşık on yıldır zihin kontrolü teknolojisine dayanan oyuncaklar üretiliyor. Bu oyuncaklardan birinde bele bağlanan bir kuyruk, kişi heyecanlandığında sallanıyor. Bir kibrit kutusu kadar bile olmayan bir elektronik devre, oyuncağı beline takan kişinin beyninden yayılan bütün sinyalleri okuyor, aralarında heyecan sinyali olunca otomatik olarak kuyruğu sallıyor.

ABD ordusu için üretilen zihin kontrolü ile çalışan robot asker birlikleri hazır. Bunlar, gerçek askerler tarafından beyin kontrolü yöntemi ile kontrol ediliyor.

NASA zihin okuyarak terörist avlayacak teknolojisini basına duyuralı yaklaşık 16 yıl oluyor.
Adana’da iki kardeş, beyin kontrolü ile çalışan robotu geliştirip başarı ile sunum yapalı dört yıl oluyor.

Youtube’da, ciddi araştırma tesislerinde ve kliniklerde, farelerin ve maymunların uzaktan zihin kontrolüne tabi tutuldukları ve sonuçların başarılı olduğu videolar bulunabiliyor.

Zihin kontrolü ile çalışan yapay-protez kollar, eller ve bacaklar, başarı ile çalışıyor ve bunların videoları Youtube’da zahmetsizce bulunabiliyor.

Beyne ulaşacak sinirler üzerine elektrotlar takılarak ya da gözlere çok özel bir gözlük takılarak, kişinin sanal bir gerçeklik yaşamasını ve kurgulanmış bir oyunun içinde gerçekten yaşıyormuş-bulunuyormuş gibi his etmesini sağlayan teknolojiler PC oyunları üreten büyük firmalar tarafından çoktan kullanılmaya başlandı bile..

İnsanın gördüğü doğal rüyaları kayıt eden teknolojiye bir Türk üniversitesi de ulaştı ve bunu medyaya duyurdu. Avrupa’da ya da ABD’de ise onlarca yıldır kullanılan bir teknoloji ile kişiye PC’de kurgulanmış bir yapay rüyanın gösterilebildiği de bir gerçek…

Beyne gönderilen bir takım kimyasallar ya da elektromanyetik dalgalar ile, beynin cinsiyet tanımının değiştirilebildiği, erkeğin beyninin kadınsı bir eğilim göstermesi sağlandığı da çoktan medyada yer bulan ve hiç gizlenmeyen teknolojilerden biri…

Sadece bir çeşit lazer ışık kullanarak canlıların beyinlerini kontrol eden, hafızalarını silen ya da geri getiren teknolojiler, böceklerin ya da farelerin beyinlerini kontrol ederek doğal afetlerde arama kurtamada kullanmaya yönelik başarılı projeler ve daha da fazlası çoktan ilan edilmiş durumda…
Zihin kontrolünün en az elli yıldır aktif olarak kullanıldığını ispat eden yerli yabancı yüzlerce ciddi kitap bulunuyor ve bunlar çok ciddi ispatlara dayanıyor. Bütün bunlara kayıtsız kalamayan GATA‘da birileri gayrete geliyor ve uzaktan zihin kontrolü teknolojilerine dair çalışmalar-testler, neler döndüğünden haberdar olmayan Mehmetçiklerin üzerinde yapılırken çekilen görüntüler basına bile sızıyor.

Ama…. Türkiye’deki Psikiyatrlar ve adli tıp kurumları ve de ruh ve sinir hastalıkları hastahaneleri, zihinlerinin kontrol edildiğini iddia eden insanların psikolojik hasta olduklarına dair raporlar veriyor. 
İstanbul Adli Tıp Kurumu‘nda, kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığını anlamak için tabi tutulduğu testte, yaklaşık 560 sorunun yaklaşık yarısı, testi cevaplayan kişinin “Zihnim kontrol ediliyor.” cevabını vermesini sağlamaya yönelik hazırlanmış. Bu cahilliğin bir an evvel düzeltilmesi gerekiyor. Bu masum insanların bu psikiyatrların ve uydurma bilim psikiyatrinin elinden derhal kurtarılması gerekiyor. Bunun için bir an evvel kamuoyu oluşturulmalı ve yasal düzenlemeler yapılmalı… 

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com (İlk yayın tarihi: Ağustos 2015)

Mehmet Fahri Sertkaya

GATA profesörü kabul etti: “Şizofreni cin çarpmasıdır.”

Gülhane Askeri Tıp Akademisi‘nde görevli Prof. Dr. Kemal Irmak‘ın uluslararası hakemli dergi Journal of Religion and Health‘in haziran ayı sayısında yayımlanan makalesi tartışma yarattı. Irmak, “Schizophrenia or possession?” (Şizofreni mi, cin çarpması mı?) başlıklı makalesinde beyne yerleşmiş cinlerin şizofreni semptomları oluşturabileceğini belirterek, bazı üfürükçülerin de hastaları tedavi ettiğini ileri sürdü. Tıp mesleğinin “cin çarpması” olasılığını artık hesaba katması gerektiğini savunan Irmak, doktorların “dini şifacılar” ile birlikte çalışması gerektiğini savundu. 

“CİNLİ BİR DÜNYA” YAKLAŞIMI

Prof. Dr. Irmak makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Halüsinasyon problemine karşı geliştirilebilecek bir yaklaşım, cinli bir dünyanın varlığı ihtimalini düşünmek olabilir. Cinler bütün ana dinlere göre, var olduğu ve insanları ve insanların vücutlarını yönlendirdiği düşünülen görünmez varlıklardır. Cinlilik durumu, sanrılar ve halüsinasyonlarla birlikte gözlemlenen ruhsal bozukluğun yarattığı bir dizi tuhaf davranış olarak yorumlanabilir. Bu nedenle şizofrenideki halüsinasyon, cinlerin gerçek görüntüsünden kaynaklanan yanlış bir yorum/yanılsama olabilir. Bulunduğumuz bölgedeki bir üfürükçü, şizofreni hastalarının iyileşmesine yardımcı olmaktadır. Tedavi yöntemi, hastaların 3 ay içinde görünen semptomlardan kurtulduğu düşünüldüğünde başarılıdır. Bu nedenle tıp insanlarının üfürükçülerle çalışmaları, şizofreni için daha faydalı bir tedavi yolu sunmaktadır.”

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com(İlk yayın tarihi: Temmuz 2015)

Mehmet Fahri Sertkaya

Masum antidepresan yoktur…

Masum antidepresan yoktur. Antidepresan intiharı ve cinneti tetikliyor.

‘Mucize haplar’ olarak sunulan antidepresanlar gerçekten işe yarıyor mu? Psikiyatrist Mutluhan İzmir, gereksiz kullanıldığında cinnet ve intiharı tetikleyen bu ilaçları ‘Antidepresan Tuzağı’ kitabında mercek altına alıyor. 

Antidepresan ilaçlar ağır depresyon vakalarında hayli işe yarıyor. Ancak son yıllarda adeta şeker niyetine verilir oldu hastalara. Çevrenize dikkatlice baktığınızda bu ilaçları hayatı boyunca hiç kullanmamış kişilerin pek az olduğunu göreceksiniz. Peki çerez niyetine tüketilen bu ilaçlar sanıldığı gibi mutluluk vaat ediyor mu? Bilinçsiz kullanımı ne gibi zararlara yol açıyor? Antidepresanların uzun bilimsel çalışmalar neticesinde değil tamamen tesadüf eseri bulunduğunu söyleyen Psikiyatrist Doktor Mutluhan İzmir, Hayy Kitap’tan çıkan ‘Antidepresan Tuzağı’ adlı kitabında bu ilaçlarla ilgili bilinmeyen noktalara ve ‘psikiyatrinin karanlık yüzü’ne ışık tutuyor. Zira geçen yıl neredeyse 50 milyon kutuya yakın ilaç kullanılmış ülkemizde. Yani çalışır nüfusu göz önüne aldığınızda her kişiye bir kutu psikiyatri ilacı düşüyor.

Antidepresanlar mutluluk hapı adıyla ve mucize ilaçlar olarak tanıtılıyor, Mutluhan İzmir’e göre. Sanki her sıkıntı ve mutsuzluk durumunda rahatlıkla ve uzun süre düşünmeden kullanabileceğimiz masum ilaçlarmış gibi sunulmasına da oldukça karşı. “Bu imaj çok yanlış, mucize ve çok masum da değiller. İlaç bir hastalık durumunda kullanılan tedavi edici bir maddedir. Antidepresanlar da bir ilaç ve yalnızca hastalık durumunda kullanılmaları gerekir. Ancak mucize ilaç, mutluluk hapı, masum ilaçlar olarak tanıtılınca sanki hastalık dışında, ufak tefek sıkıntı durumunda da rahatlıkla kullanabileceğimiz maddeler gibi algılanıyorlar ve bu nedenle hastalık durumu dışında da kullanımları teşvik edilmiş oluyor.” diyen İzmir’e göre son yıllarda bu ilaçların kullanımındaki patlamada bu imajın büyük rolü var.

Rahatlatması her zaman avantaj değil

Eğer gerçekten hastaysanız, her ilaç gibi bu ilaçlar da hastalığı tedavi ederek kişiye bir rahatlama sağlıyor. Bu ilaçların hastalık dışında da rahatlatıcı etkileri var çünkü kaygıyı azaltıyor ya da ortadan kaldırıyor. Kaygıdan arınmış olarak yaşamak bir avantaj gibi görünse de, bu halin insanları koruyucu işlevi de var. Kaygı bütünüyle ortadan kalktığında sonunu hesap etmeden davranma durumu yaygınlaşıyor. Sonuçta bu ilaçları almazken yapmaktan çekindiğiniz birçok şeyi yapar hale geliyorsunuz. Bu bir avantaj gibi görünüyor, hayatı daha doya doya yaşamak gibi. Ancak doya doya yaşamanın faturası ağır biçimde çıkabiliyor bir süre sonra. Mutluhan İzmir’e göre geriye dönüp baktığında pişman olduğu tercihlerin bir kısmını ya da büyük kısmını, bu ilaçların verdiği mutluluk, rahatlık ve umursamazlığın etkisiyle yapmış olduğunu görüp hayıflanabiliyor insanlar. Rahatlık ve umursamazlığın getirdiği mutluluk uzun vadede insanın aleyhine işleyebiliyor.

İntihar ve cinneti tetikliyor

Antidepresanlar her ne kadar şeker niyetine verilir hale gelse de kullanmadan önce iki kez düşünmek gerekiyor. Zira bu ilaçların bilinçsiz kullanımı dürtü kontrolünün bozulması, hesapsız hareket etme, kolay boşanma, maddi zararlara uğrayacak ilişkilere kolay girme, kontrolsüz cinsel ilişkide artış, saldırganlık, öfke kontrolünde bozulma gibi ciddi yan etkilere sebep oluyor. Halk arasında cinnet olarak bilinen ‘mani’ durumunu da tetikliyor. Bu sebeple ciddi hastalıklar dışında kullanılmaları doğru değil.

Depresyon, ilaçlar piyasaya sürülünce ortaya çıktı

Bu ilaçların piyasaya sürülmesiyle birlikte giderek artan depresyon teşhisi sayısının kafalarda bir kuşku uyandırdığı görüşünde Doktor Mutluhan İzmir. “1960’ların ortasında tarihte ilk kez antidepresan olarak adlandırılan ilacın piyasaya sürülmesiyle birlikte, depresyon adlı bir hastalık da ortaya çıkıyor ve her yeni ilaç piyasaya sürüldükçe depresyon teşhisinde artış yaşanıyor. Şu anda elimizde antidepresan ilaç olarak adlandırdığımız ve 40 yıl önce ortalıkta hiç olmayan çok sayıda ilaç var ve bunların tedavi ettiğini iddia ettiğimiz depresyon adlı hastalık da 40 yıl öncesine göre binlerce kat artmış durumda.” diyor. Hatta bu durumda depresyonun varlık nedeni bu ilaçlardır demek abartı olmaz, diye de ekliyor.

Tesadüf eseri bulunmuş!

Olumsuz duygular ve depresyona çare olarak sunulan antidepresan ilaçlar aslında uzun süreli ve yoğun bilimsel araştırmaların sonucunda bulunmuş ilaçlar değil. İlaçların bulunuş hikâyesini Mutluhan İzmir anlatıyor: “Geçen yüzyılın ilk yarısında çok ciddi bir sağlık sorunu olan tüberküloz (verem) hastalığının tedavisi için bulunan yeni antitüberküloz ilaçların bazılarının, hastalar üzerinde depresyonu düzeltici etki yaptıkları tesadüfen gözlenmiş ve bu gözleme dayanarak ilk antidepresan ilaçlar üretilmiş.” Ancak o sıralarda henüz bu ilaçlara antidepresan denilmiyordu. O dönemde henüz depresyon olarak adlandırılan bir hastalık ortada yokken, bu ilaçlar melankoli olarak isimlendirilen psikiyatrik tablolarda tedavi amacıyla kullanılmaya başlanmış. Ancak o dönemde kullanımlarının çok sınırlı ve bugüne göre de kısa süreli oluşuna dikkat çekiyor İzmir. 5-10 yıl önce bulunmuş ilaçları, uzun vadede ne gibi bir etkilerinin olacağını bilmeden rahatlıkla ve yaygın biçimde kullanılmasını da eleştiriyor.

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com(İlk yayın tarihi Temmuz 2015)

Sözde bilim Psikiyatri bir işe yaramıyor, herkes depresyonda ve her yıl 800 bin kişi intihar ediyor

Dünyada 322 milyon kişi depresyonda


Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), depresyonda olan kişi sayısının dünya genelinde 322 milyon, Türkiye’de ise 3 milyonun üzerinde olduğunu açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün bu yıl 7 Nisan Dünya Sağlık Günü ana teması olan ‘depresyon‘ konusunda yayımladığı rapora göre, rakam son 10 yılda yüzde 18 arttı. Depresyondaki insan sayısı, dünya nüfusunun yüzde 4.4’üne tekabül ediyor.


TÜRKİYE’DE NÜFUSUN YÜZDE 4.4’Ü DEPRESYONDA


Raporda, Türkiye nüfusunun yüzde 4.4’ü, yani 3 milyon 260 bin 677 kişinin depresyonda olduğu belirtildi. Refah düzeyi yüksek ülkelerde depresyondaki kişilerin sadece yüzde 50’sinin tedavi gördüğü, düşük refah düzeyine sahip ülkelerde ise bu oranın yüzde 10’un altında olduğu ifade edildi.


DEPRESYON KADINLARDA DAHA YAYGIN


Rapora göre depresyon kadınlar arasında daha yaygın. Dünyada kadınların yüzde 5.1’inin, erkeklerin ise yüzde 3.6’sının depresyonda olduğu vurgulandı.

Dünyada depresyonun farklı yaş aralıklarında da farklı oranlarda gözlendiği ifade edilen raporda, 55-74 yaş aralığındaki erkeklerde depresyon oranının yüzde 5.5 iken, kadınlarda 7.5 olduğu bildirildi.

Dünyada depresyonda olan kişilerin yarısının, nüfus yoğunluğuyla bağlantılı olarak Çin ve Hindistan’ın yer aldığı Güneydoğu Asya ve Batı Pasifik bölgesinde yaşadığı belirtildi.


HER YIL YAKLAŞIK 800 BİN KİŞİ İNTİHAR EDİYOR

Raporda:

➥ “Depresyon, intihara sürükleyen en büyük risk. Dünyada her yıl yaklaşık 800 bin kişi intihar ediyor. 15-29 yaş aralığında yaşanan ölümlerin nedeni olarak intihar, ikinci sırada bulunuyor. Depresyon ve diğer ruh sağlığı sorunları dünya genelinde artış eğiliminde” ifadesi kullanıldı.
DSÖ’ye göre, Türkiye’de her 100 bin kişiden 12.6’sı intihar ediyor. Bu, ülke nüfusu göz önüne alındığında Türkiye’de her yıl yaklaşık 10 bin kişinin intihar ettiğini gösteriyor. Depresyonun, işsizlik, yoksulluk, bir yakının kaybedilmesi ve bir ilişkinin sonlandırılması, hastalık, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı gibi nedenlerle artış gösterdiği vurgulandı.
Raporda: “Ruhsal bozukluk gösteren kişi sayısı, özellikle nüfusu artış gösteren düşük gelirli ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde yükseliş gösteriyor.” ifadesi yer aldı.

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com(İlk yayın tarihi: Nisan 2017)

Mehmet Fahri Sertkaya

Hasta değildi, sadece gönül yarası vardı…

Hasta değildi, sadece gönül yarası vardı. İlaç aldı, 17 gün sonra kendini 19 yerinden bıçakladı.

Shane Clancy Vak’ası: 17 günde antidepresanla gelen intihar ve cinayet… 

https://ok.ru/video/318295378469

Dil şişmesi, Citalopram’ın bilinen yan etkileri arasındadır. Shane’in kendisini grip his etmesine sebep olan haller de kullandığı ilacın yan etkileri arasındadır. 24 saate yakın bir süre uyuması da…

Profesör David Healy’nin konu hakkında blogunda yazdığı bir yazısı şuradadır.

Akatazi, sürekli olarak ve her yerde mevcut olan, bitmek bilmeyen aşırı iç gerginliğidir. Sürekli hareketlilik ve insanın başka birine dönüştüğünü düşündüren sürekli tuhaf tavırlar ile dışa vurur, fark edilir.

Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com(İlk yayın tarihi: Ağustos 2017)

Mehmet Fahri Sertkaya

Vajinismusu yenmek çok kolay!

Tıbbın ya da uydurma bilim psikiyatrinin vajinismus şikayeti olanları iyi edebildiği nerede ise hiç görülmemiştir. Sadece ülkemizde, yıllarca hekim hekim dolaşıp netice alamayan hatta üstüne bir de çok sayıda uzman psikiyatra giderek netice alamayan, şifa bulamayan on binlerce kişi mevcuttur.

Bunun sebebi, bu halin bir hastalık değil cinni bir tesir oluşudur. Bu halin cinni bir tesir olduğuna inanmak da, bu inanç gereği çaresini aramak da, gösterilmek istendiği gibi yobazlık/gericilik, bilim dışılık değildir. Bilim, ispat edilene, neticeye bakar ve bazı sözde bilim adamları, vajinismus şikayeti olup da kendilerinin ‘üfürükçü’ diyerek alaya aldığı dinî şifacılara gidip kısa sürede şifa bulan on binlerce vak’ayı görmezden gelmeyi bilimsellik sayıyorlarsa da, işte asıl yobazlık/gericilik budur.

Vajinismus birkaç günde kolayca aşılabilir/aşılmaktadır. Dinî şifacılara başvurmayı topluma yobazlık ve suç göstermek, yobazlık ve suçtur. Vatandaşların bu yöndeki tercihine devletler dahi karışamaz. Bu özgürlüğü ve tercih hakkını sınırlandıramaz. 

Vajinismus diye fiziki ya da ruhi bir hastalık yoktur. Vajinismus olarak isimlendirilen hal, cinnî bir tesirin neticesidir. En sık yapılan büyülerden biridir. Kolayca yapılabildiği gibi kolayca da çözülebilmektedir. En çok da karı kocanın mutluluğunu, huzurunu çekemeyenler, ayrılmalarını sağlamak ya da bu kadarını başaramasalar bile mutluluklarını bozmak için bu gibi büyülerle kastederler. 

Cinlerin varlığı ayetler ile sabittir ve bu gerçeği inkar etmek kişiyi İslam dininden çıkarır. Cinlerin, kendilerini göstermeden insanlara ruhi ve fiziki anlamda tesir edebildikleri nass yani ayet ve hadisler ile sabittir. Hatta cinlerin karı kocanın arasını açtıkları da ayetle sabittir. (bkz. Bakara, 102) Şeytan dediğimiz Azazil de cin tayfasındandır, melek değildir. İlmihal bilgisine sahip müslümanlar bile bilir ki;

– Esnemek şeytandandır

– Besmelesiz yenileni şeytan yer

-Her insanın cinni bir arkadaşı vardır, bu kafirdir ve ona vesvese verir. 

Burada şeytan denilirken kastedilen, rahmetten kovulup lanetlendiğinde kendisine şeytan denilen Azazil değildir sadece… Onun evlatları da, orduları da vardır. Bunların bazıları ölümlüdür, yaklaşık bin beş yüz sene kadar ömür sürerler ama has kadrosuna da kendisine verildiği gibi Hazret-i Allah tarafından mühlet verilmiştir ve kıyamete kadar ölmezler, ölmeyecekler de insanlara zarar vermeye, insanlar için imtihan vesilesi olmaya devam edecekler. 

Cinlerin varlığına ve insanların bedeni ve ruhu üzerinde tesirleri olabildiğine inanmak, İslam dininin temel esaslarındandır. Cinler, insanların sadece ruhuna, zihnine, hayal dünyasına ve rüyalarına tesir etmezler. Tam anlamı ile beyin kontrolü yapabilecek kadar tesir altına alabildikten sonra bir insanın vücudu ile oyuncak bir bebekle oynar gibi oynayabilirler. Hatta bir insanın kendi beynini kontrol etmesi ile vücuduna yaptırabileceklerinden daha fazlasını yaptırabilirler cinler…

İradesini kaybetmiş, cinlerin tam kontrolüne girmiş bir insanın, kendisinden hiç ama hiç beklenmediği halde, bir anda ve çok başarılı şekilde ve ne yaptığını da tam bilmeden mükemmel şekilde ters taklalar attığını görebilirsiniz. Oysa bu insan kendi iradesi ile hareket ettiği anlarda böyle bir şeyi asla yapamayacak bir insandır. Cinni tesir altında iken bir insanın, çok yüksek teknik bilgi, eğitim, tecrübe ve kabiliyet gerektiren şeyleri yaptığını da görebilirsiniz. Ya da yapılmasında hiçbir zorluk olmayan, hiçbir eğitim ve özel kabiliyet gerektirmeyen şeyleri yapamadığını da görebilirsiniz. O insan o tesirden kurtarıldıktan sonra bu yaptıklarını ya da yapamadıklarını ya hiç hatırlayamayacak ya da kısmen hatırlayacak ve anlam da veremeyecektir.

Her Müslüman bilir ki cinler, insanların damarlarında kan gibi dolaşabilirler. Sinir sistemini bir bütün olarak kontrol edebilirler. Bazen kişinin iradesini tam kıramazlar ve her istedikleri anda kontrol edemezler de, ancak bazı zayıf düştüğü anlarda iradesini kırabilirler. Ya da iradesini her zaman bazı açılardan kırabilirler. Mesela bir vakit tam tesir edemezler de o anlarda cinsi münasebet kurmasına mani olamazlar ama başka bir anda olabilirler. Burada kişinin iradesi, inancı, gayreti, sabrı, iyi niyeti çok etkilidir. Ve bu gibi durumlar hekimler ya da sözde hekim psikiyatrlar tarafından olmadık şekillerde yorumlanır, üfürükçü diyerek alaya aldıkları dini şifacılara karşı, onların görüşlerini çürüten bir koz gibi kullanılmak istenir. Hemen ardından da böyle sıkıntılı hallere düşürülen insanlara ‘hasta’ denilir, boş yere masraflara sokulur, yan etkileri arasında intihar bile bulunan ilaçlara mahkum edilir. Yıllarca bir ümit ile oyalanır. 

Yine cinler, kişinin, kendi zihnine ve bedenine dair bir takım tuhaflıklar yaşadığını düşünüp sağlıklı bir karar almasını engelleyebilirler. 15-20 sene boyunca bile doktor doktor boş yere gezmesini sağlayabilirler ki dünya üzerinde bu halde olanlar, senelerce doktorlardan çare arayanlar ve bulamayanlar tahmin bile edemeyeceğiniz kadar yüksek sayıdadır. Bu insanlar “Belli ki bu sıkıntı hekimlik bir sıkıntı değil. Benim de bir yanlışım, eksiğim yok” deyip doğru teşhisi koymak istediklerinde de zihinleri cinler tarafından yönlendirilebilir ve bu gayretlerine mani olunabilir. 
Böyle insanlar için en kritik şey, çevresindeki insanların bilinçli ve iyi niyetli olmasıdır. Kendileri çok iyi niyetli, dürüst, yüksek ahlaklı, zeki insanlar da olsalar, nasıl bir tesirin altında olduklarını anlamalarına daha doğrusu anladıklarında bunda karar kılmalarına ve gereğini yapmalarına müsaade etmez cinler… Böyle insanları bu gibi tesirlerden, bu ilmi bilen gerçek dini şifacılarla, hocalarla görüşerek yakınları da çıkarabilir. Bu hale getirilmiş kişileri böyle bir yola/çabaya ikna etmeleri şart değildir. 

Vajinismus denilen hallere sebep olan büyüler çok ağır ve çözülmesi çok zor olan büyüler değildir. Bu gibi kişiler, bu ilimde yeterliliği/kabiliyeti olan zatların yanına gitmeseler bile, kendileri gerekli duaları okumasalar ve taşımasalar bile bu tesirden yakınlarının gayreti ile (onun niyetine okumakla ve onun niyetine manevi sebeplere uyarak) kurtarılabilirler. 
Dikkat edilmesi gereken bir husus da, piyasada dini şifacı gibi görünenlerin en az yüzde doksan dokuzunun sahtekar ve üfürükçü olduğudur.Bu nedenle şunlara dikkat edilmelidir: 

– İtikadı ehli sünnet (Sünni) müslüman olmayan, Vehhabi, Selefi ve Şii inancındaki kişilere gidilmemelidir. 

– Baştan ücret belirleyip para isteyenlere gidilmemelidir. İstemediği halde, gönül rızası ile de, imkan nispetinde bir miktar mutlaka verilmelidir, kibarca masasına bırakılmalıdır ki o da geçim temin edebilsin. 

– Kadın erkek arasındaki İslami kurallara dikkat etmeyenlere, kadınlarla bir odada baş başa kalanlara gidilmemelidir. 

– Yakınları yanında iken bile olsa kadınlarla tokalaşanlara, saçını başını açtıranlara gidilmemelidir. – Sigara içenlere, kendini methedenlere, namaz kılmayanlara gidilmemelidir. 

Yüzü nurlu, yüzünde secde izi görülen, haya sahibi, kadınlarla ailesinin de olduğu ortamda bile konuşurken mümkün mertebe yüzünü çevirip bakmadan konuşan, kibar, nazik, sakin, kırıcı olmayan, kimin yaptığı ya da yaptırdığı sorulunca asla cevaplamayan, soru sorulmadıkça çok da konuşmayan, kılık kıyafeti ve insanların ağırladığı mekanı temiz ve tertipli olan, üzerinde İslam ahlakı ve insanlığa hizmet gayreti görülen kişilere gidilmelidir. 

Mehmet Fahri Sertkaya