Elon Musk’ın, Twitter’ı satın aldıktan hemen sonra işine son verdiği kişilerden biri olan Vijaya Gadde de Firavunların soyundan gelen ve insanlık düşmanı olan bir Çingene…
Trump’ın hesabını Twitter’da kalıcı olarak askıya alma kararını verenlerden, yaptıkları açık hukuksuzluklarla ve yönlendirmelerle son ve hileli ABD seçimlerinin sonuçlarını belirleyenlerden biri de Vijaya Gadde idi.
Bu kişilerin organize bir suç ve ihanet örgütü oldukları suçlamasıyla ve gerçekten bağımsız hakimlerce ABD’de hatta milletler arası bir mahkemede şeffafça yargılanmaları gerekiyor. Çünkü bunların örgütlü halde dünya insanlığına yaptıkları kötülükler, anlatmakla bitmez.
You know, there was a democratic republic regime in the USA? Did Barack Obama, not Biden, become a candidate in the last election and win, but the American people and humanity were unaware of it?
Who gives Obama the right to pretend still to be the President of the United States and to bark orders from the official institutions of the United States? Could someone explain to me who the actual President of the USA is? Mr. Bidon and Mr. Kamala are what, who, and what. Everyone understood that they were not in the service of the American people, but to whose benefit are these two and their gang? What kind of system and organization is there?
All humanity already knows that in the last elections in the USA, all kinds of tricks and unlawfulness were committed before the eyes of the world, that the Biden/Kamala gang was supposed to have won the elections, and that these two were sitting in those offices unlawfully. The American people will eliminate the Biden/Kamala gang that betrayed the United States and strives to harm all humanity, but why does Obama intervene every time? According to what law, what official authority? Does the US have unknown, undeclared laws, and institutions? Who is Obama, and who does he serve? Obama is acting like the President of the USA entirely unlawfully and is pouring instructions on official institutions and officials, but why do all institutions and officials obey Obama, based on what law? Is there a state system within the state in the background or a secret gang that has taken over the official authorities, just like in Turkey? Is there the same secret and treacherous gang/organization behind the so-called social networks, in front of the eyes of the world, that unlawfully slammed the world against Trump from the very beginning and that they acted above all state institutions? Does the USA need a “homeland rescue operation,” too?
Are the democratic preferences of the American people stolen and taken away during the election, and are they not enough and are now being usurped over and over again over Obama’s actions? Who else is in the gang that Obama is in? Is there a justice system that exists in the USA? Will they look into these issues, or have they come entirely under the command of gangs like Turkey’s justice system?
Is it time to “export democracy to the United States”?
(2 Eylül 2022 öğle saatlerinde paylaşılan bu yayın daha sonradan güncellendi ve mühim eklemeler yapıldı. Lakin güncellenmiş hali sorunsuz şekilde bütün ziyaretçilere gösterilmedi. Tarayıcıların önbelleği ya da başka teknik sebeplerle bu sorun yaşanmış olabilir. Bu nedenle yayın silinerek bu gün en güncel hali ile yeniden burada yayınlandı.)
“Donatello sahaya iniyormuş.”
Bu gece uzun bir rüya gördüm. Rüyamın bir kısmı bir üniversitede, birazı Taksim meydanına benzer bir meydanda, son kısmı da yine üniversite gibi büyük bir binanın bir katında, asansör tarafında geçti.
Rüyanın başında ben üniversite talebesiyim. Bir sınıftayım, tahtaya kaldırılmışım, pek iyi biri olmayan genç erkek bir hoca var. Tahtaya 9-10 haneli büyük bir sayı yazmış, öğretmen masasında otururken bana da üç beş haneli bir rakam söylüyor ve kendisinin tahtaya önceden yazdığı rakamdan bu söylediği rakamı çıkartmamı istiyor. Lakin ben bunu yapacakken kasten kısık sesle konuşuyor, birkaç kere tekrar ettiriyorum ama hangi rakamı bana söylediğinden emin olamıyorum. 16.000 mi diyor, 1.600 mü diyor, emin olamıyorum. Ben tahtaya 16.000 yazıyorum. Hoca da gelip sondan bir sıfır siliyor ve 1.600 şeklinde düzeltiyor. İyi niyetli olmadığı için o sırada ben tahtaya dönükken ve fark edemeden, kendisinin önceden tahtaya yazmış olduğu 9-10 haneli sayının en sağındaki sıfır rakamını da 1’e çeviriyor. Ben bunu çok geç fark ediyorum. Orayı hala sıfır bildiğim için de çıkartma işlemini daha yapmaya başlarken, en başından bile zaten hata yapmış oluyorum.
Rüyada sınıfta olduğum sahneleri görmeye devam ederken saat 10:10 ya da 10:15 geçiyormuş. İşletmelerde tam da çay paydosu yapılan o vakitte üniversitede teneffüs zili çaldı. Bu, öğle paydosu haricindeki en uzun teneffüsmüş. Üniversite öğrencilerinden isteyenler bu saatlerde kahvaltılık bir şeyler atıştırırmış.
Ben önce geri durdum, önce “Yemesem de olur, öğle yemeğine çok kalmadı.” dedim içimden ama sonra “Benim de yanımda yiyecek bir şeyler var.” diyerek yemeye karar verdim.
Sıra arkadaşım benden önce yiyeceklerini sermiş açmıştı. Bir ön sırada ise bir başkası karışık, koyu renkli, et çorbası denebilecek bir şeyi açmış, tabakla sırasına koymuş ve onu yiyecekti. Orada konuşmalar geçti ve o kişi “Donatello geldi, buradan dan geçti, sahaya iniyormuş.” dedi.
Ben de hemen. “Donatello, entel takılan solcular gibi mi görünüyordu? Uzun boylu, kara saçlı, top sakallı biri miydi?” dedim.
O kişi cevaben “Hayır” dedi. Sonra bir anda sahne değişti. Taksim meydanına çok benzeyen bir yerdeyim. Hava aydınlık, gündüz vakti. Çok kalabalık değil ama yine de epeyi insan birbirine yakın şekilde yürüyor ya da birkaç kişilik gruplar halinde ayakta durarak konuşuyordu. Meydanın tam orta yerinde bir ambulans, onun hemen arkasında bir askeri cip vardı. Bir karışıklık çıkartmak isteyen ve solcu teröristler gibi görünen kişilerin idaresindeki iki tane araç da aniden o meydana girdi. O arabalar da ağır, güçlü araçlardı. Hafif binek tarzı araçlar değildi, cip benzeri araçlardı. Askeri araca çarptılar ve o askeri araç da ambulansa çarptı. Bu zincirleme çarpışmalar, sert çarpışmalar değildi ama az bir hareket bile, ambulansın sol yanında duran kişileri tehlikeye düşürdü. Yine üniversite talebelerinden oluşan o grubun içindeki bir genç erkeğin ambulansın altında kalmasına sebep oldu. Ben ise ambulansın sağ tarafında, beş altı adım uzakta olmama rağmen diğer tarafta ne olduğunu gözlerimle göremesem de biliyor, anlıyordum.
Ezilen genç erkeğin ölmediğini, çok ağır yaralanmadığını tahmin ettim ve etrafındaki genç kız öğrencilerin biraz sonra çirkin bir tarzda feryat edip gürültü çıkartacaklarına da emin oldum. Sonra hemen askeri aracın şoför kısmındaki askere baktım. Araç içinde zaten başka asker olmadığını da gördüm. Askerin rütbesi yoktu ve iyi bir insan olduğunu biliyordum. Sol kolunda kırmızı renkte “nöbetçi/görevli” bandajı varı. Asker 45 yaşlarında, olgun görünüyordu. Kilosu da tam yerindeydi, zayıfça değildi ve her ne kadar rütbesi yoksa da ağır/vakur bir duruşu vardı. Şaşkındı, bir kusuru da yoktu. “Bu nasıl oldu şimdi” dercesine sıkıntı duyduğu beden dilinden okunabiliyordu. Yine de aşırı telaşlanmıyor, kendini kontrol edebiliyor, ağırlığını muhafaza edebiliyordu. Askeri disiplini/eğitimi nedeniyle ellerini direksiyondan bile ayırmadı ama yüzü çok gergindi.
Ben hızla ve peş peşe meydandaki her yere dönüyor, bakıyor, tarıyor, neler döndüğünü bir an önce anlamak istiyordum. O askeri cipten sonra gözlerimi hemen ona çarpan iki terörist aracına verdim. Onlardan önde olanının içindeki terörist bir talimat veriyordu ve duyuyordum. “Sahayı boşaltın.” diyordu.
O anlara gelene kadar, ezilen genç erkeğin etrafındaki genç kız öğrenciler feryada da başlamışlardı. Her zaman yaptıkları şeyi yapmışlardı. Neler döndüğünü anlamadan, anlamaya bile çalışmadan, sonucunu düşünmeden, kimlerin oyunlarına geldiklerini merak bile etmeden bağırmayı, tepki vermeyi, gürültü çıkartmayı tercih etmişlerdi.
Ortalık saniyeler içinde karışıyordu. Meydandaki insanlardan kaçışmaya başlayanlar olmuştu. Neyin ne olduğunu anlamadan meydandan uzaklaşmaya başlamak da mantıklı görünmüyordu bana… Daha hızlı bir şekilde meydanın her bir yanına bakıyordum, başımı birkaç saniye farkla bir o yana, bir bu yana çeviriyor, her yeri tarıyor, aslında ne döndüğünü tam olarak anlamaya çabalıyordum. Bu sırada da vakit kaybediyordum ve bunun beni tehlikeye düşürüyor olabileceğini de değerlendiriyordum.
Bir yandan da “Bu terörist neden -Meydanı boşaltın- demedi de -Sahayı boşaltın- dedi?” diye düşünüyordum. “Akademi Dergisi’ni takip edenlerin mani olamadığı hali mi yaşıyor, o da Akademi Dergisindeki lisana, üsluba kendini kaptıranlardan mı” diye düşünüyordum. Neticede, o meydanda tam olarak neler döndüğünü anlayamadan ben de koşarak oradan uzaklaşmaya başladım. Önümde çoğunlukla genç erkekler bilinçsizce koşuyorlardı ve çok panik halindeydiler.
Koştuğumuz yönde de park halinde başka başka arabalar vardı. O arabalarda patlamaya hazır ve tahrip gücü çok çok yüksek bombalar olabilirdi ya da meydanda koşuşan kişiler arasında canlı bombalar da olabilirdi. Bir yandan da “Kararsız kaldım da koşuyorum ama bu da çok tehlikeli olabilir.” diye diye kendime kızıyordum. Lakin her şey çok çok hızlı yaşanıyordu ve saniyeler içinde karar almak zorundaydım.
Birden sahne değişti. Ben kendimi emniyetli, sakin bir yerde buldum. Mankenlik ajansına başvursalar işe hemen kabul edilebilecek kadar dış görünüşleri iyi olan genç bir kadın ve genç bir erkek gördüm. Kaos yaşanmakta olan o meydana doğru bakıyorlardı. Kadın son seviyede açık giyinmişti. Belden üstünde sadece bir iç çamaşırı kadar yer kaplayan bir kıyafeti vardı. Hiç beklemediğim bir anda genç kadın omuzdan atılan gelişmiş bir roketi çıkarttı. Silahı sağ omzuna yerleştirdi ve hiç tereddüt etmeden, isabet alarak hemen ateşledi. Bu sırada kendisi biraz savruldu, saniyeler sonra toparlandı. Üzerinde hiç korku, gerginlik, panik, endişe, karamsarlık halleri yoktu. Yanındaki erkek de son derece profesyoneldi ve rahattı.
Hemen yine sahne değişti. Bu defa aynı şehirde, söz konusu meydana yakın bir yerde olduğumu biliyordum ama bulunduğum şehir neresi, hala bilemiyordum. Geniş bir ana caddede idim ama bedenim yoktu da adeta görünmeden havada uçan bir kamera gibi başka bir kadını izliyordum. Bir önceki sahnede meydan yer hangi ülkede ise, oradan patlamalar ta bu şehre de yayılmıştı. Kadın bir istihbaratçıymış. Devlete çalışıyormuş ama o anda sivil kıyafetleri vardı. O beni hiç göremiyordu ama ben onu ön-üst çaprazdan adeta bir kamera gibi izliyordum. Devlete çalıştığı, kamu güvenliğini sağlamakla vazifeli olduğu halde tamamen kendine odaklanmıştı. İyi niyetli bir insan olmadığını hemen anladım. Üzerinde bir cihaz sistemi vardı. Dışarıdan bakan kimse göremese de konuştukları hemen merkezine gidiyordu ve merkezinden konuşulanları sorunsuz şekilde duyuyordu. Ana caddenin sağ tarafındaki kaldırımda koşar adım ilerlerken, görüş açısı dışında kalmış etraftaki sokaklardan patlama sesleri geliyordu. Patlama sesleri geldikçe daha çok korkuyor ve daha sık olarak merkezine sesli mesajlar gönderiyordu. Cadde kenarında koşar adım giderken kendi kendine konuşan bir telaşlı kadın görüntüsü arz ediyordu. Merkezine “Burada işler zan ettiğimizden daha kötü vaziyette. Çok çok kötü. Patlamalar devam ediyor.” mealinde cümlelerle sesli raporlar geçiyordu ve yaşanan kaosun, krizin kısa süre içinde geçmeyeceğine, bitmeyeceğine kani olduğunu çok belli ediyordu. Bir anda gördüm ki yoldan bir şehir içi otobüs (halk otobüsü) geçiyordu. Kadının arkasında kalan otobüs hızla kadının bulunduğu hizaya doğru yolda ilerliyordu. Otobüse bakınca da İsviçre, Norveç, Hollanda, Danimarka, İsveç ya da Finlandiya gibi ülkelerden birinin büyük bir şehrinde bulunduğumu tahmin ettim. Sık güneş görmeyen ve sık yağış alan bir batı ülkesinde olmalıydım. Arkadan gelmekte olan halk otobüsünün sağ yanından kaldırımın bir buçuk metre içine kadar bir enerji yayılıyordu. Rüya bu ya, hiç rengi ve katı formu olmayan o enerjiyi gözlerimle sürekli olarak görebiliyordum. Kadına çarparsa yakıp öldüreceğini de biliyordum. Kadın fark edecek mi diye bakarken, kadın da tehlikenin farkındaymış ve o çok geniş kaldırımın iyice sağ yanına doğru yanaşarak ilerlemeye devam etti. Bu sayede otobüs geçerken kadına zarar vermedi.
Sonra yine birden sahne değişti. Kendimi yine üniversite binası ya da büyük bir otel binası gibi bir binanın katlarından birinde, çok sakin bir yerde buldum. Daha doğrusu o an orada bedenen yoktum, yine sanki görünmeyen bir kameraydım, havada uçarak, kimsenin fark edemediği şekilde hadiseleri ve şahısları izliyordum.
Bulunduğum, izlediğim katın asansör kapısının önündeydim. Bir genç erkek orada asansör kapısının önünde bekliyordu. Kapısı ortasından iki yana kayarak açılan, göze güzel görünen metalden yapılmış, geniş ve lüks bir asansördü.
Onun sağ kapısının duvarla birleştiği yere sağ omzunu dayamış halde bekleyen, gayet sert bir malzemeden yapılmış ve dümdüz duran bir siyah palto giymiş o genç erkeği süzmeye başladım. Çok uzun boyluydu. O da üniversite talebesi gibi görünüyordu. Paltosu, nerede ise ayakkabılarına varacak kadar uzundu. Paltosu hem genişti, hem düzgün kalıplı duruyordu ve içindeki gencin beden kodlarını ve ayrıca beden dilini okuyabilmem, o genç hakkında hızlıca ön değerlendirmeler yapabilmem mümkün değildi.
Biraz yüzünün sol yanını, biraz da saçlarını görebiliyordum. Sonra bir anda sağ elini duvarla bedeni arasından yukarı kaldırdı ve yüzünün sağ yanına doğru götürüp yüzünü ovaladı. O anda parmaklarını biraz görebildim. Parmak kemiklerininin belirgin olduğunu müşahade ettim. Onun Donatello olduğunu, sahaya indiğini, onu izlediğimi çoktan anlamıştım. Sağ elini yarımdan da olsa görünce “Böyle eli ve parmakları olan bir kişi güçlü bir bedene, ayrıca da kararlı, güçlü bir zihin ve ruh haline sahip olamaz. Saçları da zan ettiğim gibi kara değilmiş. Sarışına yakın açık kumral renkteymiş. Sık ve ince uzun telliymiş. Zaten yüzü de ince hatlara sahip. O paltonun içinde de çelimsiz bir beden olmalı” dedim.
Sonra, üst katlardan alt katlara doğru inmekte olan asansör, bir anda o katta durdu. Kapısı iki yana kayarak açıldı. Önce dikkati çeken şey, üniversite talebesi gibi duran, hafif esmer tenli, kalın telli siyah saçlara sahip olan bir genç kızdı. Gayet geniş, ferah, aydınlık asansörün tam ortasında duruyordu. Asansörün içinde zemin de değişikti. Sanki kaliteli, güzel görünüşlü, güzel renkli, yumuşak bir kauçuk madde ile sahne gibi yapılmıştı. Her biri birkaç parmak kalınlığında olan birkaç kat köşeli hatlarla yükseliyor, en merkez yerinde çember şekilli oluyor ve orada da sanki bir yarışmanın kazananının durduğu misali o genç kız duruyordu.
Kızın davranışlarından, Donatello’yu tanıdığı anlaşılıyordu. Donatello kızı beklediği gibi o da Donatello’ya kavuşmak istemişti. Kavuşma anında da candan tavırlar sergiledi. Donatello asansör kabinine girdi, kapı kapandı. Ben bir anda kendimi yine görünmez bir kamera gibi asansör kabininde buldum. Üst katlara çıkılıyordu.
Donatello genç kıza güzel birkaç cümle kurdu, kur yapmaya başladı. Kız ise rahatsız değildi, bunu istiyordu. Donatello da bu sayede çok hızlı ilerledi. Hep kızın yüzüne gülüyor, güzel sözler söylüyor ve eli ile onun bedenini tahrik ederek cinsi hazlar duymasını sağlıyordu
Rüya bu ya, bir anda, bir oldu bitti ile kız tamamen çıplak kaldı, Donatello’nun eli kızın en mahrem yerindeydi ama daha ilginç olanı şu ki kız hiçbir vasıta olmadan havada duruyordu. Sırtı yere dönüktü, yüzü ve karın kısmı tavana dönüktü, ayak kısmı ise Donatello’ya dönüktü. O anda uyandım, rüya bitti.
I appreciate Shinzo Abe. He made the right sentences. The other leaders of the world should show their standing/side without wasting any time. A new world order must be established before the collusion of the USA, or more precisely, the Biden-Kamala gang, with Russia and China, plunges the whole world into disasters.
Shinzo Abe, former Prime Minister of Japan:
“The United States must now put an end to its long-standing policy of strategic ambiguity regarding Taiwan and openly declare that it will protect Taiwan.”
İnatla ve ısrarla danışlık dövüşme, onca tarafı oyalama, oyalama ve sonunda çuvallama…
Bir yandan da bu fena çuvallamış hali yine danışıklı dövüşlerle toparlama çabası… Öbür yanda ise, bu vaziyeti net gördüğü halde hala hamle yapmayan ve danışıklı dövüşlere son darbeyi vurmayan ülkelerin vahim sonları… Evet, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, bu danışıklı dövüşe hala alet olan ya da hiç değilse seyirci kalan ülkeler, büyük kaybedecekler.
Dünyanın, Biden/Kamala, Putin, Şi, Scholz ve Kraliçe Elizabeth merkezli oynanan danışıklı dövüşleri artık tamamen bozması gerekiyor. Yoksa bunlar, diğer ülkelerin ayarlarını çok ama çok fena bozacaklar.
Üç kuruş çıkarları için bütün dünyayı acımasızca felaketlere sürükleyecekler. Bu kısmı da danışıklı dövüşlerle yönlendirecekler.
Şu son darbeleri beraberce vuralım, iyice bocalasınlar, sonra dağılsınlar ve dünya insanlığı büyük tehlikelerden kurtulsun. Bunların idaresi altındaki devletler/milletler de kurtulsunlar.
18.22 Trump bu fırsatı bari değerlendirecekse, danışıklı dövüşmeyecekse, Trump’ı dinleyin, ona uyun. Onu zorlamayın, onun önüne boşuna çıkmayın. Çünkü Trump bu defa durması gerektiği gibi durursa, onun bendeki kredisi çok yüksek olacak. Sadece ABD’de değil, dünyanın çok farklı yerlerinde sözü geçer olacak, kazanan taraf olacak. Durdurulamayan taraf olacak.
O da yeşillerle danışıklı dövüşüyor. Biyonik robot üzerinden ayrı konuşmalar ve toplantılar yaparken, içindeki uzaylı ise kendisi olarak uzaylı taraflarla ayrı toplantılar, konuşmalar, anlaşmalar yapıyor. Her yerde danışıklı dövüşler var.
Afganistan meselesi bu danışıklı dövüşlerin en net görülebileceği son cephe oldu. Yeşillere çalışan biyonik robotlar olan Biden ve Kamala, yeşillerin en güçlü olduğu ülkelerden Çin ve Rusya’ya Afganistan’ı bilerek, isteyerek bıraktı. Buna mani olmak için mücadele etmediler, hala da etmiyorlar. Sonra herkes bir yerden çıkış yapıp “Afganistan’da gelişmelerin böyle olacağını hesap edemedik. Hata ettik. Bunu öngöremedik” tarzı çıkışlar yapıyor. Bu çıkışlar da danışıklı dövüşün bir parçası. Taliban denen ve İslam’la bağı bulunmayan, batılı gizli servislerin piyonu olan o terör örgütüne ABD ordusunun milyarlarca dolarlık araç, silah ve mühimmatını ABD’ye de insanlığa da ihanet ederek yeşiller bıraktırdılar. Bunu Rusya’nın ve Çin’in menfaatleri için yaptılar. Hala çok sayıdaki Amerikan yetkilisi, bu apaçık ihanetleri görmezden gelerek suç işliyorlar. Biden ve Kamala’nın meşruiyetleri kalmadı. Derhal ters kelepçe ile alınmalarını sağlayacak binbir türlü suçları ve bu suçların delilleri var.
Şu andan itibaren sahte dostlarımın hepsini metafizikle çarpmaya başlıyoruz. Hedef, bütünüyle çökertmek. Ne adamları kalacak, ne liderleri, ne kurulu bir tek sistemleri… Ne uçan uçakları, ne yüzen gemileri, ne bilişim sistemleri…
Birinci öncelikli hedefimiz de Trump rolü oynayan o sahtekar uzaylı ve onun etrafı…
Biden, Kamala ve Trump haricinde bir kişinin kısa zamanda ABD Başkanı olması ihtimaline iyice hazırlanmak gerekiyor. Bu hususta bütün tarafların anlaşma ve kavga süreçlerini hemen başlatması çok isabetli olacak.
Şu anda dünya siyasetinde, maliyesinde, türlü sahalarda dengeler çok daha farklı olacaktı, daha da lehimize olacaktı. Hem Türkiye hem de ABD büyük kazanacaktı. Her şeyi berbat eden, sunduğum onca imkanı ve fırsatı kasten heba eden bir kişi var; Trump… Şu anda çok güçsüz düşmüş ve neye uğradığını şaşırmış olan, geri geri duran Çin, Rusya ve İran, Trump dik dursaydı eğer bölünmüş, belini bir daha doğrultamaz ve yok olma sürecine girmiş ülkeler olacaklardı. Artık Trump’ın, kararlarının neticesini görme, yaşama vakti geldi. Trump artık ettiğini bulmalı ve tamamen bitmeli.
Benim yanımda dimdik durup dünyaya ferman okumak yerine, Şi ve Putin başta olmak üzere birçok düşman tarafın karşısında ezik, sefil halde durmayı tercih ettin.
Görüşmelerde girdiğiniz şekillere sizin yerinize ben utandım. Bir taraf diğer tarafa ancak bu kadar köpek çekebilir.
Sen onlara sadakatini ve ne kadar sadık bir köpek olduğunu, dolayısıyla ne kadar büyük bir vatan haini olduğunu, daha da fazla Türk ve Müslüman kanı dökmek istediğini ilan ediyorsun ya, ben de sana dünyanın önünde restimi ilan ediyorum, çekiyorum.
Bak bakalım bu koca ülkede senin sahiplerinin mi hükmü geçecek yoksa benim ve benimle birlikte olan bütün güç unsurlarının mı sözü geçecek.
Sağda solda, sanki bir iraden, bir söz/karar hakkın varmış gibi konuşup atarlanma. Cümlelerini iyi seç, sana o cümleleri yalatacağım.
Hata bende ki senin gibi bir köpeğe, insana davranır gibi davranarak anlaşma zeminine çektim. Seni hiç bilmediğin, hiç alışık olmadığın tavırlarla karşıladım.
Tekrar ediyorum
Tayyip’le aranızı en hızlı ve mesafeli şekilde açın. Sonra “Uyarmamıştı” demeyin. Doların 20 lira olması ihtimalini bile göz önünde bulundurun.
Trump hususunda tekrar ikaz ediyorum.
Kendisiyle irtibatım da yok, anlaşmam da yok. Ortak hamlelerim de yok. Kendisine güvenmedim, güvenmiyorum ve bundan sonra bir daha ABD Başkanı olmuş ya da olmamış, bununla ilgilenmiyorum. Olmasına da pek ihtimal vermiyorum.
Olsa da olmasa da Trump’ı “dost unsur” ya da “ortak paydalarda buluşabilecek bir unsur” görmüyorum. Sözü söz değil, duruşu duruş değil. Hiçbir kuralı, sınırı yok. Aynı Tayyip gibi, üç gram aklıyla bütün dünyaya oyun kurabileceğini zan eden bir lüzumsuz.
Bunun tevil edilmesi, bir şekilde mantıklı izahının yapılması mümkün değil. Ne döndüğü çok açık.
Dünyayı sarsacak iddialarda bulunulan şu iki video, 22 bin 500 abonesi bulunan kanala yükleniyor, sonra birkaç sosyal ağda linkleri paylaşılıyor ve üzerine 24 saat geçiyor da sadece iki kişi yorum yapıyor. Evet, bu kadar sarsıcı ve tartışma çıkartıcı konularda hiçbir tartışma olmuyor, binlerce yorum beklenirken sadece iki kişi yorum yapıyor.
Videolar 22 bin aboneye rağmen sadece 300 – 500 izlenmede tıkanıp kalıyor. O 300- 500 izlenme de doğru mu, belli değil. Anlaşılan o ki Youtube içinde hiç.kimsenin önüne çıkmasına izin verilmediği gibi Amerikan sosyal mecralarında da hiç kimsenin önüne çıkmasına izin verilmiyor. Yine sansür için ayarlanmış algoritmalar çalışıyor.
Youtube’un, Facebook’un, Twitter’ın ve diğer benzerlerinin merkezlerine hiç zaman kaybedilmeden CIA’nın çok büyük operasyonlar yapması ve yüzlerce kişiyi göz altına alması ve Ankebut Ağına çalışmayan, satanist olmayan, insanlığa toptan düşman olmamış gerçek Amerikan hakimlerinin karşısına çıkartması gerekiyor.
Bunu yapmak artık Amerika için de dünya insanlığı için de zaruridir ve hukukun gereğidir. Amerikan halkı da dünya insanlığı da şu sözde sosyal ağlardan artık kurtulmalıdır. Adamlar keyiflerine göre eski ABD başkanı Trump’ı 2023’e kadar yasakladıklarını duyuruyorlar. Ne hakla… Hangi yetkiyle, hangi kanuna sığınarak. Trump’ın yanlışları varsa, Amerika’da da mahkemeler var. Facebook ya da diğerleri kendilerini nasıl olup da yetkili adli makamlar yerine koyabilirler. Sansürü sadece bize yaptıkları gibi sinsice ve gizlice yapmıyorlar. Artık dünyaya rest çekercesine tavırlarla bunu yapar oldular. Dünya da bunlara restini çekmeli.
Geçen gün Sputnik’in genel müdürünün açıklamaları çok isabetliydi. Bir milletin kendi sosyal ağı yoksa, milli güvenliği de yok demektir.
Bundan sonrasında ABD’nin başına kısa sürede tekrar Trump’ın gelmesiyle gelmemesi arasında bizce hiç fark kalmadı. Hatta gelmese daha iyi… Altın tepside tekrar tekrar sunduğum fırsatları o da hep kaçırdı. Şu demokrasi denilen cahilce ve işe yaramaz sistem, konseylerde de var. Oturacaklar, tartışacaklar, oylama yapacaklar, sayı çokluğu sağlayacaklar da hamle yapacaklar. Aralarında ciddi görüş farklılığı olduğunda uzun süre bunu değiştirmeye çalışacaklar. Türkiye’de denildiği gibi “Ölme eşeğim ölme”
Trump’ı hala bekleyenler varsa, bence boşuna beklemesinler. Çünkü hem uzun bir süre bekleyecekler hem de gelişi dengeleri değiştirmeyecek.
Abdurrahman’ın kastettiği akademi/üniversite camiası değil de büyük harfle yazdığı Akademi ise, bilinsin ki Akademi susmadı ve susturulamaz. Geçiş süreci ile ilgili de Akademi söylenmesi gerekenden fazlasını söyledi ve yapması gerekenden fazlasını yaptı. Lakin adamı da alıp zorla “Dur şurada, sen başkan kal” diyecek halimiz yok. Olmak/kalmak istemiyorsa, kendisi bilir. Kalmak istiyorsa da biz, bize düşenleri yaptık, alemi de fazlasıyla bilgilendirdik, son seferinde bütün cihanı “Yanlış ata oynamayın” diye ikaz ettik ve yaşanacakları bekliyoruz. Trump’ın başkan kalması ya da Biden’ın yani aslında Şi’nin başkan olması ihtimallerine de hazırız. Biz gücümüzün farkındayız ve endişeli bekleyiş içerisinde olanlardan değiliz. Daha önce de söylemiştim ve bir kez daha tekrar ediyorum:
-Trump yeniden başkan olmak istemeyecekse (ki şu ana kadarki kararlarından başkan kalmak istediğini kesin şekilde anlayabiliyoruz.), Biden başkan kalmak istese de uzun süre başkan kalamaz. Kamala da başkan kalamaz. Herkes, bütün taraflar doğru ata oynasınlar, hata edenler, altında kaldıkları enkazdan çıkamazlar.
Şu şartlarda hala neyin yorumunu, neyin istihbaratını beklerler, anlamak mümkün değil…
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli değil mi?
Ya Trump yeniden başkan kalacak ya da ABD halkı, haklı olarak ayağa kalkacak ve yönetimini Çin’e/Biden’e bırakmayacak.
Son günlerde arka planda da çok büyük hamleler oldu ve hep Trump tarafı baskın geldi. Son on gün içinde ölen önemli isimlerin kimler olduğuna baksa bile bir gazeteci, ABD’de bundan sonra da Trump’ın borusunun öteceğini kesinlik derecesinde anlar.
Biraz daha kaynakları/imkanları geniş olan gazeteciler, metafizik sahada neler yaşandığını, Çin/Biden çetesinin nasıl hezimete uğradıklarını, YİT’in Trump’ı ve çevresini nasıl koruyup kolladığını da öğrenebilirlerdi.
Diyorum ya, sadece Trump “Ben her şeye rağmen ABD başkanı kalmak istemiyorum.” derse Biden başkan olabilir ve Biden başkan olsa bile ABD yine de büyük karışır.