Etiket arşivi: Donald Trump

Lüzumsuz herif…

Vakit harcamaya bile değmeyecek basitlikte birisi. Sanki hayatı boyunca sürekli destek olduğu, el uzattığı, zor zamanlarında yanında olduğu, yanında bedel ödediği ve hayran bırakacak bir güzel ahlak ve mertlik sergilediği bir kişi, hiç olmayacak şekilde kendisine ihanet etmiş, kendisini meydanda bırakmış ve hiç hakkı yokken bir de kötü söz söylemiş gibi bir hale büründü.

Bir nevi sinir krizi geçirdi. Bağırdı, çağırdı. “Kim bu adam, kendini ne zan ediyor?” falan dedi. Ondan da tam bu türlü bir davranış beklenirdi. Bu işler hep böyledir, içi boş olanların dışı çok gürültü çıkartır. İnsanı değerli kılan, bulunduğu makam ve sahip olduğu rütbe değildir. İnsanı değerli kılan sahip olduğu ahlaktır, fazilettir, iyi niyettir ve insanlığa ne kadar hizmet ettiği, fayda sağladığıdır. Aslında benim tavrım da “Kim bu adam, nasıl geçmiş koca Çin’in başına, kendini ne zan ediyor? Nasıl olabiliyor da o ülkenin başında hala durabiliyor. Her şeyi berbat ediyor” tavrı ve bunu bile fark ediyor ama kabullenmek istemiyor. Kibir işte, insanı çok acınası hallere düşüyor.

Sert kayaya çarptı ama bir gün bunun yaşanacağı belliydi. Dünyanın kaç güçlü liderine birden çekmişim resti, Şi kim? Hiç mi düşünemedi bunca senedir, sıranın kendisine de geleceğini ve neden gereğini yapmadı, kendini düzeltmedi? Dünyadaki bütün zalimlere, kibirlilere, kötülere baş kaldırmış ve rest çekmiş bizler, onu neden görmezden gelelim? Onun adını neden “iyiler” listesine yazalım?

Ben onun aslında kim olduğunu ve kim olmadığını çok iyi biliyorum. Ne kadar aciz, güçsüz olduğunu da çok iyi biliyorum. O da benim kim olduğumu çok iyi biliyor. Yıllardır sürekli takipçim. Elindeki cihazda otomatik tercüme özelliği var, anında tercüme ediyor ve sabah akşam beni okuyor. Okumaya fırsatı olmadığında da adamları dikkatle takip ediyor ve önemli gördüklerini hemen ona haber veriyor. Dünyanın önemli mevzularına dair karar almadan önce benim o konuda ne dediğime mutlaka bakıyor. Ama boşa okuyor işte, içi boş… Bu Şi, ayara falan da girmez. Çin devleti ve milleti ile bir sorunumuz yok ama Şi bizim müttefikimiz değil. Böyle bomboş, zalim, kibirli, cahil, insanlığa düşman, organ işi bile yapan, üç kuruş para için masum canlara kıydıran, küçücük çocukları bile katlettiren cani bir herifin Çin’in başında olması Çin için büyük talihsizlik. Çin’in başına büyük felaketlerin gelmesine sebep olur.

Allah korusun, bir gün Çin, ABD’nin yerini alsa, Şi, Trump’tan çok daha zararlı politikalar uygular. Çok daha kibirli, cahilce ve insanlığı perişan eden kararlar alır. Şu Yeşilleri ve Grileri anlattım, bütün devletler ve liderler gibi Şi de konuyla ciddiyetle ilgilendi ama herkes “Dünyayı ve dünya insanlığını bunların zararlarından nasıl koruyacağız. Ne yapabiliriz” derken Şi ne yaptı? ABD’nin başındaki siyasetçiler ve konseyler yerine, Yeşillerle ve Grilerle kendileri müttefik olabilir mi, onun yollarına da baktırdı. Fırsat bulsa, bütün dünya insalığına düşman olup insanlığı tamamen yok etmek isteyen Yeşillerle ve Grilerle hemen şu dakika müttefik olacak.

Şi, sadece Çin’in değil, dünya insanlığının huzur ve mutluluğunun da önünde bir engel… Trump kadar büyük bir engel. Çin, Şi’den ve Şi benzeri kişilerin üzerinde görülen çirkinliklerden korunmalı ve yüksek ahlaklı/faziletli, insanlığın iyiliğini isteyen bir lider tarafından yönetilmelidir.

Okusun burayı da köpürüp dursun lüzumsuz. Kendini bütün dünyanın kralı zan ediyor. Emri altındaki yüz milyonlarca insana zulüm ediyor, bir saniye umurunda olmuyor. Sonra bulunmaz Hint kumaşı muamelesi görmeyi bekliyor.

Çin’deki diğer yetkililer de bu yaptığımızı iyilik olarak değerlendirmeliler. Şi’nin verdiği karşılığı vermemeliler. Şi’nin ve Şi zihniyetinin Çin’de sebep olacağı şey şimdiden belli: Kısa zamanda bütün dünya insanlığının düşmanlığını kazanmak ve kısa zamanda Çin’in parçalanıp bölünmesi…

Şi’nin yönetimindeki Çin devleti, organize suç örgütüne dönüştü.

Sadistçe uygulamalar yapıyorlar.

Çin’in idam mahkumlarının organlarını rızaları dışında alması bile başlı başına bir skandal, vicdanın el vermeyeceği bir uygulama… Çin, bu uygulamaya son vereceğini açıklayıp duruyorsa da artırarak devam ediyor.

Lakin, bundan çok daha ötesi var. An itibari ile Çin’in başında bulunan Şi’nin de bilgisi, izni hatta dahli/kontrolü dahilinde Çin devleti organ işi yapıyor. Sadece Doğu Türkistan bölgesinde değil, Tibet bölgesi dahil başka bölgelerde de Çin devleti tarafından organ işi yapılıyor. Masum insanlar kaçırılıyor, organları için acımasızca katlediliyor. Kültür ve eğitim seviyesi düşük, maddi imkanları da düşük bölgeleri tercih ediyorlar. Bu işi uzun zamandır sistemleştirmiş haldeler.

Ankebut Ağı nasıl insanlık dışı şekilde insan organı işi yapıyorsa, Çin de aynı sadistlik derecesinde aynı şeytanlığı yapıyor. Çin’deki diğer söz sahibi yetkililer Şi’yi hemen ters kelepçe ile tutuklatmalılar.

Şi’nin yönetimindeki Çin devletinin sadistçe uygulamaları ile her yıl on binlerce Çin vatandaşı organları için acımasızca katlediliyor.

Bu şeytanların bu şekilde elde ettiği insan organlarının büyük çoğunluğu Çin içinde kalıyor. Zengin ve hasta Çinlilere takılıyor. Şİ’nin ve çetesinin üyelerinin hali, karakteri, şeytanlık derecesi, Şeytan’ın Konseyi’nin üyelerinden farklı değil.

Kendileri gibi düşünmüyor, inanmıyor, giyinmiyor diye milyonlarca insanı birden zorla kamplara kapatmaya hakkı olduğunu düşünen ve dünyanın gözleri önünde buna teşebbüs eden tiplerin, kendi vatandaşlarını organları için katlettiğinin meydana çıkması, kimseyi şaşırtmamalı. İnsan, insanlıktan çıkınca şeytanlaşıyor.

Dünya genelinde büyük ses getirmeli, olağan üstü müdahaleler yapmalı, askeri seçenekleri bile değerlendirmeli ve sadist Şi ile çetesini durdurup Çin vatandaşlarını da korumalıyız.

Şi’nin yönetimindeki Çin’in dünyaya pek gösterilmeyen gerçek yüzü cehennem misali…

Fikirleri, siyasi görüşleri nedeni ile çok sayıda insan idama mahkum ediliyor. Bunların infazı acımasızca usullerde yapılıyor ve rızaları dışında organları alınıyor. Aslında organ ihtiyacı gözetilerek ve bahaneler uydurularak insanlara idam cezaları veriliyor.

Sudan sebeplerle idam cezaları verilen mahkumların cezaları infaz edilirken çok zaman bir iğne vuruluyor. Bu, mahkumun hareket kabiliyetini sınırlandırıyor, ölüme yaklaştırıyor ama öldürmüyor. O mahkumların organları diri diri alınıyor. İç organları toplanılıp alınıyor, gözlerindeki kornealar alınıyor ve bir de bütün deri yüzülüyor. Geriye kalan et ve kemik kısmına çöp muamelesi yapılıyor. Kaldırılıp kazan dairelerine, çöplüklere atılıyor. Sonra oralardan alınıp icabına bakılıyor.

Kaçırılıp organları için öldürülen Çin vatandaşı insanlara da aynı muamele yapılıyor.

Resmini gördüğünüz insan şeytanının elinde cehenneme dönen Çin’de, devletin resmi açıklamalarına göre senede 15 bin kadar organ nakli ameliyatı yapılıyor.

Oysa devletin denetimi altındaki hastahanelerde bir senede yapılan organ nakli ameliyatı sayısı yüz binden fazla…

Yani Çin’de devlet sistemi insan şeytanı Şi’nin elinde olduğu için devlet, kendi denetimindeki hastahanelerde bir yıl içinde en az 90 bin yasadışı organ nakli ameliyatı yaptırıyor. Çin’de organ bağışı yapanların sayısı çok ama çok düşük olduğuna göre, bunca organ nereden bulunur?

Bu organları Şi’nin elinde organize suç örgütüne dönüştürülmüş olan Çin devleti buluyor. Çin devleti, devlet gücü ile organ işi yapıyor. Her sene on binlerce masumu öldürüyor. Bu sisteme dahil edildiğine inanamayıp isyan eden, Çin’i terk eden ve sığındığı ülkede Çin’in bu gerçek yüzünü göz yaşları ile anlatan Çinli doktorlar bulunuyor.

Bunlardan birisi, insanlar tam ölmeden organlarını aldıklarını ve cesetlerin derilerini de tamamen yüzdüklerini dahi itiraf etti.

Şi ve Şi’nin zihniyetindeki insan şeytanları Çin’in başında kaldığı sürece, bütün dünya devletleri Çin’e karşı ortak yaptırım uygulamalı. Eğer Çin, başındaki bu şeytan yöneticilerden kurtulamayacaksa, Çin halkının bu şeytanlardan kurtarılması için ortak askeri müdahale yapılması değerlendirilmeli.

Böylesine şeytanlar tarafından yönetilen ve giderek güçlenen bir Çin, dünya insanlığı için çok büyük bir tehdit unsuru olacaktır.

Çin’in yönetici kadrosu ve yönetim zihniyeti değişene kadar devletimiz de olağan üstü tedbirler almalıdır. Böylesine sadistlik, üstüne böylesine ahlaksızlık, böylesine kibir ve tehditkar duruş varken, Çin ile bütün resmi/bürokratik kanalları kesmek ihtimalini bile değerlendirmeliyiz. Dünyaya sesini duyurabilen TRT’miz üzerinden Çin’in gerçek yüzünü anlatmalıyız.

Mehmet Fahri Sertkaya

Griler ve Merkürlüler arasında gizli anlaşma var

Griler ile Merkürlüler arasında gizi bir anlaşma var. “Biz sizi, siz bizi açık etmeyeceksiniz. Biz dünyanın idaresini tam olarak ele geçirene kadar sizinle çatışmayacağız” dediler ve anlaştılar. Birbirlerinin projelerini bozmuyorlar, birbirlerine engel çıkartmıyorlar.

Şu son yayınlarımız tercüme edilerek Trump kılığına girmiş gri uzaylıya aktarıldı. Hiç şaşırmadı hatta sinirlendi. Çünkü zaten bildiği şeylerdi…

Mehmet Fahri Sertkaya

Korku imparatorlukları çöküyor, çökecek.

Binlerce cinleri daha az önce mevta oldu. İki konsey, içinde Trump’ın da bulunduğu yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi ve onun bir üzerindeki konsey olan 13’ler Meclisi bir araya gelip bütün hünerlerini sergileyerek büyüler yapmışlar, yaptırmışlar. Başka hiçbir şey yapamıyorlar, çaresizler… Kim bilir kaç masum Müslüman çocuğunu daha Şeytan’a tapınma ve büyü ayinlerinde parçaladılar.

Ankebut Operasyonu, sadece AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü yıkmak ve gerçek Türk hakimlerinin önüne atmak için başlatılmış bir operasyon değildir. Asıl hedefimiz kuklalar değil, kuklacılar…

Bu operasyon kapsamında, İçimizdeki İsrail dediğimiz teşkilatı oluşturan ve dünyaya yayılmış Ankebut Ağı ile de organize şekilde çalışan bütün alt teşkilatlar çökertilecek. Gizli Ermeniler, gizli Yahudiler, Sabetaycı gizli Yahudiler, Mason teşkilatı, Misyonerler, Tapınakçılar, Evanjelikler, hepsi çökertilecekler.

Bunların, dünya insanlığının gözünde çok güçlü, çok organize ve karşı konulamaz güçte imişler gibi görünmesini sağlayan, pireyi deve gösteren ve bunların Türkiye’de pis işlerine sorunsuz devam etmesini sağlayan, milletimizi kandıran, akıl almaz insanlık dışı faaliyetlere yardım eden sözde Türk basın ve medyası da çökertilecek. Korku imparatorluğu kurmak isterlerken kullandıkları basın-medya patronları, sözde araştırmacı yazarlar, TV programcıları ve sunucuları da oyundan düşürülecek.

Ankebut Operasyonu, Hz. Mehdi’nin, Deccal’in ordusunu yok etmesinde son aşama olarak dünya tarihine geçecek. Bu operasyon devam ettikçe dünya üzerindeki güç dengeleri de değişecek. Deccal’in ordusu, yani Ankebut Ağı, darmadağın edilecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

Zamanlaması çok manidar değil mi?

Bu da bir danışıklı dövüş. Cübbeli böyle konuştuğu için herkes şokta ama uzunca zamandır güven kaybetmiş, ehl-i sünnet ve ehl-i tarik Müslümanların tepkisini çeken, Saray’a soytarılık yapan Cübbeli, şimdi Saray’ın emri ile bu çıkışları yaptı.

Trump yokmuş da işte nefsin varmış. Tamam bir manada bu söz çok doğru ama bu güne kadar niye söylemedi? Neden dine/devlete/millete yapılan her ihanette AKPKK’nin yanında idi? Şimdi cemaatimizin gayreti ve dergimizin yayınları sayesinde oluşan dip dalga ile herkes Trump’ı, Şeytan’ın Konseyi’ni, David Bickham’ı, Mehmet Haberal’ı, o bahsettiği İslam’ı tahrif projelerinde çok etkili olan haham Ben Abrahamson’ı konuşuyor, konuşacak da şimdi mi bu Cübbeli böyle konuşmalı? En büyük hainlerden biri bu… Bahsettiği projeleri AKPKK üzerinden Şeytan’ın Konseyi, 13’ler Meclisi ve 3 Kabalist haham uygulamaya döküyor.

Bu, Cübbeli’nin bu çıkışı, Türk/İslam düşmanlarının çok dara düştüğü şu zamanda bir haince planın parçası:

1- Zaten cemaatimizin ve Akademi Dergisi’nin mücadelesi karşısında, AKPKK ve üstündeki konseyler, söz konusu haince projeleri, İslam’ı içten tahrif etme, Müslümanların itikadını bozma projelerini ileri götüremeyeceklerini gördüler. Artık bu projelerin başındaki haham Ben Abrahamson bile ifşa oldu.

2- Son zamanlardaki yayınlarımızın da gerçek sahibi CIA olan sözde sosyal ağlarda yayılmasına izin vermiyorlar ama yine de korkuyorlar. Bir anda bir şeyler olabilir ve bir iki günde bütün Türkiye bu olağan üstü sarsıcı yayınlarımızı görebilir. Böyle bir ihtimal olursa, işte böyle konuşmaya başlamış Cübbeli’yi kullanarak, ehl-i sünnet hassasiyetindeki Müslümanları karşı bir grupta toplayıp topluca sevk etmek isteyecekler. Çünkü o gün geldiğinde işleri/halleri gerçekten çok zor olacak.

Cübbeli denilen münafığı senelerdir somut deliller ile ifşa edip nasıl bir hain, alçak, yalancı ve piyon olduğunu anlatıyorum. Gık diyemiyor gık. Aramıza yeni katılanlar o yayınlarıma bakmalılar. Şu yukarıda yazdıklarımı daha iyi anlayacaklar.

Herkes bilmeli ki Cübbesi çıkasıca bu hain herifin derdi kadındır, paradır, şöhrettir. İpleri Saray’ın elindedir ve dün alemin önünde “Hain” dediği Erdoğan’a bu gün “Başkomutan” çekmesi de bu sebepledir.

Dikkatle inceleyin, Cübbeli en az altı senedir çok sıkı bir Akademi Dergisi takipçisidir. Dönem dönem millete hoş gelen ve “Yahu bu adam nasıl bildi anladı da önden ikaz etti” denilen konuşmaları hep Akademi Dergisi paralelindedir. Akademi Dergisi’nin halka yayılmasına izin verilmez ama bu gibi piyonları sansürlemezler.

Mesela “Bütün cemaatlere yakında operasyon çekilecek. Sakın ha Süleymanlılar aleyhinde olmayın” çıkışı. O çıkışından birkaç hafta öncesinden başlamak sureti ile cemaatimiz AKPKK ile çatışma ortamına girmişti, cemaatimize operasyon beklentisi zaten herkeste oluşmuştu ve Akademi Dergisi’ndeki yayınlarımız, pes etmeyeceğimizi, çatışmaya gireceğimizi açıkça belli ediyordu. Bu münafık da çıkıp o konuşmaları yaptı. Aylar geçti, türlü hadiseler yaşandıkça herkes döndü o konuşmasındaki o kesiti paylaştı ve “Vay, cübbeli hoca efendi çoktan söylemiş” dedi. Şimdi de bir benzeri yapılıyor ve kritik an geldiğinde kalabalıklkarı toplayıp, etkileyip dar zamanda onlara yani AKPKK’liere yardımcı olabileceği hesaplanıyor.

Şu yayınlarımıza uygulanan sansür bir anda kırılacak, o güne az kaldı. İşte o zaman ak koyun kara koyun hepten belli olacak, herkes her şeyi duyacak. Bozuk saat bile günde iki kere doğru vakti gösterir. Sakın böyle piyonlara aldanmayın, acımayın, kalbi yine istikamete dönmüştür sanmayın.

Mehmet Fahri Sertkaya

Rus elçiyi Süleyman Soylu vurdurdu!

Her şeyi kendi planladı ve yönetti.

ABD/Siyonizm için vurdurdu. Emri yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi’nden aldı. Kesinleştirilemedi ama emri verenin bu konsey içindeki Donald Trump olduğu değerlendiriliyor. Gizli Yahudi, Mason ve CIA piyonu olan Süleyman Soylu, kurşunu bittiği halde Rus elçi Karlov’un katili olan Mevlüt Mert Altıntaş’ı öldürttü, çünkü kendi adamlarıydı.

Bu hadiseye, zaten oralarda iken denk gelmiş rolü oynadı Süleyman ama aslında oralarda hazırdı, başlamasını bekliyordu. Çok riskli bir işti bu iş, bir anda ipin ucu kaçabilir ve düzeltilmesi mümkün olmayan vahim gelişmeler yaşanabilirdi. İşi sağlama aldı ve hadisenin patlak vermesinin hemen ardından her şeyi kendisi yönetti. Polis operasyonunu abartılı şekilde uzattı, çünkü herkesin dağılmasını, katil Mevlüt Mert’in yardımcısı olan ve yine kendisinin emrinde olan kişilerin uzaklaşmasını bekledi. O yüzden, etrafta kendi adamları da var diye, hemen silahlı polis müdahalesi yaptırmadı.

Katil, ilan edilen andan çok önce öldürüldü. Bunlar içeride kamera görüntülerini dikkatle izlediler, kendi adamları görüntüye girdi mi diye veya herhangi bir açık verdiler mi diye baktılar. Her şeyi kılı kırk yarana kadar kontrol ettiler. Sonra da “Tamam sorun yok” dediklerinde “öldürdük” diye ilan ettiler. Kandırıp kullandıkları Mevlüt Mert, kurtulacağına, sağ ele geçirileceğine çok inandırılmıştı. Bu nedenle operasyon yapılırken pazarlık da etmedi, kaçmak da istemedi, başkasına da zarar vermedi. Nasıl bir oyunun içinde olduğunu biliyordu ama kendisini de satmalarını beklemiyordu. Soylu, katilin arkadaş çevresinden çok kimse ile tanış ve bazıları ile aynı fotoğraf karelerinde yer aldı. Karlov’u vuran katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın ev arkadaşı Avukat Serkan, Soylu da dahil bazı AKPKK’liler ile aynı fotoğraf karelerinde yer almıştı.

O katil polisin kandırılmasında da yine Yahudi parmağı var. Zaten Nurettin Yıldız da Nusra da el Kaide de IŞİD de Boko Haram da diğerleri de hatta Selefiliğin/Vehhabiliğin kendisi de Yahudi projesi. Bu polis Mevlüt Mert, Nurettin Yıldız taraftarlarından oluşan Esedullah Tim isimli, Emniyet içindeki bir timin üyesi idi. Onlar sayesinde Nurettin Yıldız’ı ve Suriye’deki sözde İslami, özde Yahudi/Mason oyunu terör örgütlerini buldu. Elçiyi vurduğ yerde, kendi ekiplerinden orada olan diğer kişileri biliyordu. Oradaki diğerleri, ona yardımcı oldular, silahı içeriden mutfak bölümünden aldı. Bu görüntüler de silindi.

Mevlüt Mert’in oda arkadaşı Serkan ile Süleyman Soylu’nun geçmişten gelen epeyi bir hukukları var. Operasyonun beyni denebilecek kişilerden biri de Serkan. Mevlüt Mert’i Süleyman ile Serkan tanıştırdı ve oltaya Serkan getirdi, Serkan hazırladı. Ev, elçi, plan, kimin yakasında nasıl kodlar/şifreler olduğu, takılacağı her hususu Mevlüt’e Serkan anlattı. Mevlüt çok çok basit bir piyondu. Böyle bir suikasti bir başına yapmak kabiliyetinden, zekasından, imkanından, cesaretinden çok çok uzak biriydi. Serkan da Yahudi kökenli.

(Ankebut operasyonu için YİT’in saha personelinden elde edilmiş bilgilerdir)

Mehmet Fahri Sertkaya