Etiket arşivi: Hz.Mehdi

Kahtani, Cehcah, Mansur aynı kişi mi?

Kahtani, Cehcah, Mansur… Aslında hepsi aynı kişi mi?

Ahir zamanda yaşayacak bu kişinin, farklı karakteristik hususiyetleri, farklı zamanlarda çekeceği farklı çileleri, farklı zamanlarda öne çıkmış davranışları/özellikleri nedeniyle… Yaklaşık 14 asır önce farklı hadislerde kendisinden farklı isimlerle mi bahsedildi?

Çok zor şartlar varken meydana çıkacağı ve mücadele edeceği için ona bazı hadislerde Kahtani mi dendi?

Düşmanları karşısında korkusuz olup restler çekeceği, naralar atacağı, cepheden cepheye çekinmeden ve hiç beklemeden gideceği/geçeceği, pek çok cephede aynı andar harp halinde olacağı için ona Cehcah mı dendi?

İlahi yardım göreceği, öldürülemeyeceği, durdurulamayacağı, mağlup edilemeyeceği, müslümanlara ve bütün mazlumlara yardım edeceği, zaferden zafere koşacağı için ona mansur mu dendi?

Hz. Allah daima kendisine yardım ettiği, koruduğu, zaferler kazandırdığı için, hz. Peygamberimizin bir adı da Mansur değil mi? Hadis-i şerifte Mehdi’nin adının peygamberimizin adı gibi olduğu bildirildi. Mansur ve Mansur…

Peygamberimizin (asm) bazı isimleri şunlardır:

1. Abdullah: Allah (cc)’ ın kulu.

2. Âbid: Kulluk eden, ibadet eden.

3. Âdil: Adaletli.

4. Ahmed: En çok övülmiş, sevilmiş.

5. Ahsen: En güzel.

6. Alî: Çok yüce.

7. Âlim: Bilgin, bilen.

8. Allâme: Çok bilen.

9. Âmil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi.

10. Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan.

11. Beşir: Müjdeleyici.

12. Burhan: Sağlam delil.

13. Cebbâr: Kahredici, gâlip.

14. Cevâd: Cömert.

15. Ecved: En iyi, en cömert.

16. Ekrem: En şerefli.

17. Emin: Doğru ve güvenilir kimse.

18. Fadlullah: Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan.

19. Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran.

20. Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran.

21. Gâlip: Hâkim ve üstün olan.

22. Ganî: Zengin.

23. Habib: Sevgili, çok sevilen.

24. Hâdi: Doğru yola götüren.

25. Hâfız: Muhafaza edici.

26. Halîl: Dost.

27. Halîm: Yumuşak huylu.

28. Hâlis: Saf, temiz.

29. Hâmid: Hamd edici, övücü.

30. Hammâd: Çok hamdeden.

31. Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan.

32. Kamer: Ay.

33. Kayyim: Görüp, gözeten.

34. Kerîm: Çok cömert, çok şerefli.

35. Mâcid: Yüce ve şerefli.

36. Mahmûd: Övülen..

37. Mansûr: Zafere kavuşturulmuş.

38. Mâsum: Suçsuz, günahsız.

39. Medenî: Şehirli, bilgilive görgülü.

40. Mehdî: Hidayet eden, doğru yola erdiren.

41. Mekkî: Mekkeli.

42. Merhûm: Rahmetle bezenmiş.

43. Mes’ûd: Mutlu.

44. Metîn: Çok sağlam ve güçlü.

45. Muallim: Öğretici.

46. Muktedâ: Peşinden gidilen.

47. Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli.

48. Müctebâ: Seçilmiş.

49. Mükerrem: Şerefli, yüce.

50. Müktefî: İktifâ eden, yetinen.

51. Münîr: Nurlandıran, aydınlatan.

52. Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş.

53. Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş.

54. Muslih: Islah edeci, düzene koyucu.

55. Mustafa: Çok arınmış.

56. Müstakîm: Doğru yolda olan.

57. Mutî: Hakka itaat eden.

58. Mu’tî: Veren ihsân eden.

59. Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan.

60. Müşâvir: Kendisine danışılan.

61. Nakî: Çok temiz.

62. Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini.

63. Nâsih: Öğüt veren.

64. Nâtık: Konuşan, nutuk veren.

65. Nebî: Peygamber.

66. Neciyullah: Allah’ ın sırdaşı.

67. Necm(i): Yıldız.

68. Nesîb: Asil, temiz soydan gelen.

69. Nezîr: Uyarıcı, korkutucu.

70. Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk.

71. Nûr: Işık, aydınlık.

72. Râfi: Yükselten.

73. Râgıb: Rağbet eden, isteyen.

74. Rahîm: Mü’minleri çok seven.

75. Râzî: Kabul eden, hoşnut olan.

76. Resûl: Elçi.

77. Reşîd: akıllı, olgun, iyi yola götürücü.

78. Saîd: Mutlu.

79. Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan.

80. Sâdullah: Allah’ ın mübârek kulu.

81. Sâdık: Doğru olan, gerçekci.

82. Saffet: Arınmış, seçkin kişi.

83. Sâhib: Mâlik, arkadaş, sohbet edici.

84. Sâlih: İyi ve güzel huylu.

85. Selâm: Noksan ve ayıptan emin olan.

86. Seyfullah: Allah’ ın kılıcı.

87. Seyyid: Efendi.

88. Şâfi: Şefaat edici.

89. Şâkir: Şükredici.

90. Tâhâ: Kur’ân-ı Kerîm’ deki ismi.

91. Tâhir: Çok temiz.

92. Takî: Haramlardan kaçınan.

93. Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş.

94. Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri.

95. Vâiz: Nasihat eden.

96. Vâsıl: Kulu Rabb’ine ulaştıran.

97. Yâsîn: Kur’ân-ı Kerîm’ deki ismi, gerçek insan, insan-ı kâmil.

98. Zâhid: Mâsivadan yüz çeviren.

99. Zâkir: Allah’ı çok anan…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Ne anladık şimdi?

“Cübbeli Hoca’nın Ölmüş Olarak Görüldüğü Rüyâda Yanında Bulunan Yazıda Neler Yazılıydı”

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=cx2e3-d0zYM

Yayın tarihi: Şu andan 6 saat önce, 2 Aralık 2022 Cuma

Ne anladık şimdi?

Anladık ki yeterince canı yanmamış. İçindeki uzaylıyı ayrı, dışındaki biyonik robotu ayrı çarpmak lazımmış ki tabir etmeyi bilemediği o rüya da bir yanıyla bunu haber vermiş.

Herife “Sahte hoca! Madem ki mütevatir hadisin inkarı ve ayakların kayması gibi büyük bir tehlike var, o halde Deccal hakkında tevatür seviyesindeki hadisi inkar eden o kişi ve görüşleri hakkında derhal reddiyeler/ikazlar yapmak için daha neyi bekliyorsun? Bak rüyasını da görmüşsün? İkaz etsene bunca müslümanı? Hemen birkaç satırla, birkaç paylaşımla ya da birkaç dakikalık kayıtla ikaz et, detaylara sonra da girersin? Sana mani olan nedir?” diye sorarlar…

Sorarlar da daha oraya gelene kadaaaarrrr… Oraya gelene kadar şu pislik herife daha neler neler soruluyor. Hangi birine cevap vermiş. Şimdi eski defterleri özetle tekrarlasak bile, günlerce yayın yapmak lazım. Öyle bir pislik bu herif…

Hani ben dış güçlerin maşasıydım? Hani ben vatan hainiydim? Hani benim hakkımda cemaatim davacı olmuştu da elinde güya bunun dilekçesini sallıyordu? Yedi sene olacak hala bu hususta bile gık diyemiyor. Ondan önce de yedi sene beklemişti bana çatmak için… Bir oldu bitti ile güya haklı çıkacak ve benim yolumu kesecek, cemaatimle beni çatışmaya sürükleyecekti. İki-üç gün arayla çektiği videolarda, nasıl bir yalancı, nasıl bir inkarcı, nasıl bir münafık, nasıl bir laf cambazı olduğunu da kalbinin korkudan gümlediğini de gözler önüne kendisi serdi. Daha dün denilecek tarihte bile, elinde dosyalarını tutan ve kendisine şantaj yapan Doğu Perinçek’e güzellemeler yapan rezil herif, bu gün bana reddiye mi yapabilecek?

Müteşabih ayetler bile varken, neden müteşabih hadisler olmasın? Bu husus bu güne kadar binlerce tekrarla vuzuha kavuşturulmamış mı? Haşa Allah’ın eli mi var ya da Allah gökte mi? Kim, ne hakla bizi hadisler konusunda ille de zahiri manasında kalmaya zorluyor? Alnında (gerçek manada) kafir yazan bir Deccal’a kim kanar, kim aldanır? Bir hadiste “Deccal Medineye giremez” deniyorken, diğer hadiste Deccal’ın Medineden nasıl bir süreçle çıkartılacağı anlatılıyorsa, kendini zahiri manada çakılı kalmak zorunda görenler, nasıl bir tehlikeli sonuca çıkarlar? Uzun mevzu, şimdilik kenarda dursun bunlar… Bunlar, gerçek müslümanlarla, gerçek alimlerle münazara edilir. Münakaşaya da izin verilmez, seviye de düşürülmez. Yalan, dolan, aldatma, laf cambazlığı, iftira, karalama, fitne mi… Öyle şeyler akıldan bile geçirilmez.

Herkesin rüyası da tabir edilmez. Rüya sahibinin salih ya da saliha bir kişi olduğuna, rüyasının da salih rüyalardan olduğuna baştan emin olmak lazım. Lakin, ondan da öncesinde rüya tabiri bilmek lazım.

Kişi salih ise, rüyası salih rüya ise, o halde söz konusu edilen rüyada, rüya sahibi kişi, başkasını temsilen kendini görüyor. İnsanların istisnasız tamamı, toplumu ilgilendiren konularda, kendilerini temsili olarak gördükleri rüyaları sık sık görürler.

Kendini, başka birini temsilen rüyasında gören rüya sahibi kişi, Cübbeliyi ölü gördüğüne göre… Kendini kimin yerine görüyorsa, işte o kişi çok hayırlı işler yapacak demektir. Çünkü “Rüyada ölünün dirilmesi ve konuşması, rüyayı gören kişinin, iş hayatının ve aile hayatının çok güzel gittiğine ve yüklü miktarda kazanç elde ettiğine ancak bu durumu çekemeyen insanların rüya sahibi hakkında dedikodu çıkardığına ve insanlar ile arasına fitne soktuğuna delalet eder.” Ben demiyorum, rüya tabiri ilmi böyle söylüyor… Cübbeli de farkında olmadan kendini ifşalamış oluyor. Kaç kere rüya tabiri yayını yaptım ve tekrarla ifade ederek anlaşılmasını sağladım ki rüyalarda görülen şeyler, hemen ilk akla gelen manalarına, zahiri manalarına yorulmazlar. Rüyalarda da teşbih var, temsil var, türlü yanları var. Rüyada ilmi reddiye yapmak da gerçek hayatta ilmi reddiyeler yapılacağı manasına gelmez, tabir edilmez. İşte rüyada ölüm görmek bile gerçek manasına değil, hiç ölen kişi dirilir ve konuşur mu? İstediği kadar bu rüyayı da zahiri manasına zorlasın, gerçek hayatta, şu rüyada görülen şeylerin birebir yaşanacağını değerlendirsin… Hiç öyle değil ve öyle olmadığı, yaşanacak süreçte bütün insanlık tarafından görülebilecek.

Bu rüya, önümüzdeki süreçte Cübbeli’nin hükmünü yitireceğine, iyice ifşa olacağına, şeytanlaşmış halinin (hiç kimse tarafından inkar edilemez kesinlikte meydana çıkacağına), devlet sisteminin ona müdahale ederek yargılayacağına, oyundan düşeceğine ve buna da Cübbeli’nin reddiye yaparmış görüntüsü altında saldıracağı, iftira edeceği bir kişinin sebep olacağına delalet ediyor. Dahası bu rüya, Cübbeli’nin dalalet ehli biri gibi göstermeye çabalayacağı kişinin, bu işin sonunda bütün halk tarafından büyük takdir göreceğine de delalet ediyor. Azıcık rüya taibiri bilen her kime sorulsa, bu rüyayı bu şekilde tabir eder. Bunun bile farkında değil…

Oyalansın dursun… Ne reddiye yapabiliyorsa da yapsın, laf cambazlığını bıraksın. Ben buradayım, içim dışım da bir. Onun gibi bir ileri, iki geri adım attığım hiç görülmemiştir. Adımı vermeden bile iki satır sözde reddiyesini yapamamış, çünkü konuya girince, kime karşı konuştuğu ve yine nasıl atıp savurduğu herkesçe görülecek… Belli ki dünkü yazımdan sonra ağır baskı, yönlendirme altında kalmış. Böyle böyle etrafını da oyalamaya çabalıyor.

“Şeyhim” dediği, “Efendi hazretleri” dediği kişi, gerçekte Türk de değildi, müslüman da değildi. Nerede kaldı ki veli bir zat olsun. Nerede kaldı ki mürşid-i kamil olsun. Jet Fadıl üzerinden vurulan vurgun paralarıyla, sözde sempozyumlarda oynanan oyunları/aldatmaları/münafıklıkları da yıllar önce anlatmıştım. O günden beri o hususları konuşmak, hatırlatmak bile istemiyorlar. “İşte bu hizmetler, Fadıl abimizin helal/temiz paralarıyla mümkün oluyor” diyebilecek kadar ipini kopartmıştı o vakitlerde de şu cübbesi çıkasıca lanet herif…

Haydi bakalım, kimin ne hüneri varsa ben de göreyim, bu millet de görsün, beni dünya genelinden hatta dünyadaki yeraltı uzaylı şehirlerinden takip eden bütün gerçek müslümanlar da görsünler. Hemen başlayalım…

Ve bakalım, Deccal konusunda sarsıcı hakikatlerin meydana çıkmasını asla istemeyen Cübbeli ve onun gibi Deccal’a bile isteye çalışan lanetliler mi haklılar, yoksa hakiki bir mürşid-i kamilin ve aynı zamanda mehdi olan zatın eteklerine tutunmuş olan, himmetleri altında olan mfs mi…

Deccal elindeki bütün sistemi, bütün gücü ve kadroları kullansa bile, bakalım Cübbeli Ahmet denilen münafığı ne kadar süre daha oyunda tutabilecek.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Mekke ve Medine’yi Deccalden ne koruyor

Asıl/gerçek Deccal, uzaylı bir insan türünün bir ferdi… Elinde çok yüksek maddi/teknolojik imkanlar var. Bunları da kullanarak dünya insanlığını uzun zamandır felaketlerden felaketlere sürüklüyor. Hem dünya insanlığına hem de İslam dinine aşırı seviyede düşman. Verdiği maddi ve manevi zararlar, oynadığı oyunlar, yaptığı aldatmalar saymakla bitmez… 1453’te İstanbul’un sözde fethi de onun oynattığı bir orta oyunu…

Bunca şeye güç bulabilmiş olduğu halde Mekke ve Medine’de bulunan, dinimizce mukaddes kabul edilen yerlere ve şeylere hiç zarar veremiyor. Evet, bunca yüksek teknolojisine, uzaylılardan olan adamlarına/ordularına, dünya insanlığı arasından kendine çalıştırdığı Yahudilere, masonlara, satanistlere ve dünya devletlerinden onlarcasının başına getirttiği satanist hükumetlere rağmen bunu yapamıyor. Çünkü Mekke ve Medine’deki söz konusu mukaddes yerler korunuyorlar.

Doğru, melekler de vesile edilerek korunuyorlar ama Allah’ın adeti/sünneti öyledir ki her şeyi sebeplerle yaratır. Allah, müslümanları topluca katletmekte olan kafirlerin fiillerine de melekleri vesile ediyor. O kafirlerin bedenleri bile meleklerin vazife yapmaları sayesinde çalışabiliyor. Lakin bunca şeyler yaşanırken kimse melekleri görmüyor, bilmiyor. Herkes daha görünür olan, ön planda olan sebepleri biliyor, görüyor, değerlendiriyor.

Öyle ise, söz konusu Deccal, söz konusu mukaddes mekanlara zarar vermek istediğinde karşısında mani olarak neyi görüyor? Varlığına inanmadığı melekleri mi?

Bu ümmet en çok da Cübbeli Ahmet de denilen Ahmet Mahmud Ünlü gibi münafıkların, kara paracıların, nitelikli dolandırıcıların elinden çekti, çekiyor. Şu kısacık görüntüde bile kaşı gözü ayrı oynuyor, dikkatle bakan gözler gözlerindeki aldatıcı tavırları görebiliyor. Anlamadığı, bilmediği, kafasının basmadığı da doğru ama anlayabildiği çok şeyi de böyle olmadık şekilde anlatıyor ki müslümanlar asla uyanmasınlar.

Gerçi cübbesi çıkasıca da Akademi Dergisinden esen rüzgarlara kapılmak zorunda kalmış. Kısa süre önce, hazret-i Mehdi’ye ve zamanında yaşanacak hadiselere dair ezber bozan yorumlarımı yazılı olarak paylaştım. Çok kısa süre sonra sözde Türk medyasındaki malum insan şeytanları hemen Cübbeli’yi çıkarttılar ekrana… Saatlerce program yaptılar, başından sonuna kadar kasten zihinleri bulandırdılar. Cübbeli o programda melhame-i kübrayı anlatırken her şeyi kasten dağıtıp bozmuş, farklı taraflara yönlendirerek kafaları bulandırmış ama “O zaman bir İstanbul hükumeti olacak ve melhameye yüz binlerce asker gönderecek” demiş. Onu bari doğru söylemiş ama orada bile kim bilir nasıl bir şeytani, nefsani niyetle ve arka plandan neleri hedefleyerek öyle söylemiştir.

Mekke ve Medine’deki o mukaddes mekanlar, çok gelişmiş manyetik kalkanlarla koruma altındalar. Gözün göremediği ve küre şeklindeki koruma kalkanları onları çevreliyor. Öyle ki yerin altından bir gelişmiş uzay aracı gelmek ve zarar vermek istese bile kalkan ona da mani oluyor. O kalkanların içine, şu her yerde görülüp duran UFO’lar da uzaylıların yaptığı insan görünüşlü robotlar da giremiyorlar. Daha dünyada daha başka yerler de aynı sistemle korunuyorlar.

Deccalin, Mehdinin ve hatta Mehdinin yardımcılarının zuhur ettiğini yemin bile edebilecek kesinlikte biliyor ama doğruları anlatmak işine gelmiyor. Çünkü müslüman değil hatta insan bile değil. Çoktan çıkmış insanlıktan…

Altı yedi sene oluyor, güya benden kendisi de cemaatim de davacı olacaktı. Hatta kendi cemaati de davacı olacaktı. Elinde üçkağıtçılık ürünü bir şikayet dosyası bile sallayarak konuşuyordu. Kalbi korkudan titrerken bu hali sesine ve beden diline yansıyor, o ruh haliyle şuuru bulanıp hakkımda atıp tutuyordu. Sahi, ne oldu? Hani nerede o şikayet, o dosya? Nerede hakkımda attığı iftiraların ispatları? Hala bu seviyede sahtekar birini de yayınlara CNN Türk gibi, Haber Türk gibi adı Türk, kendisi İsrailli, ABD’li, İngiltere’li mecralar çıkartırlar.

Şu sahtekarın 2019 yılındaki şu konuşmasını dinleyen müslümanlar bir düşünürler. Mekke ve Medine’nin idaresini elinde tutan Suudi aşiretinin nasıl kara paracılar, katliamcılar, masonlar, satanistler, ayinciler olduğunu bilememişlerse bile… Cübbelinin de aynı sistemin içindeki bir kara paracı sahtekar olduğunu bilememişlerse bile… Suudi Amerika da dediğim sözde devletin bütün kurumlarındaki masonik logoları düşünürler. Suudi Amerika’daki insanların itikadına, ameline, hukuk sistemine, eğitim sistemine, rejimin tercihlerine bir bakarlar. Orada insanları nasıl şartlarda yaşattıklarına bakarlar. Kabe’nin etrafının bile nasıl satanist mahaline çevrildiğine bir bakarlar ve düşünürler. Sonra sorgularlar “Yani bu kadar dibe vurmuş, bu seviyede ayarından çıkarılmış, Türkiye’den bile beter hale getirilmiş bu şehirlere Deccal küfrünün girmediğine, giremediğine mi hükmedeceğiz. Acaba girseydi daha nasıl küfür, fücur, isyan, sapıklık, rezillik olabilirdi.” der.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

313 kişi

Hz. Mehdiye ilk önce Bedir ehli kadar kişi (313 kişi) biat eder.

Tabarani Evsad’da ve Hakim Ümmü Seleme’den tahric ettiler, Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

“Mehdi’ye Bedir ehli sayısınca kişi, Rukun ve Makam arasında biat eder. Irak halkının ileri gelenleri ve Şam ebdalları O’na gelirler. O zaman Şam’dan bir ordu O’na karşı savaşmak için gelir, ancak Beyda’ya girdiğinde yere batırılır. (Beyda, Medine ile Mekke arasında bir mevkidir.)

“İnsanların başlarına bela üzerine bela yağdığı günlerde”

Keza (Naim b. Hammad) Hz. Ali’den tahric etti. O şöyle dedi:

“Başında Şuayb b. Salih Temimi’nin bulunduğu siyah bayraklı ordu, Süfyani’nin memleketinde çıktığı zaman insanlar Mehdi’yi arar ve O, Resullulah (s.a.v.)’in bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve O’nun (Mehdinin) çıkışından ümit kesildiği bir sırada Mekke’de zuhur eder. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: “Ey insanlar, Ümmeti Muhammed ve bilhassa O’nun Ehli Beyti çok belalar gördü, ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.”

Hz. Mehdi’nin biattan sonraki hitabesi

Keza (N.b. Hammad) Cafer’den tahric etti, O şöyle dedi: Mehdi yatsı vaktinde Resullulah (s.a.v.)’in bayrağı, gömleği kılıcı ve Nur ve beyan gibi daha bir çok alametler yanında olduğu halde, Mekke’de zuhur eder.

Yatsı namazını kıldıktan sonra en yüksek sesi ile şöyle hitap eder:

“Ey insanlar! Ben size Allah’ı hatırlatıyorum. Yarın mahşer gününde Allah’ın huzurunda yerinizin ne olacağını haber veriyorum. Allah Teala size pek çok deliller ve Peygamberler göndermiş, Kuran’ı indirmiş ve size şöyle emretmiştir: Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayın Allah ve Resulüne itaati koruyun. Kuran’ın ihya ettiğini diriltin, yasaklarını da yasaklayın ve siz Mehdi’ye yardımcılar ve destek olun. Zira dünyanın fena bulması ve zevale ermesi yaklaşmıştır. Ve bu kesindir. Ben sizi Allah’a ve Resulüne, O’nun kitabıyla amel etmeye, batılı yok edip, sünneti ihya etmeye davet ediyorum.”

Bu hitabdan sonra, yanında, sonbahar bulutları gibi birbirinden habersiz toplanan, Bedir ehli sayısınca, üç yüz onüç kadar insanla birlikte zuhur eder. Onun ashabı gece abid, gündüz ise aslanlar gibidir. Allah, Mehdi için Hicaz toprağını feth ederek hapisteki Haşimilerin hepsini de kurtarır. Siyah bayraklılar ise Kufe’ye inip biat için Mehdi’ye adam gönderirler. Hz. Mehdi ordusunu her tarafa gönderir. Zulmü ve zalimlerin hepsini yok eder. Beldeler onun emrine girer. Allah Teala onun eliyle Konstantiniyyenin fethini müyesser kılar.

Burada bahsedilen mehdi, hakiki mehdi değil. Hakiki Mehdi’nin yolunu/hizmetini devam ettiren Cehcah yani Kahtani’dir.

Süfyaniyi hezimete uğratan genç

Keza (N.b. Hammad) Hz. Ali’den tahric etti, O şöyle dedi:

“Sol avucunda ben bulunan Haşimi (kökenli) bir gencin içinde bulunduğu siyah bayraklı bir ordu çıkar, Onların önünde Şuayb b. Salih Temimi adındaki şahıs bulunur. Bu ordu Süfyani ile savaşır ve Süfyaninin ordusunu hezimete uğratır.

Keza (N.b. Hammad) Hz. Ali’den tahric etti, O şöyle dedi:

“Süfyani’nin kuvveti Küfe’ye girdiğinde, O Horasan ehlini aramak için ordu gönderir. Horasan ehli ise Mehdi’yi arar ve Haşimi gençle birlikte başlarında Şuayb b. Salih Temimi’nin bulunduğu siyah bayraklılarla birleşirler. Bu ordu Estahir kapısında Süfyani ile karşılaşır. Büyük bir savaş olur Neticede siyah bayraklılar galip gelir. Süfyani kuvvetleri kaçar. İşte o zaman insanlar Mehdi’yi temenni ederler ve ararlar.”

“O’nun devrinde, ölülerin dirilere imreneceği bir adalet görülür.”

“Her zalime galip gelirler.”

Tabarani Evsad’da Ümmü Seleme’den tahric etti. Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

Doğunun hakimi, Batı melikine gider ve O’nu öldürür. Sonra Batı meliki de doğuya gider, onu öldürür. Ondan sonra Batı meliki, Medine’ye bir ordu gönderir, ancak bu ordu yere batırılır. Sonra ikinci bir ordu gönderir. Bu arada Medine halkından bir kısım insanlar bir araya gelirler, Harem’den çıkan bir kimsenin etrafında, dağınık olarak, gelen kuşlar gibi toplanırlar. Öyle ki aralarında kadınlarında bulunduğu üç yüz ondört kişilik bir grub oluştururlar. Onlar her zalime ve Cebbar oğlu Cebbar’a galip gelir. O’nun devrinde, ölülerin dirilere imreneceği bir adalet görülür. O yedi yıl kalır. (Hz. İsa’nın kırk senelik döneminden) sonra ise yerin altı, üstünden daha hayırlı olur. Çünkü yine küfür ve zulüm yayılır. Bunun sonrası ise kıyametin kopmasıdır.)

“Onlara dört çeşit bela musallat olur. “

“O’nun hilafetine yer ve gök ehli, yabani hayvanlar, kuşlar hatta denizdeki balıklar bile sevinir.”

Süfyani ile yapılacak savaşlara dair…

Dani, Huzeyfe’den tahric etti. O dedi ki: Resullullah
(s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Zevra’da bir savaş olur.”

Huzeyfe ise, “Ya Resullullah Zevra nedir?” dedi.

Buyurdu:

Zevra doğuda nehirler arasında bulunan ve ümmetimin en şerlilerinin yaşadığı bir şehirdir. Zalimler hep orada otururlar. Onlara dört çeşit bela musallat olur. Kılınçtan geçilir, yere batırılır, tufana maruz kalır ve hayvan suretine değiştirilirler.

Sonra Resullullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Habeşliler arablarla savaşmak isterler, ancak onlar korkup Ürdün toprağına sığınırlar. Bu arada Süfyani üçyüz atmış süvari ile Şam’a varır ve bir ay içinde otuz bin kişi onlara iltihak eder. Süfyani daha sonra ordusunu Irak’a gönderir ve Zevra’da yüzbin kişiyi öldürür. Nihayet Kufe’ye varır ve onları esir ederek bir ordu daha hazırlar ve onu Medine’ye gönderir. Ancak bu arada Doğu’da başlarında Şuayb b. Salih Temimi’nin bulunduğu bir ordu toplanır ve düşmanlarını yok ederek Kufe’li esirleri kurtarır.

Süfyani’nin Medine’ye gönderdiği Ordu üç günlük bir işgalden sonra Mekke’ye yönelir, ancak Beyda’ya geldiğinde Allah Teala “Ya Cebrail onları cezalandır” emri ile Cebrail (a.s.)’ı gönderir ve Cebrail (a.s.) bir ayağını yere vurarak bu orduyu toprağa gömer. Sadece Süfyani’ye haber getirecek iki kişi sağ kalır. Bu iki kişi Süfyani’ye gelip durumu anlattığında o herhangi bir korku duymaz. Bu sırada Kureyş soyundan bir grup insan Konstaniyye’ye (Roma’ya) kaçar. Ancak Süfyani Rum büyüğüne haber göndererek bunları geri istetir. Bu kişiler ona iade edilir. Süfyani’de Şam kapısında onların boynunu vurdurur. Huzeyfe devam ederek, O gün o kadar çirkin olaylar olur ki, Şam kapısında gezdirilen bir kadın mihrap’da Süfyani’nin dizlerine oturtulur, bunu gören Müslümanlardan birisi “Yazıklar olsun size imandan sonra küfre mi düştünüz, bu helal değldir” der. Ancak Süfyani tarafından boynu vurdurulur. Bu olayı yayan herkesin de boynu vurulur. İşte o zaman semadan şu ses duyulur: “Ey insanlar, Allah Teala size münafik ve zalimlere uymayı men etmiş ve Mekke’de bulanan yeryüzündeki insanların en hayırlısı ismi Ahmed babasının adı Abdullah olan Mehdi’yi reisiniz kılmıştır, O’na uyun ve emrini dinleyin.”

Bu sırada İmran b. Hüseyin “Mehdi’nin nasıl bilineceğini” sordu. Resullullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: O benim evladımdandır. Tavrı beni İsrail ricali gibidir, üstünde pamuktan (kutvani) iki cübbe bulunur. Sağ yanağında siyah bir ben vardır. Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur. Kırk yaşındadır. Şam, Mısır ve Doğunun birçok yerinden ebdallar ve ileri gelen insanlar O’na gelir ve Rükun ile Makam arasında O’na biat ederler. Sonra Hz. Mehdi, önünde Cebrail arkasında Mikail ile Şam’a doğru yola çıkar ve O’nun hilafetine yer ve gök ehli, yabani hayvanlar, kuşlar hatta denizdeki balıklar bile sevinir. Zaman bereketli olur, nehirler suyunu, yer verimini artırır, hazineler çıkarılıp Şam’a getirilir. Süfyani dalları Hire ve Taberiye’ye doğru uzanan bir ağacın altında öldürülür. Kelp kabilesi de yok edilir. Orada imkansızlık nedeni ile de olsa bulunamayan hüsrana uğramıştır. “Onlar tevhid ehli olduğu halde, onlarla savaşmak nasıl doğru olabilir?” şeklindeki sualini de Resûlullah (s.a.v.) şöyle cevaplandırmıştır.

Onlar mürteddirler. Zira şarabı helal sayarlar ve namazı da kılmazlar.”

“Biat Allah içindir”

Keza (N.b. Hammad) İbni Sirin’den tahric etti, O şöyle dedi: Mehdi’nin bayrağında “Biat Allah içindir” yazılıdır.

Onların manevi dereceleri çok yüksektir

Muhammed b. Hanefi (r.a.)’dan rivayet edildi ki: Bir gün
biz Hz. Ali’nin yanındayken, birisi Hz. Mehdi’den sual etti. Ali (r.a.) “Heyhat” dedi. Sonra eliyle bir dokuz yaptı ve sonra da şöyle dedi:

“O (Mehdi) ahir zamanda, kişiye “Allah’dan kork, Allah’dan kork” denildiği zamanda çıkar” dedi.

(ve şöyle devam etti):

“Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O’nun etrafına bir kavim toplar. Onların kalblerini uzlaştırır. Onlar, içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir ashabı kadardır. Evvelkiler (O güne kadar gelmiş geçmiş müslümanlar, manevi makam ve derece sahibi olmakta) onları geçemediği gibi, sonrakiler (Onlardan sonraki devirlerde kıyamete kadar gelen mü’minler arasında hiçkimse) de onlara (Manevi makam ve derecelerine) yetişemezler ve onların sayıları Talud ile nehri geçenler kadardır.”

Güney Azerbaycan’ın fethi

İbni Mace ve Ebu Naim, Ebu Hureyre’den tahric ettiler, O dedi, Peygamber (s.a.v.) buyurdu:

“Eğer dünyadan (kıyametin kopmasına) bir gün bile kalsa, Allah o günü uzatır, Ehli Beytim’den birisini çıkarır ve (Bütün) dünyaya Malik eder. O Konstaniyye (İstanbul) ve Deylem dağlarını (Güney Azerbaycanı da) feth eder.”

(Deylem Dağları Hazar denizinin güneybatısındadır.)

Hindistan’ın fethi

Naim b. Hammad Fiten isimli kitabında Kaabül Ahbar’dan tahric etti, O dedi ki:

Beytül Makdis’in (Kudüs) Meliki (Mehdi) Hindistan’a asker gönderir. Feth eder ve hazinelerini alır ve onun ziynetleri ile Beytül Makdisi süsler. Ona Hind Melikleri bağlanarak getirilir. Kendisine doğu-batı arası (Tıpkı hz. Zülkarneyn’e nasip olduğu gibi) feth olunur.

İtalya’nın ve Kat’i beldesinin fethi

Mukaddes emanetlerin içinde bulunduğu Tabut-u Sekine

Mehdi kıssası ve Rumiyye’nin (Romanın) fethi hakkında Resullullah (s.a.v.)’den rivayet etti, O şöyle buyurdu:

Mehdi’nin askerleri dört tekbir getirdiği zaman, Rumiyye’nin duvarları yerle bir olacaktır. Burada altı yüzbin kişi öldürülür. Ve hazineleri de Beyt-ül Makdis’e götürülmek için alınır. Ayrıca içinde sekine ve Beni İsrail’in sofrası, gerçek Tevrat levhaları, Hz. Musa’nın asası ve Hz. Süleyman’ın minberi ile, Allah’ın Beni İsrail’e gönderdiği süt gibi beyaz renkli men (kudret helvası)’den iki ölçek bulunan tabut da Beyt-ül Makdis’e getirirler. Sonra onlar Tahine ismindeki bir
şehri de feth eder ve nihayet kat’i beldesine gelirler:
Kat’i: Bu belde gemileri taşımayan bir deniz üzerindedir.
Denildi ki: “Ya Resullullah, niçin o gemileri taşıyamaz” Buyurdu ki: O denizin derinliği bulunmamaktadır. İnsanlar onu ancak küçük gemilerle geçebilirler.
Hz. Mehdi ve ordusu o denizin kenarından geçerler.
Allah orada Adem oğulları için menfaatlar yaratmıştır. Kat’i beldesinin 360 kapısı bulunur ve her kapıdan da 1000 savaşçı çıkar. Mehdi ve ordusu 4 tekbirle şehrin duvarlarını yerle bir eder. İçindeki hazineleri alır ve burada yedi yıl kaldıktan sonra Beyt-ül Makdis’e geçerler. Deccal’in Isfahan yahudileri ile birlikte çıktığı haberi bu sırada onlara ulaşır. (Bu hadisi Ebu Ömer ed-Dani Sünen’de zikreder.)

Tabut-u Sekine

Naim b. Hammad, Kaab’dan tahric etti, dedi ki:

Mehdi, Rumlarla savaşmak için bir ordu gönderir. O’nun fıkıh bilgisi on aliminkine bedeldir. O Tabut-u Sekine’yi de Antakya mağarasından çıkarır.

Hz. Mehdi, Hz. Zülkarneyn’in girdiği her şehre girecek

Emiril Mü’minin Hz. Ali İbni Ebi Talib (r.a.)’dan Mehdi kıssası hakkında rivayet edildi. Dedi ki:

O (Mehdi) dünyanın her yerine (tamamına) teveccüh eder ve (Dünyanın her yerindeki) her zalimi yok eder. Ehl-i İslamın kalbini Allah O’nunla ihya eder. Hazineleri Beyt-ül Makdis’de toplar. İçinde bir çarşısının her bir çarşıda da bin dükkanın bulunduğu bir şehre gelir, orayı feth ettikten sonra dünyayı kuşatan yeşil deniz üzerindeki Kat’i şehrine gelir. Bu denizin arkasında Allah’dan başkasının bilmediği şeyler vardır. Kat’inin uzunluğu bin mil, genişliği ise beş yüz mildir. Mehdi’nin askerleri üç tekbirle şehrin duvarlarını yerle bir ettikten sonra bir milyon insanı öldürerek burayı feth ederler. Hz. Mehdi daha sonra bin adet binekle buradan Beyt-ül Makdis’e geri yönelir. Filistin de Trablusşam, Akka, Sur, Gazze ve Askalanı da alarak buradaki hazineleri Kudüs’ü şerife getirir. Deccal çıkıncaya kadar burada ikamet eder. Daha sonra da Hz. İsa (a.s.) nüzul eder ve Deccal’i öldürür. (Bu konuda “Ikduddurer’de daha geniş bilgi vardır.)

Yahudilerin çoğunun müslüman olması

Naim, Selman b. İsa’dan tahric etti, o Dedi ki:

Duyduğuma göre, Mehdi’nin elinde (zamanında) sekine bulunan tabut Taberiye gölünden çıkarılır ve Beyt-ül Makdis’de O’nun önüne getirilir. Yahudiler bunu görünce, pek azı hariç, çoğu Müslüman olurlar.

Ebu Amr Dani, Sünen’inde İbni Şevzeb’den tahric etti. O
dedi ki:

O’na Mehdi denilmesinin sebebi şudur. O, Yahudilerin
hac yaptığı Şam dağlarından bir dağın içindeki (gerçek) Tevrat’a dair kitapları (sayfaları) çıkarır ve Yahudilerden bir cemaat O’nun elinde (onun vesilesiyle) Müslüman olur.

Keza (N.b. Hammad) Kaab’dan tahric etti, O dedi ki:

O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine “Mehdi” denilmiştir. O, Tabut-u Sekine’yi Antakya mağarasından çıkarır.

Naim b. Hammad, Ertah’dan tahric etti, Dedi:

Hz. Mehdi Beyt-ül Makdis’e iner ve millet O’nun Ehli Beyt’inden gelenlerle uzun bir müddet yaşar. Daha sonra zalimler görünür ve Beni Abbas rahmetle aranır.

Hz. Mehdi’den sonra “Kahtani” denilen bir kimsenin geleceği

Kahtani’nin manevi derecesi

Tabarani Kebir’inde, İbni Münde Ebu Naim, İbni Asakir,
Kays b. Cabir’den, O da babasından, babası da dedesinden tahric ettiler,

O dedi ki Resullullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Benden sonra halifeler olur. Halifelerden sonra emirler, emirlerden sonrada zalim melikler gelir. Son olarak da ehli Beytimden birisi (hakiki,asıl mehdi) çıkar, daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle doldurur. Sonra O gider Kahtani (Cehcah) gelir. Beni Hak olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, O (Kahtani) diğerinden (Asıl mehdiden) dün (aşağıda, altta) değildir.

Keza (N.b. Hammad) Kays b. Cabir es-Sadefi’den tahric
etti, dedi ki: Resullulah (s.a.v.) buyurdu:

Ehli Beytimden bir adam olacak ve daha önce zulüm dolu olan dünyayı adaletle dolduracaktır. Ondan sonra Kahtani’dir. Nefsim yedi-i kudretinde (kudret elinde, kudretinde) olana (Allah’a) yemin ederim ki, O (Kahtani) O’nun (Mehdinin) dununda (altında) değildir.

Keza (N.b. Hammad) Kaab’den tahric etti. O dedi ki; Buyurdu:

Benden sonra, ehl-i Yemen’den, Mehdi’nin dinde kardeşi olan, Kahtan’dan bir halife olur. Ve O’nun (Mehdi’nin) yolunda gider. Rum şehrini (İstanbul’u ikinci kere) feth edecek olan O’dur (Kahtanidir) ve ganimetlerini de alır.

Kahtaninin öldürülmesi

Keza (N.b. Hammad) Ertad’dan tahric etti, dedi bana ulaştı ki:

Mehdi kırk yıl yaşadıktan sonra döşeğinde vefat eder. Sonra Kahtan’dan iki kulağı delik (Her yerden haber alabilen, istihbarat gücü çok kuvvetli) olan bir adam (Kahtani) çıkar ve Mehdi’nin yolu üzerinde gider. Yirmi sene kaldıktan sonra silahla öldürülür. Peygamber (s.a.v.)’in Ehli Beytinden bir adam olan o mehdi (Kahtani) güzel tavırlıdır. Kayzer şehrine (İstanbul’a) gaza eder. O Ümmeti Muhammed (s.a.v.)’in emirlerinin sonuncusudur. Sonra O’nun zamanında Deccal çıkar.

Kahtaniye/Cehcaha, Mansur da denilmiştir

Keza (N. b. Hammad) İbni Amr’dan tahric etti, O dedi ki:

Ey Yemen topluluğu! Mansur’un sizden olduğunu söylüyorsunuz. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, O’nun babası Kureyşi’dir. İstesem O’nu son ceddine kadar sayardım.

Naim b. Hammad, Süleyman b. İsa’dan tahric etti, dedi ki:

Bana ulaşan bir habere göre, Hz. Mehdi ondört sene Beytül- Makdis’de kalır, ardından ölür. Kendinden sonra, kendi kavminden Mansur adında bir adam (Kahtani, Cehcah) arkasıdan gelir. Beytül-Makdis’de yirmi bir sene durur. Sonra öldürülür, daha sonra Mevla adında birisi gelir ve üç yıl kaldıktan sonra o da öldürülür. Ve bilahare Heşimül-Mehdi gelip üç yıl dört ay on gün kalır.

Keza (N.b. Hammad) Zühri’den tahric etti, dedi ki:

Mehdi ölür, sonra insanlar fitnelere düşer ve kendilerine Mahzum kabilesinden bir adam gelir, O’na biat olunur. Bir müddet kalır, sonra semadan ins ve cinne ait olmayan bir münadi şöyle nida eder: “Falana biat edin ve hicretten sonra topuklarınız üzere geriye dönmeyin.” İnsanlar hemen bakınırlar, ancak (biat edecek kimse) göremezler. Sonra bu nida üç kez duyulur. Bilahare Mansur’a biat edilir de Mansur, Mahzuni üzerine yürür. Allah da O’na (Mansur’a yani Kahtani’ye) nusret verir de onu (Mahzuniyi) ve beraberindekileri öldürür.

Mehdiden sonra gelecek üç emir

Naim, Abdullah b. Amr’dan tahric etti. Dedi ki:

Zalimlerden sonra Cabir çıkar. Öyle ki Allah Muhammed (s.a.v.)’in ümmetini ona tabi kılar. Sonra Mehdi, sonra Mansur (Cehcah), sonra Selam ve sonra da Emirül-Usub. Bundan sonra ölmeye muktedir olan ölsün (Çünkü bu kişilerden sonra dünya yine cehennemi bir dünyaya döner. Her yer küfür, zulüm, gözyaşı dolar ve kıyamet kopana kadar dünyanın hali bir daha düzelmez).

Keza (N.b. Hammad) Abdullah b. Amr’dan tahric etti,
dedi ki:

Üç emir arka arkaya gelir. Allah onlara yeryüzünün tamamının fethini müyesser kılar. Evvelinde salih Cabir, sonra Müferrec, sonra da Zulusub. Kırk yıl kalırlar. Onlardan sonra dünyada hiç hayır yoktur.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Hadis-i şeriflerde haber verilen hz. Mehdi, Nakşibendi yolunun son mürşid-i kamilidir

Nakşibendî yolunun Müceddidler kolunun silsilesi kendisiyle ikmâl ve tamamlanmış bulunan, bu zincirin 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri, bir sohbetlerinde bu hususta şu îzahatta bulunurlar:

➥ “Hz. Mehdî (aleyhirrıdvân) hakkında vâki hadîs-i şeriflerde, Fahr-i Âlem Efendimiz’den (s.a.v) sırran haber sâdır olmuştur; ancak, anahtarı kimde ise o açar ve işin hakikatini o anlar, başkası anlayamaz. Herkes anlasa sır zâhir olur, usûle muhâlif gelir. Yani zamanın sâhibi, Resûlüllâh’ın vârisi perdeyi kime açarsa, ancak o anlar. Nüzûl-ü İsa aleyhisselâm’daki (Hz. İsa’nın yeryüzüne inişindeki) sır da böyle… Allah dostlarının rütbesindeki büyüklükleri nisbetinde halleri ve sırları kapalıdır.”

İkinci bin yılın müceddidi, Silsile-i Aliyye-i Nakşibendiye’nin 23. halkası İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretleri de Mektubat’ında, hz. Mehdî (aleyhirrıdvân) ile alâkalı şu açıklamalara yer vermektedir:

➥ Haberde şöyle bildirildi: Geleceği vâd edilen hz. Mehdî aleyhirrıdvân, saltanâtı zamanında dînin tervîcini (kıymet ve itibârını artırmayı) ve sünnetin ihyâsını murâd ettiğinde, bid‘at ile ameli âdet edinen ve onları güzel zannedip bu zannı sebebiyle dîne ilhak eden Medîne âlimi, hayretle şöyle diyecektir: ‘Şüphe yok ki bu şahıs, dinimizi ortadan kaldırmak ve şerîatimizi yok etmek istiyor!’ Bunun üzerine hz. Mehdî aleyhirrıdvân, onun öldürülmesini (bid‘atlerinin ortadan kaldırılmasını) emreder. Böylece onun, güzel sandığı fiillerin kötü yani birer bid‘at olduğu da görülmüş olur. ‘Bu Allâh’ın fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah en büyük fazlın (lûtuf, ihsan ve inâyetin) sahibidir.”

➥ ”Öyle zannediyorum/o kanaatteyim ki, ekmel-i velâyetle geleceği vâd edilen Mehdî (aleyhirrıdvân), bu nisbet (yani kendisinin mensûbu bulunduğu Tarîkat-ı Aliyye-i Nakşibediyye-i Müceddidîn kolu) üzere olacak ve bu Silsile-i Aliyye’yi tamamlayıp ikmâl edecektir. (Bu zincirin son halkası o olacaktır.)” (el-Mektûbât, 1, 251.)

İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri, adı geçen mektuplarını ve diğer pek çok te’lifatını kaleme alış sebebini açıklarken, aşağıdaki dikkat çekici cümleye de yer veriyorlar:

➥ ”Bize, bütün yazılarımızı âhir zamanda geleceği vâd edilen Mehdî’nin (aleyhirrahmeti vettahiyyeti verrıdvân) okuyacağı ve hepsini makbul bulacağı bildirildi. Bu kadar yazı yazmamızın sebebi budur.”

Mazanne-i hayr/mazanne-i kirâmdan dinleyip işittiğimize göre Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri bir gün buyuruyorlar ki (mealen):

➥ ”İmam-ı Rabbani hazretlerinden Allah razı olsun, bu mektupları yazmışlar, hepsi de makbulümüzdür. Eğer o bunları yazmamış olsaydı, bunları da bizim yazmamız icap edecekti.”

Cihangir Cehcah ya da nam-ı diğer Kahtani…

Hz. Mehdiden sonra, mürşid-i kamil olmayan cihangir bir idareci, Mehdinin yolunu, hizmetlerini devam ettirecektir.

“Cehcah adındaki bir adam idareyi ele alıncaya kadar günler ve geceler gitmeyecektir (kıyamet kopmayacaktır, günler ve geceler, yani hayat devam edecektir). (Müslim, Tirmizi)

Zübdet-ül Buhari Tercemesi 958. hadî­sin haşi­ye­sinde, Er-Raid Lügatı’nın beyanına göre “Harbte na­’ra atan kah­raman” mânâ­sında olan “Cehcah” vas­fıyla tavsif edilen bir zâtın geleceği (Şarkavî Şerhi’nden naklen) şöyle ifade edilir :

“Bu kişinin adı Cehcah’tır. Çok kıymetli bir zat olup Mehdi’den sonra ortaya çıkacak, onun yolunu tutacaktır. Çoban koyununu nasıl sürerse, Cehcah da cihangir olarak bütün ülkeleri idare edecek, herkes ona boyun eğecektir.”(Şarkavi Şerhi) (Cehcah şahsın ismi değil vasfı olsa gerek, Bak: İbn-i Hanbel 3,89)

“Kahtanlı bir adam çıkıp değneği (asası) ile insanları yönetmedikçe kıyamet kopmaz” (Buharî, Menakıb 7; Müslüm, Fiten 60)

Bazı âlimlere göre Kahtânî’in adı Cehcah’tır. Ve saltanatı yirmi yıl kadar sürecektir. Bu zat Hz. Mehdi’den sonra çıkacak ve onun yolunu tâkip edecektir. “İnsanları asasıyla sevk/idare etmesi” ifadesiyle kendisi bir çobana benzetilerek idaresi altındakilere karşı güzel ve âdil idaresine, güçlü saltanatına işaret edilmiştir

İbn-i Asâkîr ve diğer bazı muhaddislerin (hadis alimlerinin) naklettiklerine göre, Kays b. Câbir, demiştir ki:

“Peygamber, şöyle buyurdu: Benden sonra halîfeler gelecek. Halîfelerden sonra Emirler gelecek. Emirlerden sonra zorlu Melikler gelecek. Sonra ehl-i beytimden yeryüzünü zulüm yerine adâletle dolduracak bir adam (Hz Mehdi) çıkacak. Sonra, Kahtânî’nin iş başına getirilmesi emredilecek. Beni gerçekle gönderen Allah’a kasem (yemin) ederim ki, o (Kahtani), ondan (Mehdiden) aşağı değildir.”

Süleyman b. İsâ’dan naklediliyor:

“Haber aldığıma göre Mehdî, Beyt-i Makdis’te 14 sene hükmettikten sonra vefât edecek. Sonra Tubbe halkından Mansûr (Kahtânî) adında bir adam gelecek. 21 sene hükmettikten sonra öldürülecek. Ondan sonra Haysem iş başına gelecek ve 3 yıl 4 ay 10 gün hüküm sürecek.”

Nablûsî’ye göre, onun insanları âsasıyla idare etmesi, ona itaat etmeleri anlamında kinayeli anlatımdır. Ancak Kurtubî’nin işaret ettiği onun sert ve katı olduğu, bu herkese karşı değil; sadece haddi aşan günâhkârlara karşıdır. Oysa o, dürüst bir kişidir ve adâletle hükmeder.

İbn Hacer, Nuaym b. Hammad’dan naklettiğine göre o, Abdullah b. Amr’ın halifeleri saydığında “…….Bir de Kahtanlı adam” dediğini kuvvetli bir senedle rivayet etmiştir. Yine iyi bir senedle İbn Abbas’ın: “……ve Kahtanlı bir Adam, hepsi salih kimselerdir” dediğini nakletmiştir ( İbn Hacer el-Askalânî, “Fethu’l-Bâri” (Sahih-i Buhari Şerhi), c.6, s.535.)

Özetle ifade etmek gerekirse…

-İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir otoriteye ve Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerine göre mehdi, Nakşibendi tarikatının son mürşid-i kamilidir. Yani Süleyman Hilmi Tunahan hazretleridir.

-Hadis-i şeriflerde geçen “asa” hazret-i Musa’nın asası olabilir ki bu gibi mukaddes emanetlerin hepsi hz. Mehdiye bırakılmıştır. Bakara suresinin 248. ayet-i kerimesinde bahsedilen sandık da hz. Mehdidedir. Yahudiler bu sandığa Ahit Sandığı derler. Hazret-i Süleyman’ın mührü bile bu sandığın içinde hz. Mehdiye teslim edilmiştir. Hz. Mehdi de bu yüzüğü ya da asayı ve de diğer mukaddes emanetleri, kendisininin alemi değişmesinden sonra halifelik/emirlik/idarecilik yapacak salih yardımcılarına verebilir.

-Kahtani, kahtanlı, Kahtanda bulunan, Kahtanda doğmuş bir zat demek değildir. Yokluktan, kuraklıktan çıkabilen ve sonrasında cihangir yani dünya hakimi olabilen demektir. Burada iki türlü yokluk var. Mücadelesinin ilk devresinde, yokluklara, imkansız görülen şartlara rağmen mücadele edebilmesi ve ikinci devresinde ise teşkilatlanabilmesi ve çok büyük bir güce/teşkilata ulaşabilmesi manası var. İkinci mana ise, Hz. Yusuf zamanındaki gibi şiddetli bir kuraklık, yokluk, açlık musibetinden, kendisine tabi olanları çıkartacak bir kişi olması. Hayatının hz. Musa ve hz. Yusuf gibi bir hayat olması. Yaşadıklarının, yaptıklarının, onları yaşadıkları ve yaptıkları gibi olması.

-Hadis-i şeriflerde ifade edilen yıllar, gerçek manasına değildir. “20 yıl” ya da “40 yıl” gibi ifadeler de anladığımız manada değildir ve zan ettiğimizden çok çok daha uzun zaman dilimlerini haber verir.

-Yukarıdaki alıntılardan da anlaşılmaktadır ki, Kahtani/Cehcah, dünya tarihinde çok ama çok mühim bir yeri olacak bir kişidir. Hz Mehdi kadar büyük hizmetler yapacak kişidir. Hz. peygamberimizin ashabına uzun uzun ve sevgiyle anlattığı, ashabın daha o zamandan çok sevip hürmet ettiği kişidir. İstanbul’un ikinci fethini gerçekleştirecek komutandır. Mürşid-i kamil ya da mehdi değildir, salih ve adil bir müslüman idarecidir. Tıpkı Hz. Zülkarneyn gibi, yüz binlerce peygambere nasip olmamış çok muazzam hizmetler yapacak ve o derece büyük manevi dereceye erişecek kişidir. Tıpkı hz. Zülkarneyn gibi bütün dünyayı tek devlet haline getirip idaresi altına alacak, adaletle yönetecek, hadis-i şerifte bahsedilen ‘dünyaya hakim beşinci kişi’ olacak kişidir. Sonra başka dünyaları da feth ederek oralarda da zulmü bitirip adaleti tesis edecek kişidir. Tıpkı hz. Zülkarneyn gibi Ye’cüc ve Me’cüc halklarını harpte yenecek, bu uzaylı halklarla ikinci kere yapılacak harpte komutan olacak kişidir. Hz. İsa yeniden yeryüzüne indirildiğinde de dünyanın idarecisi kalacak, o dönemde ise hz. İsa’ya danışarak kararlar alacak kişidir.

Hz Mehdi zamanında, Yahudiler/Museviler arasında hidayet nasip olacak, İslamla müşerref olacak kardeşlerimiz olacak. Bu, 14 asır önce hz. Peygamberimiz tarafından haber verildi. Nasıl ki asr-ı saadette yahudi milletinden olan bazı kişiler İslam’ı kabul ederek ashab-ı kiramdan oldular, çok güzel muamele gördüler, çok mesut yaşadılar, bu devirde de aynısı olacak. Kalabalık yahudi grupları, şunca hakikati görüp anlayıp İslam’ı kabul edecekler. İşte o vakit de geldi. Hatta Ye’cüc ve Me’cüc milletinden olup da şu anda dünyamızda bulunanların arasından da İslam’ı kabul edip kardeşimiz olanlar olacak.

Bizde ırkçılık yok. Bizde, kişileri, İslam’dan önceki hayatlarıyla kınamak, ayıplamak da yok. İslam’ı tercih edenleri yargılamak, önceki zamanlarda yaptıklarından dolayı cezalandırmak da yok. İslam’ı kabul eden bir kişinin amel defteri, annesinden doğduğu gün kadar tertemiz olur. Allah onları af eder. Biz müslümanlar da geçmişte yaşananlardan dolayı onlar af ederiz ve asla geçmişini konuşmayız. Onlara dilimizle bile eziyet etmeyiz.

|Derleme bir yazıdır

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Şimdi iyice anladınız mı beni?

Şimdi iyice anladınız mı beni?

Biz sizin gibi piyonlarla değil sizleri var eden sistemle savaşıyoruz. Hedefimiz sistem/kuklacılar değil de sizin gibi kuklalar olsaydı ey AKPKK’liler, ey CHPKK’liler ve diğerleri, hepinizi çoktan toplayıp almıştık ve asmıştık.

Eğer particilik yapılacaksa, Türkiye’nin en büyük partisi biziz ve hepinizi tek hamlede siler geçeriz. Lakin bizim cahilce, haince sistemlerle, şu millete dayattığınız cumhuriyet, demokrasi, laiklik gibi uydurma değerlerle meşgul olacak vaktimiz yok. Biz acele etmiyor, elimizdeki somut delilleri bile çok zaman paylaşmıyor, lüzumsuz tartışmalara ve mücadelelere girmiyor, küçük çaplı çatışmaların çıkmasına izin vermiyor ve sisteminizi bir bütün olarak imha etmek yolunda dahiyane bir siyaset sergiliyoruz.

Ve belki nefsiniz izin vermedi, kale almak istemediniz ya da gırgıra vurduğumu zan ettiniz ama sizin sistemin bütün adamları bizdeki birkaç Süleymanlı kadar bile etmiyor. Şu sizi yöneten en üst konseylerin mensuplarının bile kaşrımızda ne hallere düştüğüne bir bakın. Çapınız, evsafınız yetmiyor. Yüreğiniz de yok, aslında paradan ve kadından ve şöhretten başka bir dininiz ve davanız da yok. Bir harp hukukunuz, sınırlarınız, değerleriniz de yok. Şeytanlaşmış ve dünyanın Deccal devri denilen devri yaşamasına vesile olmuşsunuz. Lakin sizin devriniz buraya kadardı. Şimdi karşımızda kaybetmeye mahkumsunuz. Çünkü benim şahsımda karşınızda devleşen şu sistemimiz, sizin sisteminizi darmadağın edecek olan hazret-i Mehdi’nin, Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin sistemi…

Süryani kökenli olan Temel Karamollaoğlu da rolünü oynuyor.

O da Ankebut Ağı’na çalışıyor ve şu sıralar AKPKK ile danışıklı dövüşüyor.

Seçime dair planlarını tam uygulayamamış olsalar da hala seçim tartışmaları üzerinden memlekette bir kaos ortamı oluşturmak için çırpınıyorlar, çırpınacaklar. Karamollaoğlu da seçimin meşruiyetine, seçim sonuçlarına dair tartışmaların gündemde olmasını ve tansiyonun düşmemesini istiyor.

Çünkü insanlık dışı sistemleri, karşımızda büyük darbe aldı, ölümcül yaralar aldı ve her şeyi silbaştan yeniden kurmak için bir kaos ortamı oluşturmaya mahkumlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ye’cüc ve Me’cüc’ün asıl düşmanlığı dünyamıza değil, İslam dinine…

Hazret-i Zülkarneyn zamanında yani günümüzden yaklaşık 7-8 bin sene önce Ye’cüc ve Me’cüc (Yeşiller ve Griler) ile yapılan harp, yeryüzünde yaşanmadı. Uzayda, dünyamızın çevresinde yaşandı.

“Uzayda her yere yayılmış olan İslam dininin merkezi işte bu gezegen. Bu gezegeni yok etmeliyiz” diyerek geldiler. İki farklı insan türü olan Ye’cüc ve Me’cüc bu niyetle ittifak etti. Lakin yanlarında, mevcutları az da olsa yine gayr-i müslim olan başka insan türleri de vardı. O zaman bizim dünyamıza bile yüzlerce farklı insan türü gelir giderdi.

“Uzaylılar” dediğimiz başka gezegenlerin insan türleri o zaman gizlenmezlerdi, yasak yoktu. Çünkü Hazret-i Zülkarneyn dünyaya hakim olmuş tek bir devletin başında idi ve dünyaya Müslümanlar hakimdi. Diğer insan türlerinin gelmesi ve dünya işlerine karışması Müslümanların imtihanını bozmuyordu ve bu nedenle sorun görülmüyordu. Ahir zamanda Hazret-i Mehdi de dünyaya hakim bir devlet kuracak ve o zaman da diğer insan türlerinin gizlenmeden gelmesine izin verilecek. Ye’cüc ve Me’cüc de ahir zamanda etraflarındaki seddi yıkacak ve dünyamıza gelip bir daha saldıracak.

Ye’cüc ile Me’cüc, Hazret-i Zülkarneyn zamanında bize saldırdığında mağlup oldu ama harp devam ederken uzay araçları ile dünyamıza girmeyi başaranları da oldu. Bunlara da hemen müdahale edildi ve esir alındılar.

Harbin hemen sonrasında Ye’cüc ve Me’cüc’ün kendi güneş sistemlerinin etrafına hazret-i Zülkarneyn bir set çekti ama esirler bizim dünyamızda kaldı. O set çekildiği anda kendi güneş sistemlerinden çıkmış ve başka güneş sistemlerindeki gezegenlere gitmiş olanlar ve uzayın çeşitli yerlerinde uzay araçları içinde yolculuk halinde olanlar bu seddin dışında kaldılar.

Bunlar da bir daha kendi güneş sistmelerine giremeyeceklerdi, giremediler. Dünyamızda esir kalmış olanlara iyi muamele edildi. İslam ahlakı sergilendi, Müslüman olmaları teklif edildi ve oldular. Kendilerine dünyamızda bir yer gösterildi ve orada yaşamaları istendi, öyle yaptılar. Kendi kabuklarına çekilmiş halde yaşadılar.

Hazret-i Zülkarneyn’den sonra Hazret-i Süleyman devrinde bilim ve teknoloji dünyamızdan kaldırılmak istenince, bu yönde bir devlet politikası uygulanınca bundan rahatsız oldular. Kabullenmek istemediler. Belli ki hep bir gün kendi gezegenlerine dönme ümitleri vardı. Bu aşamada zorlandılar ve niyetlerini bozdular. “Dünyanın ve bütün insanlığın felaketi olacak ve insanlık kendi gezegenini imha edecek.” endişesiyle, mümkün olabilecek en ileri seviyeye gelmiş bilim ve teknoloji kasten geriletilirken onlar yeraltında gizli üsler kurup orada çalışmalar yapmaya başladılar.

Bilim ve teknoloji seviyelerini korumak hatta hz. Zülkarneyn’in seviyesine ulaştırmak, bu yolla seddi aşacak seviyeye gelmek zorunda olduklarına karar verdiler. Sonraki zamanlarda ise tamamen yeraltında yaşamayı tercih ettiler ve o günden beridir gezegenimizdeki yeraltı üslerinde yaşıyorlar.

Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanın altındaki üs, yaşadıkları yeraltı üslerinden sadece biri…

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Korku imparatorlukları çöküyor, çökecek.

Binlerce cinleri daha az önce mevta oldu. İki konsey, içinde Trump’ın da bulunduğu yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi ve onun bir üzerindeki konsey olan 13’ler Meclisi bir araya gelip bütün hünerlerini sergileyerek büyüler yapmışlar, yaptırmışlar. Başka hiçbir şey yapamıyorlar, çaresizler… Kim bilir kaç masum Müslüman çocuğunu daha Şeytan’a tapınma ve büyü ayinlerinde parçaladılar.

Ankebut Operasyonu, sadece AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü yıkmak ve gerçek Türk hakimlerinin önüne atmak için başlatılmış bir operasyon değildir. Asıl hedefimiz kuklalar değil, kuklacılar…

Bu operasyon kapsamında, İçimizdeki İsrail dediğimiz teşkilatı oluşturan ve dünyaya yayılmış Ankebut Ağı ile de organize şekilde çalışan bütün alt teşkilatlar çökertilecek. Gizli Ermeniler, gizli Yahudiler, Sabetaycı gizli Yahudiler, Mason teşkilatı, Misyonerler, Tapınakçılar, Evanjelikler, hepsi çökertilecekler.

Bunların, dünya insanlığının gözünde çok güçlü, çok organize ve karşı konulamaz güçte imişler gibi görünmesini sağlayan, pireyi deve gösteren ve bunların Türkiye’de pis işlerine sorunsuz devam etmesini sağlayan, milletimizi kandıran, akıl almaz insanlık dışı faaliyetlere yardım eden sözde Türk basın ve medyası da çökertilecek. Korku imparatorluğu kurmak isterlerken kullandıkları basın-medya patronları, sözde araştırmacı yazarlar, TV programcıları ve sunucuları da oyundan düşürülecek.

Ankebut Operasyonu, Hz. Mehdi’nin, Deccal’in ordusunu yok etmesinde son aşama olarak dünya tarihine geçecek. Bu operasyon devam ettikçe dünya üzerindeki güç dengeleri de değişecek. Deccal’in ordusu, yani Ankebut Ağı, darmadağın edilecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

Önce Osmanlı, sonra Süleymanlı…

İnsanlık “Asr-ı Saadet geri mi geldi” diyecek. Dünyaya dört kişi hakim oldu, kıyamet öncesi bir beşinci kişi daha hakim olacak.

Yevm-i beter ile gün bitirenlere sesleniyorum, Deccal küfrü yıkılıyor ama siz icraat değil laf yapıyorsunuz. Birkaç sene sonra yapılan hizmetler, şimdikinin yanında hiç kalacak. Şimdi Allah yolunda bir adım atanlara trilyon sevap veriliyorsa, birkaç sene sonra bir adıma bir sevap verilecek. Fitne zamanında yapılan hizmet, cihat, ibadet, başka zamanlara benzemez. Nasıl fırsatlar kaçırdığınızı bilseydiniz, elleriniz ve ayaklarınız olmasa da sürünerek cihada/hizmete giderdiniz. Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabına “Onlar benim kardeşlerimdir” buyurdu. Bir uzun Hadis-i Şerif’te, işte tam bu zamanda bu hizmetleri yapanların mahşerdeki hali anlatıldı. Bütün insanlığın önünde apayrı bir saf olacaklar, öyle muazzam derecede/rütbede olacaklar ki insanlık onları peygamberler zümresi zan edecek.

Ufukta muazzam bir fetih var. İstanbul ikinci kere fethedilecek.

Bu ordunun başında zahirde başka birileri olabilir ama aslında/batında Hz. Mehdi var.

Dünya, şu koca dünya bu orduya dar. Bu ordu başka dünyaları bile fethedecek.

Fetih çok yakın…

Çok sıkıştık şu Anadolu dediğimiz bir avuç kadar son toprağımıza…

Yine bir dağ gibi, bir dev gibi doğrulacağız. Dört asır toprağımız olup da elimizden ihanetlerle alınan her yeri geri alacağız. Cihan bizi bekliyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Gerçekler çok farklı, kadınları acınası haldeler…

Şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden toplumumuzu ve dinimizi/değerlerimizi hızlı bir şekilde güncellemeye çabalayan İçimizdeki İsrail’in aktörlerinin, bizlere örnek olarak gösterdiği Avrupa ülkelerinin nerede ise tamamında, kadınların ortalama beşte biri ila sekizde biri, tecavüze uğramış. Evet, en ehven ihtimalle, her sekiz kadından biri en az bir kere tecavüze uğramış… Bu, onların kuruluşlarının ve basınının açıkça duyurduğu bir gerçek… Onlar bizim şu epeyi bozulmuş halimize bile özeniyorlar, bize ise onların haline dönüşmemize sebep olacak sözde çağdaş anlayışlar, sözde değerler dayatılıyor. Bize bu tuzakları kuranların kimler olduğuna bir bakınca görüyorsunuz ki, Soner Yalçın üzerinden zavallı, mazlum, acınası haldeki kişiler ve Türkiye’nin çağdaşlaşmasına büyük katkıları olmuş asil ve medeni kişiler gibi gösterilip hiç utanmadan “Beyaz Türkler” dedikleri Sabetaycı gizli Yahudi vatan hainleri… Yani Türklerin inkırazına sebep olan Deccal’in ordusu…

Mehmet Fahri Sertkaya

Ye’cüc ve Me’cüc’ü İsa peygamber yenecek


Ye’cüc ve Me’cüc’ü İsa peygamber yenecek,

  1. Dünya Savaşından sonra bir büyük savaş daha olacak ama bu savaş dünya savaşı değil, dünyalar arası bir savaş olacak.

Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki;

➥ ”İsa (peygamber), (ölmeden, sağ olarak kaldırıldığı sema katından, ahir zamanda yine yeryüzüne) inince, (dua edip ümmet-i Muhammed’den olmak isteği kabul olmuş, gerçekleşmiş olacak, ümmete dahil olacak, peygamberlik vazifesi yapmayacak, Mehdi’nin ordusunun başına geçecek ve) İslamiyet’le hükmedecektir. O zaman Allah-ü Teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir.” (Hadis-i Şerif, Ebu Davud)

Bu hadis-i şeriften ve daha çok sayıda hadis-i şeriften, hususiyetle de Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin ufuk açıcı izahlarından anlıyoruz ki, Hz. İsa’nın yeryüzüne indirilip Müslümanların başına geçmesinden sonra, Hz. Allah bir vesile ile dünya üzerindeki kuru kalabalığı temizleyecek. Sureten insan olup da sireten/içi insan kalmamışları, bir şekilde arzından kaldıracak.


Yine hadislerden anlaşılan o ki bu, dünya geneline yayılmış bir harp ile gerçekleşecek. Lakin bu harp, 3. Dünya Savaşı olmayacak. Bu harp, 3. Dünya Savaşından da sonra yaşanacak. Dahası var ki bu harp Ye’cüc ve Me’cüc denilen iki uzaylı insan ırkı ile dünya insanlığı arasında yapılacak. Öylesine büyük bir harp olacak ki, yeryüzünde az sayıdaki gerçek Müslümanlar hariç hemen herkesi öldürecekler.

İsa aleyhisselam ile birlikte hareket eden samimi/ihlaslı/rabıtalı Müslümanları öldüremeyecekler. İsa aleyhisselam Allah’ın yardımı ile onları çok başarılı yönetecek ve sonra bunlar Ye’cüc ve Me’cüc’ü yenecekler.

Anlaşılan o ki başka gezegenin kafir ve saldırgan insanları olan, binlerce sene önce de dünyamıza saldırıp büyük zararlar verdikleri ve Hz. Zülkarneyn tarafından önlerine set çekildiği bilinen bu Ye’cüc ve Me’cüc’e en büyük ve son darbeyi bu defa biyolojik silahlarla vuracaklar.Karıştı mı kafanız? O halde şuradan detaylara ve delillere yelken açın.

Ayrıca, uzayda müslim ve gayri müslim olmak üzere çok yüksek sayıda başka insan türleri var. Hadis-i Şeriflerde de, ayet-i kerimelerde de buna dair deliller var.

Miraç hadisesinde peygamberimizin karşılaştığı başka insan türleri var. Bunların bazısı uzay dediğimiz dünya seması içindeler ama bazıları ise uzay dediğimiz alemin daha üstünde olan sema/gök katlarındalar. Yedi kat sema var. Yedi katın üstünde beş kat daha sema var.

Bizim daha şu küçücük uzayı aklımız almıyor ama bu sema katları içinde zaman ve mekan ne demektir bilinmeyen ama Hz.Allah tarafından yaratılmış alemler ve bu alemlerde yaşayan giyinmek ve çıplaklık nedir bilmeyen, erkeklik ya da dişilik nedir bilmeyen, güneş ve gezegen nedir bilmeyen, dünyamızın varlığından ve biz insanlardan haberdar bile olmayan ama İslam’ı bilen ve Allah’a ibadet eden kullar var. Bunlar melek ya da cin de değiller.

Hadislerde haber verilen dünyalar savaşı, uzaydan gelen Ye’cüc ve Me’cüc halkları, onları imha eden biyolojik silahlar…

Hadislerde haber verilen dünyalar savaşı, uzaydan gelen Ye’cüc ve Me’cüc halkları, onları imha eden biyolojik silahlar Kıyamet, Ye’cüc…

Mehmet Fahri Sertkaya