Etiket arşivi: afganistan

Ha Taliban, ha ABD, yok birbirlerinden farkları…

Vahşi terör örgütü Taliban: ABD’yi düşman olarak görmüyoruz

İnsan, organ, uyuşturucu kaçakçısı ve katliamcı Taliban, bütün bu işleri beraberce yaptıkları ABD’yi düşman olarak görmediğini bütün dünyaya ilan etti.

ABD, açıkça görülür şekilde de batmamak ve parçalanmamak için, 11 Eylül 2001’de son bir hamleyle kendi ikiz kulelerine terör saldırları yapmıştı. Kendi yaptıkları saldırının suçlusu olarak da zaten beraberce her türlü pis işleri yaptıkları ve kendilerine çalışan bir gizli servis görevlisi olan Usame bin Laden’i göstermişti. Usame’nin Afganistan’da olduğunu iddia ederek Afganistan’ı hukuksuz şekilde işgal etmişti. O günden bu güne kadar da Afganistan’dan uyuşturucu, insan, organ kaçakçılığına devam etmişti. 

ABD Irak’a da tamamen hukuksuz  ve insanlık dışı şekilde askeri müdahaleler yaparak sömürmeye devam etmiş lakin yine de mali krizlerini aşamamıştı. Askeri operasyonların masraflarını karşılayabilecek bir mali gücü bile kalmamıştı. Sonrasında bütün orta doğuyu işgal edip sömürebilmek için ise Facebook’u ve evvelden beri kendisine çalışan muhtelif ülke hükumetleri ile gizli servislerini silah olarak kullanmıştı. AKPKK de söz konusu kara para, katliam, sömürü projesinin yani BOP’un en temel kolonlarından biri olarak hazırlanmış ve Türkiye’de iktidara getirilmişti. 

Türkiye de dahil olmak üzere, kastedilen o ülkelerin hepsindeki ABD sözde diplomatik temsilcileri, vahşi terör örgütü liderleri gibi, organ, bebek, kadın, genç kız, değerli eşya, petrol ve maden peşinde çılgınca mücadele etmişti. Hatta mümkün olduğunca bu ülkelerin hazineleri de yağmalanmış, toplanan vergiler bile kaçırılmıştı.

ABD vahşileştikçe, hem ABD’nin hem de dünyanın krizleri daha da derinleşti. Doğru düzgün bir devletten sayılamayacağı halde dünyaya süper devlet olarak yutturulan ABD, hormonlu büyütülmenin, üretmeden tüketmenin, vatandaşlarına ahlaki eğitim vermeden yaşatmanın, kan ve göz yaşı dökerek ayakta durmaya hatta devleşmeye çalışmanın neticesini yaşadı, yaşıyor. Şu anlarda ABD, 20 yıl öncesinden çok çok daha derin bir mali krizle boğuşuyor ama hala dünyaya pençe gösterdiğini, restler çektiğini, istediği her yerde istediği her şeyi yapabileceğini zan ediyor. 

Bu kadar bitik haldeki ABD, son süreçte ise malum kara para işlerini daha da hızlandırmak ve kolaylaştırmak için, milyar dolarlık askeri araç, gereç ve mühimmatı ve ülkenin idaresini, kara parada iş ortağı olan Taliban isimli terör örgütüne bıraktı. Neler döndüğünü merak eden ABD vatandaşlarına ve ayrıca dünya insanlığına ise resmi ağızlardan türlü yalanlar anlatıldı. Sadece ABD hükumeti değil, beraber kara para işleri yaptıkları diğer malum ülkelerin hükumetleri de resmi ağızlardan aynı yalanları söylediler.

Yetmemiş, kendisiyle organize şekilde insanlık dışı kara para işleri yapan diğer hükumetlerle birlikte, Taliban terör örgütünü meşru hükumet olarak tanımayı da denemişlerdi. Bu insanlık dışı faaliyetleri İstanbul engeline takılmış ve gerçekleşmemişti. Sonrasında ise Kazakistan’ı gözlerine kestirmişlerdi. Yine İstanbul engeline takılınca bu defa istemeye istemeye Ukrayna’yı kara para işleri merkezine çevirdiler. An itibariyle, danışıklı dövüşen söz konusu hükumetler hala Ukrayna’da kan içiyorlar, insanları nakite çeviriyorlar, silah kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı ve her türlü kara para işlerini yapıyorlar. Buna rağmen bile mali krizlerini aşamıyorlar. 

Bu süreçte, batak ABD’nin yerine Ankebut Ağının yeni merkez ülkesi yapılmak istenen Çin bile devasa bir mali krize girdi ve son çare olarak kendi insanlarını hızla nakite çeviriyor. Dünya genelinde korona oyunlarına, yalanların, soygunlarına, zulümlerine, katliamlarına son darbeleri de vurduğumuz ve onlarca ülkenin peş peşe geri adımlar atmasını sağladığımız halde, Çin hala pandemi yalanlarıyla uyguladığı karantinalar sayesinde mümkün olabildiği kadar çok Çin vatandaşını diri ya da organları çıkarılmış şekilde başka ülkelere satıyor. Parça parça olmamak, iflas edip batmamak için, son çare görüp bunu deniyor. Çinliler dünyaya nasıl da içler acıtan videolar yayıp hallerini gösteriyorlar ama malum hükumetlerin birisinden bile bir tek ses, itiraz hatta hafif bir tenkit bile yükselmiyor. 

İşte böyle cehenneme çevrilmiş bir dünyada Taliban terör örgütünün güya İçişleri Bakan Vekili sayılan Siraceddin Hakkani isimli terörist, gerçek yüzünü bütün insanlığın bildiği CNN kanalında, güya editörlerinden Christiane Amanpour’un sorularını yanıtladı.

Son yirmi yılın, savunmaya dönük mücadele ile geçtiğini iddia edebilen terörist Siraceddin, “ABD ve milletler arası toplum” şeklinde tabir ederek, organize şekilde kara para işleri yapan malum ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmak istediklerini söyledi. 

Afgan halkı adına konuşma cüretini kendinde bulan terörist Siraceddin, Amerikalıları şu anda düşman olarak görmediklerini de söyledi. 

Bir yandan da Siraceddin FBI’ın “En çok arananlar” listesinde yer alıyor. Yakalayana 10 milyon dolarlık bir ödül verileceği ve son yirmi yılda Afganistan’da yapılmış en insanlık dışı saldırılardan pek çoğunu organize ettiği biliniyor. 

Dünyanın bu cehennemi halden bir an evvel kurtulabilmesi için ABD’ye o son birkaç darbeyi de vurması ve ABD’yi tarihin karanlık sayfalarına gömmesi gerekiyor. Arkalarından lanetlerle anılacaklarına ise hiçbir insanın şüphesi bulunmuyor. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

“Bütün Marmara yanacak” 

Kraliçe Elizabeth çok kızmış

Marmara bölgesinde seyretilmiş uranyumlu nükleer bombalar..

Türkiye’nin kuraklık ve kıtlık yaşayacağını, Türkiye’de çok büyük afetlerin peş peşe yaşanacağını, bunların çoğunun suni tekniklerle sebep olunmuş afetler olacağını çok uzun zamandır yazıyorum. Yayınlarıma, sosyal medya hesaplarıma uygulanan bütün sansürlere rağmen, özellikle son bir buçuk senedir bu beklentiyi hep gündemde tutabiliyorum. Hem hükumetin hem de milletimizin gerçekçi tedbirler almasını istiyorum ve son zamanlarda hükumet de buna göre hareket etmek zorunda kalıyor. Bu baskı işe yarıyor gibi görünüyor ama işin aslı öyle değil. 

Hükumet, bu felaketler yaşandıktan sonra suçlu duruma düşmemek, yargılanmamak ya da acıdan ve öfkeden çıldırmış haldeki milyonlarca Türkiyelinin ayakları altında ezilmemek için, şu anlarda tedbirler alıyormuş, ikazlar yapıyormuş rolü oynuyor. Bir de hükumet, felaketler sırasında ve sonrasında insan kaçakçılığı, organ kaçakçılığı, küçük ve değerli eşyaların çalınıp kaçırılması kısmına dair tam teferruatlı ve gerçekçi hazırlıklar yapıyor. Bunu, en çok da Mason tarikatı üzerinden milletler arası bağlantılar tesis ederek yapıyor.

Zaten gerçekte mafya liderleri olan Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz gibi kişiler üzerinden de Türkiye içindeki ve dışındaki mafyalarla bu konularda organize olunuyor, son hazırlıklar yapılıyor. Biliyorsunuz, buna daha önce tam teşebbüs ediyorlardı, İstanbulluları felaketten sonra sözde tahliye edecek gemileri bile hazırlamışlardı, suç örgütü lideri ve uyuşturucu baronu suç işleri bakanı Solomon Soysuz üst üste açıklamalar yapıyordu ki o işi de bozmuştum. 

Son iki sene içinde, onlarca kere, beklenen o felaketlerin ötelenmesine, ertelenmesine sebep oldum. Ankebut Ağı dediğim sisteme bağlı kan emici, sömürücü onlarca ülkenin büyük maddi sıkıntılara düşmesine sebep oldum. Önemli ve güçlü liderlerin iktidarı kaybetmesine de sebep oldum. Batı dünyasının iyice batmasına, İsrail’in iyice perişan hallere düşmesine, ABD’nin meteliğe kurşun atmasına, Almanya’nın çok zor hallere düşmesine de sebep oldum. Henüz iktidarı kaybetmemiş bazı Avrupa liderlerinin ise hükmünü yitirmiş limon kolonyası misali hallere/şartlara düşmelerine de sebep oldum. Afganistan’a ve Kazakistan’a dair kanlı ve kara planlarını da çökerttim. Zaman hep aleyhlerine işler oldu. Çok zaman, para, itibar, otorite ve güç kaybettiler. Bütün bunlar yaşanıyorken en çok kızan, çıldıran kişilerden biri İngiltere kraliçesi Elizabeth oldu. Dünyanın her bir yanındaki fitne kazanlarını aynı anlarda ayrı ayrı kaynatan biri olan Elizabeth, son yaptığım müdahalelerden ve son yazdığım yazılardan ötürü de çok kızdı, sinirlendi. Sakinleşecek ve sakince kararlar alacak gibi durmuyor.

İşleri, planları ve kara para akışları bozulduğu için son zamanlarda Ukrayna üzerinde bir danışıklı dövüş de sergiliyorlar. Rusya, Ukrayna ve ABD başta olmak üzere onlarca kara paracı hükumet, dünya insanlığının önünde danışıklı bir dövüş sergiliyor. Daha şimdiden milyonlarca Ukraynalı kadın ve çocuğun mülteci haline düşüp, sahipsiz şekilde onlarca ülkeye dağılmasına sebep oldular. Daha şimdiden, bunların bir kısmının, oralardaki organ ve fuhuş mafyalarının ellerine düşmelerine sebep oldular. Bunlar arasından yetim kalmış çocukların bir kısmını Tayyip’in organcı, kara paracı karısı Emine vesilesiyle Türkiye’ye de getirdiler. Ne yazık ki onları da sisteme dahil edecekler. Onları da nakite çevirecekler.  

Öyle canavarlaşmış ve aynı zamanda öylesine batmak üzere bir haldeler ki Ukrayna üzerinden yaptıkları şeytani kara para işleri de onlara yeterli gelmiyor. Bir yandan Türkiye üzerinde de benzeri şeytanca işleri yapmak istiyorlar, kara paraları artırmak istiyorlar. Bir yandan da Türkiye’nin Ankebut Ağının sömürmesinden, zulmünden, dinsizleştirme ve namussuzlaştırma politikalarından kurtulma teşebbüslerine, kurtulmak isteyen diğer devletlere/milletlere önderlik etme teşebbüslerine mani olmak istiyorlar. Türkiye’ye böyle bir anda diz çöktürmek istiyorlar. Türkiye üzerinden, benzeri hallerdeki onlarca ülkeye de ders vermek, korku yaymak ve “Sizin de sonunuz böyle olur” demek istiyorlar. İşte bu kadar büyük gerilme, restleşme var sahada ve bunun patlama noktasına da gelindi. 

Son zamanlarda “Hükumetten ümidinizi kesin. Şahsi tedbirler alın. Marmara bölgesini terk edin. Buralardan çekip gidin. Daha fazla ikaz etmeyeceğim, nasihat alan insan sayısı çok az. Nasihat dinleyen dinledi, dinlemeyenler de acı akıbeti görecekler.” mealinde yazıyorum ama her seferinde yine de merhametim baskın geliyor. Çok ama çok büyük acılar yaşanacak. 

Bu nedenle, bir kez daha yazıyorum. Son yazdığım yazıda, film senaryosu diyerek çok şeyler anlattım ama bildiğim her şeyi yazmadım. Bazı kısımları da gerçeğe uygun şekilde yazmadım. Şimdi senaryo yazmıyorum ama yine de her bildiğimi açıkça yazmayacağım. Bilgi paylaşıyorum. Marmara bölgesinin sahil şeridinin pek çok yerinde, seyreltilmiş nükleer bombalar var. Evet, yanlış okumadınız, seyreltilmiş nükleer bombalar var. 

Bunlar, daha çok İzmit körfezinde, Tüpraş tesisinin altına denk gelecek yerde olan, oradan Tuzla, Gebze, Pendik, Kartal, Maltepe ve Adalar hattı boyunca ara ara yerleştirilmiş olan nükleer bombalar. Bu hat boyunca çok önceden patlayıcı ve parlayıcı gaz doldurulduğunun anlaşılmasını daha önceki yazılarımda sağlamıştım. Şimdi daha net yazmış bulundum. Yaşanan müsilajın da yeraltını gazla doldurma çalışması sırasında sızan ya da kasıtlı olarak sızdırılan ve deniz suyuna da karışan gazlarla alakalı olduğunu da fark ettirmiştim. Pendik, Kartal, Maltepe hattında duyulan ve “Doğalgaz kokusu gibi” denilen kokunun da bu gaz doldurma çalışmalarıyla alakalı olduğunu yazmıştım. Heybeli ada yakınlarından, denizin altından girilebilecek bir yeraltı tünellinin, İzmit Tüpraş tesisinin yakınlarına çıktığını, bu hattın da gazlarla ve seyreltilmiş uranyumlu bombalarla doldurulduğunu ise yazmamıştım. Bunu da şimdi yazmış bulundum. Yazmadığım kısımları da şimdilerde yazmayı düşünmüyorum.

Öylesine büyük felaketler planlıyorlar ki “Bütün Marmara yanacak” denilse, yeridir ve abartı olmaz. Yeraltında belli hatlar boyunca biriktirdikleri gazları da patlatacaklar, eş zamanlı olarak seyretilmiş nükleer bombalar da patlatacaklar, bunlar olmadan hemen önce bir suni deprem de yapacaklar. Hatta hava şartlarını oynamaya devam ederek, istedikleri kadar kar, yağmur da yağdıracaklar, rüzgarlar da estirecekler. 

Planları uygulayacaklar, tarihe geçecek felaketlere peş peşe sebep olacaklar ve sonra da her şeyin tabii/doğal bir felaket olduğunu, her yerde anlatmaya başlayan adamları papağan gibi tekrarlara başlayacaklar. 

Mesela şu usulde konuşacaklar: “Efendim, zaten Kuzey Anadolu fay hattı boyunca birikmiş bir enerji vardı. Çok sayıda bilim adamı, ayrıca hükumetimizin bazı bakanları defalarca halkımızı uyarmıştı. En son seviyede açıklamalar yapılmış ve felaketin an melesi olduğunun anlaşılması sağlanmıştı. Hatta -Marmara bölgesini terk edin- diyen bilim adamlarımız dahi olmuştu. Korkulan oldu, beklenen felaket yaşandı. Tarihte daha önce de büyük depremlerin, yeraltındaki doğal gazları patlattığı ve deprem sonrasında çok büyük patlamaların yaşandığı, bu patlamaların da toplu ölümlere sebep olduğu görüldü. Ayrıca insanların topluca gazdan zehirlenmesinin görüldüğü de oldu. Bu vakalardan bazılarında çok büyük yangınlar oldu. Çok yoğun ve zehirleyici dumanlar çıktığı ve yanmamış gazların da göğe doğru çıktığı oldu. Ardından, göğe doğru çıkmış bazı asitlerin, zararlı kimyasalların yağışlarla birlikte tekrar yere düşmesine ve temas ettiği insanlarda ciddi cilt yanıkları yaşanmasına, bu nedenle de insanların topluca vefat etmelerine sebep olduğu depremler görüldü. Biliyorum acımız büyük, tarihte nadir görülen seviyede bir felaketi yaşıyoruz ama bunlar acı gerçekler. Şimdi geriye değil, önümüze bakmamız gerekiyor. Bu bölgenin topluca terk edilmesi gerekiyor. Öncelikle kadınlar ve çocuklar gemilere bindirilmeli. Hükumetimiz onları daha önce belirlenmiş ve açıklanmış olan başka illerdeki noktalara götürecek. Dost devletlerden gelen yardım ekiplerinin yönlendirmelerine de uyulmalı. Böyle zamanlarda komplo teorileri yazanlar, anlatanlar da hep olur. Bilimin ışığından ayrılmamak gerekir.”

Bunlar gibi açıklamalar yapılmaya başladığında, karşılık olarak kamyon yüküyle itiraz cümleleri kurulur, tartışmalar yaşanır ama Türkiye’de basın ve medya, Türk rolü oynayan gizli Yahudilerin, gizli Ermenilerin, masonların kontrolündeyken hatta sosyal medya da CIA üzerinden sansürlüyken, o papağanlara gerekli karşılıkları vermek ilk anlarda mümkün olmayacaktır. Hiç değilse o papağanlara şu soru sorulabilse, o anda nutukları tutulur: “Yener Üşümezsoy -Son zamanlarda sürekli deprem ikazları yapılıyor. Bunların bilimsel temeli yok. Deprem ikazı yapmayı gerektirecek bilimsel veriler yok. Bilimin dışına çıkmamak, başka temellere dayanarak açıklamalar yapmamak gerekir- mealinde konuşmuş hatta çıkışmıştı. Buradan başlayalım mı?” 

Benden bu kadar… Bu şartlarda da bu yazdıklarımı birbirine atmaktan, duyurmaktan, yaymaktan, birbirini ikaz etmekten çekinecek, tedbirler almaktan geri duracak yığınlara benim sağlayabileceğim bir fayda kalmadı. 

Ben ve benimle beraber hareket eden iyi insanlar, verdiğimiz bu insanlık mücadelesine kesilecek cezalara karşı alınması gereken her türlü tedbirleri aldık, her türlü kararları aldık, iyice organize olduk ve halk arasında hala “derin sessizlik” devam ederse, bundan sonra felaketlerin yaşanmasına mani olacak hiçbir adımı atmayacağız. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Trump suretinde imal edilmiş olan biyonik robotun içinde şu son zamanlarda bulunan uzaylı da bir hain

O da yeşillerle danışıklı dövüşüyor. Biyonik robot üzerinden ayrı konuşmalar ve toplantılar yaparken, içindeki uzaylı ise kendisi olarak uzaylı taraflarla ayrı toplantılar, konuşmalar, anlaşmalar yapıyor. Her yerde danışıklı dövüşler var.

Afganistan meselesi bu danışıklı dövüşlerin en net görülebileceği son cephe oldu. Yeşillere çalışan biyonik robotlar olan Biden ve Kamala, yeşillerin en güçlü olduğu ülkelerden Çin ve Rusya’ya Afganistan’ı bilerek, isteyerek bıraktı. Buna mani olmak için mücadele etmediler, hala da etmiyorlar. Sonra herkes bir yerden çıkış yapıp “Afganistan’da gelişmelerin böyle olacağını hesap edemedik. Hata ettik. Bunu öngöremedik” tarzı çıkışlar yapıyor. Bu çıkışlar da danışıklı dövüşün bir parçası. Taliban denen ve İslam’la bağı bulunmayan, batılı gizli servislerin piyonu olan o terör örgütüne ABD ordusunun milyarlarca dolarlık araç, silah ve mühimmatını ABD’ye de insanlığa da ihanet ederek yeşiller bıraktırdılar. Bunu Rusya’nın ve Çin’in menfaatleri için yaptılar. Hala çok sayıdaki Amerikan yetkilisi, bu apaçık ihanetleri görmezden gelerek suç işliyorlar. Biden ve Kamala’nın meşruiyetleri kalmadı. Derhal ters kelepçe ile alınmalarını sağlayacak binbir türlü suçları ve bu suçların delilleri var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ben Ahmet Mesud’u da biliyorum. Bağlantılarını biliyorum

Ahmet Mesud tarafı, şu kağıttan kaplan ve PR ürünü Talibanı, şu şartlarda bile ezip geçemeyecekse, gidip işportacılık yapsınlar.

Ben Ahmet Mesud’u da biliyorum. Bağlantılarını biliyorum. Ortak menfaatler var ve ona meydanı açıyorum. Biraz daha beklerim ve sonra Ahmet Mesud’un böyle bir imkan/fırsat istemediğine, bunu değerlendirmeyeceğine kanaat eder ve yoluma bakarım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Herkesin kendi tercihi

Taliban isimli sözde İslami terör örgütünün idarecilerini, en üstte gelen beyin takımı teröristlerini, Afganistan dahilinde ve haricinde yapılacak operasyonlarda kıskıvrak toplatıp aldıracağım. Adil kararlar alınan milletler arası mahkemelerde yargılanmalarını sağlayacağım. Cinayet, katliam, tecavüz, yağma, işkence, uyuşturucu kaçakçılığı da dahil olmak üzere pek çok suçlarının delillerini dünyanın görmesini sağlayacağım. Dünya üzerindeki hiçbir lider, devlet ya da ittifak/teşkilat, buna mani olamayacak.

Ve yine yapacağım bir şeyi şimdi baştan söylemiş bulundum. Bu dediğimi çok kısa süre içinde yapacağım. İsteyen dikkate alır, isteyen itibar etmez. Herkesin kendi tercihi…

Mehmet Fahri Sertkaya

Ben, dediklerimi yapıyorum ve daha da yapacağım

An itibariyle iki kutuplu bir dünya var; mfs’den yana olanlar ve mfs’ye karşı olanlar…

Rusya, Çin, İngiltere, Almanya, Fransa, ABD, İran, Pakistan ve Hindistan’ın çok büyük bir mücadele verdiği Afganistan/Taliban meselesinde, bu ülkelerin hiç beklemediği yönde gelişmeler oldu ve oluyor.

Her geçen saat, dünya üzerinde “olağan üstü” ve “çok şaşırtıcı” görülen gelişmeler oluyor. Bu hadiselerin yaşanma hızına yetişemeyen siyasetçiler ve siyaset yorumcuları var.

Öyle baş döndürücü ve şaşırtıcı şekilde gelişmeler oluyor ki, bilmem kaç tanesi bir araya gelmiş bu ülkeler, karşımda çaresiz kaldılar diye, bunların bazılarına hasım olarak bilinen İngiltere ve Fransa bile, açıkça hasımları lehine çıkışlar yapmak zorunda kaldı.

Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan ve ABD’nin açıkça mücadele ve müdahale ettiği Afganistan/Taliban meselesinde aciz kaldıklarını gören İngiltere ve Fransa, “Rusya ve Çin’e yardım etmek zorundayız.” mealinde açıklamalar yaptılar.

Bu şekilde, beklemedikleri yönde hareket eden dünya devletlerini/liderlerini yönlendirmek ve kendilerini şok eden bu rezil hali ortadan kaldırmak istediler. Son bir çare olarak bunu denediler. Peşleri sıra pek çok ülke benzer açıklamalar yapacak, siyasi sahada benzer duruş sergileyecek diye umdular. Bu kadar düştüler, bu kadar zayıf ve çaresiz hallerini gözler önüne sermek zorunda kaldılar. Dev gibi gösterilen bu kadar ülkenin gücünün bize yetmediğini ve kendilerinin de açıkça onların yanında durmaları gerektiğini gözler önüne sererken, aslında kendilerinin de bitmiş, tükenmiş halde olduklarını gözler önüne sermiş oldular. Bu saat oldu da peşlerinden giden yok.

Bu bloğun çok yakında, çok gürültülü şekilde yıkılacağını dünyada akl-ı selim olan herkes iyice gördü. Zaten kırılmış 18 kalemin arasında bu ülkelerin bazılarından etkili kişiler ve hatta yetkili liderler de var.

Ben, yaptığım pek çok şeyi, çok öncesinden ilan ederek yaptım. Dinlememişlerdi, kabullenmek istememişlerdi. Her seferinde mahcup ve mağlup oldular. Bu defa da dünya dengelerini bu şeklde değiştireceğimi çok önceden haber verdim ama yine beni dinlemediler. Bu da kendi tercihleri…

Yok olmak isteyenler, karşıma geçebilirler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye öncülük etmeli

Afganistan’da Taliban karşıtı direnişi Türkiye’nin liderliğinde örgütlememiz ve direnişçilere/vatanseverlere her türlü desteği sağlamamız gerekiyor.

Türkiye ile birlikte hareket edecek, Çin’in ve Rusya’nın piyonu olan Taliban’ı imha etme ve Afganistan’ı hürriyetine kavuşturma sürecinde varlık göstermek isteyecek ülkelerle/liderlerle sıkı diyalog ve işbirliği kurmamız gerekiyor.

Afgan halkının Taliban teröründen/zulmünden kurtarılması için Türk ordusunun da dahil olduğu milletler arası bir askeri gücü Afganistan’a göndermek gerekiyor. BM’in ve NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiği ve meşruiyetlerinin kalmadığı şu günümüzde, dünyada bu hayırlı hizmetin öncülüğünü Türkiye’nin yapması gerekiyor.

İhanetlerle dağıtılan Afgan ordusunun askerlerinin Türkiye’de hızlıca eğitilip donatılarak tekrar Afganistan’a gönderilmesi gerekiyor. Türkiye’de bulunan Afgan gençlerin de silahlı milis kuvvet eğitimi alarak Afganistan’a gönderilmesi ve halkı/vatanı için savaşmalarının sağlanması gerekiyor.

Ahmed Mesud’un etrafında kenetlenen terör karşıtı ve vatansever Afganlara destek vermemiz gerekiyor. Evvela, Ahmed Mesud’un etrafında bulunarak, dünya üzerinde kendisine dost olan taraflarla daha iyi haberleşmesini, organize olmasını ve daha isabetli kararlar almasını sağlayacak kişileri görevlendirmek gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bütün dünya Rusya’nın ve Çin’in aynı Ukrayna krizinde olduğu gibi bu defa da rezil olacağını görecek

Bütün dünya Taliban’ın kağıttan kaplan olduğunu, aşırı derecede abartıldığını, İslam’la gerçekte alakasının/bağının olmadığını, AKPKK gibi İslamcı münafıklar olduğunu, Taliban’nın kısa sürede yok edilebileceğini, Rusya’nın ve Çin’in aynı Ukrayna krizinde olduğu gibi bu defa da rezil olacağını görecek.

Bütün dünya, Taliban’ı resmen tanımaya cesaret eden liderlerin ve çevrelerindeki siyasetçilerin de Taliban gibi terörist zihniyetli olduklarını, kirli işlerin içinde bulunduklarını ve bunların tamamının yargılanacaklarını görecek.

O kadar ucuz, o kadar kolay değil. Hiç kimse “yargılanamaz” değil. Milletler arası mahkemelerde terör ve insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında yargılanacaklar. Dünyanın ayarını çok bozdular ama bu kadar da değil…

Mensuplarının nerede ise tamamı ibne, ahlaksız, eroinman olan, büyücülüğün de yaygın şekilde kullanıldığı Taliban’ın, gözünün önünü görecek ve yönetecek hali yok ki nerede kaldı koca Afganistan’ı yönetmesi…

O Taliban’ın başına sızmış istihbarat mensubu şahısları da oyundan düşüreceğiz. Gerekirse somut deliller, isimler, adresler, ses kayıtları ve görüntüler paylaşacağım. Hangi hükumet, hangi siyasi lider, bir terör örgütünü meşru görebiliyormuş, alnını karışlayacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ha Taliban’ı meşru görmüşsün ve muhatap almışsın, ha IŞİD’i…

Taliban’ın itikatta/inanışta, tatbikatta/uygulamada ve bağlantılarında IŞİD’ten hiç farkı yok. Hatta son döneminde Taliban iyice IŞİD ile kaynaştı, iç içe geçti, bir elmanın iki yarısı oldu. Zaten iki terör örgütünü de aynı güç unsuru kurdu, kullandı. Hatta şu anlarda Türkiye’deki IŞİD’ciler, Kaide’ciler de açıkça Taliban’ı destekliyorlar. İstihbarat gücü olmayanlar bile, sadece sosyal medyaya bakarak bunu net şekilde görebilirler.

Taliban’ın terör faaliyetleri, terör bağlantıları, katliamları, uyuşturucu, insan kaçakçılığı ve organ dahil türlü suçları, diğer terör örgütleriyle bağlantıları herkesin gözleri önünde… Bunun binbir türlü delili, ispatı var.

Bu şartlarda, Türkiye’den tek nefes halinde yükselen Taliban karşıtlığına rağmen, Rusya ve Çin’in tehdidiyle çıkıp Taliban’a sevgi kelebekleri göndermeye kalkan bir cumhurbaşkanı da bir terör örgütü destekçisidir, iltisaklısıdır ve terör suçlusudur. Zaten sahte diplomayla ve türlü dolandırıcılıklarla, sahteciliklerle, ihanetlerle, masonlarla, satanistlerle boşbakan ve sonra cumhurbaşkanı yapılmış olan, bu güne kadar Nusra da dahil olmak üzere pek çok terör gruplarıyla kaynaşmış, organize olmuş olduğuna dair türlü deliller bulunan, bunlarla organize şekilde petrol/mazot kaçakçılığı yaptığının somut delilleri Rus ve Türk basınında yıllar önce yayınlanan Tayyip’in hiçbir meşruiyeti yoktur.

Tayyip siyasi manada intihar etmeyi tercih etmiş olabilir. Bu, onun tercihidir ve beklenen, şaşırtmayan da bir şeydir. Lakin bu, Türkiye’nin tercihi değildir. Biz, bütün Türkiye ve bizimle beraber hareket eden dünyadaki bütün güç unsurları, Taliban’ın, Taliban’ı kullanan Rusya ve Çin’in karşısında dimdik durmaya devam ediyoruz.

İşte saha… Tayyip’in de sık sık dediği gibi, azdan az, çoktan çok gider.

Bu arada, bizimle restleşmeyi göze alabilen herhangi biri varsa, daha net, daha tartışmasız sözler sarf edip açıkça karşımızda restleşmesini tercih ederiz. Bize uyar, çatışmalı süreç daha kısa sürer, daha çabuk geçer ve biz yine varacağımız noktaya varırız.

Mehmet Fahri Sertkaya

“R”

Onu demeye zaten imkan, ihtimal yok. Onu demediğinizi cümle alem biliyor. “Diyaloğumuz devam ediyor” bile demeyeceksiniz. Bu şartlarda o kadarı bile “Sorun yok, yavaşça geçiş süreci yapacağız, zihinleri ve kamuoyunu buna hazırlayacağız ve Taliban’la çalışacağız” manasına gelir. Baştan dik duruş, kararlı ve net duruş gerektirir böyle meseleler…

Bir terör örgütüyle de insani zaruretler olduğunda, canlar kurtarmak gerektiğinde muhatap olabilirsiniz ama normal bir diyalog kuramazsınız. Siz Türkiye devletini temsil ediyorsunuz, idare ediyorsunuz. Çin’in, Rusya’nın, Biden çetesinin oyunlarıyla, Afgan halkının istememesine rağmen öne çıkartılmış piyon ve silahlı ve katliamcı bir terör örgütünü muhatap alamazsınız. Onunla bir de Afganistan’ın idaresine dair bir tek mevzu konuşamazsınız. Aksi halde sizler de terörist olursunuz. Terörü ve teröristleri destekleyen, arkalayan, meşru gösteren kişiler olursunuz ve yargılanırsınız.

Bundan sonra aldığınız kararlara, söylediğiniz sözlere dikkat edin.

Biz Taliban’ı da tanımıyoruz ve muhatap almıyoruz… Taliban’ı tanıyan, muhatap alan liderleri de ülkeleri de muhatap almıyoruz. Bu konuda bu kadar netiz, kararlıyız.

Ayrıca biz, bir havalimanını korumak için Afganistan’da bulunmayı da red ediyoruz. Biz orada bulunursak, Afgan halkını terörden, zulümden, sömürülmekten korumak için bulunuruz. Bunun gereği olarak da Taliban’ı tanımaz, muhatap almayız, onunla mücadele ederiz.

R yapmaya çalışırken bile “Amerika görüşünce sorun yok, biz görüşünce var” diyerek “Ama neden” demeye çalışan alıkları da tanımıyoruz. Biz Amerika, Çin ve Rusya değiliz. Taliban’ı kuran, idare eden, kullanan ülkelerden değiliz biz… Bu ülkelerin idari kadroları, ilgili sorumluları gün gelir yargılanır ama bizler yargılanmayacağız. Onlarda kara bir leke kalır ama biz lekelenmeyeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya