Etiket arşivi: Solomon Soysuz

Başka türlü çözülemez

Genetik kod sorunları çözülmedikten sonra, Kuştepe’nin ve TR’deki benzeri yerlerin sorunları asla çözülemez. İhtiyacın fazlasıyla para olsa da devlet destekleri olsa da teknolojik imkanlar olsa da eğitici personel ve tıp personelleri olsa da sorunlar asla çözülemez. Hırsızlık, arsızlık, fuhuş, kirlilik, hastalık, kavga, cahillik ortadan kaldırılamaz.

Devletin yapması gereken ilk iş, aklın ve ilmin gereği olarak, hukukun ve tıbbın gereği olarak, bu insanları derhal kısırlaştırmak… Bu insanlara, bundan daha merhametli bir müdahale yapmak, mümkün değil…

Böylelikle bu insanların çocukları/nesilleri olmayacak, böyle çileler çekmeyecekler ve kimseye de çok büyük çileler çektirmeyecekler.

Bunun yapılabilmesi için de ilk iş, içimizdeki Ermenistan’ın çökertilmesi… Kendilerine Ermeni denilen, köklerinin Çingene olduğunu bilen kesimler, Çingeneleri toplumda “Aslında sorunsuz, neşeli, geçimli insanlar” gibi kabullendirme ve onları hukuk dışı şekilde kollama mücadelesini terk etmeyecektir.

Çingeneler üzerinden kara para işleri de dahil olmak üzere suç kapsamındaki türlü işleri yaptırmak yolunu da terk etmeyeceklerdir. İçimizdeki Ermenistan da türlü yabancı ve Türk düşmanı unsurlar da Çingeneler üzerinden besleniyorlar.

Türkiye’de Çingenelik sorunu çözülse, TR’nin çözülemez gibi görülen devasa sorunlarının yarıdan çok fazlası hemen çözülür.

Şu videoyu çekip yayınlayan Mert Öztürk bile İzmir’li bir yarı Çingene… Günümüzde onlara “gizli Ermeni” de diyoruz. Kendilerini Ermeni/Hristiyan olarak görüyorlar ama köklerinin Çingenelik olduğunu bazıları biliyorlar, bazıları ise bilmiyorlar. Videosunun sonuna doğru konuşturduğu “Metin Dede” de Ermeni ve pisliğin teki…

TR’de Çingene mahallelerini MİT, böyle karakterler üzerinden de kontrolde tutuyor, besliyor, yönlendiriyor ve her türlü kara para, fuhuş, uyuşturucu, hırsızlık, gasp ve diğer suç işlerinde kullanıyor. Tamamen ihanet ve kara para teşkilatı olan MİT de zaten tıka basa gizli Ermeni/Çingene dolu… TR’nin ceza evleri de Çingene dolu ve resmi kayıtlarda, değerlendirmelerde/istitatistiklerde Türk olarak görülüyorlar. Sonra birileri çıkıp “Her suç, her rezillik Türklerde” diyorlar. Bakıyorsunuz, bu şartlarda bunu diyebilenler de kendini Ermeni, Süryani, Rum, Yahudi zan eden Çingene kişiler çıkıyorlar.

İblis’in, dünya insanlığına karşı elindeki en büyük kartlardan biri Çingeneler…

Buna rağmen, ırkçılık yapılmamalı, Çingeneler sınıflandırılmalı ve sayıca az da olsalar da sakin, kendi halinde, zararsız, suç işlemeyen Çingenelere haksızlık yapılmamalı. Çingene çocukları da olsalar, çocuk olan kimseye eziyet edilmemeli, zarar verilmemeli.

Lakin şu beladan artık TR temizlenmeli, kurtulmalı…

Mübadelede Türk kabul edilerek Yunanistan’dan TR’ye getirilen Çingenelerin devam eden soyları tespit edilerek, tekrar topluca Yunanistan’a gönderilmeli. Tek hamlede hepsi vatandaşlıktan çıkartılmalı. O gün terör de biter, mafyalar da çöker, sanat camiası denilen ve halkı kasten namussuzlaştırmak, dinsizleştirmek isteyen teşkilat da çöker. Daha pek çok ciddi sorun da çözülür. TR’nin çözemeyeceği sorunu yok, yeter ki içimizdeki kriptolar çökertilsin, devletin kurumlarından temizlesin ve her meseleye karışmaları önlensin.

Ben bu devletin ceza evlerinde kaldım, tıka basa mahkum doluydu, mahkumların aralarında gerçek Türklere denk gelmek pek mümkün değildi.

Çoğunlukla Çingene, Kürt, Ermeni, Sabetaycı, Rum, Laz mahkumlar doluydu.

İlk defa ceza evine alındığımda sadece 20 gün yattım ve sonra çıktım. Hiç muhatap olmadığım infaz memurları, zaten benim farklı olduğumu anlamışlar, kendi aralarında konuşmuşlar, çıkışta bunu anladım, öğrendim.

Tahliye olacakken beni çevirdiler ve sordular. “Senin dosyana baktık biz, bir şey yok. İlk defa da içeri girdin, şimdi çıkıyorsun. Hani bize devlet diyor ya ıslah olmak, yeniden topluma kazandırılmak, bu sence mümkün mü? Bu gördüğün kişiler ıslah olurlar mu?” dedi.

Beni çoktan bir sandalyeye kibarca oturtmuşlar, çevreme yarım çembere yakın şekilde kendi sandalyelerini koymuş ve onlar da oturmuşlardı.

“Ben, kısa sürede buradan çıkacağıma emin olmasaydım, kesinlikle burada bir değil birkaç suç işlerdim. Bunlara tahammül edemez ve anladıkları dilden konuşurdum. Çıkacağımı bildiğim halde bile aşırı zorlandım. Neredeyse daha fazla tahammül edemeyecek ve patlayacaktım. Bunların bir daha insana dönüşmesi ihtimali sıfır. Aralarında, insan kalmışların oranı belki yüzde bir ya da ikidir.” dedim.

Soruyu soran infaz memuru, o kadar içten, candan odaklanmıştı ki değerlendirmelerime, ben sözlerimi bitirdiğim gibi yerinde duramadı, ayağa kalktı ve arkadaşlarına “İşte gördünüz mü?” dedi.

Ben o ceza evine apar topar konulmuştum, yazdığım yazılardan dolayı ceza evine konulmak, aklımdan bile geçmezdi. Ceza evine konulma kısmında, girişte çok iyi muamale görmüştüm. “İyi olan birkaç infaz memuruna denk geldim” galiba demiştim.

Tahliye olacakken ise aynı kısımda daha uzun süre geçti, evrakları tamamlıyorlardı. Koridordaydım, önümden sürekli infaz memurları geçiyordu. Geçtikçe şaşırıyordum. Az sonra içimden “Bu nasıl olur, bu kadroyu kim seçmiş? Kesinlikle insan tanıyan birileri özenle seçmiş. Bu kişilerin hepsi seçmece ve kodları düzgün, davranışları düzgün, çok iyi kişiler” dedim.

İçimden bunu dediğim gibi de başka bir infaz memuru geldi. Onu da hemen süzdüm, o tam tersineydi ve yaşı da vardı. Birkaç dakika bulunduğum yerdeki masada evrak işleri yaptı, uzunca süzdüm ve emin oldum ki kendini orada azınlık, ezik görüyordu. O ceza evi ona ve onun gibilere kalsa, her şey çok başka olurdu. Orada insanlıktan iz bulunamazdı.

Daha sonra, yine yazdığım yazılardan dolayı, yine gizli Ermeni/Çingene savcılar ve hakimlerin ihanetleriyle ve tamamen haksız/hukuksuz şekilde cezalar aldım. Ümraniye’de, hırsızların, dolandırıcıların konulduğu ceza evine konuldum. On buçuk ay kaldım ve o süre boyunca hep fark ettim ki hırsızların, dolandırıcıların en az yarısı şaşı gözlü, uzun boylu, ince omuzlu…

O ceza evinin bütün koğuşlarında kalmam mümkün değildi. Sadece iki koğuşunda kaldığım halde, o koğuşlarda ve koğuşlar harici ortak alanlarda denk geldiğim mahkumların en az yarısında göz kusurları vardı. Çoğu da şaşıydı. İnsan, bu tabloyu gözüyle görmese, yaşamasa belki inanamaz ama o kadar sık şaşılık vakası vardı.


20 seneye yakın yatmış, hala benimle aynı koğuşta ceza evinde ceza yatmakta olan ve yaşı 64 olan bir mahkumu, herkesten daha çok ve aylar boyunca uzun uzun inceledim, analiz ettim.

Kalpazanlık da yapmış. Suçları türlü türlü… Arada birkaç kez çıkmış, yeniden suçlara devam etmiş, yine yatıyordu. Bilinenin haricinde bir çocuğu daha varmış ki sadece bir kere, bebekken görmüş. Ne o kadın, ne o çocuk, bir dakika bile kendisinde vicdan azabına sebep olmamış. Bunları anlatırken bile gülüyordu. Kadını, çocukla birlikte sınır dış etmişler, Azerbaycan’a geri göndermişler ve kendisi için mevzu orada bitmiş. Hepsi bu… Bitmiş, o kadar. Bilinen çocuklarıyla da kedi-köpek gibi didişiyorlardı, görüşmelerde yaşadıklarını bile içeride herkese anlatıyordu.

Böyle bir hayat yaşamış, defalarca ceza evinde yatmış ama insanlık dışı işleri bitmemiş. Bir gün koğuşun avlusunda şeytani bir tarzda gülerken “Biz miyiz suçlu, asıl onlar ahmak” diyordu. Sahte paralar ile kandırdığı ve canlarını yaktığı insanları kastediyordu.

İşine gelince, “Ben bunca sene yattım içeride, senin gibi birini görmedim. Seninle bir ömür ceza yatarım” diyordu. İşine gelmeyince, koğuşta da yapmak istediği üçkağıtlarına, suç kapsamındaki işlerine meydan vermediğimde de gıyabımda diğer mahkumlara “Bunu kesmek lazım” diyordu. Dediği kişi de benden hiçbir yanlış tavır görmemiş olduğu halde, onu tasdik ediyordu. “Evet, kesmek lazım” diyordu. Bunlar için, yanlışı olmayan bir adam olmak, hayat hakkı bile verilmemesi gereken bir vahim suç haliyle yaşamak demek… İş tersine dönmüş bunlarda ve körler memleketinde görmek hastalık sayılırmış.


On buçuk ay içinde, insana benzeyen sadece üç beş kişi gördüm. Biri de Çingene/Roman bir gençti. Ben, bir asır gibi gelen bir buçuk aylık bir sürecin sonunda, herhangi bir suça bulaşmadan, başımı yakmadan ama bin dereden su getirerek bulunduğum koğuşu patlatmıştım. Bu yaptığıma içeride “koğuş patlatmak” diyorlar.

Koğuş büyük oranda dağıtılmıştı, başka koğuşlara… Ceza evi idaresi eminim ki o güne lanet etti. Çünkü, onların aksi yöndeki bütün çabalarına hatta sık sık açıkça suç işlemelerine rağmen, ben o koğuştan hem çıktım, hem de kavgalara karışmadan, başımı yakmadan çıktım.

Sonra ikinci bir koğuşa kondum. Öncelikle, ömrümde hiç sigara bile içmedim, içilen yerlerde de pek durmadım. Sırf bana inat, bütün itrazlarıma rağmen ikinci defa beni sigara içilen koğuşa koydular.

İçeri girdim, bir dakika bile geçmeden anladım ki daha da beter bir koğuştayım. Kasten, daha da kötü haldeki bir koğuşa konmuştum. “Orada başını yakamadık, sana suçlar işletemedik. Nasıl yapabildiğini de anlamadık ama sabır ettin, oyununu oynadın ve koğuşu dağıtmak zorunda kaldık. Haydi seni şimdi burada görelim” demiş gibilerdi…

Zemin katın kapalı kısmında birkaç mahkum vardı, selam verdim ve sonra avluya doğru yürüdüm. Daracık avluda sekiz on kişi voleybol oynuyorlardı. İçlerinden kısa boylu, fazlasıyla zayıf, teni fazlasıyla soluk biri dikkatimi çekti. Yaşı vardı, ağabey hatta amca diyorlardı bazı mahkumlar ona… Birkaç saniye onu süzdüm ve “Bu, çok pislik bir kişi, çok tehlikeli bir kişi, kapkara bir kişi” dedim içimden…

Sonra oyunları bitti. Onlarla da usul gereği tanıştım. Sordukları sorular oldu, cevapladım. Sonra kalabalık biraz dağılır gibi oldu. O Çingene genci iyice fark ettim. Hemen anlaşılıyordu beden dilinden bile, kötü biri olmadığı…

Bir döndü baktı bana, sanki yıllardır tanıyormuş ve güveniyormuş gibi tavırlarla yanaştı. Hemen hasbihal etmek etmek istedi. Çok dolmuş olduğu anlaşılıyordu. Beş dakika bile geçmemişti ki anladım o koğuşta kaldığı için çok ama çok aşırı bunaldığını, koğuşta insanlık görmediğini, bulamadığını…

Bir oradan, bir buradan anlatıyordu. Hemen sözü, koğuşu değiştirmek istediğine ama idarenin kendisinin bu talebini defalarca ret ettiğine getirdi.

Daha o koğuşa konulduğumun üzerinden 24 saatten biraz fazla zaman geçmişti ki gece vakti ortalık karıştı. Koptu bir gürültü ama öyle, böyle değil. Zemin katta değil, koğuşun üst katındaki yatakhane kısmında koptu o gürültü. Anladım ki kavga çıktı.

Yatış saati gelmişti. Mahkumların bir kısmı üst kata birkaç dakika önce çıkmıştı. Sistem değişikti. Eski mahkumlar yataklarına gidip yatıyor, ben dahil yeni mahkumlar ise sabaha kadar masada, sandalyede oturuyor, sonra sabah sayımdan sonra, eski mahkumların yataklarına en fazla 3-4 saat yatabiliyorduk. 8 kişilik koğuşta 38 kişi kalmaya zorlanıyorduk, güya mahkumları ıslah etmeye odaklanmış olan sistem tarafından…

İşte biz yeni mahkumlar ve birkaç eski mahkum aşağıda iken, yukarıda kavga çıktı. Hemen merdivenler koştum baktım ki o delikanlı Çingene gencin, bir kişi kollarını arkaya çekmiş tutuyor, diğeri o gence kafa atıyor. Bir başkası yüzünün sol yanına yumrukları saydırıyor. Diğeri ise neresine denk gelirse vuruyordu. Peş peşe vuruyorlar, çok sert dövüyorlardı. O halde bile onlardan birine kafa attı, sağlam darbe vurdu o genç… Ne döndüğünü ve kimin haklı olduğunu anlamam 30 saniyemi bile almadı.

O Çingene genç haklıydı. Zaten üç beş dakikada bile fark edilebilecek kadar dürüsttü, samimiydi, içten/candan biriydi ve bu nedenle o koğuşa uyum sağlayamıyordu. Çünkü koğuşta insanlıktan eser yoktu ve bunun böyle olmasını en başta ceza evi idaresi istiyordu. Koğuşlarda birileri çıksın, gruplaşsın, keyfine göre hüküm sürsün, bastırsın koğuşu ve idare koğuşlarla uğraşmasın… Bu nedenle, kanuni izin olmadığı halde bile koğuş mümessili/temsilcisi sistemini işletiyordu. Zaten mümessil olanlar, yanlarına üç beş kişi daha alıp koğuşlarda adeta krallıklarını ilan ediyorlardı.

Neyse.. O arada bağırışmalardan hemen anladım meseleyi… O Çingene genç haklı, o kapkara suratlı, kısa boylu ve cılız ihtiyar herif haksız. O ihtiyar “Bu yaşımda bana attığı iftiraya bak” diye ağlıyordu. Hatta bir ara da kendisini tutanlara rağmen bayılacak gibi oldu. Ben ise, o gencin gözlerimin önünde ve haksız şekilde dayak yemesine yanıyordum. Her şey çok hızlı oldu, yaşandı. Yine de müdahale edecektim ama neyin ne olduğunu ispat edebilecek şartlarda değildim. Yaklaşık bir gün önce başka bir koğuşu patlarak oraya gönderilmiştim. İdare, hastahane/rapor kartı oynayabilmek için ille de bir kavgaya karışmamı istiyordu. Suçişleri Bakanı Soysuz ve çetesi, bunu çok istiyorlardı. Destek olamadım o gence…


O genci iyice dövdüler, ağzını yüzünü dağıttılar. Fimlerde görülebilecek sahnelerin aynıları oluştu ve her bir yandan vurdular. Sonra da aşağıya indiler, zile basıp infaz memurlarını çağırdılar. Baş belası biri imiş gibi o genci onlara teslim ettiler.

Ben iyice şaşırdım. Ben elimi kaldırıp bir kişiye hem de nispeten çok hafif bir şekilde vursaydım, hem de haklı olarak vursaydım, başıma gelmeyen resmi prosedür kalmayacaktı. Bu eşkıya takımına hiçbir şey olmadı. Kurallar gereği, kavganın ikinci tarafını, o ihtiyar pisliği de koğuştan aldı infaz memurları.


Kavga sırasında o Çingene genç “Yatmış oraya, bana baka baka kendini eliyle tatmin ediyor” diyordu. Çok sinirliydi, ihtiyarın sapığın teki olduğunu anlatmaya çabalıyordu ama kimse onu dinlemiyordu. Ben zaten koğuşa girdiğimden az sonra, yüzüne bakarak, en fazla beş saniyede anlamıştım. O kadar pislik bir herifti…

Memurlar, kavgaya karışan iki kişiyi de koğuştan çıkarttıktan sonra… Koğuş içinde konuşmakta olan iki mahkumun tavırlarından, ortaya konuşmalarından ben iyice anlamıştım, o ihtiyarın cinsi sapık bir pislik olduğunu… Onlar da açıkça konuşamıyorlardı. Biri sadece kısık sesle “Çocuk haklı olabilir” dedi. Belli ki bildiği bir şeyler vardı. Onu da anlatmadı, zaten kimse dinlemek istemiyordu. Herkes neyin ne olduğunun zaten farkındaydı ama şeytanlaşmışlar ve numaralarını oynuyorlardı. Çingene gence vururken de çok delikanlı, adaletli, hassasiyet sahibi kişi rolü oynuyorlardı.

Sabah oldu, haberler gelmeye başladı. “Şöyle olmuş, böyle yapmışlar. Başka koğuşa konulmuşlar” diye konuşuyorlardı. Galiba ondan üç gün sonra yeni yeni haberler geldi. Koğuş mümessili Volkan Ç.’ye haberler geldi, o da koğuş içinde bir kısmını söylemek zorunda kaldı.

O ihtiyar daha önceki koğuşlarında da böyle sapıklıklar yapmış, çoktan adı çıkmış, idare bu hali gizliyormuş, o koğuştan şu koğuşa onu sevk ederek oyalanıyormuş. Devlet uğraşıyor, memur uğraşıyor, mahkum uğraşıyor, vatandaş vergi yüküyle bunları taşıyor. Sırtındaki kambur artıyor. Devlet gücü ile, hayatın her yerinde ve anında, suçlular, şeytanlaşmış olanlar kollanıyor. Masumlar, iyi niyetliler ise eziliyor, sürülüyor, intihara sürükleniyor, akıl hastahanelerine düşürülüyor.


Sonra ben düşündüm. Müdahale etmediğime içim çok sıkılıyordu. O genç gönderilmiş olsa bile, arkasından o koğuştakilere hesap sorardım. Bir yandan da o ceza evinden çıkmam lazımdı, bu imtihanların da geçilmesi lazımdı. O Çingene gencin bu hadiseyi yaşamasında da hikmetler olduğunu, ancak bu şekilde böyle bir koğuştan kurtulabildiğini düşündüm. “Sıra sende, burada nasıl duracaksın bakalım” dedim kendi kendime…

O koğuştaki onlarca insan şeytanıyla ki bir konuşsanız onlarla, hepsi de kendilerini alemin en kral adamları görüyorlar, yaklaşık sekiz ay o koğuşta kaldım. Neler neler yaşandı, nasıl mücadeleler verdildi, Kısım kısım anlatılsa, kitap olur, okuyanları da çok sarsar. İnsanın, dinsiz, namussuz, utanmaz olunca nasıl bir vahşi varlığa dönüştüğünü herkes anlar. Haram yiyenin nasıl da haramiye dönüştüğünü ve idam cezasının milletler için ne kadar büyük bir rahmet olduğunu, herkes anlar.

Sonunda, birinci koğuş gibi ikinci koğuşu da patlattım. Lakin bu defa, dağıtılanlardan, başka koğuşa gönderilenlerden de olmadım. O şartlarda bu kadarını yapabilmem , oyunu bu kadar iyi oynayabilmem de mümkün değildi. Himmetlerle mümkün oldu. Bazı şeyler denk getirildi. Planladıkları akış bozuldu. Bir gün gelir detaylı anlatırım. O ceza evinin birinci ve ikinci müdürü ki ikisi de gizli Ermeni kişilerdi, o gün kahrolmuşlardır. Haberi yukarı ulaştırdıklarında, o Soysuz da Tayyip de Bohçalı da Mehmet Haberal da kahrolmuşlardır.

O delikanlı gence ne oldu bilmiyorum. Lakin onu insandan saymayarak acımasızca ezenler, dövenler, sövenler var ya, onlara hiçbir şey olmadı. İkinci haftası oldu, duramadım ve koğuşta onların yüzlerine “Ben anlamadım. Bir kişiyi böyle dövdünüz, paketlediniz, kapıya verdiniz ve sonra hiçbirinize bir şey olmadı. Disiplin cezası bile almadınız. Çok ilginç” dedim. Beklemiyorlardı bu tavrı, lakin beni ezemiyolardı. Derin bir sessizlik oldu… Şükür ki öyle zayıf, güçsüz görebilecekleri fiziki şartlarda değildim. Yoksa derdim çok daha büyüktü. Bir de bu insan şeytanlarına hak ettikleri muameleyi yapamıyorum diye, gündüzleri koğuşun avlusunun o çok sağlam beton duvarlarını yumrukluyordum. Küçük yaşlardan beri, betonlarla yumruk çalışmışlığım vardı. Spor yaparken, gayet sakin olduğum anlarda, onlarca sert yumruğum beton duvarlara peş peşe çarptıkça, elime koluma hiç ama hiç zarar gelmedikçe, herkes zaten mesajımı alıyordu. Bu da benim için bir emniyet vesilesi oluyordu. Duramayıp da açıkça “Hocam! Sen çok tehlikeli birisin. Vallahi gördüm seni, çok kötü” diyenler oluyordu. Lakin asıl emniyet vesilesi, hukuk bilmem, kanunları işletmeye çalışmam oluyordu. Sonunda idare de o dilekçeler ve hukuki tehditler karşısında istemeye istemeye ayara girmek zorunda kalıyordu.

Ya o Çingene genç? Ya patlattığım ilk koğuşta, bana yapılmak istenen muamelelerin daha önce yapıldığı ve sonunda intihar eden genç? Onların suç neydi? Hukuk, siyaset bilmemek mi? Başlarında devlet yok muydu? Yetkililer yok muydu? İlk koğuşun mümessili ile yardımcısı, çetesinden Murat isimli kişiyle, bağıra bağıra, bana mesaj verdikleri anlaşılacak şekilde o kişiyi, nasıl intihar ettiğini konuşuyorlardı. Elbette ki gülüyorlardı. Bunların üzülmesini beklemek, kayaların yeşerip filizlenmesini beklemek kadar boşuna bir bekleyiş olur. Bu millet, vergileri ile bu pislikleri bundan sonra beslememeli… Devletin her kurumundan ve ayrıca ceza evlerinden gizli Ermeni kadrolar temizlenmeli. Bu ülkede bir daha asla af çıkmamalı. Şu sıralarda genel ya da kapsamlı af çıkartmayı düşünen ve iktidarı ihanetle, kanunsuzlukla ele geçirmiş olan gizli Ermenilere de meydan verilmemeli. Bu ülkede, af çıkmasını istemek, idamlık suç olmalı. Yazık o mahkumların eşlerine, çocuklarına, annelerine, babalarına, komşularına…

Oranı yüzde bir midir, üç müdür neyse, hala insan kalmış ve ıslah olma ihtimali olan kişiler tek tek belirlenmeli. Onların ıslahı için mücadele edilmeli, emek verilmeli, masraf edilmeli. Islah olduğuna kanaat edilenler ise af edilmeli. Diğer türlüsü, insanlığa ihanet denilebilecek kadar ağır bir suç görülmeli.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

“Bütün Marmara yanacak” 

Kraliçe Elizabeth çok kızmış

Marmara bölgesinde seyretilmiş uranyumlu nükleer bombalar..

Türkiye’nin kuraklık ve kıtlık yaşayacağını, Türkiye’de çok büyük afetlerin peş peşe yaşanacağını, bunların çoğunun suni tekniklerle sebep olunmuş afetler olacağını çok uzun zamandır yazıyorum. Yayınlarıma, sosyal medya hesaplarıma uygulanan bütün sansürlere rağmen, özellikle son bir buçuk senedir bu beklentiyi hep gündemde tutabiliyorum. Hem hükumetin hem de milletimizin gerçekçi tedbirler almasını istiyorum ve son zamanlarda hükumet de buna göre hareket etmek zorunda kalıyor. Bu baskı işe yarıyor gibi görünüyor ama işin aslı öyle değil. 

Hükumet, bu felaketler yaşandıktan sonra suçlu duruma düşmemek, yargılanmamak ya da acıdan ve öfkeden çıldırmış haldeki milyonlarca Türkiyelinin ayakları altında ezilmemek için, şu anlarda tedbirler alıyormuş, ikazlar yapıyormuş rolü oynuyor. Bir de hükumet, felaketler sırasında ve sonrasında insan kaçakçılığı, organ kaçakçılığı, küçük ve değerli eşyaların çalınıp kaçırılması kısmına dair tam teferruatlı ve gerçekçi hazırlıklar yapıyor. Bunu, en çok da Mason tarikatı üzerinden milletler arası bağlantılar tesis ederek yapıyor.

Zaten gerçekte mafya liderleri olan Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz gibi kişiler üzerinden de Türkiye içindeki ve dışındaki mafyalarla bu konularda organize olunuyor, son hazırlıklar yapılıyor. Biliyorsunuz, buna daha önce tam teşebbüs ediyorlardı, İstanbulluları felaketten sonra sözde tahliye edecek gemileri bile hazırlamışlardı, suç örgütü lideri ve uyuşturucu baronu suç işleri bakanı Solomon Soysuz üst üste açıklamalar yapıyordu ki o işi de bozmuştum. 

Son iki sene içinde, onlarca kere, beklenen o felaketlerin ötelenmesine, ertelenmesine sebep oldum. Ankebut Ağı dediğim sisteme bağlı kan emici, sömürücü onlarca ülkenin büyük maddi sıkıntılara düşmesine sebep oldum. Önemli ve güçlü liderlerin iktidarı kaybetmesine de sebep oldum. Batı dünyasının iyice batmasına, İsrail’in iyice perişan hallere düşmesine, ABD’nin meteliğe kurşun atmasına, Almanya’nın çok zor hallere düşmesine de sebep oldum. Henüz iktidarı kaybetmemiş bazı Avrupa liderlerinin ise hükmünü yitirmiş limon kolonyası misali hallere/şartlara düşmelerine de sebep oldum. Afganistan’a ve Kazakistan’a dair kanlı ve kara planlarını da çökerttim. Zaman hep aleyhlerine işler oldu. Çok zaman, para, itibar, otorite ve güç kaybettiler. Bütün bunlar yaşanıyorken en çok kızan, çıldıran kişilerden biri İngiltere kraliçesi Elizabeth oldu. Dünyanın her bir yanındaki fitne kazanlarını aynı anlarda ayrı ayrı kaynatan biri olan Elizabeth, son yaptığım müdahalelerden ve son yazdığım yazılardan ötürü de çok kızdı, sinirlendi. Sakinleşecek ve sakince kararlar alacak gibi durmuyor.

İşleri, planları ve kara para akışları bozulduğu için son zamanlarda Ukrayna üzerinde bir danışıklı dövüş de sergiliyorlar. Rusya, Ukrayna ve ABD başta olmak üzere onlarca kara paracı hükumet, dünya insanlığının önünde danışıklı bir dövüş sergiliyor. Daha şimdiden milyonlarca Ukraynalı kadın ve çocuğun mülteci haline düşüp, sahipsiz şekilde onlarca ülkeye dağılmasına sebep oldular. Daha şimdiden, bunların bir kısmının, oralardaki organ ve fuhuş mafyalarının ellerine düşmelerine sebep oldular. Bunlar arasından yetim kalmış çocukların bir kısmını Tayyip’in organcı, kara paracı karısı Emine vesilesiyle Türkiye’ye de getirdiler. Ne yazık ki onları da sisteme dahil edecekler. Onları da nakite çevirecekler.  

Öyle canavarlaşmış ve aynı zamanda öylesine batmak üzere bir haldeler ki Ukrayna üzerinden yaptıkları şeytani kara para işleri de onlara yeterli gelmiyor. Bir yandan Türkiye üzerinde de benzeri şeytanca işleri yapmak istiyorlar, kara paraları artırmak istiyorlar. Bir yandan da Türkiye’nin Ankebut Ağının sömürmesinden, zulmünden, dinsizleştirme ve namussuzlaştırma politikalarından kurtulma teşebbüslerine, kurtulmak isteyen diğer devletlere/milletlere önderlik etme teşebbüslerine mani olmak istiyorlar. Türkiye’ye böyle bir anda diz çöktürmek istiyorlar. Türkiye üzerinden, benzeri hallerdeki onlarca ülkeye de ders vermek, korku yaymak ve “Sizin de sonunuz böyle olur” demek istiyorlar. İşte bu kadar büyük gerilme, restleşme var sahada ve bunun patlama noktasına da gelindi. 

Son zamanlarda “Hükumetten ümidinizi kesin. Şahsi tedbirler alın. Marmara bölgesini terk edin. Buralardan çekip gidin. Daha fazla ikaz etmeyeceğim, nasihat alan insan sayısı çok az. Nasihat dinleyen dinledi, dinlemeyenler de acı akıbeti görecekler.” mealinde yazıyorum ama her seferinde yine de merhametim baskın geliyor. Çok ama çok büyük acılar yaşanacak. 

Bu nedenle, bir kez daha yazıyorum. Son yazdığım yazıda, film senaryosu diyerek çok şeyler anlattım ama bildiğim her şeyi yazmadım. Bazı kısımları da gerçeğe uygun şekilde yazmadım. Şimdi senaryo yazmıyorum ama yine de her bildiğimi açıkça yazmayacağım. Bilgi paylaşıyorum. Marmara bölgesinin sahil şeridinin pek çok yerinde, seyreltilmiş nükleer bombalar var. Evet, yanlış okumadınız, seyreltilmiş nükleer bombalar var. 

Bunlar, daha çok İzmit körfezinde, Tüpraş tesisinin altına denk gelecek yerde olan, oradan Tuzla, Gebze, Pendik, Kartal, Maltepe ve Adalar hattı boyunca ara ara yerleştirilmiş olan nükleer bombalar. Bu hat boyunca çok önceden patlayıcı ve parlayıcı gaz doldurulduğunun anlaşılmasını daha önceki yazılarımda sağlamıştım. Şimdi daha net yazmış bulundum. Yaşanan müsilajın da yeraltını gazla doldurma çalışması sırasında sızan ya da kasıtlı olarak sızdırılan ve deniz suyuna da karışan gazlarla alakalı olduğunu da fark ettirmiştim. Pendik, Kartal, Maltepe hattında duyulan ve “Doğalgaz kokusu gibi” denilen kokunun da bu gaz doldurma çalışmalarıyla alakalı olduğunu yazmıştım. Heybeli ada yakınlarından, denizin altından girilebilecek bir yeraltı tünellinin, İzmit Tüpraş tesisinin yakınlarına çıktığını, bu hattın da gazlarla ve seyreltilmiş uranyumlu bombalarla doldurulduğunu ise yazmamıştım. Bunu da şimdi yazmış bulundum. Yazmadığım kısımları da şimdilerde yazmayı düşünmüyorum.

Öylesine büyük felaketler planlıyorlar ki “Bütün Marmara yanacak” denilse, yeridir ve abartı olmaz. Yeraltında belli hatlar boyunca biriktirdikleri gazları da patlatacaklar, eş zamanlı olarak seyretilmiş nükleer bombalar da patlatacaklar, bunlar olmadan hemen önce bir suni deprem de yapacaklar. Hatta hava şartlarını oynamaya devam ederek, istedikleri kadar kar, yağmur da yağdıracaklar, rüzgarlar da estirecekler. 

Planları uygulayacaklar, tarihe geçecek felaketlere peş peşe sebep olacaklar ve sonra da her şeyin tabii/doğal bir felaket olduğunu, her yerde anlatmaya başlayan adamları papağan gibi tekrarlara başlayacaklar. 

Mesela şu usulde konuşacaklar: “Efendim, zaten Kuzey Anadolu fay hattı boyunca birikmiş bir enerji vardı. Çok sayıda bilim adamı, ayrıca hükumetimizin bazı bakanları defalarca halkımızı uyarmıştı. En son seviyede açıklamalar yapılmış ve felaketin an melesi olduğunun anlaşılması sağlanmıştı. Hatta -Marmara bölgesini terk edin- diyen bilim adamlarımız dahi olmuştu. Korkulan oldu, beklenen felaket yaşandı. Tarihte daha önce de büyük depremlerin, yeraltındaki doğal gazları patlattığı ve deprem sonrasında çok büyük patlamaların yaşandığı, bu patlamaların da toplu ölümlere sebep olduğu görüldü. Ayrıca insanların topluca gazdan zehirlenmesinin görüldüğü de oldu. Bu vakalardan bazılarında çok büyük yangınlar oldu. Çok yoğun ve zehirleyici dumanlar çıktığı ve yanmamış gazların da göğe doğru çıktığı oldu. Ardından, göğe doğru çıkmış bazı asitlerin, zararlı kimyasalların yağışlarla birlikte tekrar yere düşmesine ve temas ettiği insanlarda ciddi cilt yanıkları yaşanmasına, bu nedenle de insanların topluca vefat etmelerine sebep olduğu depremler görüldü. Biliyorum acımız büyük, tarihte nadir görülen seviyede bir felaketi yaşıyoruz ama bunlar acı gerçekler. Şimdi geriye değil, önümüze bakmamız gerekiyor. Bu bölgenin topluca terk edilmesi gerekiyor. Öncelikle kadınlar ve çocuklar gemilere bindirilmeli. Hükumetimiz onları daha önce belirlenmiş ve açıklanmış olan başka illerdeki noktalara götürecek. Dost devletlerden gelen yardım ekiplerinin yönlendirmelerine de uyulmalı. Böyle zamanlarda komplo teorileri yazanlar, anlatanlar da hep olur. Bilimin ışığından ayrılmamak gerekir.”

Bunlar gibi açıklamalar yapılmaya başladığında, karşılık olarak kamyon yüküyle itiraz cümleleri kurulur, tartışmalar yaşanır ama Türkiye’de basın ve medya, Türk rolü oynayan gizli Yahudilerin, gizli Ermenilerin, masonların kontrolündeyken hatta sosyal medya da CIA üzerinden sansürlüyken, o papağanlara gerekli karşılıkları vermek ilk anlarda mümkün olmayacaktır. Hiç değilse o papağanlara şu soru sorulabilse, o anda nutukları tutulur: “Yener Üşümezsoy -Son zamanlarda sürekli deprem ikazları yapılıyor. Bunların bilimsel temeli yok. Deprem ikazı yapmayı gerektirecek bilimsel veriler yok. Bilimin dışına çıkmamak, başka temellere dayanarak açıklamalar yapmamak gerekir- mealinde konuşmuş hatta çıkışmıştı. Buradan başlayalım mı?” 

Benden bu kadar… Bu şartlarda da bu yazdıklarımı birbirine atmaktan, duyurmaktan, yaymaktan, birbirini ikaz etmekten çekinecek, tedbirler almaktan geri duracak yığınlara benim sağlayabileceğim bir fayda kalmadı. 

Ben ve benimle beraber hareket eden iyi insanlar, verdiğimiz bu insanlık mücadelesine kesilecek cezalara karşı alınması gereken her türlü tedbirleri aldık, her türlü kararları aldık, iyice organize olduk ve halk arasında hala “derin sessizlik” devam ederse, bundan sonra felaketlerin yaşanmasına mani olacak hiçbir adımı atmayacağız. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

“The whole Marmara will burn”

Queen Elizabeth is very angry

Nuclear bombs with depleted uranium in the Marmara region.

I have been writing for a long time that Turkey will experience drought and famine, that there will be great disasters in succession, that most of them will be disasters caused by artificial techniques. Even though all the censorship of my publications and social media accounts, I have always been able to keep this expectation on the agenda, especially for the last year and a half. I want both the government and our nation to take realistic measures, and lately, the government has been forced to act accordingly. This pressure seems to work, but it isn’t.

The government is currently playing the role of taking precautions and giving warnings in order not to become guilty, not to be tried, or to be crushed under the feet of millions of Turkish people who are crazy with pain and anger after these disasters have happened. In addition, the government makes detailed and realistic preparations for human trafficking, organ trafficking, theft, and smuggling of small and valuables during and after disasters. It does this mostly by establishing international connections through the Masonic cult.

Mafia leaders such as Devlet Bohçalı and Solomon Soysuz are organized on these issues with mafia inside and outside Turkey, and final preparations are made. You know, they were attempting this before, they even prepared the ships that would supposedly evacuate the Istanbulites after the disaster, the crime organization leader and drug lord crime minister Solomon Soysuz was making repeated statements, which I messed up.

In the last two years, I have caused those expected disasters to be postponed and put off dozens of times. I have caused tens of blood-sucking and exploitative countries to fall into great financial difficulties, connected to the system I call the Ankebut Cult. I also caused important and powerful leaders to lose power. I also caused the Western world to sink, Israel to fall into a very miserable situation, the United States to make a flat broke, and Germany to fall into a very difficult situation. I also caused some European leaders who have not yet lost their power to fall into situations/conditions like lemon cologne that has lost its power. I also collapsed their bloody and black plans for Afghanistan and Kazakhstan. Time has always worked against them. They lost a lot of time, money, reputation, authority, and power. While all this was going on, one of the people who got the angriest and mad was the Queen of England Elizabeth. Elizabeth, who is a person who boils the cauldrons of strife all over the world at the same time, was also very angry and angry because of my recent interventions and my last writings. She doesn’t look like she’s going to calm down and make decisions calmly.

They’ve also been displaying collusion over Ukraine lately, like their business, plans, and black money flows have been disrupted. Dozens of black money governments, especially Russia, Ukraine, and the USA, are exhibiting a collision in front of the world’s humanity. They have already caused millions of Ukrainian women and children to become refugees and to be dispersed to dozens of countries. They have already caused some of them to fall into the hands of the organ and prostitution mafias there. Among these, they brought some of the orphaned children to Turkey on the occasion of Tayyip’s organist and black money maker wife Emine. Unfortunately, they will also include them in the system. They will also turn them into cash.

They are so monstrous and at the same time so bankrupt that their evil black money business through Ukraine is not enough for them. On the one hand, they want to do similar evil deeds in Turkey, they want to increase black money. On the other hand, they want to prevent Turkey’s attempts to get rid of the exploitation, oppression, atheism, and dishonoring policies of the Ankebut Cult, and their attempts to lead other states/nations that want to get rid of it. They want to bring Turkey to its knees at a time like this. Through Turkey, they want to give lessons to dozens of countries in similar situations, to spread fear, and say, “This will be the end of you, too.” There is such a big tension and showdown on the field and it has reached the breaking point.

“Give up hope in the government. Take personal precautions. Leave the Marmara region. Get out of here. I will not warn you anymore, the number of people who take advice is very few. Those who listened to advice listened, and those who did not listen will see their bitter end.” I write in translation, but every time, my compassion still prevails. There will be a great deal of pain.

Therefore, I am writing once again. In the last article I wrote, I told a lot about the movie script, but I did not write everything I know. I didn’t write some parts properly. I’m not writing screenplays now, but I’m still not going to openly write everything I know. I am sharing information. There are depleted nuclear bombs in many parts of the coastline of the Marmara region. Yes, you read it right, there are depleted nuclear bombs.

These are mostly nuclear bombs in the Gulf of Izmit, at the bottom of the Tüpraş facility, and intermittently placed along the Tuzla, Gebze, Pendik, Kartal, Maltepe, and Adalar lines from there. In my previous articles, I made it clear that explosive and flammable gas was filled along this line long ago. Now I have written more clearly. I also realized that the mucilage experienced was related to the gases that leaked during the underground gas filling work or that were deliberately leaked and mixed with the seawater. I wrote that the so-called “natural gas smell” smell heard on the Pendik, Kartal, Maltepe lines is also related to these gas filling works. I did not write that near Heybeli Island, an underground tunnel that can be entered under the sea leads to the vicinity of the İzmit Tüpraş facility, and that this line is filled with gases and depleted uranium bombs. I just wrote this now. I do not intend to write the parts that I did not write now.

They are planning such great disasters that if it is said, “The whole Marmara will burn”, it is appropriate and would not be an exaggeration. They will also detonate the gases they have accumulated along certain lines underground, they will also detonate nuclear bombs simultaneously, and they will also make an artificial earthquake just before they happen. In fact, by continuing to play with the weather conditions, they will make snow, rain, and wind blow as much as they want.

They will implement the plans, they will cause disasters that will go down in history one after another, and then they will start repeating the men everywhere, like parrots, that everything is a natural disaster.

For example, they will speak in the following manner: “Sir, there was already accumulated energy along the North Anatolian fault line. Many scientists, as well as some ministers of our government, have warned our people many times. At the last level, explanations were made and it was understood that the disaster was the moment. There were even scientists who said, “Leave the Marmara region”. The fear happened, the expected disaster happened. In the past, it was seen that big earthquakes blew up the natural gas underground and there were huge explosions after the earthquake, and these explosions caused mass deaths. There have also been cases of en masse gas poisoning of people. In some of these cases, there were very large fires. Very dense and toxic fumes came out, and unburned gases also went up to the sky. Then, there were earthquakes in which some acids and harmful chemicals that went up to the sky fell to the ground again with the rains, causing serious skin burns in the people they came into contact with, and thus causing the people to die en masse. I know our pain is great, we are experiencing a disaster at a level that is rare in history, but these are harsh realities. Now we need to look ahead, not back. This area must be abandoned en masse.

First of all, women and children should be put on ships. Our government will take them to points in other provinces that have already been determined and announced. The guidance of aid teams from friendly states should also be followed. At such times, there are always those who write and tell conspiracy theories. It is necessary to stay in the light of science.”

When statements like these begin to be made, statements of objection are made with a truckload of arguments, but when the press and media in Turkey are under the control of secret Jews, Armenians, and freemasons playing the Turkish role, and even social media is censored by the CIA, it is very difficult to give the necessary responses to those parrots at first. will not be possible. If at least those parrots could be asked the following question, then their speech would be held: “Yener Üşümezsoy -There have been constant earthquake warnings lately. They have no scientific basis. There is no scientific data to warrant an earthquake warning. It is necessary not to go outside of science, not to make explanations based on other foundations – he had spoken and even resented. Shall we start here?”

That’s all for me. Under these conditions, there is no benefit I can provide to the masses who will refrain from throwing, announcing, disseminating, warning each other, and refraining from taking precautions under these conditions.

I and the good people who acted with me took all kinds of measures to be taken against the punishments to be imposed on this struggle for humanity, we took all kinds of decisions, we are well organized and if the “deep silence” continues among the people, we will not take any steps to prevent disasters from happening from now on. we will not take a single step.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

What is it the benefit?

It’s a shame for the expense that the state has made with its resources. Despite the nation is hungry, destitute he went on a visit to Ukraine that would not change the outcome at all, whether he went or not. The whole world just watched, and he couldn’t stand upright there either.

It was the volume of trade, friendship, brotherhood… The whole world now knows that shopping with Ukraine, prostitution, drug, people, organs, children, babies… All kinds of black money transactions…

The whole world will figüre out and understand that there is a three-punch gray working for the British-based grays in the bionic robot Tayyip, and there is a three-punch gray working for the British-based grays in the bionic robot Zelensky. Their spouses are also from the same grays… It is a futile effort to try to pass the Grays’ effort/struggle for unity and solidarity against the Greens as “friendship and so called brotherhood between Turkey and Ukraine”. The era in which alien human species can now direct world politics, military and financial balances with bionic robots is over. Even the fact that dozens of countries have started to take a step back in the corona games is the manifestation of this. It’s over… Everyone has to accept that the era is over.

Besides, Ukraine is neither our friend nor our brother. It is not our ally. We are not brothers and friends with the people of Ukraine. May Allah forbid, we cannot be friends or brothers with a society that has abandoned morality, honor, justice and even humanity to such an extent and is likely to perish. The bionic robot Tayyip, which has a gray inside, cannot change these facts and these balances. Alien or earthly superiors who play him on the field cannot change these facts and balances.

Anyone who still has people left in Ukraine must leave. I’ve said this second time, it’s very unlikely that I’ll say it a third time. Ukraine is over…

It is intolerable that our state’s illegitimate, fake certificate, black money, traitor president, after saying “Putin will come to Turkey after his visit to China”, was officially denied. Years ago, Iran immediately and officially denied the Minister of Criminal Affairs(so called Foreign Affairs) , Solomon Soysuz, who lied that “we carried out a joint terrorist operation with Iran”. He is still held in that position.

It is not possible for a type of person known for betrayal, disgrace, indecency, black money, cruelty, lawlessness, and now a bionic robot, to still be at the head of this state. Turkey has to put Ukraine aside and fight to save itself as soon as possible.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Taner Ay vakasına bir neşter vurulsa, Ay utanır da dünyaya ışık yansıtmaz

Bulgaristan’da yaşanan trafik kazasında ölen Taner Ay, Ankebut Ağının milletler arası kara para işlerinde kullandığı piyonlardan biriydi. Ölümü, normal bir ölüm değil. Bu ağı çökertmek isteyenler tarafından öldürüldü. Bu, bir başlangıç ve daha önce yazdığım gibi, önümüzdeki birkaç hafta içinde, çok büyük ihtimalle ortalık toz duman olacak. Sadece Türkiye’de değil, batı aleminin ondan fazla büyük ülkesinin adliyelerinde, basın ve medyasında, sosyal medyasında yer yerinden oynayacak. Ayrıca sahada çok şiddetli çatışmalar da yaşanacak.

Taner Ay, iş adamı değildi. Taner Ay, iş adamı gibi gösterilerek kara para ağları arasında bağlantı sağlayan ve kara para da aklayan bir insan şeytanıydı.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünün sürekli olarak kullandığı kişilerden biriydi. Adnan Oktar suç örgütünün, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütüyle adeta kaynaşmış halde olması nedeniyle, Taner Ay da AKPKK’li en üst isimlerle çok sıkı bağlantıdaydı. Sosyal ağlarda paylaştığı resimlerde Solomon Soysuz’la, Hulusi Akar’la, Hakan Fidan’la, Metin Külünk’le, Mevlüt Çavuşoğlu ile ve daha pek çok kişiyle çektirdiği fotoğrafları görülebiliyor. Ayrıca devletimizin idare edildiği en üst kurumlarda bulunduğu anlarda çekip paylaştığı fotoğrafları da görülebiliyor.

Satanist bir gizli Yahudi olan Taner Ay’ı, kara para işi yapan pek çok devlet ve bu devletin gizli servisleriyle mafyaları da kullanıyorlardı.

Taner, bu milletler arası kara para ağının artık önemli bağlantılarını sağlayan bir kişiydi. Ankebut Ağını yöneten konseylerin üyelerine çok yakın kişilerle de görüşüyordu. Uyuşturucu kaçakçılığı kısmında AKPKK ile Adnan Oktar suç örgütü arasında köprü vazifesi yapan kişilerden biriydi. Uyuşturucu işinde, AKPKK kısmında, en çok Solomon Soysuz’la ve Metin Külünk’le paslaşıyordu. Bütün dünya biliyor, yıllardır bu iki şahsın uyuşturucu işinde üst isimlerden olduğunu anlatıyorum. Taner, fuhuş işinde de AKPKK ile Adnan Oktar suç örgütü arasında köprü vazifesi yapıyordu. Bu sahada, AKPKK kısmında, en çok da Türkiye’deki baş pezevenklerden biri olan gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’la paslaşıyordu. Aslında zekası, kabiliyetleri, vasıfları yüksek biri değildi. İnisiyatif almıyor, emir edilenleri yapıyor ve bu nedenle işe yarar bulunuyordu.

“Osmanen Germania” yani Almanyalı Osmanlılar isimli sözde derneğin, özde kara para teşkilatının da mensuplarından biriydi. Bu güne kadar bu teşkilat zaten kara para işleri yapmakla açıkça suçlanmıştı. Avrupadaki medeni insanlar, bu şeytanlıklardan rahatsızlar ve kendi devletlerinin gücünü, adaletten yana, insanlığın faydasından yana kullanmak istiyorlar. Lakin, hep anlattığım gibi, Merkel başta olmak üzere pek çok üst seviye Alman siyasetçi ve bürokrat da bu kara para ağının içinde olunca, beklenen operasyonları bu güne kadar yapamadılar.

Osmanen Germania, aslında İngiltere’nin, Kraliçe’nin çetesinin talimatlarıyla AKPKK tarafından kuruldu. Zaten bu AKPKK ve Tayyip belasını, milletimizin başına en çok İngiltere, ABD, Almanya, İsrail getirdi. Bu milletler arası kara para işlerinde aslında AKPKK de bir taşeron. Ne yazık ki AKPKK eliyle, devletimizin gücü/kurumları, memurları hatta adliyeleri/mahkemeleri, hakimleri, savcıları bile farkında olarak ya da olmayarak bu insanlık dışı suçlara bulaştırıldı. Bunu, dünyaya kendini medeni olarak gösteren batılılar ve bir de İsrail sağladılar. Taner Ay’ın ve o sözde derneğin arkasında İngiltere de var. Almanya da var. ABD de var. Türkiye de var. KKTC de var. İsrail de var. Belçika, Hollanda, Fransa da var. Çok sayıda batılı lider de var.

Taner Ay’ın da içinde yetiştiği ve bünyesinde faaliyet icra ettiği Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütü, dünyanın dört bir yanında özel hastahaneler ağı üzerinden yapılan organ işinin de bir seviyeye kadar içinde… Taner de organ işinde faaliyet gösterdi. Aslında o kısımda da bir piyondan başka bir şey değildi. Ankebut Ağının dünya genelindeki organ sisteminin Türkiye ayağındaki sözde hastahanelerden biri olan Memorial’ın sahibinin Turgut Aydın olarak gösterilmesi gibi… Organcı Turgut da piyon, Taner de piyondu… Piyon ama Türkiye’den Avrupaya mülteci olarak giden yüksek sayıdaki insanın, Ankebut Ağının organ sistemine kurban gitmesine, Adnancılarla birlikte o da vesile oldu.

Devletimizi, bu milletler arası kara para ağında öyle ileri seviyede kullanır oldular ki biz Vatanseverler cephesi ve ayrıca Muktedirler İttifakı (Mİ) olarak bu ağa darbe vurup düzenlerini bozdukça, kara paralarının önünü kestikçe, Türkiye’nin idari kadrosu aksi yönde faaliyetler icra etmek istedi. O yönde çırpındı, çırpınıyor. An geldi, kara para akarını devam ettirmek için Suçişleri Bakanı olan Solomon Soysuz İran’a gitmek zorunda kaldı. Sözde Dışileri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu zaten gittiği ülkelerin çoğunda, bozduğumuz kara para işlerini kuvvetlendirmek için çırpındı, çırpınıyor. Hep yazıyorum, Katar, BAE, Singapur, Danimarka ve benzeri devletçikler de bu Ankebut Ağının taşeron ve kasa olarak kullandığı ülkeler. Bosna Hersek, Arnavutluk, Makedonya ve benzeri ülkeleri de kara para işlerinde serbest ortam olarak kullanıyorlar. Bu nedenle bu gibi ülkelerin idaresini, adalet sistemini, eğitim sistemini, maliyesini ellerinde tutuyorlar. Şu sözde avukat Zeki Çalışkan’ı, kara para işlerini, sözde derneklerini, organ işine kadar bağlantılarının olduğunu kaç sene önce yazdım. Sahibi olduğu avukatlık bürosunda avukat gibi görünen militanların da tek tek aslında gerçek ırklarını, gerçek dinlerini, gerçekte ne halt ettikleri yazdım. Otuz kadar avukttan biri bile senelerdir benden davacı olamadı. Lakin, bu devletin adli yetkilieri ve MİT’i ne yaptı? MİT, senelerce şu Taner’i de kolladı. Evet, bizler vergi verdik, MİT de batılıların kara para sistemine çalıştı. Türkiye’den de erkek, kadın, çocuk, bebek kaçıran ve bunları fuhuş, organ ve ayin ağlarına gönderen kişileri MİT, bizim vergilerimizle ve milletimizden/devletmizden aldığı güçle korudu, destekledi. Hala halleri böyle…

AKPKK’in ve Tayyip’in başımıza bela edilmesinde en etkili olan şahıslardan biri Devlet Bohçalı, çok vasıfsız, kafasız, korkak, aciz bir vatan haini MİT casusundan başka bir şey değil. MİT üzerinden CIA ve Avrupalı gizli servislerler de paslaşıyor. Binbir türlü açığı var, delili var, şahitleri var, bülbül olup ötecek ödlek adamları var sistemlerinde ama Türk adli yetkilileri nerede? Köpek desem, köpeğe hakaret olacak bu pislik herif, tutmuş on sene sonra benden davacı oluyor. Tek başına hafif gelmiş de yanına en sadık köpeklerinden biri olan Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz’u alıyor. Yetmiyor, bunca yıldır danışıklı dövüştükleri sözde muhalefetin başı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da yanına alıyor. Baştan beri emir eri olarak kullandığı Recep Tayyip Erdoğan’ı da aynı davada benden şikayetçi yaptırıyor.

Yıkarlar bu devleti bu hainlerin başına ama yine de bu devleti bu hainlerin ellerinde alırlar. Milletin can, mal, namus, din, ahlak emniyetini tesis ederler. Yok öyle bir Türkiye artık…

Şimdilik daha fazla bilgi vermeyeceğim. Lakin, gerekli ikazları son dönemde zaten herkese açık şekilde yaptım. Onları da tekrar etmeyeceğim. Altta kalanının canı çıksın, iyi olan kazansın. Sık sık, geleceğini ve yaşanacağını ifade ettiğim o büyük günün yaşanmasına ramak kaldı.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Büyük bir kriz çıkacak ve sonunda ya Türkiye ya da Avrupa açıkça batacak

Belki de dünya tarihinde bir kırılma noktası yaşanacak. Avrupanın müdahaleleriyle ortadoğu karışacak. Yeni ve çok büyük bir mülteci krizi de yaşanacak. İran, Türkiye’ye doğalgaz vermez olacak ve daha pek çok şeyler yaşanacak.

Avrupa çok zor duruma düştü. Maddi sıkıntıları iyice artıyor. Kara para gelirleri çok düştü. Siyaset sahnesinde de rezil oldular. Henüz büyükelçi sıfatlı uzman teröristlerini/fitnecilerini geri çekmediler ama şu anda bile çekmişten beter haldeler. Korkularını, paniklerini, endişelerini, zayıflıklarını, iç çatışmalarını, kararsızlıklarını bütün dünya bu elçi kriziyle birlikte bir kez daha gördü. Aynı zamanda Ankebut Operasyonumuzun gücünün nerelere ulaştığı da görüldü.

Avrupa bu halden kurtulmak için bir an önce para, çok para bulmak istiyor. Bunun yolunu da her zaman yaptığı gibi kara parada buluyor. En başta Türkiye, İran, Suriye ve Irak olmak üzere, bütün ortadoğuda terör faaliyetlerini, Avrupalı sözde elçiler ve konsoloslar üzerinden, ayrıca gizli servisler üzerinden, ayrıca Avrupa ile paslaşan holding patronları üzerinden, ayrıca Avrupa ile entegre olmuş basın ve medya organları üzerinden, ayrıca Avrupanın tamamen ya da kısmen kontrolünde olan terör örgütleri üzerinden artırmak istiyor. Sorunlardan çıkışı terörü artırarak, ülkeler arası sorunları artırarak, bölgede oluşacak kaos ortamında daha rahat ve daha büyük çapta kara para işleri yapmakta görüyorlar.

Bu nedenle Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Hindistan ve benzeri ülkelerden, iş, aş, vatandaşlık, Avrupaya geçmek vaatleriyle kandırılmış çok yüksek sayıda mültecinin, terör örgütlerinin aracılığıyla İran’a getirilmesini, İran’dan da Türkiye’ye gönderilmelerini istiyorlar. Biyonik Soysuz da İran’a kara para işlerinde bir çıkış yolu bulmak için, yukarıda izah ettiklerimin temelini sağlamlaştırmak için gitti.

Biyonik Soysuz’un içindeki asıl uzaylı, yardımcılarına kıyasla son derece gün görmüş, tecrübeli bir kişi. Daha önce İran’da ve Çin’de biyonik robotlarla görev yaptığı biliniyor. Biyonik Soysuz’un ziyaret ettiği ve bu hususları konuştuğu İran İçişleri Bakanı da bir biyonik robot. İşte Avrupanın bir an önce tahliye edilmesini istediği Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi kişiler de on yıllardır böyle insanlık dışı kara para faaliyetlerinin bir kısmında kullandıkları terörist ve hain piyonlar…

İran merkezli kaos planında başı çekenlerden biri Almanya, diğeri ise İngiltere… AB çatısı altında da bu plana tam riayet etme kararlılığı var. Biyonik Ursula da üzerine düşenleri büyük bir gayretle yapmak istiyor. Hatta Ursula’nın bu kaos, kan, terör, vahşet, katliam, soygun, sömürü, kara para filminde baş rolde olduğu söylenebilir.

Biyonik Hulusi Akar da bu projeye çalışıyor ve bu nedenle İran sınırını denetliyor görüntüsü verirken aslında son hazırlıkları yaptırıyor. Tayyip de bu planları çok detaylı olarak bilmese de bu ekibe uyuyor ve üzerine düşen kısımları yapmak, yaptırmak istiyor.

Plan bu kadarla sınırlı değil. Bu ilk kısmı… Bu kısmı sorunsuz gerçekleşirse, devam eden safhalarında çok daha sıkıntı verici şeylere sebep olacaklar. Türkiyenin doğalgazsız, elektriksiz, susuz, altyapısız, internetsiz ve otoritesiz kalmasını sağlayacaklar. Bu kısımları yaparken, suni depremleri, suni selleri, suni fırtınaları da peş peşe yapacaklar. Santrallerimizi, rafinerilerimizi hedef alacaklar. Ermeni çetelerini kullanarak (Başta CHPKK ve HDPKK, ayrıca DEVA ve Gelecek) siyasi bir kaos ve büyük bir otorite sorununu da eş zamanlı olarak çıkartacaklar. Bu kısımda biyonik Kemal Kılıçdaroğlu’na da çok iş düşecek ki şu anda planlardan haberi var ve şu ana kadar durması gerektiği gibi durdu. Talimatları sorunsuz yerine getirmek istiyor.

Böylelikle, öncelikli olarak ihtiyaç duydukları yüksek meblağdaki kara para ihtiyacını bir nebze karşılamışken, bir yandan da batı dünyasının vahşi, sömürgeci, kan emici faaliyetlerine karşı dimdik duran ve bütün dünya insanlığı adına bir meydan okuma sergileyen yepyeni Türkiye’ye diz çöktürmek isteyecekler.

Yönlendirmeme gerek yok.

Söz konusu vatansa, milletse, geleceğimizse, gerisi teferruattır. Oyundan düşürme faaliyetlerinizde iktiza ettikçe şu saçma sapan guguk sisteminin dışına çıkmaktan hiç çekinmeyeceksiniz. Gazi olmaktan, şehit olmaktan ve zindanlara dolmaktan çekinmeyeceksiniz. Bu gün vatan sizden bunu bekliyor. Topraklarımızın altındaki milyonlarca isimsiz şehit bunu bekliyor.

Görelim bakalım kim kime diz çöktürecek. İttifak kurmuş olan, içimizde de hainleri bulunan düşmanlarımızın bu plan tamamıyla çökene kadar, ne gerekiyorsa yapacaksınız. Gerekirse binlerce can alıp binlerce can vereceğiz. Gerekirse kuklaların leşlerini kuklacıların kapılarına atacağız. Üzerlerine de imzamızı atacağız.

Ruslar çok sinirliler

Ruslar çok sinirliler

Eskisi gibi Tayyip’i metafizik kuşatmaya alamıyorlar. Zihnini, duygularını, hafızasını istedikleri gibi oynayıp yönlendiremiyorlar. Pek çok konuda istedikleri gibi kararlar almasını sağlayamıyorlar. Çünkü memleketimizin, milletimizin ve insanlığın zararına olacak kararlar alması için kendisine yapılan metafizik saldırılara YİT, sert karşılık veriyor.

Ruslar, son bir çare olarak Tayyip’i sert şekilde tehdit etmek hatta şantaj yapmak niyetindeler.

Gelişmeleri yakinen takip ediyoruz ve devletimizin, milletimizin, insanlığın menfaatlerini önde tutarak, Rusların Tayyip’i baskı altına almasına mani olacağız.

Ruslar böyle bir hadsizliğe de cesaret ederlerse, bu defa çok daha sert karşılıklar vereceğiz.

Rusların, Soysuz’u o makamda tutmak için zaten yeterince haddi aştığını düşünüyorum. Ruslar, Tayyip’i tehdit ederlerse en çok da bunun için, kendilerine çalışan Soysuz’u ve çetesini kollamak için tehdit edecekler.

Bir süre daha dik durduğumuzda ve belki de biraz bedeller ödediğimizde Rusya’nın çok kısa sürede parçalanacağını, dünya üzerindeki siyasi, askeri ve mali dengelerin bir anda büyük değişikliğe uğrayacağını, Putin’in devrileceğini hatta kendi devletinin yetkilileri tarafından öldürüleceğini öngörüyorum.

Çünkü, şu anda bile Rusya’da Putin’in ne yapmak istediğini anlayamamış ve yazdıklarıma hak veren çok sayıda devlet yetkilisi var. Bunlar, Putin’in Rusya’nın iyiliğini istemediğine, tarihi fırsatları fark ettiği halde kasten kullanmadığına zaten kani oldular. Putin’e Rusya’yı sinsice yıkmaya çalışan bir hain gözüyle bakıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bohçalı!

Bohçalı!

Topla bohçanı ve sahadan çekil, git… Karşımda durma, ayağıma dolanma. Soysuz’u kollama. O soysuz herifin işi bitti, olmazı zorlama. Soysuz’u oyundan düşürmek için seni, senin çevrende topladıkları senin gibileri toptan oyundan düşürmem gerekirse bile bunu yaparım. Yaparım dediğimde, yaparım bilirsin.

Karar senin…

Mehmet Fahri Sertkaya

Hakan Çalışkan cinayetinde Sedat Peker’in de payı/katkısı var mıydı?

Hakan Çalışkan cinayetinde Sedat Peker’in de payı/katkısı var mıydı? Soysuz’la birlikte pek çok büyük suç işleyen Peker, bu cinayette Soysuz’un suç ortağı mı?

MİT piyonu Sedat Peker’in adamları arasında MİT elemanı olanlar da var mıydı, var mı?

Sedat’ın ne zaman, neyi, ne kadar konuşacağına MİT mi karar veriyor?

MİT içindeki gruplaşmalar, çatışmalar ne seviyede?

CIA çok kısa süre içinde Peker’e operasyon yapacak mı?

Peker’in milyarlarca dolarlık servetine tamamen ya da kısmen el konulacak mı?

Gizli Yahudi Sedat Peker davası/yargılaması da gizli Yahudi suç örgütü lideri Adnan Oktar’ın davası/yargılaması gibi “sınırlı” mı tutulacak?

Mehmet Fahri Sertkaya

Hala Türkiye’yi karıştırmak istiyorlar ve onlardan önce biz karıştırabiliriz

Hala Türkiye’yi karıştırmak istiyorlar ve onlardan önce biz karıştırabiliriz

Çok acımasız, çok kanlı ve çok haince planları var. Soysuz ve onu oynatan milletler arası suç teşkilatı, Türkiye’yi hala karıştırmak istiyor. Türkiye’de çok büyük terör hadiseleri ve bombalı/kanlı olaylar yaşanmasını istiyorlar. Bu terör saldırılarını kontrollerindeki terör gruplarına kendileri yaptıracaklar. Peşi sıra pek çok ilde kalabalıkların sokaklara inmesini de sağlayacaklar. Vaziyete bakıp gerekirse Türk – kürt, Türkiyeli – Suriyeli, Sünni – Alevi çatışmaları da çıkartmak isteyecekler. Ülkeyi bir anda epeyi karıştıracaklar.

Daha çok karışıyorken, çok yerinde müdahaleler yapmış ve olayların hepsini bastırıp teröristlere haddini bildirip kontrolü sağlamış kahramanı oynayacaklar. En çok da Soysuz bu görüntüyü verecek. Asıl kısma ise bundan sonra geçecekler. Tayyip’in çok yaşlandığını, çok hastalıklarının olduğunu ve artık sorumluluklarını yerine getiremediğini, bu nedenle ülkede çok ciddi sorunların yaşanabildiğini, artık Türkiye’nin idaresini bırakması gerektiğini konuşacaklar. Kontrollerinde olan sözde gazeteciler ve medya personelleriyle, soysal medya trolleri ve bot hesapları üzerinden de büyük bir kamuoyu oluşturmak isteyecekler. Olabildiğince kısa sürede ve ani şekilde, bir oldu bitti ile Tayyip’i devirmek isteyecekler.

Sonrasında ise Rusya, Çin, Biden çetesiyle ortak hareket ederek onların namına Türkiye’nin idaresini ele almak isteyen bu Soysuz’u ülkenin başına geçirecekler. Hem de bu güne kadar da halk tarafından aslında sevilmediği, itibar görmediği, türlü sahtekarlıklarla aksi yönde haberler, yayınlar ve paylaşımlar yapılarak el üstünde tutulmaya çalışıldığı ve bu günlerde ise herkesin nefret ettiği ve bakanlıktan derhal alınıp yargılanmasını istediği bu Soysuz’u Cumhurbaşkanı yapmaya oynayacaklar. Akıl alır gibi değil ama planları gerçekten de böyle…

Bir planları da yeni bir darbe tiyatrosu üzerine kurulu… Sözde bir darbe teşebbüsü yaşanacak, bazı idareci kişilerle birlikte Tayyip’ten de haber alınamayacak. Bu zor zamanda Soysuz kahramanca müdahaleler yapıp darbeyi bastırmış kişi rolünü oynayacak. Sonra çıkıp pek çok idareci gibi Tayyip’in akıbetinin de henüz bilinemediğini ve ülkede otorite boşluğu olmadığını, her şeyi kontrol edeceğini açıklayacak. Fiilen ülkenin iplerini eline almış olacak.

Hemen şimdi bir kaç delil paylaşsam bu Soysuz herifin hakkında, cumhurbaşkanı olmasını geçtim, sokağa bile çıkamaz ve onu her gören TC vatandaşı gördüğü yerde insanlık namına sıkar, indirir. Öyle olmasa bile devamında savcılar da delilleri görmezden gelemezler. Hatta büyük ihtimalle insanlar sokaklara dökülüp “Bu adam ne imiş böyle, asın şunu” diye eylemler yaparlar. Tempo tutarlar.

O kısımda da savcılar hala vazifelerini yapmazlarsa, yine sorun olmaz. Biz de karşı grup olarak sokaklara hem de çok kalabalık şekilde ineriz. Sonrası bizim mesuliyetimiz değil, ezer geçeriz. Çünkü söz konusu olan, vatan…

Mehmet Fahri Sertkaya

Soysuz Peker’i de eline düşürmek istiyor

Soysuz Peker’i de eline düşürmek istiyor

Soysuz, Sedat Peker’le de gizlice anlaşmak istedi. Sedat’a teklifler yapıldı. Yeni bir Türkiye kurulacağı ve bu yeni Türkiye’de AKPKK’nin ve Türkiye’nin başında Soysuz ile çetesinin bulunacağı söylendi.

Sedat’ın Türkiye’ye getirilmeyeceği, cezaevine konulmayacağı, Sedat’ın kara para işlerine Türkiye’de hiç sorun çıkartılmayacağı, yurt dışına para transferlerinde de sorunlar yaşatılmayacağı, bulunacağı ülkelerde rahat etmesinin ve güvenliğinin sağlanacağı gibi sözler verildi.

Bunlara karşılık olarak da Tayyip’e vurması, Tayyip sonrasının hazırlandığı şu süreçte kendilerinden yana durması istendi.

Sedat, haftalardır devam eden mücadelesinde hep Tayyip’e zarflar attı ve onun Soysuz’u bitirmesini bekledi. Tayyip haftalarca sessiz kalarak vahim bir hata yapmışken, üstüne çıkıp haftalar sonra Soysuz’u açıkça savunacak kadar güçsüz ve çaresiz bir görüntü verince, Sedat da haklı olarak gemileri yaktı. Soysuz tarafı da bunu fırsata çevirmek istedi.

Ön görüşme seviyesinde devam ediyor şu anlarda ama Sedat, ani bir kararla Soysuz’a güvenirse Soysuz ona oyun kuracak. Hem Tayyip’i devirecek hem de MİT ve Hakan Fidan üzerinden Sedat Peker’i oyundan düşürecek. Öğrenebildiğimiz kadarıyla Soysuz – Fidan çetesi bu işte IŞİD teröristlerini de kullanacaklar.

Elbette ki Soysuz ve arkasındaki ülkeler, gizli servisler ve çeteler, ben varken planlarının başarılı olamayacağını biliyorlar. Bu nedenle bütün bu işleri çevirirlerken bir şekilde beni ve teşkilatımı hatta belki de cemaatimi de yok etmek, dağıtmak, cezaevlerine doldurmak isteyecekler.

Neresinden bakılırsa bakılsın, en fazla bir iki gün daha Tayyip böyle etkisiz eleman olarak kalırsa ve sahaya müdahale etmezse, öyle ya da böyle çok büyük olaylar yaşanacak. Çünkü biz hiçbir şeyden korkmadan dik dururuz ve iktiza edenler ne ise onları yaparız.

Öyle ya da böyle ortalık karışacaksa…

Bu güne kadar binbir türlü somut delil paylaşabilirdim. Ceza evi süreçleri bile yaşadım ama somut delilleri paylaşmadım. Sadece Libya’ya silah kaçırılan Amazon isimli geminin silah dolu haliyle videosunu/delilini paylaşmıştım ve bunu yaptıktan birkaç saat sonra da “Yanlış oldu bence… Delil paylaşmamamalıydım” diye açıkça yazı yazmıştım.

Şimdilerde, bunca iyi niyetimize ve bunca ikazlarımıza rağmen, resmen ipleri elinde tutan kişilerin, başta da Tayyip’in ısrarlı şekilde hatalı duruş/tavırlar sergilemesi ve sorunu kaynağından kesip söküp atmaması, zaten Türkiye’de ve dünyada sahanın çok büyük şekilde karışacağını gösteriyor.

O halde, bu güne kadar, saha çok karışmasın ve olaylar kontrolümüzden çıkmasın diyerek somut delil paylaşmamış olan ben, neden deliller paylaşmayayım.

Yarın ve öbür gün hala Soysuz o bakanlıktan alınmamışsa ya da istifa etmemişse, ben çok sarsıcı suçların, son derece somut ve sarsıcı delillerini paylaşmaya başlayacağım. İşe de evvela Soysuz’un emriyle öldürülen Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan çalışkan dosyasını açarak başlayacağım. Delilleri her türlü sosyal ağ hesaplarından, ayrıca bloglarla sitelerden paylaşacağım gibi aynı anlarda ülkenin önde gelen birkaç adliyesine de teslim ettireceğim.

Soysuz, Hakan Çalışkan’ın gerçek katilidir

Yıllar önce anlatmıştım. Hakan Çalışkan, Soysuz’un emriyle öldürüldü. Bu işte mafya adamı gibi görünen MİT mensupları da kullanıldı. Emniyet Teşkilatının personellerinden de kullanıldı. İntihar görüntüsü de verildi. Resmi evraklarla da oynandı, deliller de karartıldı. Türlü vahim suçlar işlendi…

Basına yansıyanlar tamamıyla gerçek değil. Eksik, aksak, zorlama, çarpıtma dolu. Asıl mesele büyük bir uyuşturucu mafyasının en tepe isimlerinden biri olan Soysuz’un, çetesinin ve ayrıca oğlunun suç üstü olarak kısacık sürede yıkılabileceği bir sürecin başlamasına mani olmak meselesiydi. Bunu yaptılar. Çok safhasında da suç delillerini tamamen yok edemediler. Bu deliller sadece bende de değil, başkalarında da var.

Hakan Çalışkan öldürülmesinden aylar önce Akademi Dergisine, yazılarıma, mücadeleme denk gelmiş vatansever ve işini hakkıyla yapan dürüst bir kardeşimizdi. Soysuz’un oğlunun peşindeydi. Suç üstü yapmak ve buradan ilerlemek istiyordu. Çalışkan’ın bu işte paslaştığı geniş bir çevresi ve bağlantıları da vardı. Gizlice dosyalar oluşturulmuş ve safha safha ilerliyorlardı.

Artık Türkiye’nin ve dünyanın bunları delilleriyle duymasının, görmesinin vakti gelmiş mi, gelmemiş mi, bir iki güne belli olacak…

Soysuz her fırsatta delilleri ve şahitleri de yok ediyor. Şimdi bu yazdıklarımdan sonra, Hakan Çalışkan cinayetinde kullandığı MİT personellerini ve ayrıca Emniyet Teşkilatı mensuplarını da öldürtmek isteyecektir. Bu, neticeyi değiştirmez, çünkü çok somut deliller var.

Bu işte kullanılmış kişilere de yetkili makamlara sığınıp itirafçı olmalarını tavsiye ederim. Yoksa onlar için de yolun sonu görünüyor.

Mehmet Fahri Sertkaya