Etiket arşivi: Hakan Çalışkan

Hakan Çalışkan cinayetinde Sedat Peker’in de payı/katkısı var mıydı?

Hakan Çalışkan cinayetinde Sedat Peker’in de payı/katkısı var mıydı? Soysuz’la birlikte pek çok büyük suç işleyen Peker, bu cinayette Soysuz’un suç ortağı mı?

MİT piyonu Sedat Peker’in adamları arasında MİT elemanı olanlar da var mıydı, var mı?

Sedat’ın ne zaman, neyi, ne kadar konuşacağına MİT mi karar veriyor?

MİT içindeki gruplaşmalar, çatışmalar ne seviyede?

CIA çok kısa süre içinde Peker’e operasyon yapacak mı?

Peker’in milyarlarca dolarlık servetine tamamen ya da kısmen el konulacak mı?

Gizli Yahudi Sedat Peker davası/yargılaması da gizli Yahudi suç örgütü lideri Adnan Oktar’ın davası/yargılaması gibi “sınırlı” mı tutulacak?

Mehmet Fahri Sertkaya

Soysuz Peker’i de eline düşürmek istiyor

Soysuz Peker’i de eline düşürmek istiyor

Soysuz, Sedat Peker’le de gizlice anlaşmak istedi. Sedat’a teklifler yapıldı. Yeni bir Türkiye kurulacağı ve bu yeni Türkiye’de AKPKK’nin ve Türkiye’nin başında Soysuz ile çetesinin bulunacağı söylendi.

Sedat’ın Türkiye’ye getirilmeyeceği, cezaevine konulmayacağı, Sedat’ın kara para işlerine Türkiye’de hiç sorun çıkartılmayacağı, yurt dışına para transferlerinde de sorunlar yaşatılmayacağı, bulunacağı ülkelerde rahat etmesinin ve güvenliğinin sağlanacağı gibi sözler verildi.

Bunlara karşılık olarak da Tayyip’e vurması, Tayyip sonrasının hazırlandığı şu süreçte kendilerinden yana durması istendi.

Sedat, haftalardır devam eden mücadelesinde hep Tayyip’e zarflar attı ve onun Soysuz’u bitirmesini bekledi. Tayyip haftalarca sessiz kalarak vahim bir hata yapmışken, üstüne çıkıp haftalar sonra Soysuz’u açıkça savunacak kadar güçsüz ve çaresiz bir görüntü verince, Sedat da haklı olarak gemileri yaktı. Soysuz tarafı da bunu fırsata çevirmek istedi.

Ön görüşme seviyesinde devam ediyor şu anlarda ama Sedat, ani bir kararla Soysuz’a güvenirse Soysuz ona oyun kuracak. Hem Tayyip’i devirecek hem de MİT ve Hakan Fidan üzerinden Sedat Peker’i oyundan düşürecek. Öğrenebildiğimiz kadarıyla Soysuz – Fidan çetesi bu işte IŞİD teröristlerini de kullanacaklar.

Elbette ki Soysuz ve arkasındaki ülkeler, gizli servisler ve çeteler, ben varken planlarının başarılı olamayacağını biliyorlar. Bu nedenle bütün bu işleri çevirirlerken bir şekilde beni ve teşkilatımı hatta belki de cemaatimi de yok etmek, dağıtmak, cezaevlerine doldurmak isteyecekler.

Neresinden bakılırsa bakılsın, en fazla bir iki gün daha Tayyip böyle etkisiz eleman olarak kalırsa ve sahaya müdahale etmezse, öyle ya da böyle çok büyük olaylar yaşanacak. Çünkü biz hiçbir şeyden korkmadan dik dururuz ve iktiza edenler ne ise onları yaparız.

Öyle ya da böyle ortalık karışacaksa…

Bu güne kadar binbir türlü somut delil paylaşabilirdim. Ceza evi süreçleri bile yaşadım ama somut delilleri paylaşmadım. Sadece Libya’ya silah kaçırılan Amazon isimli geminin silah dolu haliyle videosunu/delilini paylaşmıştım ve bunu yaptıktan birkaç saat sonra da “Yanlış oldu bence… Delil paylaşmamamalıydım” diye açıkça yazı yazmıştım.

Şimdilerde, bunca iyi niyetimize ve bunca ikazlarımıza rağmen, resmen ipleri elinde tutan kişilerin, başta da Tayyip’in ısrarlı şekilde hatalı duruş/tavırlar sergilemesi ve sorunu kaynağından kesip söküp atmaması, zaten Türkiye’de ve dünyada sahanın çok büyük şekilde karışacağını gösteriyor.

O halde, bu güne kadar, saha çok karışmasın ve olaylar kontrolümüzden çıkmasın diyerek somut delil paylaşmamış olan ben, neden deliller paylaşmayayım.

Yarın ve öbür gün hala Soysuz o bakanlıktan alınmamışsa ya da istifa etmemişse, ben çok sarsıcı suçların, son derece somut ve sarsıcı delillerini paylaşmaya başlayacağım. İşe de evvela Soysuz’un emriyle öldürülen Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan çalışkan dosyasını açarak başlayacağım. Delilleri her türlü sosyal ağ hesaplarından, ayrıca bloglarla sitelerden paylaşacağım gibi aynı anlarda ülkenin önde gelen birkaç adliyesine de teslim ettireceğim.

Soysuz, Hakan Çalışkan’ın gerçek katilidir

Yıllar önce anlatmıştım. Hakan Çalışkan, Soysuz’un emriyle öldürüldü. Bu işte mafya adamı gibi görünen MİT mensupları da kullanıldı. Emniyet Teşkilatının personellerinden de kullanıldı. İntihar görüntüsü de verildi. Resmi evraklarla da oynandı, deliller de karartıldı. Türlü vahim suçlar işlendi…

Basına yansıyanlar tamamıyla gerçek değil. Eksik, aksak, zorlama, çarpıtma dolu. Asıl mesele büyük bir uyuşturucu mafyasının en tepe isimlerinden biri olan Soysuz’un, çetesinin ve ayrıca oğlunun suç üstü olarak kısacık sürede yıkılabileceği bir sürecin başlamasına mani olmak meselesiydi. Bunu yaptılar. Çok safhasında da suç delillerini tamamen yok edemediler. Bu deliller sadece bende de değil, başkalarında da var.

Hakan Çalışkan öldürülmesinden aylar önce Akademi Dergisine, yazılarıma, mücadeleme denk gelmiş vatansever ve işini hakkıyla yapan dürüst bir kardeşimizdi. Soysuz’un oğlunun peşindeydi. Suç üstü yapmak ve buradan ilerlemek istiyordu. Çalışkan’ın bu işte paslaştığı geniş bir çevresi ve bağlantıları da vardı. Gizlice dosyalar oluşturulmuş ve safha safha ilerliyorlardı.

Artık Türkiye’nin ve dünyanın bunları delilleriyle duymasının, görmesinin vakti gelmiş mi, gelmemiş mi, bir iki güne belli olacak…

Soysuz her fırsatta delilleri ve şahitleri de yok ediyor. Şimdi bu yazdıklarımdan sonra, Hakan Çalışkan cinayetinde kullandığı MİT personellerini ve ayrıca Emniyet Teşkilatı mensuplarını da öldürtmek isteyecektir. Bu, neticeyi değiştirmez, çünkü çok somut deliller var.

Bu işte kullanılmış kişilere de yetkili makamlara sığınıp itirafçı olmalarını tavsiye ederim. Yoksa onlar için de yolun sonu görünüyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu polisi ortadan kaldırdılar…

Yakacık’ta ayarın çok kaçtığına, devlet düzeninin çok bozulduğuna, PKK teröristlerinin bile sanki hiç devlet otoritesi ve kolluk gücü yokmuş gibi davrandığına temas etmiştim hatta isyan etmiştim.

Bundan bir süre sonra Yakacık’ta şu gördüğünüz hadise yaşandı. Ölen o polis, rüşvetçi bir polisti. Tam olarak mafyaların içinde faaliyet gösteren bir polis değildi. O kadar cesareti, çapı ve bağlantıları olan birisi değildi. Zincirin en zayıf halkası denilebilecek, zayıf karakterli görülen kişilerden biriydi. Uyuşturucu mafyaları dahil her türlü kara para mafyalarını kolluyordu. Aldığı rüşvetler karşılığında elinden gelen her şeyi, hukukun dışına çıkarak yapıyordu.

Yakacık’a dikkat çekmemden sonra oralarda gerilme arttı. Endişelenen üst isimler de açık verilmemesi için gerekirse infazlar bile yapılmasını istedi. Bu polisi ortadan kaldırdılar. Şu basında, medyada anlatılan hikayeye bir bakın… Bu ülkedeki hiçbir polis, savcı, hakim ve hatta basın mensubu, o hikayeye inanmaz ve o hikayeyle vakit kaybetmez.

Bu işin de arkası kalabalık. Yazmayacaktım, o günden beri dokunmadım ama şimdi yazmaya karar verdim. Çünkü intihar süsü verilerek öldürülen dört genç hadisesiyle mantık/kurgu hataları açısından çok benzeşiyor. Bu işleri yapanlar bu milleti ahmak yerine koyarak yaptılar.

Şimdilik şu kadarını yazayım ki bu polisin kolladığı kara para sistemi de Soysuz’a çıkıyor. Bu polisin öldürülmesi de Soysuz’un talimatları ve bilgisi dahilinde gerçekleştirildi. Senelerdir anlatıyorum ki Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ın şehit edilmesi emrini de Soysuz vermişti. Hakan Çalışkan’ın emrindeki polisler Soysuz’un oğlunu bir torbacı ile birlikte bir araçta yakalamıştı ve araçta uyuşturucu da vardı. Rize eski Emniyet Müdürü ve uyuşturucu mafyası mensubu Altuğ Verdi’nin öldürülmesi emrini de Soysuz vermişti. Mafya içi çatışma yaşamışlardı.

Soysuz’a sorsak, bu güne kadar kaç resmi kimlikliyi öldürdüğünü/öldürttüğünü kendi bile tam olarak bilemiyordur.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Beni de mi öldürecekler?”

Soysuz’un gönderdiği adam ile İstanbul Emniyet Müdürü Dr. Mustafa Çalışkan arasında dikkat çekici bir konuşma geçti.

Çalışkan: “Bu benim görevim, ihbar aldım” deyince,

Soysuz’un adamı: “Biliyorum ama bu görevden uzak dur”

Çalışkan: “Durmazsam ne olacak müdür bey, beni de mi öldürecekler?”

Soysuz’un adamı: “Sen bilirsin, bundan sonra başına geleceklerden ben mesul değilim.”

Süleyman Soysuz daha önce Mustafa Çalışkan’ın yeğeni ve Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ı öldürtmüştü. Şehit Hakan Çalışkan, Soysuz’un oğlunun arabasında bir uyuşturucu çetesi mensubu ve biraz da uyuşturucu yakalanınca görevini tam yapmak istediği için baskı altına alınmıştı. Soysuz’un talimatı ile araya girip baskı kuranlara restini çekince de makamında intihar süsü verilerek öldürülmüştü.

Organ kaçakçılığı iddiaları mevcut ama delillendirme yok!


“Adalet yok, biz ne istersek ona uyacaksınız. İstersek canınızı, malınızı, ırzınızı, evladınızı, kızınızı, toprağınızı, devletinizi alırız, boşa uğraşmayın” demek gibi bir şey…

Sözde hakim Nusret Alper PAZARCIKLI’nın baktığı dosyada “Organ kaçakçılığı iddiaları mevcut ama delillendirme yok” denilerek, erişimin engellenmesine karar verilmiş.

Biz devlet miyiz, polis miyiz, savcı mıyız? Sahaya inip delilleri de biz mi toplamalıyız? İşgal idaresi altında mıyız, haberimiz mi yok?

  • Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, üst üste gönderdiğim ihbar maillerini ne yaptı? Bunları işleme aldı mı? Derhal baskın yaptı mı? “Mailleri yok ediyorsunuz, ağır ceza mahkemelerinde yargılanacaksınız” dediğim maili bile yok etmedi mi? Peşim sıra “Şu şu ihbarları neden yok ediyorsunuz, bir hastahanenin altında gizli bodrum katları olup olmadığını tespit etmek çok mu zor? Neden derhal gidip kontrol etmiyorsunuz? Söz konusu tünelin varlığını Büyük Şehir Belediyesi, Valilik ve siz Emniyet, zaten biliyormuşsunuz? Nedir bu yaşanan?” diyen yüzlerce kişinin maillerine neden cevap verilmedi?
  • Birbiri ile bağlantılı, mantık örgüsü içinde, yüzlerce gerçek şahsın isimleri geçilerek ve çok ağır suçlamalarda bulunularak yüzlerce yayın yaptık, bunların hangisi suç duyurusu kabul edildi, hangisi hakkında tahkikat yapıldı? Bunların arasında kendini Cumhurbaşkanı zan eden vatan haininden tutalım da çok meşhur ve büyük patronlara kadar herkes vardı, Memorial’ın sahibi gösterilen organ mafyası mensubu gizli Yahudi ve Mason Turgut da vardı, hangisi ceza davası açabildi?
  • Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün ismini onlarca kere vererek, devlet içine sızmış organ mafyasının baskı ile vazifesini yapmadığını, bu Allahsızca sistemin üyesi Numan Kurtulmuş’un tehdidine boyun eğdiğini, en ağır tabirleri de isimlerin yanında kullanarak defalarca yazmadık mı? Mailler nerede, bu şahıslar neden sessiz kaldı, neden davacı olamadılar? Numan panikle Diyarbakır’a koştu, ne haltlar çevirdiğini ayrıntısı ile yazmadık mı? Çıkıp yalanlayabildi mi? Oyun bu şekilde bozulunca bu defa Süleyman Soysuz Diyarbakır’a koşmadı mı? O da olmayınca uyduruk bir futbol turnuvası bahane edilerek bütün devlet erkanı Diyarbakır’a taşınarak, bize, milletimize karşı hamle yapılmadı mı?
  • Derhal polis operasyonu yapılmadığı, icap eden tahkikatlar yapılmadığı için yüz binlerce insanı CİMER’e yönlendirdik ve “Hassasiyet gösterelim, çekinmeyin, hukuki yükü bizim sırtımızda, şikayet edin, bu yayınları aktarın” dedik de ne oldu? Dünyanın gözleri önünde CİMER 12 gün kapalı tutulmadı mı?
  • Bu organ mafyası ile alakalı olarak Kızılay yönetimini ve gizli Yahudi ve Mason Kerem Kınık’ı bile suçlamadık mı? Kızılay kurum olarak, Kerem şahıs olarak bizden davacı olabildi mı? Kaçırılmış, yanlarında annesi ve babası veya bir yetişkin yakını olmayan Afganistanlı, Pakistanlı, Iraklı, Suriyeli onlarca çocuğu sağ kurtarmak isteyip de peşlerine düşmedik mi? Sistemleri bozulunca bunları İzmir’de kaza süsü ile öldürmek istemediler mi? “Bu kadar çocuk, hepsi ayrı ülkeden, Türkiye’de bunların annesi, babası yok, hala mı tahkikat yapmayacaksınız, bizi kim yönetiyor, devletimizi kim çaldı?” demedik mi?

Uzatmanın lüzumu yok, arkasına onlarca madde daha eklenebilir. Bakılsın yüzlerce yayına, insanlık namına, devlet, millet, vatan, gelecek nesiller namına devleştik ama kendi devletimizin işleyişini durdurmuşlardı. Şimdi “İster çıldırın, ister patlayın, ister millet darbesi yapın, biz size istediğimizi, sizin devlet gücünüzle yaparız. Sistemi ele aldık, mahkemeler de bizde, meclis de bizde, istihbarat da bizde… Organlarınızı da çalarız, yeni ergen genç kızlarınızı da çalar, dünyaya fuhuş için satarız. Uyuşturucuyu devlet gücü ile getirir sokak sokak bütün Türkiye’ye yayarız. Mani olmak isteyen Emniyet mensuplarını, savcıları, hakimleri öldürürüz.” demek değil midir bu? Şehit Emniyet Müdür Hakan Çalışkan dosyası ne oldu? Bu cinayette Soysuz’un kullandığı Emniyet personelinden bazılarının isimlerini bile verdik, kim tahkikat yaptı? Bu ismi verilenlerin hangisi “Olur mu öyle şey, bana bu iftira nasıl atılabilir?” deyip hukuka gidebildi?

Hal böyle ise ki böyle, bize, milletçe kalkıp devleti/vatanı/milleti kurtarmaktan başka yol kalmış mı?

Şu Harun Çoban kardeşimiz, yüzlerce suç duyurusu ve şikayet dilekçesi verdi, hangi biri işleme alındı? Bunların yok edildiğini, sümen altı edildiğini sesli anlatımlarla ve Adliye/Savcılık ve savcı isimleri vererek anlatık da ne değişti? Şimdi devlet gücümüz onun aleyine çevrildi. O içeride, katiller, mafya mensupları, hainler, organ mafyası mensupları, fuhuş mafyası, uyuşturucu mafyası mensupları bizim devlet gücümüzle bize posta koyuyor, öyle mi?

O zaman altta kalanın canı çıksın, anlaşılan o ki biz bir istiklal harbi vereceğiz ve önce, her pisliğin merkezinde olduklarını somut binbir türlü delille ispat edebildiğimiz ABD ile İsrail’in Büyük Elçiliklerini, Konsolosluklarını, ayrıca sahada kullandıkları kirli çetelerini, ayrıca Mason teşkilatının önde gelen binlerce mensubunuz, harp hukuku dahilinde oyundan düşüreceğiz.

Hep diyoruz, işte meydan… Bizim devlet gücümüz bizim aleyhimize çevrilmek istendiğinde, biz her şeyi ama her şeyi göze alacağız ve hiç de zaman kaybetmeyeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Hakan Çalışkan’ın otopsi raporu hükümsüzdür, çünkü düzmece idi. Üsttekiler tarafından çok büyük baskılar yapıldı ve merhumun cesedi üzerinde yapılan incelemeler neticesinde elde edilen pek çok bulgu gizlendi, rapora geçmedi. Bununla birlikte, gerçekte olmayan şeyler varmış/yaşanmış gibi rapora geçildi. Şehit Hakan müdürün elinde barut izi yoktu ama “Barut izi vardır” denildi. Oysa silahı kendi kullanmadı, intihar etmedi, elinde barut izi hiç olmadı. Hatta kendi silahı ile de vurulmadı. Bunları ispat etmek, şu aşamada/vakitte bile çok basit. Kafasına giren ve ölümüne sebep olan kurşunun kendi silahından çıkmadığı hemen şimdi bile kolayca ispat edilebilir. Ölümüne sebep olan kurşunun üzerinde sonradan oynama yapıldığı, izlerin oynandığı ve o kurşunun kendi silahından çıkmadığı şimdi bile kesin surette ispat edilebilir. Bir de konunun basın/medyaya yansıması ile büyük kamuoyu baskısı oluşur ve arkası iplik söküğü misali gelir.

Bu cinayet işinde gizli Yahudi, gizli Mason, vatan haini, insanlık düşmanı uyuşturucu baronu Süleyman Soylu, Ekrem Gülen isimli şahsı kullandı. İçişleri Bakanı Süleyman Soysuz’un imzası ile onaylanan 26.10.2016 tarihli kararname ile Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Dairesi Başkanı olarak atanan Ekrem Gülen, devletin adamı olmaktan ziyade Soysuz’un ve uyuşturucu sisteminin adamı. Soysuz’un uyuşturucu işindeki bütün pis işlerini biliyor ve her sıkıntısında Soysuz için araya giren bir adamı. Ekrem Gülen’in, cinayet öncesinde araya girdiğini herkes biliyor ama çok baskı yaptığını, yetmeyip merhumu tehdit ettiğini herkes bilmiyor. Ya Hakan müdürü şehit eden üç katilin Ekrem Gülen’in adamları olduğunu, bu katilleri onun ayarladığını ve katillerin Silivri Emniyet Müdürlüğü personeli olduğunu kaç kişi biliyor?

YİT biliyor ve hatta YİT Ekrem Gülen’in gizli Yahudi ve Mason olduğunu da biliyor. Zaten böyle olduğu için bu katiller dikkat çekmeden içeri girebildiler ve çıkabildiler ve bu işin üstü örtülebildi. Ekrem Gülen uyuşturucu işinde sokak takımından olanları kolladığı ve Soylu’ya çalıştığı için pay da alıyor. Uyuşturucu satıcısı olduğu için Emniyet personeli tarafından alınanların bırakılmasını bile sağladı.

Böyle insanlık dışı ve haince bir ihanet çarkı kurarak, vatanına ve milletine asilce hizmet eden bir vatan evladını katlettiler. Bunlar güvenlik kamerası görüntüleri ile de oynadılar. Zorlanabilirler ama çok uzman personel bunu şu aşamada bile kesinlikle ispat edebilir.

Asıl tehlike Süleymancılar değil, Masonlar

Milletimizi zehirleyen uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayan ve bu nedenle makamında şehit edilen Silivri eski Emniyet müdürü Hakan Çalışkan’ın katletilmesinde etkin rol oynayan Ekrem Gülen bir gizli Yahudi ve Mason.

Ekrem’in Süleyman Soylu’ya kirli işlerinde yardımcı olmasının arka planında aslında uyuşturucu dahil kirli işlerden pay almasından ziyade yani menfaat temininden ziyade, kendisinin de Soysuz gibi gizli Yahudi ve Mason oluşu var. Şeytan’ın Konseyi ve daha üstündeki 13’ler Meclisi ve daha üstündeki 3 Kabbalist, dünyayı ahtapotun kolları misali sarmış teşkilatlarını Masonluk teşkilatı sayesinde kontrolde tutabiliyor, organize ediyor ve kullanıyor. Masonluğun beli kırıldığında, dünyanın bu pisliklerden temizlenmesi yolunda çok büyük bir adım atılmış olacak.

Kemal Gülen, Türkiye’deki Masonların üstad-ı azamı ile bağlantılı ve emirleri daha ziyade ondan alan birisi… Bu üstad-ı azam, Soysuz’u bile takmayan, onun amiri yerinde olan ve uyuşturucu işlerinin içinde olan bir vatan haini.

Bunların karşısında Divan-ı Salihin ve yolumuz/teşkilatımız var. Divan-ı Salihin’in kararları icabı yine bu meselede de isimler ve detaylar vermeyeceğim. Çünkü imtihan dünyası dediğimiz bu alemde Müslümanların gayret etmesi, cihad etmesi, kazanması, muzaffer olması, Allah’ın rızasına kavuşması isteniyor. Sahada gayret edenlerin sayısı da artıyor, gayret etmekte olanların vasfı, gayreti de ayrıca artıyor. Bu da büyüklerimizi sevindiriyor ve o kutlu güne çok yaklaşılıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Katili Süleyman Soysuz’dur.

Katili Süleyman Soysuz’dur.
Şehit Hakan Çalışkan’ın itibarı iade edilmelidir.

Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan intihar etmedi. Öldürüldü. İnfaz emrini, vatan haini, insanlıktan çıkmış muzır varlık ve uyuşturucu baronu, gizli Yahudi ve Mason Süleyman Soylu verdi. Basına yansıyan hikaye herkesin malumu ama doğru değil. Uyuşturucu sattığı için yakalanan kişi, Süleyman Soysuz’un oğlunun arkadaşı falan değildi. Bildiğimiz piyasadaki uyuşturucu satıcılarından biri idi. Soysuz’un, uyuşturucu işinde, sisteminin alt birimlerinde çalıştırdığı biri idi.

Hakan müdür baskılara boyun eğmedi. Torbacı seviyesinin bir üstünde olan uyuşturucu satıcısı o şahsı, bütün baskılara rağmen serbest bırakmadı. Kanunlara uydu, Soysuz hakkında da tutanak tuttu. Hakan müdürü “Soylu hakkında tutanak tutma ve işlem yapma” diyerek çokça tehdit ettiler ve korkutmak istediler. İnançlı ve vatanına bağlı bir Müslüman olan şehit Hakan Çalışkan, tehditlere boyun eğmedi. Vazifesini hakkı ile ifa etmek istedi. Ailesini mevzu ederek dahi tehdit ettiler. Çok uğraştılar. “Şahıs Bakanın yakını ve serbest bırakılması isteniyor” talimatını dahi kale almaması, araya konan amirleri kale almaması yetmezmiş gibi bir de bütün baskılara rağmen Soysuz hakkında tutanak tutması, Soysuz’u çıldırttı ve merhumu katlettiler.

Asıl katil Süleyman Soysuz ama tetikçiler üç kişiydiler. Merhum müdürün odasına girdiler, kısa süre içinde, susturuculu bir tabanca ile, yakın mesafeden kafasına tek kurşun sıktılar. Ortamı ayarladılar, intihar sürü verdiler ve çıktılar. Bu, Soysuz pisliğin ne tek cinayeti idi ne de ilk…

Şu cinayetin üzerine ciddiyetle giden her ama her savcı, daha ilk bir iki saat içinde “Bu bir intihar değil, bu bir cinayet” der. Aksini söyleyen de ya bu hainlere çalışıyordur ya da bunlar tarafından korkutulmuş ve susturulmuştur.

İntihar görünümlü bir cinayetle öldürülen Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan öldürülmeden önce Süleyman Soylu, beraberce memleket genelinde uyuşturucu işi yaptığı vatan haini Tayyip Erdoğan’dan “olur” aldı. Şehit edilen namuslu, dürüst ve imanlı Hakan müdür, Erdoğan’ın bilgisi dahilinde ortadan kaldırıldlı. “Sen bu düzene çomak sokabilir misin, niye laf dinlemiyorsun, seni uyarmıştık” tarzı ile işlenen bir cinayet bu…

Çok yakında diğer bütün dosyalarla birlikte bu vak’anın gerçek yüzü de patlak verecek ve bütün Türkiye bunların nasıl da insanlıktan çıkmış muzır/pislik herifler olduğunu görecek.

Bu gölgesinden korkan hainlerin hepsi asılacak. Birkaç ay daha ömrü olan herkes Erdoğan’ın, Numan’ın, Soysuz’un, Devitoğlu’nun, hepsinin asıldığını görecek.

Vazifesini Müslümanca, dürüst ve vatansever surette yaptığı için, son anlarında “Süleyman Soylu’nun selamı var.” ve “Ders olsun” denilerek öldürülen evlatları var bu milletin… Unutma, hesap sor!

Şehit Hakan Çalışkan kardeşimizin ruhaniyeti de ordumuzun “ölümsüzler” dediğimiz kısmında, bizimle birlikte Ankebut Operasyonunun içinde ey Soysuz! O kadar seviniyor ki sevinci kelimelerle tarif edilemez.

Masasından kalkıp “Siz kimsiniz ulan!” demiş, koymuş postasını yiğidim ama üç kişilermiş itlerin ve onlar silahı ilk çekenlermiş. Oturtmuşlar yine koltuğuna “Seni uyarmıştık, dinlemedin. Bu işin sonu zaten belli.” diyerek…

“Soylu’nun selamı var. Sen kimsin bu çarka çomak sokmaya kalkıyorsun? Ders olsun herkese” demişler ve başının yanından susturuculu silahla vurmuşlar da şehitler kervanına dahil etmişler.

Ailesi ve yakın akrabaları ile çevresi çoktan haberdar oldu bu gerçeklerden… Yiğidimizin itibarı da iade olunacak, ardından “kahraman” denilecek ve “aziz şehit” denilecek de ey Soysuz, sizin ardınızdan ne denilecek?

Mehmet Fahri Sertkaya