Etiket arşivi: Uyuşturucu Mafyası

Bohçalı, Falyalı’yı harcamamış

Mizansen yapmışlar

Falyalı öldürülmüş gibi gösterilmiş ama yaşıyor. Sahada birçok kişi Falyalı’nın yaşadığını biliyor ve bunu konuşuyor. Mesela kalın kafalının teki de biliyor ve bunu konuşuyor. Tayyip de bu bilgiyi biliyor ve yer yer konuşuyor.


Türkiye’deki biyonik robotların içinde bulunan uzaylılardan da Falyalı’nın gerçekte öldürülmediğini bilenler ve konuşanlar var.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Soysuz Peker’i de eline düşürmek istiyor

Soysuz Peker’i de eline düşürmek istiyor

Soysuz, Sedat Peker’le de gizlice anlaşmak istedi. Sedat’a teklifler yapıldı. Yeni bir Türkiye kurulacağı ve bu yeni Türkiye’de AKPKK’nin ve Türkiye’nin başında Soysuz ile çetesinin bulunacağı söylendi.

Sedat’ın Türkiye’ye getirilmeyeceği, cezaevine konulmayacağı, Sedat’ın kara para işlerine Türkiye’de hiç sorun çıkartılmayacağı, yurt dışına para transferlerinde de sorunlar yaşatılmayacağı, bulunacağı ülkelerde rahat etmesinin ve güvenliğinin sağlanacağı gibi sözler verildi.

Bunlara karşılık olarak da Tayyip’e vurması, Tayyip sonrasının hazırlandığı şu süreçte kendilerinden yana durması istendi.

Sedat, haftalardır devam eden mücadelesinde hep Tayyip’e zarflar attı ve onun Soysuz’u bitirmesini bekledi. Tayyip haftalarca sessiz kalarak vahim bir hata yapmışken, üstüne çıkıp haftalar sonra Soysuz’u açıkça savunacak kadar güçsüz ve çaresiz bir görüntü verince, Sedat da haklı olarak gemileri yaktı. Soysuz tarafı da bunu fırsata çevirmek istedi.

Ön görüşme seviyesinde devam ediyor şu anlarda ama Sedat, ani bir kararla Soysuz’a güvenirse Soysuz ona oyun kuracak. Hem Tayyip’i devirecek hem de MİT ve Hakan Fidan üzerinden Sedat Peker’i oyundan düşürecek. Öğrenebildiğimiz kadarıyla Soysuz – Fidan çetesi bu işte IŞİD teröristlerini de kullanacaklar.

Elbette ki Soysuz ve arkasındaki ülkeler, gizli servisler ve çeteler, ben varken planlarının başarılı olamayacağını biliyorlar. Bu nedenle bütün bu işleri çevirirlerken bir şekilde beni ve teşkilatımı hatta belki de cemaatimi de yok etmek, dağıtmak, cezaevlerine doldurmak isteyecekler.

Neresinden bakılırsa bakılsın, en fazla bir iki gün daha Tayyip böyle etkisiz eleman olarak kalırsa ve sahaya müdahale etmezse, öyle ya da böyle çok büyük olaylar yaşanacak. Çünkü biz hiçbir şeyden korkmadan dik dururuz ve iktiza edenler ne ise onları yaparız.

Öyle ya da böyle ortalık karışacaksa…

Bu güne kadar binbir türlü somut delil paylaşabilirdim. Ceza evi süreçleri bile yaşadım ama somut delilleri paylaşmadım. Sadece Libya’ya silah kaçırılan Amazon isimli geminin silah dolu haliyle videosunu/delilini paylaşmıştım ve bunu yaptıktan birkaç saat sonra da “Yanlış oldu bence… Delil paylaşmamamalıydım” diye açıkça yazı yazmıştım.

Şimdilerde, bunca iyi niyetimize ve bunca ikazlarımıza rağmen, resmen ipleri elinde tutan kişilerin, başta da Tayyip’in ısrarlı şekilde hatalı duruş/tavırlar sergilemesi ve sorunu kaynağından kesip söküp atmaması, zaten Türkiye’de ve dünyada sahanın çok büyük şekilde karışacağını gösteriyor.

O halde, bu güne kadar, saha çok karışmasın ve olaylar kontrolümüzden çıkmasın diyerek somut delil paylaşmamış olan ben, neden deliller paylaşmayayım.

Yarın ve öbür gün hala Soysuz o bakanlıktan alınmamışsa ya da istifa etmemişse, ben çok sarsıcı suçların, son derece somut ve sarsıcı delillerini paylaşmaya başlayacağım. İşe de evvela Soysuz’un emriyle öldürülen Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan çalışkan dosyasını açarak başlayacağım. Delilleri her türlü sosyal ağ hesaplarından, ayrıca bloglarla sitelerden paylaşacağım gibi aynı anlarda ülkenin önde gelen birkaç adliyesine de teslim ettireceğim.

Soysuz, Hakan Çalışkan’ın gerçek katilidir

Yıllar önce anlatmıştım. Hakan Çalışkan, Soysuz’un emriyle öldürüldü. Bu işte mafya adamı gibi görünen MİT mensupları da kullanıldı. Emniyet Teşkilatının personellerinden de kullanıldı. İntihar görüntüsü de verildi. Resmi evraklarla da oynandı, deliller de karartıldı. Türlü vahim suçlar işlendi…

Basına yansıyanlar tamamıyla gerçek değil. Eksik, aksak, zorlama, çarpıtma dolu. Asıl mesele büyük bir uyuşturucu mafyasının en tepe isimlerinden biri olan Soysuz’un, çetesinin ve ayrıca oğlunun suç üstü olarak kısacık sürede yıkılabileceği bir sürecin başlamasına mani olmak meselesiydi. Bunu yaptılar. Çok safhasında da suç delillerini tamamen yok edemediler. Bu deliller sadece bende de değil, başkalarında da var.

Hakan Çalışkan öldürülmesinden aylar önce Akademi Dergisine, yazılarıma, mücadeleme denk gelmiş vatansever ve işini hakkıyla yapan dürüst bir kardeşimizdi. Soysuz’un oğlunun peşindeydi. Suç üstü yapmak ve buradan ilerlemek istiyordu. Çalışkan’ın bu işte paslaştığı geniş bir çevresi ve bağlantıları da vardı. Gizlice dosyalar oluşturulmuş ve safha safha ilerliyorlardı.

Artık Türkiye’nin ve dünyanın bunları delilleriyle duymasının, görmesinin vakti gelmiş mi, gelmemiş mi, bir iki güne belli olacak…

Soysuz her fırsatta delilleri ve şahitleri de yok ediyor. Şimdi bu yazdıklarımdan sonra, Hakan Çalışkan cinayetinde kullandığı MİT personellerini ve ayrıca Emniyet Teşkilatı mensuplarını da öldürtmek isteyecektir. Bu, neticeyi değiştirmez, çünkü çok somut deliller var.

Bu işte kullanılmış kişilere de yetkili makamlara sığınıp itirafçı olmalarını tavsiye ederim. Yoksa onlar için de yolun sonu görünüyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Kukla

Kukla

Ordumuz ve Emniyet Teşkilatımız içinde bazı vatansever insanlar arasında hala Sedat Peker’e sempati besleyenler var.

Son videolarına bakarak, arka planı bilmeden ona kapılanlar, ona inananlar var. Sedat Peker o videolarda sadece ona verilen rolü oynuyor. O videolarda görünen kişi gerçek haliyle Sedat Peker değil ki videolarda rol yaparken bile aslında son derece tutarsız, ayarsız, kibirli, saldırgan/zararlı, fitneci/yalancı ve baş belası birisi olduğu kolayca görülebiliyor.

Gerçek Sedat Peker’i seneler önce yazmıştım. Öncelikle o Türk de Müslüman da değil. Hep numara yaptı, yapıyor. “Kafkas kökenli Karadenizli Türk’üm” diyor. Aslında Rusya Yahudisi kökenleri var ve bu kökeninden hiçbir zaman kopmadı. Soysuz’la bu güne kadar arası çok iyi idi çünkü o da Rusya Yahudisi kökenli…

Diğerleri gibi Sedat da gizli Yahudi ve hatta Satanist… İçimizdeki İsrail’in, MİT aracılığıyla sahada oynattığı, kara para işlerinde kullandığı, bir sürü pis işleri açık olmasına rağmen basın ve medya oyunlarıyla kahramanlaştırmak istediği çok sayıdaki gizli Yahudi ve gizli Ermeni sözde mafya babalarından, basit bir kukladan başka bir şey değil. Bu devlet Sedat’ı bitirmek istesin, iki saatlik işi var ki daha önce ona bu yapıldı. Daha önce Emniyet Teşkilatı onu yaka paça aldı, dosyalarıyla, delilleriyle birlikte hakimin önüne çıkarttı. Orada bile serbest bırakıldı. Adliyeden çıkarken yaşananlara kendi bile inanamıyordu, sorulara cevaplar veremiyordu. Bir devlet izin vermeyecek de orada yine de mafyalar ve terör örgütleri var olabilecek, bu mümkün müdür. Buna kim inanır.

Resimde Sedat’ın tişörtünde gördüğünüz işaret Satanistlerin meşhur Baphomet dediği Şeytan’ı/İblis’i temsil eder. Sağ eliyle bütün kötülükleri ve kötü enerjiyi toplayıp sol eliyle yer yüzüne yani ademoğulları arasına yayar. Gerçek Yahudilik aslında Satanistliktir ve iyilik temelli değil, kötülük temellidir. Asla iyiliği emir etmez ve tavsiye bile etmez. Gerçek bir Yahudi/Satanist hayatı boyunca ademoğullarına kötülük yapmakla mükelleftir. Çünkü onların itikadına göre Yahudiler ademoğulları değildir. Başka bir türdür. İnançlarına göre Yahudiler Şeytan’ın evlatlarıdır. Şeytan da ademoğullarının felakete sürüklenmesinde evlatlarını yani Yahudileri kullanır. Sistem budur. Bunlar için yalan söylemek, cinayet işlemek ya da işletmek, uyuşturucu hatta organ işi yapmak, ihanet etmek, çalmak, gasp etmek, işkence etmek, şehir sularına zehir katmak, kasten hastalıklar yaymak, namusa kadar en ağır iftiraları etmek ve bunları yaparken tam tersine biri gibi görünmek ve akla gelen her şey caizdir hatta yapılması gereken bir vazifedir.

Kara paracı, mafya reisciği, gaspçı, hırsız, uyuşturucu işi dahil türlü kara para işlerini yapmış ve yapmaya devam eden gerçek bir pisliktir Sedat Peker…

Resimde yanında gördüğünüz kişinin adı Metin Yılmaz’dır. Uyuşturucu dahil her türlü piş işlerinde kullandığı adamlarından biriydi. Sonra Metin Yılmaz’ın infaz talimatını Peker verdi. Peker verdi ama Peker’e çalışıyor görünenler arasında profesyonel MİT’çiler var. Bunlar artık eski kuşak mafyalar gibi değiller. Adam kaldırmakta MİT’in elinde ne teknikler varsa, bunlarda da var. Aslında ortada Peker’in reisi olduğu bir mafya falan da yok. Bütün sistem MİT’in… MİT’in içindeki İsrail’in ve Ermenistan’ın…

Bunların bu devlete ve bu millete hatta bu insanlığa verdikleri zararın haddi hesabı yok. Anlatmakla bitecek gibi de değil ama sadece şu Metin Yılmaz cinayetinin üzerine gidilse bile hem kukla/piyon Sedat Peker hem de üste doğru bütün sistem çorap söküğü misali sökülür, çözülür, dağıtılır. Bu devletimiz için bunu yapmak da hiç zor değildir. Zaten Akademi Dergisi on yıldan fazla süredir içimizdeki gizli Yahudileri, gizli Ermenileri, Masonları, bunların usullerini, tekniklerini, hilelerini, oyunlarını, nerelere nasıl sızıp ne haltlar ettiklerini, tarihimizi ve dinimizi ve lisanımızı nasıl kasten tahrif etmek istediklerini, cumhuriyet ve Atatürkçülük diye kendilerine ait bir rejim kurduklarını v.s. ifşa etti.

Sağda solda çıkıp vatansever, hak-hukuk dava etmiş bir kahraman, yok ailesinin hukukunu dava etmiş onurlu bir baba, turancı, ülkücü rolü kesen lüzumsuzlara, pislik heriflere gerçek vatansever olan gençler itibar etmesinler.

Bir önceki videoda “Bana pislik dedi be abi” diye isyan eden Sedat, bu videosunda içinde bulunduğu ve anlatıp ifşa ettiği meseleler hakkında “Bunlar pis işler, cami imamı anlatacak değil ya… Elbette ki ben anlatacağım” diyebiliyor. Altı tane videoda bunun gibi kaç tane tezat ve açık var.

Yanına verdikleri MİT’çiler ve üstüne kendi gibi gizli Yahudi ve Satanist olan, insan katledilen ayinlere katıla katıla sıfatında meymenet kalmamış olan karısı da Sedat’ın dikkate alınır üç beş video hazırlamasını sağlayamıyorlar.

Sedat Peker şu ana kadar bazı pis işlerin ve pis heriflerin gerçek yüzünün anlaşılmasına sebep oldu ama kendi pis işlerini ve gerçek pis yüzünü, pisliğin teki olduğunu gizleyebilecek şartlarda değil. Şu andan sonra, karşısına aldığı güç unsurları onu bir kaşık suda boğacaklardır ve bunu izlemek biz gerçek vatanseverlere büyük bir zevk verecek.

Bakınız:

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu polisi ortadan kaldırdılar…

Yakacık’ta ayarın çok kaçtığına, devlet düzeninin çok bozulduğuna, PKK teröristlerinin bile sanki hiç devlet otoritesi ve kolluk gücü yokmuş gibi davrandığına temas etmiştim hatta isyan etmiştim.

Bundan bir süre sonra Yakacık’ta şu gördüğünüz hadise yaşandı. Ölen o polis, rüşvetçi bir polisti. Tam olarak mafyaların içinde faaliyet gösteren bir polis değildi. O kadar cesareti, çapı ve bağlantıları olan birisi değildi. Zincirin en zayıf halkası denilebilecek, zayıf karakterli görülen kişilerden biriydi. Uyuşturucu mafyaları dahil her türlü kara para mafyalarını kolluyordu. Aldığı rüşvetler karşılığında elinden gelen her şeyi, hukukun dışına çıkarak yapıyordu.

Yakacık’a dikkat çekmemden sonra oralarda gerilme arttı. Endişelenen üst isimler de açık verilmemesi için gerekirse infazlar bile yapılmasını istedi. Bu polisi ortadan kaldırdılar. Şu basında, medyada anlatılan hikayeye bir bakın… Bu ülkedeki hiçbir polis, savcı, hakim ve hatta basın mensubu, o hikayeye inanmaz ve o hikayeyle vakit kaybetmez.

Bu işin de arkası kalabalık. Yazmayacaktım, o günden beri dokunmadım ama şimdi yazmaya karar verdim. Çünkü intihar süsü verilerek öldürülen dört genç hadisesiyle mantık/kurgu hataları açısından çok benzeşiyor. Bu işleri yapanlar bu milleti ahmak yerine koyarak yaptılar.

Şimdilik şu kadarını yazayım ki bu polisin kolladığı kara para sistemi de Soysuz’a çıkıyor. Bu polisin öldürülmesi de Soysuz’un talimatları ve bilgisi dahilinde gerçekleştirildi. Senelerdir anlatıyorum ki Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ın şehit edilmesi emrini de Soysuz vermişti. Hakan Çalışkan’ın emrindeki polisler Soysuz’un oğlunu bir torbacı ile birlikte bir araçta yakalamıştı ve araçta uyuşturucu da vardı. Rize eski Emniyet Müdürü ve uyuşturucu mafyası mensubu Altuğ Verdi’nin öldürülmesi emrini de Soysuz vermişti. Mafya içi çatışma yaşamışlardı.

Soysuz’a sorsak, bu güne kadar kaç resmi kimlikliyi öldürdüğünü/öldürttüğünü kendi bile tam olarak bilemiyordur.

Mehmet Fahri Sertkaya

Arka planını anlatıyorum…

Manisa’da açık arazide cesetleri bulunan dört genç intihar etmedi, öldürüldü. Hem de profesyonelce öldürüldü.

Bu gençler hakkında televizyon kanallarında konuşturulan bazı kişilerin ya da yakınlarının “Çok iyi, tertemiz gençlerdi” dediklerine aldanmayın. Pislikleri yüzlerinden akan, her bakanın görebildiği kadar ileri seviye pisliklerdi.

Konuşturulanların çoğu seçilerek konuşturuldu, ailelerinden ve akrabalarından olanlar da gerçekleri söylemiyorlar.

Çok kısa sürede ve az emekle bile bu gençlerin aslında nasıl gençler oldukları öğrenilebiliyor. Köylüler, bu gençlerin serseri, geçimsiz ve para, yeme, içme, gezme peşinde gençler olduklarını biliyorlar.

Zaten kameralara konuşan bir genç “Bunlar hep geziyorlar. Ben son gördüğümde aynı arabalarında gördüm. Yine yüksek sesle müzik açmışlardı ve yine çok hızlı geçtiler” mealinde konuştu.

Bu gençler bir süredir uyuşturucu mafyasının ayak takımına dahil olmuş gençler… Torbacı da denilebilir. Bu lüzumsuz gençler, yolu bulmak, parayı vurmak için hiç çekinmeden milletin çocuklarını zehirleyen kişilerdi.

Uyuşturucu işinde bir süredir faaliyet gösteren bu gençler, henüz sektörde yeni kabul edildikleri halde, içinde bulundukları uyuşturucu mafyasına da kazık atmaya kalktılar. Çok hızlı gitmek istediler.

Daha sonra meydana çıkan videolarında “Planlarımız vardı ama seni de yarı yolda bıraktık kardeşim, kusura bakma” tarzında konuşmalarının da sebebi bu…

https://ok.ru/video/2486507148689

İçinde faaliyet gösterdikleri uyuşturucu mafyası, bunlara çok kızdı. Ortadan kaldırmaya karar verdiler. Zaten kim olduklarını, nerelere takıldıklarını hep biliyorlardı. Bağ evinde toplanmalarını beklediler ve sonra orayı bastılar.

Çok sayıda silahlı kişi ile ani bir baskın yapılınca, bu zehir taciri gençler, şoka girdiler. Uzun süre ağladılar, yalvardılar, kendilerini her türlü ezdiler ve affedilmeyi istediler. Lakin treni baştan kaçırmışlardı.

Aralarından boynu kırılarak öleni, gelen kişiler öldürdüler. Sonrasında diğerlerinin yalvarıp yakarmalarını ve gözyaşlarını hiç dikkate almayıp o videoyu silah tehdidi altında çektirdiler.

Dikkat edin, gözyaşlarına boğulmuş olmanın alametleri hala göz çevrelerinde göründüğü gibi, nefes alış verişleri ve beden dilleri de büyük bir hararetten sonra kendilerini aniden ve zorla sakinleştirdiklerinin tezahürleri ile dolu.

İş aslında bu safhaya gelmeden önce mafya, tepe isimlerden destek istedi. Üzerlerine hukuki sıkıntı kalmayacak şekilde öldürmeleri için devleti, emniyeti, adli tıp sistemini, hukuk sistemini bilen profesyonellere ihtiyaç vardı.

Bunun endişesiyle mafya tutup Solomon Soysuz’u telefonla aradı. Kendilerince şifreli konuştular ama ona da aslında şifreleme denilemez. Gayet net anlaşılıyordu. Neredeyse hemen her gün birilerine sıktıran, öldürten İçişleri Bakanı ve uyuşturucu mafyası üst yöneticisi Soysuz, hemen talebe karşılık verdi. İstihbarattan, ordudan, emniyetten atılmış ya da kısa sürede çok para kazanmak için kendileri ayrılmış kişilerden oluşan çetesinin mensuplarından birkaçını oraya gönderdi.

Söz konusu telefon konuşmasında Soysuz’un muhatabı kalifiye eleman kalmadığından, bu işlerin çoluk çocuğun eline düştüğünden, artık eskisi kadar rahat/büyük para kazanamadıklarından, işlerin çok daha zorlaştığından şikayet etti.

Sonra Soysuz’un infaz ekibi bağ evine geldi. Manzaraya/şartlara profesyonellerin gözüyle yakından bakıldı. Planlar yapıldı ve soğuk kanlılıkla uygulandı.

Bir insanın boynunun nasıl kırıldığını bilemeyecek, bilmeden bunu denese acemiliğini gösterecek ve ceset üzerinde bunun izlerini bırakacak bu kişiler, anlatılan hikayeye kanarsanız eğer, hiç titremeden ölüme gitmişler, kendilerini öldürmüşler.

Biri doğum günü kutlaması için hazırlıklar yapıyor ve esnaf dahil herkesi davet ediyor…

Diğeri yeni iş planları gereği İngilizce öğrenebilmek için internetten kitap siparişi veriyor… Diğerleri de hayatın olağan akışı içinde yollarına devam ediyor.

Sonra bir anda işte bu haberle Türkiye sarsılıyor. Girdikleri bu kötü yolda, henüz iyice ilerlemeden ve daha fazla insana zarar veremeden yolları kesiliyor.

Ölüme hiç sarsılmadan, hiç tereddüt etmeden gidebilecek kadar ruh sağlıkları bozulmuş olan gençlerin, ölümlerinden kısa süre öncesinde etraflarının da fark edeceği anormallikler sergilememesi mümkün değildir. Lakin bu gençlerin hiçbirinde böyle anormallikler de görülmedi.

Biri boynu kırılarak diğerleri tarafından öldürülmüş olsun. Diğer üçü, intihar etmeye gittikleri o araziye, zaten boynu kırılarak ölmüş olan arkadaşlarını neden götürsün?

Çok çok bunalmış ve daralmış ve ölüme susamış halde olsalar bile, bir insanın alnına dayanan bir tüfekle, kafası/beyni parçalanarak ölüme gitmesi kolay şey midir?

Aynı anda üçünün birden buna tereddütsüz hazır olması hayatın tabii akışına uygun mudur? Ya birinden talimat almışlar gibi hepsinin birden telefonlarını kapatmasına ne denilebilir.

Bu üç gençten biri, diğer ikisinden birini kafasından vurdu ve feci şekilde öldürdü diyelim… Karşısında kalan diğeri, ölenin halini görüp hiç sarsılmaz mı? Silahın alnına dayanmasına ve aynı feci sona gitmeye hiç tepki vermeden nasıl razı olur. Ya bunları bu kadar vahşice öldüren kişi hiç sarsılmaz mı? Sonra kendisine çene altından bu silahı dayayıp tetiğe basması, o kadar kolay mı?

Bu gençlerin ailelerinden kimseye hiçbir mesaj bırakmaması normal mi? Bu işin hukuku bellidir ve böyle toplu intiharlar önceden kararlaştırılır. Önceden kararlaştırıldığı için de mutlaka etraftan sezenler, anlayanlar olur ve intihar edenler de daha çok kişiye mesajlar bırakırlar.

Türkiye büyük ve güçlü bir devlet…

Bakmayın sözde Türk basın ve medyasında “İşte biz böyleyiz” denile denile moral bozulmasına. Pek çok sahada, dünyanın önde gelen devletlerine yakın seviyedeyiz.

Olay yeri incelemede de adli tıp sahasında da çok iyi yerlerdeyiz. Konuyu inceleyen/çalışan resmi kimlikli ekip arasında Soysuz’un adamları olmasa, böyle bir hadisenin “intihar görüntüsü verilmiş bir cinayet” olduğunu birkaç saat içinde kesinlik derecesinde söyleyebilirler. Hatta kendi aralarında söylediler ama röportaj yapacağı kişiler konusunda bile tepeden emirler alan yandaş basın ve medya, bunları sizlere duyurmadı. Bakın, haftalarca hatta aylarca tartışılabilecek ve iyi reyting yapılacak bu konunun üzerine gitmediler, peşini kovalamıyorlar.

Bu, Soysuz’un talimatı, nüfuzu ve devlet sistemini/kurumlarını yönlendirmesi/kısıtlaması ile gerçekleştirilmiş bir cinayet vakasıdır.

Lakin bu şekilde gerçekleştirilmiş ilk cinayet vakası değildir. Bir an önce şu soysuz, katil, cani, mafya reisi, milyonlarca insanın damarlarında zehir olup akan pislik herif, Rusya Yahudisi kökenli Mason vatan haini herif durdurulmadıkça bu acılar, bu cinayetler ve anaların gözyaşları durdurulamayacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya

TC’nin İçişleri Bakanı, Cumhurbaşkanının emri ile Türkiye’de terör faaliyetleri gerçekleştiriyor.

TC’nin İçişleri Bakanı, Cumhurbaşkanının emri ile Türkiye’de terör faaliyetleri gerçekleştiriyor.

Devletin başına geçmiş CIA personeli hainler, insanlık dışı kirli işlerini, mafyalarını ve hain adamlarından oluşan partilerini/rejimlerini korumak, yönetimde kalmak, ülkenin idaresini cumhuriyet ve demokrasi palavraları ile elde tutabilmek için Türkiye’de çok kan dökmeye hazırlanıyor. Yüz yıldır devam eden danışıklı dövüşlere bir kez daha kan bulaştırılacak.

Türkiye, devlet gücü ile bir kaos/fitne sürecine sokuluyor.

Bir çete lideri, bir uyuşturucu baronu olan Solomon Soysuz, İçişleri Bakanı sıfatı ile haince ve fitneci hamleler yaptı/yapacak, olağan üstü hal oluşturacak ve çok kan dökülecek.

Soysuz’un gözaltına aldırdığı CHPKK’li sandık müşahtileri masum. Hiç suçları yok. Kirli bir oyunun içinde kaldılar.

Herkes “Tamam CHPKK kazandı, sıkıntı bitti” dedi. AKPKK’liler de mağlubiyeti kabullendi. Hatta Binali Yıldırım bile İstanbul’a astırdığı ilanları kaldırttı. Melih Gökçek bile CHPKK’nin kazandığını kabullendi, bu gerçeği açıkça konuştu. Böyle olunca da seçim tartışmaları ile memlekette kaos çıkartma ihtimali düştü ve bu Türk/İslam düşmanlarını kahreden bir gelişme oldu.

Bunun üzerine, CHPKK’nin, AKPKK’nin, MHPKK’nin, HDPKK’nin Saadet’in ve İyi Parti’nin üst seviye isimlerinin hepsinin bilgisi dahilinde olarak, ortalığı karıştırmak için daha sert müdahaleler yapmaya başladılar. Hedef, sadece İstanbul belediye başkanlığını usulsüzce ele almak değil, ortalığı en kısa zamanda karıştırmak. Seçim ya da İstanbul belediyesi, bu işin bahanesi…

Aslında hedefleri YSK, AA, içimizdeki İsrail’in basın ve medyası ve il/ilçe seçim kurulu hileleri ile AKPKK’nin İstanbul’u ve başka pek çok büyük ili birkaç puan farkla kazandığı şeklinde bir numara oynamaktı. Planları uygulamakta başarısız olunca ve CHPKK kazanmış çıkınca önce bir sarsıldılar, şimdi ise toparlanıp, yeniden gayrete gelip insanlık dışı planlarını kısmen değişmiş şekilde uyguluyorlar.

AKPKK hilelerle kazanmış gösterilip CHPKK’liler itiraz ve isyan edecekken, CHPKK hilelerle kazanmış gösterilip de AKPKK’liler itiraz ve isyan edecekler. Her halükarda planlanan kaos çıkartılacak. CHPKK’li üst seviye hainler bile “Sokaklara inecekler olacakmış, uyarıyoruz” diye baştan konuştular ki planları bildiklerinden ve içinde olduklarından bu şekilde konuştular. Planladıkları çatışma ortamı oluşunca, sanki kendileri bunu istemediği halde oluşmuş gibi görüneceklerdi. “48 saat hiç kimse yerini terk etmeyecek” açıklamasından tutun da meydanlarda toplanmış kalabalıklara “Hak, hukuk, adalet” sloganları attırmaya kadar her şey daha öncesinden iyice planlanmış/çalışılmış kısımlar.

Mehmet Fahri Sertkaya