Etiket arşivi: MİT

Devrilen devrilene

Tayyip devriliyor. Dikkat edin, üzerinize devrilmesin.

Akbank da yıkılıyor. Dikkat edin, üzerinize yıkılmasın. Çok ama çok kötü hallerdeler.

Hükumet, rejim, bakanlar, TBMM/vekiller, MİT’in yapısı, kanunlar, her şey değişecek hatta şu anlarda arka plandan değişmeye başladığı söylenebilir.

Yine de Türkiye’de yıllarca çok büyük krizler, acılar, sorunlar yaşanacak. Çünkü bütün bunların yapılmasında çok ama çok geç kalındı. Nasıl diyorlar, iş işten geçti..

Bankalarda tamamen kanun dışı şekilde işler çevriliyor. Olmayan mevduatlar, olmayan varlıklar, varmış gibi gösteriliyor. Hala bankalarda paranız, altınınız var zan ediyorsunuz ama çoktan eridi, yok edildi onlar… Kalan az bir nakit para ile, biraz da karşılıksız paralar ile, herkesin oyalıp işi çevirmeye çabalıyorlar.

Türkiye’de tedavüldeki paranın yüzde kaçının gerçek, yüzde kaçının hükumet tarafından karşılıksız basılmış para olduğu bile belli değil. Hala MİT, durmak bilmeden karşılıksız dolar, euro da basıyor.

“Keşke aylar hatta yıllar önce patlasaydı şu kriz, hiç bastırılmasaydı. Bu nedir ya” deyip her yerde göz yaşları dökeceksiniz. Lakin, geçti Bor’un pazarı, eşeklerinizi de istediğiniz yere sürün, umurumuzda bile değilsiniz.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Zamanı geldi

Sınırlarımızda içeri doğru atılan füzeleri/roketleri Tayyip’in ve çetesinin oralardaki teröristleri atıyorlar. Onları MİT, CIA, MI6, MOSSAD ortak şekilde organize ve sevk ediyorlar. Ankara hükumeti, daha önce de batıdan ve İsrail’den aldığı talimatlarla bu gibi adilikleri, ihanetleri yapmıştı. Şimdi yeniden yapıyor.

Hatta daha önce, sınır dışından atıldığı iddia edilen roketlerin menzilinin o kadar olmadığı ve bölgedeki askeri üssümüzden sivil vatandaşlarımızın üzerine atıldığı, roketlerin askeri üs yönünden geldiğini vatandaşlarımızın gördüğü, doğruladığı ispat edilmişti. Buna rağmen bile gereken soruşturmalar ve yargılamalar yapılmamıştı. Gizli Hristiyan ve batı casusu Hakan Fidan’ın gizlice yapılan ses kaydı gerçekti, montaj değildi. 17/25 Aralık sürecindeki bu gibi kayıtların gerçek oldukları türlü türlü ispat edildi. O hain Hakan Fidan “Geçiririm üç beş adamı sınırdan öteye, attırırım bu tarafa doğru birkaç roket. Bundan kolay ne var” mealinde gerçekten konuştu. O güne kadar ihanetleri bitmek bilmemişti, o günden beri de ihanetleri hız kesmedi, devam ediyor. Binbir türlü yalanları, iftiraları, mahkemelere müdahaleleri, cinayetleri, katliamları, teröristlerle ortaklıkları, kara paracılıkları, ihanetleri, peşkeşleri somut şekilde meydanda olan hain bir güruh, şimdi güya teröre karşı askeri operasyon yapacakmış.

TBMM bile hala tıka basa gizli Ermeni ve gizli Yahudi teröristlerle doluyken, onlara bile müdahale edilmemişken, Türkiye içindeki on binlerce terörist hala devlet kurumlarında sözde memurken, amirken… Güya terörü bitirmek için Suriye’ye askeri operasyon yapılacakmış. Suriye’yi teröristlerle dolduranlar zaten AKPKK, ABD, İsrail, İngiltere ve bilinen diğer müttefikleri… Şimdi sözde terör karşıtı operasyonu isteyenler de bunlar. Hala emirlerindeki teröristlere attırdıkları roketlerle topraklarımızı, insanlarımızı hedef almakta olanlar da bunlar. Çok sayıda terörist taraf/örgüt de bu danışıklı dövüşün içinde…

Ankara hükumetinin somut/görülür şekilde de devrilmesinin ve yardım/yataklık yapan kişilerle, kesimlerle birlikte yargılanmasının, TBMM’nin tamamen kapatılmasının, sözde vekillerin tamamının toplanıp alınmasının zamanı geldi. Hiç kimse uyumayacak. Bu çatışma yükselecek, üzerimize düşenleri yapacağız, bu paralel devleti çökerteceğiz.

Resmi kurum ve kuruluşların başına konulmuş hainlerin haince emirlerine itaat edilmeyecek. Genel kurmay kadrosunun emirlerine de itaat edilmeyecek. Aynı paralel devletin mensupları olan hakim ve savcıların emirlerine ve kararlarına da itaat edilmeyecek. Ordu hatta devlet otoritesi açıkça ikiye bölünecek olsa bile asla itaat edilmeyecek. Silahlı iç çatışmalardan kaçınılmayacak. Zaten bu duruşumuz dünya siyasetini/dengelerini açıkça ikiye bölecek. Hemen sonrasında zaten ne ABD, ne İngiltere, ne AB, ne İsrail kalacak… Sona geldik, Türk asrı değil, Türk çağı olacak. Numaradan Türklük değil, hakiki Türklük ve Müslümanlık olacak.

Bütün vatanseverlere ölmeyi değil, öldürmeyi emir ediyorum. Yapılacak daha çok hizmetlerimiz, mücadelelerimiz olacak. Dünyanın her yerine aydınlığı, kurtuluşu, adaleti, ahlakı, huzuru, insan haklarını götüreceğiz. Çok büyük hadiseler daha yeni başlıyor. Bizden kimse ölmeyecek, tuzağa çekilmeyecek, ihanetlere kurban olmayacak. Gerekli her durumda her vatansever tereddüt etmeden tetiğini çekecek, çektirecek. Önce kendi emniyetini ve emrindeki gerçek Türklerin, vatanına ihanet etmeyen askerlerin ve memurların emniyetini sağlayacak. Hain hangi makamda ve rütbede olursa olsun yok edilmekten çekinilmeyecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Tayyip’in ve çetesinin fişini çekecekler

Saha çok ama çok gergin. Son yaptıkları planları da tutmadı. Son kazdıkları kuyulara da kendileri düştüler. Türkiye’nin benim elimle karışmasını çok istediler, beklediler. Tayyip’i önüme attılar, harcamamı istediler.

Ne Suriye’ye operasyon yaptırabildiler, ne diğer kara para işlerini istedikleri hale getirebildiler. Ne beni etkisiz hale getirebildiler. Ne batı/NATO çetesine üst üste vurduğum darbeleri durdurabildiler v.s. Bu gidişatı tersine çevirmeyi geçtiler, durdurmaya dönük ümitleri bile eriyor. Yepyeni bir dünya düzeni kuruluyor ama onlar maddeten ve manen çok feci hallerdeler ve zaman aleyhlerine işliyor. Yine de bir şeyler yapmalılar ama yapabilecekleri şey, kuklaları olan iktidarı indirip de yerine sözde muhalefet yapan diğer kuklalarını getirmekti. Şimdi çaresizlikten o yolu seçtiler. Evet, AKPKK/MHPKK koalisyonu projelerinin üstünü tam olarak çizdiler. Bunun için alt yapı çalışmalarına başladılar ve her an Türkiye’de Tayyip’i/AKPKK’yi devirebilirler. Bir bakarsınız ki Pazartesi günü akşamı Türkiye’de AKPKK hükumeti yok. Çok geniş bir kadroyu toplayıp alacaklar. Yerlerine altılı çeteyi getirecekler. Beni de altılı çetenin önünde büyük bir mani olarak görüyorlar. Kaçtır açıkça hamleler yapacaklar, ben varım diye geri duruyorlar. Yanlış yorumluyorlar. Ben değil miydim “Şunları indirip diğer kuklalarınızı getirecekseniz getirin ama benim kırmızı çizgilerime, hassasiyetlerime dikkat edin” diye açıkça yazan…

Bu güne kadar Tayyip ve çetesi ile altılı çete her şeyi beraber yaptılar. Beraber ihanet ettiler, beraber çaldılar, beraber terörün önünü açtılar, beraber İngiltere’ye, ABD’ye, İsrail’e, Avrupa’ya çalıştılar… Vergilerimizi beraber çalarak bu ülkelere gönderdiler, askerlerimizi beraberce terör örgütlerinin önüne attılar, şehit ettirdiler. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Afrika’da BOP için gerekli olan şeyleri beraber yaptılar ve bunları yaparken bizim devlet gücümüzü BOP’un emrine verdiler. On milyondan fazla bedavacı onursuzu, harp kaçkınlarını beraberce ülkemize getirdiler, şimdi beraberce burada tutuyorlar. İnsan, organ, uyuşturucu başta olmak üzere her türlü kaçakçılığı beraber yaptılar ve hala beraber yapıyorlar. Terör alsın yürüsün, kara para işleri coşsun, Türkiye ve bölge bölüne bölüne, nüfus dengeleri değişe değişe BOP yani Büyük İsrail Devleti projesi gerçekleşsin diye beraberce yapmadıkları ya da denemedikleri hiçbir iş yok. Ordumuzu ve sistemimizi bile bu maksatla beraberce dağıttılar. MİT’in başına kara paracı Hakan Fidan’ı bunun için getirdiler ve en güçlü yapıştırıcı ile o koltuğa yapıştırdılar. Herifin MİT başkanı olduğu süreçte kaç acı terör hadisesi, kaç skandal peş peşe yaşandı, hiç rahatsız bile edilmedi. Birkaç danışıklı dövüşlü güya tepkinin ötesinde bir şey yaşandığı görülmedi. Hala Hakan Fidan’dan hiçbirinin rahatsızlığı yok, çünkü bağlantıları sağlam, kara parada herkese kazandırıyor. CHPKK’nin terörist yöneticilerine bile… Aile Bakanlığı üzerinden şiddetli yıkıcı faaliyetleri beraberce yaptılar. Beraberce ibneliği ve her türlü melaneti serbest bıraktılar. Ülkede kadınlarla erkekleri rakip hatta düşman yaptılar. Dernekler, vakıflar, sözde yardım kuruluşları üzerinden vurgunları da beraber yaptılar. Maddi ve manevi sahalarda her türlü yıkıcı faaliyeti, bu milletin devletinin gücüyle, kurumlarının gücüyle beraberce yaptılar. Milletin gücünü milletin aleyhine hep beraberce kullandılar, kullanıyorlar. Yani bizim için ha AKPKK ha CHPKK ha HDPKK… Bir farkları yok. O nedenle yıllardır “Hepsi aynı alfabenin harfleri” deyip duruyorum. 

Şimdi Tayyip indirilse de yerine altılı çete gelse, bence adalet yerini de bulur. Çünkü bu enkazın bizim üzerimize devrilmesi adalet değil. Kim yıkılmaya sebep olduysa, enkaz onun, onların üzerine devrilmelidir. Ülkenin hazinesinde para yok, memuruna maaş veremeyecek vaziyette, kara paralarla taklalar attırılıyordu artık o da yok. Araplardan para dilenmenin, milletler arası seviyede kara para transferlerinin de bir sonu var ve oraya gelindi. Millet aç, millet hasta, millet öfkeli v.s. 

Altılı çete iş başı yaptırılınca ben haftalar sayarım. Kaç hafta iktidarda kalabileceklerine, hangi sorunu çözebileceklerine bakarım. Altı haftadan fazla kalabilmişlerse de çok şaşarım. Çünkü ABD’nin bile altı haftası kaldığını zan etmiyorum. Bu gidişle her an ABD de açıkça, görülür şekilde havlu atacak ve çok da karışacak. Hatta bence Türkiye’den önce karışacak.

Evet, bence hiç mahzuru yok. Önce ABD mi yoksa Türkiye mi karışır, o da meselemiz değil. Biz bunca yıldır işlenen bunca vahim suçların hiçbirine ortak olmadık, destek olmadık, sessiz/tepkisiz kalmadık. Bunca yıl sonra aynı duruştayız, duruşumuzu hiç bozmadık. Biz hak etmediğimiz bir yıkılışı yaşamak ve hak etmediğimiz şekilde bir enkaz altında kalmak niyetinde değiliz. Bunları bunca senedir başında tutan halk kesimi de umurumuzda değil. 12 seneden fazladır o halk kesimini de ikaz ettik, onlara nasihat ettik. Yeter, halkın o kesimiyle, idarecilerin bu kesimleri hep beraber bu günleri hazırladılar. Dinimizi bile alet ede ede her türlü melunluğu yaptılar, yaptırdılar, desteklediler, alkışladılar, yediler, içtiler, kustular, pislediler. Şimdi kaoslarını yaşasınlar. Biz karışmayacağız. 

Tayyip ile çetesini darbe ile mi, siyasi oyunlarla mı, hukuk yoluyla mı devirdiklerine de takılmayacağız. Darbe ile bile devireceklerse, biz izin vermeden darbe yapamazlar ama vereceğiz. Biz izin verdiğimizde darbe yapsalar, bize yine sıkıntı olamazlar. İstanbul dağ gibi sağlam bir vaziyette duruyor. Yine Türkiye’ye, bölgeye ve dünyaya yön vermeye, dengeler kurmaya devam edecek. Bu kadim şehri deccalin teşkilatı da yok edemez. Oyalanıp dursunlar, acı akıbetlerini yaşasınlar, biz her safhasında en doğru, en dürüst, en cesur, en adaletli kararlarla, tavırlarla yolumuza devam edeceğiz. Zaman Ankebut Ağına bağlı bütün ülkeleri ve liderleri ve sistemleri mum misali eritiyor. Zaman bizim lehimize, onların aleyhlerine işliyor. Eriyorlar, bitiyorlar ve ne yapmayı denerlerse denesinler, köprüden önceki son çıkışı zaten kaçırdılar. 

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Sıkıp sıkıp atacaksın, başka yol bırakmıyorlar

Pat-la-dık… Bir nefes kadar mesafe kaldı, her gün her yerin barut kokmasına… Nerede hukuk devleti? Nerede yetkililer? Nerede milli güvenliğimiz?

Ayağa kalkıp da şu kadın gibilerden yüzlercesini bir çukura gömesimiz var. Biz, beş milyondan fazla şehidin kanıyla sulanmış olan ve binlerce yıldır yaşadığımız şu topraklarda, kendi vatanımızda, kendi devletimizde, her gün ve her saat ve her yerden şu türlü şeytanca saldırılara, ihanetlere maruz kalmak ve tahammül etmek zorunda mıyız? Bunlar gibileri araştırıp soruşturmak ve yargılamak, zararlarını bir an evvel durdurmak, vatandaşın işi mi, İslami teşkilatların, cemaatlerin vazifesi mi? Ya da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mı bakması bekleniyor bu işlere ve böyle aleni ihanet faaliyetleri icra eden kişilere? Biz bu kadar şehidi, Türk ve Müslüman rolü oynayan üç beş tane kripto kimlikli kişi her gün dinimize, imanımıza sövsün, saysın diye mi verdik? Sahi, bu milletin vergileri ile geçinen yüz binle Diyanet personelleri nerede, neden bu kadar aleni ihanetlere karşı sessiz ve tepkisizler? Şu kanala, şu suç örgütüne hiç mi denk gelmediler? Bir millet, üç şeyi yıkılarak yıkılır; din, dil, tarih… Bunlara saldıranın başı gövdesinden anında ayrılmalıdır. Aksi halde devlet yıkılır, ayakta tutulamaz. Millet köle olur, kimse kurtaramaz.

Mine Şule Enhoş isimli o kadın, bir yanı gizli Hristiyan, bir yanı gizli Yahudi bir hain. Kadın ileri seviyede pislik bir büyücü… Kadın satanist. Kendini daha çok Yahudi ve satanist olarak görüyor. Kadın sadece Müslümanların, sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın düşmanı. Ahlak, namus, izzet, şeref, haysiyet, karakter, vicdan, dürüstlük, adalet, iyilik, merhamet ve insanlık namına hiçbir şey yok. Dişi bir insan şeytanı… İblis’in peşinde koşuşan satanist muzır varlıklardan… Artık “insan” denilemeyecek olan esfel-i safilinden biri… Seyyar satıcılık yapmayı denese çoğunlukla zarar edecek kadar düşük zeka ve idrak seviyesine sahip olsa da niyetini, ahlakını, insanlığını bu derece bozmuş biri… İslam’a dair bir şey bildiği de yok. Onun bildiği şeytanlık, büyücülük, ayinler, ihanetler…

Konca Kuriş’ten birkaç tanesini bir cebinden çıkartacak kadar ileri seviyede karaktersiz, fitneci, cerbezeci, yalancı ve münafık bir kişi. Gerçekten ilim sahibi bir müslümanın karşısında beş dakika bile konuşamayacak bir kişi. Beş dakikada ağzının payı ilimle, ispatla da verilebilecek, kameralar önünde rezil edilebilecek ama yine de aynı ifsat edici hususları anlatacak, vazifesini yapacak bir baş belası… Aldanarak konuşmuyor, bu kadar fitne fesat, bu kadar uydurma, bu kadar tahrifat, aldanarak yapılacak iş değil. Kasten aldatıyor. Kaşı gözü de ayrı oynuyor. Kimseye güven veren bir görüntüsü yok.

Zaten acınası hallere getirilmiş olan bu milletin evladı iyice, iyice, iyice manevi, ruhi ve maddi tehlikelere düşsün, peşi sıra ülkede huzur, asayiş, sükunet, adalet, ahlak, namus, beden sıhhatine kadar her şey iyice, iyice, iyice bozulsun diye bunu yapıyor. Bütün satanistler gibi bir satanist zihniyetiyle davranıyor. Bu yaptıkları fikir, vicdan, yayın/ifade hürriyeti kapsamında davranışlar değil ve bu ülkenin adli makamlarının derhal konuya müdahil olması gerekiyor. Lakin masonluğun kontrolü altındaki adalet sistemimiz de bunlara kayıtsız kalıyor, hatta böyle pislik kişileri bir de koruyor, kolluyor. Yaptıkları alenen casusluk, alenen ihanet, alenen yıkıcı faaliyet, alenen örgütlü suç…

Bizim on yıldan fazladır yer bulamadığımız, çok takdir edilen yayınlar yapsak da yayınlarımızın yayılmasını sağlayamadığımız, gerçek sahibi CIA olan Youtube ve benzeri platformlar da bunları koruyor. Tahrif edici, yıkıcı, çökertici yayınlarını, iddialarını, uydurmalarını, yalanlarını en öne çekiyorlar da şu milletimize izletiyorlar. Bu gibi kanalların, sayfaların altında yorum yapanların da çoğu aynı suç örgütünün mensupları. Tamamına yakının isimleri ve soy isimleri bile kriptoloji ürünü… CIA’nın o malum sosyal mecralarında, gerçek Türklerin/Müslümanların ise bir tek hususta bile seslerini duyuramaması için sansür üstüne sansür uyguluyorlar.

Birileri son yıllarda ülkemizde paralel devlet arıyor. Asıl paralel devlet bunlar. Kökü dışarıda ve muzır bir teşkilat olanlar bunlar. Kurulu bütün düzeni bozmaya çalışanlar, milleti ve devleti yıkıcı faaliyetler yapanlar bunlar. Türkiye düşmanlarınca fonlananlar bunlar. Türkiye’ye ve Türk milletine ihanet edenler bunlar. Kanalda bu güne kadar bir tane gerçek Türkün, bir tane gerçek Müslümanın yer bulduğu görülmemiş. Onlarca kişi arasında, yüzlerce video arasında kriptolardan başka kimse yok. Hepsi de birbirini bilen, bile göre ihanet eden, çift kimlikli, omurgasız sürüngen ve alçak kişiler. Sürekli “ülkemiz, Türkiye, milletimiz, tarihimiz, biz müslümanlar, kitabımız, hadisler” diye diye Türkiye’ye ve Müslüman Türklere ihanet eden kişiler. Türkiye’den başka hiçbir devletin sisteminin bir saat bile müdahale etmeden durmayacağı kişiler. Dağ başı mı burası, çadır devleti mi yoksa hukukun üstün olduğu bir Türk devleti mi, belli değil artık. İyice haddi aştılar. İnsanların bir tahammül sınırı var.

Masonların, gizli Yahudilerin, gizli Hristiyanların, türlü Türk ve İslam düşmanlarının buluştuğu, desteklediği ve fonladığı… Akademi Dergisi’nin ve on yıldan fazladır “Ezber Bozan” diye diye yayınlar yapan ben mfs’nin isminin bile taklit edildiği… Daha en başından bile her şeyi art niyetle düşünülen ve kurulan… Anlattığımız doğru ve hayra götürücü, bütün insanlığın faydasına olan hususların sık sık kopyalandığı, kopyalanırken mümkün olduğu kadar tahrif edildiği… Bu faaliyetlerin Türk ve Türkiye ve İslam düşmanlığı kapsamında yapıldığı açıkça görülebilen bir kanal Ezber Bozan TV… Aklı başında ve biraz mürekkep yalamış bir devlet yetkilisinin, Ezber Bozan TV kanalında örgütlü şekilde Yahudilik, Masonluk, İsrail menfaatlerine olacak şekilde faaliyet gösterildiğini, bunun sinsice ve gizlice yapılmak istendiğini ama gizlenemez ruh hallerine sık sık bürünüldüğünü ve sık sık açık verdiklerini kısa sürede görür. Kısacık süre içinde bu ekibin ve bu kanalın ve bu kanalla bağlantılı diğer kanalların, dini ve milli değerlerimizi casusluk faaliyetleriyle çökertmek istediklerini görür.

Lakin bu örgüt, bu kadarla sınırlı faaliyetleri olan bir örgüt değil. Videolara çıkanlar arasında bile her türlü şeytani suçlara bulaşmış olanları var. Her türlü kara para işine bulaşmış olanları var. Uyuşturucadan, alkolden, cinsi sapıklıktan, tecavüzden, insan ve hayvan kesilen ayinlerden, kara paralarla haram yemekten yüzü gözü dağılmış, gözünün önünü göremez olanları, o derece şeytanlaşmış olanları var. Bunların ne derece şeytanlaşmış, milletimiz ve insanlık için ne kadar zararlı kişiler oldukları bir insana bir anda anlatılsa, duydukları karşısında psikolojisi bozulur. O yamyam denilenler var ya, onlar bile bunların yanında insan evladı sayılırlar. Avrupanın, Asyanın, Ortadoğunun tarihlerinde, asırlar öncesinden beri bilinen Yahudi pislikleri var ya, insanlık dışı o faaliyetlerin hepsi bunlarda da var. O anlatılanlar, tarihte kalmadılar. Bu ülkede sadece Münevver Karabulut cinayetinin üzerine tamamen ve gerçekten gidilse, kısa sürede yol bunlara da çıkar. Bunların da Adnan Oktarcılardan zerre farkları yok. O Adnan Oktar davası da gerçekten görülse, yol yine bunlara da çıkar.

Bunlar, her nerede insanlık, iyilik, merhamet, sevgi, saygı, adalet, huzur, sükunet, helal rızık, maneviyat görürlerse… Her nerede kurulu bir düzen görürlerse, onların hepsini yıkmayı kendilerine vazife bilirler. Hem de böyle insani ve ulvi değerlere hizmet ediyormuş gibi görüne görüne bu tahrifatı ve yıkıcılığı yaparlar. Bunların yirmi kuşak gerideki dedelerine dair bilgi bulabilseniz, aynını yaparak yaşadıklarını görürsünüz.

Daha geçen sesli yayınla bir dokundum, temas ettim. Gerginliğin yüksek olduğunu anlamalarını sağladım. Lakin şimdi damarıma basar gibi inadına çıkarttıkları kişiye, anlattıkları yalan dolan şeylere, yapılan yıkıcı faaliyete bir bakın. Son çare olarak, insanlık namına artık kalkıp sıkacağız her birine, gömeceğiz hepsinin leşini bir yere, sonra bunları insandan, vatandaştan sayan ve ancak o safhada devletimizin kurumlarını ve kanunlarını işletmeye kalkan, onu da mason birader, gizli yahudi ve satanist dayanışması ile yapmaya kalkan resmi yetkililere de sıkacağız. Buraya kadar geldi bu iş. Başka yolu yok. Kaçtır ikaz ediyorum, anlaşılan o ki bunun yaşanması bekleniyor.

Sınırlarımızdan açık kimliği ile saldıraya geçen düşmanlar/ordular, şu erkek ve dişi insan şeytanlarından binlerce kat daha az zarar verebilirler bu ülkeye ve bu millete… Kim oldukları bellidir, kastettikleri açıktır, harp edilir, zafer elde edilir ya da mağlup olunur. Geriye kalan az da olsa yine millet olarak kalır, dinini, tarihini, lisanını bilen bir topluluk olarak kalır. Sonra nasipse yine yükselir, yine büyür. Ya bunların yaptığı nedir? Bir milleti yaşarken öldürmek değilse nedir? Orduların, akıl almaz savaş araçlarının yapamadığını yapmak değil midir? Nerede o MİT, nerede o Hakan Fidan ve çetesi? Kim onu getirip o koltuğa yapıştırdı? Neden bu millet o Hakan Fidan’ı oradan söküp atamıyor? Kime, kimlere hizmet etmektedir? MİT’in ve Hakan Fidan çetesinin, şu gibi Türk ve İnsanlık düşmanı örgütleri, canavarları, kan içicileri, büyücüleri, satanistleri, teröristleri, muzır varlıkları kollamaktan, yönetmekten, yönlendirmekten ve beraberce insanlık dışı kara para işleri yapmaktan başka işleri, vazifeleri yok mudur? MİT bu maksatla mı kurulmuştur?

Ne CIA tanırım, ne Mossad tanırım, ne MİT tanırım, ne de bu insan şeytanlarını destekleyen, maşa olarak kullanan kara paracı hükumetleri, gizli servisleri, mason çetelerini tanırım. Benim adım Mfs…. Sözümü havada bırakmam. Benden son ikaz. Şimdi herkes hamlesini yapsın, herkesin kararını ve hamlesini bir görelim. Sadece Türkiye’nin karışacağını değil, bütün cihanın karışacağını ve yüz milyonla insan öleceğini bile bilsem, şu insan şeytanlarına icap edenleri yine de yaptırırım. Zaten bu gün yarın karışacak bu ülke de bu dünya da… Hem de mason savcıların, hakimlerin gözlerine soka soka söz konusu suç örgütünün bütün elamanlarına sıktırmazsam ben de mfs değilim. Gerekiyorsa o kripto ve mason savcılarla hakimlerin leşlerini de bunların leşlerinin yanına gömdüreceğim. Haydi, şimdi herkesi bir göreyim. Alabiliyorsa gelsin İsrail alsın, ABD alsın, İngiltere alsın ya da kim alabiliyorsa gelsin alsın şu insan şeytanlarını elimden de göreyim…

Gerçek savcılar, gerçek hakimler, emirlerindeki istihbarat ve kolluk gücünü de kullanarak, önce şunların üzerlerine bir gitsinler. Gizledikleri gerçek kimliklerine, mensup oldukları gayr-i İslami tarikatlara, fonlandıkları Türkiye düşmanı odaklara, talimatlar aldıkları kişilere, gizlice toplanıp ayinler yaptıkları yerlere kadar, canlıları katlederek büyüler yaptıkları yerlere kadar çıkartsınlar meydana. O işler de bize kalmasın. Şu Youtube’a ve benzerlerine de şu devletimizin gücü gösterilsin artık. Çok değil, üç gün hepsine erişim engellensin, nasıl yıkıcı faaliyetlere ve yayınlara izin verdikleri, nasıl insanlık ve Türk/İslam düşmanlığı yaptıkları, gerçek insanları ve en çok da Müslüman Türkleri nasıl sansürledikleri resmi açıklamalarla ve örnekleriyle gözler önüne serilsin bakalım, nasıl ayar alıyorlar. Türkiye, söz konusu sosyal mecraların bütün sorumlularının, milletler arası mahkemelerde, insanlığa karşı işlenmiş suçlara yardım ve yataklık suçlaması kapsamında yargılanmasını sağlasın. Şurası devletse artık devlet gibi işlesin, yoksa adalet dağıtmaya dönük talimatları ben vereceğim.

Mfs – Ezber Bozan – Akademi Dergisi

The bomb

Currently,


AKPKK, MHPKK, MIT, Masonic organization in Turkey…

In addition, Israel, the USA, the UK states, and most of all their secret services…

As individuals, Adnan Oktar, Oktar Babuna, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Abdülhamid Gül, Recep Tayyip and Meral Akşener…

You are looking at a bomb that will explode at the same time, one after another, thousands of masons and crypto-ID civil servants working in judicial and administrative institutions.

It is such a bomb that if it explodes, it will have an effect like a nuclear bomb. From the center point to the outermost ring, it will destroy whoever and everything. The people of the world will be stunned by what is revealed.

What kind of system actually works in Turkey and the world…
How Muslim Turks are wasted by the treacherous governments in Turkey, by our state institutions… What is the state of the courts, courthouses, prisons, and even hospitals… The real parallel state system within our state system… The human and organ smuggling of this real parallel state… Prostitution, drug trafficking, terrorism, arms smuggling, and all kinds of filth… It will be revealed to everyone.

Similar bombs will explode in dozens of countries, especially in the USA, Israel, England, Germany, France, and Italy, governments will be overthrown, freemasons will be exposed and huge fires will continue all over the world. The Ankebut Cult, which is already on the verge of collapsing, will completely ignite, and it will not have the strength to put out this fire.

And the pin of this bomb is in my hand right now. The conditions of the field will decide when exactly I will pull the pin of this bomb, which I am about to pull the pin off at any moment.

“I’m going down the field,” I said. I have delayed it many times. I said, “They don’t understand, the whole world will be confused,” but as I warned them, they didn’t understand, they didn’t listen, and this time, these conditions have come. It was entirely their choice.

I’m goind down the field. I am not responsible for anything that burns, collapses, gets bored, hangs, sinks, ends, collapses, dies, or anything. Let the world burn, if I hesitate for a second I am not Mfs.

Mehmet Fahri Patlayankaya | Akademi Dergisi

Let the final preparations be completed

Let the public and all parties inside and outside the country be prepared.

Anyone who has been wronged by the so-called FETO… Anyone who has been slandered and punished with false evidence, false witnesses, and punishments… I will evacuate them all, no matter whether they are of origin. I will ensure that they are tried again and with justice. And that will happen very, very soon.
I will bring back to their previous duties those who want to serve this state and nation sincerely, by obeying the law, and by not being involved in terrorism, crimes, or betrayals. I’ll give it one more chance. I will return their legitimately earned money to those whose immovable property has been taken away.

I will make after all of the transportable and real estate that were illegally confiscated from associations and foundations established for the purpose of serving our religion and our nation. I will only charge part of the justice system with this. They will work with law enforcement officers who have been given special and broad powers to their orders. They will overhaul everything again, they will scrutinize everything. They will trace and confiscate all of the foundation’s properties, money, and immovables that belonged to the public and were donated to be used for the public interest. Those who committed crimes in this process, whoever they are, will be tried and punished. The salvaged funds and real estate will be transferred to a real foundation that will be newly established and under state control. The foundation in question will publish all its activities, expenditures, and incomes on its website every 15 days in the clearest way possible. Anyone in the world will be able to see every move.

We have made sure that everyone has already heard and figured out that Fethullah Gülen is also a secret Armenian and MIT/CIA joint personnel. The top staff of the community established through Gülen is full of secret Armenians, secret Jews, secret Greeks, secret Yazidis, terrorists, swindlers, traitors, and murderers, and they are not touched. The top staff of AKPKK is also the same… They are no different from each other. AKPKK is an organized crime, terror, and treason organization that was expelled from FETÖ… I will release everyone who was oppressed, wronged, deceived, or used during their collusion and money fights, who was not involved in any legal crime during the whole process but was punished.

Neither Tayyip nor those holding his leash can prevent me from doing this. Neither the MIT(so-called national security organization of Turkey), the CIA, the British, nor the enemies of humanity and Islam in Israel can prevent it. I don’t care how much noise it will make, how messy it will be, or who will get hurt. In this country, there will be a state system like a state. There will be justice. Muslim or non-Muslim, Turkish or Kurdish or Armenian or Jewish… Turkish citizen or not… It doesn’t matter, there will be justice for everyone. Even traitors and enemies of humanity will be judged with justice. No one will be treated unfairly. Here, a distorted, broken state system that the Satanists and the Queen want, a state system based on exploitation, and Turkish/Islamic hostility will no longer prevail. Here there will no longer be a state system in which Masons are a state within a state. It will be made clear that the real parallel state is not Muslims who have been deceived, deceived, deceived, robbed, and exploited through various Islamic-appearing communities and sects, but rather Armenia within us, Israel within us, and the Masonic sect. In this part, injustice and cruelty will not be done to anyone. No one will be deprived of their right to a fair trial. It is already ready with the concrete evidence needed to ensure all this.

As always, I gave the clearest information from the beginning. After that, it’s up to everyone’s free will. I don’t force anyone. Everyone makes their own choices freely, but I pave the way for those who follow the path of good, I hang those who stubbornly follow the path of evil and betrayal.

Also, in a very short time, I will initiate a very big “revival movement” from the head to the toe, that is, the process of bringing every problematic part back to life and making it functional. I will choose to bring foreign nationals who want to serve our state and nation sincerely, who have the education and qualifications in the fields we need, to Turkey. I will not give citizenship. I will give a very long settlement permit. These people will be highly valued and treated very, very well. They will live in very good conditions. I will also ensure that those among them who have served for a long time with determination and sincerity and those we believe will be made citizens.

From now on, the justice of Yavuz, Fatih, and Kanuni will be applied in this country.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Fırtına öncesi sessizlik | Süleymanlılara operasyon

E.. (Akademi Dergisi takipçisi):

Hocam hayırlı günler.Dün sizle konuştuktan sonra rüyamda kursun önünde şiddetli rüzgar olduğunu,esen rüzgar ile çer çöp ne varsa kursun giriş kısmına dolduğunu gördüm. O esnada bir talebemde girişte set üstü bir ocağın iki tuşuna basıp gazı havaya veriyordu.Ona mani oldum.Esen rüzgar ile gazın karışmasıyla insanlara zarar gelmesin diye.

Mehmet Fahri Serkaya:

Hayırlı günler. Büyük hadiseler yaşanacak. Cemaat birbirine girecek. Çoğunluk samimi değil zaten… Samimi olmayan herkes, kendini kurtarmak için diğerini yakmaya başlayacak. Tartışmalar, kavgalar, iftiralar, karalamalar, dilekçe ve istifa tartışmaları, suçlamalar, suç duyuruları çok yayılacak. Galiba hükumete, hükumetin çalıştığı yabancı ülkelerin gizli servislerine bile bırakmayıp bu samimiyetsizler birbirleri hakkında suç duyuruları yağdıracaklar. Yaşayalım görelim bakalım, nasıl olacak. Rüzgar görmek iyidir ama şiddetli rüzgar görmek her zaman iyiye yorulmaz. Şiddetli rüzgar, büyük hadiseler demektir. Tehlikeler demektir. Sıkıntılar demektir. Nizamın/düzenin bir anda alt üst olması demektir. Dengelerin aniden değişmesi demektir. Böyle bir rüya görüldüğünde kötü günlere hazırlıklı olunmalı.

Rüyada ocak görmek de aslında iyidir. Lakin senin rüyandaki ocak ve gaz, cemaat içindeki milyonlarca münafık, yiyici, menfaatçi kadın ve erkeklerin halini temsil ediyor. Gaz, onların bu güne kadar elde ettikleri maddi ya da manevi dünyalık menfaatler. Mal, mülk, para, makam, itibar, şöhret v.b.

İşte o gaz yani bu sefil kişilerin menfaatleri aniden kesilecek. Devamı gelmeyeceği gibi, şu ana kadar elde ettiklerine de el konulacak. Tıpkı FETÖ operasyonlarında olduğu gibi…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İt ürüyecek, kervan her zaman yürüyecek (Rüya tabiri)

Dünya siyasetinde yaşanacak büyük hadiseleri haber veren bir rüyanın uzun tabiri

V… (Akademi Dergisi takipçisi):

Acayip bir rüya gördüm.
İstanbul’da talebelik ve sonrasında bir yıl hoca olarak hizmet yaptığım vefa kursuna vardım. Beni oraya çağırmışlar. Kursa girdim sanki bir gün kaldım. Normalde kursun altı, paralı otoparktır. Benim oradaki görevliyle görüşmemi söylediler. Vardım otoparkın önünde, yolumuza bağlı değil gibi görünen, bir otopark görevlisi var. Selam verdim. Kendimi tanıttım. Geleceğimden haberi varmış. Tamam dedi. Burada çalışacak olanlar için yarın seçim yapılacak. Ben senin için oy kullanırım, senin buraya alınmanı sağlarım burada çalışırsın, yurttan ev kiranı, bazı masraflarını filan ödüyorlar. Hem çıkarmak da artık yokmuş dedi. Ben de tereddüt ediyorum. MFS’nin tarafında olduğum için burada huzur vermezler, ama çalışmaya da ihtiyacım var, diye düşünüyorum.

Sonra kursun idarecisi Hüseyin Bakır, geldi. Herkes ona hürmet ediyor. Ben de ayağa kalktım, bakalım benim yanıma gelecek mi diye bekliyorum. Ona bakıyorum, benimle göz göze gelmiyor. Herkesle konuştu ama bana bakmadan gitti. Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.

Daha sonra, bir anda kursun bitişiğindeki binada oluyorum. Gülderen orada oturuyor. Baya eskimiş, içinde ahşap yapıları olan bir ev. Mutfakla beraber 3 oda var. Birileri vardı. Onları uğurladı, onlar gidince Gülderen ile karşı karşıya geldik. Eline ucu yassı, kalın tokmak benzeri bir ağaç aldı. Aklı sıra beni korkutup kovacak. Ben de elinden aldım, şimdi ben sana vurayım mı, dedim. Hemen pencereden kafasını çıkartıp, imdat diye, deli gibi bağırmaya başladı. Delirmiş halde idi. Siması tam kafayı yemiş kadınlara benziyordu. Normalde hiç görmedim, ama orada çok çirkin bir siması vardı. Sonra vurmadım ama, orası Ahmet Bey Ağabeyimiz’e ait oluyor. Oraya sahip çıkmaya çalışıyorum. Bana bazı emanetleri bıraktığını hissediyor ve anlıyorum. Gülderene bağırıyorum. Ahmet Bey Ağabeyimizin bıraktığı daha fazla emanet var demek ki, senin bu kadar çırpınmandan belli oluyor, mealinde sözler söylüyorum. Bir anda gözümün önüne, içkiyi içip içip, ateş yanmış ve sönmüş yerlerin kenarında ölmüş bazı kişilerin görüntüsü geldi. Genel olarak, münafık hoca tipli kişilerdi…

Mehmet Fahri Sertkaya:

Rüyada beni temsilen kendini görmüşsün. Günümüzdeki rüya tabircilerinin çoğunun bilemediği ve anlayamadığı hususlardan biri de budur. Rüyalarda çok sık olarak bazı insanlar, başka insanların yerlerine kendilerini görürler. Tabirciler bunu bilemezlerse, göz önünde bulunduramazlarsa, bir gömleğin düğmelerinin atlanarak iliklenmesi, kaydırma yapılması misali, peşi sıra bütün tabirleri hatalı yaparlar. Madde madde tabiri doğru bilseler de yerli yerine oturtamazlar.

Bunun misali, kişiler gibi mekanlar da temsili olarak görülür sık sık… Vefa kursu da cemaatimizin merkezini temsilen görülmüş bu rüyada…

Merkezde devir teslim olacak ve buna aracılık yapacak kişi cemaatimizin mensubu bile olmayacak. Anlaşılıyor ki siyasi/idari yetkili bir kişi ya da resmi vazifesi/kimliği olmasa da çok etkili kişilerden biri olacak.

“Rüyada otopark görmek, hayırlara alamet eder ve rüya sahibinin yüzünü güldürecek, keyfini ve moralini yerine getirecek bazı gelişmelerin yaşanacağına rivayet edilir.” denilmiş tabirlerde…

“Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.”

Bu kısımdan anlaşılıyor ki önce bir restleşme, karşılıklı mücadele süreci olacak, hatta bu çoktan başladı ve en kesin olarak yaptıkları şey “Sosyal medya yasak” deyip durmaları oldu. Tam Telegram Türkiye’de herkes tarafından duyulacak ve kullanılacak oldu ki bunun haberini istihbarattan önceden aldılar ve kısa süre öncesinde kardeşlerimize Telegram’ı yasakladılar. Neden? Çünkü Telegram’da Türkiye’den neredeyse kimse yokken, Akademi Dergisi vardı. Telegram’da yıllar öncesinden yayına başlamıştı. Rüyandan anlaşılıyor ki artık bu faydasız baskılardan, yasaklardan da geri duracaklar ve münafıklar tarafı pes edecek. İnatlaşmanın faydası olmadığını kabul edecek. Galiba o etkili ya da yetkili kişi de bu yönde karar çıkmasını sağlayacak. Dünyadaki pek çok farklı kesimden insanla ortak noktalarda buluşabildiğim biliniyor. Onun vesilesiyle de cemaatteki hainleri tesirsiz hale getireceğim ki cemaatteki münafıklar, masonlar, kriptolar, hep cemaat dışından hatta aslında yurt dışından yönetiliyorlar.

Süleymanlılar cemaatinin mason ve kara paracı lideri Alihan Kuriş

Kursun bitişiğindeki bina, merkezin yani cemaatimizin arka plandan yönetildiği yer demek. Bunun farklı tabirleri olabilir ama hepsi aynı kapıya çıkıyor. Arka plandan gerçekten cemaatimizi Gülderen yönetiyor, bunu daha önce defalarca yazdım. Lakin daha arka plandan Gülderen Kuriş’i ise kara paracı mason tarikatının üstadları yönetiyor. Onların arka planında MİT ve CIA yönetiyor. Aslında masonların MİT ve CIA’yı yönettiğini de söyleyebiliriz. Daha arka planında ise uzaylı taraflar yönetiyor. Alihan da Gülderen de çoktan biyonik robot yapıldılar. Hatta yakın çevrelerindeki bazı kişiler de çoktan biyonik robot yapıldılar. Alihan’ın 50 yaş üstündeki bütün idarecileri, mesulleri, Hisar Hastahanesine tıbbi kontrole göndermesi, bu konunun üstüne çok düşmesi bile bir oyun. İdari kadronun bu sırada bütün her şeyleri alındı. Vücut ölçüleri, görüntüleri, ses frekansları, genetik kodları hatta hafızalarına kadar her şeyleri alındı. Hemen peşi sıra biyonik robot yapılan kişiler de oldu.

Bu işler böyle dönmese, Alihan’ın, Gülderen’in, beraberce kara para, fuhuş, kumar, insan kaçakçılığı ve türlü suçlar işledikleri o sözde cemaat idarecilerinin gerçekleri sahada duruyor olsa, bunlar topluca çoktan pes ederlerdi. Şu kadar direnemezlerdi. Çünkü binbir türlü suçlarının, rezilliklerinin somut delilleri sadece bende değil, çok farklı farklı taraflarda da var. Ayrıca oyunu yeterince sert oynadığım, çok ama çok köşeye sıkıştıkları, uzun süredir ağır yük altında oldukları da gözler önünde. Bu şartlarda ya kaçarlardı, ya intihar ederlerdi, ya pes ederlerdi ya da içinde bulundukları masonik kara para ağı tedbiren onları da imha ederdi. Böyle olmasın diye yerlerine biyonik robotlarla geçildi. Rüyanın burasındaki bitişik binaya İngiliz Kraliyet ailesi de diyebiliriz. Senelerdir dünyanın dört bir yanında çok sayıda kara para çarklarını, ihanet teşekküllerini, kötülük merkezlerini çökerttim, hükumetler dahi çökerttim, liderleri siyaset sahnesinden düşürdüm, savaşları durdurdum ya da çıkarttım ama hala direnebilen kısımlar da var. İşte direnenler hep bu şartlara getirildiler, uzaylı tarafların müdahaleleriyle zorlaya zorlaya ayakta tutuldular. Benim iki ayağımdan biri teşkilatım ise diğeri cemaatimdir. Bunu da bildiklerinden ötürü cemaatimin üzerine çok oyunlar oynadılar ve cemaatimin sorunlarını çözmeme, münafıkların eline geçmiş idaresini elime almama mani oldular. Lakin, rüyandan da anlaşılıyor ki, bundan sonra direnmek isteseler de kısa süre sonra bir an gelecek ve tepeden aşağı yıkılacaklar. Sadece cemaatimdeki hain tepe kadro değil, Kraliyet ailesine kadar bu işin içinde olan herkes tepeden aşağı devrilecek. Ben, çoktan yazdım ve “Cemaatimi temizleyeceğim. İçindeki adamlarınızı sakince çekin. Her meselede olduğu gibi, bu meselede de baştan açıkça yazıyor ve ikaz ediyorum. Devamında mühlet vereceğim ve sonra çekmemişseniz gerekli müdahaleleri yapacağım” demiştim. Bunu çok iyi biliyorlar. Çekmek yerine, daha çok adam sızdırdılar. Benimle iyi geçinmek yerine, bu hususta da hep damarıma damarıma bastılar. Çünkü beni bitirmenin en tesirli yollardan biri olarak cemaati bitirmeyi ya da tesirsiz/güçsüz hale getirmeyi tercih ettiler. Yanlış yaptılar ve şimdilerde hatalarının bedellerini çok ağır ödeyecekler.

Gülderen hem kendisi gibi tabir edilebilir hem de kraliçeyi temsil ettiği söylenebilir. Zaten ikisine de işaret var denilebilir, ikisi aynı sistem.

Epeyi eskimiş olması da asırlardır dünya genelindeki bu zalim, bu şeytani, bu kanlı çarkın, dönen her türlü pislik işlerin merkezinde Kraliyet ailesinin de bulunması. Bir de sonlarının geldiğine işaret. Rüyada mutfak görmek ise zahmet ve külfete delalet eder ama sonu çok büyük kazanmak demektir. Muzaffer olmak demektir. Sevinçten yüzünün uzun süre gülmesi demektir.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov

Son bir iki aydır ben de dahil olmak üzere çok sayıda kişi, bu rüyanı tasdik eden rüyalar gördük. Hepsinin tabiri genel hatlarıyla aynı… Kraliçenin hatta dünyadaki en büyük şer merkezlerinden biri olan o kraliyet ailesinin de artık sonu gelmiş. Sonları çok yakın. Karşı karşıya geleceğim, çatışmalar olacak ve yine ben muzaffer olacağım. Dinsizlik, zulüm, vahşet, gözyaşı ile dolu olan şu dünyayı iman, adalet, mutluluk ile dolduracaksam eğer o kraliyet ailesini de tarihin çöplüğüne gömmek şarttır. Onlar varken bunu yapmak mümkün değildir. Bu rüyan aslında kısa sürede ne kadar büyük yol aldığımı ve yakında karşımdaki şeytani sistemin, Ankebut Ağının en merkez üslerini de yıkacağımı haber veriyor. Hatta bu kısımda tabir dışına çıkarak şu bilgiyi de vereyim. Cemaatimizin içinde benim aleyhime oyun kuran kişilerin en şerlilerinden ve önde gelenlerinden biri de aslen bir Ermeni/Hristiyan olan ve sonradan biyonik robot yapılmış olan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur. En kısa süre içinde kafasını keseceklerimden biri de odur. Kısa süre önce de onu peş peşe ikaz eden kısa yazılar yazdım ama akıllanmadı. Bu da onun tercihi… Ona bu işlerde destek olan herkesin de ipini çekeceğim. Bunu da şimdiden tarihe bir not düşmüş oldum. Çünkü bu tabiri herkese açık şekilde mfs.tv sitesinde paylaşacağım.

Rüyanın ilgili kısmında, Gülderen’in az öncesinde uğurladığı kişiler var ve onlar, bu kraliyet ailesinin artık sona geldiğini, benim “Yapacağım” dediğim her şeyi yaptığımı çoktan anlamış ve kabul etmiş kişiler. Rüyadan anlıyorum ki bu tabiri okuyacaklar ve daha fazla inatlaşmayacaklar. Kraliyet ailesinden ve kraliçeden kopup uzaklaşacaklar. Böylece zararlarını asgari seviyeye indirerek varlıkta kalacaklar. Bazı taraflar akıllı olacaklar ve karşımda boşuna direnmeyecekler.

Aslında bu kısma kısacık eklemek geldi içimden. Bu rüyanı tasdik eden rüyalarımdan birinde ben “Ya Hay, ya Kayyum” diye zikrede ede elimde çok uzun ve sağlam bir tahta (Beşe on kereste denilenlere benzeyen uzun bir tahta) sallıyordum. Rüya bu ya, zombi denilen, ölü olduğu halde şuursuzca hareket eden iki güçlü, etkili, yetkili kadın varmış. Onlar asfalt yolda ve açık/güzel havada, önlerinde bir mani de olmadan ilerlerken, ben yolun yan tarafında beklemeye ve bir yandan da o uzun tahtayı yola doğru sallamaya başladım. Upuzun bir kılıcı sürekli savurur gibi yolun üzerinde çeviriyordum. Yolun yaklaşık yarısını bu şekilde kapatabilmiş oldum ama elimdeki tahta diğer yarısına uzanmıyordu. Bunu anlayınca hemen bana mani olmak için karşıma çok büyük bir örümcek şeklinde yapılmış robot çıktı. İki zombi kadını önden koruyacak ve beni yıkacaktı. Saniyeler içinde onu imha ettim. Ardından “Ya Hay, ya Kayyum” diye diye tahtayı sallayarak, hala şuursuzca o yolu geçmek için yürüyen o kadınlardan birini imha ettim, oyundan düşürdüm. İkincisine tahtam ulaşmadı ve o elimden kaçtı ama dünya liderlerinden biri yolun ilerisindeydi ve peşimden hamle yaparak onu da o lider oyundan düşürdü. Detaylarını anlatmadım, şimdilik anlatmayı da düşünmüyorum. Lakin robot örümcek demek, çoktan uzaylıların kontrolüne girmiş olan Ankebut Ağı demek. Ona iyice darbeler vurup karşımda hiç seviyesine düşüreceğim ve sonra zombi kadınlardan birini, yani Kraliçe Elizabeth’i imha edeceğim, oyundan düşüreceğim.

Senin rüyandaki mücadele kısmı zaten açık, tabire gerek yok. Ben kazanıyorum ve güçsüz kalınca karalama yolunu seçiyorlar. Öyle ki kural, sınır, değer tanımadan bunu yapıyorlar. Burada da hem Gülderen’in hem de arkasındaki asıl kişi olan Kraliçe’nin böyle yapacağını anlayabiliriz. Burada tabirin dışına çıkıp, akıl, mantıkla yorum yapıyorum ki kraliçe beni karalarsa, peşinden pek çok etkili ve yetkili kişi ona uymak ve iftiralarına, karalamalarına destek olmak zorunda kalır. Bu nedenle de ortalık fena karışır, çok büyük hadiseler olur. Bu nedenle de bana külfet, zahmet, mücadele var ama sonu benim için hayırlı…

Ta hazret-i üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan (ks.) dan bana bırakılmış emanetler de var, bunlar bana çoktan malum, maneviyatı kuvvetli kardeşlerimize de çoktan malum ama rüyanın bu kısmında asıl konu olan şey/emanet ise riyaset/liderlik. Alihan ve Gülderen baştan beri bunu biliyorlardı ama gereğini yapmadılar, yapmıyorlar. Aslında ise arka plandan kraliçe dünyanın her yerinde fitne kazanları kaynattığı gibi cemaatimizle de uğraşıyor ve içindeki mason kişiler vesilesiyle cemaatimize de müdahaleler yapıyor. Hizmeti, yolumu, yolumuzu kesmek, bitirmek istiyor.

Bu işin sonu da belli, ne yaparlarsa yapsınlar, emanet sahibine veriliyor ve sonrasında ben tarihe geçen o haklı, meşru, çok sert ve çok büyük temizliği yapıyorum. Zan ediyorum ki Emir Timur gibi, Haccac-ı Alim gibi, İslamcı/münafık taifesi beni da ardımdan her devirde “zalim” diye anacak. İt ürüyecek, kervan/yolumuz her zaman yürüyecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sadece dünyanın siyasi dengeleri değil, cemaatimizin içi de karışacak

Bir yandan cemaatimin içinde de hatları geriyorum. Çok gözler önünde olmayan büyük bir gerilme var. Cemaatimiz içindeki hainleri, münafıkları, masonları, gizli yahudileri, gizli ermenileri, gizli servislere bağlı kişileri, kara paracıları, yiyicileri köşelere sıkıştırıyorum. Çok gerildiler, çok daraldılar. Bir çıkış yolu arıyorlar.

Bunların mason tarikatı üzerinden Türkiye’de AKPKK ve MİT ile olduğu gibi, dünyanın başka başka ülkelerindeki hükumetlerle de bağlantıları var. Öyle zan ediyorum ki son bir çıkış hamlesi olarak bir çılgınlık deneyecekler. Onlar da “Bize yar olmayacak bu cemaat, kimseye yar olmasın. Mfs’nin kontrolüne ise hiç geçmesin. O zaman başımız daha büyük belada demektir” diyecekler ve son çare olarak cemaati kasten çökertmeye oynayacaklardır. Bunu zaten bir süredir değerlendiriyorlar ve aralarında konuşuyorlar.

Benden ikaz etmesi… Bunca ihanet, bunca nifak, bunca ahlaksızlık, bunca dolandırıcılık, bunca cinsi sapıklık, bunca yalanlar açıkça gözler önündeyken, ben de bunca zamandır ikazlar ediyor ve durmam gerektiği gibi durup mücadele ediyorken, hala bu yaşananları görüp de müslüman gibi, süleymanlı gibi, ehl-i tarik gibi durmayanlar ve mücadele etmeyenler, çok ama çok fena şeyler yaşayacaklar.

Allah’a yemin ederim ki ehl-i küfrün, onları ezip geçmesine hiçbir karşılık vermeyeceğim. Çünkü hak ediyorlar. Bana, teşkilatıma, cemaatim içinde samimi gördüğüm ve değer verdiğim kişilere zarar vermeye kalktıklarında karşılarında beni bulacaklar ve gerekli karşılıkları da vereceğim ama söz konusu gafillerin, korkakların ve menfaatçilerin ezilip geçilmesine mani olmayacağım. Bütün dünya bu duruşumu görecek. Ehl-i küfür kazanacak olsa bile Allah’ın adaleti tecelli edecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Benden söylemesi…

Dünkü yazımda adalar merkezli büyük saldırılar yapılabileceğini yazdım. Gaz saldırısı, şiddetli patlama, yangınlar ve ayrıca virüs saldırısı yapılabileceğini ifade ettim. “Yüz binlerce insan ölebilir ya da öncesinde tahliye edilebilir” dedim.

Bu hususları biraz daha açıkça anlatmam gerekiyor ki üzerimde vebal kalmasın. Ben söyleyeyim, isteyen dikkate alsın, isteyen almasın. Sadece adaların altını değil, geniş bir çevreyi aylardır gazlarla dolduruyorlar. Daha önce de yazmıştım, aylardır yerin altındaki gaz ve manyetik alan dengelerini de suni şekilde değiştirmek için mücadele veriyorlar. Bu nedenle de Türkiye’de ve Yunanistan’da yer altından sesler geliyor. Çok yüksek sayıda insan tarafından duyuluyor ve huzursuzluğa sebep oluyor. Bu nedenle de tepemizde çok yoğun UFO uçuşları yapılıyor ve saldırı yaptığımız bazıları yanarak düşüyor. Bu nedenle de kuşlar ya da balıklar görünür bir sebep olmadan ölüyorlar. En son Yunanistan’da Selanik’te bu sesler duyuldu ve yine Yunanistan’da kürek balıklarının ölerek sahile vurdukları görüldü.

Kürek balıkları, insanlar tarafından pek görülemeyen derin su balıkları… Bunlar, deprem öncesinde hep ölüp karaya vururlar. Binlerce senedir insanlar arasında bu bilgi, bu inanç vardır. Böyle derin su balıkları depremler öncesinde ölürler, çünkü depremler suni olsun ya da tabii olsun, öncesinde dipten deniz suyuna gaz salınması da yaşanır. Bundan üç beş asır öncesinde bile Osmanlı, depremlere mani olabilmek için gaz çıkacak kuyular açtırmıştır ve bu bilgiye çok sayıda muteber kaynakta rastlanır. Biz insanların fark edemediği ama hayvanların duyduğu, anladığı, etkilendiği deprem öncesi dengeler var. Sesler var, manyetik alan değişmeleri var, gaz dengelerinde değişiklikler var. Artık bunların bir kısmını elektronik cihazlarla da öncede ölçüp görebiliyoruz. Her devlet sistemine, her topluluğa sızarak, kurulu her düzeni bozmayı vazife edinmiş o malum güruh, o Ankebut Ağı nedeniyle, bu hareketlilikler yeterince ölçülmüyor, ölçülmüş kısımlardan elde edilen verilerle gerekli tedbirler de alınmıyor.

Yıllardır ikazlar yapıyorum, tedbirler alınmasını istiyorum, zorlaya zorlaya bazı tedbirler alınmasını ve hazırlıklar yapılmasını da sağladım ama bunlar da yapılması gerekenlerin yanında hiç kalıyorlar. Herkes bildi anladı ki sanki tabii afetlermiş gibi gösterilerek suni afetlerin peş peşe yaşanması planlanıyor. Bu planın mühim bir yerinde adalar da var. Adalarda çok çok büyük, film sahnelerini aratmayacak büyüklükte patlama planı vardı. Bunun için çok hazırlıklar yapılmıştı. Bu saatten sonra bu planı iptal etseler bile patlamaya mani olabilirler mi ya da şiddetli bir depremle adaların çökmesine ve su altında kalmasına mani olunabilir mi, bunlar da ayrı tartışma konuları… Dün yazdığım gibi, sadece adalar değil, İstanbul’un Anadolu yakası tamamıyla risk altında…

Lakin çok daha fazlası da var. İşte o kısmı da yazayım, benden çıksın. Planlarda, çok daha acımasızca kısımlar var. Söz konusu büyük patlama yaşanınca, muhtemel ki aynı anlarda bir de deprem yaşanınca, basında, medyada, sosyal medyada ve devlet kurumları içinde faaliyette olan gizli yahudiler, gizli ermeniler, masonlar, satanistler ve biyonik robotlar üzerinden bir algı yönetmesi yapacaklar. “Bu kadar büyük patlamanın ve yangınların ardından bölgeye zehirli, asitli yağmurlar yağması, yüksek sayıda insanın bu sebeple de ölmesi kaçınılmazdı” diyecekler. İşte o kısımda, o yağmur ya da kar yağışlarının arasına asitler ya da virüsler ekleyebilecek teknik imkanlara da sahipler. Bu imkanlara binlerce senedir sahipler ve dünya tarihinde bunu pek çok farklı çağda, farklı milletlere karşı yaptılar. Hep tabii afetlermiş gibi gösterdiler.

Yağışlarla birlikte gökten yere inecek asitler ve virüsler, insanların bedenlerine temas ettikten birkaç saat sonra ciltlerinde büyük tahribata sebep olacaklar. Yanmış, kararmış ya da morarmış, su toplamış, çürüme başlamış ciltler görünecek. Tahribat sadece cilt ile sınırlı kalmayacak, virüs kısa sürede iç organlara da yayılacak. Bünyesi en kuvvetli, en dayanıklı insan bile birkaç günde ve çok çok feci acılar çeke çeke ölecek. Sadece insanlar değil, hayvanlar ve bitkiler de büyük darbeler alacaklar. Biyonik robot Bill Gates’in büyük baş hayvanlara ne kadar düşman olduğu ve onların dünya genelinde yol edilmeleri için ne kadar şeytanlıklar denediği, gözler önünde… Hedefleri binlerce senedir hep aynı ama hedefe ulaşırken kullanacakları ihtimaller/teknikler/sistemler farklılık gösterebiliyor. Böyle bir saldırı sadece Türkiye için de planlanmadı. Başka milletler de hedefteler. Bu planlar, öyle büyük planlar ki bu çerçevede dünyanın farklı farklı yerlerindeki sönmüş yanardağlar faal hale getiriliyorlar. Bunlar da tamamen suni müdahalelerle yapılıyor.

Böyle bir gaz saldırısı, ayrıca patlama, eş zamanlı deprem, uzun süreli yanma ve sonrasında asitli/virüslü yağışlar yaşandıkça, bu kadar geniş çaplı saldırılar peş peşe yapıldıkça… Türkiye’de devletin, başka şehirlerdeki kuvvetleri/imkanları üzerinden ya da başka devletlerden destek alarak o felaket bölgesine yardımcı olabilme ihtimali de sıfıra yakın. Çok büyük ihtimalle, çok özel kıyafetli ve teçhizatlı ekipler, her şey yaşanıp geçtikten sonra, ölmüş insanların ve hayvanların, kararmış ve morarmış ve kısa sürede çürümeye başlamış cesetleri üzerine, kireç başta olmak üzere muhtelif kimyevi maddeler dökeceklerdir, sıkacaklardır. Hatta belki de havadan uçaklarla bu işi yapacaklardır.

Uzun tekrarlara gerek yok ama kısaca hatırlatmak lazım, bu kadar insanlık dışı ve vahşice planların içinde o Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz da var. Başka hükumet üyeleri de var. MİT de var. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da var, Genelkurmay başkanı da var. Kuvvet komutanları da var. Ele geçirilmiş başka devlet kurumlarımız da var.

Az daha unutuyordum. Türkiye genelinde çekirge, arı ve türlü haşeratla yapacakları saldırılar da var. Ziraatı iyice bitirecekler, toprağı iyice kuraklaştıracaklar. Belki denizin dibinden yeniden gazlar salarak kısa sürede yoğun müsilajı da yeniden yaparlar. Zaten hava şartlarını, sıcaklıklarını ve yağışları oynamaya devam edecekler. Bunları da tekrar edecek değilim.

Vaziyet böyle… Şimdi isteyen istediğini yapsın. Bu tehlikelerden samimiyetle kurtulmak isteyenler varsa, hiç zaman kaybetmeden her türlü kötü işleri ve kötü ahlakı terk etsin. İtikatında yanlışlar varsa düzeltsin. Ehl-i sünnet itikadından zerre kadar sapmasın. Kötü arkadaşları ve çevreyi terk etsin. Helal kazansın, helal yesin, insanlara ve hayvanlara iyilik yapsın, bol bol sadakalar versin, Manevi dünyasını düzeltsin, ibadetlerine dikkat etsin. İyiliği nasihat etsin, kötülükle mücadele etsin. Dilsiz şeytanlardan olmayı terk etsin. “Bana dokunmaya yılan bin yıl yaşasın” ayarını terk etsin. Zalim idarecilere sessiz ve tepkisiz kalmaktan vazgeçsin. Bol bol istiğfar çeksin ve ayrıca fiziki tedbirleri almayı da asla ihmal etmesin. Gaz maskesi, yangın söndürme tüpü bulundursun. Öyle dehşetli anlarda nasıl davranması gerektiğine dair de videolar izlesin, yazılar okusun.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Bu millet gerçekleri öğrenecek ama epeyi gürültülü mü olacak

Türkiye gerçekten hür bir devlet olacak ama öncesinde çatışma sahneleri mi yaşanacak?

MİT’in gizli Ermenilere ve gizli Yahudilere çektirdiği Kurtlar Vadisi dizisindeki karakterlerden biri olan Ali Candan ölmüş gibi gösterildi, estetik ameliyat yapıldı ve yoluna Polat Alemdar kimliği ile devam etti.

Gerçek hayattaki Abdullah Çatlı’nın dizide Polat Alemdar olarak canlandırıldığını insanların çoğu biliyor. Öyle ise akıllara gelen soru çok net:

  • Gerçek hayatta da Abdullah Çatlı ölmedi ama öldü gibi mi gösterildi? Çatlı, Susurluk kazası sonrası yaşıyor muydu, hala yaşıyor mu? Yaşıyorsa bunca sene yine MİT adına kara para işleri mi yaptı?

Ayrıca bir soru daha var;

  • Türkiye’deki bütün taraflar temiz eller operasyonuna mı hazırlanmalı?

Abdullah Çatlı hakkında 20 Şubat 2019 tarihinde bir takipçiyle yapılan yazışma

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bunlar neden tartışılmıyor, neden soruşturulmuyor?

Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu engellemiş.

Gizli Ermeni ve basit bir MİT piyonu kara paracı olan Muhsin Yazıcıoğlu olmasaydı, siyonizmin/masonluğun Tayyip ve AKPKK projesi başlarken biter miydi? Son yirmi yıldır Tayyip ve AKPKK projesi üzerinden Türkiye’de yapılan ihanetlerde, zulümlerde, soygunlarda, cinayetlerde, peşkeşlerde, vurulan çok ağır manevi ve ahlaki darbelerde, gizli Ermeni Muhsin Yazıcıyan’ın da payı mı var?

Soyunun bir yanı gizli Ermeni, bir yanı gizli Yahudi olan ve yine kara paracı olan Selçuk Özdağ, gazeteci olarak gösterilen Veli Toprak’la birlikte bir kitap yazdı. “Son Alperen – Muhsin Yazıoğlu’nun sır görüşmeleri” isimli kitap daha önce basında konu edildi. Kitapta dikkat çekici olan ve biz müslümanların gözünü açan hatıralar ve bilgiler de var. Bunlardan birini Selçuk Özdağ, MHPKK eski milletvekili Saffet Topaktaş’tan aktarmış. Saffet Topaktaş’ın anlattığına göre, Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu son anda engellemiş.

İlk gençlik yıllarından beri dolandırıcı, yalancı, sahtekar, hileci, ahlaksız, vatan haini, kibir abidesi ve cahil biri olan, eşek etinden sucuk yapıp satmasıyla da tanınan Tayyip’in, İBB başkanlığı zamanında işlediği suçlardan dolayı köşeye sıkıştığı ve dosyasının Yargıtay’da olduğu anlarda bakın neler yaşanmış. Selçuk Özdağ, söz konusu kitapta, Saffet Topaktaş’tan aktarıyor:

“Erdoğan’ın İBB’yle ilgili bir mahkemesi var, dosyası Yargıtay’a gelmiş. Muhsin Başkan’la oturuyoruz, bir telefon geldi. Muhsin Başkan hemen Tayyip Bey’i aradı, ‘Randevulaştığın yere gitme!’ diye uyardı. Başkan’a ‘Bu ne, ne oluyor?’ diye sordum. 5 milyon doları birine vermek için gitse orada suçüstü yapacaklarmış. Hatta Başkan’a ‘Ne diyorsun?’ dedim. ‘Bize böyle bir bilgi geldi. Bize yakışmaz, bildirmek gerekir’ dedi. Bildirdi, ‘randevuya gitme’ dedi. Böylece o olaydan kurtardı.”

Nedense, kitabın bu kısmı daha önce basında yer bulduğu halde, üzerine geçen aylar boyunca kimse çıkıp konuyu tartışmadı. Beş milyon dolar para Tayyip’in miydi? Onunsa, bir yüzükle çıktığı yolda, kısa sürede o kadar büyük parayı nereden buldu? Onun değilse, ona kim, neden verdi? Buluşmaya gideceği taraf kimdi, kimlerdi? Gitseydi ve parayı verseydi, ne maksatla verecekti ve neden suç üstü yapılmış sayılacaktı?

Kitapta yine Topaktaş’tan aktarılan sarsıcı başka bilgiler de var. FETÖ projesinin beyin takımından biri olan Yahudi ve mason Üzeyir Garih’in partiyi ziyaret ettiği ve kritik bir anda yönlendirmeler yapmak istediği ama buna muvaffak olamadığı iddia ediliyor. Gerçekten öyle mi?

O kısmı da okuyalım:

“Üzeyir Garih partiye geldi. İkisi görüştüler. O tarihte DSP-MHP-ANAP koalisyonu vardı. ‘Türkiye 2 partili döneme gidecek’ demiş. Muhsin Bey bize anlattı. ‘Sen dışında kalma’ diye teklif yapmış. Hanefi Çelik’in evinde Tayyip’le görüşme var. Bütün arkadaşları Muhsin Bey’e ‘Birlikte hareket edelim’ dediği halde, Başkan kabul etmedi. Şimdi sağ olsa idi, bunların alternatifi olurdu.”

Acaba, o görüşmede, içimizdeki İsrail’in ve FETÖ’nün en tepe isimlerinden biri olan Üzeyir Garih, tam tersine taleplerde bulunmuş olmasın? Siyaset sahnesinde şimdilerde olduğu kadar yüksek seviyede sıkıntıların olduğu, halkın artık seçimlerden ve partilerden ümidi kestiği ve gerçek bir lider aradığı bir dönemde, Muhsin şayet gerçekten müslüman, Türk ve vatansever bir liderse, neden bu fırsatı değerlendirmedi? Üzeyir Garih gibi neye hizmet ettiğini herkesin bildiği bir kişi, neden açıkça gelip Muhsin’e “Sen de dışarıda kalma, bu oyuna dahil” ol desin? Çocuk mu kandırıyor bunlar… Selçuk Özdağ da mı herkesi ahmak zan ediyor. Muhsin Yazıcıoğlu bunu bir kere yapmadı, her fırsatta yaptı. Her fırsatta, gerçek bir alternatif olmaktan, içimizdeki İsrail’in diğer partilerinin oylarını düşürmekten ve planlarını bozmaktan kaçtı.

Bunlar gibi daha neler neler var, zamanı geldi, geliyor ve hepsini anlatacağım. Delilsiz de değil, çok yakında, delilleri paylaşabileceğim bir Türkiye ve dünya dengesi oluşturmuş olacağım. İşte deprem ne demekmiş, bütün dünya, bütün Ankebut Ağı o zaman yaşayacak, görecek

Sürekli takipçilerim hatırlayacaklardır, o şişirme kahraman Abdullah Çatlı’nın da soyunda Ermenilik olduğunu çoktan yazmış ama detaylara girmemiştim. Abdullah Çatlı da bir gizli Ermeniydi, adi bir kara paracıydı, bir MİT piyonu olarak akla gelen her türlü kara para işlerinde, en insanlık dışı kara para işlerinde bile kullanıldı. Bu millete hizmet etmesi gerekirken İsrail’e ve batılı kara paracı diğer devletlere hizmet eden MİT, bir de bunca vahşetin, bunca ihanetin, bunca rezilliğin içinde kullandığı gizli Ermeni ve gizli Yahudi kişileri kahramanlaştırdı. Bunu da basındaki, medyadaki, şimdi sosyal medyadaki, film ve dizi sektöründeki kripto kimlikli adamlarıyla yaptı, yapıyor. İleri derecede vatan haini ve kara paracı olan Abdullah Çatlı’nın kahramanlaştırıldığı bir de dizi çektirdi. Gizli Yahudi Osman Sınav’a bu maksatla Kurtlar Vadisi dizisini çektirdi. Bu dizi üzerinden ayrıca Türkiye ve Türk milleti, siyonizmin “llımlı İslam cumhuriyeti” projesine hazırlandı. Bu proje kapsamında Ortadoğu ve kuzey Afrika başta olmak üzere her yer işgal edilecek, sömürülecek, rejimler ve liderler değiştirilirken çıkan harplerde Türk milleti, devleti ve ordusu en başta kullanılacaktı. Aslında neler döndüğü, kimin nasıl oyunlar çevirdiği millet tarafından anlaşılamadan, olanlar olacaktı. Kurtlar Vadisi ve sonrasında çekilen Osmanlı, İslam, cihad, teşkilat temalı filmler ve diziler bu maksatla da çekildiler, çekiliyorlar. Hala milli ve manevi duyguları daha da yükseltilmek istenen, bu yapılırken, kendi tabirleriyle “ılımlı İslam” çizgisinde yapılan, batı dünyası ile İsrail menfaatine olacak şekilde her an çatışmalara girmesi istenen bir Türkiye var.

Kurtlar Vadisi’nin konsept danışmanı olarak gösterilen kişi bile MİT piyonu Soner Yalçın… MİT tarafından yalanlarla, kandırmalarla, ihanetlerle dolu tarzda hazırlanan o meşhur kitapların üzerine Soner Yalçın ismi yazıldı. Soner Yalçın, hala kitapların muhteviyatına tam hakim olamadığı için bunca sene sonra bile canlı yayınlara çıkamayan, sorulara muhatap olmaktan kaçan, hala doğru düzgün köşe yazısı bile yazamadığı halde Türkiye’nin en önemli araştırmacı gazetecilerinden ve yazarlarından biri olarak gösterilen bir vatan haininden ve kara paracıdan başka bir şey değil. Bunca yıldır çok şeyleri yazdım, yazdığım kadarı bile son derece büyük darbeler vurdu içimizdeki İsrail’e, içimizdeki Ermenistan’a ve dünya genelinde Ankebut Ağına… Lakin bundan sonra son ve öldürücü darbeleri de vuracağım. O Devlet Bohçalı’nın nasıl bir Türk, İslam ve insanlık düşmanı hain ve alçak olduğunu da bir anda gözler önüne sereceğim. Tayyip’in elinden tutup onu iktidara getirenlerin ve onun üzerinden bu millete hala her kötülüğü yapanların en sadık köpeklerinden birinin Devlet Bohçalı olduğunu da gözler önüne sereceğim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi