Etiket arşivi: Osmanlı

Bize çocukluğundan biraz anlatır mısın

Osmanlı devrinde böylelerini cellat yapıyorlardı.

Şu insan kasabı, şu organcı Fahrettin Koca’nın Çingeneliğini hala göremiyor musunuz?

Fahrettin’in hiç gençlik fotoğraflarını gördünüz mü? Vesikalık olsa da olur, aratın bakalım sağda solda var mı…

Sanki yapay zekaya başvurmuşlar da dakika içinde bu hikayeleri uydurmuş gibi bir hisse kapılıyorum.

– Merhaba kuş! Bize çocukluğundan biraz anlatır mısın…

= Merbaha insan! Benim çocukluğum çok yalnız geçti. Çocukluğuma çok fazla kişi şahit olamadı. Akranım çocuklarla neredeyse hiç misket ve top oymayamadım. Çünkü çocukluğumda hep babamın bakkal dükkanına baktım. Böyle olmalıydı, çünkü babam da başka bir bakkal dükkanımıza bakıyordu.

Yine de kötü bir çocukluk geçirmedim. Diğer çocuklara kıyasla iyi şartlar içindeydim de denebilir. Çünkü dükkanda bol bol arpa, darı oluyor ve bunlara her zaman erişme imkanı bulabiliyordum.

Özlüyorum şimdi o yapayalnız, oyunsuz, sokaksız, maçsız, topsuz geçen çocukluğumu… Her şeye rağmen çok güzeldi. Hele bayramlar başka güzeldi. Ben bayramlarda da pek ortalıkta görünmezdim. Babamlarla bayram namazına, sonra da kabristana giderdim. Sonra yine bakkal dükkanımıza bakardım.

Belki de çocukluğumun bu kadar yalnız geçmiş olmasındandır, bilemiyorum ama devamında ilk gençlik yıllarım da çok yalnız geçti. Şu milletin arasında benim çocukluğumu ve gençliğimi bilen, şahit olan pek fazla kişi yok. Hayat işte, her şey istediğin gibi olmayabiliyor.

– Merhaba yeşil kuş! Sen de bize biraz çocukluğundan anlatır mısın…

= Merhaba insan! Öncelikle seni gerçek bir kuş olmadığım, yapay zekalı bir biyonik robot olduğum hususunda açıkça bilgilendirmeliyim. Ben, çok gelişmiş bir yapay zeka sistemiyle desteklenmiş ve üst versiyonda bir robot kuşum. Eğer istersen sana sadece bir dakika içinde bile yüzlerce farklı çocukluk hikayesini detaylı olarak yazabilirim. İstersen bunları saatlerce hatta aylarca sürecek şekilde sesli olarak anlatabilirim. Şimdi yine de sana çocukluk hikayesi anlatmamı istiyor musun?

– Merhaba Nebati! Bize biraz çocukluğundan anlatır mısın…

– Merhaba insan! Gerçek ve yaşayan insan derisi/dokusu ile kaplanmış olmam, çıplak gözle bakılınca gerçek insandan ayırt edilemiyor olmam seni yanıltmasın. Öncelikle, çok gelişmiş bir yapay zekayla ve daha başka özel teknojilerle donatılmış bir biyonik robot olduğum hususunda seni açıkça bilgilendirmeliyim.

Sahip olduğum çok ileri teknoloji sayesinde gerçek insanların beyinleriyle kablosuz şekilde bağlantı kurabilir ve kısa süre içinde neler yaşadıklarını izleyip duyabilirim. Hatta yeni ölmüş gerçek insanların beyinlerine de bağlanabilir, onların ölürken gördüklerini, duyduklarını izleyebilir ve karışık cinayetleri kolayca çözebilirim.

Az önce biyonik robot bir kuş tarafından bilgilendirildiğini ve ileri seviyede şaşırıp sarsıldığını görüyorum. Ben de sana sadece bir dakika içinde çok mantıklı ve kusursuz cümlelerle ve birbirinden tamamen bağımsız yüzlerce çocukluk hikayesi kurgulayabilirim. Bunları, beden dili ve duygusal tavırlar hatta gerektiğinde kahkalar ve göz yaşları da ekleyerek sesli olarak anlatabilirim.

Bu sarsıcı gerçeğe rağmen, bir çocukluk hikayesi kurgulayıp da sana anlatmamı istiyorsan, gözlerimdeki ışılltıya odaklanman yeterli. Ben senin zihnindeki kararı gözlerinden bile okuyabilirim.

– Merhaba arı! Ben, dünyadaki biyonik robot insanlar ve hayvanlar hakkında bilgilendirilmiş gerçek bir dünya insanıyım. Senin gerçek arı suretinde imal edilmiş bir biyonik robot olduğunu da biliyorum. Yapay zekanın insanlarla irtibat kurabilecek kadar gelişmişmemiş olduğunu da biliyorum ama yine de bana temel bilgiler verebilirsin. Bana, dünyamızda neler yaptığını biraz anlatır mısın…

= Merhaba dünyalı! Evet, ben bir biyonik robotum ve şu anda, aldığım talimatları uyguluyorum. Talimatlar şu şekilde:

🔘 Gerçek dünya insanlarına fark edilmeden tabiatta dolaşmak

🔘 Gerçek arılara musallat olup onları yaydığım sinyallerle rahatsız edip kovmak, dağıtmak.

🔘 Bu yolla, tabiattaki bitkilerin üremesine büyük oranda mani olarak kontrollü bir kuraklık, kıtlık sağlamak.

🔘 Bazı durumlarda gerçek arıları temassız şekilde uzaktan sinyallerle çarparak öldürmek.

🔘 Hedef arı kovanlarındaki kraliçe arıları öldürerek kovanın birliğini bozmak ve dağıtmak

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Benden söylemesi…

Dünkü yazımda adalar merkezli büyük saldırılar yapılabileceğini yazdım. Gaz saldırısı, şiddetli patlama, yangınlar ve ayrıca virüs saldırısı yapılabileceğini ifade ettim. “Yüz binlerce insan ölebilir ya da öncesinde tahliye edilebilir” dedim.

Bu hususları biraz daha açıkça anlatmam gerekiyor ki üzerimde vebal kalmasın. Ben söyleyeyim, isteyen dikkate alsın, isteyen almasın. Sadece adaların altını değil, geniş bir çevreyi aylardır gazlarla dolduruyorlar. Daha önce de yazmıştım, aylardır yerin altındaki gaz ve manyetik alan dengelerini de suni şekilde değiştirmek için mücadele veriyorlar. Bu nedenle de Türkiye’de ve Yunanistan’da yer altından sesler geliyor. Çok yüksek sayıda insan tarafından duyuluyor ve huzursuzluğa sebep oluyor. Bu nedenle de tepemizde çok yoğun UFO uçuşları yapılıyor ve saldırı yaptığımız bazıları yanarak düşüyor. Bu nedenle de kuşlar ya da balıklar görünür bir sebep olmadan ölüyorlar. En son Yunanistan’da Selanik’te bu sesler duyuldu ve yine Yunanistan’da kürek balıklarının ölerek sahile vurdukları görüldü.

Kürek balıkları, insanlar tarafından pek görülemeyen derin su balıkları… Bunlar, deprem öncesinde hep ölüp karaya vururlar. Binlerce senedir insanlar arasında bu bilgi, bu inanç vardır. Böyle derin su balıkları depremler öncesinde ölürler, çünkü depremler suni olsun ya da tabii olsun, öncesinde dipten deniz suyuna gaz salınması da yaşanır. Bundan üç beş asır öncesinde bile Osmanlı, depremlere mani olabilmek için gaz çıkacak kuyular açtırmıştır ve bu bilgiye çok sayıda muteber kaynakta rastlanır. Biz insanların fark edemediği ama hayvanların duyduğu, anladığı, etkilendiği deprem öncesi dengeler var. Sesler var, manyetik alan değişmeleri var, gaz dengelerinde değişiklikler var. Artık bunların bir kısmını elektronik cihazlarla da öncede ölçüp görebiliyoruz. Her devlet sistemine, her topluluğa sızarak, kurulu her düzeni bozmayı vazife edinmiş o malum güruh, o Ankebut Ağı nedeniyle, bu hareketlilikler yeterince ölçülmüyor, ölçülmüş kısımlardan elde edilen verilerle gerekli tedbirler de alınmıyor.

Yıllardır ikazlar yapıyorum, tedbirler alınmasını istiyorum, zorlaya zorlaya bazı tedbirler alınmasını ve hazırlıklar yapılmasını da sağladım ama bunlar da yapılması gerekenlerin yanında hiç kalıyorlar. Herkes bildi anladı ki sanki tabii afetlermiş gibi gösterilerek suni afetlerin peş peşe yaşanması planlanıyor. Bu planın mühim bir yerinde adalar da var. Adalarda çok çok büyük, film sahnelerini aratmayacak büyüklükte patlama planı vardı. Bunun için çok hazırlıklar yapılmıştı. Bu saatten sonra bu planı iptal etseler bile patlamaya mani olabilirler mi ya da şiddetli bir depremle adaların çökmesine ve su altında kalmasına mani olunabilir mi, bunlar da ayrı tartışma konuları… Dün yazdığım gibi, sadece adalar değil, İstanbul’un Anadolu yakası tamamıyla risk altında…

Lakin çok daha fazlası da var. İşte o kısmı da yazayım, benden çıksın. Planlarda, çok daha acımasızca kısımlar var. Söz konusu büyük patlama yaşanınca, muhtemel ki aynı anlarda bir de deprem yaşanınca, basında, medyada, sosyal medyada ve devlet kurumları içinde faaliyette olan gizli yahudiler, gizli ermeniler, masonlar, satanistler ve biyonik robotlar üzerinden bir algı yönetmesi yapacaklar. “Bu kadar büyük patlamanın ve yangınların ardından bölgeye zehirli, asitli yağmurlar yağması, yüksek sayıda insanın bu sebeple de ölmesi kaçınılmazdı” diyecekler. İşte o kısımda, o yağmur ya da kar yağışlarının arasına asitler ya da virüsler ekleyebilecek teknik imkanlara da sahipler. Bu imkanlara binlerce senedir sahipler ve dünya tarihinde bunu pek çok farklı çağda, farklı milletlere karşı yaptılar. Hep tabii afetlermiş gibi gösterdiler.

Yağışlarla birlikte gökten yere inecek asitler ve virüsler, insanların bedenlerine temas ettikten birkaç saat sonra ciltlerinde büyük tahribata sebep olacaklar. Yanmış, kararmış ya da morarmış, su toplamış, çürüme başlamış ciltler görünecek. Tahribat sadece cilt ile sınırlı kalmayacak, virüs kısa sürede iç organlara da yayılacak. Bünyesi en kuvvetli, en dayanıklı insan bile birkaç günde ve çok çok feci acılar çeke çeke ölecek. Sadece insanlar değil, hayvanlar ve bitkiler de büyük darbeler alacaklar. Biyonik robot Bill Gates’in büyük baş hayvanlara ne kadar düşman olduğu ve onların dünya genelinde yol edilmeleri için ne kadar şeytanlıklar denediği, gözler önünde… Hedefleri binlerce senedir hep aynı ama hedefe ulaşırken kullanacakları ihtimaller/teknikler/sistemler farklılık gösterebiliyor. Böyle bir saldırı sadece Türkiye için de planlanmadı. Başka milletler de hedefteler. Bu planlar, öyle büyük planlar ki bu çerçevede dünyanın farklı farklı yerlerindeki sönmüş yanardağlar faal hale getiriliyorlar. Bunlar da tamamen suni müdahalelerle yapılıyor.

Böyle bir gaz saldırısı, ayrıca patlama, eş zamanlı deprem, uzun süreli yanma ve sonrasında asitli/virüslü yağışlar yaşandıkça, bu kadar geniş çaplı saldırılar peş peşe yapıldıkça… Türkiye’de devletin, başka şehirlerdeki kuvvetleri/imkanları üzerinden ya da başka devletlerden destek alarak o felaket bölgesine yardımcı olabilme ihtimali de sıfıra yakın. Çok büyük ihtimalle, çok özel kıyafetli ve teçhizatlı ekipler, her şey yaşanıp geçtikten sonra, ölmüş insanların ve hayvanların, kararmış ve morarmış ve kısa sürede çürümeye başlamış cesetleri üzerine, kireç başta olmak üzere muhtelif kimyevi maddeler dökeceklerdir, sıkacaklardır. Hatta belki de havadan uçaklarla bu işi yapacaklardır.

Uzun tekrarlara gerek yok ama kısaca hatırlatmak lazım, bu kadar insanlık dışı ve vahşice planların içinde o Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz da var. Başka hükumet üyeleri de var. MİT de var. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da var, Genelkurmay başkanı da var. Kuvvet komutanları da var. Ele geçirilmiş başka devlet kurumlarımız da var.

Az daha unutuyordum. Türkiye genelinde çekirge, arı ve türlü haşeratla yapacakları saldırılar da var. Ziraatı iyice bitirecekler, toprağı iyice kuraklaştıracaklar. Belki denizin dibinden yeniden gazlar salarak kısa sürede yoğun müsilajı da yeniden yaparlar. Zaten hava şartlarını, sıcaklıklarını ve yağışları oynamaya devam edecekler. Bunları da tekrar edecek değilim.

Vaziyet böyle… Şimdi isteyen istediğini yapsın. Bu tehlikelerden samimiyetle kurtulmak isteyenler varsa, hiç zaman kaybetmeden her türlü kötü işleri ve kötü ahlakı terk etsin. İtikatında yanlışlar varsa düzeltsin. Ehl-i sünnet itikadından zerre kadar sapmasın. Kötü arkadaşları ve çevreyi terk etsin. Helal kazansın, helal yesin, insanlara ve hayvanlara iyilik yapsın, bol bol sadakalar versin, Manevi dünyasını düzeltsin, ibadetlerine dikkat etsin. İyiliği nasihat etsin, kötülükle mücadele etsin. Dilsiz şeytanlardan olmayı terk etsin. “Bana dokunmaya yılan bin yıl yaşasın” ayarını terk etsin. Zalim idarecilere sessiz ve tepkisiz kalmaktan vazgeçsin. Bol bol istiğfar çeksin ve ayrıca fiziki tedbirleri almayı da asla ihmal etmesin. Gaz maskesi, yangın söndürme tüpü bulundursun. Öyle dehşetli anlarda nasıl davranması gerektiğine dair de videolar izlesin, yazılar okusun.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..