Etiket arşivi: Deprem

Benden söylemesi…

Dünkü yazımda adalar merkezli büyük saldırılar yapılabileceğini yazdım. Gaz saldırısı, şiddetli patlama, yangınlar ve ayrıca virüs saldırısı yapılabileceğini ifade ettim. “Yüz binlerce insan ölebilir ya da öncesinde tahliye edilebilir” dedim.

Bu hususları biraz daha açıkça anlatmam gerekiyor ki üzerimde vebal kalmasın. Ben söyleyeyim, isteyen dikkate alsın, isteyen almasın. Sadece adaların altını değil, geniş bir çevreyi aylardır gazlarla dolduruyorlar. Daha önce de yazmıştım, aylardır yerin altındaki gaz ve manyetik alan dengelerini de suni şekilde değiştirmek için mücadele veriyorlar. Bu nedenle de Türkiye’de ve Yunanistan’da yer altından sesler geliyor. Çok yüksek sayıda insan tarafından duyuluyor ve huzursuzluğa sebep oluyor. Bu nedenle de tepemizde çok yoğun UFO uçuşları yapılıyor ve saldırı yaptığımız bazıları yanarak düşüyor. Bu nedenle de kuşlar ya da balıklar görünür bir sebep olmadan ölüyorlar. En son Yunanistan’da Selanik’te bu sesler duyuldu ve yine Yunanistan’da kürek balıklarının ölerek sahile vurdukları görüldü.

Kürek balıkları, insanlar tarafından pek görülemeyen derin su balıkları… Bunlar, deprem öncesinde hep ölüp karaya vururlar. Binlerce senedir insanlar arasında bu bilgi, bu inanç vardır. Böyle derin su balıkları depremler öncesinde ölürler, çünkü depremler suni olsun ya da tabii olsun, öncesinde dipten deniz suyuna gaz salınması da yaşanır. Bundan üç beş asır öncesinde bile Osmanlı, depremlere mani olabilmek için gaz çıkacak kuyular açtırmıştır ve bu bilgiye çok sayıda muteber kaynakta rastlanır. Biz insanların fark edemediği ama hayvanların duyduğu, anladığı, etkilendiği deprem öncesi dengeler var. Sesler var, manyetik alan değişmeleri var, gaz dengelerinde değişiklikler var. Artık bunların bir kısmını elektronik cihazlarla da öncede ölçüp görebiliyoruz. Her devlet sistemine, her topluluğa sızarak, kurulu her düzeni bozmayı vazife edinmiş o malum güruh, o Ankebut Ağı nedeniyle, bu hareketlilikler yeterince ölçülmüyor, ölçülmüş kısımlardan elde edilen verilerle gerekli tedbirler de alınmıyor.

Yıllardır ikazlar yapıyorum, tedbirler alınmasını istiyorum, zorlaya zorlaya bazı tedbirler alınmasını ve hazırlıklar yapılmasını da sağladım ama bunlar da yapılması gerekenlerin yanında hiç kalıyorlar. Herkes bildi anladı ki sanki tabii afetlermiş gibi gösterilerek suni afetlerin peş peşe yaşanması planlanıyor. Bu planın mühim bir yerinde adalar da var. Adalarda çok çok büyük, film sahnelerini aratmayacak büyüklükte patlama planı vardı. Bunun için çok hazırlıklar yapılmıştı. Bu saatten sonra bu planı iptal etseler bile patlamaya mani olabilirler mi ya da şiddetli bir depremle adaların çökmesine ve su altında kalmasına mani olunabilir mi, bunlar da ayrı tartışma konuları… Dün yazdığım gibi, sadece adalar değil, İstanbul’un Anadolu yakası tamamıyla risk altında…

Lakin çok daha fazlası da var. İşte o kısmı da yazayım, benden çıksın. Planlarda, çok daha acımasızca kısımlar var. Söz konusu büyük patlama yaşanınca, muhtemel ki aynı anlarda bir de deprem yaşanınca, basında, medyada, sosyal medyada ve devlet kurumları içinde faaliyette olan gizli yahudiler, gizli ermeniler, masonlar, satanistler ve biyonik robotlar üzerinden bir algı yönetmesi yapacaklar. “Bu kadar büyük patlamanın ve yangınların ardından bölgeye zehirli, asitli yağmurlar yağması, yüksek sayıda insanın bu sebeple de ölmesi kaçınılmazdı” diyecekler. İşte o kısımda, o yağmur ya da kar yağışlarının arasına asitler ya da virüsler ekleyebilecek teknik imkanlara da sahipler. Bu imkanlara binlerce senedir sahipler ve dünya tarihinde bunu pek çok farklı çağda, farklı milletlere karşı yaptılar. Hep tabii afetlermiş gibi gösterdiler.

Yağışlarla birlikte gökten yere inecek asitler ve virüsler, insanların bedenlerine temas ettikten birkaç saat sonra ciltlerinde büyük tahribata sebep olacaklar. Yanmış, kararmış ya da morarmış, su toplamış, çürüme başlamış ciltler görünecek. Tahribat sadece cilt ile sınırlı kalmayacak, virüs kısa sürede iç organlara da yayılacak. Bünyesi en kuvvetli, en dayanıklı insan bile birkaç günde ve çok çok feci acılar çeke çeke ölecek. Sadece insanlar değil, hayvanlar ve bitkiler de büyük darbeler alacaklar. Biyonik robot Bill Gates’in büyük baş hayvanlara ne kadar düşman olduğu ve onların dünya genelinde yol edilmeleri için ne kadar şeytanlıklar denediği, gözler önünde… Hedefleri binlerce senedir hep aynı ama hedefe ulaşırken kullanacakları ihtimaller/teknikler/sistemler farklılık gösterebiliyor. Böyle bir saldırı sadece Türkiye için de planlanmadı. Başka milletler de hedefteler. Bu planlar, öyle büyük planlar ki bu çerçevede dünyanın farklı farklı yerlerindeki sönmüş yanardağlar faal hale getiriliyorlar. Bunlar da tamamen suni müdahalelerle yapılıyor.

Böyle bir gaz saldırısı, ayrıca patlama, eş zamanlı deprem, uzun süreli yanma ve sonrasında asitli/virüslü yağışlar yaşandıkça, bu kadar geniş çaplı saldırılar peş peşe yapıldıkça… Türkiye’de devletin, başka şehirlerdeki kuvvetleri/imkanları üzerinden ya da başka devletlerden destek alarak o felaket bölgesine yardımcı olabilme ihtimali de sıfıra yakın. Çok büyük ihtimalle, çok özel kıyafetli ve teçhizatlı ekipler, her şey yaşanıp geçtikten sonra, ölmüş insanların ve hayvanların, kararmış ve morarmış ve kısa sürede çürümeye başlamış cesetleri üzerine, kireç başta olmak üzere muhtelif kimyevi maddeler dökeceklerdir, sıkacaklardır. Hatta belki de havadan uçaklarla bu işi yapacaklardır.

Uzun tekrarlara gerek yok ama kısaca hatırlatmak lazım, bu kadar insanlık dışı ve vahşice planların içinde o Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz da var. Başka hükumet üyeleri de var. MİT de var. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da var, Genelkurmay başkanı da var. Kuvvet komutanları da var. Ele geçirilmiş başka devlet kurumlarımız da var.

Az daha unutuyordum. Türkiye genelinde çekirge, arı ve türlü haşeratla yapacakları saldırılar da var. Ziraatı iyice bitirecekler, toprağı iyice kuraklaştıracaklar. Belki denizin dibinden yeniden gazlar salarak kısa sürede yoğun müsilajı da yeniden yaparlar. Zaten hava şartlarını, sıcaklıklarını ve yağışları oynamaya devam edecekler. Bunları da tekrar edecek değilim.

Vaziyet böyle… Şimdi isteyen istediğini yapsın. Bu tehlikelerden samimiyetle kurtulmak isteyenler varsa, hiç zaman kaybetmeden her türlü kötü işleri ve kötü ahlakı terk etsin. İtikatında yanlışlar varsa düzeltsin. Ehl-i sünnet itikadından zerre kadar sapmasın. Kötü arkadaşları ve çevreyi terk etsin. Helal kazansın, helal yesin, insanlara ve hayvanlara iyilik yapsın, bol bol sadakalar versin, Manevi dünyasını düzeltsin, ibadetlerine dikkat etsin. İyiliği nasihat etsin, kötülükle mücadele etsin. Dilsiz şeytanlardan olmayı terk etsin. “Bana dokunmaya yılan bin yıl yaşasın” ayarını terk etsin. Zalim idarecilere sessiz ve tepkisiz kalmaktan vazgeçsin. Bol bol istiğfar çeksin ve ayrıca fiziki tedbirleri almayı da asla ihmal etmesin. Gaz maskesi, yangın söndürme tüpü bulundursun. Öyle dehşetli anlarda nasıl davranması gerektiğine dair de videolar izlesin, yazılar okusun.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Naci Görür, görmezden geliyor

Marmara denizindeki müsilaj sorununa, arıtılmadan denize atılan atıklar sebep olmuyor.

Medyada sözde pek çok hususun uzmanları var ve bunların neredeyse tamamı siyasilerin “olur” vermesiyle medyada yer bulabiliyorlar. Sonrasında da siyasilerin izin vermediği gerçekleri anlatamıyorlar. Dahası da var ki gerçek olmadığını bildikleri halde siyasilerin emriyle bilim diye uydurma/zorlama yorumlar da yapıyorlar.

Bunların başında gelen kişilerden biri de Naci Görür… Naci’nin Marmara denizindeki müsilaj sorununa dair yorumlarına Naci bile inanmıyor. Buna emin olabilirsiniz.

Marmada denizindeki müsilaj sorununun ana sebebi, deniz suyunun dipten çok ısınması ve deniz suyuna karışan bir takım gazlar ve biyolojik canlılar… Denizin dibinde toprak çok sıcak ve bu sıcaklık sürekli olarak devam ediyor. Üstüne bir de topraktan deniz suyuna karışan gazlar ve biyolojik canlılar olunca, deniz işte bu hale geliyor.

Bunun arkasında ise Yeşiller var. Bu, Türkiye’ye yapılan bir saldırı çeşidi. Ülkemizdeki temiz su kaynakları bir yandan hızla kurutuluyor, yok ediliyorken ve bir yandan da ziraate/tarıma büyük darbeler kasten vuruluyorken, bir yandan da deniz mahsulleri kasten yok ediliyor. Çünkü kasten kuraklık ve kıtlık şartları oluşturuluyorken, tam manasıyla kuraklığın, kıtlığın hakim olduğu anlarda insanların deniz mahsullerine yöneleceklerini çok iyi biliyorlar. O günler geldiğinde denizde balık bulunamıyor olmalı.

Bu konuyu, daha önce yazdığım alakalı onlarca yazı ile birlikte değerlendirdiğinizde, neyin ne olduğunu çok daha iyi anlayabileceksiniz. Mühim bir husus da şudur ki toprağın sıcaklığının yüksek olmasının ve aşırı gaz çıkışının depremlerle alakası var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Katliam vurgusu yapıyorlar, korku salıyorlar

Katliam vurgusu yapıyorlar, korku salıyorlar

Devleti mafyalar, terör örgütleri, vatan hainleri yönetiyorlar

İstanbul Esenler Otogarında katliam yapılacağı ve son anda önlendiği şeklindeki bilgiler doğru değil. Tam bir mizansen sergileniyor. Kendileri böyle bir oyun oynadılar. Açıklamayı/başlığı da en üst perdeden verdiler ve “katliam önlendi” dediler. Nedeni açı; korku salmak…

Beklenen büyük İstanbul depremine dair gerekli tedbirleri almak, hazırlıkları yapmak yerine bu fırsattan istifade ile nasıl devasa çapta kara para işleri yapabileceklerini planladılar. Lakin her şeyi acele planladılar. Bazı kısımlarda açıklar verdiler. Bu kısım da onlardan biri… Tam kapanma dedikleri kısmi kapanmanın devamındaki süreçte deprem yaşanacak, bütün Marmara ama özellikle İstanbullular hedef olacak. Organları, çocukları, kadınları, kızları, taşınabilir değerli eşyaları, takıları, hepsi hedef olacak.

Hal böyle iken beklemedikleri bir şey oldu ve çok yüksek sayıda İstanbullu memleketine gitmeye başladı. Bu, planları kısmen bozdu. Üstüne ben de dün bunların şeytani planlarını anlattım, isimler bile vererek suçlamalar yaptım. İsmi geçen kişilerle yüzleşmek ve konuyu tartışmak bile istedim ve “Devlet kurumlarına güvenmeyin. Kendi imkanlarınızla neler yapabileceğinize bakın. İmkanınız varsa tam kapanma başlamadan Marmara bölgesini terk edin” dedim. Zaten Marmara bölgesinin terk edilmesi gerektiğini aylardır söylüyorum. Dün böyle yapınca bu insanlık düşmanı, satanist, kara paracı, mafya lideri devlet yetkilileri iyice sıkıldılar.

Halkın arasında fısıltı gazetesi şeklinde bu iddialarım da yayıldı, yayılıyor. Çok sayıda dürüst askeri, adli ve mülki amir arasında da yayıldı. Başımızdaki insanlık düşmanları, yine de planlarından vazgeçmediler. İstanbul’un yıkılmasını, kara para işlerinin bu vesileyle coşmasını istediler. İstanbul’dan çıkışı tamamen durduramasalar da azaltmak istediler. Tayyip’in de oluruyla ve istihbarat birimlerindeki adamlarını da kullanarak böyle bir mizansen sergilediler.

Daha önce “İran’la ortak terör operasyonu yaptık” açıklaması yapınca, İran “Hayır, biz öyle bir şey yapmadık” demişti de görev başındaki İçişleri Bakanı Soysuz’un Türk milletine yalanlar söylediği somut şekilde gözler önüne serilmişti. Hiçbir şey de olmamıştı. Olduğu makamda kalmıştı. Soysuz’un yalanları bir araya getirilse, İstanbul’dan Van’a yol olur.

Vaziyetin ciddiyetini, tehlikenin büyüklüğünü, devlet gücümüzün kimlerin elinde olduğunu herkes iyice kavrasın. Gün, birlik günüdür. Herkesin üzerine düşeni yapması vaktidir.

Herkesin tartıştığı alkollü içeceklere dair yasaklamanın, engel çıkartmaların arkasında bile bu alçakların kara para hesapları var. Hile, ihanet, cinayet, terör, katliam suçları işleyerek iktidarı ele geçirmiş bu çete, T.C’nin yürürlükte olan kanunlarına göre, alkollü içkiler sahasında böyle keyfi bir tasarrufta bulunamaz. Bu yaptıkları açıkça kanunlara da aykırı.

Tayyip’in ve çok sayıda devlet yetkilisinin de içinde bulunduğu, çok sayıda yabancı devletle de ittifak halindeki bu kara para çetesi, Türkiye’de çok yakında alkollü içkiler sahasında kara borsa oluşturmaya dönük olarak bu kararları aldı.

Herkes sezdi ki içki yasağının arkasında açıkça bir art niyet var. İşte o art niyet, kara borsa oluşturma niyeti… Güçleri yettikçe alkollü içki stoğu yaptılar, yapıyorlar. Zamanı gelince de ederinin çok üzerinde fiyatlara piyasaya dağıtacaklar.

Bana inanmıyorsanız, Tayyip’e sorun. Olmadı Soysuz’a sorun.

Bankacılık sektöründe çok adice suçlar işleniyor

Türkiye’deki bankaların çoğu, sinsice işler çeviriyor. Tam kapanma dedikleri muamma öncesinde bankalardan parasını çekmek isteyen pek çok kişiye kasıtlı olarak sorunlar çıkartılıyor. İnsanlara, kendi paraları verilmiyor. Bankalar bunu, önümüzdeki 20-30 günlük süreçte ellerinde daha fazla nakit bulundurmak ve bu nakitle faiz geliri elde etmek için yapıyorlar.

İnternet şubeleri üzerinden yapılan havale ve EFT’lerde kasten sorunlar çıkartılıyor. ATM’lere kasten nakit para konulmuyor. Şubelerde kasten işler ağırdan alınıyor ve uzun kuyruklar oluşsa bile bundan rahatsızlık duyulmuyor.

Bütün bu bankalar, devletin başında kendileriyle birlikte her türlü kara para işini yapan pislik herifler bulunduğu için bu şekilde rahat hareket edebiliyorlar. Herkesten çok ise adli yetkililer kendilerini yakıyorlar. Çok yakında bir patlama noktası yaşanacak ve her zaman dediğim gibi, bu enkazın altında herkesten çok bunca şeytanlığa müdahale etmeyen, işlerini yapmayan adli yetkililer kalacak.

Bu bankaların sahipleri arasında, deprem olacağı bilgisini çoktan almış olanlar ve deprem sonrasında çok yüksek meblağda nakitle sırra kadem basacak olanlar da var.

Mehmet Fahri Sertkaya

500 sene sonra tarih tekerrür edecek ve yine müslüman Türkler kazanacak.

Depremde tahliye ediliyorlarmış görüntüsüyle kaçırılacak çok yüksek sayıda kişi aslında bir şekilde Suriye, Irak ve İran’daki gizli mekanlara, oralardaki insan mezbahalarına gönderilecek. Bunlar hemen öldürülmeyip ihtiyaç duyuldukça organları için öldürülecekler. Ayrıca bir şekilde Yunan adalarına, Afrika ülkelerine ve hatta Hindistan’a kaçırılanlar olacak.

Herkes organları için kaçırılmayacak. Bazı kişiler fuhuş mafyalarına, bazıları sübyancılık mafyalarına kaçırılacak. Bazı kişiler ise dünyanın dört bir yanında Yahudiler tarafından Şeytan’a kurban edilecekler. Yani ihtiyaç duyuldukça ayinlerde kurban edilmek için topluca kaçırılmış olacaklar.

Özelikle Marmara denizine sınır bütün tersaneler ve limanlar, depremin hemen ardından kontrol altında tutulmalıdır. Bu insan şeytanlarına bırakılmamalıdır. Bayıltılıp konteynerlere konularak büyük gemilerle yurt dışına kaçırılanlar da olacaktır.

————————-

500 sene sonra tarih tekerrür edecek ve yine müslüman Türkler kazanacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çok büyük ihtimalle Konya ve çevresinde de çok büyük depremler olacak.

Çok büyük ihtimalle Konya ve çevresinde de çok büyük depremler olacak. Devlet gücünden ümidinizi kesin hatta hainlerin, insanlık düşmanlarının eline geçmiş devlet gücünden/kurumlarından da kendinizi koruyun. Bir yandan da depreme ve sonrasına dair kendinizce alabileceğiniz her türlü tedbiri hiç gecikmeden alın.

Eskişehir, Kütahya, Uşak ve Afyonkarahisar da riskli şehirler.

Tam kapanma yaşanmadan önce Marmara ve Trakya bölgesini terk edebilecekler, etmeliler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Herkes tehlikede. Büyük İstanbul depreminden büyük çapta kara para işi yapılacak

1-)

Ekrem İmamoğlu’nun ısrarla tam kapanma talep etmesini, tam kapanma kararı alınınca çok sevinmesini, sorgulamayacak mısınız?

Ayrıca, yaşanacak olana tam kapanma denebilir mi? Hala bazı sektörlerin mensupları faaliyetlerine devam edecekler, hala alış veriş devam edecek, hala çok sayıda kişi dışarı çıkıp evine girecek. Hala bakkallara gidilip gelinecek. Bu, gerçek bir tam kapanma olmayacak ve o halde ne işe yarayacak?

En akıl almazı da hala turistler istedikleri gibi gezebilecek. Türk, kendi yurdunda esir edilecek, başka milletler onun memleketinde istediği gibi gezinecek.

Böyle bir sözde tam kapanma kimlere hangi işlerini halletme imkanı verecek?

2-)Rusya, Baltık ülkelerinin temsilcilerini tehdit etmeyi bırakmalı. Bu, beni her geçen gün daha çok geriyor.

3-)

Kurban olmayın

Hepiniz hedefsiniz

Canınız, aileniz, evlatlarınız, değerli eşyalarınız, yastık altındaki paralarınız, organlarınız, namusunuz hedef…

Deprem olursa o gemilerle İstanbullular tahliye edilemez, ancak bir kısmı kaçırılır ve öyle yapılacak.

İstanbul’u da yıkacak iki farklı deprem beklediğimi, bu güne kadar çok kere ikaz yayınları yapıp uzmanlardan devlet yetkililerine kadar çok farklı kişileri ve kesimleri zorlaya zorlaya harekete geçirdiğimi bütün dünya biliyor.

Bunların, depremleri, can kayıplarını, maddi kayıpları, yaşanacak acıları hiç önemsemediğini ve aslında kara para peşinde olacaklarını, tedbir/hazırlık yapıyorlar görünürken bile art niyetli olacaklarını aylardır da defalarca yazmıştım.

Şimdilerde o depremlerin daha yakın olduğuna inanıyorlar ve Ankebut Ağına bağlı pek çok devletle, bunların gizli servisleri ve bunların içindeki mafyalarla da organize şekilde devasa ve insanlı dışı bir kara para planı yapıyorlar.

4-)

En açık şekliyle yazıyorum:

  • O gemilere asla binmeyin
  • Başka şehirlere nakil için kullanılacak araçlara, otobüslere, trenlere, uçaklara, helikopterlere ve hatta ne olduğu belirsiz özel araçlara asla binmeyin
  • Hayatta kalan herkes, hayatta kalan aile fertleriyle ve komşularıyla hemen kenetlenmeli. Hemen birbirinizin yaşadığını gösterir fotoğraflar ve kısa videolar çekin. Daha sonra bir karışılıklık olur da aranızdan bazıları bulunamaz olursa, bu kayıtları resmi makamlara gösterin.
  • 99 depreminden sağ kurtulan çok sayıda kişi organ, fuhuş, sübyancılık mafyalarına kurban oldular. Bu dünyanın dört bir yanında son on yıllarda hep böyle oldu. En son Haiti depreminde on binlerce kişinin söz konusu devletler tarafından kaçırıldığı somut delillerle ispat edildi. En yetkili kişiler bile bunu itirafa mecbur kaldılar ama mevzuyu yine de kapattılar. Bunların yayınlarını internette bile bulabilirsiniz.

5-)

  • Etrafta size el uzatan resmi kimliklilerin ve onların talimatıyla hareket eden kolluk kuvvetlerinin resimlerini, huzursuzluğa sebep olmadan ve onların çalışmalarına mani olmadan fırsat buldukça çekin.
  • İstanbul’u terk etmek gerekip gerekmediğine bir oldu bitti ile, kısa sürede karar vermeyin. Öncelikle toplanma sahalarına gidin, güvenilir bilgiler elde edin, resmi kimliklerin size söylediklerini hemen kesin doğrular olarak kabul etmeyin ve buna sonra kendiniz karar verin. Gerekiyorsa etrafınızdaki insanlarla birlikte organize olarak kendiniz İstanbul’u terk edin. Gerekiyorsa topluca yürüyerek terk edin.
  • Her şeye rağmen bir kontrolsüzlük olur da o gemilere, trenlere, otobüslere binerseniz, size ikram edilen hiçbir şeyi yemeyin, içmeyin.

6-)

Mesela şu videodaki Metin Günal ve ona bağlı ve onunla alakalı kime denk gelirseniz, sakın itaat etmeyin. Kara para işlerinin ve ihanetlerin içindeki bir gizli Yahudidir. AKPKK’nin de CHPKK’nin de içi bunlarla, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, masonlarla dolu. Bakmayın ekranlarda atıştıklarına, bir gizli Ermeni olan Ekrem İmamoğlu bile aynı yere çalışıyor. Devlet kurumlarının hepsinde bunlardan var. Orduda, jandarma teşkilatında ve emniyet teşkilatında da bunlardan var ve çok büyük ve organize planlar kurdular. Beklenen depremler yaşanırsa hepsi de ne yapmaları gerektiğine dair talimatları çoktan aldılar. Tam kapanma istenmesinin bir sebebi de bu ve en çok isteyenlerden bir de Ekrem İmamoğlu oldu.

7-)

  • Nereden nasıl geldiği belli olmayan minibüsler, transporterlar bile bir anda dolaştırılacak. Bunların sahipleri sağ kurtulmuş da insanlık vazifelerini yapıyorlarmış gibi görünecekler. Lakin etrafta tek başına ağlayan kız ve erkek çocuklarını kaçırmak telaşında olacaklar. Alıp alıp götürecekler. Bunların hepsi planlandı.

Bu yazıyı Ekrem İmamoğlu’na, Metin Günal’a ve alakalı diğer kişilere götürüp “Bu yazının yazarı olan mfs ile karşı karşıya gelmek, bu hususları tartışmak, kendini savunma hakkını kullanmak ister misin?” diyebilirsiniz.

😎

Tayyip’in son ve devasa bir vurgunla oyundan çıkmak isteyeceğini aylar önce açıkça yazmıştım. Türkiye’deki bankalarda paranızı tutmamanız gerektiğini de söylemiştim.

Öyle şartlar içindeyiz ki milletçe “Sivil itaatsizlik” kararı alıp almayacağımızı, bir istiklal harbi başlatıp başlatmayacağımızı hemen konuşmamız gerekiyor. Zira devletimiz düşmanlarımız tarafından ele geçirilmiş vaziyette…

Kurumlarımız içinden, toplumumuz içinden gizli Ermenileri, gizli Yahudileri ve masonları hemen ve tamamen temizlememiz gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye’nin elektromanyetik savaşta desteğe ihtiyacı var

Türkiye ve dünya siyasetinde önemli kırılma noktalarının yaşandığı şu günlerde, devletler birbirlerine karşı elektromanyetik silahlar kullanabilirler. Suni afetlere (Suni deprem, suni yağış, sunu sel, suni hortum, suni fırtına) sebep olabilirler.

Bursa’da çekilen ve çok tartışılan bulutlar…

Bu gibi bulutlar, her zaman UFO’ların kendilerini gizlemek için ürettiği suni bulutlar olmuyorlar. Bazı zamanlar, uzaydan dünyamızdaki hedef noktaya sürekli gönderilen elektromanyetik dalgalar, bulutların alışılmadık şekillere sahip olmasına sebep oluyorlar. Bu bulutların gözlenmesinden sonra biz, Bursa’da deprem yaşanabileceğini söyledik çevremize ve ne yazık ki isabet de ettik. Şükür ki çok yüksek şiddette yaşanmadı ama basite alınacak depremler de değillerdi.

Bazı zamanlar, bu gibi bulutların içinde, dünyadaki radarlara yakalanmayan, içinde akıllı canlılar bulunmayan ve küçük boylarda olan uzay araçları bulunuyor. Bu araçlar, uzaydan gelen sinyalleri bir araya toplayıp güçlendirmek ve istenen yere nokta atışı yapmak için de kullanılıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye’yi derinden sarsacak. Bu gidişle Tüpraş İzmit Rafinerisi atom bombası misali patlayacak

Atom bombası misali patlaması an meselesi…

Tüpraş rafinerisi dünya tarihinin en büyük felaketleri arasında en üst sıralarda yerini alabilir.

3 milyon metreküp depolama imkanına sahip olan Tüpraş İzmit tesisi dünya tarihine geçecek bir felakete sebep olacak gibi görünüyor.

3,0 milyon m3 depolama kapasitesi

2018 yılında İzmit Rafinerisi’nde 9,8 milyon ton ham petrol ve 2,0 milyon ton yarı mamul olmak üzere toplamda 11,9 milyon ton şarj verilerek tam kapasite kullanımı gerçekleştirilmiştir.

Rafineride ana ürün olarak LPG, nafta, benzin, jet yakıtı, gaz yağı, motorin, kalorifer yakıtı, fuel oil ve bitüm üretilmiştir. 2018 yılında 12,9 milyon tonu yurt içi olmak üzere, toplam 14,9 milyon ton ürün satışı gerçekleştirilmiştir.

Tesisin 2.100 personeli bulunmaktadır.

17 Ağustos 1999’da yaşanan Gölcük depreminin merkez üssü, TÜPRAŞ İzmit Rafinerisi’nin yakınlarıydı. Deprem sırasında rafinerinin 115 metrelik betonarme meşale bacası yıkıldı. Bacanın yıkılmasıya başlayan yangın yedi akaryakıt tankına ve şarj fırınına sıçradı, 63 adet boru hattının ve elektriklerin kopmasına sebep oldu. Yerel itfaiyenin yetersiz kalması üzerine önce çevre illerden destek istendi. Ancak bazı yerlerde söndürülen yangının başka yerlerde yeniden başlaması nedeniyle kontrolü oldukça zorlaştı. Yangının, patlama riski bulunduran LPG tanklarına ilerlemesi ve rafinerinin hemen yakınlarındaki İGSAŞ ve PETKİM tesislerine de sıçrama olasılığı ortaya çıkınca, tesisteki tüm çalışanlar tahliye edildi.

“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

“Onlardan intikam alma vakti gelmiştir.”

Nûh aleyhisselam kavminin tahammül edilemez tutumu karşısında aslâ yılmadan, tebliğ vazîfesine devâm ettiği hâlde, onların bir türlü îmâna gelmeyeceklerini iyice anladı. Bunun üzerine meâlen şöyle dua ettiği Kur’ân-ı kerîm’de bildirilmektedir:

“Nuh (aleyhisselam) dedi ki: “Ey Rabbim! Yeryüzünde, hareket eden hiçbir kâfiri bırakma! Eğer sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete, sapıklığa sürüklerler. Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz. Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar. Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, mümin olarak evime girenleri, erkek, kadın bütün müminleri mağfiret eyle, bağışla, zâlimlerin (kâfirlerin) ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır.”(KuranAyetleri | Nuh sûresi: 26-28)


“(Nuh aleyhisselam dua edip) dedi ki: Yâ Rabbi! Gerçekten kavmim beni tekzip etti. Beni yalanladı. Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver. Beni ve berâberimdeki müminleri kurtar.” (Şuara sûresi: 117-118)

Nuh aleyhisselamın bu duası üzerine, Kur’ân-ı kerîmde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy ettiği bildirilmektedir:

“Nuh’a vahy olundu ki; kavminden daha önce îmân etmiş olanların dışında hiç kimse îmân etmeyecek. O hâlde sen, kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn olma, kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir. Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz, bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap! Zâlimler (kâfirler) hakkında bana dua etme. Zîrâ onlar (suda) boğulacaklardır.”( KuranAyetleri | Hûd Sûresi: 36-37)


“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

Nuh aleyhisselam, yüzyıllar boyu insanları Allahü teâlâya îmân etmeye çağırdığı hâlde insanların îmân etmemeleri sebebiyle helak olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi. “Ey insanlar! Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından görevlendirildim. Bir ömür boyu size nasihat ettim. Dinlemediniz, benimle alay ettiniz, sabır ve tahammül gösterdim. Bana, inananlara eziyet edip, incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden temizleyecek. Geliniz, dâvetimi kabul ediniz. Câhillik etmeyiniz. Allahü teâlâya itâat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum. Siz bilmiyorsunuz ama,Allah’ın azâbı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde gelecek. Bildirdiklerime inanmayan herkes helâk olacaktır. Şu yaptığım gemi, îmân edenlerin binip kurtuluşa ereceği gemidir. Allah’a îmân etmeyen âsiler suda boğulacaktır. Kurtulmayı isteyen îmân etsin ve benimle yolcu olsun. Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”


Nuh aleyhisselamın son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; “Ey Nuh, uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın. Bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz.” dediler

Hûd sûresi, 40. âyet-i kerîmesinde meâlen buyruldu ki:

“Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği, tennûrun (fırının) taşıp fışkırdığı (yâhut gemi kazanının kaynadığı) zaman biz Nuh’a şöyle emreyledik ki, kendisinden faydalanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye koy. Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkınla bir de îmân edenleri gemiye yükle. Zâten Nuh’a îmân edenler pek az idi.”

Mehmet Fahri Sertkaya

Dün İstanbul Avcılar’da yaşanan deprem, tabii bir deprem değildi. Zamanlaması da çok manidardı.

Nihayet basın ve medyada deprem riskinin bu derece sarsıcı şekilde anlatılıyor olması, büyük bir gelişme. Daha önce söz konusu olan tedbir mahiyetindeki diğer hamleler de zaman kaybedilmeden yapılmalı.

Çok güçlü ülkeler olarak bilinip de değişen şu yeni dengelerde bir anda sarsılan, savaşma cesareti bulamayan ve elindeki stratejik silahları kullanarak bu krizi aşmaya çalışan ülkeler var.

Mehmet Fahri Sertkaya