Etiket arşivi: Ekrem İmamoğlu

Ekrem de hak ettiği muameleyi görecek

Ekrem İmamyan başta olmak üzere çok sayıda personelin vazifesinden alınması ve İBB’nin, başka ülkelerin menfaati için çalışan hainlerle teröristlerden temizlenmesi, hukukun gereği…

Hukukun ve milli güvenliğimizin gereği hemen yapılacak ve Ekrem de hak ettiği muameleyi görecek.

Bu hususta Türkiye içinde ve dışında çatlak sesler istemiyorum. Bu hususta İstanbul’un iradesine karşı duranlar da çok ağır bedeller ödeyecekler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yürümüş gidiyor

Şu Zonguldaklı Cengiz Çaylı’nın kanalı da yürüyüp gidiyor. Çünkü gizli Ermeni ve Çingene kırması bir soydan geliyor. Annesinin Çingeneliği hala çok baskın ve gözler önünde…

Sistem, Cengiz Çaylı’yı da adamdan saymamızı istiyor. Hiç sansürlemiyor, kısıtlamıyor, aksine destekliyor.

Lafa geldi mi Türk ve Müslüman takılıyor ama Youtube üzerinden yaptığı canlı yayında, milletimize hayvancılığa dair, küçük çiftlikler kurmaya dair bir şeyler anlatırken “Şimdi arkadaşlar, kredi kullanın diyorum kızıyorsunuz. Haram diyorsunuz. Ne var sanki bu krediyi alıyoruz da karıya kıza mı gidiyoruz. Ekmeğimizi kazanmaya bakıyoruz” diye pervasızca cümleler kurabiliyor. Zaten müslüman değil, onun rahatlığıyla hareket ediyor.

Bunun gibi vahim çıkışlarına, yorumlarına rağmen hala varlıkta kalıyor, Youtube’da hep Cengiz ve benzerleri, çiftçilerimizin önüne çıkartılıyor. Annesinin gençlerimizin önüne çıkıyor olması ile en vahim sıkıntılardan birini oluşturuyor.

Ahlak bilmez, utanmaz herif… 60 yaşında Çingene anası, kameralar karşısında en galiz küfürlerle sövüp sayıyor, o anlarda kendisi kahkahalar atıyor ve bu kısımları silmeden paylaşıyor.

Bunlara mı kalmış memlekette hayvancılığı/besiciliği öğretmek. Kimse mi kalmamış seksen milyon insanın arasında ve hala bunlar var ekranlarda?

“Rasyon, rasyon, Rota yem, Rota yem” diye tuturmuş, sanki iksir ilmini bulmuş. Dünyanın her yerinde kolayca bulunabilecek bir yem karması yapmış daha doğrusu yaptırmış, birkaç teknik bilgiyi ezberine almış, bulunmaz Hint kumaşı gibi tavırlarla memleketi turluyor.

Danışmanlık yaptığı, teknik yönlendirme yaptığı çifliklerin neredeyse tamamında zavallı hayvanlar hala dışkılarının içinde duruyorlar, yiyorlar, uyuyorlar. Sonra hangisi hangi hastalığa yakalanınca, Avrupa menşeli hangi ilaç bu hayvanlara dayanacak, onu öğretiyor. CIA/Youtube, bu herifi niye sansürlesin?

İç pazite şu, dış parazite şu, ağzına şu, burnuna şu, gözüne şu, memesine şu, falana şu, filana şu…

İlaç deposu gibi oluyor hayvanlar ve sonra o hayvanların etlerini yiyen insanlar şifa bulmuyor, aksine çeşit çeşit hastalıklara yakalanıyor ve kanser oluyorlar.

Bir an önce hayvanların temiz şartlarda yaşatılması için ve hasta olmamalarını sağlamak için ve ilaçlardan kurtarmak için ve böylelikle insanları da hastalıklardan korumak için yapılması gerekenler, Cengiz gibilerin umurunda bile değil…

Bu şartlarda, neden sansürlesin CIA/Youtube bu kişiyi ve benzerlerini?

Oyalayıp duruyorlar Türk çiftçisini, besicisini bu gibi ahlak, haya, din, utanma bilmez lüzumsuzlarla…

Hep bunu yaptılar zaten… Acılar, çileler, zahmetler, sorunlar iyice artınca, kurtarıcı diye de kendi adamlarını sahaya salıyorlar.

Üç kuruş para kazandırmışlar, her hafta köylü pazarına gidiyor, kameralara konuşa konuşa ve göstere göstere, maddi vaziyeti iyi olmayan pazarcı kadınlara üç kuruş fazla para veriyor. Kadınların yüzleri de herkes tarafından görülüyor.

Sorsanız “Örnek bir tavır sergiliyorum” diyecektir. Nefsini, egosunu, hırsını tatmin ettiğini, belki genç/toy, hayat tecrübesi düşük kardeşlerimiz fark etmiyorlardır ama yaşını almış ve gün görmüş herkes anlıyor.

İyilik yapılacaksa, kameranı kapatırsın, hatta gerekiyorsa aile fertlerini bile yanına almazsın, kimseyi rencide etmezsin ve sağ elin verdiğini, sol el bile bilmez. Zaten verdikleri de paradan sayılmaz.

Sonra bir bakıyorsunuz bu adam, vekillerin, bakanların arasında bulunup durduğunu anlatıyor. Sayısız Türk genci, bu sahada tahsil de yapıyor, mücadele de veriyor ama iki adım yol alamıyor. Bırakıp bu işleri, başka sektörlerde çalışarak geçim temin etmenin derdine düşüyor. Diploması, haricinde yaptığı hususi çalışmaları, araştırmaları, okumakla geçen geceleri gündüzleri, masrafları, çektiği videoları, verdiği türlü emekleri hiç oluyor. Hiçkimseye fayda sağlamıyor. Kendisine bile… Saha, onların tutunamayacağı şartlara çoktan ayarlanmış.

Anlaşdı ki Youtube, bir milletin sadece boş vakitlerini yönlendirmiyor. Teknolojisini, devlet yetkililerini, her iş sektörünü, tıbbı/sağlığı, siyaseti, dini/maneviyatı, ahlak ve namus kabullenişlerini, kılığını/kıyafetini, her şeyini yönlendiriyor.

Sonra, ABD bilmem ne tatbikatı yapmış da 96 saatte Türkiye’yi işgal edecekmiş de neler neler… Bu palavraları anlatarak bu milleti ayrıca oyalayanlar da zaten gizli Ermeniler…

Türkiye zaten kuşatılmış hatta işgal edilmiş vaziyette. Sinsice her şeyimiz ele geçirilmiş. İşte gizli Ermeni Ekrem İmamyan, Avrupadan gelen birkaç etkili ve yetkili siyasetçiyle görüştükten sonra devletin/kamunun toplu taşıma araçlarında bile ibnelik savunuculuğu yaptırıyor. Halkı da bu kitapsızlığa açıkça yönlendiriyor. Mfs’nin, milletimizin ve insanlığın menfaatine olarak estirdiği rüzgarları kırmak, aksi yönde rüzgarlar estirmek istiyor.

Memlekette hangi vahim sorunun arka planını araştırırsanız, karşınıza gizli Ermeniler çıkıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hepsi bir arada, hepsi iç içe…

Batı alemi, Tayyip’in ve çetesinin iktidarda bir süre daha durabilmesi için çabalıyor. Rusya’nın içindeki Amerika ya da Rusya’nın içindeki İsrail de dediğimiz malum çete de bir süredir bunun için çabalıyor ve bu maksatla İstanbul’un iradesine ters işler yapıp duruyorlar. Boşa uğraştıklarını açıkça ve tekrarla ifade etmiştim, “The End” de demiştim ama beni dinlemediler.

Aslında şu zamanda Tayyipin düşmesi de onlar için bir dert, kalması ise ayrı bir dert… Lakin dünya genelinde perişan haldeler. O eski hallerinden eser yok şimdi… Eskisi gibi oyunlar kuramıyorlar, kurmaya kalksalar da sahada gerektiği gibi oynayamıyorlar. İstanbul’un kesin sonuca varmak üzere olduğu şu günlerde, İstanbul baskısından nefes alamadıkları şu günlerde, batılısı doğulusuyla, hep beraber şu son Taksim saldırısını yaptırmaları, kendi ayaklarına sıkmaları demek oldu. Suç üstü oldular.

Artık bu gibi adice, vahşice oyunlarını oynarken tabanlarını tam birlik/ittifak halinde ve organize davranabilecek halde tutamıyorlar. Bu güne kadar beraber paslaştıkları, hep danışıklı dövüştükleri, hep beraber terör, kaçakçılık ve türlü kara para işleri yaptıkları Ermeni/Hristiyan çetelerinden sivrilmek isteyenler de kendileri için sorun oluyor. Ekrem İmamyan da bunlardan biri…

İşin daha arka planında uzaylı gruplar arasındaki çatışmalar da var ki son zamanlarda bunlar iyice arttı. Bir yandan iyice ayrışmamak, çatışmamak istiyorlar, bir yandan da duramayıp çatışıyorlar. Ekrem İmamyan da içinde yeşillerden taraf olan bir uzaylının bulunduğu bir biyonik robot ve bu pis işlerin hepsinin içinde…

Sözde bombacı kadına gelince… Başka adi/basit suçları bulunabilir ama kesinlikle gerçek bombacı değil. Ayağında bot ve kamuflajla… Üzerinde haki renk tişört ve siyah montla… Bir elinde bağ makası ve diğer elinde iki gülle… Yetmeyip zihnini kontrole alan ilaçlar ve metafizik yüklenmelerle/müdahalelerle onu oraya gönderenler, insanlığın aklıyla dalga mı geçmek istemişler… Kadın bir senedir belli bir yerde ikamet ediyor. Bombacı biri, her yerde boy boy resimleri paylaşıldığı halde, aynı adreste, aynı çevresinin içinde polisin gelip kendisini almasını mı bekler. O kadını oradan almaya giden ekipteki kadın polis bile Emniyet Teşkilatımız içindeki çetelerin mensuplarından. Konuyla ilgilenen müdürler, amirler, savcılar, hakimler hepsi ayarlanmış kişiler. Aynı benim yaşadıklarım gibi…

İlk bakışta karşımda devlet, devletin kurumları ve personelleri varmış gibi… Buna rağmen aslında karşımda devlet içinde bir devlet gibi duran bir çetenin bulunması gibi… Baştan sona her şeyi hukuksuz, zorbaca, suçlara bulaşarak ve suçluları korumak maksadıyla yaparken, sanki resmi geçerliliği olan işler yapıyorlarmış görünmeleri gibi…

Oysa ben, beni aldıklarında “Beni aldığınız çok iyi oldu. Terörle mücadele şubesinden gelsinler ya da beni götürün. Somut delillerle bütün hükumet üyelerinin de içinde bulunduğu bir suç, terör ve ihanet örgütünü ifşa edeceğim” dedim. Şaşırdılar, sarsıldılar. Konunun ciddiyetini sorguladılar, yayınlarıma baktırdım. Beş altı polis ve bir komiser, hepsi ayakta ve telefondan paylaşımlarıma baktılar. Diyarbakır Emniyet müdürlüğüne attığım iki e-postayı okudular. Emniyet Teşkilatının o kadar süre nasıl da sessizliğe gömülmesinin, lehimde ya da aleyhimde hiçbir şey yapamamasının ne demek olduğunu, bir polis olarak çok iyi kavradılar, anladılar. Dar vakitte en çok ona takıldılar ama sonra onlar da işlerini yapmadılar. Kanunlara uygun hareket etmelerinin önüne set çekildi. Sonrasında kaç savcı ya da hakim karşısına çıkmışsam, hiçbiri işlerini yapmadı. İfademi bile düzgün, hukuka uygun şekilde almadılar. Krize giren, istediği gibi sözde muhakemeyi ilerletemeyen ve hakaretlerle tehditler savurmaya başlayan sözde hakimi ben dava ettim. Milletler arası sistemle korumaya aldılar. Şikayet dilekçemi aleyhime çevirecek hiçbir bahaneleri yoktu da “sözde hakim” dediğim için hakime hakaretten sözde dava açtılar. Devletimizin ellerinde oyuncak gibi bir hale geldiğini, Türkiye’de hiç kimsenin can, mal, ırz güvenliği olmadığını tam kadro halinde ispat etmiş oldular. Bunca senedir de kilitlendiler ve herhangi bir savcı ya da hakim önüne çıkmamam için abartılı kararlar aldılar, alıyorlar. Ortada korona diye bir şey yok ama açık ceza evine teslim olması gerekenlerin teslim tarihini öteleyip duruyorlar. Sıkışıp da işi hastahane kartı ile bitirmek istediler. O da ayaklarına dolandı, somut delilere ve şahitlere dayanarak yaptığım suç duyuruları ceza evinden savcılığa gitmedi. Şimdi oradan bile bir temiz eller operasyonu başlatılması hukukun gereği ama artık Türkiye hukuk devleti değil, çete devleti… Tartışmalarla, restler çekerek sonraki dilekçelerimi işleme aldırdım, sonu değişmedi. Orada da baş suçlular Tayyip Erdoğan, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz ve bilinen diğerleriydi, şu son Taksim saldırısında da baş suçlular yine onlar… Evet, şunları yine tekrar ettim, çünkü o günlerden bu güne hiçbir şey düzelmedi, devlet kurumlarımız daha da bunların elinde oyuncak oldu. Şimdi bu sistem masum bir kadını parçalamaya oynuyor.

Bu saldırının içinde yok yok. Bir Ankebut Ağı seferberliği var ama iş iplik söküğü misali meydana çıkmasın, tepeye doğru çıkmasın diye, şu anda bu hadisede masum olan bir kadına her şey yüklenip kapatılmak isteniyor. En başından en sonuna kadar da devlet kurumları içindeki mason, Sabetayist, Ermeni, Yahudi, Rum vb kişilerden oluşan çeteler devreye alınıyor. Basında ve medyada da bunlar dolu ve iş onlara düşüyor, şu anlarda kendi idam fermanları denilebilecek yayınları yapmaya devam ediyorlar. Bu oyunun tutacak bir yanı yok. Şu haldeki bir sözde hükumete yardım ve yataklık yapanlar için de çember çok daralıyor. İfşa olmaları ve toplanıp alınmaları an meselesi… İnternet yavaşlatmaları değil, internetin tamamıyla kesilmesi, aynı anlarda elektriklerin ülke genelinde kesilmesi bile, her türlü terör, vahşet, katliam, kaçakçılık işlerine devletimizi 20 seneden fazladır bulaştıran sözde iktidarları ve onlara karşı sözde muhalefet yapan suç ortaklarını koruyamayacak. Bu millet öyle bir sel olacak ki askeriyle, polisiyle, devlet memurları olan evlatlarıyla birlikte bu pisliği temizleyecek. O sözde savcı ve hakimler de kefenlerini şimdiden biçsinler. Çünkü Ankebut Ağı artık dünya genelinde seferber olsa bile işte bu kadar aciz ve suç üstü bir halde… Çünkü artık hep haber verdiğim son sahneye geldik.

Vatansever herkes bilsin ki bu ülkede bu danışıklı çetelerin, vahşilerin, Londra piyonlarının, bir seçim tiyatrosu daha sergilemelerine izin vermeyeceğim. Aralarından bazılarının iç çatışmalar sırasında Türkiye’ye büyük zararlar vermelerine de izin vermeyeceğim. Ortamı bilerek, isteyerek geriyorum ve daha da gereceğim. Bu restleşme büyüyecek, ortam iyice gerilecek ve sonra çatışma kısmına geçeceğiz. Mahkemeler satın alınabilir, devlet kurumlarının başlarına vatan hainleri doldurulabilir ama sokakların adaleti de vardır. Böyle her şeyin ayardan çıktığı, devletin çetelerin ve katillerle teröristlerin eline geçtiği anlarda milletin buna dur demesi, ayağa kalması hak değil mesuliyettir, mecburiyettir. Hala ayağa kalkmayan millet, topluca insanlıktan çıkmıştır demektir ve başına artık topluca ölümler yaşanan felaketler gelir.

Söz konusu kişilerin, grupların, kesimlerin hepsi beraber toplanılıp alınacaklar ve Türkiye gerçekten hürriyetine kavuşacak. Londra merkezli sistemden tamamen ve en somut şekilde çıkacak.

Ukrayna krizi de ABD’yi, İngiltere’yi, İsrail’i varlıkta tutmak içindi, şu Taksim’de patlayan son bomba da bunun içindi. Birilerinin ayakta kalması için bu millet ölmeyecek bundan sonra. Onların ayakta kalması için buralarda terör, katliam, soygun, vurgun, peşkeş, aşırı vergiler, türlü sektörlerin kasten çökertilmesi v.b. olmayacak bundan sonra… Bundan sonra sokakların adaleti olacak ama yine de o ABD ve İngiltere batacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Terrorist Solidarity

One of the biggest terrorists in our country, the secret Armenian Kemal Kılıçdaryan, has exceeded his limits.

Kemal Kılıçdaryan, whose family is full of terrorists like himself, showed his terrorist face once again. For decades, those who have been eating rightful due and putting them on the shoulders of our citizens by not even paying for the electricity they use… Recently, they have been forced to pay their bills and resisted illegally… To the masses who are mostly sympathizers or supporters of terrorist organizations… He made promises within the scope of illegal and terrorist solidarity. Constantly giving each other the glad eye with the secret Christian Abdullah Gul, who is in close contact with the British Queen and was awarded the knee-tie order from the Queen, Kemal said, “We will provide electricity to farmers free of charge in Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Siirt and Batman under our rule.”.People are wondering. What is the privilege and superiority of those who farm there? Is it the fact that they are secret Armenians who appear to be Kurds, secret Assyrians, secret Yazidis… Is it that they are people who justify, support, and demand the terror, the brutal murder of even civilians, including babies and children, and the division of the country…

This decision, which is contrary to the principle of equality of the Constitution, cannot be implemented in a state of law, and it is a crime. Is it possible that Kemal, who has been on the political scene for so many years, and the secret Jewish, secret Armenian, and secret Christian gangs around him, do not know the law even that much?

These days when Tayyip is completely cornered and in fact nullified, Kemal is making statements that will overwhelm the society, on the other hand, gathers the terrorists around him and draw the reaction of the society. How many birds is he trying to hit with one stone? It is obvious that the secret Jew Meral Akşener, a mother of the mafia, tried the same thing several times. These traitors, these terrorists, these spineless reptiles, and black money thieves living with dual identities, were again sent from the so-called US embassy in Ankara, whose instruction to display these behaviors, which means, “May the support/vote of the crowds flow towards us, may the AKPKK stay in power a little longer”. Did they get it from the so-called British embassy, again from the MIT, or directly from the CIA? This is the main issue that needs to be brought to the fore immediately. The so-called opposition is terrorist-friendly just like AKPKK and MHPKK, and they have done and continue to do all kinds of black money business together to this day. It was in plain sight that they were all human demons who took instructions from a single center and betrayed Turkey, the Turkish nation, and even humanity by colluding with each other. These should now be dealt with with the necessary rigor.

All citizens are equal before the law in this country. No one is superior or privileged over the other. The masses that form the basis of terrorist organizations are tried and punished, their punishment is usually the death penalty and they are executed en masse. Those who have not yet committed a crime but remain in the category of sympathizers are deported following the law. If this is not done, the nation will begin to perform self-defense activities, as in 1915, and the same result will be reached.

Seeing/showing the behavior of the masses forming the basis of terrorists as legitimate and trying to give them privileges is an act of cowardice and terrorism that only the main terrorists, the representatives of the terrorists on the political scene can attempt. Both Kavala and Selahattin Demirtaş are constantly defended by Kemal and his gang because they are in the same position and mentality and because they are involved in such crimes. The collaborations of these gangs are also in front of the eyes.

Judicial authorities, who still do not intervene in the six gangs as the law orders, are complicit in these crimes and very soon, in those days when the anger of this nation turned into a steel fist and crushed all terrorists and traitors, they will be tried and hanged together with these terrorist gangs.

One of the biggest terrorists in our country, the secret Armenian Kemal Kılıçdaryan, has exceeded his limits.

Kemal Kılıçdaryan, whose family is full of terrorists like himself, showed his terrorist face once again. For decades, those who have been eating rightful due and putting them on the shoulders of our citizens by not even paying for the electricity they use… Recently, they have been forced to pay their bills and resisted illegally… To the masses who are mostly sympathizers or supporters of terrorist organizations… He made promises within the scope of illegal and terrorist solidarity. Constantly giving each other the glad eye with the secret Christian Abdullah Gul, who is in close contact with the British Queen and was awarded the knee-tie order from the Queen, Kemal said, “We will provide electricity to farmers free of charge in Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Siirt and Batman under our rule.”.People are wondering. What is the privilege and superiority of those who farm there? Is it the fact that they are secret Armenians who appear to be Kurds, secret Assyrians, secret Yazidis… Is it that they are people who justify, support, and demand the terror, the brutal murder of even civilians, including babies and children, and the division of the country…

This decision, which is contrary to the principle of equality of the Constitution, cannot be implemented in a state of law, and it is a crime. Is it possible that Kemal, who has been on the political scene for so many years, and the secret Jewish, secret Armenian, and secret Christian gangs around him, do not know the law even that much?

These days when Tayyip is completely cornered and in fact nullified, Kemal is making statements that will overwhelm the society, on the other hand, gathers the terrorists around him and draw the reaction of the society. How many birds is he trying to hit with one stone? It is obvious that the secret Jew Meral Akşener, a mother of the mafia, tried the same thing several times. These traitors, these terrorists, these spineless reptiles, and black money thieves living with dual identities, were again sent from the so-called US embassy in Ankara, whose instruction to display these behaviors, which means, “May the support/vote of the crowds flow towards us, may the AKPKK stay in power a little longer”. Did they get it from the so-called British embassy, again from the MIT, or directly from the CIA? This is the main issue that needs to be brought to the fore immediately. The so-called opposition is terrorist-friendly just like AKPKK and MHPKK, and they have done and continue to do all kinds of black money business together to this day. It was in plain sight that they were all human demons who took instructions from a single center and betrayed Turkey, the Turkish nation, and even humanity by colluding with each other. These should now be dealt with with the necessary rigor.

All citizens are equal before the law in this country. No one is superior or privileged over the other. The masses that form the basis of terrorist organizations are tried and punished, their punishment is usually the death penalty and they are executed en masse. Those who have not yet committed a crime but remain in the category of sympathizers are deported following the law. If this is not done, the nation will begin to perform self-defense activities, as in 1915, and the same result will be reached.

Seeing/showing the behavior of the masses forming the basis of terrorists as legitimate and trying to give them privileges is an act of cowardice and terrorism that only the main terrorists, the representatives of the terrorists on the political scene can attempt. Both Kavala and Selahattin Demirtaş are constantly defended by Kemal and his gang because they are in the same position and mentality and because they are involved in such crimes. The collaborations of these gangs are also in front of the eyes.

Judicial authorities, who still do not intervene in the six gangs as the law orders, are complicit in these crimes and very soon, in those days when the anger of this nation turned into a steel fist and crushed all terrorists and traitors, they will be tried and hanged together with these terrorist gangs.

Problems in the trial of Canan Kaftancıoğlu

There is no longer an independent justice system in Turkey, but the provisions against Canan Kaftancıoğlu are in line with the law. There are major problems with suitability as well. The problem is that the penalties given are extremely light and insufficient. It is seen that the justice system does not impose punishments at the level required by law, as required by national security, under political pressure, as well as under pressure from an organized press and media. Again, as a result of these pressures, it is seen that the investigation/trial is not deep enough. Otherwise, it is before the eyes that Canan commits various crimes, praises/defends even terrorist organizations most clearly, betrays the homeland and the nation, and allies with Turkish enemies, leaving no room for discussion.

Despite this, those who are defending Canan are currently committing the crime of “praising the crime and the criminal”. They openly declare that they have aided and abetted these “organized terror and treason” crimes to this day. At this stage, it is seen that the justice system is under political pressure, under pressure from the press and media, and the pressure of organized actions carried out by some foreign countries in Turkey, and we encounter the so-called ambassadors of certain countries in Turkey.

Prosecutions should be initiated immediately against all of these people. Those in the Turkish justice system know that one of Canan Kaftancıoğlu’s biggest accomplices is Ekrem İmamoğlu, and through which ambassadors and foreign NGOs that are hostile to the Turks, İmamoğlu is directed. Judicial authorities who knowingly do not do what is necessary also commit crimes. They also commit grave crimes. They also endanger Turkey’s national security.
These investigations and trials should carry out immediately. If the issue extends to the CHPKK administrators and even to Kemal Kılıçdaroğlu, the law should be applied to them as well.

My opinion on this matter is clear. I wrote a long time ago. Law requires to do the same about CHPKK, just as the law requires to close HDPKK as soon as possible, gather all those involved, and not allow such a so-called political party again. It is visible that the six-party coalition is the so-called political parties and organizations that have become this way.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Hiç yakışmadı, hiç yakışmıyor

Bünye onu kabul etmiyor, dışlıyor

Hala niye benim nabzımı yokluyorsunuz? Anlaşılmayacak ne var? Ekrem İmamyan’a ve çetesine kimin ne yaptığı beni alakadar etmiyor. Ben ona zamanında fırsatlar sundum. Türkiye ve dünya dengelerini onun lehine olacak şekilde ayarlayacaktım. O, iktidarla danışıklı dövüşmeyi tercih etti. Onlarla beraber ihanetlerine ve pis işlerine devam etti. Karşımda her zamanki kibriyle, her zamanki Türk ve İslam düşmanlığıyla davranmayı tercih etti. İnadına LGBT çıkışları da yaptı, inadına pek çok hususta damarıma bastı.

O iş, orada bitti… Ukrayna, Japonya, İmamyan, Trump ve bilinen diğerleri… Hepsi ile benim işim çoktan bitti. Beni karıştırmayın, bulaştırmayın. Akıbetleri baştan belli olan şahıslarla, gruplarla, ülkelerle daha fazla vakit harcayamam. Türkiye’nin ve dünyanın çok büyük, çok ciddi, çok acil meseleleri var ve onlarla meşgulüm. İbnelerle ve ibne sevicilerle harcayacak tek bir dakikam bile yok benim.

Ekrem İBB başkanlığından düşürülecekse, vatanın, milletin, gelecek nesillerin hayrına olur. Ahlakın, namusun, nesillerin muhafaza edilmesinde çok faydalı bir adım olur. Düşürüldükten sonra “Çin Gönüllüleri Cemiyeti” ya da “İbne Severler Cemiyeti” tesis ederek, oraların genel başkanlığını da yapabilir. Çin ya da LGBT bayraklarını eline alıp meydanlarda ya da ekranlarda da dolaşabilir. Birbirine tezat teşkil eden kaç farklı kimliği, duruşu var zaten, birinde bari artık sabit dursun. Ne cins olduğu belli olsun. Mevcut kanunlar onlara yarıyor, ne hazindir ki onlardan yana… Ekrem ne halt ediyorsa etsin de İstanbul gibi bir şehrin başında durmasın. Bence de o makama hiç yakışmadı, yakışmıyor. Türlü türlü yalanları, oyunları, yolsuzlukları, üç kağıtları ve ihanet bağlantıları da iyice meydana çıktı, hala çıkıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Hepiniz hedefsiniz. Deprem olursa o gemilere asla binmeyin

Kurban olmayın!

Hepiniz hedefsiniz!

Canınız, aileniz, evlatlarınız, değerli eşyalarınız, yastık altındaki paralarınız, organlarınız, namusunuz, topraklarınız, vatanınız, devletiniz hedef…

Deprem olursa ya da başka türlü büyük afetler olursa, o gemilerle İstanbullular tahliye edilemez, ancak bir kısmı kaçırılır ve öyle de yapılacak.

İstanbul’u da yıkacak iki farklı deprem beklediğimi, bu güne kadar çok kere ikaz yayınları yapıp uzmanlardan devlet yetkililerine kadar çok farklı kişileri ve kesimleri zorlaya zorlaya harekete geçirdiğimi bütün dünya biliyor.

Şimdilerde o depremlerin, felaketlerin daha yakın olduğuna inanıyorlar ve Ankebut Ağına bağlı pek çok devletle, bunların gizli servisleriyle ve bunların içindeki mafyalarla da organize şekilde devasa ve insanlık dışı bir kara para planı yapıyorlar.

Başka şehirlere nakil için kullanılacak resmi ya da özel araçlara, otobüslere, trenlere, uçaklara, helikopterlere ve hatta ne olduğu belirsiz özel araçlara asla binmeyin

Hayatta kalan herkes, hayatta kalan aile fertleriyle ve komşularıyla hemen kenetlenmeli. Hemen birbirinizin yaşadığını gösterir fotoğraflar ve kısa videolar çekin. Daha sonra bir karışılıklık olur da aranızdan bazıları bulunamaz olursa, bu kayıtları resmi makamlara gösterin.

99 depreminden sağ kurtulan çok sayıda kişi organ, fuhuş, sübyancılık mafyalarına kurban oldular. Bu, dünyanın dört bir yanında son on yıllarda hep böyle oldu, oluyor. Haiti depreminde on binlerce kişinin söz konusu batılı devletler ve İsrail tarafından kaçırıldığı somut delillerle ispat edildi. En yetkili kişiler bile bunu itirafa mecbur kaldılar, Amerikan medyasında konu oldu ama mevzuyu yine de kapattılar. Bunların yayınlarını “Akademi Dergisi Haiti depremi” yazıp internette aratarak bile bulabilirsiniz.

Etrafta size el uzatan resmi kimliklilerin, yetkililerin ve onların talimatıyla hareket eden kolluk kuvvetlerinin resimlerini, huzursuzluğa sebep olmadan ve onların çalışmalarına mani olmadan fırsat buldukça çekin. Sözde sivil toplum örgütlerinin, aslında kara paracılarla birlikte çalışan o malum teşekküllerin sözde gönüllülerinden de uzak durun. Onların resimlerini de bol bol çekin.

İstanbul’u terk etmek gerekip gerekmediğine bir oldu bitti ile, kısa sürede karar vermeyin. Öncelikle toplanma sahalarına gidin, güvenilir bilgiler elde edin, resmi kimliklerin size söylediklerini hemen kesin doğrular olarak kabul etmeyin ve buna sonra kendi aranızda istişare ile karar verin. Gerekiyorsa etrafınızdaki insanlarla birlikte organize olarak, bir arada olarak, kendi imkanlarınızla İstanbul’u terk edin. Gerekiyorsa topluca yürüyerek terk edin.

Her şeye rağmen bir kontrolsüzlük olur da o gemilere, trenlere, otobüslere binerseniz, size ikram edilen hiçbir şeyi yemeyin, içmeyin. Kapalı paketler, ambalajlar içinde bile verilse yemeyin ve içmeyin.

İstanbul’da deprem olursa, halkın gemilerle tahliye edileceğinin konu edildiği kamu spotu videosundaki jandarma komutanı Metin Günal’a çok dikkat edin. Ona ve ona bağlı ve onunla alakalı kime denk gelirseniz, sakın itaat etmeyin. Kara para işlerinin ve ihanetlerin içindeki bir gizli Yahudidir. AKPKK’nin de CHPKK’nin de içi bunlarla, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, masonlarla dolu. Bakmayın ekranlarda atıştıklarına, bir gizli Ermeni olan Ekrem İmamoğlu bile aynı yere çalışıyor. Aynı kara paracılarla çalışıyor. Devlet kurumlarının hepsinde bunlardan var. Orduda, jandarma teşkilatında ve emniyet teşkilatında da bunlardan var ve çok büyük ve organize planlar kurdular. Beklenen depremler yaşanırsa hepsi de ne yapmaları gerektiğine dair talimatları çoktan aldılar. Tam kapanma istenmesinin bir sebebi de bu ve en çok isteyenlerden bir de Ekrem İmamoğlu oldu.

Nereden nasıl geldiği belli olmayan minibüsler, transporterlar bile bir anda dolaştırılacak. Bunların sahipleri sağ kurtulmuş da insanlık vazifelerini yapıyorlarmış gibi görünecekler. Lakin etrafta tek başına ağlayan kız ve erkek çocuklarını kaçırmak telaşında olacaklar. Alıp alıp götürecekler. Bunların hepsi planlandı.

Bu yazıyı Ekrem İmamoğlu’na, Metin Günal’a ve alakalı diğer kişilere götürüp “Bu yazının yazarı olan Mehmet Fahri Sertkaya ile karşı karşıya gelmek, bu hususları tartışmak, kendini savunma hakkını kullanmak ya da davacı olmak ister misin?” diyebilirsiniz.

Tayyip’in son ve devasa bir vurgunla oyundan çıkmak isteyeceğini aylar önce açıkça yazmıştım. Türkiye’deki bankalarda paranızı tutmamanız gerektiğini de söylemiştim.

Öyle şartlar içindeyiz ki milletçe “Sivil itaatsizlik” kararı alıp almayacağımızı, bir istiklal harbi başlatıp başlatmayacağımızı hemen konuşmamız gerekiyor. Zira devletimiz düşmanlarımız tarafından ele geçirilmiş vaziyette…

Kurumlarımız içinden, toplumumuz içinden gizli Ermenileri, gizli Yahudileri ve masonları hemen ve tamamen temizlememiz gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya, Akademi Dergisi, 28 Nisan 2021


Bu yazının yayınlanmasından üç gün sonra, 30 Nisan 2021 Cuma sabahında basın ve medyada bir haber yer aldı. Söz konusu haberde şu ifadeler geçti: “Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), eylemler sırasında polislerin görüntülerinin veya ses kayıtlarının alınmasını yasaklayan emniyet genelgesini paylaştı. Emniyet Genel Müdürlüğü bu konuda resmi bir açıklama yapmadı.”

ÇHD İstanbul Şubesi genelgeyi paylaşırken, “İçişleri Bakanlığından 1 Mayıs öncesi personelini garantiye alma genelgesi. Personeliniz görevini ifa ederken işkence yaparsa kayıt da alınır, delil de toplanır. Çünkü tekrarla, işkence yapmak görev sınırlarınızda değil, suçtur!” ifadelerini kullandı. Lakin ÇHD’nin değerlendirmesi isabetsizdi. Bu kadar hukuk dışı surette hazırlanan, bu kadar acil olarak yürürlüğe girmesi istenen bu genelge, sadece eylemler sırasında görüntü alınmasını yasaklamıyordu. Sadece 1 mayıs gösterileri için çıkartılmış olamazdı. Akademi Dergisi’nin sonraki süreçte de çok tesirli müdahaleleri oldu, toplumun farklı kesimlerinin bu hukuksuz genelge karşısında dik durmasına vesile oldu. Neticede genelge Danıştay’dan döndü. Çok aceleyle, çok tutarsız ve hukuki zeminden uzak surette yazıldığı anlaşılan genelge metni, bir gün öncesine tarihlenerek mi yayınlandı, hala tartışılmadı. 27 Nisan’da yayınlandıysa, neden 30 Nisan’a kadar haber olmadı, hala tartışılmadı.

Akademi Dergisinin, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün karanlık işlerini ifşa eden yayınlarının ardından daha önce de benzeri tarzda genelgeler yayınlanmıştı. İstanbul Sancaktepe’de düşen askeri helikopterin MİT ve CIA işbirliğiyle kasıtlı olarak düşürüldüğünü iddia etmiştik. Helikopterdeki askerlerimizden bazılarının, yayınlarımızın tesiriyle vatanseverce işler yaptıklarını ifade etmiştik. AKPKK ordumuzun silah ve mühimmatını karanlık bastığında kaçırırken çekilmiş güvenlik kamerası görüntülerinin mevcut olduğunu, bu askerlerimiz şehit edilseler de görüntülerin hala vatanseverlerin elinde bulunduğunu iddia etmiştik. Hemen peşi sıra, Suçişleri bakanlığı, güvenlik kamerası görüntülerinin yayınlanmasını düzenleyen, sınırlayan, hukuk dışı bir genelge yayınlamıştı. Bunların detaylarına da Akademi Dergisi geçmişindeki yayınlarından, arşivinden ve ayrıca internet haber sitelerinin arşivlerinden ulaşabilirsiniz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çin’den izin mi bekleniyor?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi neyi bekliyor? Çin’in müsaadesini mi?

Türkiye’nin neredeyse her yerinde olduğu gibi şu anlarda İstanbul’da da ileri seviyede temiz su sorunu var. Temiz/içilebilir su sorununun giderek artacağı şu andan kesinleşmiş bir gerçek. Şu ana kadar da bu hususta çok defa yazdım, ikaz ettim. Gerekli seviyede ve ciddiyette tedbirler alınmadı. Hükumet bunu yapmadı ama hükumete inat başarılı bir hizmet veriyormuş görüntüsündeki belediyeler de bunu yapmadı. Neden?

Şimdi ise, iyice can sıkmaya, şüphe çekmeye başladılar. Havadan su elde etmenin ne kadar kolay ve ucuz bir yol olduğunu detaylıca anlattım. Çok yakında çok daha ileri seviyede temiz su sorunu yaşayacak olan İstanbul’da ya da İzmir’de neden bu konunun üstüne düşülmediği tartışılmalıdır. İBB, hiç zorlanmadan, üzerinde güneş enerjisi panelleri ya da rüzgar türbini bulunan platformları Marmara denizinde ve Karadenizde faaliyete geçirebilecek bir belediyedir.

Geçen günler içinde bu sistemin projesi kolayca çizilip derhal çalışmalara başlanabilirdi. Hiç değilse bir deneme sistemi tesis edilebilirdi. Ne kadar mükemmel şekilde çalışacağı, bir kere masraf edildikten sonra bir daha enerji/yakıt masrafı yapılmadan, sürekli bir şeyler satın almadan, sarfiyat olmadan havadan su elde edilebileceği görülecekti. Bu platformlarda sadece birkaç kişinin bulunmasının yeterli olduğu, çalışan maliyetinin da çok olmayacağı, içilebilir suyun sürekli ve hep ucuza elde edilebileceği görülecekti.

Çin’le acayip bağlantıları gözler önünde olan, memleketin gerçekten faydasına olan ve kendisini bir numara yapacak olan fırsatları değerlendirmemek için her yolu arayan Ekrem İmamyan’a ve ekibine bu sorular sorulmalıdır. Bu sistemi, Çin’den ya da Almanya’dan müsaade alınca mı deneyeceklermiş? Temiz su sorunu çok vahim bir sorun değil mi? Müsaade alırlarsa işi ağırdan mı alacaklarmış ya da göstermelik, göz boyayan ama gerçekten fayda sağlamayan şartlarda mı yaptıracaklarmış.

Şu mesele iyice anlaşılmalı; Ekrem nereden koşuyor?

Ekrem, bu soruya sözleriyle ve işleriyle cevap vermelidir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ben istemiyorum

Biyonik Kemal Kılıçdaroğlu “Belediye başkanlarımızın görevine devam etmelerini istiyorum.” demiş. Cumhurbaşkanlığına doğru yürümelerini istemediğini ilk defa bu kadar açık şekilde ifade etmiş. Kendisinden beklenileni yapmış ama ben öyle olmasını istemiyorum.

Türkiye siyaseti çok daraldı ve Türkiye çok büyük zararlar etmeye devam ediyor. Kendini bilemez, şuuru çok zaman gidip gelen ve neredeyse her gün tıbbi müdahaleler yapılan sahte diplomalı bir gayr-i meşru cumhurbaşkanıyla bu iş daha fazla gitmez. Bu sıkışıklık açılmalı ve devletin başkanı değişmeli.

Bu güne kadar Tayyip’le hep danışıklı dövüşen, Tayyip orada kalsın diye bile isteye on seçim kaybeden, Tayyip orada kalsın diye Cumhurbaşkanlığı seçiminde kimsenin duymadığı bilmediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday yapan ve bu ülkeye yapılmış her türlü kötülükte, ihanette suç ortaklığı bulunan Kemal’i kimse dinlememeli.

Ekrem İmamyan ya da Mansur Yavaştan hangisi yürüyecekse, önünü açacağım. İkisi de yürümek isterse, ikisinin de önünü açacağım, sahayı hazırlayacağım. İkisinin birden yürümesi de beni rahatsız etmez, iyi olan kazanır.

Bilinir ki ben düşmanıma verdiğim sözü dahi tutarım. Şartım belli, benim kırmızı çizgilerime dikkat edilecek, o sınırlar aşılmayacak. Hepsi bu…

Mehmet Fahri Serkaya

Dedim Bozkurtların yurdunda, çakalların isi ne?

O ses der ki: -Ey oğul, yazıklar olsun sana!
Mezarımı kirleten, şu mahlûka baksana!
Baktım gafiller düşmüş hainlerin peşine
Dedim Bozkurtların yurdunda, çakalların isi ne?

İhanet oyununda, peşrev çekenler bu kez
Bilsinler ki bu toprak, hainleri hiç sevmez!
Bugün sabreyleyenler, bir gün bezecekler
Tutup başlarını, taşlarla ezecekler.

Atalarımız bize, böyle ferman buyurdu
Ey ecdat sevgisiyle taşan kahraman ordu
Bu hâkimler veremez, hükmünü bu celsenin
Hazır olun Bozkurtlar! Hüküm sırası sizin.

Mehmet Fahri Sertkaya

Görev sahası İstanbulla sınırlı olan Ekrem İmamyan nereye varmak istemektedir?

Kesinlikle katılıyorum. Görev sahası İstanbulla sınırlı olan Ekrem İmamyan nereye varmak istemektedir? Yunanistan ziyaretine neden ihtiyaç duymuştur. Birbirine güvenmeyen bir ittifaka bu millet güvenir mi? Kılıçdaryan, İBB Başkanı’na kafa yormalıdır, il il, ilçe ilçe gezmesinin amacı nedir, varmak istediği yer neresidir?

Mehmet Fahri Sertkaya