Bir proje geliştirmemiz lazım. Teknik adamlardan bir yuvarlak masa kurmamız ve bir deniz rafinerisi projesi çalışmamız lazım.
Daha önce anlattığım deniz platformu tekniği ile altıgen şekilli ve kocaman platformlar yapılacak.
Onların altında da batmayı imkansıza yaklaştıran türden çelik balonlar olacak.
O çelik balonlar da dalgada sallanacaklar ve elektrik enerjisi üretecekler.
Altıgen şekilli deniz platformlarının ortasında bir tane olacak, etrafı için sınır yok.
Merkezdeki kocaman parça, petrol işleme tesisi olacak. Etrafındaki altıgen kısımlar ise kocaman depolar olacak.
Yan platformlar, merkezdeki platforma ve birbirlerine bağlanırken, biraz esneme ve gerilme imkanı veren bağlantı sistemi kullanılacak
Normal havalarda bunlar pek sallanmazlar ama fırtınalı havalarda aradaki esneme ve gerilme payları sayesinde, hiç sorun kalmamış olacak.
Yine daha önce anlattığım bir teknik kullanılacak. Açık denizde, denizin dibine kocaman beton bloklar bırakılacak.
Bu beton bloklara bağlanan kalın çelik halatlar, deniz üstündeki altıgen platformaları sabit tutacaklar.
Bu proje ile de pek çok fayda bir arada sağlanmış olacak.
Öncelikle, karadan, şehirlerden, şehir kenarlarından o rafineriler kaldırılabilecek.
Onlar hakikaten bütün milletler için devasa bir risk oluşturuyorlar
Onların patlaması ile oluşacak yakıcı, yıkıcı ve zehirleyici tesirlerden korunulmuş olacak.
Rafineriler yapmak kolaylaşacak.
Gerektiğinde rafinerilere eklemeler yapmak kolaylaşacak ve ucuzlayacak.
İstenildiğinde bu deniz rafinerileri, denizden ham petrol çıkartılan petrol platformlarının çok yakınına gidebilecekler.
Biz bunları Türkiye’de yaparak dünya genelinde başka ülkelere de anahtar teslim şekilde satabileceğiz.
Müşterimiz daha sonra hacmini büyütmek isterse, ek bir petrol işleme tesisli altıgen platform ve çevresine altıgen platformlu depolar satacağız. İsterse bunları birleştirir. İsterse sonradan aldıklarını ayrı bir yerde kullanır. İsterse soradan başka altıgen depolar satın alır ve mevcut rafinerisine ekler.
Petrol ve petrol ürünleri dolu ve büyük risk taşıyan gemilerin limanlara, şehirlere yaklaşması da azalacak.
Herhangi bir yangın başlarsa, yangın olan birim birkaç dakika içinde ve otomatik sistemlerle sökülerek diğer birimlerden ayrılabilecek. Denizde ilerletilerek uzaklaştırılabilecek.
Otomatik sistemde bir sorun olmuşsa, personellerin elle müdahaleri ile de dakikalar içinde bir altıgen platform, diğerlerinden ayrılabilecek.
Bu sistemdeki her altıgen kısmın, kendini topraklama, üzerindeki statik elektriği nötrleme imkanı olacak.
Yine her altıgen kısmın, herhangi bir yangın başladığında deniz suyunu çekerek yoğun su ile söndürme imkanı olacak.
Su ile söndürelemeyen kimyevi maddeler için ise özel söndürme teknikleri de olacak. O söndürücü madde, altıgen platformada bol miktarda depolanabilecek. Üstelik işleri hiç bozmadan ve sorun çıkartmadan…
En kötü ihtimalde, platform üzerinde çok büyük ve kontrol edilemez bir yangın yaşanıyorsa, eğitimli olan personel bir araya gelerek, kaçış filikaları misali her zaman hazırda bekletilen birkaç denizaltıya binecekler. Kısa süre içinde derine dalacaklar. Çok şiddetli bir patlamanın parçalayıcı, yakıcı ve parçalayıcı şok tesirinden korunmuş olacaklar. Böylelikle can kayıpları asgariye indirilecek.
Bu altıgen şekilli deniz platformlarının her biri zaten çok büyük olacağı için, bu deniz rafinerisinin dört bir yanına aynı anda çok sayıda gemi yanaşabilecek. Gemileri yükleme ve boşaltma sırasında süre kısalacak, emek azalacak.
Bunlar en kaba kısımları… Her safhasında farklı fikirler, alternatif teknikler ve malzemeler ortaya sürülebilir. Böyle bir projeye de bu dünyanın ihtiyacı var.
Merkez birimi, etraf birimlerden çok daha büyük yapmak da mümkün…
Bir devlet başkanı aramış, danışmak istemiş Sinan Hoca’ya…
Nasıl da değişik bir havaya girerek anlatıyor. “Asistanım” diyor, “devlet başkanı tarafıyla görüştü” diyor.
Mfs vurunca öldürüyor, tutunca uçuşa geçiriyor. Hatta tutmasa da biraz dikkat kesilse, o bile uçuşa geçmeye sebep oluyor. Dünyada öne çıkmış on binle astrolog ve medyum var. Dünya liderleri bunca kişiyle değil de bir anda neden Sinan Hoca ile ilgileniyor, bir düşünmek lazım.
“İki buçuk yıl boyunca hesaplar görülecek” diyor. “Yanlış yapmış olanlar ifşa olacaklar ve cezalarını bulacaklar” diyor. Bence ilk zamanları sert ve hızlı hesaplaşma olacak da sonra kademe kademe aksiyon, hız düşecek.
Güya İsrail, deniz suyundan çok bol şekilde içilebilir su üretme tekniğini bulacakmış. Başka ülkelere verip vermeyeceğini bilemiyormuş. O teknik zaten bütün ülkelerin elinde var şu anda… İstanbul’dan dünyaya yayıldı. İşte birkaç gün önce ABD üniversitesi de nihayet “buldu” o tekniği ve duyurdu. Nasıl bulduğuna şaşırdık kaldık zaten…
2024’te güya İsrail çok iyi şartlarda olacak, yükselecek, güçlenecekmiş. Sinan’ın, İsrail’in ve dünyanın ne şartlarda olduğunu bilmediğini zan etmiyorum. Bütün astrologlar gibi o da Akademi Dergisi’nin büyük bir dikkatle takip ediyor. Akademi Dergisi sayesinde isabet ediyor ve öne çıkıyor. Bilip de böyle konuşmak da hiç hoş değil. Dürüstlük değil bu… İnsan ne bilirse bilsin, dürüst olmadıktan sonra, muteber olmadıktan sonra bir hiçtir.
Devamını izleyemedim. Buraya kadar zaten zor sabır ettim. Birkaç işi bir arada yaparken kulak verdiğim halde, devamına tahammül edemedim.
Bunun benzeri bir plastik palet tekniği kullanılsa ve üzerine daha önce konu ettğim çelik bilyelerden konulsa…
Palet hem hafif olsa hem de örnekte görülene benzeyen şekilde çok sağlam ve uzun ömürlü olsa…
Üstelik dört bir yanından başka bir palete de geçmeli/sabitlemeli bir özelliği de olsa… Yani bunlar ileri doğru da yana doğru da birbirine bağlanarak uzayıp gidebilecek tarzda yapılasa…
Dünya genelinde ne kadar çok yayılır ve kullanılır
Her yerde bunlardan görülür
Çünkü yüzlerce sektörde hep yük taşıma kısmı var
Araçlardan binalara, binalardan araçlara
Araçlardan araçlara…
Binalar ve depolar içinde bir kısımdan diğer kısma…
türlü türlü yük taşıma derdi, zahmeti var
Bu çelik bilyeli plastik paletler dakikalar içinde uzun bir koridora dizilebilirler
gerekiyorsa yan yana iki sıra halinde de dizilebilirler
Bu sayede, üzerlerinde çok ağır yükler, iş makinelerine gerek kalmadan taşınabilirler
Bu platik paletlerin üzerinde kullanmak için birkaç farklı kasa da tasarlanıp imal edilebilir
Onlar da çok satılır
Hayır, paletlerin altında bilye ya da teker olmayacak
paletler, düz ve sert zeminli olan her yere kolaylıkla serilecekler, yerleştirilecekler
ve bu paletler sayesinde ağır yükler ve/veya çok fazla yükler kolayca taşınacaklar
bu teknik dünya geneline yayıldıkça insan emeğinden, zamandan, yakıttan, paradan çok büyük iktisat sağlanacak
İşler kolaylaşacak, maliyetler düşecek
Bu iş öyle bir yere gidecek ki deniz platformlarının üzerinde bile bunlardan olacak. Yükler kolaylıkla taşınacak.
Hatta yeni nesil kümeslerde, kanatlı hayvanların altındaki toprağı sık sık ve kolayca değiştirmek için bile bu paletler işe yarayacaklar
bir kere ve kalıcı olarak yere bunlardan serilip sabitlenecek.
Sonra üzerlerine toprak dolu ve geniş saksılar konacak
kuvvetli bir motor ve hidrolik gücü gerekmeden, kümes sahibi kişi bu saksıları kolayca, çok güç kullanmadan yerlerinden kaldırabilecek ya da yerlerine sürebilecek
Bu sayede hayvanların altındaki toprak hep temiz ve kuru toprak olacak.
Bu sayede kümes sahibi kişi, hayvan gübreli toprağa hep sahip olacak ve onu ayrıca değerlendirecek.
Kocaman antrepolar var
Oralarda yük taşımak için çok fazla insan ve araç kullanılıyor
Bu sistem oralara en doğru hesaplamarla entegre edilse, yeni bir vizyona geçiş yaparlar
ayrıca bu sistem şuraya da çok lazım
hemen hızlca yazayım
daha önce anlatmış olduğum piramit şekilli seralarda saksılar kullanılacak
bir arena gibi basamakları olacağını anlatmıştım
işte saksıkların konacağı o dar basamakların zemininde de bu çelik bilyeli paletlerin dar olanları kullanılacak. Sera sahibi bir noktadan az bir kuvvet uygulayarak, o kattaki/basamaktaki saksıların tamamını kendine çekebilecek.
Ya da tek tek saksıları o basamağa koyunca, az bir kuvvetle iteleyecek, gönderecek.
Bedenin yorulması çok azalacak.
Birkaç kişinin yapacağı işi bir kişi çok zorlanmadan yapacak.
Daha öyle yerlere çıkıyor ki bu iş, anlatması uzun gider
Ben şimdi bu yazışmayı da paylaşırım
Zaten teknik adamlar çoktan anlamışlardır
Son olarak şunu diyeyim
Dünya üzerinde çok büyük bir koltuk krizi var
Masa başı çalışan insanların sayısı çok ama çok arttı
Kendinden tekerlekli koltuklar verimli değiller
Son zamanlarda bunların çok kaliteli ve özel olanları bile yapıldı ama onlar da verimli değiller
Dikine duran bir ince milin üzerine konan oturma kısmı, hiçbir zaman rahatlık vermedi, vermeyecek
koltukların oturma kısmı ile tekerlekleri arasında kalan kısım, kalın ve sabit olmak zorunda
Koltuklar da ondan güç alarak geniş, derin, yumuşak ve sapasağlam olmalı
İşte bu, tekerlekli olmalarının önündeki en büyük engel
Öyle ise…
Koltuklar tekerleksiz olacak, koltukların altında sert bir metal tabla/levha olacak..
Bu tabla çember şekilli olabilir ama koltuğa sabitlenmiş olacak. Bu tablanın üzerinde koltuğu taşıyan kalın, geniş kısım/ayak olacak. Onun üzerinde de koltuğun oturulan ve yaslanılan kısmı olacak
Bu koltuktaki kişi istediği kadar rahat oturabilecek ve ağırlığını koltuğa verebilecek
Buna rağmen koltuk bu yükü uzun ömürlü şekilde taşıyacak
hareket ise yere serilen bilyeler sayesinde olacak
yani koltuğun altında bilyeli paletlerden olacak
Güzel, göze hoş görünen, bilyeleri daha küçük ve sık olan bir ya da birkaç palet olacak
Bir resmi dairede çalışan memur düşünelim.
Önünde cam ya da banko ve muhatap olduğu insanlar var
Yine önünde bilgisayarı var
ama yanında ek bir cihaz var, bir yan masa var. Belki de bir L masa var.
Sık sık ayağa kalkarak o yan kısımla da çalışmak zorunda kalıyor
sonra tekrar önüne dönüp insanlara yardımcı olmaya devam ediyor
işte bu gibi insanları bu teknik kurtaracak
çünkü bu insanlara hangi tekerlekli koltuğu verirsen ver, verimsiz oluyor
sonunda işe yaramaz oluyor ve kişi ayağa kalkmak zorunda klıyor
günde yüzlerce kere bunu yapmak, ayağa kalkıp sonra koltuğa tekrar oturmak da insanı hem yoruyor hem de strese sokuyor
yapılacak şey belli
bu çelik bilyeli paletlerden birkaç farklı boyda ve özellikte olanlarından seri imalat yapmak
sonra alacaklar bunları, isterlerse T şeklinde yere döşeyecekler, isterlerse L şeklinde, isterlerse daha farklı şekillerde yere serecekler
Kişi, basit bir ayak hamlesi ile sapasağlam koltuğu kolayca istediği yere sürecek
bu, binlerce kere tekrar etse bile bilyelere de koltuğun tabanına/tablasına da zarar gelmeyecek
böylelikle bel ağrıları, bacak ağrıları, boyun ağrıları çok büyük oranda azalacak
Yorgunluk azalacak. Stres azalacak. Çalışma verimliliği artacak. Birden fazla monitörler çalışmak zorunda olan insanların sayısı da çok arttı ve bu teknik onlara ilaç gibi gelecek. Baba koltuğu ya da TV koltuğu denilen koltuklar kadar geniş, rahat, sağlam koltuklarda otururken, istedikleri hareketliliği de elde edebilecekler.
Son olarak bir de şurası var
Bu teknik, esnek ama sağlam bir zemin malzemesiyle yapılabilirse
yani bilyeler, biraz esnek ama yeterince sert bir malzemenin içine gömülürse
ve yere serilen bilyeli palet sistemi, rulo haline getirilebilirse
işte o vakit iş çok daha iyi yere gelecek
Bunun için çok sert ama esnek ve ince çelik saçlar zemin malzemesi olarak kullanılabillirler.
Çelik bilyeler, çelik yarım küre şekklindeki yuvalarına oturtulurlar. Bu yuvalar da çelik saca sabitlenir. Buna rağmen yine de esneyebilen çelik saç rulo halini alabilir
Bu mümkün olmayacaksa, tanklardaki palet sistemi gibi, birbirinden aslında ayrı olan sağlam parçaların birbirine sabitlenmesi yolu tercih edilebilir
Bu, yeterince sağlam ama çok ağır olmayan bir malzeme ile yapılırsa
İşte o zaman bu ürünün sanayide kullanılması çok kolaylaşır. Bir iki dakika içinde uzun koridorlar ya uzun depo alanlarına bunlardan hemen serilebilir. Bir makaraya hemen sarılarak yerden toplanabilir.
Bunların, genişliği farklı ve uzunluğu farklı olan modelleri de seri halde imal edilebilir.
Kesinllikle tutar ve çok satar, büyük bir müşteri memnuniyeti olur, işleri çok kolaylaştırır
Alan kişi herkese tavsiye eder, gören de hemen beğenir ve kendine alır
Detaylara girmedim ama koltukların altına konulacak olan bilyeli paletlerin kenarlarında sınırlandırıcı, durdurucu özellik lazım
Bunlar için özel kasa demiştim, o kasaların kenarlarında ayak basılacak pedal olmalı
o pedala kişi ayağını basınca kasanın dört bir yanından aşağı doğru taşıyıcı ayaklar inmeli
bu sayede kasa, pedala basıldığı gibi kendi ayakları ile yere temas kuracak ve bilyelerinden üzerinde bir iki mm havaya kalkacak.
Bu da istenilen yerde sadece bir kişinin çok sayıda yükü bir anda sabitlemesine, kasanın sabitlenmesine ve yavaş yavaş üstündeki yükleri bir kişinin indirmesine izin vermiş olacak
Ayrıca, beklenmeyen bir harekete, kaza ihtimaline de mani olacak. Bu ayrıca bu bilyeli paletlerin kamyon ve TIR kasalarında ve gemilerde kullanılmasını da kolaylaştıracak.
]Aslında çizimlerle ya da temsili resimlerle anlatmak lazımdı ve daha detaylı ve farklı ihtimallerle de anlatmak lazımdı ama şimdilik bu kadar nasip oldu. Gerekirse daha sonra eklemeler yaparım. Bu konu çok zevkli bir konu, şurada yazdıklarım bir şey değil, daha neleri neleri değiştirir bu teknik… Mesela yerlere bilyeli paletler döşemek yerine, bilyesiz ve yeterince sert paletler döşenir. Özel kasalar yapılır ve bu defa kasaların altlarında bilyeli sistem olur. Bunlar, kasadan ayrılmayan, kasaya sabitlenmiş ama dönebilen bilyeler olur. Kasanın ayağı toplanınca bilyeler zemine oturur ve çok ağır dolaplar, makineler vs. kolayca ve sık sık yer değiştirilebilir. Marketler ve depolar için bu da çok iyi fikir olur. Kasaların, dolapların, makinelerin altındaki bilyeler sık ve çok sayıda olursa, zorlanmadan bir elle bile koca makineler çekilebilir, itilebilir. Ayakları yere basıyorken yeterince sabitlenmiş ve güvenli halde olurlar. Ayakları kapatılıp çelik bilyelerin üzerinde akıyorken de yeterince kolay taşınabilir olurlar.
Daha iyi anlaşılmasını sağlayacak temsili bir görüntü paylaşıyorum…
Zihniyet değişmeli… Bunlar, çok yanlış olan iş yapma usulleri…
Ben bu işleri böyle yapmazdım
Önce dev gibi bir deniz platformu yapardım. En az 2×1 km ölçülerinde dümdüz, sapasağlam bir platform olurdu bu… Mümkün oluyorsa 2×3 km ölçülerinde de yapardım.
Platforma para gömmekten hiç çekinmezdim.
Platformun üzerinde sök-tak sistemiyle kısa sürede imalathaneler kurmak ve istendiğinde sökmek mümkün olurdu. Bunun türlü yolları var. Belli ölçüde bir platformun üst yüzeyine geçmeli ya da vidalamalı yuvalar koydururdum.
İstediğimde hazır duvarları kısa sürede getirtir ve hiç kaynak, taşlama, betonlama, sıvama, kaplama işleri olmadan yerlerine montajlatırdım. İstediğimde binaların sayılarını, yüksekliklerini ya da genişliklerini değiştirebileceğim, lego benzeri bir sistem olurdu bu…
Platform üzerindeki binaların, imalathane kısımlarının çatılarında, gün ışığını içeri aktaran ama soğuğu ve sıcağı pek geçirmeyen sistemler de olurdu.
Sonra koca koca makineleri, imalat bantlarını ve hatta vinçleri bile bu binaların içine yine kaynaksız ve kolayca, sök-tak sistemiyle sabitlerdim.
Sonra da platformu, çalışma bölgesine götürürdüm. Nerede çok büyük bir çalışma yapılacaksa, büyük limanlar, büyük dalga kıranlar, büyük iskeleler, büyük çapta deniz doldurma işleri, suni ada yapma işleri ve benzeri işler yapılacaksa, istediğim zaman platformu oraya deniz yoluyla ve bedavaya yakın bir maliyetle götürürdüm.
Bedavaya yakın dedim, çünkü bu kadar büyük platform yapınca dört bir yanına büyük rüzgar türbinleri yerleştirirdim. Çok yüksek güçte elektrik enerjisini çok ucuza ve sürekli olarak üretirdim. Bu enerji sayesinde hem plaftormun çok büyük güçteki ve çok sayıdaki motorlarını besleyerek denizde yol almasını sağlar, hem de üzerindeki çok sayıda makinenin enerji ihtiyacını karşılardım. Hatta üzerindeki binaların aydınlatma, ısıtma, soğutma için kullanılan enerjisini de bedavaya yakın maliyetle sağlardım.
Sadece rüzgardan enerji üretmezdim. Platformun bir yanında güneş küreleri ya da güneş ocakları bulundururdum. Bunlar vesilesiyle deniz suyunu gün içinde binlerce dereceye getirip oluşan buharla da devasa jeneratörleri çevirirdim. Ayrıca elektrik enerjisi üretirdim. Bu, işleri yaparken maliyetlerimi çok çok düşürürdü.
Bu temsili bir resim… Birebir, gerçekçi bir çizim değil. 3B uygulamasında kendimce kısa sürede bunu yaptım.
Bunlar ortalama bir TIR dorsesi büyüklüğünde olan çelik balonlar…
Plaftormun altına bunlardan binlerce adet takardım. Tam orta/merkez kısımlarında taşıyıcı ayak olurdu. Çok sağlam ayakların üzerinde de platform inşa edilirdi. Ayaklar plaftorma sabit olurdu ama çelik balonlar taşıyıcı direklerde hareket edebilir vaziyette olurdu.
Dalgalanma oldukça iki ucu da dalgaya göre ve sırayla yükselir ve alçalardı. Bu özellik sayesinde, dev gibi plaformun altındaki binlerce çelik balon da çok çok yüsek güçte ve gece gündüz elektrik üretmeye başlardı.
Söz konusu resim
Çelik balonları, kalın paslanmaz çelikten yapardım. Balonların içine de çelikten örülmüş duvarlar yapardım. Neticede şu resimdeki kutunun içi gibi, çelik balonun içi de bölüm bölüm olurdu.
Çelik balonlardan herhangi birine ya da aynı anda birçoğuna delici bir şeyler isabet etse, yine de hiç sorun olmazdı. Çünkü çelik balonlarda açılan herhangi bir delik, sadece küçük bir bölümünün su almasına sebep olurdu. Geriye kalan büyük kısımları batmadan yine iş görürdü.
Bu teknik sayesinde dev gibi platformun denizin içinde kalan kısmı çok az/kısa olurdu. Derin olmazdı. Devasa platform sahile çok çok yaklaşabilirdi. Hatta pek çok çalışma yerine sıfır noktaya kadar sorunsuzca gelebilirdi. Hatta taşlı/kayalı olmayıp da kumsal olan yerlerde, platformun bir yanının kumsala saplanmasından bile çekinmezdim. Kumsala isteyerek saplar da sabitler, daha rahat çalışırdım
Bazen büyük bir köprü projesinde, bazen büyük bir deniz doldurma işinde, bazen çok sayıda gemiyi/tekneyi ya da kara aracını ya da iş makinesini tek seferde kıtalar arası taşıma işinde… Bazen denize kazık çakma işlerinde, bazen kayalı-taşlı sahili kumsala çevirme işlerinde bu platformu kullandırdım.
Bazen üzerindeki binaları ve makineleri kısa sürede söktürüp hemen platformu seyyar bir tersaneye bile çevirirdim. 10-15 tekneyi aynı anda plaform üzerinde imal eder, sorunsuz şekilde denize indirirdim.
Bütün bu süreçlerde elektriği bedavaya yakın masrafla karşıladığım gibi çalışanların hayatını da kolaylaştırırdım
Çünkü gerekli gördüğüm zamanlarda sök-tak binalardan bazılarını çalışanlara tahsis ederdim. Oralarda kalırlardı. Plaftorm gerektiğinde başka bir şehrin ya da ülkenin ya da kıtanın sahiline giderken, çalışanlarını sorunsuzca, konforlu şekilde yanında götürürdü.
Gerektiğinde platform üzerindeki binaları yerinde bırakır, o andaki ihtiyaca göre makineleri değiştirirdim. Gerekiyorsa sektör bile değiştirirdim.
Hatta platform günlerce, haftalarca sürecek uzun yola gidiyorsa, çalışanlar mesaiye devam ederlerdi. Yolda geçen süre boyunca bile, gidilen yerde lazım olacak parçaları imal ederlerdi. Ya da teknik ekip son planlamaları, son araç gereçleri hazırlardı. Böyle bir plaftormun zaten ihtiyaç duyduğu makineleri, aparatları, cihazları kısa sürede ve profesyonelce imal eden kısımları da bulunurdu.
Çalışma alanına gelindiğinde, ihtiyaç duyulan hammadelerin platforma getirilmesini sağlardım.
Mesela şu videodaki gibi işler yapılacaksa… Kumun, mıcırın, inşaat demirinin, çimentonun ve ihtiyaç duyulan diğer şeylerin kocaman gemilerle, toplu halde plaftorma getirilmesini sağlardım.
Bu sayede hem ham maddeler temin edilirken hem de üretilen ürünler yerlerine konurken muazzam bir tasarruf sağlardım. Binlerce kamyonun, on binlerce kere sefer yapmasına gerek kalmazdı. Binlerce kamyona, kamyon şoförüne ihtiyacım kalmazdı. Her safhada maliyetler çok çok büyük oranda düşerdi. Bunca kamyonun, iş makinesinin kullancılarına, yakıtlarına, bakımlarına, tamirlerine, lastiklerine, yedek parçalarına, ustalık kısımlarına, sigortalarına devasa meblağda paralar vermezdim.
Şu helikopter tekniğini geliştirirdim. İki motorlu ve pervaneli halden, mesela sekiz ya da on dört motorlu ve pervaneli hale getirirdim. Çember şeklinde, iç kısmında çelik örgü olan ama tamamen dolu dolu olmayan bir ana gövde yapar, motorları eşit aralıklarla dış çembere yerleştirirdim.
Bütün motorlar/pervaneler tek merkezden komut alırdı. Aracın yatayına ya da dikine hareket etmesi gereken zamanlarda hepsi olması gerektiği gibi hareket ederlerdi.
Aracın pilotu olmazdı. Uzaktan kumandayla kontrol edilirdi. Platformun üzerinden kalkınca, üretilmiş olan devasa taş bloğu ya da köprü ayağını ya da dev gibi bir iş makinesini de kaldırır, az ötedeki sahile ya da az daha içerideki yola ya da belirlenmiş yere bırakır geri dönerdi.
Üretilen ve taşınması güç olan ürünleri de platformda üretilmemiş ama taşınmış olan çok büyük ve ağır ürünleri de kolayca karaya bırakabilirdi.
Söz konusu çember şekilli hava aracını yaparken, dış çemberin alt kısımlarına, belirli aralıklarla ve büyük büyük ve içleri boş çelik toplar sabitlerdim.
İçleri boş ama malzemesi kalın olan bu paslanmaz çelik toplar, aşırı bir ağılık oluşturmazlardı ama istenilen bir anda ya da acil durumda aracın batmadan denize konmasını sağlarlardı. Hatta buradan kafa çalıştırılıp bir ilerlense, günümüz deniz araçlarının temel teknikleri bile değişir.
Fosil yakıtlı motorlar yerine, çok özel ve güçlü elektrik motorlarla da şu çember şekilli uçan aracı bir denerdim. Sonuçlar olumlu olursa, kesinlikle onu elektrik kablosu ile beslerdim.
Bu da işten bile değil… Dev gibi platformun dört köşesine birer tane büyük kablo makarası taksam… Gerektiğinde kabloyu/makarayı serbest bıraksa, gerektiğinde düzgün şekilde sarsa işimi görürdü. Kabloyu da uygun kalitede ve özelliklerde yaptırırdım ve üzerini ince ve paslanmaz çelik tel örgülerle sardırırdım.
Bu kısımda bile onlarca farklı ihtimal var. Hiç bunlarla uğraşmayıp da ağır yükleri manyetik alandan istifade ile de karaya kolayca çıkartacak bir sistemi platforma uygulatırdım.
Yalnız çember şekilli uçan araç, suni adalar yaparken, çok büyük beton blokları ya da kayaları, kısa sürede, insanları riske atmadan, düşük yakıt masrafıyla denize bırakmak için çok faydalı olurdu. Zaten aracın gelişmiş elektronik kontrol, konum belirleme, fotoğralama ve daha başka özelikleri de olurdu. Bir operatör, platformdan inmeden, kendini ya da başka birini riske atmadan tehlikeli işleri çok hızlıca ve tam isabetle yapabilirdi.
Böyle işlere ihale ile girilecekse, kimse benim verdiğim teklifi veremezdi. İşleri kesinlikle ben alırdım. Üstelik sözleşmedeki şartlara tamamen bağlı kalarak hatta oradaki şartlardan daha iyi iş çıkartacak hak edişimi alırdım.
En kötü senaryoyu çalışsak, yeni ihaleler alamamış olsam… Çekerdim platformu uygun bir yere, tersane olarak kullanırdım ya da başka başka şeyleri imal etmekte kullandırdım. Bu platform sahile yakın bir yere sabitlenince de türlü yollardan enerji üretirdi, temiz su üretirdi, ihtiyacımın binlerce kat üzerinde olan o enerjiyi ve suyu satardım.
Hiç olmadı platformu peşin paraya satardım ve kesinlikle kısa sürede yüzlerce alıcısı çıkardı. Hiçbir şekilde zarar etmezdim.
İlk bakışta böyle bir platform tekniği çok çok yüksek maliyetli ve riskli olarak görülebilir ama hiç öyle değil… Bu platform da sadece bir kaç sene içinde kendini amorti eder. Kullanıldıkça bedavaya gelir hatta birkaç kopyasının da kısa sürede yapılmasını sağlar, masraflarını karşılardı.
Bu öyle bir şey ki istendiğinde dört yanına çok sayıda kepçe kolu takılır ve aynı anda çalışır. Ya da kepçe değil de taşı/toprağı tıraşlama ya da delmeye yarayan uçlar takılır. İstendiğinde aynı anda çok sayıda vinç kolu çalışır. İstendiğinde kendini karaya, deniz dibine bile kollarıyla sabitler.
Ben olsam, söz konusu platformun orta kısmına şöyle de bir delik açardım. Bu da olursa, değişen şartlara ve mekanlara göre, bu kısım da çok farklı farklı maksatlarla kullanılabilir.
Hatta böyle bir platform yapıp balıkçılığa girişenler, uçuşa geçerler. İstedikleri kısımlara hemen binaları istedikleri ölçülerde kurarlar. Sonra binaların içlerine makineleri ve imalat bantlarını tesis ederler. Sonra da kurutulmuş balık, işlenmiş balık, konserve balık, hızlı dondurulmuş balık ve hayvan yemleri üretirler.
Balık sezonunda bunu yaptıktan sonra, diğer balık sezonuna kadar da platformun üzerini dönüştürürler ve başka projeleri yaparlar.
Sistemin sök-tak sistem olması, doğru malzemelerin tercih edilmesi, detaylarda isabetli olmak, sonuçta çok büyük kazançlar sağlar.
Dahası da var.
Yine 3B uygulamasında dar vakitte çizdim. Yeni öğreniyorum zaten çizmeyi ve temsili bir resim olduğu göz önünde bulundurulsun. Gerçeğine uygun bir resim değil bu…
Bu mantıkla, söz konusu platforma üst katlar yapardım. Hem kullanma alanı çok artardı hem de platformun herhangi bir yerinden ayrılma, kırılma ihtimali ortadn kalkardı. Zemin katı otuz metre yükseklikte yapar, diğer katları daha düşük yapardım.
Sonra iş buradan devasa tatil adası projesine kadar giderdi. İlk yapılan plaftormlarda iyice tercübe kazanılır, detaylar görülür, değerlendirmeler yapılırdı ve sonraki projelerde tatil adasını yaparken, yüksek sayıda insanı bunlarda konuk ederken hiç iç sıkıntısı yaşamazdım. Her türlü ihtimali görmüş, çalışmış, dikkate almış, gerekli tedbirlere uymuş olarak kullanıma sunardım.
Tatil adası yaparken de zemin katıyla üst kat arasına otuz mt Yüksekliğinde onlarca apartman yapardım. Bütün apartmanların bir yüzü denize dönük olurdu.
Apartmanları hem çok hoş görünüşle, mimariyle, renk tercihleriyle yapardım hem de bol çelik kolon desteğiyle yapardım. Böyelikle çelik örgü görüntüsü ortada kalmadan üst katları bu apartmanlar taşırlardı.
Her bir kat, altındaki kata kıyasla içeri çekilmiş ve kenarları daha içeride olacağı için, her katta yanlardan epeyi güneş ışığı alınırdı. Lakin ben üst katlardaki gün ışığını alt katlara aktaran sistemleri de bol bol kullanırdım. Yine de yetersiz kalacağı noktalar olursa oralarda da elektrikli aydınlatma çalıştırırdım. Onlar da otuz mt yukarıda ve gün ışığı veren lambalar oldukları için, insanları hiç rahatsız etmezdi. İnsanlar sanki üstlerinde bir tavan yokmuş gibi hissedebilirlerdi.
Bu kısımlarda ve devamındaki kısımlarda hep farklı farklı tercihler yapılabilir ama neticede öyle bir suni ada meydana getirirdim ki dünyanın en güzel şehri diye bilinen yerler bile yanında sönük kalırlardı.
Her katın kenar kısımlarında geniş alanlar gerçek kumsal kumuyla kaplanır, toplamda yüzlerce büyük havuz da bulunurdu. Katlarda içeri, merkeze doğru gidildikçe de çok gelişmiş, yüksek teknolojili ama bir yandan da sanat eseri gibi, tablo gibi güzel, rengarenk duran bir şehir görürlerdi. Yolların iki yanında da kafeler, restoranlar, güzellik merkezleri, mağazalar vb. olurdu. Bu suni adada alış veriş çok yüksek seviyede olurdu.
Her yerinde gerçek toprakta gerçek bitkiler, çiçekler, ağaçlar olurdu. Bol bol çocuk parkları da bulunurdu.
Ne temiz su sorunu, ne atık su sorunu, ne enerjji sorunu, ne sıcak ya da soğuk hava sorunu yaşanırdı. O kadar bol elektrik enerjisi olurdu ki en düşük ücretli odada bile klima bulunurdu. Dahası, yine de çoğu kişi klimaları kullanmazdı. Çünkü binalar çok özel bir ısı ve ses yalıtması ile inşa edilirdi. Bunları da özel malzemeler sayesinde, zan edilenden çok uygun maliyetle yapardım.
Üst katlara doğru gidilikçe apartman şekilli binalar yerine müstakil, bahçeli, deniz manzaraları mekanlar olurdu. Belki en üst kata da Tac Mahal mimarine benzeyen bir mimari ve renk terciyleriyle kocaman bir saray yaptırır, odalarını yüksek ücretle kiralardım.
Suni adalar ayrı bir konu… Ön bilgi olarak arada bunları yazdım ama şu çember şekilli araç üzerine gereğince çalışılırsa, kısa süre sonra denizcilik/gemicilik baştan ayağa değişir. Dalgalarda hiç sallanmayan tekneler, yatlar ve orta boyda gemiler bile yapılabilir. Üstelik hem sallanmıyorken hem de kendine çarpan dalgaları elektrik enerjisine çevirir. Elektrikle çalışır, yüksek hızda ağır yükler taşır, maliyetleri çok düşürür ve iş üstüne iş almayı sağlar.
Ben zaten orantısız güç, tekelleşme gibi saçmalıklara ömrümce hiç itibar etmedim. Bana göre, çalışan kazanır. Hak ediyorsa dev olur, hak ediyorsa tek olur.
Mühim olan hukukun üstünlüğüdür. Hukuk üstünse ve güçlü olanın değil de haklı olanın yanındaysa, birilerinin devleşmesi ya da tekleşmesi/tekelleşmesi hiçbri sorun çıkartmaz.
Çünkü devleşen ve tekelleşen taraf da karşısında adalet sistemini, devletin gücünü bulur ve hemen yanlışından döndürülür. Dönmüyorsa zorlamayla döndürülür.
Hiç hazırlık yapmadan, bir yandan metafizik çatışmalara devam ediyorken öyle yazdım geçtim. Eminim ki yazmam gerekirken yazmadığım pek çok yanı kalmıştır. Müsait zamanımda okurum, gerekiyorsa yazıda düzenlemeler yaparım ya da yeni yazılarla ek bilgiler veriririm. Soruları olanlar da profilime özelden mesajlar atarak (@mfsertkaya) sorabilirler.
Sansürcü Telegram, profilime gönderilen mesajları bile bana göstermiyor ve sansürlüyor olabilir. Buna rağmen göndericiye, mesajı gördüğüme dair bir işaret gösterebilir. Bunlar işten bile değil… Muhtemelen senelerdir bunu da yapıyordur. Bu nedenle, “Kesinlikle geri dönüş yapmalıydı. Gördü ama neden dönmedi” dediğiniz haller yaşadıysanız ya da yaşarsanız, bilin ki orada bir işler dönmüş ya da dönüyor
Çünkü ben gecikmeli de olsa bütün mühim mesajlara olumlu-olumsuz geri dönüşler yaparım, yapıyorum.
Bu günden sonra çatışmalar her geçen gün daha da artacak, şiddetlenecek ve insanlıktan da gizlenemeyecek. Dünyaya uzun süredir aslında İstanbul’un yön verdiği açıkça ifade edilmek zorunda kalınacak.
Sancılı, acılı, çatışmalı süreç bittikten sonra, hep söylediğim gibi Türkiye merkezli yatırım/proje fırtınaları esecek. Türkiye’den dünyaya dalga dalga yayılan projeler olacak bunlar…
Bu projelerden biri de devasa yüzen adalar projesi… Bu adaların en küçüğü 10 kilometre kare alana sahip olacak. 4 ya da 5 katlı olacaklar. Katlar en az 30 mt yüksekliğinde olacak. Her bir suni adada en az yüz bin daire olacak. En az 400 bin kişi aynı anda ve sıkışıklık oluşmadan tatil yapabilecek. Dairelerin en küçüğü 60 metre kare genişliğinde olacak. Dairelerden en az kırk bin tanesi deniz ve sahil/kumsal manzaralı olacak.
Her bir suni adada onlarca büyük spor salonu, onlarca büyük halı saha, onlarca devasa AVM, yüzlerce restoran, onlarca büyük havuz olacak. Suni adaların her katının dört bir yanı, gerçek sahilleri aratmayacak kalitede ve doğallıkta ve görünüşte olacak. Adaların hiçbirinde ve hiçbir yerinde metal/mekanik görüntü ağırlığı olmayacak.
Adanın en üst katı, bahçeli triplex villalar ile dolu olacak. Adaların bazılarında en üst kat dev bir saray gibi yapılacak. Adaya dışarıdan bakanların gözlerini kamaştıran bir görüntü oluşacak. Adaların bütün kısımlarını profesyoneller sanat eseri gibi çizecekler. Her şeyin detayı, şekli, rengi, işlemesi, kabartması, malzemesi özenle çalışılacak.
Bu adalar ihtiyaç duydukları elektrik enerjisinin binlerce katını sorunsuz ve gece-gündüz sürekli olarak üretebilecekler. Elektrik üretme sırasında suyu buharlaştırma tekniklerini ya da güneş enerjisi panellerini kullanmayacaklar. Bir şehrin sahiline geldiklerinde, talep olursa üç-beş büyük şehri aynı anda besleyebilecek kadar elektrik enerjisi satabilecekler. Aynı şekilde bol bol içme suyunu şehirlere de satabilecekler. Adaların, tatilcilere görünmeyen bodrum katında bol bol bitkiler yetiştirilecek ve günlük/taze olarak tatilcilere servis edilecek. Yine bu adalar tatilcilerin göremeyeceğ kısımlarında büyük çapta ve sürekli olarak balıkçılık yapacaklar. Bu sayede de tatilcilere günlük taze balık servis etmekte hiç zorlanmayacaklar.
Bu tür adaların battığı görülemeyecek. Okyanusun dev dalgalarından bile pek etkilenmeyerek yollarına devam edebilecekler. Herhangi bir ülkenin donanmasının önde gelen birkaç denizaltısı bu adalardan birine saldıracak olsa ve yüzlerce torpidosu adaya isabet edecek olsa bile batıramayacaklar. Çok özel tekniklerle ve malzemelerle yapılacak bu adalar… Uzaydan, havadan, denizden ve denizin altından yapılabilecek enerji saldırılarına karşı da korumaları olacak bu suni adaların. Mesela Elon Musk hep yaptığı gibi Starlink denilen uydu ağıyla ileri teknolojili saldırılar deneyecek olsa, bu adalar o uyduları peş peşe vurup düşürebilecekler. Bunlar yaşanırken tatilciler hiçbir şey fark etmeyecekler, rahatsız olmayacaklar.
İlk kalkışta yavaş hareket edecek olan bu adalar, kısa süre sonra büyük sehayat gemilerinden çok daha yüksek hıza kolayca ulaşabilecekler. Adalardan her biri milyarlarca dolara mal olacak ama devamındaki 3-4 sene içinde kendi masrafını amorti edebilecek. Üstelik kolay kolay bakım, tadilat gerektirmeyecek. Gerektiğinde ise düşük masraflı tadilat, tamirat yapılacak. İlk ada en fazla üç sene içinde her şeyiyle tamamlanıp kullanılır olacak. Devamında ise her altı ayda bir yeni suni ada tamamlanacak. Bir süre sonra bu adalardan dünyada yüzlerce adet olacak. Bazıları tatil adası olarak değil, sürekli ikamet adası olarak kullanılır olacak. İnsanlar bu adaları karalardan daha emniyetli, daha ferah, daha huzurlu bulacaklar. O vakit geldiğinde yüz milyonlarca dünya insanı, çok mutlu, mesut olarak bu adalarda ikamet ederek yaşayabilecekler.
Tatil adalarında dünyanın en iyi hastahaneleri de yer alacak. Tedavi olmak, şifa bulmak için de insanlar bu yüzer suni adalara akın edecekler. Yine adalarda tatil yapanlar, günde birkaç saatliğine türlü el sanatlarına dair atelyeli ve geniş imkanlarla donatılmış bir eğitim de alabilecekler. Tatil adalarında çok büyük düğün salonlarından da olacak ve isteyenler düğünlerini bu adalarda yapabilecekler.
Söz konusu adaların, anlatması çok uzun gidecek türlü türlü özellikleri, incelikleri olacak ve sancılı süreçten hemen sonra bunların inşasına da hemen başlanacak.
O temel seviyede anlattığım şeyler, onca mühendise ve iş adamına aslında satır aralarında neler neler verdi. Hala daha ne kadar basit seviyelerden bakıyorlar.
Bak şu yukarıda attığım şeye güneş küresi deniliyor. Daha önce anlattığım o güneş ocaklarının yerine bundan kullanacaklar. Hatta bunu biraz elden geçirip, bir kademe daha geliştirip öyle kullanacaklar.
Kocaman nakliye gemilerine bundan bir ya da birkaç tane yerleştirecekler. Gün boyunca güneş hangi açıda olursa olsun küreler o ışığı yine de üzerlerine çekecekler.
Sonra da hesaplanmış olan noktaya aktaracaklar. O hesaplanan noktada ise kazan olacak. Kazana denizden su çekeceksin, güneş küresi ile ısıtacaksın ki binlerce dereceye kadar kolayca ısıtabilirsin, çıkan buharı pistona göndereceksin. Hepsi bu… Bu kısımların onlarca farklı alternatif detayı olabilir ama temel mantığı bu. Kürelerin sayısı, yerleri, kazanların sayısı ve yerleri değişebilir ama temel mantık bu.
Piston kısımları da farklı farklı olabilir ama her şartta bu sistem kocaman gemileri gün boyunca bedavaya götürebilir.
İnsanoğlu onlarca sene boyunca kömür yakarak, yanında su ve kömür taşıyarak ve insan gücü de ekleyerek buharlı trenler kullandı.
Buharlı trenler yüzlerce ton ağırlığa sahip oldukları ve demir demire (tekerlekler raylara) sürtündüğü halde bile 70 km hıza çıktılar.
Dünyada bu kadar mühendis var, kaç haftadır neler anlatıyorum, şunun nesini düşünemiyorlar. Ben de bunu anlamıyorum. Gemin var, hep denizdesin, her yer su… Yanında su taşıma derdin yok. Gün boyu her yerde gün ışığı var, kömür ya da başka yanıcı malzeme satın alma ve taşıma derdin yok. Kocaman denizlerde ve okyanuslarda senin atacağın sıcak suyun kimseye zararı da yok. Çevreye hiç zarar vermeyeceksin.
Birileri suni enerji/yakıt krizi çıkartacakmış. İnsanoğlu dik dursa, gölgesinden korkan üç beş tane uzaylı, koca dünyada neyin krizini çıkartabilir.
Kaç kere anlattım. “Arabaların camları olmayacak, içlerinde ekran olacak” dedim. Çok dikkatle de cümleler kurdum ama hala anlamamışlar. Zan ediyorlar ki arabanıın her bir yanına ayrı ayrı monitörler takılacak… Öyle değil, hiç monitör/ekran olmayacak. İncecik, plastik, esnek, az enerji harcayan, sağlığa zararı olmayan, buna rağmen çok yüksek kalitede görüntü veren ekranlar, cam olması gerektiği halde cam konulmamış olan yerlerin iç kısımlarına çekilecek/sabitlenecek. Ekranlar açıkken sanki oralarda sadece cam varmış hissi verecek. Şoförün önünde de aynısı olacak. Hatta öyle olabilir ki camlar arasındaki taşıyıcı direkler bile görünmeyip oralar bile ekran kaplı olabilir. Bu, daha lüks araçlarda olur. İnsanlar içinde iken, aracın üstü ve yanları tamamen açıkmış hissine kapılabilirler. O ekranlar açıkken, kimse içeride dar bir mekanda sıkışmış, kapalı kalmış hissine kapılmayacak. Camlı araçlardan bile daha aydınlık, daha ferah bir ortam oluşacak. Hakikaten şaşırtıcı ama kafa adamlar arasında bile hala şu kadarını anlamayanlar var.
Ben de bekliyorum ki bu adamlar kafalarını çalıştıracaklar, yeni nesil evlerin iç duvarlarında, yerden tavana kadar her yeri bu ekranlarla kaplayacaklar. İnsanlar evlerinin içinde dışarıyı, arada sanki duvarlar yokmuş gibi canlı canlı görecekler. üstelik görüntüler çok kaliteli, çok gerçekçi olacak. Ya da öyle bir görüntü paketi yüklenecek ki evin sakinleri, istediklerinde evlerini istedikleri yerde imiş gibi görecekler. Misal olsun, anlaşılsın diye, Bilal’e anlatır gibi anlatıyorum. Benim evim mesela Konya’da olsa, ben İstanbul’da boğazın Anadolu yakasında bir yerde oturuyormuş gibi hissetmek istesem, evimin koca duvarları bana oranın hareketli görüntülerini gösterecek. Etrafta martılar uçuşacak, dalgalar gelip duvarların dışına çarpıyormuş gibi görünecek. İnsanlar yürüyecek, rüzgarlar esecek, yapraklar sallanacak ve düşecek, araçlar geçecek. İstersem tek tuşa basacağım ve o ortamın/konumun tabii sesleri (insan, araç, dalga, kuşlar ve daha ne varsa) hepsi içeride duyulacak.
Gerçekten oradaymışım gibi hissettirecek. Gece uyku moduna geçecek, sanki hiç yan duvarlar ve çatı ya da kat arası tavan yokmuş gibi, bana yıldızları, kayan yıldızları, ayı, ışık yakarak geçen uçakları, düşen meteorları, gece uçuşan ve ışık yayan böcekleri izletecek. Ya da bir tuşa basacağım ve beni bir anda Afrika’da vahşi hayatın içine götürecek.
Zaten söz konusu araçlar ve evler, muazzam kalitede ısı ve ses yalıtması ile, buna rağmen düşük masraflarla yapılabilecek. Son derece huzurlu ortamlar olacaklar. İnsanlar istemedikleri gürültüleri dinlemek, istemedikleri soğuk duvarları sürekli izlemek yerine, istedikleri görüntülerle ve seslerler meşgul olabilecekler.
Dahası, çocukları yetiştirmede, eğitim sistemini geliştirmede bu teknoloji yine ayrıca çığır açacak.
Daha nasıl anlatılabilir, bilmiyorum. Daha da anlamayan varsa bu işleri bıraksın.
Şimdi bu kafadaki kişilere yukarıdaki bilgiyi atsan “Geriye mi döneceğiz, bu zamanda buharlı sistemler mi kullanacağız” derler.
Halbuki hemen bir sonraki safhayı sormaları ya da oturup projesini çalışmaları beklenir
O buhar, o pistonları hareket ettirdikten sonra, havaya atılması yerine, yeni bir teknik ile hızlıca soğutulup yeniden su kazanına gönderilebilir mi?
Eğer buna “Evet gönderilir” diyebileceği bir tekniği geliştirirse, karadaki ve havada araçları da gün boyunca güneş ışığıyla ve çok güçlü bir torkla çalıştırabilir.
Hatta gün boyunca bol miktarda enerji depolayarak, güneş ışığı bulunmayan karanlık vakitlerde de araçları çalıştırabilir.
Belki de ilk duyduğunda hafife alacağı buhar tekniği, yakıtsız araçların kullanılabilmesini mümkün kılar.
Buharı havaya hiç kaçırmayıp, basıncını kırabilip, hızlıca soğutup kazana geri gönderemese bile… Kocaman gemiler yapabilir, bunlar mobil enerji santralleri gibi hizmet verebilir. Nerede enerji sorunu varsa, bunlardan 10-15 tanesi o şehrin sahillerine yanaşırlar, güneş ışığı ve deniz suyu ile elektrik üretip şehirleri beslerler. Aynı anda içilebilir su da üretirler.
Hala nükleer santraller yapmak kafasındalar. Hatta hala nükleer bombalar kullanmanın yollarını arıyorlar. Oysa bu sistemin küçük halleri her evin tepesinde bile olabilir. Isınma, elektrik, içilebilir su, hepsi ücretsiz olur. Belediyeler sadece her sokağa serbestçe kullanılan deniz suyu boru hatları çeker. Yine olmadık şekilde anlaşılmasın diye, yine Bilal’e anlatır gibi anlatıyorum. Yani belediyeler, her sokağa içme suyu boru hatta çektikleri gibi, her sokağa deniz suyu boru hattı çekerler. Bunlardan binalara da ara bağlantılar olur. Hususiyle apartmanlardan oluşan siteler, çok kolayca ve önden önden bu sisteme geçerler. Çok büyük iktisat sağlarlar. Bahçe duvarlarını yıkarak yerine bitki kabinlerinden koyarlar. Bir yandan o kabinler de elektrik, su ve bitki üretirler. Daha bu iş böyle zincirleme şekilde uzar gider, kısa sürede dünya cennete döner.
Bak, içi ekran kaplanmış araç dediğimde, bunun gibi hatta bundan daha gelişmiş bir sistemi kastediyorum. Yaklaşık yedi ya da sekiz yılı geçti, ara ara bundan bahsettim. “Hiç camı olmayan bir aracın içi, sanki her yeri cammış gibi bir hale getirilebilir. Bunun için, aracın iç yüzeyleri ekranla kaplanabilir.” dedim.
(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)
Büyükbaş hayvan durakları için
Kaç gündür fırsat bulup da bir türlü yazamadım. Bu gidişle daha da gecikecek diye, şimdi çok hızlı şekilde anlatacağım.
Bu sistemin her kısmında türlü türlü alternartif teknikler uygulanabilir ama ben o kısımlara girmeden, temel mantığın anlaşılmasını sağlayacağım.
Gördüğün video yine sadece konunun anlaşılması için seçtiğim videolardan biri…
Bir mutfak tezgahının lavabosu görülüyor.
Ondan yola çıkarak hayvanları kapalı mekanlarda temiz tutacak sistemi anlatacağım ama önce şunu da atayım.
Büyükbaş hayvanların kapalı mekanlarda tutuldukları bu kısma durak deniyor. Türkiye’de hayvancılık sahasında da her bölgede farklı isimlendirmeler mevcut ama hayvan durağı denince herkes bunun kastediliğini anlayabiliyor.
Besiciliğin belini büken, çıkmaza sokan kısımlarından biri de bu kısım. Kapalı mekanda duraklara alınan büyükbaş hayvanlar, her türlü hastalığı buralardan kapıyorlar.
Çünkü kendi idrarlarının ve dışkılarının üzerine yatmak zorunda kalıyorlar. Her canlıda olduğu gibi ineklerde de bu hal, onlarca farklı hastalığa sebep oluyor.
Öncelikle hayvanların duraklarının beton olması sağlıklı olmuyor. Beton (çimento, kum, kireç karışımı) insanlar için olduğu kadar hayvanlar için de sağlıklı değil.
Bunun haricinde beton soğuk, beton sert, beton kaygan…
Zaten bu hayvanlar bulundukları yerleri ıslatıyorlar, betonun kayganlığının üzerine bir de bu ıslaklık gelince daha da kayganlaşıyor. Bunun devamında çok sayıda hayvanın ayakları kayıyor, bu da ciddi yaralanmalara sebep oluyor. Bu nedenle hayvanların iki arka ayağının iki ayrı yana doğru açıldığı dahi oluyor. Bacak açmak için uzun zamana yayarak, alıştıra alıştıra kendini yetiştirmiş bir sporcu misali, arka ayakları yere paralel hale gelerek açılıyor. Fark şu ki bir anda geliyor ve vücutları yüzlerce kg ağırlığında iken geliyor. Dayanılmaz acılar çektikleri, çoğunlukla düzeltilemeyip kesildikleri oluyor.
Bunu önlemek için betonların üzerine çizikler çekiliyor, daha pütürlü bir yapısı olması sağlanıyor ama onun tesiri de kısa oluyor, sorunu çözmüyor. Neresinden bakılırsa bakılsın beton kullanılarak hayvan durakları yapılamıyor.
Bazı besiciler, durak sorunu çözmek beton zeminin üzerine sürekli olarak saman seriyorlar, bunu sık sık değiştiriyorlar ama yine de hayvanlar kendi idrarları, dışkıları üzerinde uyumak zorunda kalıyorlar. Yine ıslak, kirli, mikrop yuvası ve kaygan bir zemin üzerine kalıyorlar.
Bu hayvanların ahırlarında o kadar çok kara sinek ve sivri sinek toplanmasının baş sebeplerinden biri de bu… Bulundukları yerlerin hep gübre dolu olması.
Kendi atıkları kendi vücutlarının her yerine (en çok da arka kısımlarına) bulaşıyor, oralarda kalıp kuruyor, sonra sürekli olarak aynı kısımlar idrarla, dışkıyla kaplanmaya devam ediyor. Öyle ki bir süre sonra vücutlarının o kısımları, demir taraklarla taransalar bile çıkmayacak şekilde gübre bağlıyor.
Bu sırada hem ciltleri üzerinden vücutlarına mikroplar bulaşıyor, hem o pis ortamdaki sinekler üzerinden vücutlarına mikroplar bulaşıyor. Hem de ağız yoluyla vücutlarına mikroplar bulaşıyor. Devamındaki süreçte de bu hayvanlar hayatları boyunca hastalıklarla yaşıyorlar. Çok sık olarak da ishal oluyorlar.
Sürekli yaşanan hastalıkları önlemek için de onlarca farklı çeşit aşılar ve ilaçlar hep bu hayvanlara kullanılıyor. Deyim yerindeyse, bataklık kimseyi rahatsız etmiyor, bataklık kurutulmuyor ama sinekler ilaçlanıyor. Yani bir yandan pis ortam hala oluyor, sürekli olarak mikroplarla temas hala oluyor, yetmeyip üzerine bir de yoğun şekilde kullanılan aşılar ve ilaçlar da hayvanlara ayrıca zarar veriyor, sağlıklarını düşürüyor. Etlerini ve sütlerini bozuyor, lezzetleri de olmuyor.
Zaten günün büyük kısmında durakta hareketsiz beklemeleri de ayrıca bu hayvanları hasta ediyor. Hareketsizlik bile başlı başına bir sağlık sorunu.
Bazı besiciler son zamanlarda duraklarda kauçuk malzemeler kullanıyorlar. Kauçuk sistem, betonun kayganlığını ortadan kaldırsa ve biraz daha yumuşaklık sağlasa da temizliğe ciddi bir katkısı olmuyor ve sorunları çözmüyor.
Kauçuklu sistemlerde de yoğun insan ve makine gücüne ihtiyaç duyuluyor. Hayvanların duraklarının insan ve araç/makine gücüyle temizlenmesi gerekiyor
Öyle ise, yüzbinlerce büyükbaş bir çiftlikte toplanacaksa, sağlıklı, hastalıkların yok denecek kadar az olduğu, hayvan kaybının asgariye indirildiği, masrafların düşürülebildiği, hayvanlara kötü muamelenin yapılmadığı, etin ve sütün veriminin yüksek olduğu, riskin asgariye indirildiği bir sistem yapılacaksa, bu sorunların çözülmesi lazım.
Her gün çalışanların ve de araçların durakları dolaşarak temizlemek zorunda kalmadığı… Çalışan, araç, yakıt, tamir ve bakım gibi masrafların asgariye çekildiği bir sistem lazım.
Izgara sistemi denilen bu sistem de sorunu çözemedi. Öncelikle hayvanlar bunun üzerinde rahat değiller. Kendilerini emniyette hissetmiyorlar. Uzanacakları zaman ızgaraların üzerine değil, kenar kısımlardaki tamamen kapalı zeminlere uzanıyorlar. Sonra, ızgaralı sistem de hayvanların atıklarının/gübrelerinin hemen uzaklaştırılmasını sağlamıyor. Üstelik ızgaralı sistem de ek olarak insan ve araç müdahalesi gerektiriyor. Yüzbinlerce büyük baş olacaksa bu, son derece istenmeyen bir şey…
Bazı besiciler ise durakların zeminine kum seriyorlar. Lakin kum ağır… Kumu sermek de toplamak da zor ve masraflı bir iş. Bu nedenle bu tekniği tercih edenler az.
Tercih edenlerin arasında da kumu gerekli sıklıkta değiştirenlerin sayısı çok az.
Aslında kum serilse ve gerekli sıklıkla değiştirilse, temizlik sorunu çok büyük oranda çözülüyor. Kum, hayvanlar için betondan, kauçuktan ve diğer malzemelerden daha uygun bir rahatlık da sağlıyor.
Bu nedenle sen, büyükçe bir çiftlik yapınca, duraklarda silisli kum kullanmalısın. Gerekli sıklıkta değiştirirken çok fazla işçilik, zahmet, masraf oluşmaması için de otomatik bir sistem kurmalısın.
Silisli kum, nemi/idrarı hemen aşağı/dibe çeker. Dışkının ise daha hızlı kurumasını sağlar. Üstelik silisli kum ile dışkı/gübre birbirinden kolayca ayrılabilir.
Şimdi ilk attığım lavaboya geri dönelim. Ondan fikir alarak hayvan durakları yapacaksın. Ortalama 20 cm derinliği olacak. Orta kısmında yine kapaklı bir deliği olacak. Hayvanlar sabah duraklarından çıkıp sağıma götürüldüğünde ya da bahçeye/meraya çıkartıldığında… Senin sistemin otomatik olarak çalışacak, silisli kumları her sabah duraklardan aşağı çekecek ve duraktaki hazneyi boşaltacak. Tıpkı suyunu dibe çeken lavabo gibi… Silisli kum, duraklardan dibe çekilince, aşağı kısımdaki boru hatlarının içinde akacak ve binanın dışında, aynı zamanda yer altında bulunan büyük tanka götürecek. İdrarla, dışkıyla karışmış olan silisli kum orada ısıtılacak, ısıya maruz kalınca kuruyacak, kururken biogaz da yayacak ve bunlar depolanacak. Sonra başka bir tanka aktarılacak ve o kısımda ise kum ile kurutulmuş gübre birbirinden ayrıştırılacak. Bu sırada silisli kumda azami yüzde beşlik bir kayıp olacak. Kuru gübrenin içinde çok az miktarda silisli kum kalması, gübreyi satarken sorun olmayacak. Çünkü araziye gübre atılınca arasındaki az silisli kum, toprağın daha iyi havalanmasını sağlayacak.
Yine, silisli kumun içinde çok az miktarda kurutulmuş gübre kalması da hayvanlar için sorun olmayacak. Çünkü kurutulmuş gübre hayvanlarda öyle kolay kolay hastalıklara sebep olmaz. Gübreden ayrıştırdığın kum, ertesi sabah duraklara dökülmek üzere depoya otomatik sistemle nakil edilecek. Bir önceki günün kurutulmuş ve arıtılmış silisli kumu ise, sistem sabah kumu çektiği gibi boş duraklara dökülecek. Bu kısımları da tesis otomatik olarak yapacak. Neredeyse hiç insan eli değmeyecek.
Paslanmaz çelikten ya da biraz bol çelikle kuvvetlendirilmiş YNP’den yapacağın o duraklarda, kumu tahliye borularına çekmenin de ayrıca dağıtıcı borulardaki kumu duraklara düzgün şekilde dökmenin/sermenin de türlü türlü yolları var. Bunları anlatmaya bile gerek yok, mühendisler, şu anda dünyamızda zaten kullanılmakta olan tekniklerle bile sorunsuz işleyen bir sistemi hemen yapabilirler.
Sonra, mühendislerin, içindeki kumla birlikte bu durakların titremesini kolayca sağlayabilirler. Hayvanın dışkıladığını anlayabilen sensörler kullanmak mümkün ve böyle bir sistem yapmak öyle uçuk bir maliyete de denk gelmez. Zaten bir kere yapılır, onlarca sene sorunsuz kullanılır. Hayvanın ihtiyaç giderdiğini anlayan sensörler, motoru harekete geçirecekler ve titretme motoru durağı titretecek. Bu, idrarın ve dışkının kumun iç hatta dip kısmına doğru düşmesini ve temiz kumun üste kalmasını sağlayacak. Birkaç dakika hafifçe titreyerek bunu sağlayacak.
Daha önce bahsettiğim kayan bant sisteminin daha dar olanı, hayvanların duraklarının ön kısmından kayıp gidecek. Bu hayvanlara insan ya da araç ile yem dağıtılmayacak. Bu defa 40×18 cm boylarında saksılar dip dibe kayan bantla ve yavaşça geçecekler. Üzerlerinde yonca ve diğer malum bitkiler olacak. Doyana kadar yiyecekler. Çünkü sağlıklı hayvanlar, doyduklarında kesinlikle yemeyi keserler. Doydukları halde yiyorlarsa, rahatsızlıkları var demektir.
Daha toprağında olan bitkileri taze taze yiyecekler. Kurutulmuş yemlerden mümkün olduğunca kaçınılacak. Çünkü, açıkça itiraf edilmese de bu hayvanların sık rahatsızlanmasının ve doydukları halde yemeye devam ederek ayrıca rahatsızlanmalarının bir sebebi de çok yoğun olarak kurutulmuş yemle beslenmeleri. Oysa bu hayvanların taze yemlere/bitkilere, harekete, temiz havaya, güneşe ihtiyacı var. Bu nedenle, durakların ön kısmında sürekli olarak su akan bir de dar kanal olacak. İnekler durgun su içmeyecekler. Boru hatlarında beklemiş su da içmeyecekler.
Bilmiyorum anlatabildim mi bu şekilde… Hayvanları temiz tutabilmenin basit bir yolu bu… Bu, aslında en basit yolu. Diğer teknikleri anlatır mıyım herkese açık olarak bilmiyorum ama şu anlatılan aslında öyle çok uçuk, zor, ileri seviye teknik değil. Beşer, onar hayvan besleyenler için bile bunların hazır sistemleri imal edilip satılabilir. Kamyon kasalarında taşınır, basit vinçlerle indirip yerlerine konulur. Ahırlarda öncesinde pek bir şey yapmaya da gerek olmaz. Köylerde kasabalarda bile imkanları düşük besiciler de bu sayede temizce hayvan bakabilirler. O kutu gibi sistemler kumu yine borulardan dışarı tahliye ederler de köylüler kumu güneşin altında da kurutabilirler. Kurumuş gübre ile silisli kumu ayrıştırmasalar ve yeniden yeniden hayvanların duraklarına serilse bile sorun çıkmaz. Ayrıca silisli kum yerine normal toprak da kullanbilir köylü besiciler. Kendi topraklarını tabii şekilde gübrelemiş olurlar. Bu vesile ile de saksıda ve çok katlı ziraat sistemine geçiş yaparlar.
Mühim bir husus da şu… Maliyeti düşürmek için duraklarda kullanılan galvaniz kaplamalı metaller de hiç sağlıklı değiller.
Şu videoya bir bakalım. Türkiyenin her yeri kara yolu. Yolların gidiş geliş şeritleri arasında kalan o kısımlar, ziraat kabinleri için bulunmaz fırsat. Direkleri hatta bariyetleri sökmeye de gerek yok. Kamyonlarla getir ve hemen oraya bırak. Aynı anda hem güneş panelleriyle elektrik üretmeye başlasın. Hem küçük küçük rüzgar türbinleri ile eletrik üretmeye başlasın. Hem havadan temiz su üretmeye başlasın. Hem içinde türlü türlü bitkiler yetişmeye başlasın.
Şu gördüğün dünyanın her yerinde onlarca senedir kullanılan yürüyen bant.. Konveyör de diyorlar bu tekniğe ve türlü türlü değişik modelleri var.
Bu gördüğün model çok yüksek sayıda insanı ve dolayısıyla yüksek ağırlıkları çekebiliyor.
Bir ineğin boyuna ve enine rahat edeceği kadar geniş ve aynı zamanda sağlam bir saksı yapacaksın. Buna bir kere masraf edip onlarca sene kırılmadan, bozulmadan kullanacaksın.
Saksılar tek sıra halinde bir yürüyen bantta ilerleyecek, tepelerinden toprak dolduran sistemin olacak. Hiç insan eli bile değmeden saksılara otomatik robot kollar sayesinde toprak doldurulacak. İnsan dikkatiyle yapılamayacak şekilde, hepsi de istenen miktarda doldurulacak. Her şey serice, hızlıca da olacak.
Sonra bant ilerleyecek, birkaç kenar köşe de dönecek ve o kocaman saksılar son kısımda bu videoda gördüğün gibi daha sağlam, daha güçlü bir yürüyen banta konacak. Lakin yan döndürülek, yan duvarları birbirine temas ederek konacak.
Hayvanların zaten ya sağıma götürülmüş olacak ya da sabah vakti bahçeye/meraya çıkartılmış olacak. O sırada bu bantın üzerinden yeni ve temiz toprak doldurulmuş saksılar yan yan ve birbirlerine bitişik şekilde gelecekler.
Zaten sen hayvan duraklarını da buna göre yapacaksın. Her iki hayvanın arasını ayıran o borulu sistemi kaldırıp da her iki saksının birleşme noktasının tam üzerinde havada asılı duruyor gibi olan duvarlar yapacaksın. Yani hayvanlar duraklarına geldiklerinde yerde sadece yeni ve temiz ve kuru toprak görecekler. Saksı diye bir şey görmeyecekler. Saksıların birbirine sıfır noktada olduğu yan kısımlarının tam üstünde bu duvar olacak. Böylelikle hiçbir hayvan saksıların yan duvarlarına basmayacak, yaralanma, sakatlanma olmayacak.
Zaten, dün de yazmıştım. Hayvanların baş/ön kısımlarında, yerden yaklaşık seksen cm yükseklikte ayrı ve küçük bir yürüyen bant olacak. O bantın üzerinden şu resimdekilere benzeyen saksılar kayarak gidecek. Saksılarda toprak ve yetişmiş bitkiler olacak. Saksılar çok hafif ama sağlam ve sağlığa zarar vermeyen malzemelerden yapılacak. Dolayısıyla hayvanlar sürekli taze ve sağlığına faydalı bitkiler yiyebilecekler.
Bu şu demek oldu… Yüz binle değil, maddi imkanın yetiyorsa eğer, milyonla büyük baş hayvanı tertemiz yaşatırken, bir yandan da işçiliği, hastalığı, zamanı, arızayı, maliyetleri dibe çekebileceğin bir sistem kurmak demek.
Bitkileri hayvanlar tarafından yenilmiş olan saksılar ilerleyip çeşitli safhalardan geçecekler. Robot kollar onları boşaltacaklar, yeniden ve gübrelenmiş toprak dolduracaklar. Sonra da filizlenme kısmı daha önceden küçük saksılarda yapılmış olan bitkilerin filizlerini bu saksılara yerleştirerek, saksıları hasat zamanına kadar duracakları yerlere götürecekler. Burada bile belki de hiç insan eli değmeyecek.
Hayvanların altına koyduğun büyük ve derin saksıları ise her sabah değiştireceksin. Tamamen otomatik bir şekilde değişecek.
Bir yürüyen bant hattında hiç değilse 100, ihtimal ki 250 tane büyük baş hayvan durağı olacak. Bu da 250 adet büyük saksı demek.
Bunlar her sabah, üzerlerinde hayvanlar yokken, kendi kendilerine değişecekler.
Yürüyen bant, aynı istikamette yürümeye devam edecek, az ileriden aşağı kata doğru inen bir yürüyen merdivene bağlanacak. O kısımda saksılar hafif eğimle ama biraz uzun yolla aşağı kata inen merdivenden kolayca ve sorunsuz şekilde aşağıya inecekler.
Üzerlerinde zaten taze ve tamamen tabii büyükbaş hayvan gübresi var.
Bu saksılardan on ya da yirmi tanesi bir grup halinde yan yana iken, yukarıdan bir sistem aşağı inerek bunların üstünü kapatacak.
Sonra çırpıcı aparatları, saksıların içindeki toprakları dışarı hiç kaçırmadan ve saniyeler içinde çırpacaklar.
Böylelikle gübre toprağa eşit şekilde dağıtılmış olacak.
Sonra o sistem yukarı tekrar kalkacak, çırpılmış, karıştırılmış saksılar bantta ilerlemeye devam edecek.
Az ileride başka bir sistem bu saksı grubunun üzerine inecek ve daha önce tohumdan filize kadar olan kısmı gerçekleşmiş olan hazır filizleri bu büyük saksılara bir ya da birkaç hamlede ekecek, dikecek
Mesela 24’lü bir kol, 24 tane filizi bir saksıya saniyeler içinde dikebilmiş olacak.
Ya da şartlara bakılır, sayılar değiştirilir.
Bu geniş ve derin, aynı zamanda kaliteli/verimli toprak ile tabii gübreye sahip olan saksılar, sana para basacaklar.
Bu bir zahmet, bir zorluk ya da mantıksızlık değil. Senin işletmenin bunlara zaten ihtiyacı var.
Yumru köklü bitkiler yetiştirmek için senin geniş ve derin saksılarla zaten çalışman şart.
Başta yer fıstığı yetiştirecek, ondan yemeklik yağ, bebek maması, kahvaltılık sos tarzı şeyler, hayvanlar için çok faydalı yem yapacaksın. Her şeyinden faydalanacaksın. Bunun için de bu saksılara ihtiyacın var.
Ayrıca manyok yetiştirecek ve manyok unundan ekmek, kek, börek gibi şeylerin yapılmasını sağlayacaksın. Havuç, patates, turp, şeker pancarı ve benzeri yumru köklü bitkileri bu saksılarda normalinden çok kısa sürede yetiştireceksin. Üstelik hormon kullanmadan bunu yapabileceksin. Hem de hep dediğim gibi, az yağış, çok yağış, dolu, fırtına, çok güneş, az güneş, susuzluk, haşerat, ziraat ilaçlarının zehirleri gibi türlü sorunlar olmadan, dünyanın en kaliteli ve sağlıklı ziraat mahsüllerini yetiştireceksin. Bir de şu kısmı var ki yüzlerce büyük traktör ya da başka başka ziraat araçları kullanmadan bunu yapacaksın. Dünya kadar mazotu kullanmadan, yüzlerce araç kullanıcısına maaşlar vermeden ve yüzlerce aracın satın alma, tamir ve bakım, yedek parça, sigorta gibi masraflarına hiç bulaşmadan bunları yapabileceksin. Bu nedenle, böyle bir çiftlik tesis etmek birilerine başta çok uçuk bir masraf gibi görünebilir ama işten anlayan, muhakemesi sağlıklı kişiler, böyle bir çiftliğin aslında ne demek olduğunu hemen kavrarlar.
Dahası var. Biraz daha sermayen müsaitse, hiç düşünmeden bu saksılara bir de yaklaşık 50 cm yüksekliğinde kapaklar yapacaksın.
Kapakların iç yüzeleri tamamen ışık yansıtmaya uygun malzeme ile kaplanacak. Kapak kapatılarak içinde az enerji harcayan bir led ışık grubu yanınca, saksı içinde yeterli aydınlatma sağlanmış olacak.
Ayrıca kapağın iyice hesap edilmiş noktlarında birkaç küçük havalandırma deliği olacak.
Kapakların üst kısımlarında bir de ince su damlatma boruları olacak.
Bu saksıları üst üste, yan yana, yerden çokça istifade edilebilecek şekilde koyabileceksin.
Ona göre elektrik ve ince su borusu bağlantılarını sağlayacaksın. Bu bile aslında meseleden sayılmaz.
Sonra bir ay, iki ay ya da en fazla üç ay sonra bu saksıları hasat edeceksin. O kısımların da tamamına yakını insan eli değmeden yapılabilecek. Hasattan sonra bu saksıların toprakları büyükçe bir tekneye/tankere dökülecek. Orada biraz karıştırılacak. Sonra tekrar saksılara dökülecek ve yürüyen bantlar üzerinde yine büyükbaş hayvanların altına gönderilecek. Zaten bahçe zemindeki büyük saksı sistemi de çok yaklaşık olarak böyle işleyecek. Hayvanlar bahçede de her sabah yeni ve taze bitkiler bulup beslenecekler. Bahçenin de zaten belirli yerlerinde durgun olmayan, sürekli akan su kanalları olacak ve oralardan sularını da içecekler.
Şuraya kadar anlattığm da aslında en temel mantığı.. Araya daha başka teknikler girerek, saksıları her gün değil, üç beş günde bir değiştirmek mümkün. O sırada toprağın iyice gübrelenmesini sağlarken hayvanın hastalanmasına ve rahatının bozulmasına izin vermemek de mümkün.
Kazık temeller çakıldıktan sonra üst kısımları buna benzer ama az daha geliştirilmiş bir usulle birleştirilse… Top atsan yıkılmaz orası. Fırtınayı geçelim, kuvvetli bir tsunami gelse bile söküp sürükleyemez orayı. Üzerine beş kat bile çıkılır. Üstelik çok az insanla ve araçla, yine çok kısa sürede ve çok ucuza temel atabilmiş olursun.
Ve yine, zamanı geldiğinde kolayca söker, bütün malzemeyi alıp götürebilir ve başka yerlerde kullanabilirsin.
Ya da geri dönüştürebilirsin. Özellikle arazinin şartlarını iyi ölçerek, yeterli genişlikte ve uzunlukta direkler/kazıklar çakarsan… Bir de sadece kenarlara değil de orta kısımlara da yeterli sayıda ve özelliklerde kazıklar çakarsan… Ne yan yatar, ne yere batar ne de başka sorun yaşanır. Zaten binanın altının çoğu kısmı boş olacak ve şiddetli sel baskını ya da tsunami gibi afetler zamanında suyun epeyi bir kısmı altından akıp gidebilecek. Bu, binanın yaz kış daha iyi ısı yalıtmasına sahip olmasını da sağlayacak.
Yine bu sayede, hazır/taşınabilir ev sistemi yaparken atık ve temiz su borularını da kolayca bağlayabilirsin.
Diğer soruna cevap vermek için kısaca şunu çizdim. Temsili bir çizim, konuyu anlayabilmen için sadece.
Anlattığım hepsi bir arada projeyi yapmak için deniz kenarlarında olman şart değil. Ben, en iyi şartlar orada diye o şekilde anlattım ama Türkiye’nin iç bölgelerinde de çok uygun şartlar var. Mesela Tuz gölü…
Türkiye’nin orta kısmında, gayet büyük, etrafı nispeten daha düz ve ziraata, besiciliğe uygun…
Pek çok büyük şehre de yakın. Ana yollara ulaşmak kolay
Yine Isparta tarafları da fena değil. Oralarda da göller var. Araziyi düzelmek zorunda kalabilirsin ama buna değer.
Gerçi o hafriyat, düzeltme işlerini de çok çok daha ucuza ve kısa sürede yapmak mümkün, o ayrı konu.
Sarı ile çizdiğim yerler gerçek hatlar değil ama onlara yakın hatlarda ana kanallar açılacak
Hala farklı düşüncelere sahip olanlar elbette vardır ama her şey planladığım gibi olursa, Türkiye’nin ana kanallara sahip olması öyle çok uzun bir zaman almayacak
Yani senin gibiler göllerin yakın etrafında hayvancılık, ziraat, enerji, su dahil hepsi bir arada projelere giriştikten kısa süre sonra, bu kanallar imdadınıza yetişecek.
Türkiye’nin her yeri yeşillenecek. Her yerde bol deniz suyu, bunun devamı olarak bol içme suyu ve elektrik enerjisi olacak. Bol bol balık olacak ve balık çeşitleri de çok artacak. Buna, senin gibi kişilerin yapacağı çiftlik projeleri de çok yardımcı ve önayak olacak.
Tabiatta bitki çeşitliliği de hayvan çeşitliliği de artacak.
O GAP dedikleri proje bu projenin yanında mesele bile edilmeyecek, projeden bile sayılmayacak.
Zaten bir süre sonrasında Türkiye’nin büyük tatlı su göllerine ve baraj göllerine ihtiyacı da olmayacak.
Sistem iyice oturduktan sonra oralar da tuzlu su gölüne çevrilecek.
Belki de kısa süre sonra Konya ovasında ziraat mahsüllerinden daha çok oranda deniz mahsülleri yetiştirilecek.
Çünkü çiftçilerimizin epeyi bir kısmı, mükemmel bir eğitim de alarak balık çiftlikleri açacaklar
Sizin gibilerin, bunları şimdiden öngörerek birlik olmaları şart.
Maddi imkanlarınızı, arazilerinizi birleştirmelisiniz.
Bu kadar kanal olursa ülke içinde kara ulaşımı nasıl olacak diye de dert etmeyin. Hiç sorun olmayacak. Bu kanallar kazılırken zaten çok büyük seviyede madencilik yapılmış olacak. Çok değerli şeyler çıkartılacak. Kanal çalışmaları daha başlarken bile bunu yapacak devlet kurumunun sermayesi uçuk seviyelere ulaşacak. Hiçbir masraftan kaçınmadan her safhada yeterli sayıda ve kalitede kanalların altından yeraltı geçişleri ve üstünden köprüler yapacak. O tünel/geçit sistemleri de köprü sistemleri de değişecek. Hem çok hızlı hem çok kaliteli ve uygun maliyetli sistemler kullanılacak.
Kanalların altındaki tünellerde çok ileri teknolojiler kullanılacak. Araçlar için de yayalar için de geçişi kolaylaştıran ve hızlandıran teknolojiler olacak.
Hem ana kanalların hem de tali kanalların altındaki geçitlerin pek çoğu, devletin hazinesine kesintisiz ve yüksek gelir getirmeye başlayacak. Geçişleri ücretli yapmak gelmesin aklına… O hukuka da vicdana da uygun değil. Geçitler geniş ve uzun olacaklar. Oralarda çok mağazalar, dinlenme tesisleri olacak. Sürekli para alış verişinin yaşanacağı yerler olacaklar.
Öyle şeyler olacak ki muhtelif sahalardaki projeler peş peşe gerçekleştikçe, kısa süre sonra Türkiye, vatandaşlarından ya çok düşük seviyede vergi alacaktır ya da hiç almayacaktır.
Hayat pahalılığı, geçim zorluğu ve peşi sıra yaşanan vahim sorunlar, yerini dünya tarihinde hiç görülmemiş bir hızda ve seviyede ucuzlamaya, kolaylaşmaya, rahatlamaya, kaliteli hayata bırakacak.
Yatırım yapacakken bu açılardan bakın. Planlamalarınızı buna göre yapın.
Kripto kesimlerin adamlarından da şirketlerinden de AKPKK ya da diğer siyasi partilerden de uzak durun .
Bu işler yapılmaya başlanırken onların bir kısmı mezarda, bir kısmı ceza evlerinde, az bir kısmı muhtelif ülkelerde olacaklar. O kaçanlar da kısa süre sonra zaten getirilecekler.
Diğer soruna gelince…
Bunları böyle açıkça anlatmamın faydalarının yanında elbette zorlaştıran, sorunlara sebep olan yanları da var ama olsun.
Söylediğin gibi Türkiye’nin en değerli arazileri yabancı unsurlara peşkeş çekilse ne olacak. Ben bu hususta daha önce kararlarımı açıkladım
Gelip Trakya’dan, Ege’den, Akdeniz’den ve diğer yerlerden arazi alacak olan öyle kişiler, gruplar, şirketler de zaten zincirleme bir yargılama sürecinin muhatapları olacak. Perişan hallere düşecekler. Çok adam, şirket, para, taşınmaz kaybedecekler. Sadece AKPKK değil, daha önceki iktidarlar zamanında da Türkiye’den çok şeyler çaldıkları, hep hukuksuz işler yaptıkları gözler önüne çıkacak. Türkiye devlet olarak alacaklarına karşılık olarak bunların ya da taşeronlarının üzerine görünen taşınır, taşınmaz ne varsa, hepsine sınırları dahilinde el koyacak
Bu, mesele bile değil. Geniş, konumu çok iyi ve çok değerli araziler hatta bunların üzerindeki tesisler Türkiye’nin hazinesine dahil edilecekler, kamulaştırılacaklar. Lakin söz konusu taraflara bir kuruş dahi verilmeyecek. Hatta onlardan daha da fazlasını talep edecek Türkiye devleti… Söz konusu taraflar, arazileri, işletmeler, tesisleri özel şahıslardan almış olsalar bile, sonuç değişmeyecek. Yani sadece hükumetin ihanetleri sayesinde devletimizin arazilerinin, işletmelerinin, tesislerinin ele geçirildiği şartlarda değil, özel şahıslar üzerinden satın alınmaların göründüğü şartlarda da Türkiye devleti kamulaştırmalar yapacak.
Çünkü milletler arası suçlar, terör, kara para işleri kapsamında bakılacak meseleye… Alıcıların paralarının, işlerinin, bağlantılarının dünyanın hiçbir yerinde temiz olmadığı açıkça meydana çıktıktan sonra, isterlerse onlar da yüzlerce kişinin üzerine satın almalar göstersinler. Daha bu kısımlarda söz konusu patronların ve büyük şirketlerin, muhtelif ülkelerin gizli servislerine taşeronluk yaptıkları da meydana çıkartılacak. Devletler arası mücadeleler bu yönde de olacak ve Türkiye hukukun gereklerini yapacak. Kimseye acımayacak, kimseden çekinmeyecek.
Hiç mesele değil, yine el konulacak her şeye…
O sıralarda, Türkiye’nin hukuka uygun olarak, alacaklarına karşılık olarak, çalınaları geri almak maksadıyla yaptığı bu müdahalelere mani olabilecek ne Londra olacak, ne Washington, ne AB, ne NATO, ne Rusya, ne Çin ne başkası… Şu anda bile insanlık düşmanı ve danışıklı dövüşçülerden oluşan bu sistem çöktü. Çok yakında iyice hiç olacaklar. Belki üç beş cılız ses/tepki çıkabilir, ondan ötesine gidemezler.
Daha önce “ABD, İngiltere ve pek çok Avrupa ülkesinden, Türkiye devleti olarak alacaklarımız var. Bunları tahsil edemezsek oralardan topraklara, işletmelere, tesislere, barajlara, yollara v.b. el koyacağız” dedim. Bunda da son derece ciddiydim, ciddiyim. Bunlar dahi olacak. Yok öyle onlarca sene hatta asırlarca sömürüp de sonra yanlarına kâr kalması. Bu millet haklarını alacak. Bütün Katar’ı, BAE’yi, Suudi Amerika’yı, Singapur’u ve benzerlerini toptan satsa o Londra, yine de alacaklarımızı kısa sürede ödeyemez. O kadar alacaklıyız. Hala yüksek faturalardaki devasa soygun bile Londra’ya ve onun emrindeki devletçiklere akıyor. Hala Londra’nın tefecilerine çalıştırılıyor koca Türk milleti. Bunlar dahi hesaplanacak ve ilgli bütün resmi kurumlardan da tefecilerden de dev şirket görünenlerden de geri alınacak. Kaç el değiştirirse değiştirsinler, kimden kime devir ederlerse etsinler, ciğerlerini söküp alırcasına sert müdahalelerle alacağız. Bunlar yapılacak da TR de son zamanlarda ele geçirecekleri araziler mi geri alınamayacak.
Bir de şunu değerlendirin ki yakında kara ulaşımı çok çok azalacak. Havada uçan arabalar devrine geçilecek. O araçlar da ana yollar üzerinden belirlenmiş yüksekliklerde uçacaklar. Yine de şimdiden çok katlı binalara izin verilmeyecek, yatay şehirleşme sistemi ile devam edilecek. Hem karada ve hem denizde gidebilen tasaruflu araçlar da çok yaygınlaşacak. Kanallar üzerinden her yere gidebilecekler. Ulaşım da çok ama çok ucuzlayacak. Sanayinin ağır nakliye işleri de çok çok ucuzlayıp kolaylaşayacak bu kanallar sayesinde…
Her şey hazır, üzerime düşenleri fazlasıyla yaptım ve pek çok büyük hadisenin yaşanmasını bekliyorum.
İkazlarımı da yapmıştım. Dinleyen dinledi, dinlemeyen kendi yolunu seçti. Hangi tarafın isabetli olduğunu çok kısa süre sonra bütün dünya görecek.
Benden yana duruyormuş rolü oynayan taraflar da hala çok. Onlar da beni değil, kendilerini kandırmaya devam ediyorlar ve çok çok yakında onlar da oyunlarının feci sonunu görecekler.
Söylediğim gibi, metafizik çatışmalar da çok. Bunlar da çok olsun, devam etsin, zorlandığım düşünülsün diye yayınları azalttım. Çok iyi oldu, ümitlendiler, büyük kalabalıklarla saldırdılar ve perişan oldular. Eskisi kadar devasa çatışmalar yaşanmıyor ama yine de bu sefer çok adam kaybettiler. Ölüleri yine çok sayıda…
Bu süre zarfında projeler de çalıştık. Bir proje çalıştık ki yakın zamanda beyaz eşya sektörü tamamen değişiyor. Mutfak eşyaları sektörü de büyük oranda değişiyor. Ankebut Ağının o hala dev görünmeye çalışan ve sorunlar yumağı haline gelmiş şirketlerinin, bu ani ve kökten değişmeye yetişebilmesi, ayak uydurabilmesi mümkün görünmüyor. Zaten değişme patentli buluşlarla olacağı için de ayak uydurmaları imkansız oluyor. Yani bizim tarafta işler mükemmel ayarda devam ediyor. Bazen kırk yıl sonra Türkiye’yi ve dünyayı nasıl değiştirmiş olacağımızı çalışıyoruz. Bazen de bizden sonraki Ademlerin nesillerine/evlatlarına hangi eserleri bırakacağımızı çalışıyoruz. Bazen de uzaydaki diğer gezegenlerde de zulüm ve gözyaşını nasıl bitireceğimizi, oraları da nasıl düzelteceğimizi çalışıyoruz.
“Ölmeyeceğim” demekten artık sıkıldım ama hala “Mfs’ye bir şey olursa biz yolda kalırız” endişesiyle yerinde sayanları görmekten de sıkıldım. Ben en az elli yıl daha yaşayacağım.
Artık hareket vakti, değişmeli bu dünya… Bu dünya değişmekteyken ve değişme tamamlandığında kazananlar kulübünde olmak isteyenler, tam kadro halinde iş başı yapmalılar.
Çok yakın geleceğin hava, kara, deniz araçlarında cam, cam sileceği, buğu önleyici ve farlar olmayacak. Bu araçlar aşırı soğuk ve aşırı sıcak ülkelerde dahi çok memnun kalınarak kullanılacaklar. Sürücü ve yolcular bu araçlarla nereye giderlerse gitsinler hava sıcaklığı, nem oranı, görüş mesafesi gibi değerler araç içinde hep sabit kalacak. Üstelik bu gibi araçlar, bu değerleri korumak için çok çok düşük enerji harcayacaklar.
Hiç yakıt kullanmayan, çevreyi hiç kirletmeyen, enerjisi hiç bitmeyen, sık arıza yapmayan ve bakım gerektirmeyen, çok dayanıklı malzemelerden yapılacak ve çok uzun ömürlü olacak, emsali görülmemiş seviyede güçlü ve süratli bir araba projem var. Bu araba, elektrikli araba da olmayacak, bataryalardan da güç almayacak. Hidrojenden ya da başka gazlardan da enerji almayacak. Hareket enerjisi üretmek için katı, sıvı ya da gaz türünden hiçbir şeyi sarf etmeyecek. Gerçek manasında yazıyorum ki tamamen yakıtsız olacak. Aslında bu teknikle sadece araba da yapılmayacak. Aynı sistem hava, kara, deniz vasıtalarında kullanılabilecek.
Piyasaya çıktığı gibi dünyadaki siyasi, askeri ve mali sahalarda ani ve çok büyük bir devrime sebep olacak. Yer yerinden oynayacak. Önümüzdeki 20-30 yıl bu projeyi açıklamayı düşünmüyordum ama Ankebut Ağının insanlık düşmanı holdinglerini, şirketlerini, üst yöneticilerini, siyasi liderlerini, dünyayı kontrol etmekte kullandıkları batı ülkelerini, bunların pazar paylarını bir anda yerle bir etmek için bu projeyi henüz uygulamaya geçirmeden bile açıklayasım geliyor. Birkaç kere bu çılgınlığı yapacak gibi oldum ama her defasında son anda kendimi bundan geri tuttum. Bundan kazanacağım muazzam meblağdaki parayı bile hiçe sayıp da patent hakkı dahi gözetmeden hemen şimdilerde dünyaya bu tekniği ilan eder miyim diye… Her seferinde “ederim” diyorum. Kaybettiğim paranın bilmem kaç mislini kısacık sürede Ankebut Ağına kaybettirmek ve bütün kısımlarıyla birlikte onu tarihe kısacık sürede gömmek, bir iki sene içinde yepyeni bir dünya düzeni kurmak varken, bence bu kararım doğru bir karar olur.
Türkiye’deki doğalgaz kaynakları hiç çıkartılmasa ve kullanılmasa bile, Türkiyenin doğalgaz nedeniyle dışa bağımlılıktan kurtulması çok basit bir iş… Evlerdeki doğalgaz kombilerini çöpe attıracak, haneleri gece gündüz sıcacık tutacak, doğalgaza hiç ihtiyaç duymayacak, son zamlardan sonra bile ayda yüz liranın altında elektrik sarfiyatı yapacak mükemmel cihazlar geliştirmek mümkün. Söz konusu cihazın seri imalatına bir iki hafta içinde geçebilmek mümkün. Doğalgazla ısınan evlerde, peteklere ve boru tesisatına müdahale etmek gerekmeden, çok kısa sürede dönüşümü sağlamak da mümkün. Eli en ağır, tekniği en zayıf usta bile en fazla iki saat içinde bir daireyi bu cihazla dönüştürebilir ve o andan itibaren o dairenin doğalgazla ısınmaya ihtiyacı kalmaz. Üstelik bu işi görecek cihaz, kombilerden çok çok daha ucuza satılabilecek bir cihaz olacak.