Etiket arşivi: İstanbul depremi

Benden söylemesi…

Dünkü yazımda adalar merkezli büyük saldırılar yapılabileceğini yazdım. Gaz saldırısı, şiddetli patlama, yangınlar ve ayrıca virüs saldırısı yapılabileceğini ifade ettim. “Yüz binlerce insan ölebilir ya da öncesinde tahliye edilebilir” dedim.

Bu hususları biraz daha açıkça anlatmam gerekiyor ki üzerimde vebal kalmasın. Ben söyleyeyim, isteyen dikkate alsın, isteyen almasın. Sadece adaların altını değil, geniş bir çevreyi aylardır gazlarla dolduruyorlar. Daha önce de yazmıştım, aylardır yerin altındaki gaz ve manyetik alan dengelerini de suni şekilde değiştirmek için mücadele veriyorlar. Bu nedenle de Türkiye’de ve Yunanistan’da yer altından sesler geliyor. Çok yüksek sayıda insan tarafından duyuluyor ve huzursuzluğa sebep oluyor. Bu nedenle de tepemizde çok yoğun UFO uçuşları yapılıyor ve saldırı yaptığımız bazıları yanarak düşüyor. Bu nedenle de kuşlar ya da balıklar görünür bir sebep olmadan ölüyorlar. En son Yunanistan’da Selanik’te bu sesler duyuldu ve yine Yunanistan’da kürek balıklarının ölerek sahile vurdukları görüldü.

Kürek balıkları, insanlar tarafından pek görülemeyen derin su balıkları… Bunlar, deprem öncesinde hep ölüp karaya vururlar. Binlerce senedir insanlar arasında bu bilgi, bu inanç vardır. Böyle derin su balıkları depremler öncesinde ölürler, çünkü depremler suni olsun ya da tabii olsun, öncesinde dipten deniz suyuna gaz salınması da yaşanır. Bundan üç beş asır öncesinde bile Osmanlı, depremlere mani olabilmek için gaz çıkacak kuyular açtırmıştır ve bu bilgiye çok sayıda muteber kaynakta rastlanır. Biz insanların fark edemediği ama hayvanların duyduğu, anladığı, etkilendiği deprem öncesi dengeler var. Sesler var, manyetik alan değişmeleri var, gaz dengelerinde değişiklikler var. Artık bunların bir kısmını elektronik cihazlarla da öncede ölçüp görebiliyoruz. Her devlet sistemine, her topluluğa sızarak, kurulu her düzeni bozmayı vazife edinmiş o malum güruh, o Ankebut Ağı nedeniyle, bu hareketlilikler yeterince ölçülmüyor, ölçülmüş kısımlardan elde edilen verilerle gerekli tedbirler de alınmıyor.

Yıllardır ikazlar yapıyorum, tedbirler alınmasını istiyorum, zorlaya zorlaya bazı tedbirler alınmasını ve hazırlıklar yapılmasını da sağladım ama bunlar da yapılması gerekenlerin yanında hiç kalıyorlar. Herkes bildi anladı ki sanki tabii afetlermiş gibi gösterilerek suni afetlerin peş peşe yaşanması planlanıyor. Bu planın mühim bir yerinde adalar da var. Adalarda çok çok büyük, film sahnelerini aratmayacak büyüklükte patlama planı vardı. Bunun için çok hazırlıklar yapılmıştı. Bu saatten sonra bu planı iptal etseler bile patlamaya mani olabilirler mi ya da şiddetli bir depremle adaların çökmesine ve su altında kalmasına mani olunabilir mi, bunlar da ayrı tartışma konuları… Dün yazdığım gibi, sadece adalar değil, İstanbul’un Anadolu yakası tamamıyla risk altında…

Lakin çok daha fazlası da var. İşte o kısmı da yazayım, benden çıksın. Planlarda, çok daha acımasızca kısımlar var. Söz konusu büyük patlama yaşanınca, muhtemel ki aynı anlarda bir de deprem yaşanınca, basında, medyada, sosyal medyada ve devlet kurumları içinde faaliyette olan gizli yahudiler, gizli ermeniler, masonlar, satanistler ve biyonik robotlar üzerinden bir algı yönetmesi yapacaklar. “Bu kadar büyük patlamanın ve yangınların ardından bölgeye zehirli, asitli yağmurlar yağması, yüksek sayıda insanın bu sebeple de ölmesi kaçınılmazdı” diyecekler. İşte o kısımda, o yağmur ya da kar yağışlarının arasına asitler ya da virüsler ekleyebilecek teknik imkanlara da sahipler. Bu imkanlara binlerce senedir sahipler ve dünya tarihinde bunu pek çok farklı çağda, farklı milletlere karşı yaptılar. Hep tabii afetlermiş gibi gösterdiler.

Yağışlarla birlikte gökten yere inecek asitler ve virüsler, insanların bedenlerine temas ettikten birkaç saat sonra ciltlerinde büyük tahribata sebep olacaklar. Yanmış, kararmış ya da morarmış, su toplamış, çürüme başlamış ciltler görünecek. Tahribat sadece cilt ile sınırlı kalmayacak, virüs kısa sürede iç organlara da yayılacak. Bünyesi en kuvvetli, en dayanıklı insan bile birkaç günde ve çok çok feci acılar çeke çeke ölecek. Sadece insanlar değil, hayvanlar ve bitkiler de büyük darbeler alacaklar. Biyonik robot Bill Gates’in büyük baş hayvanlara ne kadar düşman olduğu ve onların dünya genelinde yol edilmeleri için ne kadar şeytanlıklar denediği, gözler önünde… Hedefleri binlerce senedir hep aynı ama hedefe ulaşırken kullanacakları ihtimaller/teknikler/sistemler farklılık gösterebiliyor. Böyle bir saldırı sadece Türkiye için de planlanmadı. Başka milletler de hedefteler. Bu planlar, öyle büyük planlar ki bu çerçevede dünyanın farklı farklı yerlerindeki sönmüş yanardağlar faal hale getiriliyorlar. Bunlar da tamamen suni müdahalelerle yapılıyor.

Böyle bir gaz saldırısı, ayrıca patlama, eş zamanlı deprem, uzun süreli yanma ve sonrasında asitli/virüslü yağışlar yaşandıkça, bu kadar geniş çaplı saldırılar peş peşe yapıldıkça… Türkiye’de devletin, başka şehirlerdeki kuvvetleri/imkanları üzerinden ya da başka devletlerden destek alarak o felaket bölgesine yardımcı olabilme ihtimali de sıfıra yakın. Çok büyük ihtimalle, çok özel kıyafetli ve teçhizatlı ekipler, her şey yaşanıp geçtikten sonra, ölmüş insanların ve hayvanların, kararmış ve morarmış ve kısa sürede çürümeye başlamış cesetleri üzerine, kireç başta olmak üzere muhtelif kimyevi maddeler dökeceklerdir, sıkacaklardır. Hatta belki de havadan uçaklarla bu işi yapacaklardır.

Uzun tekrarlara gerek yok ama kısaca hatırlatmak lazım, bu kadar insanlık dışı ve vahşice planların içinde o Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz da var. Başka hükumet üyeleri de var. MİT de var. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da var, Genelkurmay başkanı da var. Kuvvet komutanları da var. Ele geçirilmiş başka devlet kurumlarımız da var.

Az daha unutuyordum. Türkiye genelinde çekirge, arı ve türlü haşeratla yapacakları saldırılar da var. Ziraatı iyice bitirecekler, toprağı iyice kuraklaştıracaklar. Belki denizin dibinden yeniden gazlar salarak kısa sürede yoğun müsilajı da yeniden yaparlar. Zaten hava şartlarını, sıcaklıklarını ve yağışları oynamaya devam edecekler. Bunları da tekrar edecek değilim.

Vaziyet böyle… Şimdi isteyen istediğini yapsın. Bu tehlikelerden samimiyetle kurtulmak isteyenler varsa, hiç zaman kaybetmeden her türlü kötü işleri ve kötü ahlakı terk etsin. İtikatında yanlışlar varsa düzeltsin. Ehl-i sünnet itikadından zerre kadar sapmasın. Kötü arkadaşları ve çevreyi terk etsin. Helal kazansın, helal yesin, insanlara ve hayvanlara iyilik yapsın, bol bol sadakalar versin, Manevi dünyasını düzeltsin, ibadetlerine dikkat etsin. İyiliği nasihat etsin, kötülükle mücadele etsin. Dilsiz şeytanlardan olmayı terk etsin. “Bana dokunmaya yılan bin yıl yaşasın” ayarını terk etsin. Zalim idarecilere sessiz ve tepkisiz kalmaktan vazgeçsin. Bol bol istiğfar çeksin ve ayrıca fiziki tedbirleri almayı da asla ihmal etmesin. Gaz maskesi, yangın söndürme tüpü bulundursun. Öyle dehşetli anlarda nasıl davranması gerektiğine dair de videolar izlesin, yazılar okusun.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Hepiniz hedefsiniz. Deprem olursa o gemilere asla binmeyin

Kurban olmayın!

Hepiniz hedefsiniz!

Canınız, aileniz, evlatlarınız, değerli eşyalarınız, yastık altındaki paralarınız, organlarınız, namusunuz, topraklarınız, vatanınız, devletiniz hedef…

Deprem olursa ya da başka türlü büyük afetler olursa, o gemilerle İstanbullular tahliye edilemez, ancak bir kısmı kaçırılır ve öyle de yapılacak.

İstanbul’u da yıkacak iki farklı deprem beklediğimi, bu güne kadar çok kere ikaz yayınları yapıp uzmanlardan devlet yetkililerine kadar çok farklı kişileri ve kesimleri zorlaya zorlaya harekete geçirdiğimi bütün dünya biliyor.

Şimdilerde o depremlerin, felaketlerin daha yakın olduğuna inanıyorlar ve Ankebut Ağına bağlı pek çok devletle, bunların gizli servisleriyle ve bunların içindeki mafyalarla da organize şekilde devasa ve insanlık dışı bir kara para planı yapıyorlar.

Başka şehirlere nakil için kullanılacak resmi ya da özel araçlara, otobüslere, trenlere, uçaklara, helikopterlere ve hatta ne olduğu belirsiz özel araçlara asla binmeyin

Hayatta kalan herkes, hayatta kalan aile fertleriyle ve komşularıyla hemen kenetlenmeli. Hemen birbirinizin yaşadığını gösterir fotoğraflar ve kısa videolar çekin. Daha sonra bir karışılıklık olur da aranızdan bazıları bulunamaz olursa, bu kayıtları resmi makamlara gösterin.

99 depreminden sağ kurtulan çok sayıda kişi organ, fuhuş, sübyancılık mafyalarına kurban oldular. Bu, dünyanın dört bir yanında son on yıllarda hep böyle oldu, oluyor. Haiti depreminde on binlerce kişinin söz konusu batılı devletler ve İsrail tarafından kaçırıldığı somut delillerle ispat edildi. En yetkili kişiler bile bunu itirafa mecbur kaldılar, Amerikan medyasında konu oldu ama mevzuyu yine de kapattılar. Bunların yayınlarını “Akademi Dergisi Haiti depremi” yazıp internette aratarak bile bulabilirsiniz.

Etrafta size el uzatan resmi kimliklilerin, yetkililerin ve onların talimatıyla hareket eden kolluk kuvvetlerinin resimlerini, huzursuzluğa sebep olmadan ve onların çalışmalarına mani olmadan fırsat buldukça çekin. Sözde sivil toplum örgütlerinin, aslında kara paracılarla birlikte çalışan o malum teşekküllerin sözde gönüllülerinden de uzak durun. Onların resimlerini de bol bol çekin.

İstanbul’u terk etmek gerekip gerekmediğine bir oldu bitti ile, kısa sürede karar vermeyin. Öncelikle toplanma sahalarına gidin, güvenilir bilgiler elde edin, resmi kimliklerin size söylediklerini hemen kesin doğrular olarak kabul etmeyin ve buna sonra kendi aranızda istişare ile karar verin. Gerekiyorsa etrafınızdaki insanlarla birlikte organize olarak, bir arada olarak, kendi imkanlarınızla İstanbul’u terk edin. Gerekiyorsa topluca yürüyerek terk edin.

Her şeye rağmen bir kontrolsüzlük olur da o gemilere, trenlere, otobüslere binerseniz, size ikram edilen hiçbir şeyi yemeyin, içmeyin. Kapalı paketler, ambalajlar içinde bile verilse yemeyin ve içmeyin.

İstanbul’da deprem olursa, halkın gemilerle tahliye edileceğinin konu edildiği kamu spotu videosundaki jandarma komutanı Metin Günal’a çok dikkat edin. Ona ve ona bağlı ve onunla alakalı kime denk gelirseniz, sakın itaat etmeyin. Kara para işlerinin ve ihanetlerin içindeki bir gizli Yahudidir. AKPKK’nin de CHPKK’nin de içi bunlarla, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, masonlarla dolu. Bakmayın ekranlarda atıştıklarına, bir gizli Ermeni olan Ekrem İmamoğlu bile aynı yere çalışıyor. Aynı kara paracılarla çalışıyor. Devlet kurumlarının hepsinde bunlardan var. Orduda, jandarma teşkilatında ve emniyet teşkilatında da bunlardan var ve çok büyük ve organize planlar kurdular. Beklenen depremler yaşanırsa hepsi de ne yapmaları gerektiğine dair talimatları çoktan aldılar. Tam kapanma istenmesinin bir sebebi de bu ve en çok isteyenlerden bir de Ekrem İmamoğlu oldu.

Nereden nasıl geldiği belli olmayan minibüsler, transporterlar bile bir anda dolaştırılacak. Bunların sahipleri sağ kurtulmuş da insanlık vazifelerini yapıyorlarmış gibi görünecekler. Lakin etrafta tek başına ağlayan kız ve erkek çocuklarını kaçırmak telaşında olacaklar. Alıp alıp götürecekler. Bunların hepsi planlandı.

Bu yazıyı Ekrem İmamoğlu’na, Metin Günal’a ve alakalı diğer kişilere götürüp “Bu yazının yazarı olan Mehmet Fahri Sertkaya ile karşı karşıya gelmek, bu hususları tartışmak, kendini savunma hakkını kullanmak ya da davacı olmak ister misin?” diyebilirsiniz.

Tayyip’in son ve devasa bir vurgunla oyundan çıkmak isteyeceğini aylar önce açıkça yazmıştım. Türkiye’deki bankalarda paranızı tutmamanız gerektiğini de söylemiştim.

Öyle şartlar içindeyiz ki milletçe “Sivil itaatsizlik” kararı alıp almayacağımızı, bir istiklal harbi başlatıp başlatmayacağımızı hemen konuşmamız gerekiyor. Zira devletimiz düşmanlarımız tarafından ele geçirilmiş vaziyette…

Kurumlarımız içinden, toplumumuz içinden gizli Ermenileri, gizli Yahudileri ve masonları hemen ve tamamen temizlememiz gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya, Akademi Dergisi, 28 Nisan 2021


Bu yazının yayınlanmasından üç gün sonra, 30 Nisan 2021 Cuma sabahında basın ve medyada bir haber yer aldı. Söz konusu haberde şu ifadeler geçti: “Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), eylemler sırasında polislerin görüntülerinin veya ses kayıtlarının alınmasını yasaklayan emniyet genelgesini paylaştı. Emniyet Genel Müdürlüğü bu konuda resmi bir açıklama yapmadı.”

ÇHD İstanbul Şubesi genelgeyi paylaşırken, “İçişleri Bakanlığından 1 Mayıs öncesi personelini garantiye alma genelgesi. Personeliniz görevini ifa ederken işkence yaparsa kayıt da alınır, delil de toplanır. Çünkü tekrarla, işkence yapmak görev sınırlarınızda değil, suçtur!” ifadelerini kullandı. Lakin ÇHD’nin değerlendirmesi isabetsizdi. Bu kadar hukuk dışı surette hazırlanan, bu kadar acil olarak yürürlüğe girmesi istenen bu genelge, sadece eylemler sırasında görüntü alınmasını yasaklamıyordu. Sadece 1 mayıs gösterileri için çıkartılmış olamazdı. Akademi Dergisi’nin sonraki süreçte de çok tesirli müdahaleleri oldu, toplumun farklı kesimlerinin bu hukuksuz genelge karşısında dik durmasına vesile oldu. Neticede genelge Danıştay’dan döndü. Çok aceleyle, çok tutarsız ve hukuki zeminden uzak surette yazıldığı anlaşılan genelge metni, bir gün öncesine tarihlenerek mi yayınlandı, hala tartışılmadı. 27 Nisan’da yayınlandıysa, neden 30 Nisan’a kadar haber olmadı, hala tartışılmadı.

Akademi Dergisinin, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün karanlık işlerini ifşa eden yayınlarının ardından daha önce de benzeri tarzda genelgeler yayınlanmıştı. İstanbul Sancaktepe’de düşen askeri helikopterin MİT ve CIA işbirliğiyle kasıtlı olarak düşürüldüğünü iddia etmiştik. Helikopterdeki askerlerimizden bazılarının, yayınlarımızın tesiriyle vatanseverce işler yaptıklarını ifade etmiştik. AKPKK ordumuzun silah ve mühimmatını karanlık bastığında kaçırırken çekilmiş güvenlik kamerası görüntülerinin mevcut olduğunu, bu askerlerimiz şehit edilseler de görüntülerin hala vatanseverlerin elinde bulunduğunu iddia etmiştik. Hemen peşi sıra, Suçişleri bakanlığı, güvenlik kamerası görüntülerinin yayınlanmasını düzenleyen, sınırlayan, hukuk dışı bir genelge yayınlamıştı. Bunların detaylarına da Akademi Dergisi geçmişindeki yayınlarından, arşivinden ve ayrıca internet haber sitelerinin arşivlerinden ulaşabilirsiniz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Öyle ise, 19 Mart 2021’de, saat 15:08’de ne oldu?

“Bu, normal bir deprem değildi.” diyen bilim adamlarına ve “Bu, bir deprem değildi” diyen bilim adamlarına ne oldu? Başlarına neler geldi? Bunların kaçı biyonik robot yapıldı?

Türkiye’de basında, medyada ve sosyal medyada hiç gerçek deprem uzmanı yok. Hiçkimse artık şunların masallarıyla oyalanmasın.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Küçük kıyamet”in bir kopyası yaşanacaktı

Dün İstanbul köşeden dönmeseydi, yapılmak istenen elektromanyetik saldırılar yapılsaydı, küçük kıyamet de denilen 1509 İstanbul depreminin bir kopyası da peşi sıra muhtemelen yaşanacaktı

En az 3 milyon kişi ölecekti. İstanbul’un haricinde Bursa da çökecekti. Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Çanakkale, Yalova, Balıkesir, İzmit’te de büyük hasarlar ve can kayıpları olacaktı.

Pek çok yerde çok büyük patlamalar ve yangınlar aynı anda yaşanacaktı. İnsanlar neye uğradıklarını şaşıracaklardı. Depremin ardından tsunami de gelip ölü sayısını daha da artıracaktı. Yaşananların dehşetinden dolayı akıllarını kaybedenler, intihar edenler olacaktı.

Muhtemelen Tayyip ve bütün çetesi yurt dışına kaçacaktı. Belki de Rusya ya da Çin’e kaçarlardı.

1509’da bölge 42 gün sallanmıştı. Padişah İstanbul’dan ayrılıp Edirne’ye gitmek zorunda kalmıştı. İstanbul’un çeşitli yerlerinde, yeraltındaki gazların gökyüzüne karışmasını sağlamak maksadıyla derin kuyular açılmıştı. 1509 depremini de grilerle yeşiller, elektromanyetik silahları kullanarak yapmışlardı. Fatih Sultan Mehmed han hazretlerini hiçbir şekilde durduramamışlardı. İstanbul’u alıp İslam şehri yapmalarına mani olamamışlardı. Buna çok ama çok kızmışlardı.

Beş yüz yıl sonra tarih tekerrür ediyor… Şimdi de durduramayacaklar, şimdi de güç yetiremeyecekler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hiç mütevazı olmayacağım

İstanbul’u bir kez daha köşe döndürdük ve bunu bir kez daha yapmayacağız.

Bundan sonra da gerekli duruş sergilenmeyecekse, tedbirler alınmayacaksa, talimler yapılmayacaksa, Türkiye içindeki bütün unsurlar bu konuda ortak paydada buluşmayacaksa, hala sinsi planlar yapılacaksa, hala kara para peşinde koşulacaksa, hala basit siyasi menfaatler peşinde koşulacaksa, hala Rusya’ya ve Çin’e uşaklık yapılacaksa, yapacak bir şey yok, ba’de harab’ül Basra…

Farelerin aşırı sayıda çoğaldıklarıyla alakalı raporlar veriliyor. İyice bilinmeli ki İstanbul’u ve Marmara’ya kıyısı olan çok sayıda şehri yıkmak isteyenler, yıkarak bırakmayacaklar. Sonrasında “Bu olağan görülen bir şey. Bu şartlarda bunların yaşanması beklenirdi.” denilebilecek şartlar oluştukça durmadan virüsler yayacaklar. Depremlerde milyonlarca kişi ölecektir ama ardından bulaştırdıkları mikroplarla depremlerde ölenlerden çok daha fazlası ölecektir.

Türkiye’deki bütün taraflar şimdi bir karar verecekler ve bunu bir şekilde dünyaya ilan da edecekler. Ya Türkiye’den yana duracaklar ya da Rusya, Çin, İran, Biden çetesi grubunda, yani B takımında duracaklar. İşte tam da şu anlar, köprüden önceki son çıkış…

Tartışılamaz kesinlikte gözler önünde duruyor ki B takımı için Türkiye diye bir yer yok. Türkiye’nin içindeki unsurların hiçbirinin kıymeti, değeri yok. Onlar Türkiye’yi “tamamen” bitirmek isteyecekler.

Mehmet Fahri Sertkaya

İstanbul için olağan üstü tedbirler hala alınmadıysa, cehennemi bir manzara yaşanabilir.

Aniden başlayacak, çok kısa sürede çok şiddetli sellere sebep olacak yağışlar yaşanabilir. Hususiyle de İstanbul’un Anadolu yakası perişan olabilir. Çok yüksek sayıda can kayıpları olabilir. Ölü sayısı yüz binleri bulabilir. Felaketin içinde kalmış yığınlar tahliye bile edilemeyebilir.

Yağmur suları sele dönüşüp akarken, önüne çıkan canlı cansız pek çok şeyi sele katarken, sahil şeridindeki ilçeleri/mahalleleri de yıkıp geçerek denize akabilir. Özellikle Pendik ve Kartal’ın sahil şeritleri çok fena hallere gelebilir. İstanbul’un farklı yerlerinde toprak kaymaları hatta çökmeleri görülebilir. Sahil şeritlerindeki doldurma zeminler/sahalar çok büyük tehlike arz edebilir.

Çok yıkıcı olmasa da devam etmekte olan felaketin büyüklüğünü ve kayıpları/hasarı artırabilecek eş zamanlı depremler peş peşe yaşanabilir.

Metro hatları da sularla dolabilir ya da patlayabilir. Marmaray’ın tüp geçit kısmı patlayıp denize savrulabilir. Hareket halindeki trenler raylardan çıkabilir. Elektrik/enerji merkezleri/trafoları büyük hasar alıp hizmet dışı kalabilir. Şehirde elektrik, kablolu ve kablosuz iletişim sorunları yaşanabilir.

Kanalizasyon sistemindeki atıklar yer yüzüne çıkabilir. Bulaşıcı hastalıklar yayılabilir. Havadan destek/yardım yapılamayacak şartlar oluşabilir. İstanbul’un sahilleri yüz binlerce cesetle dolabilir.

Sadece İstanbul değil, Marmara denizine sınırı olan diğer illerde de benzeri şeyler yaşanabilir ama İstanbul daha riskli görünüyor.

Yaşanmakta olan bunca felaketin üstüne bir de Marmara bölgesinde, bir de İstanbul’da böyle felaketler yaşanacak olursa, ülkeyi karıştırmak, bölmek isteyen odaklar da eş zamanlı olarak siyasi krizler çıkartabilir. Bir darbe ortamı bile kolayca oluşturulabilir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Yaklaşıyor yaklaşmakta olan

Yaklaşıyor, yıllardır anlattığım o günler. Haber verdiğim türlü türlü felaketler. Üstüne geçen bunca zamanda ne doğru düzgün tedbirler alındı, ne doğru düzgün eğitimler verildi.

İktidarı çok baskı altında bıraktığımda, kamu spotları yapıldı, suç işleri bakanının ağzından depreme dikkat çekildi, Naci Görür ve benzeri talimatlı adamlarını konuşturdular, şekil yaptılar ama içi hep boş kaldı.

Sonra bunu da fırsata çevirmek istediler. Hatta büyük İstanbul depremini önceden bilebilmek ve sonrasında ziynet eşyalarını toplayıp çalmak, çocuk bebek kadın kaçırmak, organ ve fuhuş mafyalarına kurbanlar kaçırmak planları yaptılar. Koca koca gemileri sahilden açıkta bekletip “Gemiler bekliyor. Deprem anında İstanbulluları hızlıca tahliye edecekler” dediler. Kamu spotunda oynattıkları koskoca jandarma komutanına “kara paracı, yahudi, insan şeytanı” dedim de sessizliğe büründüler. Davacı bile olamadılar.

Benden günah, vebal çoktan gitti ama hala merhametim baskın geliyor. Yine de bir şeyleri düzelteyim, fark ettireyim diyorum. Lakin gazetecisi, televizyoncusu, sosyal medya ünlüsü, resmi kimlikli yetkilisi, sözde muhalif partilerin mensupları hala, evet hala susuyorlar. İnanılır gibi değil ama gerçek.. Bunca kişi hala susabiliyor ve hala hiçbir şey yapmayabiliyor. Üstelik kendileri ve yakınları da bu felaketlerde can verecekleri halde…

Mehmet Fahri Sertkaya

Naci Görür, görmezden geliyor

Marmara denizindeki müsilaj sorununa, arıtılmadan denize atılan atıklar sebep olmuyor.

Medyada sözde pek çok hususun uzmanları var ve bunların neredeyse tamamı siyasilerin “olur” vermesiyle medyada yer bulabiliyorlar. Sonrasında da siyasilerin izin vermediği gerçekleri anlatamıyorlar. Dahası da var ki gerçek olmadığını bildikleri halde siyasilerin emriyle bilim diye uydurma/zorlama yorumlar da yapıyorlar.

Bunların başında gelen kişilerden biri de Naci Görür… Naci’nin Marmara denizindeki müsilaj sorununa dair yorumlarına Naci bile inanmıyor. Buna emin olabilirsiniz.

Marmada denizindeki müsilaj sorununun ana sebebi, deniz suyunun dipten çok ısınması ve deniz suyuna karışan bir takım gazlar ve biyolojik canlılar… Denizin dibinde toprak çok sıcak ve bu sıcaklık sürekli olarak devam ediyor. Üstüne bir de topraktan deniz suyuna karışan gazlar ve biyolojik canlılar olunca, deniz işte bu hale geliyor.

Bunun arkasında ise Yeşiller var. Bu, Türkiye’ye yapılan bir saldırı çeşidi. Ülkemizdeki temiz su kaynakları bir yandan hızla kurutuluyor, yok ediliyorken ve bir yandan da ziraate/tarıma büyük darbeler kasten vuruluyorken, bir yandan da deniz mahsulleri kasten yok ediliyor. Çünkü kasten kuraklık ve kıtlık şartları oluşturuluyorken, tam manasıyla kuraklığın, kıtlığın hakim olduğu anlarda insanların deniz mahsullerine yöneleceklerini çok iyi biliyorlar. O günler geldiğinde denizde balık bulunamıyor olmalı.

Bu konuyu, daha önce yazdığım alakalı onlarca yazı ile birlikte değerlendirdiğinizde, neyin ne olduğunu çok daha iyi anlayabileceksiniz. Mühim bir husus da şudur ki toprağın sıcaklığının yüksek olmasının ve aşırı gaz çıkışının depremlerle alakası var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye’deki etkili ve yetkili insanların yerine biyonik robotlar ile geçme işi de yükselişe geçti.

1-)Tayyip’in depremler sonrası kara para işlerinde paslaşmak için anlaştığı sınır ülkelere ve oralardaki bütün taraflara sesleniyorum:

Şu andan itibaren bu şeytani plandan çıkın. Türkiye yıkılırsa, bir de üstüne siz insanlık dışı şekilde bebekleri, çocukları, yetişkin insanları ve ziynet eşyalarını kaçırmaya teşebbüs ederseniz, ben de hepinizin üzerinden geçerim. Ne idari kadrolarınızı, ne mafyalarınızı ne devletinizi bırakırım. Hepinizi tarihin karanlık çöplüğüne gömerim.

2-)Japon ordusunun şiddetli metafizik saldırılara karşı tedbirlerinin artırılması gerekiyor. Kastetmek isteyenler var.

3-)Anladık da burada ölüm nedeni yok. Maradona kendi haline bırakılmışsa, ilgilenmemişlerse, bunun neticesi olarak ne gelişmiş, ne neyi tetiklemiş ve ölüm gerçekleşmiş?

O pislik, kara paracı, tecavüzcü herif metafizikle çarpıldı işte… Kaç ay daha “metafizikle çarpıldı” dememek için işi yokuşa sürecekler.

Son aylarda onun gibi on binlercesi çarpılarak öldü, ölüyor.

4-)

Sayemizde Türkiye’nin dünya siyasetindeki yeri ve ehemmiyeti yükseldikçe, Türkiye’deki etkili ve yetkili insanların yerine biyonik robotlar ile geçme işi de yükselişe geçti. Her geçen gün birilerinin yerlerine geçiyorlar. Bazılarını kaçırıp çip takarak, zihin kontrolüne alarak sonra yerlerine bırakıyorlar.

Beklenen İstanbul depremlerinden sonra oluşacak kargaşa halinden istifadeyle, kısa sürede çok sayıda kişinin yerine geçecekler ya da çip takacaklar.

Depremin hemen ardından büyük/şiddetli bir metafizik saldırı dalgası da başlatabilirler. Depremden sonraki birkaç gün çok kritik gelişmeler yaşanabilir.

Deprem sırasında ve sonrasında cemaatimizdeki samimi kardeşlerimiz de öncelikli hedef olacaklar, vatanseverler de… Biz metafizik sahayı boş bırakmayacağız. Teşebbüse geçen dünyalı, uzaylı, biyonik kim varsa yıkacağız.

5-)

Sizi gidi yeşil sürüngenler sizi… Ne işiniz var bizim dünyamızda yerin altında… Ya ölüme çare bulun ki bulamazsınız ya da son cihazlarınız, son araçlarınız bozulmadan, son yeşil ölmeden önce o üsleri terk edin ve başka dünyalara def olun gidin.

Her geçen saat mum misali eriyorsunuz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Sakın dikkate almayın!

Sakın dikkate almayın!

Bu genelge hukukla taban tabana zıt. Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesine göre, “Emniyet personeli görevini yaparken” cep telefonu ile ses ve görüntü kaydı alan vatandaşlar engellenecekmiş, haklarında yasal işlem yapılacakmış.

Engelleyemezler de hukuki işlem de yapamazlar. Buna hukuki zemin yok. Sokaklar, eylem/gösteri yerleri, herkese açık mekanlar, kamuya ait yerler kimsenin özel hayatı değildir. Kişisel verisi falan da değildir.

Özel hayatı ve kişisel verileri korumaya dönük kanun maddelerini ele alarak bu kadar zorlama bir metin yazdıran ve yazan kişiler de iyi niyetli değildir. Şu genelge metni bile suç unsurudur. Art niyet açıkça meydandadır. Cezai yaptırım gerektirir. Çünkü bir insanın o maddeleri alıp bu genelgedeki gibi zorlama yorumlarla kendi kanunsuzluğuna kanuni zemin bulmaya kalkması, farkında olmadan yapabileceği bir şey değildir. Bunun arkasında çok derin, çok sarsıcı ve derhal adli yetkililerin müdahale etmesi gereken gerçekler olduğu bellidir.

Kolluk kuvvetlerini, yardım ekiplerini, kurtarma ekiplerini, vazifesi başındaki devlet memurlarını hatta vazifesi başındaki sınıf öğretmenini bile görüntülü ve sesli kayda alabilirsiniz. İstediğiniz yerde herkese açık olarak paylaşabilirsiniz. Hatta üstüne eleştiri, dilek/temenni, nasihat içerikli metinler de yazabilirsiniz. Hatta hakarete varmadıkça çok sert eleştiriler de yapabilirsiniz. Kralı gelse sizin bu hakkınızı elinizden alamaz.

Hususiyle beklenen depremler ve diğer afetler gerçekleştikten sonra etrafta dolanan resmi kimlikli personelleri çekin, kayda alın. Çünkü devleti, iktidarı ihanetlerle ele geçirmiş bir avuç gizli Yahudi, gizli Ermeni ve mason yönetiyor. İyice de zıvanadan çıktılar. Felaketler gelecek de o kaos ortamından istifade ile çocuk, bebek, genç kız, genç kadın ve organları için yetişkin insanlar kaçıracaklar. Buna kilitlenmiş vaziyetteler ve o anlarda sahada sadece kendilerine çalışan resmi kimliklilerin olmasını istiyorlar. Bu sebeple de böyle akıl almaz ve hukuk dışı kararlar almaya kalkıyorlar. Bunun haricinde başka sinsi maksatları da var. Her geçen iktidarda kalmaları daha da zorlaşıyor ve devletin memurlarına, kolluk kuvvetlerine daha sık şekilde kanunsuz faaliyetler yaptırıyorlar. Bunların da sosyal medyada yer bulmasını istemiyorlar.

Bu genelge hakkında derhal adli işlemler başlatılmalı. Şu anda da hiçbir TC vatandaşının bu sözde genelgeyi dikkate alması gerekmiyor.

İçişleri Bakanlığındaki o Soysuz herif iyice haddini aşıyor ve hiç kimse bu genelgenin sadece 1 Mayıs’la alakalı olduğunu zan etmesin.

“En kötü ihtimal” Türkiye’de kalmak mı?

Tayyip, ‘Tam kapanma döneminde İstanbul’da mısınız?’ sorusunu cevapladı:

“Henüz kesin kararımı vermedim ama buralardayım. En kötü ihtimalle Türkiye’deyim.”

Mehmet Fahri Sertkaya

Üzerinde az çalışılmış ve hep art niyetle çalışılmış

Yani o şiddette bir deprem İstanbul’u ve çevresini yıkacak ve tsunamiye sebep olacak da Bursa sağlam mı kalacak? Hanginiz çalışıyor bu planları, söylesin, kızmayacağım?

Kafanızı şu kara para bataklığından çıkartın ve alacaksanız doğru düzgün tedbirler alın. Milletin aklıyla dalga geçmeyin. Hiç tarihe de bakmadınız? Büyük depremlere de mi bakmadınız?

Sahra hastahanelerinde çalınan organları nerelere ve nasıl göndereceğinize yorduğunuz kadar, doğru düzgün tedbir almak için kafa yormuyorsunuz.

Beklediğim o depremler olursa siz o kara para işlerini yapamayacaksınız.

Üzerinde az çalışılmış ve hep art niyetle çalışılmış

Gizli Yahudi ve kara paracı Albay Metin Günal burada ne demek istiyor?

Depremin hemen sonrasında İstanbul’a girişler, yardım gelmesin diye mi kapatılıyor? O kadar büyük bir depremde bırakılsın da Türkiye’nin her yerinden İstanbul’a yardıma koşacaklar koşsunlar. Daha ne isteniyor? Bedeniyle yardım etmeye gelecek olanlar gelsinler, elinde ne var ne yok kapıp getirmek isteyenler de gelsinler.

Çok büyük bir insan gücüne ihtiyaç duyulmayacak mı? İlk 72 saat içinde sağ kurtarılabilecek çok yüksek sayıda depremzede enkaz altında kalmış olacak. Milyonlarca bina var, devlet gücü hangisine yardıma koşacak?

Çıkışlar, şehirde kaos olsun, herkes kara para mafyalarının eline düşsün diye mi kapatılıyor? Vatandaşlarımız kendi imkanlarıyla kenardan kenardan çıksalar ne olur? Devletin ulaştıracağı yardımlar ve kurtarma ekipleri de deniz yoluyla İstanbul’a gelsinler. Yüz binlerce İnsan deniz ve hava yoluyla götürülebiliyor da resmi kurumlara bağlı yardım ekipleri getirilemiyor mu? Hem insanlar İstanbul dışına çıkmak istemese de yollar bozulmuş, köprüler yıkılmış olabilir. Resmi yardımlar için de geçiş sağlanamayabilir. Bırakılsın insanlar çıksınlar ya da girsinler, böylesi daha mantıklı değil mi… Yok yok, “Bu hususta da TC vatandaşlarına giriş çıkış yasak olsun, turistlere ve organ mafyalarına ve insan kaçakçılarına serbest olsun. Zaten tutturduk bir ayar gidiyoruz. Basın ve medyada bizimle…” deniyorsa, o başka… O halde ortam daha da gerilir.

Zaten herkes “Ne oluyor arkadaş, biz aptal mıyız? Bunlar nasıl kararlar. Bir bize yasak. Bir biz ikinci sınıfız. Bu kararların, bu yasakların arkasında bir gram mantık, hukuk ve iyi niyet var mı? Devleti kimler yönetiyor böyle.” demeye başladı çoktan…

Madem o kadar gemi ve uçak ve helikopter de kullanılacak, bırakılsın da isteyenler de kara yolu ile sakin sakin kendileri çıksınlar. Ulaşabilecekleri civar illere ulaşsınlar. Oraların ahalisi de üzerlerine düşen insanlığı yapsınlar. Sanki deprem olunca milyonlarca resmi araç mı gelecek gidecek İstanbul’a? Devletin gücü belli. Böyle bir büyük deprem karşısında devlet gücünün aciz kalacağı belli. Çünkü hiçbir gerçek hazırlık yapılmadı, gerçek tedbir alınmadı. Hala da böyle art niyetli kararlar alınıyor. Öyle ise, bu nasıl bir bakış açısı ve bunlar nasıl kararlar? Koca millet bu kadarına da tepkisiz mi kalacak?

Kaç şiddetinde deprem olursa, kaç bina yıkılırsa, ne kadar vahim bir manzara oluşursa bu kararlar alınacak, bunlara kim, neye göre karar verdi? Türkiye’yi kimler yönetiyor, neler dönüyor?

500 sene sonra tarih tekerrür edecek ve yine müslüman Türkler kazanacak.

Depremde tahliye ediliyorlarmış görüntüsüyle kaçırılacak çok yüksek sayıda kişi aslında bir şekilde Suriye, Irak ve İran’daki gizli mekanlara, oralardaki insan mezbahalarına gönderilecek. Bunlar hemen öldürülmeyip ihtiyaç duyuldukça organları için öldürülecekler. Ayrıca bir şekilde Yunan adalarına, Afrika ülkelerine ve hatta Hindistan’a kaçırılanlar olacak.

Herkes organları için kaçırılmayacak. Bazı kişiler fuhuş mafyalarına, bazıları sübyancılık mafyalarına kaçırılacak. Bazı kişiler ise dünyanın dört bir yanında Yahudiler tarafından Şeytan’a kurban edilecekler. Yani ihtiyaç duyuldukça ayinlerde kurban edilmek için topluca kaçırılmış olacaklar.

Özelikle Marmara denizine sınır bütün tersaneler ve limanlar, depremin hemen ardından kontrol altında tutulmalıdır. Bu insan şeytanlarına bırakılmamalıdır. Bayıltılıp konteynerlere konularak büyük gemilerle yurt dışına kaçırılanlar da olacaktır.

————————-

500 sene sonra tarih tekerrür edecek ve yine müslüman Türkler kazanacak.

Mehmet Fahri Sertkaya