Etiket arşivi: İstanbul depremi

Herkes tehlikede. Büyük İstanbul depreminden büyük çapta kara para işi yapılacak

1-)

Ekrem İmamoğlu’nun ısrarla tam kapanma talep etmesini, tam kapanma kararı alınınca çok sevinmesini, sorgulamayacak mısınız?

Ayrıca, yaşanacak olana tam kapanma denebilir mi? Hala bazı sektörlerin mensupları faaliyetlerine devam edecekler, hala alış veriş devam edecek, hala çok sayıda kişi dışarı çıkıp evine girecek. Hala bakkallara gidilip gelinecek. Bu, gerçek bir tam kapanma olmayacak ve o halde ne işe yarayacak?

En akıl almazı da hala turistler istedikleri gibi gezebilecek. Türk, kendi yurdunda esir edilecek, başka milletler onun memleketinde istediği gibi gezinecek.

Böyle bir sözde tam kapanma kimlere hangi işlerini halletme imkanı verecek?

2-)Rusya, Baltık ülkelerinin temsilcilerini tehdit etmeyi bırakmalı. Bu, beni her geçen gün daha çok geriyor.

3-)

Kurban olmayın

Hepiniz hedefsiniz

Canınız, aileniz, evlatlarınız, değerli eşyalarınız, yastık altındaki paralarınız, organlarınız, namusunuz hedef…

Deprem olursa o gemilerle İstanbullular tahliye edilemez, ancak bir kısmı kaçırılır ve öyle yapılacak.

İstanbul’u da yıkacak iki farklı deprem beklediğimi, bu güne kadar çok kere ikaz yayınları yapıp uzmanlardan devlet yetkililerine kadar çok farklı kişileri ve kesimleri zorlaya zorlaya harekete geçirdiğimi bütün dünya biliyor.

Bunların, depremleri, can kayıplarını, maddi kayıpları, yaşanacak acıları hiç önemsemediğini ve aslında kara para peşinde olacaklarını, tedbir/hazırlık yapıyorlar görünürken bile art niyetli olacaklarını aylardır da defalarca yazmıştım.

Şimdilerde o depremlerin daha yakın olduğuna inanıyorlar ve Ankebut Ağına bağlı pek çok devletle, bunların gizli servisleri ve bunların içindeki mafyalarla da organize şekilde devasa ve insanlı dışı bir kara para planı yapıyorlar.

4-)

En açık şekliyle yazıyorum:

  • O gemilere asla binmeyin
  • Başka şehirlere nakil için kullanılacak araçlara, otobüslere, trenlere, uçaklara, helikopterlere ve hatta ne olduğu belirsiz özel araçlara asla binmeyin
  • Hayatta kalan herkes, hayatta kalan aile fertleriyle ve komşularıyla hemen kenetlenmeli. Hemen birbirinizin yaşadığını gösterir fotoğraflar ve kısa videolar çekin. Daha sonra bir karışılıklık olur da aranızdan bazıları bulunamaz olursa, bu kayıtları resmi makamlara gösterin.
  • 99 depreminden sağ kurtulan çok sayıda kişi organ, fuhuş, sübyancılık mafyalarına kurban oldular. Bu dünyanın dört bir yanında son on yıllarda hep böyle oldu. En son Haiti depreminde on binlerce kişinin söz konusu devletler tarafından kaçırıldığı somut delillerle ispat edildi. En yetkili kişiler bile bunu itirafa mecbur kaldılar ama mevzuyu yine de kapattılar. Bunların yayınlarını internette bile bulabilirsiniz.

5-)

  • Etrafta size el uzatan resmi kimliklilerin ve onların talimatıyla hareket eden kolluk kuvvetlerinin resimlerini, huzursuzluğa sebep olmadan ve onların çalışmalarına mani olmadan fırsat buldukça çekin.
  • İstanbul’u terk etmek gerekip gerekmediğine bir oldu bitti ile, kısa sürede karar vermeyin. Öncelikle toplanma sahalarına gidin, güvenilir bilgiler elde edin, resmi kimliklerin size söylediklerini hemen kesin doğrular olarak kabul etmeyin ve buna sonra kendiniz karar verin. Gerekiyorsa etrafınızdaki insanlarla birlikte organize olarak kendiniz İstanbul’u terk edin. Gerekiyorsa topluca yürüyerek terk edin.
  • Her şeye rağmen bir kontrolsüzlük olur da o gemilere, trenlere, otobüslere binerseniz, size ikram edilen hiçbir şeyi yemeyin, içmeyin.

6-)

Mesela şu videodaki Metin Günal ve ona bağlı ve onunla alakalı kime denk gelirseniz, sakın itaat etmeyin. Kara para işlerinin ve ihanetlerin içindeki bir gizli Yahudidir. AKPKK’nin de CHPKK’nin de içi bunlarla, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, masonlarla dolu. Bakmayın ekranlarda atıştıklarına, bir gizli Ermeni olan Ekrem İmamoğlu bile aynı yere çalışıyor. Devlet kurumlarının hepsinde bunlardan var. Orduda, jandarma teşkilatında ve emniyet teşkilatında da bunlardan var ve çok büyük ve organize planlar kurdular. Beklenen depremler yaşanırsa hepsi de ne yapmaları gerektiğine dair talimatları çoktan aldılar. Tam kapanma istenmesinin bir sebebi de bu ve en çok isteyenlerden bir de Ekrem İmamoğlu oldu.

7-)

  • Nereden nasıl geldiği belli olmayan minibüsler, transporterlar bile bir anda dolaştırılacak. Bunların sahipleri sağ kurtulmuş da insanlık vazifelerini yapıyorlarmış gibi görünecekler. Lakin etrafta tek başına ağlayan kız ve erkek çocuklarını kaçırmak telaşında olacaklar. Alıp alıp götürecekler. Bunların hepsi planlandı.

Bu yazıyı Ekrem İmamoğlu’na, Metin Günal’a ve alakalı diğer kişilere götürüp “Bu yazının yazarı olan mfs ile karşı karşıya gelmek, bu hususları tartışmak, kendini savunma hakkını kullanmak ister misin?” diyebilirsiniz.

😎

Tayyip’in son ve devasa bir vurgunla oyundan çıkmak isteyeceğini aylar önce açıkça yazmıştım. Türkiye’deki bankalarda paranızı tutmamanız gerektiğini de söylemiştim.

Öyle şartlar içindeyiz ki milletçe “Sivil itaatsizlik” kararı alıp almayacağımızı, bir istiklal harbi başlatıp başlatmayacağımızı hemen konuşmamız gerekiyor. Zira devletimiz düşmanlarımız tarafından ele geçirilmiş vaziyette…

Kurumlarımız içinden, toplumumuz içinden gizli Ermenileri, gizli Yahudileri ve masonları hemen ve tamamen temizlememiz gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye’nin elektromanyetik savaşta desteğe ihtiyacı var

Türkiye ve dünya siyasetinde önemli kırılma noktalarının yaşandığı şu günlerde, devletler birbirlerine karşı elektromanyetik silahlar kullanabilirler. Suni afetlere (Suni deprem, suni yağış, sunu sel, suni hortum, suni fırtına) sebep olabilirler.

Türkiye’yi derinden sarsacak. Bu gidişle Tüpraş İzmit Rafinerisi atom bombası misali patlayacak

Atom bombası misali patlaması an meselesi…

Tüpraş rafinerisi dünya tarihinin en büyük felaketleri arasında en üst sıralarda yerini alabilir.

3 milyon metreküp depolama imkanına sahip olan Tüpraş İzmit tesisi dünya tarihine geçecek bir felakete sebep olacak gibi görünüyor.

3,0 milyon m3 depolama kapasitesi

2018 yılında İzmit Rafinerisi’nde 9,8 milyon ton ham petrol ve 2,0 milyon ton yarı mamul olmak üzere toplamda 11,9 milyon ton şarj verilerek tam kapasite kullanımı gerçekleştirilmiştir.

Rafineride ana ürün olarak LPG, nafta, benzin, jet yakıtı, gaz yağı, motorin, kalorifer yakıtı, fuel oil ve bitüm üretilmiştir. 2018 yılında 12,9 milyon tonu yurt içi olmak üzere, toplam 14,9 milyon ton ürün satışı gerçekleştirilmiştir.

Tesisin 2.100 personeli bulunmaktadır.

17 Ağustos 1999’da yaşanan Gölcük depreminin merkez üssü, TÜPRAŞ İzmit Rafinerisi’nin yakınlarıydı. Deprem sırasında rafinerinin 115 metrelik betonarme meşale bacası yıkıldı. Bacanın yıkılmasıya başlayan yangın yedi akaryakıt tankına ve şarj fırınına sıçradı, 63 adet boru hattının ve elektriklerin kopmasına sebep oldu. Yerel itfaiyenin yetersiz kalması üzerine önce çevre illerden destek istendi. Ancak bazı yerlerde söndürülen yangının başka yerlerde yeniden başlaması nedeniyle kontrolü oldukça zorlaştı. Yangının, patlama riski bulunduran LPG tanklarına ilerlemesi ve rafinerinin hemen yakınlarındaki İGSAŞ ve PETKİM tesislerine de sıçrama olasılığı ortaya çıkınca, tesisteki tüm çalışanlar tahliye edildi.

“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

“Onlardan intikam alma vakti gelmiştir.”

Nûh aleyhisselam kavminin tahammül edilemez tutumu karşısında aslâ yılmadan, tebliğ vazîfesine devâm ettiği hâlde, onların bir türlü îmâna gelmeyeceklerini iyice anladı. Bunun üzerine meâlen şöyle dua ettiği Kur’ân-ı kerîm’de bildirilmektedir:

“Nuh (aleyhisselam) dedi ki: “Ey Rabbim! Yeryüzünde, hareket eden hiçbir kâfiri bırakma! Eğer sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete, sapıklığa sürüklerler. Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz. Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar. Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, mümin olarak evime girenleri, erkek, kadın bütün müminleri mağfiret eyle, bağışla, zâlimlerin (kâfirlerin) ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır.”(KuranAyetleri | Nuh sûresi: 26-28)


“(Nuh aleyhisselam dua edip) dedi ki: Yâ Rabbi! Gerçekten kavmim beni tekzip etti. Beni yalanladı. Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver. Beni ve berâberimdeki müminleri kurtar.” (Şuara sûresi: 117-118)

Nuh aleyhisselamın bu duası üzerine, Kur’ân-ı kerîmde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy ettiği bildirilmektedir:

“Nuh’a vahy olundu ki; kavminden daha önce îmân etmiş olanların dışında hiç kimse îmân etmeyecek. O hâlde sen, kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn olma, kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir. Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz, bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap! Zâlimler (kâfirler) hakkında bana dua etme. Zîrâ onlar (suda) boğulacaklardır.”( KuranAyetleri | Hûd Sûresi: 36-37)


“Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

Nuh aleyhisselam, yüzyıllar boyu insanları Allahü teâlâya îmân etmeye çağırdığı hâlde insanların îmân etmemeleri sebebiyle helak olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi. “Ey insanlar! Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından görevlendirildim. Bir ömür boyu size nasihat ettim. Dinlemediniz, benimle alay ettiniz, sabır ve tahammül gösterdim. Bana, inananlara eziyet edip, incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden temizleyecek. Geliniz, dâvetimi kabul ediniz. Câhillik etmeyiniz. Allahü teâlâya itâat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum. Siz bilmiyorsunuz ama,Allah’ın azâbı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde gelecek. Bildirdiklerime inanmayan herkes helâk olacaktır. Şu yaptığım gemi, îmân edenlerin binip kurtuluşa ereceği gemidir. Allah’a îmân etmeyen âsiler suda boğulacaktır. Kurtulmayı isteyen îmân etsin ve benimle yolcu olsun. Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”


Nuh aleyhisselamın son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; “Ey Nuh, uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın. Bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz.” dediler

Hûd sûresi, 40. âyet-i kerîmesinde meâlen buyruldu ki:

“Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği, tennûrun (fırının) taşıp fışkırdığı (yâhut gemi kazanının kaynadığı) zaman biz Nuh’a şöyle emreyledik ki, kendisinden faydalanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye koy. Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkınla bir de îmân edenleri gemiye yükle. Zâten Nuh’a îmân edenler pek az idi.”

Mehmet Fahri Sertkaya

Dün İstanbul Avcılar’da yaşanan deprem, tabii bir deprem değildi. Zamanlaması da çok manidardı.

Nihayet basın ve medyada deprem riskinin bu derece sarsıcı şekilde anlatılıyor olması, büyük bir gelişme. Daha önce söz konusu olan tedbir mahiyetindeki diğer hamleler de zaman kaybedilmeden yapılmalı.

Çok güçlü ülkeler olarak bilinip de değişen şu yeni dengelerde bir anda sarsılan, savaşma cesareti bulamayan ve elindeki stratejik silahları kullanarak bu krizi aşmaya çalışan ülkeler var.

Mehmet Fahri Sertkaya

İstanbul depremi, Beykoz – Rüya tabirleri

“Birde çok oluyorum belki ama 3 veya 4 gece önce rüyamda yine Beykoz Çubuklu sahilde dururken sizin bahsettiğiniz o büyük deprem sanki olmuş gibi hissettim insanlar açlıktan riziksizliktan balık tuaya çalışıyorlar sahilde ben millete bağırıyorum tsunami gelebilir neden balık tutuyorsunuz deprem oldu diye derken bir anda devasa 20 30 metre boylarında dalgalar görüyorum boğazda kaçın geliyor diye bağırıyorum ilk başta insanlar umursamıyor sonrasında içimden bu kadar insana yazık olacak diye üzülüyorum bir yere tutunuyorum ilk dalga yi aşıyoruz dalga sahildekilerin yarısını yutup denize çekiyor ikinci ve üçüncü dalga da geliyor aynı boylarda ve hepsinden boğazıma kadar su geliyor dalgayla birlikte yükselip iniyorum kurtuluyorum ama bir kaç kişi hariç sahilde kimse kalmıyor . Sonrasında sahilde nur yüzlü bir teyze beliriyor ve bana ne işiniz var burda tsunami oldu diyor bende biliyorum ben atlattım diyorum yanımda bizim hanım beliriyor. Bir anda ikimizin elinden tutarak bir topu gibi çok hayırlı bir evladınız olacak diyor . Bir anda uyanıyorum”

İstanbul’da bir suni/yapay deprem – Rüya tabirleri

Kimsenin moralini bozmak istemem ama ben bu gece de çok kötü rüyalar gördüm ve ne yazık ki benim rüyalarım çıkar, gerçek olur.

Rüyamda yine bizim mahalledeyiz. Mahallemiz, tam da Pendik ile Kartal’ın sınırında olan ve iki semti ayıran caddenin de olduğu bir mahalle…

Rüyada bizim bu bölgede hava zifiri karanlık olmuş. Çok kalabalık insanlar var. Sokaklardalar, salmışlar kendilerini, kafalarına bir şey takmıyorlar. Boşa yaşıyorlar. Dahası, benim, buralarda çok büyük deprem olacağını ve ardından büyük tsunami olacağını anlattığımı duymuşlar. Aralarından çoğu inanmadan bir süre beklemişler, sonra beni ayıplıyorlar kendi aralarında…

Aralarından üçü bana gelip “Hani, deprem dedin olmadı, bu nasıl iş” diyorlar. Ben de zaten laf anlatılabilecek halden çıkmış oldukları için kendimi pek yormuyorum. Fazlaca anlatmaya çabalamıyorum.

“Tehlike geçmiş değil, o deprem de tsunami de gerçek olacak, yaşanacak” diyorum.

Sonra devam edip şöyle diyorum:

“Bakın, suni depremler meselesi gerçek. Bu çoktandır var ve biliniyor. 1989 yılında Türkiye’de Turgut Özal da böyle bir şeyin olduğunu etrafına söylemişti ve bu türlü saldırılara karşı hazırlıklar yapılmıştı. Suni depremlere sebep olan elektromanyetik dalgaları sürekli tarayan, bunların arttığını görünce karşı elektromanyetik dalga gönderen bir sistem bu. Türkiye’nin bu sistemi 1999’daki Marmara depremi sırasında da kullanıldı ve deprem çok daha şiddetli olacakken şiddeti nispeten düşürüldü. Şimdi aynı şey yeniden yaşanacak. Ben bu konuda onları (Yetkilileri, ilgilileri ve milleti) uyardım. Onlardan da almak isteyenler, kendilerince tedbirler aldılar. Lakin ne yapılırsa yapılırsın bu millete bu bela gelecek yine de çok insan ölecek.”

Ben bunları söyledikten sonra muhataplarım beni hiç dinlemiyorlar, kale almıyorlar. “Haydi sen konuş, konuş” dercesine tavırlar sergiliyorlar. Ben orada çok kızıyorum ve içimden “Bu kadar çırpınıp ikaz ediyorum, tedbirler alınmasını istiyorum ama şunların verdiği karşılığa bak. Bu milletin büyük çoğunluğuna nasihat tesir etmiyor.” diyorum. Sesli olarak da “Büyük temizlik olacak ama bu millet buna müstahak.” diyorum.

Sonra kendi evimde pencerenin arkasında içeriden dışarıya bakıyorum. Bakıyorum ki insanlar böyle bir anda bile meseleyi ciddiye almak, tedbirler almak, birlikte güç bulmak ve dayanışmak yerine birbirlerine kötülük etmekle, nefsani mücadeleler etmekle, günahlarla yaşamakla meşguller. Zevk, sefa, para, mal, kadın, rütbe, makam peşinde koşmakla meşguller.

“Başlarına neler gelecek ama şunlar ne kadar sorumsuzlar, ne kadar hissizleşmişler” diyorum içimden…

Bir süre içim acıyarak bu manzarayı seyir ettikten sonra ve o zifiri karanlık hava hala devam ediyorken ve kalabalıklar umursamaz şekilde sokaklardayken, bir anda küre şeklinde, mavi renk hakim, sanki enerji yüklü ve kocaman bir şey gökten aşağıya doğru hızla süzülüyor, geliyor. Zemine çok yaklaşınca, bir uçak gibi yere paralel de yön alıyor bir yandan zemine doğru inerken bir yandan da ileriden bizim bu bölgenin üzerine geliyor. Tam da bu bölgenin üzerinde bir uçan daire misali asılı duruyor. O bir uzay aracı mı, üretilmiş başka bir şey mi, manevi bir şey mi anlayamıyorum ve yaşanana bakarken birkaç saniye sonra bir gürültü kopuyor ki duyan kıyamet kopuyor zan eder.

Sanki yerin kilometrelerce altında devasa büyüklükte bir nükleer bomba patlamış ve enerjisini/basıncını dışarı atacak dar da olsa bir yarık bulamamış da bütün bölgede yeri yerinden oynatmış. Bu da tok, ürkütücü ve çok yüksek bir ses çıkartmış. Çok şiddetli bir gürültünün ardından da çok şiddetli bir deprem olduğunu hissediyorum. Deprem olduğunu görmüyorum, hissediyorum.

Gürültünün şiddeti hala kulaklarımda ve sanki rüya aleminde değil de gerçek alemde duymuş gibiyim.

Sonra rüyada sahne değişiyor. Pendik’te çarşı hizasındaki sahil kısmındayım. Sahilden 150 mt kadar içerideyim. Tsunaminin ön dalgaları gelmeye başlamış. İlk gelenler bile iki metre kadar var ve üst kısımları beyaz beyaz köpürmüş. Oraya yakın insanlar çok korkmuşlar ve kaçışıyorlar. Ben de nispeten daha uzakta da olsam endişeleniyorum ve uzaklaşmak istiyorum.

Uzaklaşmak gayreti sergilerken o anda kendimi orada değil de sahilden biraz daha iç kısımda olan bizim mahallede, en işlek caddede, caddenin sağındaki kaldırımda görüyorum. Hemen etrafıma bakıyorum ve “Yenice yapılmış, büyük ve sağlam bir bina bulmalı ve en üst katına çıkmalıyım” diyorum.

Vaktin dar olduğunun ve hızla karar alıp uygulamak zorunda olduğumun farkındayım. Bir an önce yoldan bir binaya çıkmak zorundayım ve hemen yakınlarımda böyle bir bina bakıyorum.

Yakınlarımda böyle bir bina göremeyince de mevcut olanların en iyisi hangisi diye bakıyorum. İki tane tercih edebileceğim bina var. İkisi de çok eski, biri daha da eski ve alçak. Onun öte yanındaki ise biraz daha yüksek ve ona gidip zemin kattaki kapısından içeri giriyorum. Bir görüyorum ki harabe, virane, metruk bir yer. Dışarıdan göründüğünden çok çok beter bir yer. Çok şaşırıyorum evin bu haline ve kendimi zemin katta görüyorum da yukarı çıktığımı görmüyorum.

Bu rüyanın tabir edilecek bir yanı yok. Her şey çok açık. Bu güne kadar benzeri birkaç rüya daha görmüş ve bu Telegram kanalında paylaşmıştım.

Bu güne kadar söylemediğim bir şey söyleyeceğim:

Bu günden itibaren, İstanbul’da yaşanacak yıkıcı olmayan küçük ve orta şiddetli sarsıntılardan hemen sonra, panik yapmadan bulunduğunuz mekanın dışına çıkın. Açık alanlara çıkın ve yaklaşık bir saat kadar binalara girmeyin.

Kışlık çadır, kışlık uyku tulumları, acil durum çantası, tıbbi ilk yardım çantası gibi hazırlıkları hala tamamlamamış olanlar, daha da ötelemesinler.

İstanbul’da yaşanacak musibetler – Rüya tabirleri

Anlaşılan o ki İstanbul’da bulaşıcı hastalıklar iyice artacak, her yeri saracak, yüksek sayıda kişinin ölmesine sebep olacak ve tedbir almaya çalışan dikkatli insanlar bile az ya da çok zarar görecekler.

Rüyada görülen ateş ya da yangın, büyük zarar demektir. Bazen bulaşıcı hastalık, bazen deprem, sel, fırtına gibi tabii afetler, bazen ise düşman bir devletin saldırısı yani savaş demektir.

Rüyada bir yerde ateş/yangın görmek, orada dini-ahlakı tamamen terk etmiş ve cehennemi, cehennem ateşinde yanmayı sonuna kadar hak etmiş kişilerin olduğuna da delalet eder.

Şu rüya, insanların büyük çoğunluğunun, bu güne kadar yaşanan acıları, bela ve musibetleri ve şimdilerde yapılan bunca ikazı hiç umursamadığına da delalet ediyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Beklenen felaketler yarından daha yakın olabilir – Rüya tabirleri

“Selamün aleyküm hocam,
Türkiye’de ve dünyada beklediğiniz felaketler yarından daha yakın olabilir.

Bugün gördüğüm rüyamı anlatmak isterim. Rüyamda memleketteydim. Akşam vakti arkadaşımla evimizin önündeki caddesinde dolaşıyorduk. Birden şimşekler ve fırtınalar kopmaya başladı. Bazı anormal olaylar olduğunu hissediyordum. Hemen eve kaçtık, güç bela girebildik. Elektrikler kesik, hiçbir elektronik alet çalışmıyordu. Mutfaktaydım, yemek için soğan soyuyordum. Soğan elimden düştüğünde normal bir hızla düşerken, soğanın içi sanki ayda gibi süzülerek yere iniyordu. Dünyanın yer çekimi bozulmuştu sanki. Hemen içeride uyuyan abime göstermeye, uyarmaya gittim. Oda uyanmış ve şaşkın halde hem duvardaki hem de kolundaki saate bakıyordu. Daha ben birşey söyleyemeden bana saatlerin geriye doğru çalıştığını söyledi. Hemen arka camdan dışarıya baktım, güneşin battığı yere ve gördüm ki güneş doğuyor.”

“O sırada pencerenin yanında ateist olduğunu bildiğim bir arkadaşım korkmuş ve şaşkın bir ifadeyle bana bakıyordu. Ben de dedim ki güneş batıdan 2. kez doğuyor. O sırada gün doğdu ve bir yanardağ patladı. Yeşil ağaçların arasındaki evler kuru topraklar arasında simsiyah oldular ve aralarında bir de camii vardı. Kaçışın imkansız olduğunu düşündüm. Ön cama koştum, dışarı baktım. Yağmur yağıyordu ama şu değil yağa benzer bir şekilde. Böyle birşey olacağını siz yazmışsınız ve bunun gerçekleştiğini size söylemek istedim. Odadan telefonumu almayan gittim, benim kaldığım odaya birkaç damla o yağmurdan giriyordu. Nasıl olacağını düşündüm çünkü heryer kapalıydı. Sonra salona annemin yanında gittim. Bunca felaket arasinda evimiz sağlamdı ve her zamanki balkon manzarası hiç bozulmamisti. Balkon kapısından esen esintiyle rahatladım. Annem kendinden emin bir şekilde oturmuş bana bakıyordu. Sonrasında ruyamdan uyandım.”

Tabiri:

📡 Herkesi şaşkına çevirecek, şoka sokacak hadiseler (felaketler, aşırı yağışlar, depremler, fırtınalar, tsunami, kuraklık, kıtlık gibi) yaşanacak. Rüya sahibi de yakınlarını ya da sevdiği arkadaşlarını kaybedecek. Sonrasında hayatı, düzeni, ruh hali tamamen değişecek.

🔌 Yaşanacak felaketlerin büyük kısmına elektromanyetik silahlar, sismik silahlar ve çok yüksek teknoloji ile üretilmiş ama insanlıktan gizlenen stratejik silahlar sebep/vesile olacak… Bu türlü saldırılar sırasında hedef bölgelerde bir süreliğine elektrikler kesilecek. Elektrikli ve elektronik aletler zarar görecekler. İnternet ve iletişim altyapıları da bir süreliğine kullanılamaz hale gelecek.

⏰ Elektrikli ve elektronik aletlerin bir kısmı, yapılacak elektromanyetik saldırı/darbe ile yanınca, hedef bölgedeki insanlar zamanda geriye gitmiş gibi olacaklar. Bir süre için de olsa daha ibtidai/ilkel tekniklerle/aletlerle yaşamak zorunda kalacaklar.

💣Dünyanın tabii/doğal manyetik alanına suni/yapay teknolojilerle darbe vurulması nedeniyle gökyüzünde ışık patlamaları, aydınlanmalar yaşanacak. Bazı hedef bölgelerde volkanlar patlayıp yeryüzüne dağılacak

🛏 Müslümanlar, yaşanan onca şok edici hadiseye rağmen tevekkül ve teslimiyet gösterebilirken, ateistler, gayr-i müslimler ise çok korkacaklar ve psikolojik olarak aşırı derecede sarsılacaklar.

🌚 Dünyanın tabii manyetik alanının düzenini bozmak suretiyle depreme sebep olunması ve birkaç kez gökte ışık patlamaları yaşanması sırasında bazı hedef bölgelerde yer yüzünün bazı kısımlarında da yanıklar oluşacak. Zan ediyorum ki yeşil çimenler bile yanıp kararacaklar.

🌧 Tabiatın dengesi ile oynanması neticesinde bir silsile halinde pek çok tabii/doğal sistemde değişiklikler yaşanması da kaçınılmaz olacak. Yağmur da bunun neticesi olarak bir tuhaf yağacak…

Ben bu güne kadar böyle bir şey yaşanacağını yazmamıştım. Şimdi yazıyorum ve rüya sahibi de okuyacak ve rüyası gerçekleşirken tam da burada yazdığım bu cümlelerimi hatırlayacak.

👨‍👩‍👧‍👧 Kısa sürede o kadar çok toplu ölüm olacak ve o kadar çok kişi ölecek ki sağ kalanlar “Bunca felaketlerden sonra ben hala nasıl sağ kaldım.” diyerek kendileri de şaşıracaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Nedir bu felaketler, Türkiye’de ve dünyada neler oluyor böyle…



“Neler oluyor böyle”

Son yıllarda dünya genelinde, iklim silahlarının, elektromanyetik silahların ve biyolojik silahların kullanldığı bir 3. dünya savaşı yaşanıyor. Son birkaç yıldır bunun yaşandığını fark edemeyenlere ne denebilir bilemiyorum. Bu hususları izah ve ispat eden yüzlerce yayını yıllardır paylaşıp duruyorum. Hususiyle son iki senedir yaşanan yoğun depremler, fırtınalar, kasırgalar, seller, aklı başında herkese “neler oluyor böyle” dedirtti. Tabii/doğal felaketler denilen şeylerin çoğunun artık tabii olmadığı, sun’i/yapay yollarla sebep olunmuş depremler, seller, fırtınalar, sıcaklar ya da soğuklar olduğu kesinlik derecesinde ifade edilebilir. Bence bunun tartışılır bir yanı yok… Hala tartışayacak kişilere söyleyecek sözümüz de yok. Bırakalım onları kendi hallerine…

Mehmet Fahri Sertkaya

Başka felaketler, musibetler de geliyor – İstanbul depremi ve daha fazlası – Rüya tabirleri

16 Mayıs’ı 17 Mayıs’a bağlayan gece bir rüya gördüm. Salih rüyalar gördüğümü, bunları büyük bir isabetle tabir edebildiğimi, tabir ettiğimden bir süre sonra gerçekleştiğini, yıllardır bilenler bilirler. Ben şimdi yazayım, herkes istediği gibi değerlendirir, kendi kararını verir ama aralarından akl-ı selim olanlar ise hiç beklemeden tedbirlerini alırlar.

İstanbul’da, ikamet ettiğim ilçede, deniz kenarına yakın ve yüksek binaların arasındaki yollarda, caddelerde endişeyle yürüyorum. “Felaketler geliyor, büyük felaketler geliyor. Daha neyi bekliyorsunuz. Başınıza belalar yağacak. Tedbirinizi alın. Deprem, tsunami ve seller geliyor. Maddi ve manevi tedbirlerinizi alın.” diye yüksek sesle bağırıyorum.

Sonra, sahilden uzakta/içeride kalan mahallelere giriyorum. Oralarda da aynı şekilde bağırıp bir an önce herkesi kurtarmak istiyorum. Sokaklarda beni duyan insanlar, oldukları yerde durup beni hep dinliyorlar ama bağırışımı evleriden duyanlar ise onlardan çok daha fazla sayıda oluyor. Sonrasında bana inanıp da tedbir alanlar oluyor. Rüyanın sonunda “İyi oldu, epeyi yüksek sayıda insan sesimi duydu. Sözlerimi dinlediler, tedbirlerini aldılar. Kurtulacaklar.” diyorum.

Şimdi biraz rüyayı tabir edelim:

Türkiye’nin çok farklı farklı bölgelerinde, şehirlerinde kısa aralıklarla çeşitli fekaketler yaşanacak. Bazı yerlerde sel, toprak kaymaları, bazı yerlerde fırtınalar, bazı yerlerde depremler ve ardından tsunamiler, bazı yerlerde kuraklık ve Türkiye genelinde kıtlık yaşanacak. Özelikle İstanbul’da büyük felaketler yaşanacak. Şiddetli bir deprem ve ardından sahil bölgelerini büyük oranda yıkacak, iç kısımlara ise daha az hasar verecek bir tsunami yaşanacak. Temiz su bulmak da çok zorlaşacak.

Özellikle İstanbul’un Anadolu yakasında depremin ve tsunaminin vereceği hasar daha fazla olacak. Anladığım kadarıyla sadece İstanbul’da binlerce can kaybı olacak. Ve yine rüyayı tabir ederek anlıyorum ki benim bu maksatla yazdığım uyarı yazıları çok yayılacak, çok yüksek sayıda insan duyacak.

Rüyayı tabir ederek şu hususları ise anlamak/bilmek mümkün değil ama akl-ı selim ile tahmin etmek mümkün: Marmaray’ın zaten patlamak üzere olan, kusurlu yapılmış olan tüp geçiti patlayacaktır. Bazı tüneller, metrolar, yeraltı sistemleri/tesisleri yıkılacak hatta sular içinde kalacaktır. Bu kadar felaketler bir memlekette üst üste yaşanırken mutlaka otorite kaybı da olacak, devlet gücü de yetmeyecek, acil yardım da bulunamayacak, kargaşa ve kaos ortamı hakim olacaktır. Bu da yağmaların, kavgaların, cinayetlerin de ardı arkası gelmeyecek demektir.

Kimse de kimseyi kandırmasın, herkes yıllardır farkında ve bekliyor ki büyük bir ilahi temizlik geliyor. Memleket ahlaken, dinen bakıldığında tam bir batakhane görüntüsü veriyorken, bunlardan başka bir şey beklemek ve hala bunun aksine iddialarla tartışmak, ancak helak edilesi hale kadar düşmüş tiplerin işidir. Bu uyarımı isteyen dikkate alır, isteyen almaz ama dikkate almak isteyenlere derim ki devlet gücünden size fayda yok ve şahsi imkanlarınızı seferber ederek tedbirlerinizi alın. Anlamayan, dinlemeyen düşük tiplerle tartışmaya bile vaktiniz yok. Herkes kendi yolunu çiziyor, siz de kendi yolunuzu doğru çizin. Bir yandan maddi/dünyevi sebeplere uyup tedbirler alırken, bir yandan da manevi/dini sebeplere uyarak tedbirler alın. Eksikleri, kusurları, günahları hemen terk edin. Kur’an-ı kerim’in büyük kısmında helak edilen kavimler anlatılıyor. Ehl-i sünnet alimlerinin bu hususları izah eden ve nasıl tedbirler alınması gerektiğini de izah eden yazılarını internette bile kolayca bulmanız mümkün.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bir takipçi mesajı:

Bu rüyanın bir değişiğini gördüm anlatayım

Hatırladığım kadarını anlatacağım Pendik sahildeyim deniz çekiliyor sonra geri geliyor diyorum ki herhalde tsunami olacak sonra bir daha çekiliyor ama bu sefer daha çok çekiliyor o ara denizin içinden ayı çıkıyor sahile yakın bir yerde sokağa bakan tarafı camlı olan ama cami gibi kullanılan bir yer var onun içine giriyorum yine oradan çıkıyorum merkezde ki büyük camiye gitmek için tsunami orayı almaz diye o ara sahilde ki iş yerlerine bakıyorum o restoranların olduğu sıraya bunlar çok kötü yerler hepsi gidecek diyorum camiye doğru gidiyorum sonra tsunami onuda aşacakmış hızla pendik köprüsüne doğru hareket ediyorum dolmuşların durduğu yerde arabayla mı gitsem bisikletle mi gitsem tsunami den kurtulurum hesabını yapıyorum hatırladığım kadarıyla her ikisiylede gidiyorum tsunami arkamda pendik köprüsünün alt tarafında ki üst geçide kadar geliyor

Mfs: Bu kadar olur diyorum. Ben de zaten Pendik’te ikamet ediyorum. Rüyada da kendimi Pendik’te sahil bölgelerinde ve sonra iç mahallelerde görüyorum. En büyük hasarın Anadolu yakasında ve en çok da Pendik’te olacağını anlamıştım ama insanlar panik olmasın diye yazmamıştım. Belki de yazılması gerekiyordu da böyle oldu.

İstanbul Rus tehdidi altında – Rüya tabirleri

13-14 Nisan 2020 gecesi… Ümraniye E Tipi toplama kampından tahliye olmamdan birkaç gün öncesi.

İstanbul ile alakalı acayip bir rüya… Rüyamda transporter tarzı araçla İstanbul’dan yola çıkıp daha tenha ve sakin bir şehrimizin bir kasabasına gidiyorum. Hangi şehre gittiğimizi bilmiyorum. Arabada şoför dahil üç kişi daha var ve uzun diyaloglar oluyor. Gurbette sıla hasreti duyuyor ve kısa sürede geri dönüyorum.

Kısa süre diyorum ama yine birkaç yıl geçmiş. Yıllar sonra aynı araç ve aynı ekiple İstanbul’a döndüğümde, semt semt ve meydan meydan şehri dolaşıyorum. Bir meydandan geçerken 45-50 yaşlarında son derece rahat giyinmiş bir kadının o meydan yerde bir başına dans ettiğini görüyorum.

O an o meydanın etrafındaki binalara bakıyor ve binaların İngiliz kültürüne-mimarisine çokça benzediğini düşünüyorum. Sonra “Bu kadın da büyük ihtimalle İngilizdir ya da değilse de İngilizlere çok benzemiş” diyorum. Sağa sola dönerek giderken bir anda arabanın arka camından dışarı baktığımda Avrupai tarzda yapılmış, elbisesiz erkek figürleri kullanılmış ve 8-10 mt yüksekliğinde devasa heykellerin yolların göbeklerine konulmuş olduğunu görüyorum. “Ecnebi, gayr-i müslim kültürü bu…” diyorum.

O anda fark ediyorum ki İstanbul’a gündüz vakti bir karanlık hava çökmüş. Puslu bir hava. Sanki büyük bir fırtına ve felaket geliyormuş da onun öncesindeki sessiz bir karanlık gibi… Henüz yağmur yağmamış.

Devam ediyoruz. Tek yönlü, ancak bir aracın sığabileceği dar bir sokaktan geçerken yolun üzerinde kemer tarzı bir dar kapı yapılmış olduğunu ve Osmanlı’dan kalmış bu kapının altından geçtiğimizi görüyorum.

Hızlı geçtiğimiz için kapının üzerindeki Osmanlıca ya da Arapça yazıları okuyamıyorum. Yazı kısmında zemin yeşil ve harfler açık sarı renkte.

Sonra sağa sola döne döne yolumuza devam ediyoruz ve İstanbul’un farklı kesimlerinin yaşadığı semtlerden geçiyoruz.

Bir yerde durmuşuz ve bir süre için yolun solundaki kaldırımdan yürüyoruz. Başımı sola çevirip baktığımda bir kafe görüyorum. İçeride onlarca beyaz ve tertemiz masa var. Müşteriler hep genç kızlar ve onlarca genç kız var ve hepsi de makyajlı, sosyetik, aşırı derecede rahat kıyafetliler. Onlardan hemen yüzümü çeviriyorum, bakamıyorum. Sonra yine araba ile şehri dolaşırken bir köşe dönüyoruz ve çok merkezi, kalabalık bir meydana çıkıyoruz. Az daha ilerlerken o geniş caddede karşı taraftan ordumuza ait zırhlı askeri araçların geldiğini görüyorum. Hızlıca caddeye girip mağaza, banka, esnaf ve halktan insanlar dolu yerlere araçları park ediyor, mevzi alıyorlar.

Ben bunu görünce şaşırıyorum. Yine araçtan inip kaldırımda yürürken, solumda benimle birlikte bir kişinin yürüdüğünü görüyor ve benden çok uzun boylu duran bu kişinin ordumuzun muvazzaf bir subayı olduğunu biliyorum. O subay “Bu araçlar, bu tedbirler, milleti Ruslardan korumak için. Bakalım Ruslar bu millete neler yapacaklar” mealinde cümleler kuruyor.

Yürümeye devam ederken ben onun yüzüne bakmadan “Ruslar öyle bir şey yapmaz, sivil insanlara zarar vermezler” diyorum. O subay bu karşılığımdan rahatsız oluyor ama hiç karşılık vermeden susuyor ve kafasının dikine gidiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya