Etiket arşivi: doğal afetler

Salgın süreci

Denizlerimiz gibi akarsularımız ve barajlarımız da saldırı altındaydı. Bunu daha önce de yazmıştım. İçilebilir sularımız bir yandan kurutulup yok edilirken, bir yandan da kurutulmayanlar kirletildi. Baraj sularına kadar kasten virüsler/mikroplar atıldı. Son zamanlarda hastahanelere müracaat eden ve korona ya da ishal teşhisi konulan insanların epeyi bir kısmı sulardan mikrop kapan insanlar…

Bu kirli su sorunu her geçen gün artacaktı zaten, süreç planlandığı gibi gidiyordu ama peş peşe yaşanacak sellerle, depremlerle, toplu ölümlerle bu daha da büyüyecek.

İktidardan ümit kesilsin. İyi niyetli valiler, kaymakamlar ve belediye başkanları varsa, bu gerçekleri bilmeliler, dik durmalılar, tedbirler almalılar. Önümüzde, toplu ölümlere, çok ama çok yüksek sayıda can kayıplarına sebep olacak bir salgın süreci de var.

Hiçbir şey yapamayacak ya da yapmayacak idari yetkililer, hiç değilse çok yüksek sayıda ceset torbası, toplu defin için araziler ve çok bol miktarda kireç hazırlamalılar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Fragman bitti, asıl film şimdi başlıyor

Haydi bakalım, cehennem sizi bekliyor. O kadar büyük bir yer ki on milyarlarca yıldır dolmadı, dolmuyor.

İslam dinini alet ederek İslamcılık yaptınız, müslüman gibi durmadınız, yaşamadınız…

Allah’ın ayetlerini, resulünün hadislerini alet ederek bu insan şeytanlarını memleketin başında tuttunuz…

İbnelik, zina, domuz eti bile serbest bırakıldı, umurunuzda olmadı…

Dinler arası diyalog diye diye bozuk dinleri hak din gibi gösterdiler, camilerde kilise müzikleri bile çaldılar, umurunuzda olmadı ve alkışa devam ettiniz…

Ne olduğu en başından beri belli olan FETÖ ile birlikte yediniz, içtiniz, çaldınız, çırptınız, pislediniz, bu devran böyle gidecek zan ettiniz ama öyle olmadı. Düştünüz birbirinize ama hepiniz kendisini sağlamda tutmaya oynadı. Sanki aynı yolun yolcuları değilmişsiniz gibi onları içeri tıktınız, kendiniz kahramanı oynadınız. Darbe tiyatrosu bile sergilediniz, hem de dinimizi alet ede ede, masum askerleri ve sivilleri oyuna getire getire…

17/25 Aralıkta meydana saçılan delillerin hepsinin gerçek olduğunu bildiniz, zaten sahada bu işlerin bu şekilde döndüğünü de bilirdiniz ama umurunuzda olmadı… Bu kadarına elin gayr-i müslim devletlerinde bile rastlanmadı. Oralarda bile tepkisiz kalınmadı ama siz dinimizi, değerlerimizi alet ede ede bu hırsızları, bu hainleri savunmaya devam ettiniz… Mücahit de kahraman da dediniz. Gayrettullaha dokunmadı mı zan ettiniz. Cezası hemen kesilmediyse, hiç ceza gelmeyecek mi zan ettiniz.

Suriye’de milyonlarca kişinin kanına girdiniz, yaktınız, yıktınız, onu da kahramanlıkla, değerlerimizle izaha kalktınız, anaların ahlarını aldınız, Türkiye’yi harp kaçkını mültecilerle doldunuz ama umurunuzda olmadı. Şimdi onlar sebebiyle de aç kalıyorsunuz, işsiz kalıyorsunuz, başka çare bulamadınız, bunca sene sonra geri göndermeye kalktınız. Onu da fitne fesatla, kan dökerek yapmaktasınız.

Seçtiğiniz, her şeye rağmen desteklediğiniz ve itaat ettiğiniz ve dinimizi alet ede ede şakşakladığınız şu iktidar üzerinden, o kadar çok insana o kadar çok zulüm yaptınız, yaptırdınız ki lanetler, ahlar arşa vardı ama siz yıllarca kulak tıkadınız.

Hangi birini yazayım. Geriye doğru yazılarıma bakın, on seneden fazla süredir hepsini sıcağı sıcağına yazdım. “Bu dini, dünya menfaat ve siyasetine alet edenlere Allah lanet etti. Kendinize gelin. Samimi olun. Ya doğru düzgün müslüman olun ya da bu dini alet etmeyin, başka bir şeyin davasını tutun” da dedim. “Bir müslüman bu kadar rezilliğe, adiliğe, yalana, vurguna, zulme, ahlaksızlığa tahammül edemez. Buna tahammül edebilen insan türünden sayılamaz. Bir de bunlara dinimizi alet edene Allah lanet eder. Yandım dediklerinde kurtulacak bir yer bulamazlar” da dedim. Hiç fayda etmedi…

Bir de doğruyu söyleyen, vatanı/milleti müdafaa eden, haksızlıklar karşısında dilsiz şeytan olmayan ve AKPKK’nizi desteklemeyen bizlere iftiralar attınız, karalamalar yaptınız hatta masonlar, gizli Yahudi ve Ermeniler, bir kursumuzda yeni takılan elektrik sayacı yangına sebep oldu diye bizi linç etmek, yok etmek için kampanya başlatınca onlara tabi oldunuz ya da bazılarınız sustunuz, izlediniz. Sessiz kalarak onları desteklediniz.

Biz, AKPKK projeleri üzerinden devlet idaresini ele geçirmiş olan masonları, gizli yahudileri, gizli ermenileri isim isim, cisim cisim ilan ettik, yayınladık, dönen dolapları hepinize anlattık, bu nedenle cezaevlerine defalarca konulduk, sayısız kere öldürülmek istendik, kendi devletimizin gücü bizim karşımızda devleştirildi, adalet sistemi ayarından çıkartıldı ama ezilmedik ve hep sizler gerçeği görüp yanlış yoldan dönersiniz diye bekledik, bekledik, bekledik… Sizden bir kısmı sadece izledi, umurunda bile olmadı. Bir kısmınız ise biz yok olalım diye çırpınabildi. Aynı anlarda hep beraber din, vatan, ahlak, namus, adalet diye diye nutuklar atıyordunuz.

Dünya tarihi boyunca çok kere küfür ve zulüm devirleri yaşandı. Sizler gibileri çok nadiren görüldü. Bu kadarı, sık görülen bir şey değil.

Toplu toplu gidin öte aleme ve görün şimdi, yaptığınızın karşılığı ne imiş…

İsterseniz gitmeden önce son bir defa, on yıldan fazladır size bu günleri haber verdiğim, “Mühletiniz var. Allah ihmal etmez, imhal eder, yani mühlet verir. O mühlet bitince görürsünüz” dediğim, akıbetinizi ve ahiretinizi anlattığım yazılarıma da bakabilirsiniz ama fayda vereceğini zan etmem. Lafta müslüman olup da yediği içtiği haram olan kişilersiniz. Haram yiye yiye kalbi kararıp ölen, taşlaşan ve haramileşen kişilersiniz. Size artık söz söylemek yok. Nasihat etmek yok. Size yardım etmek de yok. Gerçekten çekecektim kendimi ve teşkilatımı geriye ama yine de memlekette hala iyi insanlar var, beli bükük ihtiyarlar var, çocuklar ve bebekler var, yetimler var, namuslu dul kadınlar var, seher vakitlerinde zikredenler var ve hayvanlar, ormanlar var diye karar değiştirdim. O hayvanlar var ya, onlar bile sizden daha faziletli ve kıymetliler. Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Allah’ın “esfel-i safilin” dediği kişiler sizlersiniz. “Belhüm adal” dediği kişiler sizlersiniz.

Biz, iyi olanlar için hala sahadayız ve yola çıktığımız ilk günkü kadar samimi ve gayretliyiz ama sizlerin canları cehenneme…

İla cehenneme zümera…

Mehmet Fahri Sertkaya

Toplu ölümler olacak

Sellerin, felaketlerin ardı arkası kesilmeyecek. Çok çok daha büyük seller, fırtınalar, depremler yaşanacak. Biri bitmeden diğer felaket gelecek. Farklı ve koronadan çok daha öldürücü virüsler de yayacaklar. Türkiye’de toplu ölümler yaşanacak. Bu salgınlarda kara paracılar da vatan hainleri de gizli Yahudi ve Ermeniler de masonlar da organcılar da bunca felaketlere “küresel ısınma” diyenler de devletimizin/ordumuzun gücünü seferber etmeyenler de can verecekler.

Peş peşe ve bazen aynı anda yaşadığımız türlü saldıralara ve gerçekleri anlatan/bağıran bunca iyi niyetli insana rağmen, hala “küresel ısınma” diyen muhtarından cumhurbaşkanına kadar herkes, basın ve medya mensuplarından akademisyenlere kadar herkes, şayet bu felaketler sırasında can vermemişlerse, sonrasında ağır ceza mahkemelerinde yargılanıp idam edilerek can verecekler.

Her şeyin bir zahiri/görünür, bir de manevi/dini sebebi vardır. Bir memlekette bulaşıcı hastalıkların yayılması ve bu vesileyle toplu ölümler olmasının manevi sebeplerinden biri, devletin idarecisinin halkına bile isteye zulüm etmesi, hakaret etmesi ve halkın hala ona itaat etmesidir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Gerçeği görmek için acele etmek gerek…

Bu yıl içinde yaşanan büyük orman yangınları ve hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde yaşanması ve korona dahil olmak üzere pek çok büyük sorunun arkasında, dünyaya düşman olan uzaylı insan türleri var. Bu sene bunca felaket suni sebeplerle yaşandı.

Yeşiller ve Griler başta olmak üzere bu düşman türler, kontrollerinde tuttukları ABD ve Çin gibi devletlerin elinde mevcut olan en yüksek teknolojileri, HAARP da denilen iklim ve deprem silahlarını da kullandılar. Bazı zamanlar uzaydan bu ülkelere ait uydular ya da kendilerine ait uzay araçları ile de dünyamıza saldırılar yapıldı.


Dünyanın ciğerlerini yakan onca büyük orman yangınına, uzaydan gönderilen yakıcı lazer darbeleri de sebep oldu. Bunları o büyük orman yangınları başladığında sıcağı sıcağına yazmıştım ve bu Telegram kanalının geçmişinde bulunabilir.

Hedeflerini yukarıda yazmıştım; “Dünyada insanlar doğru düzgün yaşamadılar, tedbirsiz ve umursamaz oldular. Pek çok hayvan türünün nesli tükendi. Plastik başta olmak üzere türlü katı atıklar, denizlerin de kirletilmesi ve onlarca balık türünün de yok olması ve ayrıca atmosfere salınan zararlı gazlar da dengeyi bozdu ve küresel ısınma başladı. Bütün denge bozuldu ve ayrıca mani olunamayan tabii/doğal felaketler de üst üste geldi de dünya yaşanamaz bir yer oldu” gibi gibi yorumlanacak bir sürecin sonunda dünya insanlığını yok etmek…


Bitmedi…

Ellerinde, yanardağları aktif hale getiren ve patlamalarına sebep olan teknolojiler de var. Bunların uçan dairelerinin hiç zorlanmadan yanardağların içine girdiğini gösteren çok sayıda video kaydı çekilmiş ve dünyamızda mevzu edilmişti.

Son zamanlarda yanardağların faaliyete geçip durmasının arkasında da suni/yapay sebepler ve düşman uzaylı türler var.

Şunca şeyi anlatıyorum, bir bir çıkıyor da şu şartlar dahilinde hangi ülkenin reisi “Çin aşısı” denilen o aşıyı satın alıyorsa ve milletine resmen/kanunlarla zorlamasa da aldığı kararlar ve devlet gücüyle yaptığı uygulamalarla zorda bırakarak vurduruyorsa, vurduracaksa, o kişi bir dakika bile beklenmeden devrilmeli ve milletine, dünya insanlığına ihanetten tez vakitte yargılanıp ipte sallandırılmalı.

Çünkü o aşı “Çin’in geliştirdiği korona aşısı” değil, o aşı Yeşillerin sinsice ürettiği ve dünya insanlığını mahvetmek istediği bir aşı…

Şu anda dünya üzerinde “korona virüsü aşısı” denilen aşılar içinde, korona virüsüne karşı gerçekten koruma sağlayan hiçbir aşı yok. Rusya’nın aşısı hariç diğerlerinin tamamında insanlığa karşı art niyet var ve uzun vadeli zarar verme maksadı var.

Rusya’nın Sputnik V aşısında böyle bir zarar vermek kastı yok ama o da para tuzağından başka bir şey değil… Bir faydası yok.

Hep söyledim ki koronaya gerçekten bir çare bulunsa, başka başka virüsleri de yayacaklar. Sineklerle uğraşmak yerine bir an önce bataklığı kurutmak şart. Herkesin kendini düşündüğü ve kendini kurtarmak ve sıkıntıya düşmemek istediği bir dünyada ise o bataklık kurutulamaz.

Dünya insanlığına korona aşısından önce lazım olan şey ahlak… Ahlak, gayret, mücadele…

Mehmet Fahri Sertkaya

‘Küresel ısınma yalan!’


13.11.2007 tarihinde, içimizdeki İsrail’in kurumsal gazetelerinden biri olan Hürriyet’in de yayınladığı şu haberi kaçınız gördünüz ve sonrasında neler oldu? Bu iddia ne kadar tartışıldı ve benzeri iddialar Ankebut Ağının dünya genelinde kontrolünde tuttuğu basın ve medya kuruluşlarında ne kadar yer buldu?

Haberin kaynağı şurada (https://www.hurriyet.com.tr/dunya/kuresel-isinma-yalan-7674015) ve bakarsınız. John Coleman’ın söylediklerine, detay kısımları haricinde katılıyoruz. Genel olarak bakıldığında doğruları söyledi ve biz de bunca yıldır bu gerçekleri anlatmaya çabalıyoruz. Dünyanın tabii nizamının (doğal dengesinin) bozulmaya başladığı tartışılamaz bir gerçek. Lakin, John Coleman’ın da dediği ve tartışılmaz kesinlikte gerçek olan husus şudur: “Küresel ısınma dedikleri şeye insanların yol açtığı da büyük bir aldatmacadır.”

Coleman “Birkaç bilim adamı, politik hedeflerini gerçekleştirebilmek için, iklim verilerini taraflı şekilde yorumlayarak, böyle bir fenomen olduğunu ileri sürdü.” demişti ama meselenin arka planı aynı dik duruşla dünya insanlığına söylenmemişti.

Onlar sadece “birkaç bilim adamı” değiller. Son zamanlarda başımıza bela olan Korona dahil bazı bulaşıcı virüsleri, üzerinde hayat olan başka dünyaların dünyamızda bulunan adamları çıkartıp yaydılar.

Hep anlattığım gibi, dünyanın önde gelen devletlerinin idari kadroları arasına, bilim adamlarının ve kanaat önderlerinin, dini liderlerinin arasına sızdılar. Bizden on binlerce sene ileri bilim ve teknolojileri sayesinde ürettikleri biyonik robotlarla dünyamızdaki pek çok kritik ismin yerlerine geçtiler. Pek çok yalan gibi “küresel ısınma” yalanını da onlar yaydılar.

Çünkü…

  • Yağışların giderek daha da azalması ve içilebilir su kaynaklarının hızla yok olması…
  • Dünyanın büyük bir kararlılık ve hızla kuraklaşıyor olması…
  • Durmak bilmeyen depremler, bitmeyen fırtınalar, kasırgalar ve türlü afetler…
  • Uyuşturucu türlerinin kullanılmasının hızla artırılması, ayrıca gıda ve tıp/ilaç sektöründeki oyunlar…
  • Ahlakın, namusun, aile kurumunun yok edilmesi için oynanan oyunlar ve evlenmemiş, çocuk sahibi olmamış insanların sayısındaki artış…

ve daha saymakla çok vakit kaybedilecek hususlar/sorunlar/belalar aslında kasten sebep olunan şeyler. Bunlar, dünyadaki hayatın sanki kendi kendine yok oluyormuş görüntüsüyle hızlıca yok olması maksadıyla uygulanan büyük bir planın kısımları ve safhaları…

İşte bu kadar büyük ve köklü planlarını bozan operasyonumuzun adı da “Ankebut Operasyonu” ve bu operasyonumuzda aslında çökertmek istediğimiz taraf Yahudiler/Masonlar/Satanistler değil, dünyaya düşman olan ve içimize sızan uzaylı türler…

Mehmet Fahri Sertkaya

Giresun’da tsunami – Rüya tabirleri

Murat, [18.12.20 04:42]
Selamün aleyküm hocam

Murat, [18.12.20 04:42]
Ben bugece rüya gördüm

Murat, [18.12.20 04:46]
Rüyamda. Deniz kenarından sular çok çekilmiş ve büyük boşluklar meydana gelmiş sahil kenarlarında .
Daha sonra deniz büyük dalgalar halinde geri gelmeye başladı ve sahil kenarında daki boşlukları doldurmaya başladı.
Daha sonra yerleşim yerlerindeki evlerin önlernine kadar deniz taşmaya başladı .
Deniz ve bulutlar vahşi ve siyah bir şekile yerleşim yerlerini doldurmaya başladı .
Kimisinin arabası suyun içinde kaldı.

Murat, [18.12.20 04:47]
Bende kendi evimde yatağımı ve dolabını ters çevirip beklemeye başladım

Murat, [18.12.20 04:48]
Ertisi sabah uyandığımda deniz çoğu yerleşim yerlerini doldurmuş ve şehir içlerine kadar. Gelmiş

Murat, [18.12.20 04:48]
Ama bana bir şey olmadı

Murat, [18.12.20 04:49]
Ama korktum rüyamda

Murat, [18.12.20 04:49]
Uyanınca ilk size anlatmak istedim hocam

Murat, [18.12.20 04:49]
Tabirini söylermisinz

Mehmet Fahri Sertkaya, [18.12.20 09:26]

Giresun’da önce kuraklık olacak, tabiat/bitkiler büyük darbeler alacak. İnsanlar da zor hallere düşecekler ve içme suyu bulmak bile çok zorlaşacak. Daha sonra ise aşırı yağışlar neticesinde daha büyük felaketler yaşanacak. Sel baskınları, toprak kaymaları ve yüksek sayıda can kayıpları yaşanacak. Sen de orada ikamet ettiğin için bunlardan payına düşeni alacak ve bazı zorluklar yaşayacaksın. Lakin az zararla atlatanlardan ve hayatta kalanlardan olacaksın. Tabii ki tedbirini şimdiden alırsan böyle olacak. Almazsan rüya tebdil olacak ve sen de helak olacaksın.

İstanbul’da yaşanacak musibetler – Rüya tabirleri

Anlaşılan o ki İstanbul’da bulaşıcı hastalıklar iyice artacak, her yeri saracak, yüksek sayıda kişinin ölmesine sebep olacak ve tedbir almaya çalışan dikkatli insanlar bile az ya da çok zarar görecekler.

Rüyada görülen ateş ya da yangın, büyük zarar demektir. Bazen bulaşıcı hastalık, bazen deprem, sel, fırtına gibi tabii afetler, bazen ise düşman bir devletin saldırısı yani savaş demektir.

Rüyada bir yerde ateş/yangın görmek, orada dini-ahlakı tamamen terk etmiş ve cehennemi, cehennem ateşinde yanmayı sonuna kadar hak etmiş kişilerin olduğuna da delalet eder.

Şu rüya, insanların büyük çoğunluğunun, bu güne kadar yaşanan acıları, bela ve musibetleri ve şimdilerde yapılan bunca ikazı hiç umursamadığına da delalet ediyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Başka felaketler, musibetler de geliyor – İstanbul depremi ve daha fazlası – Rüya tabirleri

16 Mayıs’ı 17 Mayıs’a bağlayan gece bir rüya gördüm. Salih rüyalar gördüğümü, bunları büyük bir isabetle tabir edebildiğimi, tabir ettiğimden bir süre sonra gerçekleştiğini, yıllardır bilenler bilirler. Ben şimdi yazayım, herkes istediği gibi değerlendirir, kendi kararını verir ama aralarından akl-ı selim olanlar ise hiç beklemeden tedbirlerini alırlar.

İstanbul’da, ikamet ettiğim ilçede, deniz kenarına yakın ve yüksek binaların arasındaki yollarda, caddelerde endişeyle yürüyorum. “Felaketler geliyor, büyük felaketler geliyor. Daha neyi bekliyorsunuz. Başınıza belalar yağacak. Tedbirinizi alın. Deprem, tsunami ve seller geliyor. Maddi ve manevi tedbirlerinizi alın.” diye yüksek sesle bağırıyorum.

Sonra, sahilden uzakta/içeride kalan mahallelere giriyorum. Oralarda da aynı şekilde bağırıp bir an önce herkesi kurtarmak istiyorum. Sokaklarda beni duyan insanlar, oldukları yerde durup beni hep dinliyorlar ama bağırışımı evleriden duyanlar ise onlardan çok daha fazla sayıda oluyor. Sonrasında bana inanıp da tedbir alanlar oluyor. Rüyanın sonunda “İyi oldu, epeyi yüksek sayıda insan sesimi duydu. Sözlerimi dinlediler, tedbirlerini aldılar. Kurtulacaklar.” diyorum.

Şimdi biraz rüyayı tabir edelim:

Türkiye’nin çok farklı farklı bölgelerinde, şehirlerinde kısa aralıklarla çeşitli fekaketler yaşanacak. Bazı yerlerde sel, toprak kaymaları, bazı yerlerde fırtınalar, bazı yerlerde depremler ve ardından tsunamiler, bazı yerlerde kuraklık ve Türkiye genelinde kıtlık yaşanacak. Özelikle İstanbul’da büyük felaketler yaşanacak. Şiddetli bir deprem ve ardından sahil bölgelerini büyük oranda yıkacak, iç kısımlara ise daha az hasar verecek bir tsunami yaşanacak. Temiz su bulmak da çok zorlaşacak.

Özellikle İstanbul’un Anadolu yakasında depremin ve tsunaminin vereceği hasar daha fazla olacak. Anladığım kadarıyla sadece İstanbul’da binlerce can kaybı olacak. Ve yine rüyayı tabir ederek anlıyorum ki benim bu maksatla yazdığım uyarı yazıları çok yayılacak, çok yüksek sayıda insan duyacak.

Rüyayı tabir ederek şu hususları ise anlamak/bilmek mümkün değil ama akl-ı selim ile tahmin etmek mümkün: Marmaray’ın zaten patlamak üzere olan, kusurlu yapılmış olan tüp geçiti patlayacaktır. Bazı tüneller, metrolar, yeraltı sistemleri/tesisleri yıkılacak hatta sular içinde kalacaktır. Bu kadar felaketler bir memlekette üst üste yaşanırken mutlaka otorite kaybı da olacak, devlet gücü de yetmeyecek, acil yardım da bulunamayacak, kargaşa ve kaos ortamı hakim olacaktır. Bu da yağmaların, kavgaların, cinayetlerin de ardı arkası gelmeyecek demektir.

Kimse de kimseyi kandırmasın, herkes yıllardır farkında ve bekliyor ki büyük bir ilahi temizlik geliyor. Memleket ahlaken, dinen bakıldığında tam bir batakhane görüntüsü veriyorken, bunlardan başka bir şey beklemek ve hala bunun aksine iddialarla tartışmak, ancak helak edilesi hale kadar düşmüş tiplerin işidir. Bu uyarımı isteyen dikkate alır, isteyen almaz ama dikkate almak isteyenlere derim ki devlet gücünden size fayda yok ve şahsi imkanlarınızı seferber ederek tedbirlerinizi alın. Anlamayan, dinlemeyen düşük tiplerle tartışmaya bile vaktiniz yok. Herkes kendi yolunu çiziyor, siz de kendi yolunuzu doğru çizin. Bir yandan maddi/dünyevi sebeplere uyup tedbirler alırken, bir yandan da manevi/dini sebeplere uyarak tedbirler alın. Eksikleri, kusurları, günahları hemen terk edin. Kur’an-ı kerim’in büyük kısmında helak edilen kavimler anlatılıyor. Ehl-i sünnet alimlerinin bu hususları izah eden ve nasıl tedbirler alınması gerektiğini de izah eden yazılarını internette bile kolayca bulmanız mümkün.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bir takipçi mesajı:

Bu rüyanın bir değişiğini gördüm anlatayım

Hatırladığım kadarını anlatacağım Pendik sahildeyim deniz çekiliyor sonra geri geliyor diyorum ki herhalde tsunami olacak sonra bir daha çekiliyor ama bu sefer daha çok çekiliyor o ara denizin içinden ayı çıkıyor sahile yakın bir yerde sokağa bakan tarafı camlı olan ama cami gibi kullanılan bir yer var onun içine giriyorum yine oradan çıkıyorum merkezde ki büyük camiye gitmek için tsunami orayı almaz diye o ara sahilde ki iş yerlerine bakıyorum o restoranların olduğu sıraya bunlar çok kötü yerler hepsi gidecek diyorum camiye doğru gidiyorum sonra tsunami onuda aşacakmış hızla pendik köprüsüne doğru hareket ediyorum dolmuşların durduğu yerde arabayla mı gitsem bisikletle mi gitsem tsunami den kurtulurum hesabını yapıyorum hatırladığım kadarıyla her ikisiylede gidiyorum tsunami arkamda pendik köprüsünün alt tarafında ki üst geçide kadar geliyor

Mfs: Bu kadar olur diyorum. Ben de zaten Pendik’te ikamet ediyorum. Rüyada da kendimi Pendik’te sahil bölgelerinde ve sonra iç mahallelerde görüyorum. En büyük hasarın Anadolu yakasında ve en çok da Pendik’te olacağını anlamıştım ama insanlar panik olmasın diye yazmamıştım. Belki de yazılması gerekiyordu da böyle oldu.

Memleketi saran fırtına…

Bundan 6-7 ay önce, cezaevinde iken ben de bir rüya görmüştüm.

Kapalı bir mekandayım. Sanki büyük bir fabrikanın çok büyük, tek katlı ve ortasında kolonlar olmayan kısmı kullanım dışı bırakılmış da ben oradayım. Hangar gibi desem değil, daha da büyük bir yer. Ben onun orta kısmında yan duvarlardan birinin dibinde ve dışarı dönük olarak bakıyorum.

Ortam karanlık ve tam bir felaket karanlığı, fırtına karanlığı gibi. Elektrik, aydınlatma falan yok. Önümdeki duvaraya bakıyorum ki sağ yanımda bir kapı var. Kapı ahşap değil, Büyük bölümü camdan oluşan, zayıf ve doğrama bir kapı. Sola doğru bakıyorum ki kapının bana göre solunda bir cam çerçeve var. Bu, mağazaların büyük, tek parça, ortakayıtsız vitrin camları gibi.

Ben kendimi şu şekilde görüyorum. Sağ elimi kapının arkasına destek olarak bastırıyorum. Sol elimi de soldaki çok büyük camın arkasına destek olarak bastırıyorum. Tam o anda dışarda çok ama çok şiddeti bir fırtına çıkmış olduğunu anlıyorum.


Ben içeride olduğum ve dışarı çıkmadığım halde rüyada fırtınanın şiddetini anlıyorum, içimde hissediyorum. “Ne kadar da şiddetli. Şimdi bütün Türkiye’yi mahvedecek” diyorum.

Sonra kapı dar olduğu için olsa gerek onu tutabiliyorum ve dışarıdan içeri gelen fırtına baskısı kapıya zarar vermiyor. Lakin aynı anlarda o vitrin camı büyük baskı altında kalıyor ve içe doğru göbek yapıyor. Normalde cam kırılır ama kırılmayıp içe doğru eğriliyor. Ve camın sağ yanında, camla oturduğu çerçeve arasında üç karışlık bir açıklık oluyor. Göbek yaptığı halde aynı açıklık solunda olmuyor. Ben, “Bir keramet var galiba. Normalde bu açıklıktan fırtınanın içeri sızması lazım ama sızmıyor” diye düşünüyorum.

O anda arkama bakıyorum ki 8-10 yaşlarında 8-10 çocuk var. Yüzleri gösterilmeyen çocukların bazısı erkek çocuğu, bazısı kız çocukları.

Ve sonra bir anda sahne değişiyor, ben kendimi Amerikan cipleri gibi çok geniş bir lüks cipin içinde görüyorum. Yoldayım ve fırtınanın esip geldiği yöne doğru yol alıyorum. Bir fark ediyorum ki sanki yaz günü, tertemiz havada yol alıyormuş gibiyim. Ne sarsıntı duyuyorum, ne gürültü duyuyorum ne de arabanın sallandığını ve zorlandığını görüyorum. Çok güzel ve sorunsuz bir şekilde yoluma devam ederken arkama dönüp bakıyorum ki çocuklar da arka koltuklardalar.

Yola devam ediyorum. Bir yere geliyorum ve oranın fırtınanın başladığı yer olduğunu biliyorum. Fırtınanın başladığı yerin de arkasına geçtiğimi, fırtınayı arkamda bıraktığımı anlıyorum. Bir bakıyorum ki orada askerler ve birkaç askeri araç var. Araçlarından inmişler, ayakta bekliyorlar. Onların, yabancı bir ülkenin askerleri olduğunu anlıyorum. Arabadan iniyorum. Çocuklar da iniyorlar. Yabancı askerlerle biraz konuşuyorum ve sonra onlar yanımdaki çocuklara İngilizce konuşmaya başlıyorlar. “Bu çocuklar İngilizce bilmezler. Sizi anlamıyorlar. Türkçe konuşun” diyorum ve uyanıyorum.

Mehmet Fahri Sertkaya

Rüya Tabirleri-Belalar, harp, zor günler…

Hayırlı sabahlar hocam. Bir rüya gordüm sıkıntılı uyandım. Net ve etkisinde kaldığım için size yazıyorum vaktiniz olursa bilgilendirir isiniz. “Sabahın aydınlanmaya basladıgı saat oluyor aynı zanmda kar yagıyor hafif, buyuk kızım dısarı çıkıyor karla oynamak için. oynarken kar fazlaşıyor ve karın yagmasın dolayı hafif karanlıklasıyor biraz oyna iceri gel diyorum tamam anne diyor. sonra bir siyah köpek beliriyor camdan içeri girecekken camı kapatıyorum . Kızım dısarda diyorum arkadan anne ben girdim içeri diyor. Sonra o kpek tinerci Çocuk oluyor sanırım ve evimin etrafında 7-8 tinerci Çocuk oluyor ve evin alt kat, camdan iceri bakmaya ve cama zarar vermeye calıyorlar camdan bakmaya calısan cocuga 155 yazıyorum hafif buzlu cama (polisi ariyorum demek isteyerek) . Esim evde yok napıcam diyorum. Polisi arıyorum düşmüyor hat. Dışarı çıkıp kapının onundeki 2tane polisin birine cocukları göstererek bize zarar vermeye calısdıklarını soyluyorm ve içeri girerken şu dusuncede oluyorum 2 polisin bu cocuklara müdahale etmeyip yani korkup bişey yapmadan gideceyini ve biran önce eve girip perdeleri herseyi kapatıp karşı odada otururuz diyorum”

✒️ Dünyanın aydınlanma vakti geldi.

Bu Türkiye’den başlıyor. Kar, bela ve musibet demek. Sonu iyi olacak ve sonunda aydınlanmaya, hidayetlere, manevi istikamete sebep olacak büyük felaketler art arda gelmeye devam ediyor. Zaman geçtikçe, millet bunlar geçecek derken bir süre sonra felaketler şiddetleniyor. Köpek, düşman demek. Belki de ülke sınırlarımıza girmeyecek olsalar bile galiba bizim askerimiz başka ülkelerde savaşa giriyor. Sokak köpekleri de tinerciler de istenmeyen şeyler ve bunlar düşman askerlerini temsil ediyor. Sizin ev bu rüyada devletimizi/vatanımızı temsil ediyor. Camdan içeri girememeleri de sınırlarımızdan içeri girememeleri olsa gerek. Eşinizin evde olmaması ve sahipsiz kalmanız, devletin başındakilerin yok hükmünde olduğuna, tesirsiz kaldıklarına ve devlet gücünü doğru kullanamayacaklarına işaret. Zaten polisi arayınca düşmemesi de milletin devlete sığınınca gerekli devlet gücünü bulamaması olsa gerek. Polislerin korkup müdahale etmemesi de bu anlama geliyor. Millet kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacak. Bir an önce eve gidip perdeleri kapatıp bir şey yapamadan oturmak da bu anlama geliyor.

✒️ Ayrıca devleti ve milleti temsilen gördüğünüz bu rüyada, size, ailenize dair işaretler de var. Yaşanacak o çok sıkıntılı zamanlarda aile fertlerinizden az ya da çok zarar görecekler olacak.

Cemaatten ayrılmayın. Bir başınıza kalmayın. Birliği beraberliği terk etmeyin. Vazifeyi ve hatimleri asla terk etmeyin. Cemaat içindeki samimiyetsizlere takılmayın, muhterem büyüğümüzün talimatlarından ayrılmayın. Sadakalar verin ki belaları def eder. Hiç bir şey yapamazsanız sokak hayvanlarını, kuşları besleyin. Konu komşudan hala insan kalmış olanlara destek olun, yardımlaşın. Günahlardan uzak durmak hususunda daha gayretli olun. Şu zorlu süreç geçene kadar maneviyatınızı yüksek tutun, nafile ibadetler yapın, zikir çekin, dualar edin, Kur’an okuyun, iyiliği nasihat edip kötülükten men edin, söz dinlemeyenlerden yüz çevirin, musibet anlarında okunacak duaları da okuyun. Televizyondan mümkün olduğunca uzak durun. Gökten taş bile yağsa hakiki evlatlara bir şey olmaz, endişe etmeyin. Müslümanın başına her ne gelirse hayrına olur.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye’nin önünde 2022’nin son aylarına kadar kıtlık var

Erdoğan son günlerde yazdığım rüyalarımın tabirlerini yaptırdı. Zaten kıtlık olacağını öngörüyorlardı ama rüya tabirlerinden sonra buna emin oldu. Yıllardır “Belalar, musibetler üst üste gelecek. Arz temizlenecek” dediğimi ve alakalı yüzlerce yazımı da biliyorlar. Bu gün çıkıp konuşup da insanların şuuraltını buna hazırlamak istedi. Türkiye’nin önünde 2022’nin son aylarına kadar kıtlık var. Bu, dünyanın pek çok ülkesi ve milleti için de bu şekilde olacak. Sayın Putin de paylaşımlarımdan sonra kıtlığa karşı nasıl tedbirler alacaklarına dair çalışmaları başlattı. Sadece Türkiye’de çok yaklaşık tahminle 2-4 milyon arası insan Corona’dan ölecektir. Diğer bela ve musibetlerle birlikte sayı kaç olur, Allah bilir. Kesin bildiğimiz şu ki Allah’ın arzında (Yeryüzünde) hiçbir millet Allahsızca ve ahlaksızca yaşayamadı. Kur’an-ı Kerim’in üçte ikisi kavimlerin helakını anlatıyor ve ben MFS on yıldır gür sesle bu gidişle bu belaların başımıza geleceğini bağırıyorum. Çok yazık…

Mehmet Fahri Sertkaya