Etiket arşivi: Konya

Çok büyük ihtimalle Konya ve çevresinde de çok büyük depremler olacak.

Çok büyük ihtimalle Konya ve çevresinde de çok büyük depremler olacak. Devlet gücünden ümidinizi kesin hatta hainlerin, insanlık düşmanlarının eline geçmiş devlet gücünden/kurumlarından da kendinizi koruyun. Bir yandan da depreme ve sonrasına dair kendinizce alabileceğiniz her türlü tedbiri hiç gecikmeden alın.

Eskişehir, Kütahya, Uşak ve Afyonkarahisar da riskli şehirler.

Tam kapanma yaşanmadan önce Marmara ve Trakya bölgesini terk edebilecekler, etmeliler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Daha önce anlatmıştım…

Türkiye’nin hızlı bir şekilde kuraklığa düçar olmasında da uzaylı faktörü var. Türkiye’nin içilebilir su kaynaklarının çok hızlı bir şekilde azalmasında da suni sebepler var. Su kaynaklarının altındaki toprağın kimyasını değiştirebildiklerini ve suyun toprak tarafından hızla emilebildiğini anlatmıştım. Dev uçan daireler ile barajlara inip her seferinde çok yüksek miktarda içilebilir su kaçırdıklarını anlatmıştım. Maden sularımıza göz diktiklerini ve kaçırıp kendi gezegenlerine götürdüklerini de anlatmıştım.

Konya ve civarında görülen obruklar meselesinin arka planında aslında çok ileri teknoloji ile yapılan bir maden çalışması olduğunu, onbinlerce sene ileri teknoloji ile üretilmiş uzay araçlarının, suyun içinde gider gibi toprağın içinde gittiklerini, toprağın atomlarıyla oynayıp bir manada toprağı yaktıklarını ve hedefledikleri bor madenlerini çıkarttıklarını anlatmıştım.

Hatta bunu anlattıktan sonra bölge insanlarından “Bu anlatılanlar çok mantıklı duruyor. Ben de gece vakti tarlamda şu ışıklar yayan aracın görüntüsünü çekmiştim” diyenler, videoları bize gönderenler de olmuştu.

Son zamanlarda da “Uzaylı insan türlerinin, devletimize-vatanımıza verdiği zararları önlemek için, dünyamızın teknolojisiyle geliştirilmiş ileri seviye lazer silahlarını temin etmeli, yerleştirmeli ve kullanmalıyız. Uçan daireler bu lazer silahları ile çoğunlukla vurulabiliyorlar.” demiştim.

Başımızdaki lüzumsuzlar değil ama başka ülkelerin hükumetleri bu ikazlarımı çoktan dikkate aldılar ve tedbir almakta bütün imkanlarını seferber ettiler, ediyorlar.

Türkiye’nin gücü de insanlarını, topraklarını, içilebilir sularını, denizlerini, yeraltı madenlerini korumaya yeterlidir. Devletimiz de bir an önce konunun üzerine ciddiyetle gitmeli, gerçek uzmanlarla çalışmalı, icap ediyorsa başka devletlerdeki uzman kişileri ülkemize getirmeli ve bu olağanüstü tehlikelere karşı hiç vakit kaybetmeden tedbirler almalıdır.

Söz konusu yeraltı üsleri, sadece oralarda sessizce ve gizlice yaşamak, yeraltındaki madenlerimizi çalmak, deniz sularımızı çalmak için tesis edilmedi.

Bu uzaylı türler, sessizce bir dünya hakimiyeti gerçekleştirmek isteyen türler. Biz dünya insanlarının suretinde imal ettikleri biyonik robotlarla, dünya üzerindeki çok yüksek sayıda kişinin yerlerine geçen ve dünyanın siyasetini, maliyesini, hukukunu, ahlakını, dini yapısını ve her şeyini yönlendiren türler…

Mehmet Fahri Sertkaya

Bunlar, başka bir dünyaya açılan kapı gibi

Konya’daki obruklardan Bahamalardaki deniz altı obruklarına…

Türkiye’de Nat Geo belgeselleri yasaklanmalıdır. Bunlar belgesel değil adeta bir silahtır. Tamamen Amerikan, Siyonist, Mason menfaatleri çerçevesinde zihin yönlendirmesi yapmaktadır. Türkiye Nat Geo belgesellerini yasaklayarak ve sebebini dünya insanlığına şeffafça ve ispatları ile anlatarak, bu hususta dünyanın diğer devletlerine örnek olmalıdır. Oralarda da yasaklanmasının önünü açmalıdır.

Şu National Geographic belgeselinde “Dünyadaki en tuhaf jeolojik kaya olumşumlarından bazıları” denilen şeyler, tıpkı geçenlerden mevzu ettiğimiz Konya’daki obruklar gibi, dünya dışı teknoloji ile oluşturulmuş çukurlar/mağaralardır. Nat Geo’unun, o dikine inip sonra yatay devam eden mağara sistemini inceleyebilecek çok gelişmiş araçları var. Oraya insan/dalgıç girmesi şart değil, araçlar da girebilir ama oldu bittiye getirip konuyu ileri götürmüyor. Çünkü Nat Geo’nun başındakiler, orada neler döndüğünü zaten biliyor. Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanda, okyanus suyunun altında, yeraltı üssüne giriş yolları olan bu gibi sözde çukurlardan çok sayıda olduğunu da biliyorlar. İşlerine gelseydi, Türk/İslam düşmanlığı hatta insanlık düşmanlığı yapabilecekleri bir mevzu olsaydı, milyonlarca dolar harcar ama oralara yine de ulaşıp görüntü alırlardı. Nat Geo’nun başındakiler, İstanbul Boğazı’nın binlece sene önce yapay olarak açıldığını da biliyorlar. 40 sene olmuş o bilimsel çalışmalar yapılalı ama dünya insanlarının kaçı bu gerçeği duyabildi?

Mariana Çukuru

Mariana Çukuru (nam-i diğer Challenger Çukuru), dünyanın en derin çukuru. Büyük Okyanus’ta Endonezya ile Japonya arasındaki bu çukurun derinliği 10 km… Buraya, Ankebut Ağı’nın en önemli adamlarından biri olan ve geçmiş yayınlarda adını andığımız Kanadalı bir yönetmen James Cameron “Dikey Torpil (Deepsea Challenger.)” adlı özel denizaltısıyla ve tek başına inmeyi başardı. O derinlikte birkaç saat kaldı ve sonra 70 dk. da su üstüne çıktı. Bermuda Şeytan Üçgeni gibi yüzyıllardır tartışılan bir konuya son noktayı koyabilmek adına Nat Geo ne yaptı? Hiç… Hiçbir şey yapmadı. Bir fayda sağlıyormuş görünen bir sözde belgesel yaptı ve onun da başından sonuna kadar her yanı aldatıcılık dolu… Deniz altındaki obrukların nasıl oluştuğuna dair son buzçağı, asidik yağmur diyerek izah yapmasına kahkahalar atılmalıyken kimse gülemiyor, herkes ciddiye almaya çalışıyor. Çünkü Ankebut Ağı’nın basın/medya gücü sayesinde zihinler onlarca senedir çoktan yıkanmış ve tıpkı cumhuriyet ve demokrasi karşıtı olamayacağınız ya da Hitler yanlısı olamayacağınız gibi Nat Geo karşıtı da olamazsınız. Böyle bir hakkınız yok. Buna teşebbüs ederseniz bile çağdışı bir insan olur meydanda kalırsınız.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çok sayıda devlette çok sayıda obruk yeniden inceleniyor.

Obruklar ve Merkürlüler hakkında anlattıklarımızı kale almayan hiç kimse yok. Elde edebildiğimiz ilk bilgilere göre birkaç büyük devletin gizli servisleri ile uzay ajansları, birkaç obruğu, anlattıklarımız ışığında yeniden ve farklı yönlerden incelediler. Anlattıklarımızı doğrulayan, ispat eden yeni somut bulgular elde ettiler.

Merkürlüleri durdurmanın zor olduğuna ama imkansız da olmadığına inanıyoruz. Dünyanın pek çok yerindeki “obruk krizi”, kesinlikle mani olunabilir, önlenebilir bir kriz…

Bu adam mevzuyu biliyor.

Biliyor ama Türkiye’ye değil NASA’ya çalışıyor.

Yazacaklarım doğrulanmış/kesinleştirilmiş bilgidir. Konya’da sürekli obrukların oluşmasından sonra, bölge halkı, devletin bu meseleye el atmasını istedi. Bu talep doğrultusunda AKPKK konuyla mecburen ilgilendi. Çok sayıda kurum, kuruluş, şahıs, obrukların hangi sebeple oluştuğunu ve obruklara mani olmanın yolunu bulmak için araştırmalar, incelemeler yaptı.

Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şubesi Başkanı Prof. Dr. Fetullah Arık onlardan biriydi. “Bu obruklar bundan sonra da olacak, buna mani olunamaz. Çünkü şu fay hattı var. Ayrıca falan gazla yeraltı sularının birleşmesi ve filanca etkinin oluşması sonucu böyle bir şey oluyor.” mealinde konuştu, rapor verdi. Basın ve medyaya da bu şekilde konuştu. Bu, kendi kararı değildi.Aslında, kendisinin de inanmadığı şeyler söyledi, yazdı. Çünkü arka planda çok şeyler yaşandı.

Fetullah Arık, obrukların doğal nedenlerle oluşmadığını, maden çalışması neticesi oluştuğunu en somut deliller ile gördü.

Üniversitedeki ekibi ile birlikte obruklardan birine indiler. İçine doğru kazıp girdiler ve daha önceki yazılarda bahsettiğim süper teknoloji ürünü maden aracının bir parçasını buldular.

Bahsettiğim, Merkürlülere ait maden aracı bir seferinde arıza yaptı. Arıza çözülemeyince, kısımlarından birini orada toprağın içinde bıraktı ve yoluna/işine devam etti. Arık ve ekibi de hiç ummadıkları ve bilmedikleri/beklemedikleri anda bu parçayı buldu. İşte tam o sırada, zaten gelişmeleri yakından takip eden NASA’dan bir kişi Fetullah Arık ile hususi olarak konuştu. “İsmim şu, konumum bu, NASA’ya bağlı bir sistemin içindeyim. Biz de bulduğunuz şeyi biliyoruz ve istiyoruz.” dedi. Arık’a para teklif edildi, sürekli kendilerine çalışması istenildi ve sürekli maddi menfaat elde edeceği söylendi.

Gizli Yahudi olan, resmen kayıtlı değilse de Mason olan Fetullah Arık, teklifi kabul etti. Aracın parçası oradan gizlice çıkartıldı ve NASA’nın Türkiye’deki uzantıları tarafından ABD’ye götürüldü. Arık da anlaşmaya uygun bir rapor verdi ve basın/medyaya da bu anlaşmaya sadık kalarak konuştu, konuşuyor.

Obruklardan birinin içinde bir parça bulunduğunu duyanlar olmuştu. Tayyip de bunlardan biriydi. Obrukların doğal olmadığını düşünmeye başlamışlardı. Bu parçanın bulunduğunu duyunca buna daha da inandılar ama sonra güvendikleri Arık “Parça doğal değil ama yaşananın izahı mümkün. Bu bölgede falanca sistem kurulmuştu, daha önce filanca çalışma yapıldı. Toprak altında bunun parçası kalmış. Bu, izahı mümkün olan bir durum” mealinde konuştu, yazdı.

Neticede, bir konteynıra anca sığacak kadar büyük olan ve üzerinde delikler, çarklar olanbu metal parça, deniz yolu ile ABD’ye gitti ama NASA’nın Türkiye uzantıları (Bunlara daha sonraki yazılarımda “NASA’nın Gizli Birimi” diyeceğim ve kısaca NGB şeklinde yazacağım) ile Fetullah Arık arasında bağlantılar devam ediyor. Arık hala bölgede NGB’ye çalışıyor ve NGB ile birlikte gizli işler/araştırmalar çeviriyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Obruklar ve görünmezlik..

Görünmezliğin formülü bizim dünyamızda da çoktan bulundu. Seneler önce alakalı haberleri Akademi Dergisi’nde paylaşmıştım.

Bu teknik, bir sır değil, varlığını bilen milyonlarca insan var ama bu teknik, gerçek bir görünmezlik değil…

Bir cismin ya da bir insanın bu teknikle görünmez yapılması demek, etrafında bir nevi göz aldatıcı kalkan oluşturmak demek.

Görünmezlik tekniği uygulanan bir insan ya da nesne aslında görünmez olmuyor. Kendi yapısında hiçbir değişme olmuyor. Olduğu gibi kalıyor. Ona doğru bakan gözle onun arasında, bakan gözü aldatan bir teknik, bir sistem çalışıyor. Böyle bir teknikle görünmez yapılmış bir insana baksak, o insan görünmüyor, onun arkasındaki görüntü gözümüze aktarılıyor. Bu teknikle yapılan şey aslında o görünmez yapılan insanın arkasındaki görüntüyü, önüne aktarmaktan ibaret.

Bu teknik altı yöne uygulanırsa, işte o kişi hiçbir yönden görülmeyen bir kişi oluyor. Aşağıdan, yukarıdan, yanlardan ve ön ile arka yönlerden bakan hiç kimse artık o kişiyi göremiyor.

Uzaylı pek çok başka insan türü gibi Merkürlülerde de bu teknik bizden çok daha ileri seviyede. Hem dünyamıza geldikleri UFO’lar görünmezlik özelliğine sahip hem de akıl almaz hızda maden çalışması yapan maden araçları görünmezlik özelliğine sahip…

Bu da şu demek:

Altı bor yatakları ile dolu olan Konya’nın bir yerinde bir gurup insanın gördüğü anlarda obruk oluşuyor. Toprak çok hızlı bir şekilde içeri çekiliyor ve büyük bir boşluk oluşuyor. Gören herkes şaşırıyor ve “Gözümüzle gördük, birden kendi kendine çöktü, obruk oluştu” diyor. Lakin haberleri yok ki o anlarda oradan görünmezlik özelliği olan süper teknolojik bir maden aracı çıkıyor ve bu araç toprak içinde gidebildiği gibi havada da UFO’lar gibi uçabiliyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiyenin borları çalınıyor!!!

Obruklardan bora yol çıkıyor. Merkürlüler dünyamızdan en çok da bor çalıyorlar. Bor yatakları açısından dünyanın en zengin ülkesi olan Türkiye’de yaşanan tuhaf obruk hadiselerinin arkasında bu sarsıcı gerçek var.

“Dünyanın en zengin bor yatakları Türkiye’nin orta ve batı bölgeleridir. Balıkesir’de Sultançayırı ve Bigadiç, Eskişehir’de Seyitgazi (Kırka) ve Kütahya’da Emet önemli çıkarım alanlarıdır.” gibi cümleler çok eksik bilgi ile yazılmış cümlelerdir. Konya, Nevşehir, Kırşehir, Aksaray, Kırıkkale ve Niğde de bor yatakları ile doludur. Türkiye’nin doğu illerinden batı illerine kadar çok sayıda ilinde bor yatakları var. Lakin en çok bor bulunan illerimiz batıda ve ülkemizin orta kısmında kalan bölgesinde…

Merkürlüler bazen Konya’dan yerin altına bir giriyorlar, Nevşehir’de bir yerden çıkıyorlar. Girdikleri ve çıktıları yerler obruk gibi görünüyor.

Kaçırdıkları boru, kendi gezegenlerinde yeraltında yaşadıkları kısımlarda enerji kaynağı olarak kullanıyorlar. Hem temiz enerji kaynağı, hem uzun süreli enerji kaynağı olarak boru tercih ediyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Konya ve çevresinde obruklar oluşmaya devam ediyor.

Yine art arda obruklar oluştu. Bölgede çok yıllardır dikkat çekici bir obruk hareketliliği var ama son yıllarda obrukların oluşma sıklığı artış eğiliminde. Aslında bu sadece Konya’nın başında olan bir dert değil. Türkiye’nin ve dünyanın başka başka yerlerinde, bilim adamlarının izahını yapamadığı şartlarda obruklar oluşuyor. Çünkü birileri gizli gizli, sinsi sinsi maden çalışması yapıyor ve bazı bölgelerin altı köstebek yuvasına döndürülüyor.

Ellerindeki çok yüksek teknoloji ile gizlice maden çalışması yapan bu kişiler, tespit ettikleri madenleri en kısa zamanda çıkartıp bölgeyi de en kısa zamanda terk etmek esası ile maden çalışmaları yapıyorlar.

Çalışma yaptıkları bölgelerde daha sonra sorunlar oluşurmuş, obruklar olurmuş, hiç umursamadan ve bunları dikkate almadan, hedef aldıkları her yeri köstebek yuvasına çeviriyorlar. Tedbirsiz, çok hızlı ve art niyetli surette yer altı kazıları yapılınca, sonrasında yer yüzeyinde obruklar oluşması dahil bazı olumsuzlukların yaşanması kaçınılmaz oluyor.

Bugüne kadar çok sayıda uzman bu obrukların neden oluştuğunu ve neden bu kadar sık ve büyük oluştuğunu araştırdı ama kale alınır neticeler elde edemedi. Herkesin araştırmasında, tartışmasız gerçek olan bir husus var ki yeraltında bazı bölgelerde boşluklar olduğu ya da boşluklar oluştuğu… Bunun da sık sık obruklara sebep olduğu…

Pek çok kişi, “Nasıl bir yol buluruz da bu boşlukları doldurabiliriz” kısmına takıldı da “Bu boşluklar daha önce de var mıydı, şimdi mi oluştu, hızlıca mı oluşuyor? Yeni ve hızlıca oluşuyorsa buna ne sebep oluyor?” kısmı göz ardı edildi. Yer altı sularını o bölgeye yönlendirip yeraltındaki boşlukların su ile doldurulması bile düşünüldü.

Bunlarla vakit kaybedilirken bile birileri o bölgede ve başka başka bölgelerde, gizlice ve tedbirsizce maden çalışmaları yapmaya, yeraltında büyük boşluklar oluşturmaya devam ediyordu.