Etiket arşivi: Obruk

Türkiye delik deşik ediliyor, madenlerimiz çalınıyor

Konya ve çevresinde bor madenleri çalınıyor ve bu çalma işlemleri sonrasında obruklar oluşuyor. Seneler oldu, bu gerçeği ifade ettik ama devlet otoritesi adeta hırsızlardan yana işliyor. Sadece Konya ve çevresinde gizlice yeraltı madenlerimiz çalınmıyor, Nevşehir’den de çok çalındı. Trakya’dan da çalınıyor ama Türkiye’nin farklı farklı yerlerinde de maden hırsızlığı yapılıyor ve türlü madenlerimiz çalınıyor.

Bu hırsızlıkların bazısı devlet sistemine sızmış masonlar, satanistler, gizli yahudiler ve gizli ermeniler tarafından yapılıyor ve milletler arası bir teşkilat olan Ankebut Ağı bünyesinde bu çark dönüyor. Lakin bazı hırsızlıklar uzaylı insan türleri tarafından yapılıyor. Dünyanın her yerinde, farklı insanlar tarafından on binlerce kere görülen ve görüntülenen o UFO’lar sebepsiz uçmuyorlar. Gizlice dünyada pek çok şeyi kontrol etmek istiyorlar. Bunlardan sadece biri maden sahası…

Türkiye’de türlü maden yatakları var ve çok çok büyük miktarda uranyum yatakları da var. Bu uranyum yatakları da çoğunlukla Yozgat’ta, Nevşehir’de ya Trakya bölgesinde değil. Karadeniz bölgesinde de değil. Evet, oralarda da var ama Türkiye’de güney doğu bölgesinde çok çok daha fazla miktarda uranyum yatakları var. Hatta bu yataklar kuzey Suriye’ye kadar uzanıyorlar. Üstelik, güney doğu bölgemizde bazı dağların iç kısımlarında saklanmış uranyum depoları da var. Evet, yanlış okumadınız, depolar var. Depolardaki bu uranyumlar, binlerce sene önceki yüksek bilim ve teknoloji çağında, o piramitlerin dünya insanları tarafından yüksek bilim ve teknoloji ile yapıldığı çağda, o Göbeklitepe’nin yüksek bilim ve teknoloji ile yapıldığı çağda toprak altından çıkartılıp işlenmiş ve sonra depolanmış olan uranyumlar. Dikkat edilsin, bu uranyumlar depolarda işlenmiş halde bulunuyorlar. Bu gibi uranyum depolarından güney doğu bölgemizdeki bazı dağların içinde de var. Dağ olmayan düz yerlerin altında da böyle depolar var.

Uzaylı insan türlerinden bazıları bu uranyumlardan haberdarlar ve çaldılar, çalmaktalar. Devlet eliyle derhal bu hırsızlıkları engelleyecek tedbirler alınmalı. Hala şu UFO avlayan lazer silahlarını orduya almadılar ve karada gerekli yerlere, ayrıca gerekli hava, kara ve deniz vasıtalarına yerleştirmediler. Akıl alır gibi değil… Türkiye’yi maddi sıkıntılarından çok çok kısa sürede çıkartacak ve kara para işi yapmadan da çok büyük paralar kazandıracak neler neler var ama devlet otoritesi yeşillerin (Çin’in, Rusya’nın, ABD’nin) nüfuzundan çıkamıyor. Buna da o kahrolası mason teşkilatı sebep oluyor. Türkiye’deki en tehlikeli tarikat, mason tarikatıdır. Bu beynelmilel, bu vatansız, bu dinsiz imansız tarikatın Türklere ve Türkiye’ye vermedikleri zarar kalmadı.

Şu Kazdağları meselesinde bile AKPKK’lilerin büyük çoğunluğu ayakta uyutuluyorlar. Oralarda asıl aranan şey altın değil uranyum ve oralarda da uranyum çok miktarda var. Türkiye’nin dört bir yanında faaliyette olan taş ocakları ya da kömür madeni gibi görünen yerlerin bir kısmının yabancı gizli servislerle bağlantıları var. Bu gizli servislerin de uzaylı insan türlerinin kontrolünde olan çok büyük firmalarla bağlantıları var. Bu sistem böyle döne döne, Türkiye’nin madenleri sadece başka devletlere değil, başka dünyalara/gezegenlere bile gidiyor.

Bu çark böyle devam edebilsin diye Türkiye kasten türlü sıkıntıların, sorunların içinde tutuluyor. Doğu ve güney doğu bölgelerimizin gelişmesine izin verilmiyor. Terör belasının yok edilmesine izin verilmiyor ve hatta Suriye’de hayatın normale dönmesine izin verilmiyor. Ne kadar hazindir ki başka dünyaların uzaylı insanları bile Türkiye’nin madenleri sayesinde müreffeh yaşıyorlar da şu Türkiye’nin haline, Türkiye’ye çektirilenlere bir bakın…

(Yıllardır obruklara, Göbeklitepeye, gerçek dünya tarihine ve uzaylılara dair yazdığım yazıları gözden geçirerek bu yazıyı okuyanlar, yazının satır aralarında çok çok daha faydalı bilgiler bulacaklar.)

Mehmet Fahri Sertkaya

Yine neler dönüyor

Böylesine büyük bir kuraklık ve kıtlık sürecinin başladığı şu Türkiye’de, Türkiye’nin tahıl ambarı sayılan ve bol miktarda suya ihtiyaç duyulan Konya bölgesinde, eldeki suyun toprak altına gönderilmesi, olsa olsa art niyet olmalıdır.

Öncelikle, yıllarca önce anlattığım gibi, bu obrukların oluşma sebebi yer altı sularının aniden tüketilmesi, yer üstüne çekilmesi değil. Bu bir iddia ama ispatı yok. Bu obruklar, on binlerce sene ileri bilim ve teknoloji sayesinde üretilmiş ve dünyanın her yerinde on binlerce kere görüntülenmiş, varlığına milyarlarca dünya insanının inandığı o UFO’ların, maden çalmak için açtıkları yerler.

Zaten Türkiye’de ve dünyanın genelinde kuraklık ve kıtlık olmasını isteyenler de aynı kişiler yani UFO’larla bu madenleri çalan uzaylı insan türleri…

Zaten bir büyük darbe almışız, madenlerimiz çalınmış, her yer obruk dolmuş, daha da çalınıyor ve doluyor. Bir yandan da korku hakim olmuş, bunun önüne geçilemiyor. Bir de üstüne eldeki suyu da toprağa gömmenin manası ne? Faydası ne? Bu kimin kararı?

Çok sayıda obruk var, bunların kaç metre derinine ulaşabildik, ne kadar yer altı boşluğu var, ne kadar su yer altına gönderilecek, gönderilse bile ne kadarı bu boşlukları doldurup da başka yerlere sızıp akmayacak. Bunları hangi bilimsel temelle çözdük, hesapladık, aştık da şimdi suyumuzu da kendi ellerimizle heba ediyoruz?

Aramıza, devlet sistemimize, karar mekanizmalarına sızma mı var? Bu fikir de NGB (NASA’nın Gizli Birimi) mensuplarının fikri mi?

Hem birileri artık şu obruk meselesini gerçekten ciddiyetle ve bilimsel temelle araştırmak, çözmek istiyor da başka birileri “Hayır, araştırmana izin vermem. Gerekirse bu obrukları suyla doldururum” mu diyor? Ya da birileri, o bölgede arazi sahibi olup ziraat yapan kendi grubundan başka birilerini, şu kuraklık devrinde kollamak için mi böyle yeni ve acayip projelere giriştiler? Bu suların güzergahlarında kimlerin arazileri var? Perde arkasında yine gizli Yahudi, gizli Ermeni, satanist ve mason birader dayanışması mı var? Bu güne kadar dünya üzerinden itibarlı, bağımsız kaç bilim adamı buraya getirildi ve bunların özgürce araştırmalar yapılmasına izin verildi?

Bu Türkiye’yi aslında kimler yönetiyor, insanlığa ihanet kapsamında görülecek bu kararları kimler alıyor, kimlere tepeden emirler geliyor? Yine neler dönüyor?

Mehmet Fahri Sertkaya

Daha önce anlatmıştım…

Türkiye’nin hızlı bir şekilde kuraklığa düçar olmasında da uzaylı faktörü var. Türkiye’nin içilebilir su kaynaklarının çok hızlı bir şekilde azalmasında da suni sebepler var. Su kaynaklarının altındaki toprağın kimyasını değiştirebildiklerini ve suyun toprak tarafından hızla emilebildiğini anlatmıştım. Dev uçan daireler ile barajlara inip her seferinde çok yüksek miktarda içilebilir su kaçırdıklarını anlatmıştım. Maden sularımıza göz diktiklerini ve kaçırıp kendi gezegenlerine götürdüklerini de anlatmıştım.

Konya ve civarında görülen obruklar meselesinin arka planında aslında çok ileri teknoloji ile yapılan bir maden çalışması olduğunu, onbinlerce sene ileri teknoloji ile üretilmiş uzay araçlarının, suyun içinde gider gibi toprağın içinde gittiklerini, toprağın atomlarıyla oynayıp bir manada toprağı yaktıklarını ve hedefledikleri bor madenlerini çıkarttıklarını anlatmıştım.

Hatta bunu anlattıktan sonra bölge insanlarından “Bu anlatılanlar çok mantıklı duruyor. Ben de gece vakti tarlamda şu ışıklar yayan aracın görüntüsünü çekmiştim” diyenler, videoları bize gönderenler de olmuştu.

Son zamanlarda da “Uzaylı insan türlerinin, devletimize-vatanımıza verdiği zararları önlemek için, dünyamızın teknolojisiyle geliştirilmiş ileri seviye lazer silahlarını temin etmeli, yerleştirmeli ve kullanmalıyız. Uçan daireler bu lazer silahları ile çoğunlukla vurulabiliyorlar.” demiştim.

Başımızdaki lüzumsuzlar değil ama başka ülkelerin hükumetleri bu ikazlarımı çoktan dikkate aldılar ve tedbir almakta bütün imkanlarını seferber ettiler, ediyorlar.

Türkiye’nin gücü de insanlarını, topraklarını, içilebilir sularını, denizlerini, yeraltı madenlerini korumaya yeterlidir. Devletimiz de bir an önce konunun üzerine ciddiyetle gitmeli, gerçek uzmanlarla çalışmalı, icap ediyorsa başka devletlerdeki uzman kişileri ülkemize getirmeli ve bu olağanüstü tehlikelere karşı hiç vakit kaybetmeden tedbirler almalıdır.

Söz konusu yeraltı üsleri, sadece oralarda sessizce ve gizlice yaşamak, yeraltındaki madenlerimizi çalmak, deniz sularımızı çalmak için tesis edilmedi.

Bu uzaylı türler, sessizce bir dünya hakimiyeti gerçekleştirmek isteyen türler. Biz dünya insanlarının suretinde imal ettikleri biyonik robotlarla, dünya üzerindeki çok yüksek sayıda kişinin yerlerine geçen ve dünyanın siyasetini, maliyesini, hukukunu, ahlakını, dini yapısını ve her şeyini yönlendiren türler…

Mehmet Fahri Sertkaya

İnsan içine çıkamayacaklar ve ölenleri de lanetle anılacaklar

NASA’dakiler, insan içine çıkamayacaklar hatta ölenleri arkalarından lanetle anılacaklar.

Siz, “Hubble Uzay Teleskopu ile asla Merkür gözlenmeyecek” talimatının neden verildiğini biliyor musunuz?

Atmosferi olmayan ve olağanüstü sıcaklık olan Merkür’den yayılan ışınlar Hubble Uzay Teleskobunun merceklerine, sistemlerine zarar verirmiş.

Koca bir yalan bu… Merkür’ün atmosferi var. Yeterli seviyede ve yeterli özelliklerde bir atmosferi var. Güneşe o kadar yakın olmasını sorun olmaktan çıkartan özelliklerde bir atmosfer bu… Merkür’ün yeryüzünde hayat, yerleşme alanları, şehirler, binalar, denizler, okyanuslar var.

Ayrıca yerin altında oluşturulmuş kocaman şehirleri de var. Hep anlattığım gibi öyle yer altı şehirlerinde/üslerinde suni güneş ışınları, suni ısıtma, suni aydınlatma, suni nemlendirme, suni rüzgar da var. Hatta o şehirlerde suni göller, büyük su kaynakları da var ve ziraat da yapılıyor.

Bizim dünyamızda yer altındaki dev uzaylı üslerinde ya da şehirlerinde de benzer haller olduğunu hep anlattım ve son zamanlarda bunlar bazı filmlere senaryo oldu.

Oralarda yaşayanlar kendilerini yeryüzünde yaşar zan ediyorlar. Merkür’de yerin altındaki şehirlerde yaşamak üstünden yaşamaktan daha konforlu.

Yeryüzündeki tesisler çoğunlukla iş/çalışma maksadıyla bina edilmiş yerler. Merkür insanları yerin altındaki şehirlerde yaşıyorlar ve çalışmak için yeryüzüne çıkıyorlar.

Yeryüzünde hava kirliği hakim, iklim kurak, ağaçlar çok az, bitki örtüsü çoğunlukla çalılık tarzında ve sarı rengin tonlarında… Merkür tam bir sürgün yeri ve Merkür’ün tarihi çok sarsıcı.

Ayrıca Merkür’ün içinde kocaman bir çekirdek tabakası bulunduğu iddiası da doğru değil. Evet, çekirdeği dünyamızın sistemine nispeten büyük ama abartıldığı kadar da büyük değil. Bu yalanı da yayarak, zihinlerde Merkür’ün bu nedenle de hayat olmayan bir gezegen olarak kabul görmesini sağlıyorlar.

Merkür’de yeryüzünde fazlaca hayvan çeşitliliği yok. Çoğunlukla sürüngen canlılar var. Yer altı şehirlerinde ise kediler, köpekler, atlar ve çok fazla hayvan çeşidi var. Balık bile yetiştiriyorlar. Hayvan çeşitlerinin çoğunu dünyamızdan çaldılar. Orada dünyamızdaki Alabalıklardan bulmak bile mümkün.

Merkürlüler geçmişte bizdeki Nuh tufanı benzeri bir felaket yaşadılar ve yok oldular. Bir süre sonra yeniden orada hayat başladı.

Merkür insanları dinsiz, ahlaksız, acımasız ve sefil bir hale gelince Pompei halkı gibi, Nuh kavmi gibi feci şekilde yok edildiler. Allah, bu helak oluşa Yeşiller ve Grileri (Ye’cüc ve Me’cüc) vesile etti. Merkür’deki azgın Merkürlüleri yok eden Ye’cüc ve Me’cüc Merkür’e yerleşti.

Oğuz Kağan olarak da bildiğimiz Hazret-i Zülkarneyn Merkür’e yerleşen ve çok yüksek teknolojisi olan Ye’cüc ve Me’cüc’ü daha yüksek bir teknoloji ile vurdu, ezdi geçti. Bu sırada çıkan çatışmalarda Merkür gezegeni de çok büyük darbeler aldı.

Daha sonra hazret-i Süleyman devrinde, dünyamızda ve etrafımızda sıkıntı çıkartan melez bir tür Merkür’e sürgüne gönderildi. Şimdiki Merkürlüler, bu şekilde sürgüne giden bir tür.

Baş belası olan bu melez insan türüne Hazret-i Süleyman meydan vermedi. Onları Merkür’e gönderirken de “Buradan istediğinizi de alıp götürün. Oraya yerleşin, buraya sıkıntı çıkartmayın.” dedi.

Hep söylediğim gibi… Hz. Süleyman zamanında dünyamızdaki bilim ve teknoloji, mümkün olabilecek en üst seviyeye ulaşmıştı ve bu, başka bir dünyadan nakille de olmamıştı. O zaman bu baş belası melez tür, yanlarına ihtiyaç duyacakları her şeyleri alıp gitti. Orayı tekrardan imar etmeye başladılar.

UFO’ları ile gidebildikleri kadar çok gezegene giderek hepsinden bir şeyler çaldılar ve Merkür’e getirdiler. Hala da neye ihtiyaçları varsa çeşitli gezegenlerden çalıyorlar.

Çok ileri bilim ve teknoloji sebebiyle dünyamız da kendini imha eden dünyalar arasında olmasın endişesiyle, Hz. Süleyman devrinde devlet gücüyle bilim ve teknoloji yok edildi ama Merkürlülerde öyle olmadı. Şu anda onlarda hala çok yüksek bilim ve teknoloji var. Obruklarımızı, maden sularımızı ve içilebilir sularımızı da çalmaya devam ediyorlar.

Başka gezegenlerin insanlarına hiç acımayan ve çok vahşice davranan, insanlıktan ve İslam’dan nasibi olmayan Merkürlüler, birbirlerine karşı da son derece acımasızlar. Orada da zengin ve güçlü ama sayıca az bir kitle, kalanlarına tahakküm ediyor..

Tekrar gelelim Hubble Uzay Teleskobuna…

“1990’da yörüngeye yerleştirildikten sonra bilimadamları ana aynanın teleskobun çalışmalarını kısıtlayacak şekilde yanlış yerleştirildiğini tespit etti. 1993 yılında bir uzay mekiği yolculuğunda bu sorun giderildi. ” denir ama inanmayın. Hubble yörüngesine oturduğu gibi mükemmel şekilde çalıştı. Her yerden çok net görüntüler çekti ve NASA’dakiler şok üstüne şoklar yaşadılar.

Güneş sistemimizde bile her yer yerde hayat olduğunu, farklı farklı insan türleri olduğunu, bunların çoğunun bizden ileri bilim ve teknoloji seviyesinde yaşadıklarını gördüler.

Özünde insan düşmanı, özünde Satanist olan ve en tepede İblis tarafından yönetilen Ankebut Ağı, kontrolündeki NASA’nın (ki logoları bile Satanist manalar taşır), elde ettiği bilgileri ve görüntüleri dünya insanlığına duyurmasına izin vermedi. Onlar da üç sene boyunca bu numarayı oynadılar. Hala da numaralarını oynuyorlar ve dünya insanlığını ayakta uyutuyorlar.

Bir yandan da çeşitli gezegenleri çok net olarak görüntüleyince, oralardaki inşaat tekniklerini, yüksek teknolojili araçları hayranlıkla gördüler. Onların üzerine beyin fırtınaları yaparak dünyamızda teknikler, teknolojiler geliştirdiler.

Sadece bu Merkür meselesinde bile yazılacak, anlatılacak derya kadar mevzu var. Zamanı geldikçe anlatacağım. Çok hızlı gidiyoruz ve bu kadarı bile çok kişilere ağır geliyor ve bu kadarı bile dünyanın denge çubuklarını yerinden oynatacakmış gibi zorluyor.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Bunlar, başka bir dünyaya açılan kapı gibi

Konya’daki obruklardan Bahamalardaki deniz altı obruklarına…

Türkiye’de Nat Geo belgeselleri yasaklanmalıdır. Bunlar belgesel değil adeta bir silahtır. Tamamen Amerikan, Siyonist, Mason menfaatleri çerçevesinde zihin yönlendirmesi yapmaktadır. Türkiye Nat Geo belgesellerini yasaklayarak ve sebebini dünya insanlığına şeffafça ve ispatları ile anlatarak, bu hususta dünyanın diğer devletlerine örnek olmalıdır. Oralarda da yasaklanmasının önünü açmalıdır.

Şu National Geographic belgeselinde “Dünyadaki en tuhaf jeolojik kaya olumşumlarından bazıları” denilen şeyler, tıpkı geçenlerden mevzu ettiğimiz Konya’daki obruklar gibi, dünya dışı teknoloji ile oluşturulmuş çukurlar/mağaralardır. Nat Geo’unun, o dikine inip sonra yatay devam eden mağara sistemini inceleyebilecek çok gelişmiş araçları var. Oraya insan/dalgıç girmesi şart değil, araçlar da girebilir ama oldu bittiye getirip konuyu ileri götürmüyor. Çünkü Nat Geo’nun başındakiler, orada neler döndüğünü zaten biliyor. Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanda, okyanus suyunun altında, yeraltı üssüne giriş yolları olan bu gibi sözde çukurlardan çok sayıda olduğunu da biliyorlar. İşlerine gelseydi, Türk/İslam düşmanlığı hatta insanlık düşmanlığı yapabilecekleri bir mevzu olsaydı, milyonlarca dolar harcar ama oralara yine de ulaşıp görüntü alırlardı. Nat Geo’nun başındakiler, İstanbul Boğazı’nın binlece sene önce yapay olarak açıldığını da biliyorlar. 40 sene olmuş o bilimsel çalışmalar yapılalı ama dünya insanlarının kaçı bu gerçeği duyabildi?

Mariana Çukuru

Mariana Çukuru (nam-i diğer Challenger Çukuru), dünyanın en derin çukuru. Büyük Okyanus’ta Endonezya ile Japonya arasındaki bu çukurun derinliği 10 km… Buraya, Ankebut Ağı’nın en önemli adamlarından biri olan ve geçmiş yayınlarda adını andığımız Kanadalı bir yönetmen James Cameron “Dikey Torpil (Deepsea Challenger.)” adlı özel denizaltısıyla ve tek başına inmeyi başardı. O derinlikte birkaç saat kaldı ve sonra 70 dk. da su üstüne çıktı. Bermuda Şeytan Üçgeni gibi yüzyıllardır tartışılan bir konuya son noktayı koyabilmek adına Nat Geo ne yaptı? Hiç… Hiçbir şey yapmadı. Bir fayda sağlıyormuş görünen bir sözde belgesel yaptı ve onun da başından sonuna kadar her yanı aldatıcılık dolu… Deniz altındaki obrukların nasıl oluştuğuna dair son buzçağı, asidik yağmur diyerek izah yapmasına kahkahalar atılmalıyken kimse gülemiyor, herkes ciddiye almaya çalışıyor. Çünkü Ankebut Ağı’nın basın/medya gücü sayesinde zihinler onlarca senedir çoktan yıkanmış ve tıpkı cumhuriyet ve demokrasi karşıtı olamayacağınız ya da Hitler yanlısı olamayacağınız gibi Nat Geo karşıtı da olamazsınız. Böyle bir hakkınız yok. Buna teşebbüs ederseniz bile çağdışı bir insan olur meydanda kalırsınız.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çok sayıda devlette çok sayıda obruk yeniden inceleniyor.

Obruklar ve Merkürlüler hakkında anlattıklarımızı kale almayan hiç kimse yok. Elde edebildiğimiz ilk bilgilere göre birkaç büyük devletin gizli servisleri ile uzay ajansları, birkaç obruğu, anlattıklarımız ışığında yeniden ve farklı yönlerden incelediler. Anlattıklarımızı doğrulayan, ispat eden yeni somut bulgular elde ettiler.

Merkürlüleri durdurmanın zor olduğuna ama imkansız da olmadığına inanıyoruz. Dünyanın pek çok yerindeki “obruk krizi”, kesinlikle mani olunabilir, önlenebilir bir kriz…

Bu adam mevzuyu biliyor.

Biliyor ama Türkiye’ye değil NASA’ya çalışıyor.

Yazacaklarım doğrulanmış/kesinleştirilmiş bilgidir. Konya’da sürekli obrukların oluşmasından sonra, bölge halkı, devletin bu meseleye el atmasını istedi. Bu talep doğrultusunda AKPKK konuyla mecburen ilgilendi. Çok sayıda kurum, kuruluş, şahıs, obrukların hangi sebeple oluştuğunu ve obruklara mani olmanın yolunu bulmak için araştırmalar, incelemeler yaptı.

Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şubesi Başkanı Prof. Dr. Fetullah Arık onlardan biriydi. “Bu obruklar bundan sonra da olacak, buna mani olunamaz. Çünkü şu fay hattı var. Ayrıca falan gazla yeraltı sularının birleşmesi ve filanca etkinin oluşması sonucu böyle bir şey oluyor.” mealinde konuştu, rapor verdi. Basın ve medyaya da bu şekilde konuştu. Bu, kendi kararı değildi.Aslında, kendisinin de inanmadığı şeyler söyledi, yazdı. Çünkü arka planda çok şeyler yaşandı.

Fetullah Arık, obrukların doğal nedenlerle oluşmadığını, maden çalışması neticesi oluştuğunu en somut deliller ile gördü.

Üniversitedeki ekibi ile birlikte obruklardan birine indiler. İçine doğru kazıp girdiler ve daha önceki yazılarda bahsettiğim süper teknoloji ürünü maden aracının bir parçasını buldular.

Bahsettiğim, Merkürlülere ait maden aracı bir seferinde arıza yaptı. Arıza çözülemeyince, kısımlarından birini orada toprağın içinde bıraktı ve yoluna/işine devam etti. Arık ve ekibi de hiç ummadıkları ve bilmedikleri/beklemedikleri anda bu parçayı buldu. İşte tam o sırada, zaten gelişmeleri yakından takip eden NASA’dan bir kişi Fetullah Arık ile hususi olarak konuştu. “İsmim şu, konumum bu, NASA’ya bağlı bir sistemin içindeyim. Biz de bulduğunuz şeyi biliyoruz ve istiyoruz.” dedi. Arık’a para teklif edildi, sürekli kendilerine çalışması istenildi ve sürekli maddi menfaat elde edeceği söylendi.

Gizli Yahudi olan, resmen kayıtlı değilse de Mason olan Fetullah Arık, teklifi kabul etti. Aracın parçası oradan gizlice çıkartıldı ve NASA’nın Türkiye’deki uzantıları tarafından ABD’ye götürüldü. Arık da anlaşmaya uygun bir rapor verdi ve basın/medyaya da bu anlaşmaya sadık kalarak konuştu, konuşuyor.

Obruklardan birinin içinde bir parça bulunduğunu duyanlar olmuştu. Tayyip de bunlardan biriydi. Obrukların doğal olmadığını düşünmeye başlamışlardı. Bu parçanın bulunduğunu duyunca buna daha da inandılar ama sonra güvendikleri Arık “Parça doğal değil ama yaşananın izahı mümkün. Bu bölgede falanca sistem kurulmuştu, daha önce filanca çalışma yapıldı. Toprak altında bunun parçası kalmış. Bu, izahı mümkün olan bir durum” mealinde konuştu, yazdı.

Neticede, bir konteynıra anca sığacak kadar büyük olan ve üzerinde delikler, çarklar olanbu metal parça, deniz yolu ile ABD’ye gitti ama NASA’nın Türkiye uzantıları (Bunlara daha sonraki yazılarımda “NASA’nın Gizli Birimi” diyeceğim ve kısaca NGB şeklinde yazacağım) ile Fetullah Arık arasında bağlantılar devam ediyor. Arık hala bölgede NGB’ye çalışıyor ve NGB ile birlikte gizli işler/araştırmalar çeviriyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Obruklar ve görünmezlik..

Görünmezliğin formülü bizim dünyamızda da çoktan bulundu. Seneler önce alakalı haberleri Akademi Dergisi’nde paylaşmıştım.

Bu teknik, bir sır değil, varlığını bilen milyonlarca insan var ama bu teknik, gerçek bir görünmezlik değil…

Bir cismin ya da bir insanın bu teknikle görünmez yapılması demek, etrafında bir nevi göz aldatıcı kalkan oluşturmak demek.

Görünmezlik tekniği uygulanan bir insan ya da nesne aslında görünmez olmuyor. Kendi yapısında hiçbir değişme olmuyor. Olduğu gibi kalıyor. Ona doğru bakan gözle onun arasında, bakan gözü aldatan bir teknik, bir sistem çalışıyor. Böyle bir teknikle görünmez yapılmış bir insana baksak, o insan görünmüyor, onun arkasındaki görüntü gözümüze aktarılıyor. Bu teknikle yapılan şey aslında o görünmez yapılan insanın arkasındaki görüntüyü, önüne aktarmaktan ibaret.

Bu teknik altı yöne uygulanırsa, işte o kişi hiçbir yönden görülmeyen bir kişi oluyor. Aşağıdan, yukarıdan, yanlardan ve ön ile arka yönlerden bakan hiç kimse artık o kişiyi göremiyor.

Uzaylı pek çok başka insan türü gibi Merkürlülerde de bu teknik bizden çok daha ileri seviyede. Hem dünyamıza geldikleri UFO’lar görünmezlik özelliğine sahip hem de akıl almaz hızda maden çalışması yapan maden araçları görünmezlik özelliğine sahip…

Bu da şu demek:

Altı bor yatakları ile dolu olan Konya’nın bir yerinde bir gurup insanın gördüğü anlarda obruk oluşuyor. Toprak çok hızlı bir şekilde içeri çekiliyor ve büyük bir boşluk oluşuyor. Gören herkes şaşırıyor ve “Gözümüzle gördük, birden kendi kendine çöktü, obruk oluştu” diyor. Lakin haberleri yok ki o anlarda oradan görünmezlik özelliği olan süper teknolojik bir maden aracı çıkıyor ve bu araç toprak içinde gidebildiği gibi havada da UFO’lar gibi uçabiliyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiyenin borları çalınıyor!!!

Obruklardan bora yol çıkıyor. Merkürlüler dünyamızdan en çok da bor çalıyorlar. Bor yatakları açısından dünyanın en zengin ülkesi olan Türkiye’de yaşanan tuhaf obruk hadiselerinin arkasında bu sarsıcı gerçek var.

“Dünyanın en zengin bor yatakları Türkiye’nin orta ve batı bölgeleridir. Balıkesir’de Sultançayırı ve Bigadiç, Eskişehir’de Seyitgazi (Kırka) ve Kütahya’da Emet önemli çıkarım alanlarıdır.” gibi cümleler çok eksik bilgi ile yazılmış cümlelerdir. Konya, Nevşehir, Kırşehir, Aksaray, Kırıkkale ve Niğde de bor yatakları ile doludur. Türkiye’nin doğu illerinden batı illerine kadar çok sayıda ilinde bor yatakları var. Lakin en çok bor bulunan illerimiz batıda ve ülkemizin orta kısmında kalan bölgesinde…

Merkürlüler bazen Konya’dan yerin altına bir giriyorlar, Nevşehir’de bir yerden çıkıyorlar. Girdikleri ve çıktıları yerler obruk gibi görünüyor.

Kaçırdıkları boru, kendi gezegenlerinde yeraltında yaşadıkları kısımlarda enerji kaynağı olarak kullanıyorlar. Hem temiz enerji kaynağı, hem uzun süreli enerji kaynağı olarak boru tercih ediyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Obruklar ve Merkür

Bu, Merkür gezegeni…
Son zamanlarda çekilmiş bir resmi…
Bu güne kadar dünya insanlığının kandırıldığı hususlardan biri de Merkür. Merkür’de bile hayat var, bunu onlarca senedir bilen çok sayıda devlet ve uzay ajansı var ama gizliyorlar.

NASA’nın ve daha pekçok uzay ajansının şeffaf bir yapısı yok. Elde ettikleri sarsıcı bilgileri ya tamamen gizliyorlar ya kısmen anlatıyorlar ya tamamen çarpıtıp tersini anlatıyorlar ya da kısmen anlatıp bir kısmını ise çarpıtıyorlar.

Bu güne kadar dünya insanlığına Merkür’e dair anlatılan bilgilerin ciddi bir kısmı yalan ve Merkür’e dair elde edilen sarsıcı bilgiler de dünya insanlığına anlatılmadı.

Güneşe en yakın gezegen olan, “üzerinde asla hayat bulunamayacağı şartlarda olduğuna” ve “hayatta kalmayı elverişsiz kılacak kadar ısı ve atmosfer sorunu” olduğuna bütün dünyanın inandırıldığı Merkür’de onbinlerce senedir hayat var.

Üstelik, Merkür’de yaşayanlar, yüksek bilim ve teknoloji seviyesine ulaştıktan sonra Merkür’e gelen başka gezegenin insanları da değiller. Merkür’de Allah’ın yarattığı bir Adem oldu ve bu Adem’in nesli devam etti, ediyor.

Resmini gördüğünüz şu Merkür gezegeninde bol bol su, deniz ve okyanus var. Gezegenin yüzeyindeki karaların yaklaşık olarak yarısından biraz azında yerleşim var. Yani gezegendeki karaların yaklaşık yarısı tahrip olmuş, yaşanmaz hale getirilmiş, yaklaşık yarısında ise sorunsuz şekilde yerleşim, şehirler, binalar, insanlar var.

Ayrıca Mars dahil pek çok gezegende olduğu gibi Merkür’de de yeraltında yaşayanlar var. Yeraltında yaşayanların sayısı da üstünde yaşayanlar kadar yüksek ve yüksek bilim ve teknolojinin olduğu Merkür’de, yeraltında yaşayanlar da çok rahat, konforlu, sağlıklı şartlarda yaşıyorlar.

Bu resmi çizenler, sanki karşılarına Merkürlüleri alıp çizmişler…

Merkürlüler, şu resimde/çizimde görülenler gibiler. Gözler, burun, ağız, çene, boyun, cilt rengi… Hepsi de nerede ise tam isabet çizilmiş. Küçük detaylarda farklar olabilir. Merkürlülerin boyları 70-90 cm arasında…

Ne çok saldırganlar ne çok barışçıl… Derecelendirme yapılsa, orta ayarda insanlar…

Bazı madenlere çok ihtiyaçları var ve dünyamız dahil birkaç gezegenden o madenleri gizlice çalıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Aslında bu gördüğünüz yer bir obruk değil.

Mesele, tahmin edilebilenden çok daha karışık.

2014 yılının Temmuz ayı içinde Sibirya’da iki adet çok büyük “obruk” aniden oluşmuş ve bütün dünyada tartışılan bir mesele olmuştu. Bu bölgeyi de çok sayıda uzman inceledi ama kale alınır bir yorum yapılamadı.

Aslında Rusların elinde gelişmiş teknolojiler var. Kısa sürede uydulardan ve o bölgeye getirdikleri cihazlardan istifade ile yeraltının röntgenini çektiler. Yine de işin içinden çıkamadılar. Bunun iki sebebi var:

1- Gizlice maden çalışması yapanlar çok çok derinden gidiyorlar. Maden hatları, cihazların menzili dışında kalan derinlikte olduğundan görüntü elde edilemiyor.

2- Gizlice maden çalışması yapanlar henüz bu dünyada duyulmamış, görülmemiş derecede yüksek teknoloji kullanıyorlar.

Evet, burası bir obruk değil. Burası, gizli maden çalışması yapanların yeraltına girerken hızlıca açtıkları bir giriş…

Yumurta biçimli büyükçe bir araç… Ne lastikleri var, ne paletleri… Bu dünyada onun bir benzeri yok. Kanatları ve jet motorları yok ama havada asılı kalabiliyor. Havada uçabiliyor, bir yerden başka yere havadan gidebiliyor. Karaya konabiliyor. Ve dahi yeri yarıp içine girebiliyor. Bunu da bizim dünyamızda çok ileri seviyede görülen ama onlara göre çok ilkel kalmış teknolojilerle yapmıyor. İşte işin sırrı burada…

Dünyamızın bazı madenleri, başka dünyaların insanları tarafından çalınıyor.

(Görsel temsilidir.)

Söz konusu maden aracı, toprağın kimyası ile oynuyor. Toprağın içindeki bazı elementleri/gazları/atomları işliyor. Bu vesile ile toprak değişime uğruyor, sıkışıyor, hacmini kaybediyor ve maden aracının önündeki alan açılıyor/boşalıyor.

Kullandıkları yumurta şekilli maden aracının biri önünde, biri arkasında olmak üzere iki türbini var. Öndeki bu hareketli aksam, toprağın hacmini değiştirmek için topraktan çektiği gazları/elementleri arkadaki hareketli türbine aktarıyor. Arka türbin de toprağı hızlıca yeniden işliyor ve o gazları/elementleri toprağa geri veriyor. Bunun neticesi olarak bu maden aracı toprağı kazmadan, toprağı aktarıp nakil etme derdi olmadan büyük bir hızla ve zahmetsizce toprak içinde yol alıyor. Eğer isterlerse hızla toprağı boşaltıp ilerlerken hızla da arkada kalan kısımları eski haline getiriyorlar. Yani ilerledikleri kanal/hat, hemen arkalarından kapanıyor. Lakin bunu her zaman yapmıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Konya ve çevresinde obruklar oluşmaya devam ediyor.

Yine art arda obruklar oluştu. Bölgede çok yıllardır dikkat çekici bir obruk hareketliliği var ama son yıllarda obrukların oluşma sıklığı artış eğiliminde. Aslında bu sadece Konya’nın başında olan bir dert değil. Türkiye’nin ve dünyanın başka başka yerlerinde, bilim adamlarının izahını yapamadığı şartlarda obruklar oluşuyor. Çünkü birileri gizli gizli, sinsi sinsi maden çalışması yapıyor ve bazı bölgelerin altı köstebek yuvasına döndürülüyor.

Ellerindeki çok yüksek teknoloji ile gizlice maden çalışması yapan bu kişiler, tespit ettikleri madenleri en kısa zamanda çıkartıp bölgeyi de en kısa zamanda terk etmek esası ile maden çalışmaları yapıyorlar.

Çalışma yaptıkları bölgelerde daha sonra sorunlar oluşurmuş, obruklar olurmuş, hiç umursamadan ve bunları dikkate almadan, hedef aldıkları her yeri köstebek yuvasına çeviriyorlar. Tedbirsiz, çok hızlı ve art niyetli surette yer altı kazıları yapılınca, sonrasında yer yüzeyinde obruklar oluşması dahil bazı olumsuzlukların yaşanması kaçınılmaz oluyor.

Bugüne kadar çok sayıda uzman bu obrukların neden oluştuğunu ve neden bu kadar sık ve büyük oluştuğunu araştırdı ama kale alınır neticeler elde edemedi. Herkesin araştırmasında, tartışmasız gerçek olan bir husus var ki yeraltında bazı bölgelerde boşluklar olduğu ya da boşluklar oluştuğu… Bunun da sık sık obruklara sebep olduğu…

Pek çok kişi, “Nasıl bir yol buluruz da bu boşlukları doldurabiliriz” kısmına takıldı da “Bu boşluklar daha önce de var mıydı, şimdi mi oluştu, hızlıca mı oluşuyor? Yeni ve hızlıca oluşuyorsa buna ne sebep oluyor?” kısmı göz ardı edildi. Yer altı sularını o bölgeye yönlendirip yeraltındaki boşlukların su ile doldurulması bile düşünüldü.

Bunlarla vakit kaybedilirken bile birileri o bölgede ve başka başka bölgelerde, gizlice ve tedbirsizce maden çalışmaları yapmaya, yeraltında büyük boşluklar oluşturmaya devam ediyordu.

Bundan böyle gizleyemeyecekler!

Ankebut Ağı’nın, kontrolündeki devletler ve devlet kurumları üzerinden dünya insanlığını kandırdığı hususlarda ve dünya insanlığından gizlediği hususlarda yayınlar yapmaya devam edeceğiz…

Ankebut Ağı’nın ve bu ağı yöneten Sanhedrin hahamlarının dünya insanlığı için ne kadar tehlikeli olduğunu devam eden bu yayınlarla birlikte daha da iyi anlayacaksınız.

Kapak resimlerini görmüş olduğunuz yayınlarımız, seneler öncesine ait… Daha önce denk gelmediyseniz www.SpaceExplorer.TV sitemizde bulup inceleyebilirsiniz. Bugün konuyu, söz konusu yayınlardaki seviyeden çok daha daha ileri götüreceğim ve Türkiye’de sık görülen “obruk” hadiselerinin perde arkasını gözler önüne sereceğim.

Mehmet Fahri Sertkaya