Dünyanın önde gelen eğitim kurumlarından Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapan ve meşhur bilim adamı Stephen Hawking’le de yakın çalışan Avi Loeb, uzaylıların dünyaya iniş yaptığını duyurdu.
‘Uzaylılar yaklaşık 5 yıl önce dünyayı ziyaret etti’
“Evrende yalnız mıyız” sorusuna yanıtlar sık sık farklı coğrafyalardan ve akademik geçmişe sahip insanlardan gelirken, dünyanın önde gelen saygın üniversitelerinden Harvard Üniversitesi’nde görevli bilim adamı Profesör Avi Loeb, uzaylıların çoktan dünyayı ziyaret ettiğini iddia etti.
“Extraterrestrial: The First Sign of Intelligent Life Beyond Earth” isimli kitabını yayınlayan 58 yaşındaki Loeb, uzaylıların yaklaşık 5 yıl önce dünyayı ziyaret ettiğini yazdı.
2018 yılında vefat eden ünlü astrofizikçi Stephen Hawking ile yakın temasta çalışan Loeb, “2017 yılının Ekim ayında uzaylı ziyaretçiler dünyaya geldi. Astronomlar çok hızlı hareket eden bir obje gördü ve bunun başka bir yıldızdan gelmiş olduğuna kanaat getirdi” dedi.
Bu ziyaretçilere Hawaii dilinde gezgin anlamına gelen Oumuamu adını verdiğini söylerken, “Kullandıkları araç bir tekneye benziyordu fakat hızlanmak için ışık kullanıyorlardı” dedi. Bilim dünyasında birçok insanın kendisini eleştirdiğini de söyleyen Loeb, “Biz kendimizi eşsiz ve özel görme küstahlığına sahibiz. Burada doğru yaklaşım mütevazı olmak olmalı. Başka kültürler olduğunu bilmeli ve onları bulmaya çalışmalıyız” ifadesini kullandı.
Bilim adamı, “uzay gemisinin” güneşin etrafında döndükten sonra beklenmedik bir şekilde hız kazandığını da söyleyerek, “Normalde meteorların yakınlarındaki bir yıldızın çıkardığı gaz ya da parçacıklar tarafından hızlanması normal bir şey fakat orada böyle bir durum yoktu. Ayrıca parlayıp sönüyordu. Bu da onun parlak bir metalden yapılma olduğunu gösteriyor” dedi.
Van Gölü’nde bir canavar yok ama bir tuhaf canlı var.
Van’da kardeşi ve kuzeniyle birlikte tatile giden Züleyha Sona, Van Gölü’nde hızlı hareket eden, sırtı zikzaklı bir cismi görüntülediğini iddia etti. Büyük korku ve heyecan yaşadığını, daha önce Van Gölü canavarı olduğunu söylediklerinde komik olarak algıladığını anlatan Sona, “Bu cismi gördükten sonra canavar olduğuna artık inandım” dedi.
‘20 metre uzunluğunda’
Kayda aldığı sırada hem korktuğunu hem de heyecanlandığını söyleyen Züleyha Sona, “Kardeşim bana burada büyük bir cisim var. Sırtı zikzaklı olan yaklaşık 20 metre uzunluğunda. Biz cep telefonuyla kaydetmek için o yöne doğru koştuk ve görüntülemeyi başardık. Görüntülerken de biraz korktuk. Biz bir süre sonra arkasından koşarken hızlı bir şekilde ilerlemeye başladı. Daha önce annemler bize Van Gölü canavarından bahsediyordu. Biz bu durumu komik olarak algılıyorduk. Ama gerçekten o cismi gördükten sonra canavar olduğuna inandım.
Bu canlı, normal bir hayvan ama bize anormal geliyor. Çünkü bu canlı, başka bir dünyanın hayvanatından…
Van Gölü’nün altında, suyunun da toprağının da altında, çok aşağılarda bir uzaylı üssü var. O üs çok zamandır orada ve başka dünyadan gelip oraya gizli üs kuran insan türü, kendi dünyalarının hayvanlarından bazılarını dünyamıza getirdi.
Bizim tabiatımızda/doğamızda yaşayıp yaşayamayacaklarını, mutasyona uğrayıp uğramayacaklarını test ettiler, ediyorlar. Amazon ormanları dahil, dünyanın çok farklı yerlerine farklı hayvan türleri getirdiler. Lakin çift çift getirmediler, üremelerini, çoğalmalarını ve dikkat çekmelerini istemediler.
Van Gölünde de başka bir dünyadan getirilmiş ve insanlara hiçbir zaman zarar vermemiş ve vermeyecek olan bir su hayvanı var. Bütün mesele bu…
“Nuh Tufanı” dediğimiz şeye, aslında bir dünyalar savaşı da denebilir.
Nuh’un gemisi, şimdiki UFO’lar gibi, çok yüksek bilim ve teknolojiye sahip olunarak üretilmişti. Söz konusu teknoloji, dünyamızda oluşmuştu/gelişmişti. Başka dünyalardan transfer edilmemişti.
O devirde, 18 bin alem arasında, en yüksek teknoloji seviyesine sahip olan gezegenlerden biri de dünyamızdı. Nuh’un gemisi, dış görünüşü itibariyle somun ekmek misali bir görünüşe sahipti. Tıpkı UFO’lar gibi, dışarıdan bakılınca her yerinde parlak metalik bir yüzey görünüyordu. Penceresi, çerçevesi, içe göçmüş ya da dışa taşırılmış kısımları yoktu.
Havada asılı da kalabiliyordu, suyun altına da girebiliyor ve su altında da gidebiliyordu. Uzaya da çıkabiliyordu, gezegenler arası yolculuk etmeye imkan da sağlıyordu. Zaten o gemiyle tufan sırasında başka bir gezegene gitmişlerdi.
O devirde dünyada bu tür gemilere (bu gün verilen ismiyle söylemek gerekirse UFO’lara) sahip olmak sıradan bir şeydi. Teknoloji herkeste vardı ve maddi imkanı yetenler bunları yaptırabiliyor ya da hazır halde olanları satın alabiliyorlardı.
Sorun da aslında buydu… Teknoloji aşırı derecede ilerlemiş, ucuzlamış ve kolay elde edilir olmuştu. İnsanlık ise teknolojiyi/imkanları hep şerre kullanır olmuştu. Ahlaksızlığa, sapıklığa, zulme, kan dökmeye, toplu katliamlara kullanılması bir yana, artık dünyanın tabii nizamına (doğal dengesine) büyük darbeler vurulur olmuştu.
O zamandaki dünya insanlığı da kendi kendini helake sürükleyen ve gezegenlerini imha eden uzaydaki belki on binlerce insan türünden biri olmak üzereydi.
Acilen dünyaya bir “resetleme” gerekiyordu. Allah, helak edeceği kavimleri de sebeplerle/vesilelerle helak ettiği için o defa vesile tufan oldu… Koca dünyada bir avuç “gerçek” insan kaldığı ve diğerlerinin kalplerinin taşlaştığı, çok uzun süre mühlet verilse de hidayetten nasipleri olmadığı/kalmadığı için ve helak edilecekler listesine adları yazıldığı için, o defa helak yani tufan, dünya genelinde oldu. Bu, bir istisnaydı…
O devirden çok sonra Süleyman aleyhisselam devrinde de neredeyse dünya bir kez daha resetlenecekti. Bilim ve teknoloji yine aynı seviyeye gelmişti hatta Nuh aleyhisselam devrini geçmişti ama mevcut teknolojiyi devlet gücü ile ve kısa sürede yok etmek, bilimde ve teknolojide kasten gerilemek tercih edildi.
Nuh tufanına da başka bir uzay aracı sebep oldu.
Bu uzay aracı, şimdilerde güneşimizin etrafında sık sık görüntülenen, sık tartışılan ve devasa boyutlarda olup da “yapay gezegen” denilebilecek kadar büyük olanlardandı. Dünyamızın yaklaşık yarısı kadar büyüklüğe sahipti ve küre şeklindeydi.
Bir bulutsuya (Nebula) yanaşarak çok yüksek miktarda hidrojen, oksijen ve bazı başka gazları depolamıştı. Gezegenimize yanaşarak ve çok yüksek teknoloji de kullanarak bu gazları atmosferimize bıraktı. Bu, felaketin ve helak edilmenin bir başka vesilesi de oldu.
Dünyanın atmosferine çok çok kısa süre içinde çok yoğun olarak o gazlar bırakılınca, peşi sıra dünyanın her yerine dağılmaya başladı ve her yerde durmak bilmeyen yağışlar oldu. Zan edilenin aksine, yeraltından sular çıkmadı ve denizleri/okyanusları yükseltmedi, gökten yağmur şeklinde değil adeta kovayla boşaltılmış gibi su yağdı. Fırtınalar, tayfunlar da durmak bilmedi. Denizler ve okyanuslar bu vesileyle yükseldi.
Buna rağmen bile Nuh tufanı sırasında yükselen deniz ve okyanus suları, dünyadaki bütün karaları kaplamadı. Deniz seviyesine yakın ve düz olan yerler hep sular altında kaldılar ama diğer yerlerde yaşayan insanları, gökten su boşalması ve çok şiddetli rüzgarlar oldukları yerlerden savurup dağıtıp sürükleyip denizlere, okyanuslara götürdü/taşıdı.*
Buna rağmen bile yüksek kesimlerde hayatta kalanlar oldu ama onlar da akıllarını kaybederek, bulaşıcı hastalıklara yakalanarak, aç kalan hayvanlara yem olarak v.b. sebeplerle kısa sürede öldüler.
Zaten bu kısımdan önce de toplu ölümler sık yaşanıyordu, dünya insanlığının elinde de iklim silahları, elektromanyetik silahlar vardı ve milletler birbirlerine sürekli bunlarla saldırdığı için, sürekli yapay yağışlar, yapay hortumlar, yapay depremler, yapay fırtınalar yaşanıyordu.
Yakın gelecekte Ye’cüc ve Me’cüc milletlerinin dünyamızda can verenlerinin cesetleri o kadar yüksek sayıda olacak ve dünya insanlığı sayıca o kadar azalmış olacak ki onların cesetlerini de benzeri bir tufan/afet sürükleyip denizlere/okyanuslara taşıyacak.
(Resim: NASA tarafından Orion ismi verilen bulutsu… Nebula ya da bulutsu, uzayda bulunan ve geniş alanlara yayılmış olan gazlar, toz, Hidrojen, helyum ve diğer iyonize gazlardan oluşan bulutsu yapı.)
Ne kadar tuhaf… Bu kadar kaliteli hazırlanmış şu belgesel, Kasım 2018’den bu güne kadar, on milyonlarca Türk kullanıcının bulunduğu Youtube’da sadece 50 kere izlenmiş.
Siyonistlerin, Ankebut Ağı’nın dünyayı inandırdığı yalanlar hızla çöküyor. Süleymanlılar cemaati olarak 1945’ten beri, Akademi Dergisi olarak son on senedir anlattığımız Hitler gerçeklerini, kısmen de olsa şu belgeselde anlatmışlar.
Adolf Hitler intihar etmedi. Başka bir sebeple de ölmedi. Cesedi de bulunamadı. Öldüğünü iddia edebilecek somut hiçbir delil elde yok iken dünya buna inandırıldı. Çünkü Ankebut Ağı böyle uygun gördü. Neredeyse bütün dünya insanlığı Adolf Hitler konusunda kandırıldı, biz Süleymanlılar ise gerçeği hep biliyorduk ve söyledik.
Daha fazla ve daha sarsıcı Hitler gerçekleri ile de yüzleşilecek. Hitler hiçbir zaman katliam yaptırmadı, anlatıldığı gibi cani, deli bir kişi de değildi. En sarsıcı olanı ise Hitler hala ölmedi. Bu da yakında herkesin duyacağı bir gerçek.
Uzayda başka gezegenlerde de başka insan türleri olduğunu kabul etmezseniz, dünya tarihinin hiçbir kısmını doğru okuyamazsınız. Sayısız mevzunun içinden çıkamazsınız. Piramitleri ve Göbeklitepe’yi bile yorumlayamazsınız. Aynı şekilde ikinci dünya savaşında neler yaşandığını ve Hitler meselesini de çözemezsiniz. Belgeselin birinci bölümünde biraz da Ankebut Ağı’na, dünyayı sarmış ve hükumetlere sızmış Mason teşkilatına, Hitler’in ilk zamanlar dahil olduğu ve sonra ayrıldığı gizl örgütlere ve bir de uzaydaki diğer insan türlerine temas edilseymiş, mevzu daha da netleşirmiş.
Hitler’i anlamak ve sonunda Hitler’e ne olduğunu bulmak için Merihlileri yani Marslıları bilmek, çözmek lazım. Hitler, kaçısın bir kısmında uçak ve denizaltı kullandı ve sonra gözlerden uzak kısmında UFO’ya bindi. Zaten ikinci dünya savaşının son zamanlarında Merihlilerin UFO’ları çok sık görülüyordu. Naziler de onları gördükleri için o UFO’lar benzeri uçan araçlar yapmayı çok denedi. Lakin fazla yol alamadılar. Sonra bir tartışmanın daha sonu gelmedi ve görülen onca UFO’nun Nazilere ait olup olmadığı ve Nazilerin UFO yapıp yapamadığı tartışıldı. Tartışılması gereken ise Nazilerin, daha doğru ifade ile Hitler’in, başka dünyaların insanları ile müttefik olup olmadığıydı.
İkinci bölümü izleyince, on yıldır neler anlattığımı da biliyorsanız eğer, her şeyi iyice yerine oturacak.
Bu, Merkür gezegeni… Son zamanlarda çekilmiş bir resmi… Bu güne kadar dünya insanlığının kandırıldığı hususlardan biri de Merkür. Merkür’de bile hayat var, bunu onlarca senedir bilen çok sayıda devlet ve uzay ajansı var ama gizliyorlar.
NASA’nın ve daha pekçok uzay ajansının şeffaf bir yapısı yok. Elde ettikleri sarsıcı bilgileri ya tamamen gizliyorlar ya kısmen anlatıyorlar ya tamamen çarpıtıp tersini anlatıyorlar ya da kısmen anlatıp bir kısmını ise çarpıtıyorlar.
Bu güne kadar dünya insanlığına Merkür’e dair anlatılan bilgilerin ciddi bir kısmı yalan ve Merkür’e dair elde edilen sarsıcı bilgiler de dünya insanlığına anlatılmadı.
Güneşe en yakın gezegen olan, “üzerinde asla hayat bulunamayacağı şartlarda olduğuna” ve “hayatta kalmayı elverişsiz kılacak kadar ısı ve atmosfer sorunu” olduğuna bütün dünyanın inandırıldığı Merkür’de onbinlerce senedir hayat var.
Üstelik, Merkür’de yaşayanlar, yüksek bilim ve teknoloji seviyesine ulaştıktan sonra Merkür’e gelen başka gezegenin insanları da değiller. Merkür’de Allah’ın yarattığı bir Adem oldu ve bu Adem’in nesli devam etti, ediyor.
Resmini gördüğünüz şu Merkür gezegeninde bol bol su, deniz ve okyanus var. Gezegenin yüzeyindeki karaların yaklaşık olarak yarısından biraz azında yerleşim var. Yani gezegendeki karaların yaklaşık yarısı tahrip olmuş, yaşanmaz hale getirilmiş, yaklaşık yarısında ise sorunsuz şekilde yerleşim, şehirler, binalar, insanlar var.
Ayrıca Mars dahil pek çok gezegende olduğu gibi Merkür’de de yeraltında yaşayanlar var. Yeraltında yaşayanların sayısı da üstünde yaşayanlar kadar yüksek ve yüksek bilim ve teknolojinin olduğu Merkür’de, yeraltında yaşayanlar da çok rahat, konforlu, sağlıklı şartlarda yaşıyorlar.
Bu resmi çizenler, sanki karşılarına Merkürlüleri alıp çizmişler…
Merkürlüler, şu resimde/çizimde görülenler gibiler. Gözler, burun, ağız, çene, boyun, cilt rengi… Hepsi de nerede ise tam isabet çizilmiş. Küçük detaylarda farklar olabilir. Merkürlülerin boyları 70-90 cm arasında…
Ne çok saldırganlar ne çok barışçıl… Derecelendirme yapılsa, orta ayarda insanlar…
Bazı madenlere çok ihtiyaçları var ve dünyamız dahil birkaç gezegenden o madenleri gizlice çalıyorlar.
Sadece Satürn’ün uydularından bile bakılsa, onlarca farklı yerde hayat var. Bunların bir kısmı, başka yerlerden gelip yerleşenler, bir kısmı uzun yolculuklar için kendilerine askeri üs kuranlar… Oralara sonradan gelip yerleşenlerin dünyamızdan yüzlerce kat büyük ve yapay uzay araçları var.
ABD Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) eski astronotlarından Mitchell, Soğuk Savaş’ın başında ABD ve Sovyetler Birliği arasında nükleer savaş çıkmasını uzaylıların engellediğini iddia etti.
Apollo 14 misyonuyla 1971’de uzaya giden ve Ay’da yürüyen 6. insan olan Edgar Mitchell, uzaylılara atfedilen “Merhaba Dünyalı, biz dostuz” sözünü destekleyen iddialar ortaya attı. Mitchell, uzaylıların Soğuk Savaş’ın başında Dünya’ya geldiğini ve ABD ile Sovyetler arasında nükleer savaş çıkmasını önlediğini öne sürdü. ‘ASKERİ BECERİLERİMİZİ GÖRMEK İSTEDİLER’ ‘Barış yanlısı uzaylıların’ New Mexico Çölü’ndeki ünlü ‘White Sands’ nükleer silah deneme alanını ziyaret ettiğini söyleyen Mitchell, “White Sands atom bombası denenen bir yerdi. Uzaylıların da ilgilendiği şey buydu. Askeri becerilerimizi görmek istediler” dedi. Tarihin ilk nükleer bombası test amaçlı olarak 1945’te New Mexico’da patlatılmıştı.
‘FÜZELERİ DÜŞÜRÜYORLARDI’
Öte yandan 84 yaşındaki Mitchell, uzaylıların insanlığı savaş çıkarmaktan caydırmaya ve barışı sağlamaya çalıştığını savundu. Mitchell, iddialarına kanıt olarak ise alanda çalışan diğer yetkililerin sözlerini işaret etti: “Soğuk Savaş döneminde orada çalışan Hava Gücü askerleriyle konuştum. UFO’ların sık sık göründüğünü ve füzeleri etkisiz hale getirdiklerini söylediler. Pasifik’teki üslerde çalışanlar da ilk füze denemelerinin UFO tarafından başarısızlığa uğratıldığını anlattı.”
‘GERÇEKTEN DE FİLMLERDEKİ GİBİLER’ Mitchell uzaylılara ilişkin başka iddialarıyla da gündeme oturmuştu. Uzaylıların 70 yıl önce New Mexico’ya indiğini, hatta içlerinden birinin canlı yakalandığını öne süren Mitchell, uzaylıların gerçekten de filmlerde gösterildiği gibi ‘koca kafalı ve gözlü’ olduğunu iddia etmişti.
Daha önce de benzeri iddialar, Amerikan ordusundan emekli pilotlar ve subaylar tarafından dile getirildi. Ayrıntılar için buraya tıklayınız.
Siyah Giyen Adamlar filmi hayali bir senaryo üzerine çekilmedi.
Gerçek hayattan gelen bir takım bilgilerin üzerinde oynanarak bu film çekildi.
Hep aynı fiziki özelliklerdeki Siyah Giyen Adamlar, yüzlerce farklı insan ile temasa geçtiler. “Gördüklerini unutur ve kimseye anlatmazsan senin için daha iyi olur.” dediler.
Pekiyi de kimdi bunlar? Filmde görüldüğü gibi şen şakrak insanlar değildiler. Hatta onlar insan değildiler. Evet, onlar dünya dışı başka insan ırklarının geliştirdiği çok gelişmiş robotlardı. Kâr amacı ile çekilen film bunu anlatmadı. İşte sarsıcı gerçekler…
An itibari ile yapılan araştırmalar, gezegenimizdeki insanların yüzde ellisinin uzaylıların varlığına, uzaylıların dünyamızı ziyaret ettiklerine ve ABD’de gizli uzaylı üsleri bulunduğuna inandığını gösteriyor.
Üstelik ABD gizli servislerinin ve ABD’yi içeriden yöneten Siyonistlerin, ve Siyonistlerin tam kontrolündeki Hollywood‘un, uzaylılara inanmayı delilik gibi gösteren sayısız radyo ve TV yayınına ve filmlerine rağmen…
Ülkemizde, içtiği çorbada, bastığı otta ve giydiği kotta bile illuminati arayan, “Galiba babam illuminati” ayarına gelen ve bir iddiada bulunurken duvardan başka bir şeye dayanmayan çok sayıda ruh hastasının iddia ettiğinin aksine, ABD ve Siyonistler dünya insanlığını UFO’ların gerçek olduğuna inandırmadılar. İnandırmaya da çalışmıyorlar. Böyle oyunlarla dünya işgaline gitmek gibi bir niyetleri de güçleri de yok. Tam aksine, UFO ve uzaylı konularını hep sulandırdılar. Hep alay mevzusu haline getirdiler. Hep üzerini örttüler.
Bir taraftan da 1941’de, 1947’de ve 1950’lerde düşen UFO’lardan, tersine mühendislik ile teknoloji çaldılar. Neler döndüğünü kendileri de tam olarak anlamaya çalıştılar. 1950’lerde sırf bu iş için 51. bölgeyi kurdular. Dünya dışı insanların ulaştıkları teknoloji ile dünyamız üzerindeki teknoloji arasında korkunç bir uçurum olduğunu gördüler. Tam bu sıralarda “Uzun Beyazlar” olarak isimlendirilen dünya dışı bir insan ırkının “Beraber çalışalım” teklifini kabul edip zamanın ABD başkanı Eisenhower liderliğinde, uzun beyazlar ile anlaşma masasına oturdular. Burada emin olamıyoruz, belki de uzun beyazlar, ABD’li yöneticileri bir şekilde buna mecbur bıraktılar. (Bknz: Uzaylı ABD anlaşması)
Bu yaşananlara İran’ın resmi makamlarının iddia ettiği gibi “ABD’yi uzaylılar yönetiyor.” denilebilir mi, işte meselenin bu yönü çok tartışılır. Ama kesin olan bir şey var ise, uzun beyazlar denilen ırkın 51. bölgede çalışmakla kalmayıp ABD’nin sivil ve askeri kurumlarının pek çoğuna sızdıkları.. (Bu arada, Acaba UFO’ları araştırdığı iddia edilen bir teşkilat, aslında UFO’ları gizliyor olabilir mi?Buraya da bir bakın!)
SpaceExplorer.TV olarak “gerçektir” ya da “gerçek değildir” deme imkanımız bulunmasa da, “gerçek olması çok muhtemel” diyebileceğimiz daha sarsıcı iddialar var. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki ciddi araştırmacılara, hatta Rus’ların eski devlet yetkililerinin iddialarına göre,Uzun Beyazlar denilen dünya dışı insan ırkının, ABD başta olmak üzere dünyanın idaresini ele geçirme gayreti çok üst düzeyde… Daha da sarsıcı olanı ise bunun için çok ileri seviyedeki teknolojilerini kullanırken, tamamen insansı gözüken robotlar kullanıyor olmaları. İşte zurnanın zırt dediği yer de tam burası… Dünya üzerinde binlerce kişinin gördüğü, konuştuğu ve en nihayet Man in Black filmine ilham veren Siyah Giyen Adamlar, aslında uzun beyazların ürettikleri ve bizim aramızda bizim gibi gözükebilen gelişmiş insansı robotlar. Hepsi de aynı fiziki özelliklerde, aynı boyda, aynı beden ölçülerinde, aynı tip kıyafette: Siyah ayakkabı, siyah pantolon, siyah ceket, siyak şapka ve beyaz gömlek…
Şimdilerde Japonların dünyaya duyurdukları insansı (onlarca farklı insan yüz mimiklerini bile yapabilen, duyguları taklit edebilen) süper robotlarını, çoktan geliştirmiş olan ve bu robotlara karşısındaki gerçek insanı(yani biz biyolojik yapıdaki dünya insanlarını), gönderdiği bir takım dalgalar ile etkileme (ağrılara sebep olma, kısmi felce sokma, geçici felce sokma, bayıltma, hafızasına erişme, zihnini okuma ve yapacağı hareketi tahmin etme ve hafızasını silme) kabiliyeti kazandırmış olan uzun beyazlar, meşhur Siyah Giyen Adamlar (Man in Black) filmine de konu olan kişilerin ta kendileri olabilirler. İddialara göre, Siyah Giyen Adamlar aslında, gerçekte ilk bakışta dünya insanlarından farklı oldukları anlaşılan ve bu yüzden aramıza karışamayan uzun beyaz uzaylı ırkının, dünya insanları arasında kullandığı robotlardan başka bir şey değildi.
Önümüzdeki haftalarda bu konuları, iddialar, kaynaklar, şahitler ve kıyaslamalar ile daha derinlemesine incelemeye çalışacağız…
İşte bu da dünya insanlığının ulaştığı insansı-gerçekçi robot teknolojisi…
Sorular çok sayıda ve önemli görünüyor. Şimdi bunları ve bazı açıklamaları alt alta dizelim;
1. Ay, Dünya’dan daha yaşlıdır, öyleyse kökeninin başka bir yer olması mümkündür.
2. Niçin bazı bilim adamları, Ay taşlarının 20 milyar yıllık olduğunu iddia ediyorlar? Yani, Dünya’dan daha eski…
3. NASA, bir Ay kayasının 5.3 milyar yıllık olduğunu saptadı. Ama bu, Güneş Sistemi öncesine ait bir tarihti.
4. Önemli bilim adamları ve Ay uzmanları, Ay’dan getirilen elementlerin Dünya’dakilerden daha eski olduğunu belirlediler; ama neden resmen açıklamadılar?
5. 40 Ay taşının en azından 7 milyar yıllık oldukları belirlendi. Bu tarihleme, Dünya’dan ve Güneş’ten iki kez daha eskidir.
6. Buna karşın Ay’ın yüzey toprağı, Ay taşlarından daha eskidir. Farklılık nereden geliyor?
7. Bir grup bilim adamı, Ay’ın yıldızlar arası bir yerde yapıldığı görüşündeler ve Dünya tarafından yakalandığını düşünüyorlar. Peki bu nasıl olabilir?
8. Neden bazı bilimciler, Ay’ın içinin yoğunluğunun yüzeyden farklı olduğu düşüncesindeler? Gerçekten Ay’ın içi boş olabilir mi? Ve bu biliniyor mu?
9. Niçin Ay’ın 8 mil üstünde, yüksek dozda radyoaktivite var? Bu, elementer olarak doğal mıdır?
10. İlk Amerikan astronotları tarafından Ay’da bırakılan sismograf tarafından, “Appolon-12” ve “Saturn-5” füzelerinden ayrılan kademelerin, Ay’a düşmesinden sonra, bir kaç saat içinde Ay’ın yüzerinde oluşan salınım-titreşim kaydedilmiştir. Darbeden sonra bunca sürekli salınım yalnız içi boş yuvarlakta oluşabilir. Ay, gerçekten tanımadığımız canlı varlıklar tarafından meydana getirilen ve kalın dış tabakası altında araştırma donatımını gizleyen yapma uydu olmasın?
11. Ay’ın çok eskiden sıcak olduğu ileri sürülüyor; ama bunu dünyadaki benzerleri gibi kanıtlayan bir kanıt bulunmuş değil. Bu çelişki, henüz açıklanamadı.
12. Sonuç, Ay’la ilgili neden bu kadar çok cevapsız soru var? “Biz, ona(Ay’a), menziller (yörüngeler – haller) takdir ettik, ta ki, kurumuş bir hurma dalına benzer bir yol izleyinceye kadar. Ne Güneş, Ay’a erişip-yetişebilir, nede gece, gündüzün önüne geçebilir. Her biri, bir yörüngede yüzmektedir.” [1] “(Allah), gökleri ve Arz’ı, hak olarak yarattı. Geceyi, gündüzün üstüne,gündüzü de, gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneş’e ve Ay’a boyun eğdirdi. Herbiri (yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. Dikkat et! O(Allah), Aziz (üstün-şerefli) ve Ğafur (bağışlayan)’dur.” [2] “Hayır; Ay’a and olsun, Döndüğü zaman geceye, Aydınlandığı zaman sabaha, Muhakkak o, büyük (ayetlerden) biridir. Beşer/İnsanlık için, bir uyarıdır.” [3]
Ay; Doğal mı, Yapay mı?
Şu sıralar bazı bilim çevreleri, Ay’ın yapay olduğunu tartışıyor.Onlara göre yaşam olduğu bilinen tek gezegen olan sevimli dünyamızın uydusu, zeki varlıklar tarafından dünyanın çekim alanına oturtuldu. Saçma gibi geliyor… Bir çok defa gidip geldiğimiz Ay, başka varlıkların ürünü olabilir mi ki? Gelin biz en iyisi neden böyle diyorlar, biraz kulak verelim. Sizin de bildiğiniz gibi Ay’ın nasıl uydumuz olduğu hakkında birkaç kuram/teori var. Bunlardan ilki; Ay, Dünya’mızın bir parçasıydı ve dünyaya çarpan bir meteordan dolayı gezegenden kopan parça, dünyanın çekim alanında kalıp gezegenimizin uydusu oldu. İkincisi, Güneş sisteminde bulunan Ay, Dünya tarafından çekildi ve uydumuz oldu. Fakat Dünya ile Ay’ın toprak elementlerinin uyuşmaması ve aydaki taşların yaşlarının Dünya’nın ve Güneş’in yaşlarından daha fazla olması, bu iki kuram hakkında şüphelere neden olmaktadır. Biraz daha konunun üzerine düştüğümüzde ise Ay’ın aslında göründüğü kadar doğal olmadığını düşünmeye başlıyoruz.
Ay’ın görebildiğimiz yüzü ve görüş şeklimiz
Hepimiz Ay’ın sadece ön yüzünü görebiliyoruz çünkü Ay, kendi etrafında dönüşünü 24 saatte tamamlıyor; yani Dünya’mızla aynı olduğu için; biz, uydumuzun sadece ön yüzünü görebiliyoruz. Aynı zamanda Ay’ın yörüngesi,kusursuz bir daireyi andırmakta; yani Ay’ın yörüngesi olması gerektiğinden çok daha düzgün. Ayrıca Ay – Güneş tutulmalarında Güneş’i ilginç bir şekilde tam olarak örtmektedir. İnsanı; Ay’ın büyüklüğünün Güneş’i tam örtecek şekilde ayarlandığı hakkında düşündürmekte.
Ay’da bazen garip, tanımlanamayan ışıkların görülmesi, herkesi şaşırtmaktadır. (Ay’da volkanizma yahut herhangi bir doğal faaliyet olmadığından dolayı olay, çok garip karşılanmaktadır). Ay’ın çizdiği yörünge, Dünyanın ekvatoral çemberi ile zıt olması gerekmektedir. Fakat Ay’da gezegenimiz gibi Güneş’e bağımlı şekilde bir yörünge izler. Doğada ağır metaller yeryüzünde bulunmamaktadır; ancak Ayda bu söz konusu değildir ve çok enteresan şekilde ağır metaller Ay’ın yüzeyindedir. Buna rağmen bir de bu tabakanın altında su mevcuttur.
Ay’a yapılan Apollo uçuşlarında, arka planda kalan gezegenimiz hakkında bazı noktalar bulunmaktadır. Mürettebat ve Dünya ile yapılan konuşmalarda Apollo, Ay’ın arka yüzeyindeyken tanımlayamadıkları gölge ve ışıkları Dünya’ya iletmiştir. Konuşmalarında da ne kadar heyecanlı ve şaşkın oldukları duyulmaktadır. Dünyadan da bunun gibi daha bir çok gözlem yapılmıştır. Yani Ay’da bazı anlam verilmez olaylara rastlanmakta. Kimi çevreler, Ay’da Galaktik bir federasyon tarafından gizli üs olduğunu ve bizlerin incelendiğini ve negatif güçlerden korunduğunu iddia etmektedir. Kimileri ise bunlara deli saçması demekte.
Ay Nereden Çıktı Geldi? Ay’ın Kökeni Nedir?
Ay, Dünya ile aynı zamanda mı oluştu, yoksa Dünya’dan ayrılarak mı oluştu? Belki her ikisi de değil…Ay, belki de başka bir yerden, hatta Güneş Sistemi’nin dışından çıkıp geldi ve Dünya’nın çekimine kapıldı ve bir daha bu çekimden çıkamadı. Ay’ın Dünyadan kopma bir parça olduğunu öneren teori, Evrim Teorisinin kurucusu Charles Darvin’in oğlu George Darvin tarafından geliştirilmişse de, günümüz Ay bilimcilerinin çoğu tarafından kabul edilmemektedir. Dünya ve Ay’ın aynı kozmik gaz-toz bulutundan oluştuğu görüşü, daha çok bilimsel bir desteğe sahiptir.Bu ikisinin dışındaki bir görüş ise, Ay’ın Güneş Sistemi’nin dışından geldiğiyle ilgilidir. Ay bu şekilde her nasılsa Dünya’nın gravitasyon/Yer yekimi etkisine kapılmıştır. Peki ama Ay, Dünya ile senkronize halde bulunan bugünkü hemen hemen daire biçimindeki yörüngesine hangi açı ve hızla gelerek yerleşebilmiştir? Bu şekilde bir gravitasyonel yakalanma, sonuçta eliptik bir yörünge doğurması gerekirdi. Birçok bilim adamına göre, bu işin rastgele ve kendi kendine olması çok çok zayıf hatta imkansız bir ihtimaldir. Bugünkü daireye çok yakın yörüngede bulunabilmesi ve Dünya’nın dönüşüyle senkronize halde olması için;
AY’IN HESAPLANARAK BU YÖRÜNGEYE OTURTULMUŞ OLMASI GEREKİYOR.
Fakat Nasıl ve Kimler Tarafından?
O zaman Sovyet Astrofizikçiler Mikhail Vasinse ve Alexandre Shcherbakov’un Dev Uzay Gemisi teorisi geçerlilik kazanıyor demektir.
Ay’da o zaman Müslüman olan Uzaylıların olması ve bunların çok üst düzeyde bilgi ve zekaya sahip olmaları akla mantıklı gelmiyor mu? Ay’da duyulan Ezan sesi ve Kubbe biçimindeki yapı da bizim teorimizi desteklemektedir. Ay’da yaşayan birileri olmasaydı, Amerikalılar şimdiye kadar yaptığı uzay mekikleri ile malzeme taşıyıp uzay üssü kuramazlar mı idi? Elbette kurarlardı. Zaten oradaki canlılarla iletişim kurmak istiyorlar. Bunun için Rosetta Taşı ve İncil, kimler için bırakıldı.. En önemlisi NASA Apollo uçuşlarını iptal edip üzerine geçen yaklaşık 40 sene boyunca neden bir kez daha olsun Ay’a gitmedi/gitmiyor?
Ay’da elde edilen ve Arapça’ya daha yakın olan o cümlelerdeki sır nedir. Evet;tüm bunların cevaplarını NASA biliyor ama açıklamıyor. Çünkü Ay temel olarak birçok sırrı bünyesinde taşıyor. Eğer orada bir üs varsa, eğer o bir uzaygemisi ise bu da; Dünya’yı kontrol ediyor demektir. Esrarengiz bir Hilkat Garibesi olarak nitelendirilen Ay’daki Kraterler ilgili olarak görüş bildiren Arizona Üniversitesi Öğretim üyelerinden Robert Strom:
“Anlaşılmaktadır ki, Ay kraterlerinin yüzde 10’u meteor ve asteroit çarpmasıyla, yüzde 10’u volkanik etkinlikle olmuştur. Kalan yüzde 80’inin denasıl oluştukları şimdilik bilinmemektedir.”
Bilim adamlarını daha çok kraterlerin oluşma şekli değil de, onların sığoluşları ilgilendiriyor. Çünkü en küçüğünde de, en büyüğün de de derinlik birkaç milden fazla değildir. Ay üzerindeki koyu renkli bölgelerin oluşumunu, volkanik etkinlik sonucu yüzeye çıkıp, donan lav örtüsüyle açıklamaya çalışan bilim adamlarına karşı: Vasinseve Shcherbakov, bu erimiş lavın, Ay’ın içinden çıkmış olacağını fakat bunun volkanik bir nedenle olmadığını belirtmektedirler. Bu lav görünüşlü eriyik,Ay’ın içinde üretilmekte ve bir meteor çarpmasından sonra oluşan çukurluğa aktarılmakta ve bu şekilde hasarın büyümesi önlenmektedir.
Gravitasyon/yer çekimi etkisini ise Sovyetler şöyle açıklıyor: Dış kabuğu tamir amacıyla çukurlara dondurulan yapay lav birikintisidir. Ay’ın öteki kısımlarına oranla ek bir madde birikimi görünümünde olan bu bölgelerde gravitasyonun kuvvetli olması bu nedenden olayı son derece normaldir.
Dünya’nın görünen yüzüyle, arka yüzü arasındaki yüzeysel farkı yeni teorinin ışığında şöyle açıklanıyor: Ay yapay bir uydu olarak üretildiği yerden Dünya yörüngesine getirilene kadar, değişik asteroit ve meteor yağmurlarına uğramıştır, ve bu kozmik etkilere sürekli hep hareket halindeki ön kısım yani Dünya’ya bakan yüzey maruz kalmıştır. Onun için de Ay’ın arka yüzünde daha azkrater ve ölü denizler vardır. Dolayısıyla da arka yüzü daha doğal bir manzaraya sahiptir. Bu teoriyle birlikte Ay’ın Dünya’ya oranla çok daha az yoğun olmasının nedeni de ortaya çıkmaktadır. En tutucu bilim adamları bile Ay’ın bu özelliğinden dolayı, hiç değilse Ay’ın içinde bazı bölgelerinin boş olması gerektiğini kabul etmek zorunda kaldılar. Kısacası Ay’ın içinin boş olduğu daortaya çıkmış bulunmaktadır.
Ay’daki Uzaylı Üsleri
Her geçen gün daha çok insan Ay’da bir uzaylı üssü olduğunu söylemektedir. Anlatılanlara göre bu ay üssü, Ay’ın Dünya’dan görülmeyen karanlık tarafında bulunmaktadır. Ay araştırmalarının neden durdurulduğunu ve Ay’da neden bir üs kurmaya çalışmadığımızı hiç merak ettiniz mi? Sizce bu uzayda yüzer bir istasyon kurmaktan daha iyi bir fikir değil mi? Neil Armstrong’a göre, Ay’da uzaylılara ait bir üs bulunmaktadır, bu yüzden uzaylılar Ay’dan uzak durmamızı istemişlerdir. Eski Donanma İstihbarat görevlisi Milton Cooper da, Ay üzerinde bulunan ve istihbaratçıların “Uzaylı Üssü Luna” olarak adlandırıldıkları bir üsten söz etmektedir. Cooper’a göre, Ay’ın uzak kesimlerinde bulunan bu uzaylıüssü Ay’a inen Apollo astronotları tarafından da görülmüş ve filme alınmıştır. Ana gemi adı verilen devasa uzay gemilerinin bulunduğu bu üste, çok büyük makinalar kullanılarak maden çalışmaları yapılmaktadır.
1960’larda Pentagon’un Araştırma ve Geliştirme Departmanı’nda görev yapan Yarbay Philiph Corso, ABD Ordusu’nun ve Hava Kuvvetleri’nin elinde astronotlar tarafından çekilen ve Ay’da uzaylıların varlığını açık bir biçimde kanıtlayan en az 122 fotoğrafın bulunduğunu iddia etmektedir.
ABC’ de Ay’la İlgili Haberler
Amerikan ABC haber kanalının web sayfasında yayımlanan, 13 Haziran 2000 tarihli makale Ay’la ilgili gerçeklere biraz olsun ışık tutmaktadır. Makalede şöyledenilmektedir:
“Yeni elde edilen kanıtlar, Ay’ın bazı astronomların düşündüğü gibi tamamen ölü bir gezegen olmadığını ortaya çıkarmaktadır. Ay yüzeyinde zaman zaman yoğun bir hareketlilik gözlemlenmektedir. Uzun aralıklarla da olsa Ay yüzeyinde değişiklikler olduğu rapor edilmektedir. Bu iddialar tartışmaya açıktır. Pekçok bilim adamı ise Ay üzerindeki parlaklıklar ve sis gibi zaman zaman rapor edilen gözlemleri ciddiye almamaktadır. “
Aydınlık Yer: 136 kilometre uzunluğundaki büyük krater Langrenus. Fransız bir astronom Ay yüzeyinin zaman zaman bir şeyler tarafından aşındırıldığı yolunda sağlam kanıtlar bulmuştur. Bu gözlem 1992 yılında, Paris Gözlemevi’nde görev yapan deneyimli Ay gözlemcisi Audouin Dollfus tarafından bir metrelik Meudon teleskopuyla yapılmıştır. Dollfus araştırma sonuçlarını incelemeyi yeni bitirmiş ve yayımlanmak üzere sunmuştur.
Solan Işık: Dollfus, 30 Aralıkta büyük Langrenus kraterinin tabanında birtakım parlaklıklar görmüştür. Bunlar o gün ortaya çıkmışlardır. Profesör Dollfus, bu ışıkları bir kaç gün izlemiş ve kraterin içinde dans eden ışık kümeleri görmüştür. Dollfus, teleskoptan her baktığında bu ışıkların şeklinin değiştiğini fark etmiştir. Ona göre bu ışıklar, bir gazın Ay yüzeyinden toz kaldırması ve bunun güneş ışığıyla birleşmesi sonucu oluşan bir görünümdür. Bazı Ay gözlemcileri, değişime uğramadığı sanılan Langrenus krateri üzerinde bu tür bir sis görülmesini şaşkınlıkla karşılamışlardır.Profesör Dollfus, detaylı olarak incelendiğinde Langnerus’un tabanında bir çokçatlak izine rastlanacağını söylemektedir. Ona göre söz konusu gaz bu deliklerden çıkmış olabilir.”
Peki Ay, Dünyanın Yörüngesine Neden Kondu?
Ay’ın geçmişi nedir veya orjini nereden geliyor? Bu sorunun cevabı yoktur yada bir bulmacadır. Bugün bilim, üç ana kuram üzerinde duruyor. Sovyet bilimcileri tarafından geliştirilen bu üç ana kuram şöyle:
1. Ay, bir zamanlar, dünyanın bir parçasıydı ve dünyadan koparak uzaklaştı. Ama bu görüş, büyük bir bilim grubu tarafından reddediliyor.
2. Ay, aynen dünya gibi, Güneş Sistemi oluşurken, bir gaz bulutuydu ve doğal olarak Ay’ın uydusu oldu.
3. Ay, farklı bir cisimdir. Yani dünya dışıdır. Güneş Sistemi’nin içinde bir yerden veya Güneş Sistemi’nin dışından gelmiş, dünyanın çekim alanına girerek,orada bir uydu olarak kalmıştır. Sovyet bilim adamları olan Vasin ve Shcherbakov, şaşırtıcı bir açıklamayaptılar; “Gerçekten de bilimciler, Evren’in kökenini ciddiyetle uzun süredir araştırıyorlar ama daha henüz kesin bir cevap veya açıklama yoktur. Aynı şekilde, Ay – Dünya sistemi de açıklanamıyor. Bize göre Ay, dünyanın yapay bir uydusudur ve bilinmeyen bir zeka oluşumu(Dünya dışı başka bir medeniyet) tarafından yörüngeye konulmuş olabilir.”
Bu iki bilim adamına göre Dünya’nın çekim gücü, kübik santimetrede5.5 gr.’dır. Ay’ınki ise 3.33 gr’dır. Öyleyse Ay’ın içi boş olmalıdır. Yani yapaydır. Yapılmıştır ama kimin tarafından? Gizemin çözümü, kraterlerin içinde. Ay yolculukları sonucunda elde edilen bilgiler, çok önemli ama gizli tutulmaktadır. “Neden?” diye sorduğumuzda, uzmanlara göre kesin çözüm henüz yoktur veya erkendir.
Enteresan sorular:
Sorular çok sayıda ve önemli görünüyor. Şimdi bunları ve bazı açıklamaları alt alta dizelim;
1. Ay, Dünya’dan daha yaşlıdır, öyleyse kökeninin başka bir yer olması mümkündür.
2. Niçin bazı bilim adamları, Ay taşlarının 20 milyar yıllık olduğunu iddia ediyorlar? Yani, Dünya’dan daha eski…
3. NASA, bir Ay kayasının 5.3 milyar yıllık olduğunu saptadı. Ama bu, Güneş Sistemi öncesine ait bir tarihti.
4. Önemli bilim adamları ve Ay uzmanları, Ay’dan getirilen elementlerin Dünya’dakilerden daha eski olduğunu belirlediler; ama neden resmen açıklamadılar?
5. 40 Ay taşının en azından 7 milyar yıllık oldukları belirlendi. Bu tarihleme, Dünya’dan ve Güneş’ten iki kez daha eskidir.
6. Buna karşın Ay’ın yüzey toprağı, Ay taşlarından daha eskidir. Farklılık nereden geliyor?
7. Bir grup bilim adamı, Ay’ın yıldızlar arası bir yerde yapıldığı görüşündeler ve Dünya tarafından yakalandığını düşünüyorlar. Peki bu nasıl olabilir?
8. Neden bazı bilimciler, Ay’ın içinin yoğunluğunun yüzeyden farklı olduğu düşüncesindeler? Gerçekten Ay’ın içi boş olabilir mi? Ve bu biliniyor mu?
9. Niçin Ay’ın 8 mil üstünde, yüksek dozda radyoaktivite var? Bu, elementer olarak doğal mıdır?
10. İlk Amerikan astronotları tarafından Ay’da bırakılan sismograf tarafından, “Appolon-12” ve “Saturn-5” füzelerinden ayrılan kademelerin, Ay’a düşmesinden sonra, bir kaç saat içinde Ay’ın yüzerinde oluşan salınım-titreşim kaydedilmiştir. Darbeden sonra bunca sürekli salınım yalnız içi boş yuvarlakta oluşabilir. Ay, gerçekten tanımadığımız canlı varlıklar tarafından meydana getirilen ve kalın dış tabakası altında araştırma donatımını gizleyen yapma uydu olmasın?
11. Ay’ın çok eskiden sıcak olduğu ileri sürülüyor; ama bunu dünyadaki benzerleri gibi kanıtlayan bir kanıt bulunmuş değil. Bu çelişki, henüz açıklanamadı.
12. Sonuç, Ay’la ilgili neden bu kadar çok cevapsız soru var?
Peki bütün bunlara karşı, şunları söyleyebilir miyiz?
1. Ay, hem Dünya’nın doğal uydusu olamayacak kadar büyük, hem de çok uzaktadır.
2. Ay, olması gerekenden daha düzgün bir yörüngeye sahiptir.
3. Ay kraterleri, çok fazla ve garip bir biçimde yüzeyseldir.
4. Ay’ın dünyaya bakmayan yüzü çıkıntılı veya kamburdur ve Güneş Sistemi’nde onun gibi gezegenine tek yüzünü gösteren bir başka uydu yoktur.
5. Ay ölçümlemeleri, çok fazla demir olduğunu gösteriyor.
6. Ay toprağı, Ay kayalarından çok daha yaşlıdır.
7. Ay’ın bileşimi, dünyadan farklıdır.
8. Doğa kanunlarına aykırı olarak, ağır metaller yüzeydedir.
9. Ay’da önceden eriyik olan metaller yoktur.
10. Ay, dev bir gong sesi çıkarmaktadır ve yörüngede dönerken titreşmektedir.
11. Ay, bir moloz yığını gibi gözükmektedir.
12. Ay, periyodik olarak sarsılmaktadır. Bu, bize düzenli bir sismik aktiviteyi gösteriyor. Sismik dalgalar, sanki tek bir kütleymiş gibi tüm yüzeyi dolaşabiliyorlar.
13. Dünyadan bakıldığında Ay, bir Güneş diski gibidir. Yani tutulmalarda, Güneş’i tam olarak kapatır, ne biraz küçük veya büyüktür. Sanki büyüklüğü, güneşi örtmek için ayarlanmıştır.
14. Eğer Ay, Dünya tarafından yakalanmışsa, bunun sonu gelecek ve Ay, yine uzaklaşıp gidecektir.
15. Normalde Ay’ın çizdiği yörünge, Dünya’nın ekvatoral çemberiyle karşıt olmalıdır; ama Ay, garip bir şekilde, Dünya’nın yaptığı gibi, Güneş’e bağımlı bir yörünge çizer.
16. Her ne kadar Ay volkanlarının ölü oldukları söyleniyorsa da, yüzyıllardır Ay’da garip ışıklar, parlamalar görülmekte ve hala izlenmektedir.
Kaynaklar
[1] Kurân-ı Kerîm, Yasin Suresi 39-40.
[2] Kurân-ı Kerîm, Zümer Suresi, 5.
[3] Kurân-ı Kerîm, Müdessir, 32-36.
Bunların sonucunda, Ay’ın yapay bir transformer dünya olduğu söylenebilir veya iddia edilebilir. İddialara göre Ay, UFO’ların üssüdür veya kullandıkları özel bir araçtır. Pekiyi bu kadar devasa boyutta uzay araçları-cisimleri üretmek ve bunları nakletmek mümkün müdür? Bu sorunun cevabı için aşağıdaki videoyu izleyiniz. NASA’nın güneşimizin sırlarını çözmek için gönderdiği özel uyduları aracılığıyla kayıt ettiği bu görüntülerde, güneşimizin etrafında dolaşan, ona kilitlenip yakıt ikmali yapan devasa ve yapay uzay araçları net olarak görülüyor. Güneşimizin dünyamızdan bir milyon kat daha büyük olduğunu bilip, bu cisimlerle güneşimizin birbirlerine oranlarını göz önünde bulundurursanız bizim dünyamızdan daha büyük ya da en azından bizim dünyamız kadar büyük olduklarını ve bu büyüklüklerine rağmen akıl almaz bir hızla hareket ettiklerini görebilirsiniz.
Güneşimizin etrafından dolaşan devasa boyutlardaki çok sayıda yapay uzay gemisi Rus basınınında bir numaralı gündem maddesi olmuştu. Aşağıdaki videoya bakınız.
Uzaya çıkan ilk İranlı uzay kaşifi Anousheh Ansari, evrenin büyüklüğüne dikkati çekerek, evrende başka canlıların da olduğuna inandığını söyledi.
Ansari, dünya dışı yaşama ilişkin soru üzerine, “Orada birileri olduğuna inanıyorum çünkü, oraya baktığınızda evrenin ne kadar büyük olduğunu görüyorsunuz. Milyonlarca yıldız, milyarlarca galaksi var. Bu evrende sadece dünyanın ve bizim olduğumuzu düşünmek çok kibirli bir tutum. Eminim ki bu evrende başkaları da var, ama ben oradayken kapımı çalmadılar” cevabını verdi.
18 Eylül 2006’da uzaya giden, Uluslararası Uzay İstasyonu’nunda kalan ve bu hareketiyle uzaya çıkan ilk İranlı uzay kaşifi unvanını da alan Ansari, “Uzaya uçuşların başladığı şu son 50 yıllık dönemde uzaya giden 52 kadından biri olduğum için kendimi şanslı addediyorum” dedi.
Yolculuğunu “olağanüstü bir deneyim” olarak tanımlayan Ansari, “Evrendeki o kadar şey arasında ne kadar küçük varlıklar olduğumuzu görme fırsatım oldu. Aynı zamanda büyük bir sistemin parçası olmak da harika bir his. Hayata farklı bir yönden bakmanızı sağlayan bir deneyimdi bu” diye konuştu.
Ülkeler ve sınırlar yok
Dünyayı uzaydan gördüğünde kendisini en çok etkileyen şeyin insanlığın belirlediği sınırların görülemiyor olması olduğunu belirten Ansari, “Evrendeki tek evimizi, dünyayı, nasıl koruyacağımızı düşünmeliyiz” dedi.
Şu anda özel sektör firmalarının uzaya yönelik çalışmalarında yer alan Ansari, insanlığın geleceğinin uzayda olduğu belirtti:
“Bütün kötülüklerin temelinde kaynak yetersizliği bulunuyor. Değerli metaller, enerji ve yaşamak için gerekli her şey uzayda bol miktarda bulunuyor. Eğer bu kaynakları kullanmak için barışçıl ve güvenli yollar bulabilirsek, buradaki birçok gerilim azaltılabilir”
Rusya’dan çok konuşulacak Mars iddiası: NASA sır gibi saklıyor!
Rusya’daki bilim çevreleri Mars ’ta araştırmalar yürüten ABD’nin Kızıl Gezegen’de elde ettiği bulguları dünya kamuoyuyla paylaşmadığını, hatta NASA’nın Mars’ta hayat belirtilerine rastladığını ve bu bilgiyi büyük sır olarak sakladığını iddia etti.
Rusya’nın üçüncü federal kanalı TV3 ekranlarına gelen haber programına katılan jeoloji profesörü Aleksander Portnov, “Bizim elimize geçen sızıntı bilgilere göre NASA, Gail kraterinde ya eskiden yaşamış canlıların kalıntılarına rastladı veya daha da büyük sansasyon yaratacak şekilde şu an bile gezegende canlı varlık izleri buldu. Fazla yayılma fırsatı olmadan yok edilen son ender fotoğraflarda pek âlâ aynı kraterin içinde omurgalı bir yaratığa ait iskelet kalıntısı görülmüştü. NASA bu iskelete izahat getirmek yerine, robot 30 santimetre çukur açtı diye kamuoyunun dikkatini başka yöne saptırmayı tercih etti” dedi.
ABD dokuz yıl içinde Ay’a gideceğini ilan ettiğinde bir bilgisayarı bile yoktu. Sanayi alt yapısı da yoktu.
1950’lerin sonuna doğru gelindiğinde bile ABD gerçek anlamda bir sanayi üstünlüğüne hatta sanayi alt yapısına sahip değildi. Genel anlamda bir bilim üstünlüğüne de sahip değilken nasıl bu kadar iddialı oldu ve kısacık sürede başardı?
Bu soruya verilebilecek bir kaç cevap var:
1- Hitler mağlup olunca ele geçirilen Nazi bilim adamları ki aralarında ciddi oranda Musevi bilim adamları da vardı, ABD’nin yapacağını iddia ettiği şeyleri kesinlikle yapabilecek duruma çoktan gelmişlerdi ve ABD bu bilim adamlarını kendi menfaatleri için çalıştırdı. NASA’nın gönderdiği roketleri bile Alman bilim adamı Wernher von Braun tasarladı. (Fotoğrafta Wernher von Braun görülüyor)
2- 1947 yılında ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell kasabasına düşen bir UFO, ABD’nin teknolojik gelişimi için bir dönüm noktası oluşturdu. ABD ordusu ve bilim adamları bu UFO’dan sağ olarak kurtulduğu iddia edilen iki dünya dışı canlıdan çok yüksek teknik sırlar aldılar. Ayrıca düşen bu ve başka UFO’lardan “Tersine mühendislik” ile çok ciddi teknik keşifler yaptılar. Meşhur 51. bölgeyi, çok yüksek bir para gücü ayırarak bu işler için kurdular. Geçtiğimiz yıllarda ABD’de transistörün gelişim sürecinin mantıklı olmadığı ve sanki bir anda birilerinden transistör yapmayı öğrendikleri şeklinde tartışmalar çıkmış hatta bu tartışmalar sonrasında transistörü bulduğu iddia edilen şirketin yargıya sevk edilmesine bile sebep olmuştu.
3- Hem birinci madde hem de ikinci madde gerçek. ABD başta Nazi bilim adamları olmak üzere, aynı Hitler’in yaptığı gibi dünyanın dört bir tarafından parlak zihinleri, araştrımacıları, bilim insanlarını, üstün yetenek sahiplerini sessizce topladı. Bununla beraber dünya dışı yaşama ait canlılardan ve UFO’lardan da pek çok teknolojiyi çaldı.
Ve bu şekilde bir hiç olan, doğru düzgün bir millet-ulus bile olmayan, asla dünyanın süper gücü olamayacak olan ABD dünyanın süper gücü haline geldi. Aslında getirildi.
Çünkü meselenin asıl temeli daha da farklıydı. Hitler’i önceleri destekleyenler, yükseltenler, para gücü verenler, siyasi güç verenler, hava kuvvetlerini kuranlar, onu Führerliğe/Başbuğluğa çıkartanlar, hep bankaların, radyoların, gazetelerin ve ciddi sanayi firmalarının sahipleri olan masonlar ve Siyonistlerdi. Hitler de anne tarafından bakılınca çeyrek Yahudiydi. Hitler Hitler olana kadar bu gurupların tam merkezindeydi ve çok çeşitli Siyonist Masonik yapılanmalara üyeydi. Ona bu kadar destek verenlerin hedefleri, Hitler ve Almanya vesilesi ile dünyayı yeni bir düzene sokmak, politik sorunları aşmak ve kurulmuş ama ilan edilememiş İsrail’i resmen ilan etmekti. Bu arada dağınık haldeki Yahudileri de İsrail’de toplamaktı.
Planda çok çok başarılı şekilde ilerlerken, beklenmedik şekilde Hitler’in İslam’ı seçip Müslüman olması her şeyi tepetaklak etti ve aynı derin güç, gölge hükümet, Gizli Yahudiler, Siyonistler, Hitler’in mağlup olmasını, Almanya’nın bu kadar emeklerine, mücadelelerine, oyunlarına rağmen kaybetmesini ve yerini de ABD’nin almasını istediler. Buna mecbur kaldılar ve o zamana kadar Almanya için yaptıkları ne varsa, çok daha fazlasını ABD için yaptılar. Hitler planı bozmasaydı ABD değil Almanya süper güç olacaktı, İsrail’i ABD değil Almanya koruyacaktı, uzaya da ABD değil Almanya yani Naziler çıkacaktı.
Zaten son yapılan araştırmalar ile meydana çıkan ilginç gerçekler gösteriyor ki Hitler’in ve Nazilerin planlarında Ay’da koloni kurmak bile vardı.