Etiket arşivi: MİT

O da gerçeği gördü, adisyonu ödemeye başladı…

Mehmet Şevket Eygi’yi iyi bilmiyoruz. Samimiyetsiz münafık Kadir Mısıroğlu gibi MİT ajanı olan Eygi bir o kadar samimiyetsiz, lüzumsuz, numaracı bir MİT ajanıydı. Nazım Kıbrısi adlı Hristiyan misyoneri gerçekte ne olduğunu bile bile inatla müdaafa edebilmiş biriydi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ben size Mehmet Şevket Eygi’nin gerçek yüzünü de anlatayım.

Bir müddet daha anlatmayacaktım ama az önce düşündüm, onun da yaşı çok ileri, öte tarafa geçmeden önce bu yazdıklarım yüzüne çarpılsın, karşılık verebiliyorsa, versin.

Ben yazayım, zaten buraları senelerdir takip eden Eygi’ye bir de siz yazdıklarımı aktarın ve kendisine sorun. Yazdıklarımı yalanlarsa, benimle bir telefon görüşmesi yapmasını isteyin. Saniyesini bile kesmeden paylaşalım ve tarihe not düşülmüş olsun. Gerçek yüzü de iyice gözler önüne serilsin.

Eygi’nin bu dava ile bir bağı yok. Eygi, gençlik yıllarından beri MİT personeli… Eygi gibi MİT’e çalışanlardan biri olan Mısıroğlu, 15.12.2018 tarihinde kayıt edilmiş şu videosunda;

“MİT’e çalışmak kötü bir şey değildir. Neredeyse vatan millet mevzusu diyerek ben de çalışacaktım” diyerek Eygi’yi temize çıkartmaya çalışıyor. Eygi’nin MİT personeli olduğunu inkara yol bulamayınca, böyle bir aldatmaca yapıyor. Oysa MİT denilen kurumu, MAH yani Milli Amele Hizmet’ten MİT yani Milli İstihbarat Teşkilatı haline getiren CIA’dır, Siyonizmdir. O günden bu güne MİT, Türk milletine ve devletine değil, içimizdeki İsrail’e, Masonluğa, Siyonizme, Ankebut Ağı’na hizmet etti, halen de bunlara hizmet ediyor. O günden bu güne MİT’in başına gerçek Türk ve Müslüman olanların geçmesine izin verilmedi. Sadece başına değil, üst makamlarına da izin verilmedi. Böyle bir MİT, hiçbir zaman gerçek Türklerle ve Müslümanlarla uzun süreli çalışmadı. An itibari ile bile MİT’in başında, İsrail ile danışıklı dövüştürtülerek bir hiç iken kahramanlaştırılan gizli Ermeni ve gizli Hristiyan Hakan Fidan var.

Okur yazar olanlar arasında MİT’in bu gerçek yüzünü bilmeyen hiç kimse yok ama Eygi kadar münafık ve hain olan Mısıroğlu, son çare olarak, okur yazar olan kimsenin yemeyeceği bir gol atmaya çalıştı o gün o cumartesi sohbetinde…

MİT’i kurarken CIA’nın en öncelikli hedeflerinde biri, Türkiye’nin de Sovyetlerden gelen Komünizm fırtınasına kapılmasına mani olmaktı. Bu hedef çerçesinde Türkiye’de gerçek yüzü gizlenerek neler neler çevrildi. Münafık Kadir’in videoda bahsettiği Alparslan Türkeş kod adlı şahıs da çevrilen dolaplardan biriydi. Türkiye’de derhal güçlü bir antikomünist mücadele verilmesi için Pentagon’da hususi eğitime tabi tutulmuş ve CIA güdümünde mücadele vermiş bir gizli Yahudiydi. Zaten bütün Türkiye’ye duyurduğum halde ve Mısıroğlu’na da onlarca kere sorulduğu halde, bir türlü çıkıp da Türkeş’in bu gerçek yüzünü anlatmadı. Yakın tarihin bu kritik temel taşını, antikomünist mücadele için Türkiye’de kimlerin nasıl kimliklere büründüğünü, başka bir hedef için kurulmuş görünse de nasıl teşkilatlar, cemaatler, dernekler kurduğunu anlatmadı. Anlatamazdı, çünkü Kadir de aynı yere ömrünün sonuna kadar hizmet etti. Aynı sistem içinde kullanıldı.

Bu kısımlara on senedir temas ediyorum. Detaylarına önceki yazılarımdan bakabilirsiniz. İşte Eygi’yi MİT personeli yaparlarken hedefleri de İslamcıların arasından sağlıklı ve hızlı bilgi almak, onları mümkün mertebe yönlendirmek ve onların antikomünist duruşunu güçlendirmekti. İslamcıları ve bazı bozuk tarikat ve cemaatleri, Komünizme karşı mücadelede kendi istedikleri ayarda tutabilmekti. Eygi, hayatı boyunca bundan başka bir şey olmadı. Bu gibi art niyetli ve haince projelerde kullanılan basit bir piyon olmaktan başka bir şey olmadı.

Adı Arzu…

Eygi’nin MİT ile kontağı, Arzu isminde bir kadındı. Bu kadın da Müslüman ya da vatansever falan değildi. Tesettürlü de değildi. Eygi ile nikahı falan da yoktu ama çok uzun süre gayr-i meşru cinsi münasebet de yaşadılar. Bu kadın yer yer Eygi’ye yakın durabilmek için tesettüre uygun kıyafetler de giyerdi. Çoktan öldü, gitti. Eygi’nin evlenmemesinin asıl sebepleri de bunlar…

1- Hain bir ajan olması ve sürekli risk altında olması, evlenip yuva kurmasını çok güç hale getiriyordu. Zaten işler sarpa sarınca bir ara yurt dışına da kaçmak zorunda kaldı.

2- Zaten Müslüman olmadığından, gayr-i meşru ilişkiden kaçınmaması ve nikaha/evliliğe ihtiyaç duymaması

Bu hususta hemen sözü Said-i Nursi’ye getirip onun da evlenmemiş olduğuna vurgu yaparlar ve Eygi’yi savunurlar. Halbuki Said-i Nursi de gizli Hıristiyan, gizli ajandı ve ruhban sınıfındandı. Bu sebeplerle evlenmedi. Zaten Eygi’nin en çok açık verdiği konulardan biri de Said-i Nursi konusuydu. Meydana çıkmış binbir türlü somut gerçeğe/ispata rağmen ve bir yandan da kendisi o kadar ihlaslı, mert bir mü’min rolünde görünmesine rağmen, Nursi’yi inatla savundu. Savunmaya yol bulamadığı halde ısrarla savundu ve Nursi gerçeklerini ben daha fazla duyurdukça o çok rahatsız olup karşı yazılar dahi yazıdı. Böyle yapmak zorundaydı, çünkü Said de antikomünist mücadele için kullanılan basit bir piyondan başka bir şey değildi. Bomboş, ilimsiz, kopyacı, tekrarcı, samimiyetsiz, münafık bir haindi… Tıpkı, Eygi gibi… İkisi de aynı yere ve aynı hedefe çalışıyorken, Eygi, Said’e nasıl vursun?

3- Arzu’nun varlığı da zaten Eygi’nin gerçek bir yuva kurmasının önünde büyük engel teşkil ediyordu.

Haydi, hemen bu yazdıklarımı sorun Eygi’ye… Telefonum 0554 360 56 66… Zaten biliyor kim olduğumu ve bana bir dakika içinde nasıl, nereden ulaşabileceğini. Bu Telegram grubunu da takip ediyor uzun süredir.

Telegram üzerinden hemen bir sesli görüşme yapıp kayıt edip paylaşalım. Daha yüzüne çarpacağım çok ihanetleri, adilikleri var. Müslümanları küfre götüren Nazım Kıbrısi gibi apaçık bir sapık ve şarlatanı, Allah’ın dinini, ayetlerini, tasavvufu, Allah dostlarını alet ederek müdafaa edebilmesi ama buna rağmen bir de sık sık yazılarında “Üzülüyorum. Ehl-i sünnet yıkılıyor. Tasavvufun içi boşaltılıyor” demesi de bundan, münafıklığından…

Nazım Kıbrısi de hem MİT’e hem de İngiliz gizli servislerine çalışan bir haindi. MİT’e diyorsam, anlaşılmıştır, MİT içindeki gizli Yahudi ve gizli Ermeni hainlere… Nazım’ın sözde tasavvuf anlayışı da gözler önünde. Binbir türlü somut, tartışmayı bitiren sapıklık ispatlarına rağmen ısrarla Allah’ın veli kulu ve mürşid-i kamil ilan ettikleri Nazım şarlatanının sözde müritlerinin halleri tartışmaya mahal bırakmayacak kesinlikte gözler önünde. Allah’ın ayetlerini bile sazla, defle okuyup tepinip duruyorlar. Kadın erkek aynı mekanlarda tepinip adına zikir diyorlar. Bir kısmı değil, hepsi bu halde… Mevzuyu şimdi duyan ve Nazım kimmiş, peşinden gidenler nasılmış bilmeyen biri bile açar Youtube’dan Nazım Kıbrısiye ve peşinden giden sözde mutasavvıflara dair videoları ve mevzuyu en geç bir saatte kesinleştirir ve hepsine lanet edip geçer. Ya bu Eygi, ya bu Mısıroğlu ve benzerleri? Bunlar, bu kadar sene neyi tartıştılar/tartışıyorlar? Bu kadarı, aldanarak yapılabilir mi? Avanak uyutturklarını mı zan ediyorlar bu gibi münafıklar? Bu davanın sahipsiz olduğunu mu zan ediyorlar? Bu milleti toptan ahmak mı zan ediyorlar? Şu Kadir’in ardından yazdığı köşe yazısında, onun hakkında “Ehl-i sünnet üzere idi” diyebilmesi bile sahtekarın, münafığın teki olduğunu somut surette ispat eden delillerden biri… Münafığın teki olmasa, senelerdir ispatları ile gözler önüne serdiğim sarsıcı Kadir Mısıroğlu gerçeklerini hiç vakit kaybetmeden yazar, insanları BOP’çuluktan, Kadir’in küfre düşüren kitaplarından, kasten aldatıcılık ve ihanet sergildiği cumartesi sohbetlerinden uzak tutardı. Mü’min bir kalp, tehdit altında kalacağını hatta katledilceğini bilse bile bunu yapardı.

Allah, bütün münafıklara lanet etsin ki etmiş de zaten.

Mehmet Fahri Sertkaya

Sosyal Doku Vakfı ve Nurettin Yıldız…

Gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan, vatan haini, Türk ve Türkiye düşmanı alçak Nurettin Yıldız’ın Sosyal Doku Vakfı da Ankebut Ağı’na çalışıyor. Yıllardır hain ve dolandırıcı yüzünü gözler önüne serdiğim IHH kadar rezil halde bir sözde vakıf bu… Kurucu heyeti ve mütevelli heyeti, çoğunlukla gizli Ermenilerden, sonra gizli Yahudilerden oluşuyor. Sosyal Doku Vakfına yapılan yardımlar/bağışlar da Ankebut Ağı’na gidiyor.

Sosyal Doku Vakfı Genel Başkanı Yavuz Baysan da gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…

Kanlı Mavi Marmara tiyatrosu oynanırken gemideydi. Gerçekten neler döndüğünü, orada kandırdıkları masum insanların öldürüleceğini bilenlerdendi. Gemiye kimlerin bineceği bilgisini önceden İsrail’e verenlerden biri Yavuz Baysan…

MİT’in gizli Ermenilerden ve gizli Yahudilerden oluşan hain kanadı ile sıkı bağları var. MİT’ten çok sık olarak talimatlar alıyor. Yavuz da büyük para vurdu, vuruyor. IHH Başkanı Bülent Yıldırım’ın gerçek yüzünü, çevirdiği bütün dolapları biliyor ve bir kısmını beraber organize ediyorlar.

Yavuz’un AKPKK ile de arası çok iyi. Bu kadar ihaneti ve dolandırıcılığı AKPKK iktidarda olduğu için yapabiliyorlar. Yavuz’un mafyavari işleri de var. Ticari işlerde önüne engel gördüğü çok kişileri dövdürdü, yaralattı, ailesi ile tehdit etti. Bunları yaparken Bülent Yıldırım’ın etrafındaki it kopuk takımını kullandı. Bülent’in meşhur çetesinin içinde MİT personeli olanlar da var.

Hain Nurettin Yıldız’ın organize suç, terör ve ihanet örgütünün mensuplarından biri olup Sosyal Doku Vakfı’nın önemli adamlarından biri olan Salih Eğridere de bir gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…

Yüzeysel bağlantılara sahip, derin bağlantıları yok, kendisinin pek vasfı ve çapı da yok ama şuurlu bir şekilde bu ihanet ve dolandırıcılık çarkının içinde…

Nurettin Yıldız’la, Bülent Yıldırım’la, IHH ile, Sosyal Doku Vakfı ile arası çok iyi olan ve bütün ihanetlerin, suçların içinde olan İzzet Şahin bir gizli Süryanidir.

MİT bağlantısı var. IHH üzerinden yapılan organ işlerinde etkili elemanlardan biri. IHH üzerinden yardım ulaştırılan mağduriyet bölgelerinde saha çalışmaları yapıyor, nereden, kimlerin, nasıl kaçırılabileceğini planlıyor.

Haydi, durmayın! Bu yayınları, isimleri geçenlere her yoldan sorun. Karşılarına çıkarak, katıldıkları faaliyetlere giderek de sorun. Çıktılarını alın ve en yakın Emniyet müdürlüklerine, savcılıklara ihbar edin. Suç duyurusunda bulunun. CİMER’e de yazın. Yalanım varsa beni meydan yerde assınlar. Yalanım yoksa bunları toplayıp assınlar. İkisini de yapmayan adli ve idari yetkilileri çok yakında biz meydan yerde toplayıp asacağız.

Sosyal Doku Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Salih Beşir de bir gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…

IHH çetesi ile de arası iyi. IHH ile organ işinde paslaşan kişilerden biri. En çok PKK ile paslaşıyor ama Nusra, IŞİD ve türevi terör örgütleri ile de paslaşıyor. Organ işini zaten bu terör örgütleri ile beraber çeviriyorlar. Salih Beşir, organ işinin beyin takımından, bütün işi tepeden organize eden ekipten bir kişi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ne dediysek o…

Ne dediysek o…

Plan işliyor. Özgür Özel’in de Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu, AKPKK ile danışıklı dövüştüğünü ama artık AKPKK’yi gerçekten bitirme emri aldıklarınını v.s. daha önce yazmıştım. Hatta çok sayıda kişinin sosyal medya ve e-posta üzerinden kendisine yazıp bu hususları sormasını sağlamıştım. Dut yemiş bülbüle dönmüştü. Hala sesi çıkmıyor, karşıma çıkamıyor. Lakin konseyin emri icabı oynanan oyunlarda o da rolünü oynuyor.

Ortamı daha da gerecekler…

Herkes işini yapıyor, rolünü oynuyor.

Ankebut Ağı mensubu, MİT/CIA ortak personeli, gizli Yahudi ve Mason vatan haini Doğu Perinçek de talimatları yerine getiriyor. Bakın Doğu Perinçek neler dedi:

“Ekonomideki iflas, seçim sonuçlarına da yansıdı. Türkiye’nin önünde hükümet, iktidar sorunu var. Artık Türkiye’yi AK Parti tek başına yönetemez. Önümüzdeki ekonomik sarsıntılara bakıyoruz. Türkiye, ağır bir durumla karşı karşıya. Çok ciddi bir uyarı, bu. (…) Göreceksiniz, buradan söylüyorum AK Parti iktidarının devam etme şansı yok. Cumhurbaşkanlığı sistem içerisinde bir çözüm yok. Cumhurbaşkanlığı seçiminin yenilenmesi veya Cumhurbaşkanının istifası dışında görülen bir çözüm yok. Türkiye, büyük bir karar verecek. Türkiye, çalkantılı bir döneme giriyor. Türkiye, parlamenter sisteme dönecek.”

İslamcı münafıkların Yeni Nakit gazetesinin haberi…

Sanki Doğu Perinçek’in maskesi olduğunu, AKPKK ile kirli bağlantıları ve işleri olduğunu, Tayyip’in Perinçek’ten farksız hatta daha şerli biri olduğunu bilmiyorlardı…

Mehmet Fahri Sertkaya

Jeffrey! Sen bu NGB’den haberdar mısın?

Sen bu NGB’nin varlığından haberdar mısın? Sana da mı bilgi vermediler?

Verdilerse, ne derecede bilgilendirildin? NGB’ye karışabiliyor musun yoksa sana sadece “Böyle de bir sistemimiz var. Genel hatları ile bilmen gerekli. Çok sıkışırlarsa, ele geçerlerse ya da ifşa olurlarsa müdahale etmen gerekebilir” mi dediler?

Kim bu NGB’nin MİT’teki lideri, sen bilirsin Jeffrey? Kenan mı adı? Soyadı ne, Kan mı? Yoksa Birkan mı? Belki Tekkan da olabilir? 60-70 yaşlarına varmış diyorlar, uzun boylu ve iri yapılı diyorlar.

Herkes bir şeyler diyor da haydi şu sorularıma cevap ver artık, daha bir dünya mevzumuz olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

NASA’nın Türkiye’de gizli bir birimi (NGB) var.

Sabetaycı gizli Yahudi ve Mason olan Haktan Akdoğan’ın İzmir’deki bu UFO hadisesine dair yorumları, hemen her mevzuda olduğu gibi, büyük oranda isabetsiz. İzmir’de ele geçen uzaylı, süper teknoloji ürünü bir insansı robot değildi. Tek de değildi.

İki kişilerdi. Ufak bir UFO’ları vardı. Kötü niyetli ve saldırgan değillerdi. Kaza yapmadılar, vuruldular. Dostane şekilde sadece incelemeler yapıyorlardı. Bunlar, hususiyle Türkiye’ye ilgi duyan uzaylı insanlardandı. Türkiye’ye olan ilgilerinin sebebi, bu insan türünün de tıpkı bizler ve Merihliler gibi Müslüman olmasıydı.

Düşük hızda uçarak incelemeler yaptıkları bir anda, hiç beklemedikleri şekilde saldırıya uğradılar. Ordumuza ait çok özel bir İHA, bu küçükçe UFO’ya lazer ışını gönderdi ve hem patlama yaşanmasına hem de düşmesine sebep oldu.

2014 yılındaki o habere çok inanmayın. Lazer silahları onlarca senedir var ve kullanılıyor. ABD, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne bile bu lazer silahlarından vermişti ve onlar da bir UFO’yu vurup içindekileri ele geçirmişti. Yaşananlara ve elde ettikleri UFO enkazı ile uzaylı insanlara dair tuttukları resmi evraklar da basına sızmıştı.

7 Mart 1989…
Lazer silahlarına sahip olan Güney Afrika Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri, Kalahari çölünde bir UFO’yu vurup düşürdü: http://urlkisaltma.com/8llTM

9 Kasım 2015…

Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde oluşan tuhaf bulutlar kayda alındı ve kısa sürede sosyal medya üzerinden dünyanın tartıştığı bir konu oldu. Dünyanın çok sayıda ülkesinde haber kuruluşlarında haber de oldu.

Büyük UFO’ların, dünyayı incelemek isterken, ellerindeki yüksek teknoloji ile etraflarında yapay bulutlar oluşturabildiği biliniyor. Bilinen tarihte, böyle bir vak’a ilk defa, Çanakkale savaşında Norfolk taburunu bulutların(!) yutması sırasında görüldü.

Norfolk taburunu yutup da çok zor bir zamanda biz Müslüman Türklere yardım edenler bulut değil, tıpkı bunlar gibi UFO’lardı. Bir istisna olarak, Müslüman uzaylıların dünyamızın olaylarına müdahale etmesine kısıtlı bir izin verilmişti. Bkz: http://urlkisaltma.com/1Tbhz

İzmir’deki söz konusu uzaylı hadisesine müdahale edenler 11 ya da 12 kişilerdi.

Bunlardan dördü Jandarma kimliklerine sahipti, diğerleri polis kimliklerine… Hepsinin kimliği gerçekti. Gerçekten Jandarma’da ve Emniyet’te kayıtları vardı. Lakin hepsinin hem Jandarma’da hem de Emniyet’te kayıtları/kimlikleri vardı. Ellerindeki bu gerçek kimliklerde gerçek resimleri vardı. Lakin isimleri Jandarma kimliklerinde Ahmet ise, Polis kimliklerinde Mehmet ya da başka bir şey olarak geçiyordu. İki teşkilatın da resmen var olan adamları olan bu kadro, aslında MİT’in, MİT üzerinden CIA ve NASA’nın adamlarıydı.

Üç araçla olay yerine geldiler. Birinci araç, başka bir hadisede çekilmiş olan bu fotoğrafta gördüğünüz ile aynı marka ve model olan ve aynı böyle renk, şerit ve özelliklerde olan sahte bir Jandarma aracıydı…

İkinci araç, aynı marka ve modelde olup tamamen siyah renkteydi. Üçüncü araç ise Jandarma ve Emniyet teşkilatında da kullanılan çift kabinli bir pikaptı.

Sadece 20 dk sonra

Bahçelerinde “tıpkı insan gibi” diyerek tanımladıkları ve bacağından bir şey akan, korkmuş, ne yapacağını bilemez halde bir acayip canlı gören… Uzaylı olduğunu düşündükleri bu canlıyı polise bildirmeye teşebbüs eden bu insanların ifadesine göre, Jandarma zan ettikleri ekip oraya 20 dakikada ulaştı.

Aralarından biri, bu şahitlerin tam olarak izah edemediği bir şeyi üzerine giydi (Sadece bir çelik yelek de olabilir, özel bir kıyafet de olabilir). Yanındakilerin silahlarını doldurmasını istedi ve korku, panik, şaşkınlık duymadan, sanki böyle bir canlıyı daha önce de görmüş ve yakalamış gibi tavırlarla gitti, yakaladı. Gayet sakin tavırlarla, yakaladığı uzaylı insanı araçlardan çift kabinli pikaba koydu ve “Bir şey yok, merak etmeyin. Biz size haber vereceğiz” deyip gittiler. Bir daha kimse bu insanları aramadı, bilgi de vermedi.

O uzaylı insanın üzerinden aşağı akan şey kandı. Onların kanı gri renkte olduğu ve vakit de gece olduğu için, şahitler yorumlamakta zorlanıyordu. Bu yaralının diğer arkadaşı ağır yaralıydı. Düştükleri yerden kalkamamıştı. O ise yaralı hali ile yerleşimin bulunduğu yere geldi. Muhtemelen yardım isteyecekti ama köpekler etrafını çevirdi. İhtiyar ev sahibi de çıkıp silahını ona çevirdi.

Oraya gelip onu alanlar NGB’dendi. UFO’larını da NGB düşürmüştü ve 11-12 kişi değillerdi. Ekibin geri kalanı (ki 8-10 kişi daha vardı) UFO’nun düştüğü yeri bir an önce bulmak telaşındaydı. Bu ekibin oraya 20 dakikada gelip bu kadar korkusuz, şaşırmamış ve kararlı tavırlarla müdahale etmesinin sebebi buydu…

ABD’de, dünyanın pekçok ülkesinde ve Türkiye’de, uzaylıları ve UFO’ları ve tuhaf buldukları bütün hadiseleri (mesela obrukları) araştıran bir gizli teşkilat var. Evet, bu, tek bir teşkilat ama pek çok ülkede gizlice teşkilatlanmış. NASA bu sistemi yönetmek için CIA’yı kullanıyor. CIA da bu sistemin Türkiye ayağını yönetmek için MİT’i kullanıyor. NASA’nın Türkiye’deki bu gizli birimini (NGB’yi) şu anda Hakan Fidan, Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar bile bilmiyor.

Yaralı yakalanan ile UFO’nun düştüğü yerde ölü ele geçirilen iki uzaylı insan, en kısa sürede ABD’ye götürüldü. Ceset bozulmadan üzerinde her türlü inceleme yapıldı. Yaralı kurtulanın üzerinde de incelemeler, deneyler yapıldı.

Kaza yapmış UFO ise daha sonradan, dikkat çekmeden ABD’ye götürüldü. UFO, önce NGB’nin Türkiye’deki güvenli bir mekanına götürüldü. Paketlendi, sarıldı ve sonra ABD Hava Kuvvetllerine ait bir A400 askeri nakliye uçağına konularak ABD’nin meşhur 51. Bölge isimli üssüne götürüldü. A400 Türkiye’ye sanki başka bir şey için gelmiş gibi gösterildi.

NGB yaklaşık 40 yıldır gizlice Türkiye’de faaliyette… Bu güne kadar Türkiye’de en az on uzaylının ele geçirildiği ve ABD’ye götürüldüğü biliniyor.

NGB sistemi içinde TSK içindeki hain bir ekip de var. TSK’daki NGB ekibi, MİT’teki yöneticinin emrinde. NGB’nin en üst yöneticisi bir MİT personeli… MİT’te müsteşarlar gelip geçiyor ama daha alt kademede olan bazı insanlar ilerleyen yaşlarına kadar MİT’te o konumda tutuluyor. İşte bunlardan biri NGB’nin şefi ve bu kişi de gizli Yahudi.

YİT, dönen dolapları çok daha ayrıntılı surette biliyor. İsimleri de bağlantıları da sahada kullandıkları personeli de bu personellerin hangi işlere burnunu soktuğunu da biliyoruz ve operasyonlarımızı tamamlayana kadar bu kısımları buradan elbette yayınlamayacağız.

Ankebut Ağı’nın bu birimini de imha edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Game of Menzil

Gözleri/bakışları vel fecri okuyan gizli Ermeni sahte şeyh Abdülbaki’nin (nam-ı diğer Jaws hazretlerinin) çapı/vasıfları, koca bir cemaati idare edebilmekten çok ama çok uzakta…

Zahiri ve manevi ilimlerden hiç anlamadığı gibi, dernek ve vakıf işlerinden, resmi işlemlerden, hukuk işlerinden, siyasi meselelerden, ekonomiden de anlamaz.

Buna rağmen takılmadan yol alır, çünkü bağlı olduğu MİT, Abdülbaki’nin yanına birkaç kafa adam da yerleştirdi. Kendisinin kafasının basmadığı bu gibi işleri MİT’in bu adamları yapıyor.

Hem bu Jaws hazretleri hem de ondan önceki sahte şeyhler, açık vermemek için etrafında olanları sağlam beslediler.

Akrabalarından olsun, olmasın, yakın çevrede bulunup sahtekarlıklarını, samimiyetsizliklerini gözleri ile gören kişileri bol bol beslediler ki oyun anlaşılmasın. Bu yakın çevredeki kişiler samimi davranıp gerçekleri anlatmaya bir başlasaydı, Menzil tiyatrosu iki ayda yıkılırdı.

Zaten para yağmur gibi yağıyorken azıcık bir kısmını çevrelerindeki sahtekarlardan neden esirgesinler ve sistemlerini riske atsınlar…

Menzil’in sahte şeyhlerinin akrabaları olan kişiler de Ermeni ve Hristiyan kökenli olduklarını biliyorlar. Bunlardan bir kısmı, bir zaman sonra Müslümanlaştıklarını kabullenmişler ve gerçekten Müslümanca yaşamaya çalışıyorlar. Ermeniliklerini yine de açığa vurmayıp Kürt gibi görünüyorlar. Diğer kısmı ise kendilerini Ermeni ve Hristiyan görüp Müslümanlara numara yaparak, gizli Ermeni hainler olarak yaşıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya