Etiket arşivi: Haktan Akdoğan

NASA’nın Türkiye’de gizli bir birimi (NGB) var.

Sabetaycı gizli Yahudi ve Mason olan Haktan Akdoğan’ın İzmir’deki bu UFO hadisesine dair yorumları, hemen her mevzuda olduğu gibi, büyük oranda isabetsiz. İzmir’de ele geçen uzaylı, süper teknoloji ürünü bir insansı robot değildi. Tek de değildi.

İki kişilerdi. Ufak bir UFO’ları vardı. Kötü niyetli ve saldırgan değillerdi. Kaza yapmadılar, vuruldular. Dostane şekilde sadece incelemeler yapıyorlardı. Bunlar, hususiyle Türkiye’ye ilgi duyan uzaylı insanlardandı. Türkiye’ye olan ilgilerinin sebebi, bu insan türünün de tıpkı bizler ve Merihliler gibi Müslüman olmasıydı.

Düşük hızda uçarak incelemeler yaptıkları bir anda, hiç beklemedikleri şekilde saldırıya uğradılar. Ordumuza ait çok özel bir İHA, bu küçükçe UFO’ya lazer ışını gönderdi ve hem patlama yaşanmasına hem de düşmesine sebep oldu.

2014 yılındaki o habere çok inanmayın. Lazer silahları onlarca senedir var ve kullanılıyor. ABD, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne bile bu lazer silahlarından vermişti ve onlar da bir UFO’yu vurup içindekileri ele geçirmişti. Yaşananlara ve elde ettikleri UFO enkazı ile uzaylı insanlara dair tuttukları resmi evraklar da basına sızmıştı.

7 Mart 1989…
Lazer silahlarına sahip olan Güney Afrika Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri, Kalahari çölünde bir UFO’yu vurup düşürdü: http://urlkisaltma.com/8llTM

9 Kasım 2015…

Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde oluşan tuhaf bulutlar kayda alındı ve kısa sürede sosyal medya üzerinden dünyanın tartıştığı bir konu oldu. Dünyanın çok sayıda ülkesinde haber kuruluşlarında haber de oldu.

Büyük UFO’ların, dünyayı incelemek isterken, ellerindeki yüksek teknoloji ile etraflarında yapay bulutlar oluşturabildiği biliniyor. Bilinen tarihte, böyle bir vak’a ilk defa, Çanakkale savaşında Norfolk taburunu bulutların(!) yutması sırasında görüldü.

Norfolk taburunu yutup da çok zor bir zamanda biz Müslüman Türklere yardım edenler bulut değil, tıpkı bunlar gibi UFO’lardı. Bir istisna olarak, Müslüman uzaylıların dünyamızın olaylarına müdahale etmesine kısıtlı bir izin verilmişti. Bkz: http://urlkisaltma.com/1Tbhz

İzmir’deki söz konusu uzaylı hadisesine müdahale edenler 11 ya da 12 kişilerdi.

Bunlardan dördü Jandarma kimliklerine sahipti, diğerleri polis kimliklerine… Hepsinin kimliği gerçekti. Gerçekten Jandarma’da ve Emniyet’te kayıtları vardı. Lakin hepsinin hem Jandarma’da hem de Emniyet’te kayıtları/kimlikleri vardı. Ellerindeki bu gerçek kimliklerde gerçek resimleri vardı. Lakin isimleri Jandarma kimliklerinde Ahmet ise, Polis kimliklerinde Mehmet ya da başka bir şey olarak geçiyordu. İki teşkilatın da resmen var olan adamları olan bu kadro, aslında MİT’in, MİT üzerinden CIA ve NASA’nın adamlarıydı.

Üç araçla olay yerine geldiler. Birinci araç, başka bir hadisede çekilmiş olan bu fotoğrafta gördüğünüz ile aynı marka ve model olan ve aynı böyle renk, şerit ve özelliklerde olan sahte bir Jandarma aracıydı…

İkinci araç, aynı marka ve modelde olup tamamen siyah renkteydi. Üçüncü araç ise Jandarma ve Emniyet teşkilatında da kullanılan çift kabinli bir pikaptı.

Sadece 20 dk sonra

Bahçelerinde “tıpkı insan gibi” diyerek tanımladıkları ve bacağından bir şey akan, korkmuş, ne yapacağını bilemez halde bir acayip canlı gören… Uzaylı olduğunu düşündükleri bu canlıyı polise bildirmeye teşebbüs eden bu insanların ifadesine göre, Jandarma zan ettikleri ekip oraya 20 dakikada ulaştı.

Aralarından biri, bu şahitlerin tam olarak izah edemediği bir şeyi üzerine giydi (Sadece bir çelik yelek de olabilir, özel bir kıyafet de olabilir). Yanındakilerin silahlarını doldurmasını istedi ve korku, panik, şaşkınlık duymadan, sanki böyle bir canlıyı daha önce de görmüş ve yakalamış gibi tavırlarla gitti, yakaladı. Gayet sakin tavırlarla, yakaladığı uzaylı insanı araçlardan çift kabinli pikaba koydu ve “Bir şey yok, merak etmeyin. Biz size haber vereceğiz” deyip gittiler. Bir daha kimse bu insanları aramadı, bilgi de vermedi.

O uzaylı insanın üzerinden aşağı akan şey kandı. Onların kanı gri renkte olduğu ve vakit de gece olduğu için, şahitler yorumlamakta zorlanıyordu. Bu yaralının diğer arkadaşı ağır yaralıydı. Düştükleri yerden kalkamamıştı. O ise yaralı hali ile yerleşimin bulunduğu yere geldi. Muhtemelen yardım isteyecekti ama köpekler etrafını çevirdi. İhtiyar ev sahibi de çıkıp silahını ona çevirdi.

Oraya gelip onu alanlar NGB’dendi. UFO’larını da NGB düşürmüştü ve 11-12 kişi değillerdi. Ekibin geri kalanı (ki 8-10 kişi daha vardı) UFO’nun düştüğü yeri bir an önce bulmak telaşındaydı. Bu ekibin oraya 20 dakikada gelip bu kadar korkusuz, şaşırmamış ve kararlı tavırlarla müdahale etmesinin sebebi buydu…

ABD’de, dünyanın pekçok ülkesinde ve Türkiye’de, uzaylıları ve UFO’ları ve tuhaf buldukları bütün hadiseleri (mesela obrukları) araştıran bir gizli teşkilat var. Evet, bu, tek bir teşkilat ama pek çok ülkede gizlice teşkilatlanmış. NASA bu sistemi yönetmek için CIA’yı kullanıyor. CIA da bu sistemin Türkiye ayağını yönetmek için MİT’i kullanıyor. NASA’nın Türkiye’deki bu gizli birimini (NGB’yi) şu anda Hakan Fidan, Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar bile bilmiyor.

Yaralı yakalanan ile UFO’nun düştüğü yerde ölü ele geçirilen iki uzaylı insan, en kısa sürede ABD’ye götürüldü. Ceset bozulmadan üzerinde her türlü inceleme yapıldı. Yaralı kurtulanın üzerinde de incelemeler, deneyler yapıldı.

Kaza yapmış UFO ise daha sonradan, dikkat çekmeden ABD’ye götürüldü. UFO, önce NGB’nin Türkiye’deki güvenli bir mekanına götürüldü. Paketlendi, sarıldı ve sonra ABD Hava Kuvvetllerine ait bir A400 askeri nakliye uçağına konularak ABD’nin meşhur 51. Bölge isimli üssüne götürüldü. A400 Türkiye’ye sanki başka bir şey için gelmiş gibi gösterildi.

NGB yaklaşık 40 yıldır gizlice Türkiye’de faaliyette… Bu güne kadar Türkiye’de en az on uzaylının ele geçirildiği ve ABD’ye götürüldüğü biliniyor.

NGB sistemi içinde TSK içindeki hain bir ekip de var. TSK’daki NGB ekibi, MİT’teki yöneticinin emrinde. NGB’nin en üst yöneticisi bir MİT personeli… MİT’te müsteşarlar gelip geçiyor ama daha alt kademede olan bazı insanlar ilerleyen yaşlarına kadar MİT’te o konumda tutuluyor. İşte bunlardan biri NGB’nin şefi ve bu kişi de gizli Yahudi.

YİT, dönen dolapları çok daha ayrıntılı surette biliyor. İsimleri de bağlantıları da sahada kullandıkları personeli de bu personellerin hangi işlere burnunu soktuğunu da biliyoruz ve operasyonlarımızı tamamlayana kadar bu kısımları buradan elbette yayınlamayacağız.

Ankebut Ağı’nın bu birimini de imha edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Öteki Gündem’in öteki yüzü: Gizli Yahudilik ve Kabalacılık

Sabetaycı gizli Yahudi Cansu Canan Özgen’in metatron kolyesini anlattığımız yazımız, aylardır kimseye duyurulamıyor, paylaşılamıyor. Büyük bir karartma devam ediyor. Oysa daha ilk saatlerde, çok sayıda araştırmacı, TV programcısı dahil on binlerce kişi sosyal ağlarda bunu paylaşmıştı. Sonra bir anda paylaşımlar kesildi, kimse göremedi, halen kimse göremiyor, yayamıyor.

Bkz.

https://ok.ru/video/574295575152(Cansu Canan Özgen’in Metatron kolyesi)

Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu meydana çıkarttığımız Cansu Canan Özgen’in taktığı o kolye ne mana ifade ediyor, biliyor musunuz?
Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu deşifre ettiğimiz günden beri, kendisine profilinden en medeni şekilde ”Sen gerçekten Sabetaycı mısın?” şeklinde soran takipçilerine “Hayır, değilim” cevabı veremeyip hepsini anında engelleyen CanSU Canan ÖzGEN’in, görmekte olduğunuz o kolyesi de tam kendisine yakışır türden. Tam da gizli Yahudi birinin üzerinde görülecek türden. Hatta yeşil ve mor renkleri de özenle seçilmiş.

Buna Metatron deniliyor. Kabbalistik bir sembol. Yahudi inançlarına, Talmud‘a ve Kabalaya dayanıyor. Metatron, Yahudilerin inancında bir baş melektir ve iyilikleri kayıt ettiğine, yazdığına, iyilikler yaptığına ama bazen de zarar verdiğine inanılıyor. Kabala metinlerinde bu melekten bahsediliyor ama isminin ne zaman ve nasıl Metatrona dönüştüğü pek bilinmiyor, izah edilemiyor. 
Başvurulan kaynaklarda, Yahudilerin, inançlarına göre Metatron’un baş melek olduğunda ve sonradan bir anda tanrı tarafından baş meleğe dönüştürüldüğü hususunda ittifak halinde oldukları ama önceden kimdi, neydi, koruyucu bir melek mi, yazıcı bir melek mi, bazen de zarar verir mi gibi hususlarda ise kendi aralarında ihtilaf halinde oldukları görülüyor. Zaten bunlar, bir İslam peygamberi olan Hz Musa’nın hak şeriatı olan Museviliğin tahrif edildiğini, hak kitap olan Tevrat’ın tahrif edildiğini, hahamlar tarafından bozulduğunu ve hak kitap olan Kur’an-ı Kerim’in, kendisinden önceki hak kitapların hükmünü nesh ettiğini bilen biz Müslümanları çok da alakadar etmiyor. Bir de şunu bilmemiz de fayda var ki, Yahudiler, Metatron sembollü takılar taşınarak, koruyucu bir tesir oluşturulduğuna da inanıyor.

Bu Metatron’un kolyeleri, takıları yapılıyor ve pek çok ülkede adına Metatron denilerek satılıyor. Yahudi olduklarını gizleyen ülkemizdeki New Age tarikatlarının mensupları ”enerji”, ”yaşam enerjisi”, ”Kuantum bilinç”, ”Zamanın doğası”, ”Şifa enerjisi”, ”Sevginin ışığı”, ”Işık insan” ve benzeri kelimelerle sık sık Metatron adını ve sembolünü yan yana getirerek kullanıyorlar. Bazıları ise Metatron ve benzeri Yahudi inancına dayalı tabirleri kullanmayıp diğer tabirlerle insanların dikkatini çekip peşlerine takıyor, bu insanları yavaş yavaş istedikleri sapkın inançlara çekiyor. Yahudilik ve Kabala ile olan bağlantıyı gizliyor. Mesela uzaylı tarikatları olarak bilinen sapkın tarikatlar ile, uzaylıları araştırıyor görüntüsü altında halkın dikkatini çeken ve sonra onlara nabza göre şerbet verip gizli gizli Kabala öğretilerine çekenler… Bunlar ‘Işık insan’‘tekamül süreci’‘Bilinç seviyemizi yükseltmek’ tabirlerini de sık kullanıyorlar. Mevzuya uzaydan, uzaylılardan, uzaylıların dünya insanlığından neden gizlendiklerinden, bizim ne yapmamızı beklediklerinden ve ayrıca bilimsellikten, akılcılıktan, fizikten, kuantumdan, maddenin/eşyanın hakikatinden girip, memleketin Müslüman evladını Kabala, Talmud ve bozulmuş/muharref Yahudi dini öğretilerine çekiyorlar. Öteki Gündem’in demirbaşlarından denebilecek İzmirli Sabetaycı gizli Yahudi Haktan Akdoğan bunlardan sadece biri… Aralarında kısmi farklar olsa da Ahmet Hulusi de bunlardan bir diğeri… 

Sabetaycı minik serçe Sezen Aksu‘nun, kanatlarının altına alıp yükselttiği ve Ahmet Hulusi’nin de talebesi olan, uzun süre ‘Müslüman sanatçı’ rolü oynayıp şimdilerde herkesi hayal kırıklıklarına uğratan, göründüğünün tam zıddına bir karakteri ve hayatı olduğu meydana çıkan Mustafa Ceceli’ye bir sorun bakalım, kandırılmış mı, yoksa kendisi de mi bu yolun yolcusu bir Kabalacı gizli Yahudiymiş…

Sorun diyorum, hiçbir şeyi sormuyorsunuz. Sorun, bunları sormak, araştırmak, öğrenmek, sorgulamak suç değil. Sorun; sorular sorun, hesap sorun. Hatta gidin savcılıklara şikayetçi olun. ”Gizli bir teşekkül, üzeri örtülü ve organize bir ihanet çarkı olduğu açıktır. Her yere sızdıkları, her alanı ele geçirdikleri görülüyor. Basın ve medya gücünün de art niyetli kullanıldığı, memleketin asli unsurunun aleyhine bir silah gibi kullanıldığı anlaşılıyor. Şahısların kendilerini bile savunamaz halleri gözler önündedir. Paralel devlet oldukları iddiası ile bunca ev hanımı, bunca hamile kadın, bunca loğusa kadın bile ters kelepçe ile tutuklanıp ceza evlerine doldurulmuştur ve bunlar, haklarında kale alınır iddianameler bile yazılamadığı halde bir yıldır ceza evlerindedir. Ülkemizdeki asli unsur olan Müslümanlara karşı enteresan, izah edilemez şeyler yaşanıyorken, devlet mekanizması özellikle son bir asırdır hep asli unsura inat/ters uygulamalar yapıyorken, bu gerçek paralel yapılanmaya dokunulmaması da dikkat çekicidir. Böyle hukuk/adalet olmaz. Bunlar tarafından, maddeten ve manen zararlara sürüklendiğimiz, bir asırdan fazla bir süredir ülkemizin bunlar tarafından gizlice yönetildiği, kasten her sahada geri bırakıldığımız, kasten maddi ve manevi felaketlere topyekun sürüklendiğimiz ve bunun art niyetle, organize şekilde ve gizli kimliklerle yapıldığı açıktır. Gerçek paralel devletin, yani #İçimizdekiİsrail‘in bir an önce kanun/devlet yolu ile deşifre edilmesini, durdurulmasını ve bütün mensuplarının eylemlerine uyan TCK maddeleri kapsamında mümkün olabilen en ğaır şekilde cezalandırılmasını talep ediyorum” deyin. 

Mehmet Fahri Sertkaya

Haktan Akdoğan’ı programına çıkartanlar da hep gizli Yahudiler mi? | Sorel Dağıstanlı kimdir? | HaberTürk, gerçekten Türk mü?

Sorel” ne demek biliyor musunuz?

Türkçe mi, İbranice mi, Latince mi, Fransızca mı yoksa başka bir dile mi ait?
Türkiye’de kaç ‘sorel’ var onu biliyor musunuz? Dünyada bilinen kaç Sorel var, bunlar bu kelimeyi hangi lisanda, hangi manayı vererek kullanıyorlar ve bu şahıslar genellikle hangi dine mensuplar biliyor musunuz?

Sizce Sabetaycılara ait olan HaberTürk‘te, Sabetaycı Haktan Akdoğan‘ı programına çıkartan Sorel Dağıstanlı da Sabetaycı olabilir mi? Aslında bu soruyu Ben-su Sor-al’a mı sormalıyız? Ona sorsak, mesele çok mu sulanır, seviye çok mu düşer?

Aslında bu soruyu Türkiye’deki şu ailelerin fertlerine de sorabiliriz:
– Gerçel, – Arısel, – Ünel, – Pakel, – Uğurluel, – Emsel, – Denel, – Aksel, – Aktel, – Demirel- Elçin, – Elöve, – Gürdemirel, – Gürsel, – İnsel, – Kandel, – Öncel, – Sürel, – Tuncel, – Tünel, – Türel, – Tüyel, – Törüsel, – Yonsel, – Yücel

Siz Sar-el‘i bilir misiniz? İsrail gönüllüleri için ulusal bir projedir? Onu bilmiyorsanız da El-Al‘ı bilirsiniz, İsrail’in resmi hava yolu firmasıdır.

Bir de İsrael Sorel Glanzstein var ki, bilmemeniz normal… Romanya’da ta 1930’da doğmuş, sembolik devlet İsrail’de 2015’te, 84 yaşında ölmüş. Mezarı İsrail’de Holon’daymış. Ayrıca Kanada’da yaşayan Yahudiler arasında da ‘İsrael Sorel’ler var da onlara da sormak zor iş. 
Belki dünyanın bazı yerlerinde, yerel dillerde, az da olsa Sorel kullanılıyor ama şurası da kesin ki dünyanın dört bir yanında Sorel, Yahudiler ve gizli Yahudiler tarafından kullanılıyor. Amerika’da tanınmış bir yazar/karikatürist olan Edward Sorel var ve Yahudi göçmeni bir ailenin evladı. Yine Amerikalı oyuncu Louise Sorel (Cohen) var, o da Yahudi. Almanya’da, 74’te vefat eden meşhur bir şahıs, Ruth Abramovitsch Sorel var. Polonya Yahudilerinden olduğu biliniyormuş. Araştırdıkça yollar Kanada’ya, Arjantin’e, Amerika’ya ve İsrail’e çıkıyor. Bunların bu ülkelere, son asır içinde Romanya, Fransa, Polonya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinden “mecburi” surette göçtükleri anlaşılıyor.

Kısa bir araştırma ile ta Arjantin’de Sorel isimli Yahudiler bulunabiliyor. Üstelik Arjantinli Yahudilerin büyük çoğunluğu Avrupa’dan giden göçmenlerden oluşuyormuş. Bu Aşkenazi Yahudiler, Polonya, Litvanya, Rusya, Almanya, Romanya veya Ukrayna’daki küçük kasabalardan veya kıyı şeritlerinden göç ederek ve Yahudi yakınlarının bir kısmını geride bırakarak Arjantin’e göçmüşler. Anlaşılan o ki, idaresini Sabetaycı gizli Yahudilerin ele geçirdiği ve daha taktik/kolay sömürebilmek ve kimliğini/dinini dönüştürebilmek için, millete inat, silah tehdidi ile rejimini değiştirdiği güzel ülkemiz Türkiye’ye de göçmüşler ve Avrupa’dan kovulmalarına sebep olan gizli kapaklı muzır davranışlarına devam ediyorlar.

Şuraya bir göz atın ve benim vaktim yoktu, siz oradan yola çıkarak daha derinlemesine araştırabilirsiniz.

Ayrıca şuraya bakabilirsiniz

Ayrıca, Bartu Soral’a, neden özellikle Kanada’da okuduğunu, iş hayatında yolunun neden hemen kripto Yahudi KOÇ ailesi ile kesiştiğini ve hatta kitaplarını neden Lale GürMAN’ın tavsiye ettiğini de sorun. 

Hiçbir şey araştırmayacak ve bir şey sormayacaksanız, en azından şu HaberTürk’e yazın, deyin ki; “Sizin İsminizden başka neyiniz Türk?”


Mehmet Fahri Sertkaya | SpaceExplorer.TV

Neden uzaylı istilası yaşanmıyor? UFO’lar neden gizleniyor?

Bizden binlerce sene daha ileri teknolojiye sahipler, aklımızın idrakinden aciz kaldığı uzay araçları ile kim bilir nerelerden dünyamıza kadar geliyorlar. Lakin en ufak bir rahatsızlık vermiyorlar. Kimsenin canına ya da malına dokunmuyorlar. Savaş uçakları tarafından vurulmak istenseler bile kolay kolay karşılık vermiyorlar. Hatta bazen, dünyamıza düşmekte olan meteorları havada parçalarken kameralara yakalanıyorlar.

İnsanlarımızı kaçırsalar bile asla öldürmüyorlar ya da sakat bırakmıyorlar. Bir süre üzerlerinde incelemeler yaptıktan sonra mutlaka geri getiriyorlar. Şu anda dünyanın çeşitli ülkelerinde, çok farklı inançlara sahip çok sayıda saygın bilim adamı ortak bir söylem ile “Dünya dışı canlılar bize dostça yaklaşıyorlar.” ifadesini kullanmaya mecbur kalmış durumdalar. Kanada eski savunma bakanı Paul Hellyer ve Bulgaristan uzay bilimleri uzmanı ve kurum yetkilisi bunlardan sadece ikisi…

Birkaç ay önce, NASA için çalışan bilim adamı Shawn Domagal-Goldman “Küresel ısınma böyle devam ederse, çok yakında dünyamızı korumak isteyen uzaylılar dünyamıza müdahale edecekler.” şeklinde bir ifadeyi herkesin duyabileceği şekilde dillendirmek ve kamuoyu oluşturmak zorunluluğu gördü.

“Dünya insanlığı bu gerçeği duymaya hazır değil”miş…

Neden böyle olduğu, neden dünya dışı varlıkların art niyetli olmadıkları, neden bize zarar vermedikleri gibi bir de dünyamızı neden korumaya çalıştıkları hususunda, ülkemizde kendisini bu konularda söz sahibi olarak tanıtmayı başarmış bazı şahısların komik açıklamaları mevcut; “Dünya insanlığı bu gerçeği duymaya hazır değil”miş…

En az yüz senedir dünyamızda UFO’lar ve uzaylılar konusu tartışılıyor. Pek çok UFO kazası oldu. Kaza yapmış bu UFO’ları ve uzaylıları gözleri ile gören çok sayıda halktan insan, güvenlik görevlisi, asker, subay ve gazeteciler oldu. Bu olayları ertesi gün manşetlere taşıyan gazeteler oldu. Onlarca sene sonra bu asker ve sivil şahitlerin bir kısmı, her şeyleri net olarak medyaya anlattılar, itiraf ettiler. Yaklaşık bir asırdır bu konular hiç gündemden düşmedi. En az yüz senedir dünyamızı ziyaret eden bu varlıklar, yer altlarında devasa tesisler kurana kadar, dünyamızı meteorlardan koruyana kadar, dünyanın her bir karışını inceleyip araştırırken gizlenmeye çabalayana kadar, kendi varlıklarını zamanla kabul ettirmek için bir şeyler yapsalardı ya?

Kaç yüz sene daha bekleyecekler? Bizim madenlerimizi, zenginliklerimizi de sömürmeyecekler ise, bizden güçsüz de değiller ve hatta tarifsiz bir üstünlüğe sahipler ise, bir asırdır, sürekli bir gayret ve emek ile kendilerini neden gizlesinler? “Akıl hastası uzaylılar” kavramını mı üretmek gerekiyor bu durumda?

(Resim: Sabetaycı gizli Yahudi Cansu Canan Özgen ile Sabetaycı gizli Yahudi Haktan Akdoğan, Sabetaycı gizli Yahudi çete lideri Turgay Ciner’e ait olan Haber Türk kanalında, uzaylılar konusundan söze girip bilimsellik kılıfı giydirerek sözü New Age tarikatlarının ve Kabala’nın sapıklıklarına sinsi sinsi getirdikleri bir canlı yayında görülüyorlar.)

Bakın şu hadis-i şerif, dünyamızın, dini anlamda bütün evrenin/kainatın merkezi olduğunu gözler önüne seriyor. Bunca farklı farklı uzaylı insan türleri de bu dini gerçeklerden haberdar oldukları ve Müslüman oldukları için bizim dünyamıza zarar vermiyorlar. Hatta gayr-i müslim diğer uzaylı insan türlerinin saldırılarından koruyorlar. Belki de yapay olduğunu tartıştığımız dünyamızın uydusu Ay, bu amaçla sonradan dünyamızın yörüngesine yerleştirilmiş bir uzay aracı:

“Göklerin efendisi, içinde arş olan(yedi kat semanın iki kat daha üzerindeki) göktür(ki yedi kat semanın üzerinde toplamda beş kat daha gök tabakası vardır). Yerlerin efendisi de bizim üzerinde bulunduğumuz (dünyamızın) yeryüzüdür”

[ibn-i Abbas, Suyûtî, el-Dürr, VI/239.]

Hemen akla “Bunlar müslümanlar ise, neden dünyamızdaki Müslümanlara yardımcı olmuyorlar?” sorusu geliyor. Çok yakında bütün dünya bu gerçekten haberdar olacak ki pek çok uzaylı müslüman insan türü, bizim dünyamızdaki Müslümanların önde gelen din alimleri ile en az yarım asırdır iletişim halindeler. Lakin, yine dini bir kaide/kural gereği, onların bizim dünyamızdaki Müslümanlara yardımcı olmaları yasak. Çünkü bu durum, dünyamızdaki biz Müslümanların imtihanını bozacak, çabalayıp gayret etmeden her şey çok güzel olacak ve kimse imtihan olmamış ve derece kazanmamış olacak. Böyle olacaksa da insanın cennetten dünyaya gönderilmiş olmasının bir anlamı kalır mı?

| Mehmet Fahri Sertkaya | http://www.SpaceExplorer.TV

Uzaylıların Allah inancı var mı? Haktan Akdoğan’ın bu soruya verdiği cevabın arkasındaki sarsıcı gerçekler: Gizli Yahudilik, Kabalacılık, New Age tarikatlar, Vahdet-i Vücud sapıklığı…

Haktan Akdoğan’ın bu soruya verdiği cevabın arkasındaki sarsıcı gerçekler: Gizli Yahudilik, Kabalacılık, New Age tarikatlar, Vahdet-i Vücud sapıklığı…

Bir insan anayasal bir hak olarak fikir ve vicdanında, dininde ve görüşlerinde özgürdür. Yahudi, Hristiyan, Ateist, Komünist, Deist ve diğer bütün inançlardan ya da inançsızlıklardan birine tabi olabilir. Bu onun en temel anayasal haklarından biridir.

Lakin bir insan, yüzde doksan küsuru Müslüman olan ülkemizde, kendisini Müslüman tanıtarak, uzay ve uzaylı konularında İslami referanslarla milletimizin gönlünü hoş ederek, güven kazanarak, başka bir dine ya da başka bir devletin ülkemiz ve devletimiz üzerindeki hedeflerine hizmet edemez. 
Memleketimizde resmen 25 bin civarında Yahudi vatandaşımız var. Hiçbirinin kafasına silah dayayıp “Müslüman ol! diye baskı yapan yok. Hepsi de ülkemizde, biz müslümanlardan daha fazla din, ibadet, fikir ve vicdan hürriyetine sahipler. Müslümanların Cuma’sı resmi tatil değil ama Hristiyanların Pazar’ı ve Yahudilerin Cumartesi’si bile resmi tatil. Bu kadar rahatlar…

Ülkemizde 25 bin kadar kimliği açık Yahudi varsa da, bir buçuk milyon kadar da kendini Müslüman gösteren ve her sahada müslüman milletimize tuzaklar kuran kadrolar var. Kimseyi suçlamıyor ve zan altında bırakmıyorum. Yasalara da saygım var. Lakin her geçen gün Sirius grubu ve Haktan Akdoğan konusunda başta ben olmak üzere milletimizin kafasında soru işaretleri oluşuyor. Üstelik kendilerine yöneltilen bu tarz sorulara ve şüphelere karşı sadece sessiz kalışları, tartışmaya girmeyişleri de soruları ve şüpheleri daha da artırıyor. 

Sirius’un resmi web sitesinde, nereden elde ettikleri bilinmez, uzaylıların ağzından, biz dünyalıların merak ettiği sorulara bir takım cevaplar veriliyor. Bu yapılırken, günümüzde bazı kripto Yahudi (Aslen Yahudi ırkından ve dininden olup, kendini Müslüman ve Türk gösteren) teşkilatlanmaların sıkça yaptığı “toplum yönlendirmesi” ya da “içeriden vurma” ya da “Tesir ajanlığı” diyebileceğimiz hareketlere benzer açıklamalar/iddialar ile karşılaşıyoruz. 

Bu sözde uzaylı cevaplarına baktığımızda, Uzaylıların Allah inancı var mı?” sorusunun cevabında ”Tanrı içimizdedir. Biz onun bir parçasıyız. Tüm evren ve sonsuzluk onun bir parçasıdır.” gibi şaşkınlık verici iddialarla karşılaşıyoruz.

Büyütmek için görsele tıklayınız

Biz çok iyi biliyoruz ki, Türkiye’de İslam cemaati kılığına girmiş, on milyonlarca ücretsiz CD, milyonlarca ücretsiz kitap dağıtmış ve son yıllarda iyice deşifre olmuş, kendisinin de, etrafındaki binlerce arkadaşının da gizli Yahudi oldukları ispat edilmiş bir grup da benzeri hareket tarzlarını sergiliyor ve benzeri iddialarda bulunuyor.  Aynı Haktan Akdoğan gibi, bu sözde İslami cemaatin sözde lideri de asılları, bozulmamış halleri kimsenin elinde bulunmayan bozulmuş Tevrat ve Bozulmuş İncil de sanki hak kitaplarmış algısı oluşturacak taktik açıklamalarda bulunuyor. Yazının uzun olmasını istemediğimden ve benzeri bir çok yazı yazdığımdan sadece şunu ifade etmek istiyorum; bozulmuş Tevrat, insan eti yemeyi, insan kanı içmeyi, milletlere bulaşıcı hastalık yaymayı, kız kardeş ile cinsi münasebette bulunmayı “ibadet” olarak gösteriyor iken, bu arkadaşlar bize ne anlatmak, ne mesaj vermek istiyorlar da bu bozulmuş kitaplardaki sözde ayetleri, ”Kutsal kitaplarda da bu bilgiler geçer”diye söze başlayarak bizlere okuyorlar? Hangi kutsal kitap bu saydığım vahşetleri ve sapıklıkları ibadet olarak emir edebilir? Hangi dürüst insan bu tarz uydurma kitapları bu memleketin dini hususlarda eğitimsiz ve bilgisiz bırakılmış Müslümanlarına bu şekilde sunabilir?

İnsanların ve eşyanın(maddi-cismi olan her şeyin) da haşa Allah’ın bir parçası olduğu şeklindeki sapkın inançlara,  Yahudilerin Kabalasında, bozulmuş Tevrat’ta ve diğer büyük dini kitaplarında çok sık olarak denk geliyoruz. Yahudiler, kendilerini ve eşyayı haşa Allah’ın bir parçası olarak kabul ediyorlar. Zaten “İsrail” kelimesine de haşa ”Allah ile savaşıp yenen”manasını veriyorlar. Bu kadar sapkın inançları var. Bu inanç şekline Vahdet-i Vücut deniliyor ki, buna inanan ve kapılan bir Müslüman, şüphesiz dinden çıkıyor ve ebedi cehenneme düşüyor. Gerekli ilmi birikime sahip hangi Müslümana sorsanız, Allah’ın yarattıklarını haşa Allah’ın bir parçası kabul eden (dolayısıyla kendilerini haşa Allah kabul eden) bu sapkın Yahudi akımının küfür olduğunu, dinden çıkardığını size ilmi gerekçeleri ile birkaç on dakika içinde izah ve ispat eder. (Daha önceki yazılarımda bunları delilleri ile mevzu ettiğim için bu yazıda bunlara temas etmiyorum.) 

Bakıyoruz Hak-tan Ak-doğan isimli, ismi ve soy ismi sanki bir denge ile, bir şifreleme yöntemi ile kurulmuş, kulağa hoş gelen ve sık denk gelinmeyen ve İzmir’li bu arkadaşımızın sosyal medya profiline, uzayı ya da uzaylıları anlatan bir profil ya da kişilik olmanın ötesinde, sanki bir Kabalacı Yahudi tarikatının ya da Amerikan New Age tarikatının öğretilerini yavaş yavaş şu Müslüman milletin özellikle de Müslüman gençlerin beyinlerine empoze etmeye çalışan bir tarikat mensubu görüyoruz. Rahatsızlığımız had safhaya gelmiş durumda.

En başta dediğim gibi, gerçekte Haktan Akdoğan ve çevresi Yahudi ve Kabalacı ise, bunu çıkıp açıkça ifade etsin, inandığı gibi açıklasın, inandığı gibi yaşasın. Bundan yana bir sıkıntımız yok. Ama kimse bu memlekette İsrail’in, ABD’nin ve Kabalacı Siyonistlerin işine gelecek bunca art arda hataları(!) müslüman kimliğinde yapmasın. 

Haktan Akdoğan’dan ve Sirius UFO ve Uzay Bilimleri grubundan “ciddiye alınacak” ve “içi dolu” açıklamalar bekliyoruz. 

SpaceExplorer.TV

Mehmet Fahri Sertkaya
 

Haktan Akdoğan ne yapmaya çalışıyor, Sirius UFO ve Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi neye ve kime hizmet ediyor?

Demin Hak-TAN AK-Doğan isimli, kriptolojiye uygun isim ve soy isim taşıyan arkadaşın profilinde engellendim.

Zaten daha dün akşam takip etmeye başlamıştım. Hatırlarsanız, geçenlerde bunların Facebook’taki Sirius Uzay Bilimleri gurubundan da engellendiğimi yazmıştım. “Bu grubun asıl kadrosunun gizli Yahudiler olduğundan, uzay ve uzaylı konuları etrafında millete sinsice Yahudi inançlarını empoze ettiklerinden, gizli bir niyetle insanları yönlendirdiklerinden, Uzay ve uzaylı konularının gerçekten İslami bilgiler etrafında ispat edilmesinden yana çok büyük rahatsızlıkları olduğundan şüphelerim var.” demiştim. Oysa ben de onlar gibi uzayda hayat olduğunu ispat etmiş ve hiçbir ahlak dışı, kaba, hakaretamiz ifadeler kullanmamıştım. Sadece daha çok İslam’ı referans alarak bunu yapmıştım.

Bu sabah da HakTAN‘ın profilindeki bir paylaşıma önce sadece ”Bu bilgi/yazı kime ait? Bu bir alıntı mı?” şeklinde yorum yaptım. 

Çok tuhaf bir şekilde cevap verilmediği gibi bir de yorumum silindi. Sonra “Bu bilgi reenkarnasyonu(ölüp bir daha dünyaya gelmeyi) savunuyor. Öldükten sonra cennet ya da cehenneme gitmek yerine, başka boyutlarda başka bir dünyada(gezegende) yaşama devam etmek şeklinde sapkın bir inanç. Detaylara bakıldığında biraz Eski Mısır’ın sapkın inançları biraz da bozulmuş Tevrat’ın ve Kabala’nın sapkın inançları görülüyor. Bunları günümüzde bolca bulunan sapkın bir Amerikan tarikatında görse idim bu kadar yadırgamazdım ama sık sık İslam’ı referans göstererek yorumlar yapan ve yüzde 98’i Müslüman olan Türk milletine hitap eden Haktan Akdoğan’ın profilinde görmek ilgimi çekti. Çok da yadırgadım. Acaba Haktan Bey Musevi ve Yahudi bir kökenden mi geliyor? Şayet öyle ise niye gizliyor? Önce kendi gerçek kimliği ile meydana çıkmalı. Sonra insanlara ahlakı-ışık insanı-tekamülü falan anlatmalı?” şeklinde yorum yaptım. 

İçimden bir ses “Bu yoruma cevap verip münazara etse ne güzel olur. Sonucunda her şey meydana çıkar. Kimse zan altında kalmaz. Ama tahmin ettiğim gibi bir gizli yön ve hedef varsa ve Haktan görüldüğü kadar profesyonel yetiştirilmiş ise buna asla cevap vermez ve tartışmaya girmez.” dedi. Ve maalesef öyle de oldu. Beni engelledi.

Artık şüphe etmiyorum; Haktan Akdoğan’ın ve Sirius grubunun gizlediği çok önemli şeyler var. Gizledikleri gerçek niyetleri ve gündemleri var. Bu millete yavaş yavaş, tadında, nabzına göre şerbet verme gayretleri var. İyi ama ne için, kim için, hangi güç odakları ve devletler için?

Mehmet Fahri Sertkaya