Etiket arşivi: Şi Cinping

Artıyor, artacak

Çin’in içindeki taraflar arasında gerilme daha da artıyor, artacak. Şi’nin ve Şi’nin içinde bulunduğu grubun iktidarı şimdiden bitti, yıkıldı. Bundan sonrasında erimeye, güç kaybetmeye de devam edecekler.

Çin’de yaşanan insanlık suçlarına, zulümlere, devlet terörüne karşı şu ana kadar dünyanın onlarca ülkesi sert tepki vermeliydi. Koca ülkede milyarla kişi, kendi devletinin gücünü ele geçirmiş bir kara paracı çete tarafından her türlü hukuksuzluğu görüyor ama dünya sessiz… Çünkü, her gün insan hak ve hürriyetleri, hukukun üstünlüğü gibi konularda nutuk atan ülkeler, Çin’de devlet gücü ile uygulanan kara para ve organcılık işlerinden pay alıyorlar. Bu sayede de bataklarını gizlemeye, iflaslarını açıklamayı ötelemeye çabalıyorlar. Çin ile kameralar ve insanlar önünde çatışıyorlar, restleşiyorlar ama arka plandan yedikleri içtikleri bile ortak… Tamamen danışıklı dövüşüyorlar.

Kara ve kanlı paralar üzerine oturtulmuş dünya düzeni, daha doğrusu Deccal’ın sistemi çöktükçe… Hormonla şişirilmiş, kanlı ve kara paralarla güya büyütülmüş/güçlendirilmiş Avrupa ülkeleri, İngiltere, ABD, Rusya, Çin, Japonya, Güney Kore, Tayvan ve benzerleri, akıl almaz krizlere giriyorlar. Şu ana kadar o kadar ileri seviyede krizlerin içine düştüler ki daha fazla yalanlarla, sahte göstergelerle, balon açıklamalarla, batak olduklarını gizleyemeyecekler. Kendi batakları tamamen açık olmasın diye el birliği yaparak Türkiye’ye sürekli kaynağı belirsiz, kara ve kanlı paralar gönderiyorlar. Biliyorlar ki Türkiye’de yaşanması kaçınılmaz olan dev gibi mali kriz yaşanırsa, kendileri de daha fazla oyunlar oynayamayacaklar ve kendi ülkelerinde de devasa mali ve toplumsal krizler yaşanacak.

Bu ülkelerin bazıları yok olacaklar, tarihin lanetlilere ayrılmış sayfaları arasında yerlerini alacaklar. Bazıları ise iç grupların mücadeleleri neticesinde kısa sürede parçalanacaklar. ABD’nin, Çin’in ve Rusya’nın şu andan sonra parçalanmama ihtimali yok. Bunun aksini söyleyenler, parçalanmayacak diyenler varsa, ya hiçbir şeyden haberleri yoktur, ya da aynı sisteme çalışan bir kişidir, yetkilidir, uzmandır…

Dünyada siyasi ve mali sahalarda mühim kararlar almak zorunda olanlar, aksi yöndeki yorumlara/değerlendirmelere aldanmayıp, büyük çalkalanmalara, büyük parçalanmalara/bölünmelere, büyük yıkılışlara, büyük iç çatışmalara, büyük halk hareketlerine hazır olmalılar.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

26 Şubat 2022 – Sosyal mecralardaki Mfs paylaşımları

11.07 Neden son darbeler vurulmuyor

İnatla ve ısrarla danışlık dövüşme, onca tarafı oyalama, oyalama ve sonunda çuvallama…

Bir yandan da bu fena çuvallamış hali yine danışıklı dövüşlerle toparlama çabası… Öbür yanda ise, bu vaziyeti net gördüğü halde hala hamle yapmayan ve danışıklı dövüşlere son darbeyi vurmayan ülkelerin vahim sonları… Evet, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, bu danışıklı dövüşe hala alet olan ya da hiç değilse seyirci kalan ülkeler, büyük kaybedecekler.

Dünyanın, Biden/Kamala, Putin, Şi, Scholz ve Kraliçe Elizabeth merkezli oynanan danışıklı dövüşleri artık tamamen bozması gerekiyor. Yoksa bunlar, diğer ülkelerin ayarlarını çok ama çok fena bozacaklar.

Üç kuruş çıkarları için bütün dünyayı acımasızca felaketlere sürükleyecekler. Bu kısmı da danışıklı dövüşlerle yönlendirecekler.

Şu son darbeleri beraberce vuralım, iyice bocalasınlar, sonra dağılsınlar ve dünya insanlığı büyük tehlikelerden kurtulsun. Bunların idaresi altındaki devletler/milletler de kurtulsunlar.

https://parler.com/feed/45a3813d-6c53-448b-ad14-de7f127dcdb9

__________________________________________

12.21 Ben gemilerimi yaktım

https://parler.com/feed/bb2f13b4-ce10-4868-b58e-ea89c5f63b8f

__________________________________________

18.22 Trump bu fırsatı bari değerlendirecekse, danışıklı dövüşmeyecekse, Trump’ı dinleyin, ona uyun. Onu zorlamayın, onun önüne boşuna çıkmayın. Çünkü Trump bu defa durması gerektiği gibi durursa, onun bendeki kredisi çok yüksek olacak. Sadece ABD’de değil, dünyanın çok farklı yerlerinde sözü geçer olacak, kazanan taraf olacak. Durdurulamayan taraf olacak.

https://parler.com/feed/3409d009-bb40-4163-b063-47144ee7e54f

__________________________________________

Ben gemilerimi yaktım

Derhal bu vahşet sistemine neşter vurulmalı. Dünya ülkeleri ortak tepki göstermeli.

Daha ilk gününde, Ukraynanın hangi bölgelerinde felaket ve sefalet manzaraları oluştu da Türkiye, İsrail ve daha başka devletlerden sözde yardım kuruluşları, Ukraynaya koşar oldu?

Görüntüler gözler önünde, haberler dünyanın her yerinde… Ukraynada bir danışıklı dövüş var, iki tarafın da razı olduğu ve çok ağır tempoda ilerletilen bir işgal var. Zaten oyunculuktan ve kara paracılıktan gelen bir devlet başkanları var, hala rol yapıyor. Ve bu gün dahi Ukrayna’da felaket ve sefalet manzaraları yok.

Öyle ise o Türk kızılayı, Ahbap çavuş ilişkisi içinde olan o sözde yardım kuruluşları, ne halt etmeye Ukraynaya koşuyorlar? Türk milleti aç ve biilaç iken bu yardımlar neden Türk milletine yapılmıyor? Eti, sütü, tatlıyı geçtik, bu ülkede milyonlarca çocuk peynir bile yiyemiyor, yeterince ekmek bulamayanları bile çok sayıda ve bunların acil yardıma, desteğe ihtiyacı yok mu?

En son Haiti depreminde on binle insanı organları için kaçırdığı somut şekilde ispat edilmiş ve meydana çıkartılmış olan o İsrail… Bu güne kadar Ukrayna’dan 250 binin üzerinde Ukraynalı çocuğu sözde evlat edinme sistemiyle kaçırıp organlarına ayırmış olan o İsrail… Bu güne kadar bir milyondan fazla Ukraynalı kadını Avrupada iş bulup çalıştırmak üzere kaçırmış, aldatmış ve beyaz kadın ticareti ağına dahil etmiş olan o İsrail… O İsrail, şimdi Ukraynaya insani yardım yapmaya mı koşuyormuş? Bütün dünyayı toptan ahmak ya da korkak mı zan ediyorsunuz hala? Bu ne cüret, bu ne hadsizlik, bu nasıl bir eşkıyalık?

Bu işlerin tadı çok kaçtı, korona oyunlarını durdurduk, bu oyunların arka planında yapılan organ işlerine de balta vurduk. Taliban oyunlarını bozduk, batılılar tarafından kurulmuş sözde İslami, özde kara paracı bir terör örgütünün devletin başına getirilmesini ve danışıklı dövüşen malum devletler tarafından tanınmasını engelledik. Orada çevrilmek istenen kara para işlerini büyük oranda baltaladık. Kazakistan’dan organ hasadı yapılmasına da mani olduk, Türkiye’deki kara para işlerini zaten büyük oranda bozmuştuk. şimdi sıra Ukraynaya mı geldi?

Biden, Kamala, Austin, Kraliçe Elizabeth, Putin, Lavrov, Şoygu, Şi, Wang yi, Scholz ve daha onlarca yetkili kişi, kara para için danışıklı dövüşüyorlar, zaten mesleği oyunculuk olan ve kara paracı bir milyarderin adamı olan Zelenskiye de rolünü oynatıyorlar.

Dünya bunlardan büyük. Mason tarikatından, satanist ortaklağından, uzaylı taraflardan büyük, çok büyük.

Dünya insanlığı bunları nefesleriyle bile boğar.

Hemen bütün ülkelerde gerekli adli ve idari soruştumaların, teftişlerin başlatılması gerekiyor. Çok çok vahim insanlık suçları işleniyor. Hepsi mason tarikatı üzerinden organize oluyorlar. Şu anda ABD başta olmak üzere, dünyanın önde gelen ondan fazla ülkesi, gerçek manada tam bir terör ülkesi haline dönüştürüldü. Bunların hükumetlerinin, idarecilerinin meşruiyeti yok.

Şimdi ben bu yazıyı yayınlayacağım, bilmem kaç tane ülkenin vazifelileri tarafından tercüme edilerek hükumetlerine sunulacak. Sonra Biden, Kraliçeyi arayacak “Ne yapalım, emir bekliyorum” diyecek. Kraliçe, Putin’le görüşmek zorunda kalacak. Zelenski “İşler iyice kötü gidiyor. İfşa olacağım. Vatan haini ilan edileceğim. Bana bir şey deyin, nasıl yapayım. Halkın direnişi kesilirse, otorite bozulmaz ve kaos ortamı olmazsa, bu iyi olmaz, iş yapamayız” diye birkaçıyla ayrı ayrı görüşecek.

Tayyip yine “Kahretsin, bu mfs yine her işimizi bozuyor” diyecek ve Biden tarafından gelecek emirleri bekleyecek. Sözde danışmanların zaten alayı kara paracı, hırsız, namussuz pislik herifler… İşte gündemde, en büyük hainlerden ve kara paracılardan biri olan Devlet Bohçalının eski basın danışmanı adi hırsızlık suçu işlemiş, net görüntüler dahi var ama haberlere erişim engeli getirilmiş. Bunların hepsi böyle… Hepsi mason tarikatı üzerinden devletlerin belirli yerlerine getirilen adi, şeytanlaşmış kişiler. Hiç bir kişi ya da grup ya da teşkilat, hiçbir devleti hukuk devleti olmaktan çıkartma hakkına sahip değildir. Devletlerin kurum ve kuruluşları üzerinden en vahşice kara para işlerini yapma ve bu maksatla diğer devletlerle danışıklı dövüşme hakkına sahip değildir.

Şi, vurduğum darbelerden sonra kendini epeyi geri çekmek zorunda kalmıştı, yine tepkisiz görünecek ama arka planda bütün görüşmelerin, danışmaların, kararların içinde olacak.

Bir çok gelişme arka planda gizlice yaşanacak ve sonra “Yeter artık. Bu mfs de çok oldu. Yıkalım, yakalım artık oraları” diyecekler. Patlamalar, yıkılmalar olacak. Sonra ben o yangınlarda bunları yakacağım. O molozların, o enkazın altına bunları gömeceğim. Dünya genelinde bunların yüz elliden fazlasını oyundan düşüreceğim. Bunu yapmasalar da sonuç değişmeyecek ve yine oyundan düşüreceğim.

Bütün dünya yansa, yıkılsa bile, böylesine bir vahşete, insan kaçakçılığına, organları için küçücük çocukların dahi kaçırılmasına ve öldürülmesine, bunların zorla fuhuş mafyalarında çalıştırılmasına, satanist ayinlerinde İblis’e kurban edilmesine izin vermeyeceğim. İşkenceci sübyancılara satılmalarına izin vermeyeceğim.

Ben gemilerimi yaktım, geri dönüşüm yok. Böyle bir dünyada, bu gerçekleri bilip de bu mücadeleyi vermeden zaten yaşamam, yaşayamam. Sadece bir saat sonra bile dünyayı yerinden oynatacak somut delilleri, dünyanın başka başka ülkelerinden paylaştırabilirim ve başka başka ülkelerin adli makamlarına teslim ettirebilirim. Kendimi mi yakacağım, zan etmem, bana zarar yansımaz. Haydi en kötü senaryayo bakalım ve kendimi yakacak olayım… Olsun, dünya üzerinde bu insan şeytanlarını da kendimle beraber yakmış olurum. Fazlasıyla değer…

O Ukraynadaki danışıklı dövüş hemen şimdi bitecek. O Putin ve o Rusya cezasını hemen şimdi çekmeye başlayacak. O Putin ve Zelenski hemen tutuklanıp yargılanacak. Milletler arası mahkemeler hemen kurulacak ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar yargılama konusu olacak. O Biden ve Kamala derhal iktidardan indirilecek, yerine de Trump getirilecek. Ona bir şans daha vereceğim.

Gelişmelere bakacağım, inadıma kararlar alınırsa, somut delilleri dünya insanlığı ve adli makamlarıyla paylaşacağım ve o anda Türkiye’de bir millet darbesi başlatacağım. Ben burada devrimi yapınca, peşim sıra onlarca ülkede devrimler yaşanacak.

Dünya insanlığı dünyalı ve uzaylı satanistlerden ve bunların danışıklı dövüşlerinden artık kurtulacak.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Sinsice yayılıyor

Dünya üzerinde çok sayıda ülkede, en çok da fuhşun çok yaygın olduğu Asya ülkelerinde ölümcül bir yeni virüs yayılıyor.

Nefes ve temas yoluyla da bulaşan bu virüs/hastalık, en çok cinsi münasebet yoluyla bulaşıyor. Şu ana kadar pek çok ülkede bu hastalık görüldü ve devletler bunu biliyor, gizliyor, bastırmaya/yenmeye çalışıyor. Fuhuş sektöründen kazandıkları kara paralar bir anda azalacak diye bu bilgiyi milletlere duyurmuyorlar. Dünyaya yayılmaması için uğraşıyor gibiler ama bunda da aslında ciddi ve samimi değiller. Bunca hükumetler/liderler, korona virüs tiyatrosunda olduğu gibi kendi kontrollerinde olan yeni bir virüs yayılıyor da yeniden sözde ilaçlar, sözde testler ve sözde aşılar satarak büyük paralar kazanacaklarını zan ediyorlar. Şu ana kadar ülkelerin çoğu, bu yeni virüsü böyle gördüler, görmek istiyorlar ama çok, çok büyük aldanıyorlar. Bu nedenle en çok da B takımı ülkelerinin çoğunda bu virüs görüldü, yayılıyor.

Dünya üzerinde organ, fuhuş ve uyuşturucu başta olmak üzere türlü kara para işlerinde çoktan Çin hükumeti (ÇKP) başı çekiyor. Bu hastalıkla mücadelede de Çin sözde başı çekiyor ama Çin/Şi de şu ana kadar bilerek ve isteyerek bu virüsün yayılmasına izin verdi. Yayılmasına mani olmak bir yana, daha çok yayılması için ellerinden geleni yaptılar, yapıyorlar. Dünya ülkelerinin hallerini, dünya dengelerini/siyasetini yakinen biliyorum. Bunca bilgime ve siyasi sahadaki tecrübeme dayanarak yazıyorum ki kritik eşik geçildi, bundan sonra yayılması durdurulamaz ve bütün dünya bu virüsle mücadelede başarısız olacak. En çok Çin’de nüfus kaybı ve maddi kayıplar olacak.

Hastalık en çok gençlerde görülüyor. Gençleri öldürüyor. Ölü doğmalara sebep oluyor. Kadınların rahmini adeta çürütüyor.

Türkiye’de de bu hastalık görüldü, yayılıyor ve durdurulamayacak. En çok da Asya ülkelerinden Türkiye’ye bulaştı. Youtuberlardan, ayrıca ateist/Allahsız, eşcinsel, ahlaksız, namussuz, kural tanımaz insan şeytanı, sözde çağdaş ve demokrat Türkiyeli üniversite öğrencilerinin yurt dışına çıkıp gelenlerinden bulaşıyor. Dünyanın dört bir yanında olduğu gibi bu devirde Türkiye’de de liseler ve üniversiteler fuhuş yuvaları gibi olduğundan, yurt dışından bu virüsü getirenlerle zina eden Türkiyeli lise ve üniversite öğrencileri arasında da hızla yayılması kaçınılamaz görülüyor.

Bu hastalık sadece havalimanlarından memlekete giriş yapanlarla değil, haricinde karadeniz bölgesindeki herkesin malumu olan fuhuş yuvalarıyla da Türkiye’ye yayılıyor. Bunca yıldır o Batum’la aramıza set çekilmedi. Bu güne kadar da bu, çok canlar yaktı ve yuvalar yıktı. Şimdi anlaşılan o ki son ve büyük darbesini de vuracak bize o Batum…

Japonya gibi nispeten daha sistemli ve eğitimli ve otoriter ülkelerde de bu hastalık görüldü, yayılıyor. Çoğunlukla B takımından olan idarecilerin hükmünün geçtiği Japonya da bu hastalıkla mücadelede başarılı olamayacaktır.

Türkiye’de K-Pop dedikleri Kore ahlaksızlığının yayılması, Kore hayranlığının artması, atası babası müslüman pek çok Türkiyeli genç kızın Koreli gayr-i müslimlerle evlenmesi, sürekli oralara gidip gelmeleri de bu hastalığın Türkiye’ye gelmesine sebep oldu ve iyice yayılmasına da sebep olacaktır. İslam’dan ayrılmak, sadece adı müslüman kalmış ama İslam’dan çoktan çıkmış bir topluma dönüşmek her devirde büyük felaketlere sebep olmuştu, şimdi de tarih tekerrür ediyor.

Kozmetik ürünlerinin bazılarında gerçek insan dokuları (rahim sıvısı ve plesenta dahil) kullanıldığından ve bunların büyük çoğunluğu Asya ülkelerindeki kadınlardan elde edildiğinden dolayı, bu virüs bütün dünyaya belki de en çok kozmetik ürünleriyle yayılacak.

Türkiye’de kozmetik ürünü sektörü de gizli yahudi ve gizli ermeni hainlerin elinde olduğu için, bu ürünleri Türkiye’de en çok gizli yahudi ve ermeni ailelerin kadınları hatta günümüzde genç erkekleri de kullandığı için Türkiye’ye virüsü en çok yayan kişiler arasında bunlar da olacaktır. Zaten o ateist, ahlaksız, eşcinsel, nikah/namus tanımayan gençlerin çoğu da bu ailelerin çocukları…

Korona virüsünü laboratuvarda ürettiler, zararını sınırlandırdılar ve sözde korona aşılarını dayatarak asıl darbeyi bu sözde aşılarla vurdular, vuruyorlar. Bu sözde aşılar, bahsettiğim virüse ve benzerlerine karşı insanların vücutlarını daha savunmasız hale getirdiler. Bağışıklık sistemini de iyice zayıflattılar.

Dünyada bunca hükumetin/devletin, satanist bir sistem olan Ankebut Ağının eline geçmesi, bu ağa mensup satanist yani insanlık düşmanı kişiler tarafından idare edilmesi böyle bir neticeyi beklememizi gerektirirdi. Bunca senedir Ankebut Operasyonu yaptık, dünya üzerinde bu ağı ezdik, geçtik. Nihayet kısa süre önce bu mücadelede zirveyi gördük, bu ağa bitirici son darbeleri vuruyorduk ama bunca millet, bunca devlet/hükumet yanımızda dik durmadı. Dünya ve ahiret felaketlerini tercih etti. Bu da herkesin kendi tercihi…

Mehmet Fahri Sertkaya

Bütün dünya biliyor, ormanları yıllardır onlar yakıyor

Ben devletin başında olsaydım, onlarca farklı yerde başlatılmış olan orman yangınları meselesini şu saate kadar devletler arası bir krize çoktan çevirmiştim.

Rusya’yı da Çin’i de ABD’yi de açıkça suçlamıştım. Milletler arası kamuoyunun desteğini çoktan arkama almıştım ki bu güne kadar sadece bize değil, onlarca ülkeye benzeri saldırıları yaptılar ve oraları da cayır cayır yaktılar. Bütün dünya öncelikle bu üç ülkenin, iklim saldırılarından orman yangınlarına kadar türlü insanlık dışı saldırılar yaptığını biliyor. Düşman oldukları devletlerde acımasızca ormanları, insanları, türlü hayvanları cayır cayır yakan, sivil katliamının haricinde çevre katliamı da yapan bu ülkelerin idari kadrolarını “insanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamında yargılatma sürecini çoktan başlatmıştım. Bu kişileri kural/sınır tanımaz “terörist” liderler olmakla suçlamıştım.

Zaten yıllardır bu gibi konulara dair ikaz yazıları yazıyorum ki belki Türkiye’nin başındaki hainler bu kadar büyük kayıplara, zararlara, acılara izin vermez de tedbirler alırlar diye… İdaresini terörist kadroların ele geçirdiği şu saldırgan devletlerin, kural/sınır/değer tanımaz şekilde ve insanlık dışı şekilde idare edilen şu devletlerin, bu saldırılarında kullandıkları uzay araçlarını bozacak teknolojiler geliştirmek çok basit bir şey. Karadan uzaya aksi saldırılar yapmak hiç zor değil. Şimdi başlansa, üç gün sonra bunların uzaydaki araçlarını keklik gibi avlayacak sinyalleri gönderecek cihazlarımız hazır olur. Türkiye’de her imkan var, her sahanın uzmanları var.

Dahası da var ki böyle saldırılar anında açıkça misilleme yapmamızı zorunlu kılan saldırılardır. Misillememiz de aynı sertlikte olmalı. Bu derece insanlık dışı bir saldırıya karşı bir devlet anında savaş açarak karşılık vermeli. Bir yandan dünyayı ayağa kaldırırken bir yandan da ordularını ayağa kaldırmalıdır. Bu yapılmıyorsa, yanan bu devleti de insanlıktan çıkmış kişiler yönetiyor demektir.

Türkiye cayır cayır yakılırken, Türkiye’nin başındakiler yanan arazileri hangi Arap, Yahudi, Rus, Çin zenginlerine peşkeş çekeceklerinin hesaplarını yapıyorlarsa, buna hiç şaşırmam.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şi! Ben sözümü baştan söyledim

Çin’in ve Rusya’nın emirleriyle Türkiye’de hareket edecek hiçbir iradeyi, güç unsurunu, hükumeti, bakanı, iş adamını, mafyayı tanımıyorum, takmıyorum.

Şi! Seni de tanımıyorum, senin idare ettiğin Çin’i de tanımıyorum. Seni oraya getiren ve orada tutan güç unsurlarını da tanımıyorum.

Burası benim ülkem ve burada senin değil, benim hükmüm geçer. Bunu da dünyaya bir kez daha ilan ediyorum. Ülkenin ve seninle birlikte hareket eden ülkelerin/liderlerin, daha da beter hallere düşmesini istiyorsan, ülkemdeki piyonlarını kullanma teşebbüslerine devam edebilirsin. Yaptığın her hamlenin karşısında, misliyle hamle yapacağımı görebilirsin.

Bu işler, ayinlerde küçücük Uygur Türkü çocukları katletmene benzemez. Bir Osmanlı şamarı yersin ki yüzündeki şamar izini cihan bir araya gelse silemez.

Mehmet Fahri Sertkaya

Tayyip’ten ümidi kestiler

Yeşiller ve bütünüyle B takımının en üst yöneticilerinden çoğu, değerlendirmeler yaptılar. “Tayyip, mfs’nin karşısında varlık gösteremiyor. Onunla mücadele edemiyor. Onu hiçbir sahada yenemiyor. Onun dişine göre bir rakip değil. Üstelik sağlığı da iyi değil. Tamam, mfs’ye yanaşıp onunla anlaşmadı ve bizden yana durdu ama bizden yana olması bize bir şey kazandırmadı, kazandırmayacak” tarzında değerlendirmeler yaptılar, yapıyorlar.

Onlar bu hallerdeyken Tayyip de “Daha fazla ne yapabilirim” ayarında, günü kurtaran bir siyaset sergilemeye, Şi’nin ve Putin’in emirlerini uygulamaya çabalıyor. Bu emirler gereği yeniden ortalık koronadan geçilmiyormuş numaraları yapmaya başladı bile… Bu şekilde hem organ işi başta olmak üzere kara para işlerini artırıyorlar hem de Türkiye ekonomisini ve sosyal hayatını ve eğitim hayatını kasten dibe vurduruyorlar. Bütün bunlar, Türkiye düşmanlarının, sahte diplomalı ve gayr-i meşru Cumhurbaşkanı Tayyip üzerinden Türkiye’ye vurdukları darbeler…

Zaman sadece Türkiye düşmanlarının aleyhine işleyecekti ama artık hem onların hem de Türkiye ile AKPKK’nin aleyhine işliyor. Her geçen gün sistemleri/ağları daha da büyük darbeler alıyor, kayıplar yaşıyor. Planları tutmadı, oyunlarına karşı kurduğumuz oyunları akılları almadı. Restlerimiz karşısında kafalarını kumlara gömmek zorunda kaldılar. Ne kadar büyük kaybettiklerini ve ne kadar küçüldüklerini bir kez daha net olarak gördüler. Artık Tayyip onlar için kısa dönem geçiş siyasetinde kullanılacak iş görmez bir piyondan başka bir şey değil.

Bunca izahın ardından “Türkiye ve dünya siyasetinde, çok çok yakın gelecekte çok köklü değişikler olacak. Rusya ve Çin tarafında yer alanlar büyük kaybedecekler.” diye yazmaya bence gerek yok. Zaten kaç kere yazdım ve herkes safını seçti.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu hainin iradesini tanımıyoruz

Ben hayatta oldukça ve benim teşkilatım var oldukça, iradesini Çin’e/Şi’ye teslim etmiş sahte diplomalı bir sözde cumhurbaşkanının bu ülkede hükmü geçmeyecektir.

Güzel ülkemizin toprakları, Çin’in işgali ve zulmü altında inleyen Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin hürriyetlerine kavuşması için verilen her türlü mücadelenin zemini ve merkezi olacaktır.

Çin’den aldığı emirlerle, bu mukaddes hürriyet mücadelesine set olmaya kalkan zavallılar bunun bedelini en ağır şekilde ödeyecektir.

Çin’le yaptığı telefon görüşmesinde bir ton fırça yiyen, hukuki zeminde türlü ceza maddelerine göre ağır cezai müeyyide gereken sözleşmeler yapan, onlardan rüşvetler alan, görüşmenin sonunda hiç zaman kaybetmeden emirleri yerine getirmeye cüret eden ve bu minvalde açıklamalar yapan ve Türkiye’ye alenen ihanet eden bir vatan haininin istediği gibi mi olacak yoksa bu milletin istediği gibi mi olacak, bunu bütün dünya sahada yaşananlarla görecek.

Bu millet, Doğu Türkistan’ı hürriyetine kavuşturmak ve Çin’in, müttefiki Rusya’nın, Türk ve Müslüman unsurlara uyguladığı işgal ve zulüm siyasetini durdurmak için önce kendi içinde bir devrim yapmak gerekiyorsa bile bunu yapacak.

“Yapamazsınız” diyenleri hemen şimdi gerçek sahaya da bekliyoruz. Metafizik sahada zaten acınası haldeler, bir de gerçek sahada boylarının ölçüsünü “vatan aşkıyla” ve “din/namus gayretiyle” almaya çok istekliyiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünya gündeminde neler oluyor…

Macron’un açık İslam düşmanlığına karşı Türkiye, Ürdün, Pakistan, Suudi Arabistan, Bangladeş dahil dünyanın dört bir yanındaki Müslüman milletlerin tepkileri büyüyor.

Çavuşoğlu – Lavrov görüşmesinde Çavuşoğlu yeterince ağırlığını koyamadı ve beklediğim tavırları sergileyemedi. Türkiye’nin artık şahin bir duruşu olmalı…

Tayyip – Putin görüşmesi gerçekleşirken Tayyip yoğun metafizik saldırı altındaydı. Bu, inişli çıkışlı haller yaşamasına sebep oldu ve Tayyip de durması gerektiği gibi duramamış oldu. Şu anda birçok liderin kıskandığı şartlara/kartlara sahip olduğu halde, görüşme sırasında tavırlarına bunu yansıtamadı.

Çatırdama, duyulur oldu.

Haberler doğru değil ve Lavrov korona virüslü biri ile temas etmedi. Putin ile sürekli tartıştılar. Putin müsaade verdi ona… Kendini toparlamasını, işlerin karışık olduğunu, ona çok sabır ettiğini söyledi.

Lavrov, başlarına gelenleri Putin’den bildi. Bir toplantıda o şekilde imalarda bulundu.

Bizim bildiğimiz Putin, kafasında çoktan Lavrov’a su-i kast planları yapmıştır. Putin’in Lavrov’a karşı olan bu tavrı Şoygu ve önde gelen diğer isimleri de sarstı.


Putin, Çin’den sürekli istihbarat alıyor. Çin’in Rusya’ya aniden bir tavır sergilemesinden çok çekiniyor.

Vaziyeti şimdilik sakin görüyor ama Çin Rusya’ya biraz daha kızarsa,medyada Rusya’nın sırlarını, suçlarını, açıklarını ifşa eder ve Rusya’yı finanse eden sistemleri zora sokar diye endişeleniyor.

Putin, Suriye’de kendine bir hareket sahası oluşturmak istiyor. Suriye’deki büyük toplulukların meydanlara çıkıp haklarını savunmalarını, seslerini çıkartmalarını, sürekli Amerika ve Türkiye’yi suçlamalarını, Rusya’yı övmelerini istiyor. Türkiye’yi bu şekilde de baskı altına almak istiyor çünkü YİT onun bütün oyunlarını bozdukça onun Türkiye içinde hareket sahası çok daraldı.

Tayyip- Putin görüşmesinin ardından, Tayyip’in Rusya’ya karşı dik durmakta çekingen tavırlar sergileme ihtimali var. Tayyip böyle bir endişeli-çekingen hal yaşarsa, bu, hem bizim hem de Ankebut Ağının planlarını zora sokacaktır ve Putin’in elini güçlendirecektir.

Putin, görüşmede Tayyip’in kafasını çok karıştırdı, birçok kartlar kullanmak istedi. Tayyip’i bana karşı da doldurmak/kışkırtmak istedi.

Şi, Biden’ın iyice kıskaca alınmasından dolayı da iyice gerildi. Büyücüleri ve medyumları daimi olarak devam ettiriyor. Metafizik sahadan hareketle bir şeyler yapabilmeyi umuyor.

Bunun haricinde başka ülkelerle pek görüşmüyor. Kimseye güvenmiyor, kimseyi sevmiyor… Kuzey Kore ile arada iletişimleri var. Pek de kıymeti olmayan bazı ülkeleri kullanmak üzere planları var. Düşman gördüğü ülkelerde bir gemi patlatma, ülkenin asayişini bozma, olabildiğince çok istihbarat çalma gibi planları var. Eş zamanlı olarak ABD ve Hindistan’da elinden geldiğince iç sorunlara sebep olmak istiyor.


Gizli Ermeni çetesinin elebaşlarından Abdullah Gül, daha önce haklarında “bir avuç ahmak” dediğim çetesinin önde gelen mensuplarını hiç beğenmiyor. Onların gayretlerini, vasıflarını artırmak istiyor ama boşa uğraşıyor. Gül, oluşan yeni dengelerin altında kalmaktan ve zarar görmekten çok çekiniyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bütün dünya devletleri ve milletleri için ortak tehdit: Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen bir Çin…

Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk’un AA’da yayınlanan makalesinden bazı dikkat çekici kısımlar aşağıdaki gibidir.

(…) Ayrıca, Çin halkı ile ÇKP’yi (Çin Komünist Partisi) ayrıştırarak ÇKP’yi şeytanlaştıran söylem ve icraatlar Batı’da, özellikle ABD’de yaygınlık kazanmış durumdadır. Örneğin ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) ABD’ye göç etmek isteyen ÇKP üyelerine 2 Ekim’de vize yasağı getirmiştir. Bu gelişmelerin çevrelenen Çin’i daha zor durumda bırakacağı kesindir.

ÇKP içindeki muhaliflerini bertaraf eden Şi Cinping parti tüzüğü ve ilgili kanunlarda değişiklik yaparak kendisini partinin ve ülkenin tek ve mutlak lideri haline getirmiştir. ÇKP liderliğinde var olan (kısmî) istişare ve kısmî eleştiri kültürü de yok edilerek partide Şi’ye methiye düzen takım baskın hale gelmiştir. Bu gidişat Şi iktidarının uluslararası eleştiri, baskı ve yaptırımlar karşısında daha fazla şahinleşmesine, hata üstüne hata yapmasına, ülkesinde ve bölgesinde istikrarı bozucu bir aktöre dönüşmesine de neden olmaktadır.

ÇKP farklılıklarla mücadeleyi içeriden başlatmak için, 1990’ların başından itibaren Çin anayasası başta olmak üzere bölgesel özerklik yasası, dini inanç, dil-yazı yasalarını özerklik hakkı bulunan azınlıklar için işletmemiş, özellikle Doğu Türkistan ve Tibet’te 1997 yılından itibaren ilgili yasaları neredeyse hiç uygulamamıştır. Tibet ve Doğu Türkistan’a gönderilen ÇKP sekreterleri, ilgili Çin yasalarına aykırı, fakat ÇKP’nin Müslüman Türkleri ve Tibetlileri Çinlileştirme, toplu cezalandırma ideolojisine uygun düşen politik genelge ve yönetmeliklerle, bölge yerlisi halkların hayatını cehenneme çevirmiştir. Bu tarz uygulamalar Şi iktidarı ile zirve yapmış, Çin’deki tüm etnik, dini, kültürel ve fikri farklılıklar şiddetle baskılanmış, hatta 2016’da yurtdışıyla bağlantıları tamamen kesilen Uygur Türkleri milletçe toplama kamplarına tıkılmış, akıl almaz işkencelere maruz bırakılmışlardır.

Şi yönetimi 2013’ten beri azınlık bölgeleri başta olmak üzere, Çinlilerin Falun tarikatı ve diğer çeşitli inanç gruplarına yönelik tahkikat ve baskıların dozunu misliyle artırmış, Doğu Türkistan’daki zulmü biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırıma dönüştürmüştür. Yüksek muhtar bölge olan Hong Kong’un muhtariyetini gölgeleyecek icraatlara girişerek Hong Konglular ile karşı karşıya gelmiştir. Hong Konglular gasp edilen haklarını geri almak için neredeyse bir yıldır sokak mücadelesine çetin şartlarda devam etmektedir.

Son yıllarda Batılı ülkeler Doğu Türkistan, Tibet ve Hong Kong’ta ÇKP rejiminin gerçekleştirdiği hak ihlallerini daha fazla gündemlerinde tutarak, uluslararası toplumun emsali görülmemiş bir şekilde Çin’i eleştirmesine, kınamasına hatta yaptırım uygulamasına ön ayak olmaktadır. Örneğin Doğu Türkistan’daki Çin vahşeti üzerine ciddi veriler ile rapor yayınlayan Avustralya Stratejik Siyaset Enstitüsü (ASPI) yayımladığı son raporunda, Çin’in toplama kampları olduğu düşünülen 380’den fazla bina ve tesisin yerini tespit ettiğini bildirmiştir. Çin’in son üç yıldır o kadar eleştiri ve baskıya maruz kalmasına rağmen bölgedeki kamp inşaatına hâlâ devam ettiğini, Temmuz 2019-Temmuz 2020 döneminde bölgedeki 61 merkezde yeni inşaat ve genişletme çalışmalarının yürütüldüğünü, 14 merkezde ise halen inşaat çalışmalarının sürdürüldüğünün gözlendiğini belirtmiştir. Ayrıca araştırmacılar yeni inşa edilen merkezlerin yüzde 50’sinin yüksek güvenlikli olduğunu, bunun düşük güvenlikli “yeniden eğitim merkezlerinden” yüksek güvenlikli “gözaltı merkezi ve hapishanelere” doğru bir politika değişikliğine işaret edebileceğini söylüyorlar.

“Yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış”

Aynı enstitünün (ASPI) bir diğer araştırması olan “Kültürel Silme” adlı raporunda ise şu bilgiler delilleriyle sunulmuştur: “Uydu görüntüleri desteğiyle Sincan’da yaklaşık 16 bin caminin (toplamın yüzde 65’i), çoğunlukla 2017’den bu yana hükümet politikaları nedeniyle yıkıldığı veya hasar gördüğü tahmin edilmektedir. Ayrıca yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış olup bu camilerin yerle bir edildiğinin görüntüleri vardır”. Bu çalışmaya göre, Doğu Türkistan’daki İslami açıdan önemli yerlerin en az yüzde 30’unun büyük ölçüde 2017’den beri yıkıldığı, yüzde 28’inin ise hasar gördüğü veya bir şekilde dönüştürüldüğü belirtilmiştir.

Uygurların dili, müziği, estetiği, eğlenceleri, evleri, ekolojik muhitleri ve hatta diyetleri dahi Çinlileştirilirken veya ortadan kaldırılırken, Uygur Türklerinin sosyal ve kültürel yaşamını Çinlilik ekseninde yeniden şekillendirmek için gayri insanî bütün zorlayıcı çabaları sürdürürken, somut kültürel mirasları, örneğin binlerce yıllık türbeleri, mezarları, tarihi mekanları ve mimarileri aktif olarak silinirken Türk-İslam ülkelerinin ÇHC’ye karşı çıkmaması ÇKP’ye büyük cesaret vermiş görünüyor. UNESCO’nun, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) da Doğu Türkistan’daki kültürel yıkıma dair kanıtların giderek artmasına rağmen hâlâ ses çıkartmayışı da düşündürücüdür

Aynı strateji gereği Çin, komşu ülkeleri kendi hegemonyasına çekmeye veya kendi tezlerini kabul etmeye zorlamıştır. Son on yılda Çin’e komşu olan ülkelerdeki Çin korkusu artmaktadır. Çin’in komşularına yönelik giderek artan saldırgan ve tehditkâr tutumu onların farklı ittifak arayışlarına girmesine neden olmuştur. Özellikle denizlerde kıyısı bulunan ülkelerle yaşadığı sorunları yönetemeyen Çin doğrudan ABD, Avusturalya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerle, hatta kendisiyle aynı ideolojik kökene sahip Vietnam ile dahi çıkar çatışmasına girmiştir. ABD’nin “Asya’ya Dönüş” stratejisi, bu gelişmeler ışığında Çin tehdidini doğrudan hisseden Doğu ve Güney Asya ülkelerinin aktif iştirakiyle daha da pekişerek gayri resmî bir ittifaka dönüşmüştür. Bu ittifak esasında Çin’i denizlerden çevrelemektedir.


Çin’in çeşitli ülkelere sağladığı kredilerin bir nevi borç tuzağı olduğu, borcunu ödeyemeyen ülkelerin -Sri Lanka örneğinde olduğu gibi- stratejik limanlarını Çin’e devretmek durumunda kaldığı gibi gerçekler, Çin’in yeni sömürgeci olarak algılanmasına, birçok ülkenin kamuoyunda da “Çin tehdidi” tezinin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Pew Araştırma Merkezi’nin yayımladığı “Çin hakkındaki olumsuz kanaatler pek çok ülkede tarihi zirvesine ulaştı” başlıklı araştırma raporunda, 10 Haziran-3 Ağustos 2020 tarihleri arasında 14 ülkeden 14 bin 276 yetişkinle telefonla yapılmış bir anket, Çin’e yönelik güvensizliğin tüm ülkelerde bugüne kadarki en yüksek düzeye ulaştığını göstermiştir. Ankete katılan Japonların yüzde 86’sı, Fransızların yüzde 85’i ve Avustralyalıların yüzde 81’i Çin’e karşı güvensizliklerini dile getirmiştir. Olumsuz görüş bildirenlerin oranı Güney Kore’de yüzde 75, İngiltere’de yüzde 74, ABD, Kanada ve Hollanda’da yüzde 73’tür. Katılımcılar arasında görüşlerin dağılımında gelir ve eğitim düzeyine bağlı belirgin farklar görülmediği, ağırlıktaki olumsuz görüşün toplumların farklı kesimlerince paylaşıldığı belirtilmiştir.