Etiket arşivi: Çin Komunist Partisi

Bütün dünya devletleri ve milletleri için ortak tehdit: Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen bir Çin…

Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk’un AA’da yayınlanan makalesinden bazı dikkat çekici kısımlar aşağıdaki gibidir.

(…) Ayrıca, Çin halkı ile ÇKP’yi (Çin Komünist Partisi) ayrıştırarak ÇKP’yi şeytanlaştıran söylem ve icraatlar Batı’da, özellikle ABD’de yaygınlık kazanmış durumdadır. Örneğin ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) ABD’ye göç etmek isteyen ÇKP üyelerine 2 Ekim’de vize yasağı getirmiştir. Bu gelişmelerin çevrelenen Çin’i daha zor durumda bırakacağı kesindir.

ÇKP içindeki muhaliflerini bertaraf eden Şi Cinping parti tüzüğü ve ilgili kanunlarda değişiklik yaparak kendisini partinin ve ülkenin tek ve mutlak lideri haline getirmiştir. ÇKP liderliğinde var olan (kısmî) istişare ve kısmî eleştiri kültürü de yok edilerek partide Şi’ye methiye düzen takım baskın hale gelmiştir. Bu gidişat Şi iktidarının uluslararası eleştiri, baskı ve yaptırımlar karşısında daha fazla şahinleşmesine, hata üstüne hata yapmasına, ülkesinde ve bölgesinde istikrarı bozucu bir aktöre dönüşmesine de neden olmaktadır.

ÇKP farklılıklarla mücadeleyi içeriden başlatmak için, 1990’ların başından itibaren Çin anayasası başta olmak üzere bölgesel özerklik yasası, dini inanç, dil-yazı yasalarını özerklik hakkı bulunan azınlıklar için işletmemiş, özellikle Doğu Türkistan ve Tibet’te 1997 yılından itibaren ilgili yasaları neredeyse hiç uygulamamıştır. Tibet ve Doğu Türkistan’a gönderilen ÇKP sekreterleri, ilgili Çin yasalarına aykırı, fakat ÇKP’nin Müslüman Türkleri ve Tibetlileri Çinlileştirme, toplu cezalandırma ideolojisine uygun düşen politik genelge ve yönetmeliklerle, bölge yerlisi halkların hayatını cehenneme çevirmiştir. Bu tarz uygulamalar Şi iktidarı ile zirve yapmış, Çin’deki tüm etnik, dini, kültürel ve fikri farklılıklar şiddetle baskılanmış, hatta 2016’da yurtdışıyla bağlantıları tamamen kesilen Uygur Türkleri milletçe toplama kamplarına tıkılmış, akıl almaz işkencelere maruz bırakılmışlardır.

Şi yönetimi 2013’ten beri azınlık bölgeleri başta olmak üzere, Çinlilerin Falun tarikatı ve diğer çeşitli inanç gruplarına yönelik tahkikat ve baskıların dozunu misliyle artırmış, Doğu Türkistan’daki zulmü biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırıma dönüştürmüştür. Yüksek muhtar bölge olan Hong Kong’un muhtariyetini gölgeleyecek icraatlara girişerek Hong Konglular ile karşı karşıya gelmiştir. Hong Konglular gasp edilen haklarını geri almak için neredeyse bir yıldır sokak mücadelesine çetin şartlarda devam etmektedir.

Son yıllarda Batılı ülkeler Doğu Türkistan, Tibet ve Hong Kong’ta ÇKP rejiminin gerçekleştirdiği hak ihlallerini daha fazla gündemlerinde tutarak, uluslararası toplumun emsali görülmemiş bir şekilde Çin’i eleştirmesine, kınamasına hatta yaptırım uygulamasına ön ayak olmaktadır. Örneğin Doğu Türkistan’daki Çin vahşeti üzerine ciddi veriler ile rapor yayınlayan Avustralya Stratejik Siyaset Enstitüsü (ASPI) yayımladığı son raporunda, Çin’in toplama kampları olduğu düşünülen 380’den fazla bina ve tesisin yerini tespit ettiğini bildirmiştir. Çin’in son üç yıldır o kadar eleştiri ve baskıya maruz kalmasına rağmen bölgedeki kamp inşaatına hâlâ devam ettiğini, Temmuz 2019-Temmuz 2020 döneminde bölgedeki 61 merkezde yeni inşaat ve genişletme çalışmalarının yürütüldüğünü, 14 merkezde ise halen inşaat çalışmalarının sürdürüldüğünün gözlendiğini belirtmiştir. Ayrıca araştırmacılar yeni inşa edilen merkezlerin yüzde 50’sinin yüksek güvenlikli olduğunu, bunun düşük güvenlikli “yeniden eğitim merkezlerinden” yüksek güvenlikli “gözaltı merkezi ve hapishanelere” doğru bir politika değişikliğine işaret edebileceğini söylüyorlar.

“Yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış”

Aynı enstitünün (ASPI) bir diğer araştırması olan “Kültürel Silme” adlı raporunda ise şu bilgiler delilleriyle sunulmuştur: “Uydu görüntüleri desteğiyle Sincan’da yaklaşık 16 bin caminin (toplamın yüzde 65’i), çoğunlukla 2017’den bu yana hükümet politikaları nedeniyle yıkıldığı veya hasar gördüğü tahmin edilmektedir. Ayrıca yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış olup bu camilerin yerle bir edildiğinin görüntüleri vardır”. Bu çalışmaya göre, Doğu Türkistan’daki İslami açıdan önemli yerlerin en az yüzde 30’unun büyük ölçüde 2017’den beri yıkıldığı, yüzde 28’inin ise hasar gördüğü veya bir şekilde dönüştürüldüğü belirtilmiştir.

Uygurların dili, müziği, estetiği, eğlenceleri, evleri, ekolojik muhitleri ve hatta diyetleri dahi Çinlileştirilirken veya ortadan kaldırılırken, Uygur Türklerinin sosyal ve kültürel yaşamını Çinlilik ekseninde yeniden şekillendirmek için gayri insanî bütün zorlayıcı çabaları sürdürürken, somut kültürel mirasları, örneğin binlerce yıllık türbeleri, mezarları, tarihi mekanları ve mimarileri aktif olarak silinirken Türk-İslam ülkelerinin ÇHC’ye karşı çıkmaması ÇKP’ye büyük cesaret vermiş görünüyor. UNESCO’nun, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) da Doğu Türkistan’daki kültürel yıkıma dair kanıtların giderek artmasına rağmen hâlâ ses çıkartmayışı da düşündürücüdür

Aynı strateji gereği Çin, komşu ülkeleri kendi hegemonyasına çekmeye veya kendi tezlerini kabul etmeye zorlamıştır. Son on yılda Çin’e komşu olan ülkelerdeki Çin korkusu artmaktadır. Çin’in komşularına yönelik giderek artan saldırgan ve tehditkâr tutumu onların farklı ittifak arayışlarına girmesine neden olmuştur. Özellikle denizlerde kıyısı bulunan ülkelerle yaşadığı sorunları yönetemeyen Çin doğrudan ABD, Avusturalya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerle, hatta kendisiyle aynı ideolojik kökene sahip Vietnam ile dahi çıkar çatışmasına girmiştir. ABD’nin “Asya’ya Dönüş” stratejisi, bu gelişmeler ışığında Çin tehdidini doğrudan hisseden Doğu ve Güney Asya ülkelerinin aktif iştirakiyle daha da pekişerek gayri resmî bir ittifaka dönüşmüştür. Bu ittifak esasında Çin’i denizlerden çevrelemektedir.


Çin’in çeşitli ülkelere sağladığı kredilerin bir nevi borç tuzağı olduğu, borcunu ödeyemeyen ülkelerin -Sri Lanka örneğinde olduğu gibi- stratejik limanlarını Çin’e devretmek durumunda kaldığı gibi gerçekler, Çin’in yeni sömürgeci olarak algılanmasına, birçok ülkenin kamuoyunda da “Çin tehdidi” tezinin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Pew Araştırma Merkezi’nin yayımladığı “Çin hakkındaki olumsuz kanaatler pek çok ülkede tarihi zirvesine ulaştı” başlıklı araştırma raporunda, 10 Haziran-3 Ağustos 2020 tarihleri arasında 14 ülkeden 14 bin 276 yetişkinle telefonla yapılmış bir anket, Çin’e yönelik güvensizliğin tüm ülkelerde bugüne kadarki en yüksek düzeye ulaştığını göstermiştir. Ankete katılan Japonların yüzde 86’sı, Fransızların yüzde 85’i ve Avustralyalıların yüzde 81’i Çin’e karşı güvensizliklerini dile getirmiştir. Olumsuz görüş bildirenlerin oranı Güney Kore’de yüzde 75, İngiltere’de yüzde 74, ABD, Kanada ve Hollanda’da yüzde 73’tür. Katılımcılar arasında görüşlerin dağılımında gelir ve eğitim düzeyine bağlı belirgin farklar görülmediği, ağırlıktaki olumsuz görüşün toplumların farklı kesimlerince paylaşıldığı belirtilmiştir.