Etiket arşivi: Çanakkale Harbi

Bulut mu, UFO’lar mı?

Çanakkale savaşları sırasında İngiliz taburunu yutan “bulutlar” gerçekten bulut olabilir mi? Yere inip, Müslüman askerler çok dar bir anda iken İslam düşmanı askerleri yutup sonra yükselen şeyler bulut olabilir mi? Yoksa şimdilerde yüzleştiğimiz, iyice duyup öğrendiğimiz, ‘Başka dünyaların Müslüman insanları’ ve onların UFO’ları olabilir mi?

Çanakkale savaşları sırasında İngiliz Norfolk taburunu yutan bulutu tarif eden Anzak askerlerinin tariflerine çok dikkat etmek gerekiyor. Önce, olayın görgü şahidi olan 20’den fazla Anzak askerinin özetle neler anlattığını aktaran video kesitini çok dikkatlice izleyin.

Savaş sonrasında bu tabur kayıp ya da yok edilmiş sayıldı.

➥ Gün ışığında, hava berrak ve bulutsuz iken, sadece altı ya da sekiz adet, bulut olduğu düşünülen şeyler görülüyor.

➥ Bulut olduğu düşünülen bu şeylerin hepsi birbirinin eşi gibi, ekmek somunu şeklinde ve aynı boylarda oldukları, sanki katı cismani/maddesel yapıları olduğu, gri renkli oldukları görülüyor.

➥ Hava rüzgarlı olmasına rağmen bu bulutların biri bile hareket etmiyor. Oldukları yerde sabit durabiliyorlar. Rüzgara rağmen şekilleri de değişmiyor. Bunlardan birinin dağın tepesine inmiş olduğu da kayda geçiyor.

➥ Bulut olduğu düşünülen şey, bir hortum oluşturmadan, altındaki İngiliz askerlerini doğrudan kendine çekip alıyor. Şurası da çok mühimdir ki son İngiliz askerini de alınca, yavaş yavaş ve dikey olarak yükseliyor. Diğerlerinin hizasına gelince de, hepsi beraber birden aynı hızda kuzeye doğru oradan uzaklaşıyorlar.

Herkes ilk UFO vak’asının ve kazasının 1947’de Roswell’deki, Amerika’ya ait, dünyanın ilk ve tek Atom Bombası Üssü’nü gözetlerken düşen UFO olduğunu bilir ama bu bilgi doğru değildir. 1897 yılında Amerika’da Texas’ın küçük bir kasabasındaki bir çiftliğin değirmenine de bir UFO düşmüştü. Görevlendirilen ordu yetkilisi bile olay hakkında hazırladığı raporda “Bu dünyadan değildir” ifadesini yazdı. Kazada ölen uzaylı ise kasabanın mezarlığına gömüldü. Olaya onlarca kasabalı şahit oldu ve sonraki süreçte çok sayıda basın görevlisine, kimliklerini gizlemeden gördüklerini anlattılar. Bu hadise Aurora Kazası olarak isimlendirilir. Dolayısı ile, Çanakkale savaşlarının yaşandığı 1915 senesinden 15-20 sene önce bile UFO kazaları yaşanmıştı.

Dahası da var…

13 Mart 1890 tarihinde Osmanlı’daki Sabah gazetesinin, Fransa’da UFO görüldüğü iddiası ile yaptığı haber. Yedikıta dergisinin Ekim 2013 sayında konu edildi.

Yıllardır, Akademi Dergisi ve SpaceExplorer.TV sitelerimizde ve bunların sosyal ağ sayfalarında, uzaylıların da bizler gibi insan olduklarına, dinden mükellef olduklarına ve binlerce senedir dünyamıza geldiklerine dair somut yüzlerce delil paylaştık. Bunları da inceledikçe göreceksiniz ki, 1915 yılında bu UFO’ların Çanakkale savaşları sırasında bölgede olmaları ve uygun gördükleri anlarda müdahil olmaları son derece normal… Hatta bu yüzlerce yayını inceledikçe göreceksiniz ki, 1945’ten bu yana dünyamızda nükleer savaşlar yaşanmıyorsa, bunu da UFO’lar ile gizlenerek gelip, hiçbir şeye zarar vermeyen uzaylı Müslüman insanlara borçluyuz. Bunu en saygın NASA astronotlarına kadar çok sayıda yetkili ve etkili isim itiraf etti.

Mehmet Fahri Sertkaya (17 Mart 2015)

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünya’dan büyük uzay araçları ve Hz.Nuh’un gemisi

Dünyadan en iyi ihtimalle yüzlerce kat büyük olan o uzay araçlarını, Satürn, Uranüs ve Jüpiter’in çevresinde sadece Ruslar değil, NASA da sayısız kere görüntüledi. Bu gördüğünüz fotoğraflar da NASA’dan sızdı.

NASA adına 12 sene önemli projelerde çalışan ve bilim dünyasında saygın bir yere sahip olan ABD’li Dr. Norman Bergrun, bu hususlarda çok kere konuştu. Bu uzay araçlarının varlığını hep açıkça kabul etti. Hatta Satürn’ün halkalarının yapay olduğunu, bu uzay araçlarındaki kişiler tarafından yapay olarak ve enerji temini için oluşturulduğunu iddia etti. Bergrun “Sayıları gittikçe artan bu cisimler Güneş sisteminin her yerinde var ve nüfusları kritik bir eşiğe dayandı” da dedi.

On binlerce sene önce, Nuh’un gemisinin yapıldığı vakitte, bizim dünyamızda da bilim ve teknoloji işte o gördüğünüz uzay araçlarını yapabilecek kadar ileriydi. Sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok insan, gezegenimizden başka başka uzak dünyalara gitti. Birçoğu geri dönmedi ve nesilleri oralarda da devam etti. Başka dünyalardan da bize gelindi. Yerleşenler, gitmeyenler oldu. Hala kesinleştirilemedi ama ihtimal ki melez ırklar oluştu. Böyle bir şey olduysa akla ilk gelenler ise Japonlar.. Sadece bu kısmı açmak, saatlerce sesli anlatım yapmayı zorunlu kılıyor.

Hz. Nuh zamanında cep telefonunun varlığını tartışıyorlar… Şunları bilince, nedir cep telefonu, mevzu mudur? Şimdi bizim gelişmiş cihazlarla hatta dünya yörüngesinde dönen Hubble gibi uzay teleskopları ile görüntülediğimiz yerler bile akıl almaz derecede uzak yerler. Oysa hz. Nuh peygamberin zamanında yedi kat semayı bile cihazlarla görüntülemişlerdi. Nuh (a.s.) iman etmeyen, alay eden ve küstahlaşan kavmine “Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü nasıl ahenk ile yaratmış?” dedi ve bunu dediğini biz apaçık Kur’an ayeti ile biliyoruz.

Nuh’un gemisi tahtadan değildi. Ayet-i kerimedeki ifadeler aslında tahta değil levha ve perçin anlamına geliyor. Yakıtlı bir gemi olduğuna da işare ediyor ayetler. Belki de Nuh tufanı gibi bütün gezegende hayatı bir anda bitirecek kadar akıl almaz bir tufan yaşanmasına da gelişmiş iklim silahları ya da başka gezegenlerin insanlarının gelişmiş imkanlarla yaptıkları saldırılar sebep oldu. Onlarca senedir Müslüman Merihlilerde yani Marslılarda öyle bir teknoloji var ki dünyamıza zarar vermek isteseler, buraya kadar gelmeleri bile gerekmiyor. Oradan bizi yakıp yıkabiliyorlar. Zaten asırlardır geliyorlar, Çanakkale harbine bile yardım ettiler ama gizleniyorlar. Çünkü başka gezegenlere gidip onların imtihanını bozacak müdaheleler yapmak, dinen yasak. Kesin surette yasak. Yoksa çoktan dünyada Müslümanların hakim olmasını sağlayacaklardı. Bu kadar akıl almaz uzay gemileri, bu kadar sayıca da çokluk ve maddi güce rağmen dünyamıza zarar vermeyi hiç düşünmeyen insanların, mutlaka yüksek maneviyatı ve ahlakı vardır ve var: İslam.. 18 bin alemin hepsinde Müslümanlarla gayr-i müslimlerin mücadelesi var. NASA’nın yarım asırdır dünyayı kandırması ve bunları duyurmaması da bu yüzden. Biliyorlar neyin ne olduğunu, küfr-ü inadi ile hala İslam düşmanlığı yapıyorlar

Bu derece gelişen bilim ve teknoloji peşi sıra akıl almaz tehlikeler getiriyor. Art niyetli kişilerin ellerine geçtiği anda, gezegeni toptan yok edecek, kendi kendilerini imha edecek hale geliniyor. Süleyman a.s. zamanında da bizim gezegenimiz o eşiğe geldi ve veziri Asaf yer yüzünden fen ilimlerini bir anda kaldırdı. Bir sıfırlama çekildi, hususi bir muamele oldu. Çünkü gezegenimiz dini anlamda bütün alemlerin merkezi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şu sağdaki uzaylıyı gördüm rüyamda

Ha bir de şu sağdaki uzaylıyı gördüm rüyamda. 1961’de KGB’nin çektiği gerçek video görüntüleri sızmıştı, seneler önce paylaşmıştım. Hemen anlamıştım edep ve yüksek ahlak vardı yüzünde.

Rüya bu ya, meğer bu uzaylı insan türü Merihliler yani Marslılarmış. Onların şekli böyle imiş. Bu da Merihli imiş 61’den çok önce yakalanmış. Hz. Üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin sohbetlerini dinlemeye gelmişler, arıza yapınca Sovyet Birliği sınırları içinde kaza yapmışlar ve arkadaşları vefat etmiş. Bu ise kurtulmuş. O günden bu yana saklamışlar bunu… Bilgi almak istemişler diye gördüm. Bu de vermemiş galiba. Yaşı da çokmuş bunun, 150 olabilir. Zaten rüya bu ya onlar 250 yaşına kadar yaşarlamış diye biliyordum rüyamda.

Boş adam değilmiş, doktor mu neymiş. Ya da bilim adamı falan olabilir. Onların okumuşlarından biri yani… Ara ara Hz.Üstazımız buna uğruyormuş, üzülme diyormuş, teselli ediyormuş da bunun hali yine de kötü imiş. Çok sarsılmış, yalnızmış, en son dışarıyı otuz sene önce görmüş, nerede olduğunu bile bilmiyormuş. Karnını açmışlar, iç organlarını inceleyip kapatmışlar. Daha gördüm de bir şeyler, gelmedi şimdi aklıma.

80 milyondan fazla insan yatıyormuş orada… Seneler önce gitmişken yetkilisini bulup sormuştum. “Ohoo” diye söze başlayınca, “Sen ne yaptın birader, olur mu o kadar” diyecek zan ettim ama adam demesin mi “Ohoo, ne seksen milyonu? Kaç asırlık bu mezarlık, biliyor musun sen? Şu şu şu koca mahalleler var ya, bir zamana kadar bu mezarlığın bünyesindeydi. Oraların altı hep mezarlık. Bu kalan yeri bile ne kadar büyük ve yoğun talebi/trafiği görüyorsun. Burada seksen milyondan fazlası vardır, azı yoktur” demesin mi…

Sonradan öğrendim, meğer orada Çanakkale harbinin şehitlerinden bile çok sayıda varmış. Harpte yaralananların bir kısmı gemilerle İstanbul’a getiriliyormuş. Onlardan bir kısmı şehit olunca bu Karacaahmet Kabristanı’na defin olunuyormuş.

Mehmet Fahri Sertkaya