Etiket arşivi: İstanbul Boğazı

KAPATIYORUM

Şu andan itibaren, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını Rusya’nın ve onunla danışıklı dövüşen bütün ülkelerin (TR dahil) gemilerine ve denizaltılarına kapatıyorum.

İnsan ve organ kaçırılan gemileri geçtim… Silah, mühimmat, askeri araç ve terörist kaçırılan gemileri geçtim… Türlü uyuşturucular kaçırılan gemileri de geçtim… Petrol ve türevlerini kaçıran gemileri de geçtim… Sigara/tütün kaçırılan gemiler bile boğazlarımızdan geçemeyecek. Tamamen ve en kesin şekilde kapatıyorum, yasaklıyorum.

“Lanetleniriz, masum insanları hatta küçücük bebekleri, çocukları, ayrıca kadınları kaçırıp organ, fuhuş, ayin mafyalarına satmak da nedir” diyerek… Bundan uzak durarak… Normal yükünün yanında hiç denilebilecek kadar miktarda bir şeyler kaçıran ve kara para işine bir şekilde karışan gemiler ve personelleri de boğazlardan geçemeyecekler.

Şu ana kadar görülmemiş şiddette sinyale girecekler. Yanacaklar, patlayacaklar, personelleri de diri diri yanacaklar. Ya da batacaklar. En hafifi bile tamiri çok güç ve uzun zaman alacak sorunlar yaşayacaklar. Bu ülkelere bundan sonra gemi/boğaz yolu yok.

İstanbulla restleşebileceğini zan edenlere, danışıklı dövüşlerin korkak ve vahşi taraflarına, bundan böyle tahammül ve mühlet yok.

Hiçbir şeyden de çekincemiz yok. Neresinden patlak vererek karışacaksa, karışsın, yansın, yıkılsın bu dünya… Ölen ölsün, cehenneme dolsun, kalanları da sonraki seferlerde dolarlar. Lakin İstanbul durmadan hizmetine devam eder.

Söz konusu ülkelerin bu türlü gemilerine ve denizaltılarına Kara denizin, Ege denizinin ve Ak denizin tamamını da yasaklıyorum. Bu denizlerin herhangi bir yerinde bulunan deniz araçları, korunmanın mümkün olmadığı o sinyallere yakalanacaklar. Bu denizlere kıyı olan limanlardan, en ufak bir kara para işine alet ettikleri limanlar da ağır sinyallere girecekler. Bir gram benzin, herhangi bir patlayıcı ve yanıcı madde (askeri ve malzemeler/maddeler dahil), limanlarda yanıcıi parlayıcı ve patlayıcı ne bulursak, onlar üzerinden o limanları enkaza çevireceğiz. Kara paracı o liman/gümrük personellerini de bu vesile cezalandırmış olacağız. Bazı gemileri bu limanlarda iken patlayacak ya da yakacağız. Bazı limanların elektrik trafolarını bile patlatacağız. Sistemi tamamen işlemez hale getireceğiz. Bu ülkelerin normal liman/gümrük trafiğinin bile bozulmasını sağlayacağız

Lanet gelsin bütün bu ülkelere, hükumetlere, bu akıl almaz gerçekleri bilip görüp de hiçbir mücadele vermeyen dünyanın dört bir yanındaki insan müsveddelerine…Yakacağım bu dünyayı, cayır cayır yakacağım, yanında insanlığı da yakacağım ama yine de bu şeytani, vahşi sistemi yıkacağım.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Hangi çağda yaşıyoruz?

Gemilerin İstanbul ya da Çanakkale boğazından geçebilmeleri için, insan gözünün ya da dürbünlerin ve kameraların sorunsuz görebileceği kadar açık havaya, sissiz havaya gerek yok.

Şu çağımızda sürücüsüz arabalar bile her yere yayılıyor. Söz konusu arabalar, her yöne sinyal yayıyorlar, herhangi bir cisme çarpıp geri dönen sinyali işliyorlar, cisimlere uzaklıklarını belirliyorlar ve buna göre direksiyonu çeviriyorlar. Üstelik yüksek hızda giden arabalar bile bunu yapıyorlar. Elde böyle bir teknoloji zaten var.

Öyle ise bu kadar ucuzlamış ve yayılmış olan bu teknoloji, gemilere neden takılmıyor? Haydi gemilere takılmasın, İstanbul boğazında vazifeli olan römorkörlere neden takılmıyor?

Römorkörlere bu cihazlardan takılsın, üstelik GPS ile hassas şekilde konum tayini yapan sistem de ek olarak takılsın, bu römorkörler o gemileri alıp boğazdan geçirsin. Hepsi bu… Bence gerekmiyor ama boğazın iki yanında, belli noktalara sinyal yayıcılar konulur, römorkörlerdeki yön bulucu sistem, bunların sinyallerini de ayrıca işleyerek konumunu bilebilir.

Zaten boğazlar sis varken trafiğe kapatılıyor, kimse girmiyor boğazlara… Bu hususta ek bilgilendirmeler de yapılır ve boğazlar kapalı iken sadece römorkörlerin geçiş yapmasına izin verilir. Sorunsuz şekilde bu sistem çalışır.

Çalışır da o kara ve kanlı para işlerinde kullanılan gemiler yine boğazlarda takılırlar. Motorları çalışmıyor ve çekilerek götürülüyor olsalar bile yanarlar, patlarlar… Lakin hiç değilse temiz iş yapan insanların gemileri boş yere beklememiş ve zarar etmemiş olur.

Aşırı rüzgaların, fırtınaların, dalgaların olmadığı zamanlarda şu boğazlarımızda sadece sis yüzünden gemilerin bekletiliyor olması, Türkiye için bir yüz karası… Bu yaptığımıza bütün dünyada gülerler, çok gülerler.

Benzeri bir sistem, onlarca senedir hava limanlarında kullanılıyor ve görüş mesafesi sıfır olan pilotlar, aletli iniş sistemi denilen sistemi kullanarak sorunsuz şekilde iniş yapıyorlar. Uçaklar bile bunu onlarca senedir yapıyorlar ama gemiler mi yapamıyorlar.

Sisli bölgede, pervaneleri güçlü helikopterler uçurarak sis dağıtılabiliyor. Sisli bölgede, hava sıcaklığı artırılarak da sis dağıtılıyor. Sisli bölgeye bazı gazlar yoğun olarak salınarak da sis dağıtılabiliyor.

Boğaz köprülerine üçer beşer tane büyük ve güçlü pervaneler takılarak bile sis büyük oranda dağıtılabilir.

Lakin, sisin/nemin kimyasını oynayan tarzda enerji yayan cihazlar yapılarak ve bölgeye birkaç tane yerleştirilerek de sis dağıtılabilir.

Havalimanları da sis nedeniyle uçuşları iptal etmekten kurtulur. Boğazlarda da sis nedeniyle gemilerin geçişleri durdurulmaz.

Günümüzde, sis yapmak kadar sisi kaldırmak da kolay.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İntikam, soğuk yenilince lezzetli bir aştır

Güney Azerbaycan’ın Türkiye’ye değil de tamamen Londra’nın kontrolünde olan Azerbaycan’a/Aliyev’e bağlanması için mücadele veren hiçbir tarafı ve kişiyi, dost unsur olarak görmüyorum ve görmeyeceğim. Hatta söz konusu tarafları, öncelikli olarak imha edilmesi ya da tamamen diz çöktürülmesi, tesirsiz hale getirilmesi gereken taraflar olarak göreceğim.

Güney Azerbaycan doğrudan Türkiye’ye bağlanacak. Sonra, günümüzde İran denilmekte olan o kadim Türk topraklarının tamamını da Türkiye’ye bağlayan hamlelerimiz devam edecek. Bunları yapmamıza Londra merkezli dünya düzeninin aktörleri mani olamayacaklar.

Onlar, Aralık ayı boyunca krizlerden krizlere girecekler ve yeni yıla da devasa krizlerle girecekler. Devamındaki aylarda da kendi iç dertlerini/meselelerini bile çözemez hallerde olacaklar. Daha önce de açıkça yazdığım gibi, zaman bizim lehimize, onların aleyhine işlemeye devam ediyor.

Ordumuzun Suriye’ye askeri operasyon yapmasını, terör ve kara/kanlı para işlerinin artırılmasını hedefleyen Ankebut Ağını, merkezde de Londra’yı, yine yendik. Suriye’ye o kapsamlı askeri operasyonu yaptırmadık, yaptırmayacağız. Kara paraları iyice kesilince adeta aort damarları düğümlenmiş gibi can çekişen, acıyla debelenen batılı ve doğulu ülkeleri keyifle izleyeceğiz. İntikam, soğuk yenilince lezzetli bir aştır. TSK içindeki NATO’cu ve Londra merkezli sistemin mensubu herkesi, istisnasız herkesi imha etmeye başlayacağız. Gerektiğinde tetik düşürerek, gerektiğinde ileri seviyede su-i kast teknikleri kullanarak, gerektiğinde metafizikle çarparak, o hainler güruhunu yok edeceğiz. Onların yerlerine biyonik robotlarla geçilmesine de izin vermeyeceğim, şu anda kadar biyonik robotlarla yerine geçilmiş kişileri de oyundan düşüreceğim.

Baştan söylediğim gibi, Londra’nın çok istediği Türkiye-Yunanistan krizi de iyice tempo yitirdi. Şu günlerde yeniden bu suni ve danışıklı krizde tarafların tempo yükseltmesine de izin vermeyeceğiz.

Şu sözde mülteciler işi de iyice uzadı ve daraldım. Hususiyle Türkiye içindeki taraflardan bu konuda karşımda duran herkese hızla yıkıcı darbeler vurmaya başlayacağım. İstanbul’un karşısında durabileceğini zan eden Putin’in/Rusya’nın bile dünyaya rezil olduğu ve kahkahalarla gülündüğü şu günlerde, bakalım Türkiye içindeki söz konusu tarafların hallerine nasıl kahkahalarla gülünecek. Aslında ortada şaşırtıcı bir şey yok. Karşımda her seferinde namertlik yapan, düşmanlık yapan ve son süreçte haddini iyice aşan Putin’in ve çetesinin başına daha da fazla şeyler gelecek. Rusya halkının tamamını düşman görmüyorum ama defalarca ikaz ettiğim ve süre tanıdığım halde, gerekli duruşa sahip olmadılar ve mücadeleyi vermediler. Benim, insanlığın ve Rus halkının kurtuluşu için Rusya’yı parçalamaktan başka çarem de kalmadı. Bu, Rusların tercihi oldu, benim değil…

Hala boğazlar konusunda benimle açıkça restleşebileceğini düşünen taraflar kaldıysa… Putin gibi Türkiye’de terör eylemleri ve suni afetler yapabileceğini düşünenler kaldıysa… Onları da Putin gibi açıkça tavrını sergilemeye devam ediyorum. Onları da Putin’le aynı hale düşürmek benim için büyük bir vazife ve zevk olacak. Bu ülkede ve bölgede, bundan sonra da ben ne diyorsam, sadece o olacak.

Şu vakit oldu da hala Sedat Peker’in yayınlar yapamıyor oluşu da beni çok geriyor. Bu hususta da söylenmesi gerekenleri baştan yazmıştım. Tekrar edecek değilim. Bu konuda verdiğim mühletin bittiğini ve bu konuda da şu andan itibaren çatışma kısmına geçtiğimizi açıkça ilan etmiş bulunuyorum. Diğer kısımlarını, neler olacağını, zaten ilgili bütün taraflar biliyorlar.

Esed güçleri hariç, Suriye sınırları içindeki bütün yabancı unsurların (Rusya ve İran unsurları da dahil) Suriye sınırlarından çıkartılması süreci hız kesmeden ve şiddetini artırarak devam edecek. Bu husustaki kararlılığımı bir kez daha hatırlamakta fayda gördüm.

Dediğim gibi, Aralık ayı şiddetli çatışmalarla geçecek gibi duruyor ve bizde buna çoktan hazırız.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Boğazlarımızın emniyeti asla ihmal edilmemelidir

İstanbul ve Çanakkale boğazlarının iki yakasına da elektromanyetik silahlar yerleştirilmelidir. İzinsiz şekilde boğazlarımızdan geçmek isteyecek askeri ya da sivil deniz araçlarına karşı bu silahlar kullanılmalıdır. Yakın mesafeden güçlü elektromanyetik silahla vurulacak deniz araçlarında elektrikli ve elektronik bütün aksam yanıp bozulacaktır. Deniz aracı kısacık sürede, kontrol edilemeyen ve bir işe yaramayan bir metal yığınına dönecektir.

Ayrıca, bir dakikadan kısa süre içinde, talimatları dinlemeyen deniz aracının içindeki bütün insanları bayıltacak sinyalleri gönderen cihazlar/silahlar da yerleştirilmelidir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Hayal dünyasından çıkmak gerekiyor.


Kanal İstanbul ilan edildikten hemen sonrasında “Bu proje asla gerçekleştirilemez” dedim. On seneden fazladır yayıncılık yapıyorum, Türkiye’nin ve dünyanın türlü meselelerine temas ediyorum. Bu süre zarfında da Kanal İstanbul’un hiçbir zaman gerçekleştirilemeyeceğini söyleyip durdum.

Hala aynı kanaatteyim. İlan edildiği zaman bunun yapılması mümkün değildi, şimdiler ise hiç mümkün değil. Öncelikle devletin hazinesi eksi değerde, para yok, gelirler iyice düşüyor, borçlar dağ gibi oldu. Çok yakında kuraklık, depremler ve türlü başka afetler sebebiyle Türkiye daha da kötü bir hale gelecek ve bu proje yine gerçekleştirilemeyecek.

İstanbul boğazının dar kısımları tıraşlanacak, genişletilecek.

Bundan daha mühim bir yanı var ki böyle bir suni kanal, tabiata da son derece büyük ve sürekli zararlar verecek. İstanbul’da hayatı da kolaylaştırmayacak, aksine zorlaştıracak.

Tekrara girmeye, yıllardır ifade edilenleri tekrar etmeye gerek yok. Artık şu gerçeği bütün kişiler, kesimler, devletler kabullenmeliler. İstanbul boğazı tıraşlanacak. Dar olan kısımları, mümkün olduğunca tek bir yandan (Anadolu ya da Avrupa yanından) tıraşlanarak bu soruna çare bulunacak. Bunun, akl-ı selimle, iyi niyetle bulunabilecek başka bir çaresi yok.


Türkiye’deki en büyük kara paracı mafya reislerinden biri olan Tayyip’in pis işlerine/hesaplarına aldanıp da ellerini ovuşturarak kirli planlar yapanlar, hayal dünyasından bir an önce çıkıp sarsılsınlar. Hesapları tutmayacak, pek çok şey hesaplarının tutmasına mani olacak. Bunlardan biri de Tayyip’in/AKPKK’nin iktidarda uzun süre kalamayışı olacak. Tayyip’ten sonra gelen hiç kimse de o kanalı yapamayacak.

Bu şartlarda, bu kirli planların içinde sadece çılgınlar, paralarını kaybetmek isteyenler yer alabilirler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkler, 1071’deki Malazgirt Zaferi ile Anadoluya gelmedi

Türkler Anadolu’ya geldiğinde, Anadolu’da ne Rumlar vardı, ne de Bizans… Ne de Anadolu’ya Anadolu denirdi.

Gerçek tarihi bilerek ve isteyerek gizliyorlar

Elde ettikleri bilgileri dünya insanlığından gizliyorlar.

Bundan 7 bin beş yüz sene ile 9 bin beş yüz sene önceki aralıkta, günümüzde İstanbul denilen bölgede Türk hakimiyeti vardı.

O zaman Müslüman Türk kavminin başında, dünyaya ve dünyalara hükmeden bir kumandan olan, Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen, hak peygamber ya da çok büyük veli bir zat olan hazret-i Zülkarneyn vardı. Hz. Zülkarneyn de Türk’tü ve 2 bin yıl yaşadı.

Türkler o zaman sadece dünyaya değil, dünyalara hakimdi. Dünyada tek bir devlet vardı ve onun başında Hz. Zülkarneyn vardı. O devirde dünya üzerinde, şimdiki bilim ve teknoloji seviyemizden binlerce kat ileri bilim ve teknoloji vardı. Daha sonra Süleyman a.s. zamanında dünyamızdan bilim ve teknoloji kaldırıldı.

Günümüzde İstanbul dediğimiz bölge de Hz. Zülkarneyn’in kontrolündeydi ve önemli bir şehirdi. O devirde İstanbul Boğazı ve Cebel-i Tarık boğazı yapay olarak, yüksek bilim ve teknoloji ile açıldı.

Bu gerçek tarihi ileri gelen Yahudi ve Hristiyan tarihçiler de bilim ve din adamları da çözdüler. Bu gerçek tarih anlatımını destekleyen binlerce, evet binlerce somut bulgu da elde ettiler. Lakin uzayda gördükleri gerçekleri anlatırlarsa herkes Müslüman olur diye endişe ettikleri ve gizledikleri gibi, bu türlü gerçekleri de gizliyorlar. Bu gün elde olan delilleri gören namuslu hiçbir tarihçi ve bilim adamı “İstanbul Boğazı yapay değildir. Olmaz öyle şey” diyemez. “Geçmişte yüksek teknoloji yoktu, olmaz öyle şey” de diyemez.

Ye’cüc ve Me’cüc’ten bir kısmı, hiç gitmedi

Bugün elimizde, 17 bin yıl, 25 bin yıl ve 35 bin yıl önce inşa edilmiş abideler/anıtlar, şehirler, el aletleri var. Bunların “yüksek bilim ve teknoloji ile” hatta günümüzdekinden yüksek bilim ve teknoloji ile yapıldığı, tartışmaya mahal bırakmayacak kesinlikte gözler önünde…

Bundan yaklaşık 15-17 bin yıl önce Nuh tufanı koptu. O zamanda dünyamızda yüksek bilim ve teknoloji olduğunun çok yüksek sayıda somut ispatı var. O zamanlarda da başka gezegenlere gittiğimizin, başka gezegenlerin başka insan türlerinin bize geldiğinin somut ispatları var.

Bu geliş gidişler, binlerce sene boyunca devam etti ve günümüzde de ediyor. Lakin bir de gelmişken gitmemiş olanlar, kalmışken dünya insanlığından gizlenmiş olanlar var.

Hz. Zülkarneyn zamanında dünyalar savaşı yaşandı. Dünyadaki gayr-i müslim milletler de Müslümanların hakimiyetine girdi ve bir güç unsuru, tehdit unsuru olmaktan çıktılar. Tam bu anda Ye’cüc ve Me’cüc isimli uzaylı iki başka insan türü, ellerindeki yüksek teknolojileri ve yüksek nüfusları ile dünyamıza saldırdılar. Hz. Zülkarneyn bu iki kafir kavme karşı savaşırken yanında en çok da Müslüman Türk milleti vardı. Sonra Ye’cüc ve Me’cüc mağlup oldu. Onlara uzayda bir set de çekildi.

Lakin Ye’cüc ve Me’cüc’ün artıkları dünyamızda kaldı. Kaçamadılar ve korkup yer altındaki mağaralar, tünellere saklandılar. Zaten yüksek bilim ve teknoloji ile yaşamış başka insan türleri oldukları için kısa sürede yer altında gizli üsler kurdular. 7 bin beş yüz senedir dünyamızda yer altında yaşayan başka insan türleri var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bir zamanlar Karadeniz bir göldü. İstanbul Boğazı ve Cebel-i Tarık, yüksek teknoloji ile açılmış yapay boğazlar…

Milyonlarca kere kıyamet koptu!

Milyarlarca yıl önce bile insanlar ve çok yüksek bilim ve teknoloji vardı. Milyonlarca kere yüksek bilim ve teknoloji çağı yaşandı. Daha önceleri de başka başka Ademler yaratıldı. Her Adem neslinin sonu geldi, kıyametleri koptu ve yeni Ademler yaratıldı. İşte bu yüzden melekler, bizim Ademimiz yaratılacak iken mealen “Yine yer yüzünde kan dökecek insanlar mı yaratacaksın? Biz seni biliyor, sana ibadet ediyoruz.’ dediler. İşte bu yüzden Kur’an ayetinde ‘O sizden önceki babalarınızın da rabbidir’ denildi. Atalarınızın denilmedi, babalarınızın denildi.

Bizim Ademimizden bize kadar geçen süre içinde de yüksek teknoloji çağı yaşandı. Nuh’un gemisi, bu gün yapamayacağımız kadar ileri bir teknoloji ile yapılmıştı. En iyi ihtimalle nükleer teknoloji ile çalışıyordu. Belki de yakıt gerektirmeyen mikro dalga iticiler ile…

Hz. Nuh, iman etmeyen o kafir kavmine ”Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü nasıl yaratmış?” dedi ve bunu dediği Kur’an ayeti ile sabit. Bunu dedi, çünkü ellerindeki teknoloji uzayın derinliklerini değil, sema katlarını bile gözetlemeye yetiyordu. Artık sema katları bile gayb (görülmeden, ölçülemeden, somut delille ispat edilemeden iman edilmesi gereken şeyler) olmaktan çıkmış, bilim olmuştu. Muhtemelen dünyayı kapsayan o büyük Nuh tufanına da, insanlıktan çıkmış bu kafir kavmin, insanlık dışı şekilde kullandığı yüksek bilim ve teknoloji sebep oldu. Muhtemelen kıyametin kopmasına da çok yüksek bilim ve teknoloji sebep olacak.

Lokman Hekim ölüme çareyi, daha doğru ifade ile vücudun tabii/doğal düzeni gereği yaşlanarak ölüme gitmesini, kendi zamanındaki yüksek teknoloji sayesinde ve bir de sarımsak tohumunu kullanarak buldu. Hazret-i Allah sarımsak tohumunu bir vesile ile yeryüzünden kaldırdı. O gün, bu gün, sarımsağın tohumu yok ama bir başka vesile ile bu gün, Siyonistlerin/Google’un Calico isimli firması da bu yöntemi buldu. Bir gün Hitler karşınıza çıkıverse, hiç şaşırmayın. Çünkü 1940’larda da bu teknoloji birilerinin elinde mevcuttu ve 2001 yılında Hitler’i, İran’daki bir terör zirvesinde gördüğünü iddia eden üst seviyeden batılı bürokratlardan, çok sayıda var.

Hz. Zülkarneyn zamanında da yüksek bilim ve teknoloji vardı. İstanbul boğazı bile o dönemdeki teknoloji ile açılmış bir sun’i boğaz. Karadeniz kocaman bir göldü. Yaklaşık 30 sene önce bu gerçek, ‘adı tam konulmadan’ da olsa, açıkça ”Karadeniz bir gölmüş ve aniden denize dönüşmüş” denilmeden de olsa ispat edildi, belgesellere konu oldu, bulunan doneler duyuruldu, gösterildi ve sonra bu husus gizlendi. Bu gerçeğe hala gereğince temas edilmedi. Sadece sızıntı bilgiler mevcut. Karadeniz’in sularının altında çok sayıda yerleşim alanı ve çok sayıda tatlı su balığı fosili bulundu. Bunu ilk bulduklarında son derece şaşırmışlardı. Yapay boğaz açılınca, geniş yerleşim alanlarını su bastı. Tatlı su balığı türleri yok oldu, Karadeniz bir deniz oldu.

https://ok.ru/video/331800840816

Hazret-i Zülkarneyn zamanında “Dünyalar Savaşı” da yaşandı. Ye’cüc ve Me’cüc iki kafir uzaylı insan türüydü. Hz. Zülkarneyn onlara nasıl bir teknoloji ile ve uzayın neresinde set çektiyse, teknolojimiz bu seviyeye geldi ama hala Kur’an ayetlerinde ve hadislerde kastedilen manayı tam olarak anlayamadık. Hala hadislerde gerçek olduğuna temas edilmiş olan Kaf dağını bile efsane zan ediyoruz.

Ve bu yüksek teknoloji, emrine rüzgar verilen, yani çok gelişmiş hava taşıtlarına sahip olan, bir gecede ordusundan 300 bin askeri bir yerden başka yere hava yolu ile nakledebilen hazret-i Süleyman zamanında, Süleyman peygamber zamanında, bir anda kaldırıldı. Çünkü yine bu teknoloji insanlığın faydasına değil, zararına kullanılıyordu. Hz. Süleyman bu vazifeyi Kur’an’da kendisinden bahsedilen vezir Asaf’a verdi. O nasıl bir ilim/teknoloji ile mevcut bilim ve teknolojiyi bir anda yok etti, bu da sır. Hala hayallerimiz bile yetmiyor. Tahminde bile bulunamıyoruz.
Bir asırdan fazladır dünyamıza gelen ama asla saldırmayan ve işgal etmeyen o akıl almaz teknolojili uzaylı insan türleri, o UFO’larla gelen medeniyetlerin yüksek ahlaklı insanları ile belki de aynı bilim ve teknoloji seviyesinde olacaktık, belki de aramızda binlerce yıllık bilim ve teknoloji farkı olmayacaktı, şayet 3-5 bin sene önce, hazret-i Süleyman zamanında gezegenimizdeki bilim ve teknoloji bir anda kaldırılmasaydı…

Lakin kötüye, insanlığın zararına kullanıldığı ve tarifi imkansız acılara, zulümlere sebep olduğu için o yüksek bilim ve teknoloji bir anda kaldırılmasaydı, bütün kainatın dini anlamda merkezi olan gezegenimiz, varlıkta kalabilecek miydi? Rus bilim adamları, çekinmeden, şeffafça duyurmuştu, uzaydan gelen ve 80 bin yıl önce ümitsizce uzaya gönderilmiş yardım çığlıkları hadisesini. 80 bin yıllık bir mesafedeki ve üzerinde hayat bulunan bir gezegende 80 bin yıl önce çok yüksek teknoloji geliştiğini, bunun gezegen çapında felaketlere neden olduğunu ve bunların yalvarırcasına bir ses tonu ile uzaya mesaj gönderdiklerini… Onların, gezegenleri üzerindeki hayatı, yüksek teknoloji ile kendi kendilerine yok ettikleri gibi, şayet 3-5 bin sene önce ani bir format atılmasaydı, bizim gezegenimiz de o zamanlar yok olacak mıydı?

Aklımızın almayacağı sayıda gök ada (galaksi) var. Artık yüz milyarlarla değil, trilyonlarca gök ada olduğu tahmini yapılıyor. Bunların her birinde ortalama trilyon tane güneş var. Bu güneşlerin ortalama beşte birinde, üzerinde hayat olan en az bir gezegen var. En kötü tahminle, üzerinde hayat olan kat trilyonlarca gezegen var. Bunların hepsinin üzerinde, bütün kainatı yok edecek olan kıyamet sabahına kadar, iman ile küfrün mücadelesi var ve kim bilir bu güne kadar kaç tanesi, kendi ürettikleri teknolojinin kurbanı oldular.

‘Karadeniz sanki bir günde denize dönüşmüş gibi…’

Karadeniz’e dair yaklaşık 30-40 yıldır yapılan araştırmalardan elde edilen şok edici bilgiler, dünya insanlığına, nedendir bilinmez, şeffafça, tamamıyla aktarılmıyor. 

Hala Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerdeki halkların bile ciddi bir kısmı, Karadeniz’in birkaç bin sene öncesine kadar bir iç göl olduğunu, bir gün gelince aniden denize dönüştüğünü bilmiyor. Sanki birileri, bu gerçeklerin tartışılmasını, öğrenilmesini istemiyor. Oysa bu gerçekler bilimsel olarak ispat edildi. Ülkemizde de 2006’dan bu yana bazı akademisyenler bu gerçekleri dillendirdi ama hala gereğince üzerine düşülmedi. Ve hala bir iç göl iken denize dönüştüğünü bilenler bile, bu dönüşümün çok çok ani bir şekilde olduğunu bilmiyor. 

Oysa çok ciddiye alınması gereken bazı batılı ve özellikle Bulgar araştırmacılar ‘Karadeniz sanki bir günde denize dönüşmüş gibi…’ şeklinde son derece sarsıcı cümleler bile kurmuşlar. 
Göl ise göldür. Çok ani bir şekilde denize dönüşmüşse, dönüşmüştür. Neden gereğince tartışılmaz ve üzerinde durulmaz? Müslümanların, günümüzde mevcut olan bilim ve teknolojinin olmadığı zamanlardan bu yana, asırlardan bu yana anlattığı ve sözde bilimsellik adına “efsane” denilip geçilen bilgiler gerçek çıkacak diye mi endişe ediliyor. İstanbul boğazının ve cebel-i Tarık boğazının yapay olduğu ve ab-ı hayat içerek kıyamete kadar hayatta kalacak olan Hızır aleyhisselam ile, boğazların yapay olarak açıldığı çağda, bütün dünyaya hakim bir devleti olan hazret-i Zülkarneyn’in, birlikte bu boğazları açtığı meydana çıkacak diye mi bir endişe var?
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bile yer bulmuş ve bu güne kadar efsane denilip geçilmiş bilgiler, gerçek çıkacak diye mi bir endişe var?

Neden?

1975’te bile bilimsel olarak ispat edilmiş bir husus, 2012’nin haberlerinde bile bir ‘teori’ olarak anılıyor. Neden?

Bu gerçek, bu bilimsel ispatlar kabul edilince, dünyada ne gibi bir değişim olacak ve kimler nasıl bir zarar görecek de, birileri bu gerçeğin üzerine gereğince gitmiyor ve gidilmesini istemiyor?

Video kesitini izlediğiniz belgeselin tamamını izleyin!

Bu belgeselde de, üstteki belgeselde konu edilen bulgulara benzer bulgular elde edildiğine temas ediliyor ve Karadeniz’in bir iç göl iken bir anda ani şekilde denize dönüştüğünün kesin delilleri olduğu anlatılıyor. Üstteki belgeselde temas edilmeyen yönlerine ve bulgulara da temas ediliyor. Yaşananı bilimsel olarak izah edemedikleri için, kazılarda geçmişte yapılmış yüzlerce yüksek teknoloji ürünü parça bulunduğu halde ve piramitler göz önünde olduğu halde, geçmişte de yüksek teknoloji olacağına ihtimal bile vermedikler için, bir tufan gerçekleşmiş olduğunu düşünüyorlar ve bu çerçevede yorumluyorlar.  


Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi