Etiket arşivi: Mehmet Yetkin

Süleymanlılar cemaati içindeki gizli kardinaller ve misyonerler

Mücadelemi, yazılarımı, sürekli olarak takip eden kardeşlerimiz, bir süre önce Mehmet Yetkin’e ve Halil Yurtsever’e ve daha başka başka kişilere kripto dediğimi, gizli Ermeni ve gizli Hristiyan dediğimi ya da gizli Yahudi dediğimi ya da mason dediğimi hatırlarlar. 

O zamandan bu ana kadar, bu konularda bana tek kişi bile dönüş yapmadı. “Siz ne diyorsunuz, olur mu hiç öyle şey?” diyemediler. Kendilerini de savunamadılar, yakınları ve mesai arkadaşları da bunları savunamadı. “Şerefiyle, samimiyetiyle, imanıyla, takvasıyla dinimize, milletimize, devletimize hizmet etmiş olan benim babama/amcama/dayıma siz kim oluyorsunuz da hain diyorsunuz? Gizli kimlikli diyorsunuz? Haddinizi bilin? Ayrıca Türkiye bir hukuk devleti, bu yayınları/iftiraları kaldırın yoksa sizden davacı olacağız” diyen hiç kimse de çıkmadı. Mason tarikatından da bir yalanlama gelmedi. Alihan Kuriş ve Gülderen Kuriş ne kadar susuyorsa, diğerleri de aynı endişe ve panikle o kadar susuyorlar. “Sükut ikrardan gelir” denildiği gibi, hepsi birden sustular, susuyorlar.

Cemaatimizin içini, tıka basa gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, gizli masonlarla, kara paracılarla, hainlerle doldurmuşlar. Dinimize, ümmetimize, peygamberimize, hazretimize, milletimize/devletimize ihanet eden münafıklarla doldurmuşlar. Yanı sıra yaptıkları insanlık dışı kara para işleri ise ayrı bir dert…

Henüz bunların sadece birkaç tanesini ifşa ettim. Bunlardan bir kişi var ki bu güne kadar aleyhinde tek bir söz bile etmedim. Son zamanlardaki sarsıcı ifşalarıma/yayınlarıma herkesten çok o kişi destek vermeliydi ve o bilinen tok sesiyle “Evet kardeşlerim, şükürler olsun ki bu günleri de gördük. İçimize sızmış bu hainlerin ifşa olmaya başladıklarını da gördük” diyerek söze başlamalı ve ardından iki saate yakın sohbet etmeliydi. Sohbetine bol bol hatıralar eklemeli ve “Biz Lütfü Ağabeyden, biz Müftü ağabeyden böyle duyduk, dinledik. Buyururdu ki…” diye anlatmalı, takviye etmeliydi. Yapmadı…

Sohbetleri onlarca senedir çok çok beğenildiği ve istifade edildiği halde, kayıt edilmesine ve yayılmasına, istisnalar hariç asla izin vermeyen, kayıt edip yaymak isteyenleri cehennemle korkutan bu kişinin kim olduğunu arif olanlar çoktan anlamıştır. Son derece muttaki, son derece gayretli, son derece samimi ve hakiki bir hizmet adamı görüntüsüyle onlarca senedir sahada olan bu kişi, sürekli hatıralar uydurmak ve bunlarla kardeşlerimizi yönlendirmek zorunda olduğu için mi, siyasi hiçbir yönü bulunmayan dini sohbetlerinin kayıt edilmesine ve yayılmasına izin vermedi. Bu ilim kıtlığı zamanında, ilim yokluğunun maddi ve manevi felaketlerin yayılmasına sebep olduğu bu deccal çağında, bu zulüm ve gözyaşı çağında neden sohbetlerinin kayıt edilmesine ve yayılmasına bu kadar karşı çıktığı hususu bile üzerinde günlerce konuşulacak bir husus… 

Söz konusu kişi de sustu. Çünkü, neler bildiğimi, ne yapmaya çalıştığımı anlayabilecek, bunu öngörebilecek vasıfta ve öğrenebilecek bağlantılar içinde olan bir kişi o… 

O kişi Behlül Karak… 

Belki de yazının bu kısmına geldiğinde “Hayır, olamaz, o kadar da değil” diyen samimi kardeşlerimiz olacaktır. Lakin, acı gerçek bu… Behlül Karak da gerçek kimliğini ve dinini, ayrıca bağlantılarını gizleyerek onlarca senedir Süleymanlı bir hoca efendi rolü oynadı. Behlül Karak da daha çok gizli Ermenilerin sızmış olduğu şu cemaatimizin içindeki gizli Ermeni ve gizli hristiyanlardan olan bir kişi.  Ermeni olsa da Katolik hristiyan olan bir kişi. 

Hatta öyle bir kişi ki bağlantıları çoktan dünya geneline yayılmış, katolik Hristiyan alemindeki en üst kişiler tarafından gerçek kimliği bilinen, saklanan ama irtibat halinde olunan bir kişi. Türkiye, gizli Ermeni ve gizli piskopos olan Said-i Nursi gerçeğini/şokunu ve ayrıca gizli Ermeni ve gizli kardinal olan Fethullah Gülen gerçeğini çoktan sindirdi, kabullendi. Lakin Türkiye’de sadece bir tane gizli kardinal yok. 

O gizli kardinallerden biri de Behlül Karak… Kırmızı kardinal şapkası takarak, dünyanın farklı yerlerindeki hristiyan cemaatlerinin içinde gizlice hristiyan ibadetleri yapan Behlül Karak…

Evet, evet… Benim de talebeliğimde hocam olan, duruşundan ve ilminden çokça istifade ettiğim ve “iyi ki buralarda böyle bir duruşta ve gayrette olan bir hoca efendi var” dediğim Behlül Karak… Adımı Talha koyan, bu süreçte sözde keramet gösteren Behlül Karak… Bana bu yolu tanıtan, bu yolun büyüklüğünü anlamamı sağlayan ve sevdiren Behlük Karak… Lakin simasına baktığımda her seferinde “Bir sıkıntı var. Bu adamın duruşu, gayreti, ilmi, sohbeti, ibadeti bir yana ama simasında bir sıkıntı var. Düzgün bir siması ve enerjisi yok. Yüzünde nur yok. Nedir bu hal” deyip durduğum ve bir defasında o beni derince süzerken, benim de kendisini derince süzdüğüm ve o anı hiç unutmadığım Behlük Karak…  Çok ileri seviyede metafizik kabiliyetleri de olan, bunları alasıyla kullanan, bu sayede rolünü çok profesyonelce oynayan hatta keramet zan edilecek istidrac halleri sergileyen, bu sahada bir de cinlerden istifade eden Behlül Karak… Bir yandan bana bu yolu gösteren, öğreten ve bu yolda devam etmemi isteyen, arka plandan ise beni bu yoldan, o kurstan ve ilim tahsilinden hatta bu dünyadan uzaklaştırmak için gece gündüz çetesine büyüler yazdıran/yaptıran, üzerime büyüler yağdırtan Behlül Karak… 

Neden Kırklareli’de birlikte sözde hizmet, aslında ihanet ettikleri Halil Yurtsever’e gizli Ermeni ve Hristiyan dediğime itiraz etsin? Benim ifşa etmeme gerek var mı, zaten biliyor. Ben onların bulunduğu kursa, üniversite talebesi olarak gitmeden önce de bunlar birbirlerini biliyorlarmış. Sistem içinde sistem, “cemaat içinde cemaat” kurmuşlar. Behlül Karak Kırklareli idarecisi, Halil Yurtsever söz konusu kursun idarecisi. Sadece bunlar mı, oralardaki sözde hoca efendilerin ve hoca hanımların çoğu kriptoymuş. “Lütfü abiii derdi kiiii” diye bahsettiği kişi de üstadı. O da Ermeni ve Hristiyandı.

Anlatılacak o kadar çok şey var ki, sesli anlatsam bile saatlerce sürecek. Onlarca isim, hatıra, mekan, şahit geçecek. Sonra? Yine susulacak, yine susulacak ve bu devran böyle devam mi edecek? Hayır… Artık bunların hepsi, en tepede olanlarına kadar hepsi temizlenecek. Şimdilik birkaç kelam daha edip sonra kimin ne yapacağına, ne yapmayacağına bakacağım ve birkaç ihtimalli planımdan hangisi uygun düşüyorsa, o planla bunların üzerine gideceğim. Bunları süpürmeye, temizlemeye devam edeceğim. Karşıma bütün dünya dikilecek olsa bile…

Behlül Karak

Böyleleri açıkça lehime ya da aleyhime bir duruş, tavır sergileyemezler. Açıkça benden yana dursalar, mensup oldukları asıl davalarına/yollarına, asıl dinlerine ve teşkilatlarına/cemaatlerine büyük kötülük yapmış olurlar. Kendileri de iyice sıkıntılara, tehlikelere düşerler. Açıkça bana karşı duruşları olsa, gerçek kimlikleri ifşa olur, tartışmalar çıkar ve çorap söküğü misali olurlar. Bu nedenle böyle kişilere, şahsıma dair ve Akademi Dergisine dair sorular sorulsa, yıllardır yaptıkları gibi geçiştirirler.

Seyfettin Alkan da bunca yıldır böyle yaptı. Neden? O da soyunun bir yanı Ermeni, bir yanı Yahudi olan bir kişi. Akrabalarının arasında çok kripto var ve yol ünlülere de çıkıyor. Banu Alkan’la bile akraba ve o kursta “Banu Alkan benim teyzemdir” diye bana anlatan talebe dahi vardı. Kendileri gibi kripto olan ailelerin çocuklarını, cemaatimizin içinde sözde hoca, sözde hizmet adamı ama aslında hain olarak yetiştirdikleri bir iç sistemleri var ve bu iç sistem, bu kriptoların çocuklarını çoğunlukla Trakya’ya ve Türkiye’nin denize kıyı olan illerine dağıtıyor. Çünkü Türkiye’deki kripto kimlikli aileler daha çok buralarda ikamet ediyorlar. 

Seyfettin Alkan

Seyfettin Alkan yıllarca bir yanına Abdurrahman Bozan’ı, öbür yanına Hızır Özkök’ü alarak az mı kadraja girdi. Hiçbir şey bilmeyen samimi kardeşlerimiz bile, onların simalarına bakarak daralıyordu. Son derece bozuk karakterli, bozuk niyetli, geçimsiz, kibirli, bön, samimiyetsiz hallerini gizleyemeyen bu iki borazana, Seyfetin Alkan neden bu kadar alaka gösterdi, neden sahip çıktı, destekledi, yükseltti… Çünkü Seyfettin Alkan gibi Hızır Özkök ve Abdurrahman Bozan da gizli Ermeni ve gizli Hristiyan kişiler. Her safhada, her kısımda “cemaat içindeki cemaat”in iç dayanışması var. İşte Behlül Karak da “cemaat içindeki cemaat”in en kıdemli ve gizli kardinal de olan adamlarından biri…

Melburne Turkish News, 26 Haziran 2014 tarihinde sosyal medya hesabında bir paylaşım yaptı. Avustralya İslam Kültür Merkezi Birliği’nin Kur’an ziyafeti verdiğini haberleştirmişti. 

Haberde isimleri geçen 

– Abdurrahman Bozan, Ermeni ve Hristiyan

– Hızır Özkök, Ermeni ve hristiyan

– Behlül Karak, Ermeni ve hristiyan

– Mürşit Avşar, Ermeni ve hristiyan

– Erkan Ayçiçek, Ermeni ve hristiyan

– Ramazan Öztaş, Ermeni ve hristiyan

– Recep Kalyoncu, Ermeni ve hristiyan

– Yücel Erbaşı (Haberci), Yahudi/Ermeni karışık soydan ama Ermeniliği/hristiyanlığı baskın yaşıyor. Tıpkı Diyanet işleri başkanı ve gizli hristiyan Ali Erbaş gibi…

Haberde ismi geçmeyen ama o gün orada olan, Türkiyeden gidenler de dahil, daha çok sayıda gizli Ermeni ve gizli Hristiyan vardı orada. 

Abdurrahman Borazan, 2014, Melburne, Avustralya

Abdurrahman Borazan, günün mana ve ehemmiyetine uygun surette bir sözde takke de takmıştı. Kardinal şapkası misali kırmızıydı. Bu çete, bu “cemaat içindeki cemaat”, Avustralya ziyaretinin herkese açık kısmında sözde Kur’an ziyafeti verdi ve İslami hizmetlerimize dair konuştu. Lakin arka planda, Avustralyalı hristiyanlarla bir arada kaldıklarında gerçek kimlikleriyle, gerçek niyetleriyle konuştular. Sonra gerçek dinlerine göre hristiyanca ibadetlerini de yaptılar. Bu yaptıklarından da büyük bir haz aldılar, büyük bir zafer hali gibi olduğunu değerlendirdiler. Kim bilebilir, belki de “Bundan sonra bu ümmet bir daha asla ayağa kalkamaz. Silsile-i Sadatın son hakiki mürşid-i kamilin yolunu/cemaatini de tamamen ele geçirdik ve istediğimiz yönde götürüyoruz” diye sevinçle kadeh de kaldırmışlardır.

Ben neler neler anlatacağım, şu ana kadar anlattıklarım aslında sahada bir yoklama çekmekten, son somut gelişmeleri, tepkileri ya da tepkisizlikleri takip etmekten başka bir şey değil. Daha kimleri kimleri ifşa edeceğim ama öncesinde azıcık daha bekleyeceğim. Bu bekleme süresi içinde sadece çok mühim olmayan ama bilinmesi gerektiğini düşündüğüm birkaç “cemaat içindeki cemaat” militanını daha ifşa edeceğim ve biraz da hatıralar anlatacağım. Asıl büyük bombayı sonra patlacağım ve daha önce ifade ettiğim gibi, o vakit cemaatim içinde büyük fırtına kopacak, bu fırtına, sonrasında bütün Türkiye’yi saracak, Türkiye içindeki denge çivileri yerinden oynayacak, patlamanın altında hükumet de kalacak. Sonra bu fırtına, bu patlama dünyayı sarmaya başlayacak. Devletimin, cemaatimin içinde bu hainlikleri yaptıran ülkeleri, hükumetleri, onların gizli servislerini, onların iç dengelerini, onlarını mafyalarını sarsacak. Çok büyük hadiseler olacak. 

Türkiye içinde ya da dışında cemaatimin müesseselerini kara para işlerine, ta insan kaçakçılığına, organ kaçakçılığına kadar bulaştıranlar, bu müesseseleri Vatikan’ın insanlık dışı kara para işlerinin, Kraliçe Elizabet’in insanlık dışı kara para işlerinin içine dahil edenler, dünyanın farklı farklı yerlerinde kısa sürede oyundan düşecekler ve çoğu idam edilecekler. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi


Melburn Turkish News’ın söz konusu sosyal medya paylaşımı için buraya tıklayın.

Secret cardinals and missionaries in the community of Süleymanlılar

Our brothers, who constantly follow my struggle, my writings, a while ago, told Mehmet Yetkin and Halil Yurtsever and other people that I called crypto, secret Armenian and they remember when I said secretly Christian or secretly Jewish or Mason.

Since then, not a single person has responded to me on these matters. “What do you say, is there anything like that?” they couldn’t say. They could not defend themselves, their relatives and colleagues could not defend them either. “Who are you to call my father/uncle/uncle a traitor, who served our religion, nation and state with honor, sincerity, faith and piety? You mean undercover? Know your limits? Also, no one has said that Turkey is a state of law, remove these publications/slanders or we will sue you. There was no denial from the Masonic cult either. Just as Alihan Kuriş and Gülderen Kuriş are silent, the others are also silent with the same anxiety and panic. As it is said, “Silence comes from confession”, they all fell silent, they kept silent.

They filled our community with secret Jews, secret Armenians, secret masons, black moneyers and traitors. They have filled it with hypocrites who have betrayed our religion, our Ummah, our Prophet, our Prophet, our nation/state. In addition, the inhumane black money business they do is another problem…

I have only disclosed a few of them so far. There is one of them that I have not said a single word against until this day. More than anyone else, that person should have supported my recent shocking disclosures/publications, and with his well-known voice, “Yes, my brothers, thank Allah we have seen these days as well. We also saw that these traitors who had infiltrated us began to be exposed.” He should add lots of memories to his conversation and say, “We heard and listened from Lütfü Brother, we heard from Mufti. He would say…” He should have explained, reinforced. He didn’t… Even though his conversations have been admired and exploited for decades, the knowledgeable ones have already understood who this person is, who never allowed it to be recorded and disseminated, with exceptions, and who terrified those who wanted to record and spread it. This person, who has been in the field for decades with the image of an extremely pious, extremely diligent, extremely sincere and genuine servant, did not allow the recording and dissemination of his religious conversations, which had no political aspect, because he had to constantly make up memories and guide our brothers with them. In this time of scarcity of knowledge, in this age of the Dajjal when the lack of knowledge causes material and moral disasters to spread, in this age of oppression and tears, why he so opposed to the recording and spreading of his conversations is a matter that will be discussed for days.

The person in question remained silent. Because he is a person who can understand what I know, what I am trying to do, who is qualified to foresee this and who has connections to learn…

That person is Behlül Karak…

Perhaps, when it comes to this part of the article, we will have sincere brothers and sisters who say, “No, it can’t be, it’s not that much”. However, this is the sad truth… Behlül Karak also played the role of a hodja and hodja from Süleymanlılar for decades, hiding his true identity and religion, as well as his connections. Behlül Karak is also one of the secret Armenians and secret Christians in our community where secret Armenians have infiltrated. A person who is a Catholic Christian even though he is Armenian.

In fact, he is such a person that his connections have already spread around the world, a person whose real identity is known, hidden but in contact with the highest people in the Catholic Christian world. Turkey has already absorbed the truth/shock of Said-i Nursi, the secret Armenian and secret bishop, as well as the fact of Fethullah Gülen, the secret Armenian and secret cardinal. However, there is not only one secret cardinal in Turkey.

One of those secret cardinals is Behlül Karak… Behlül Karak, who wears a red cardinal hat and secretly performs Christian worship in Christian communities in different parts of the world.

Yes, yes… Behlül Karak, who was my hodja(master in Islam) when I was a disciple, and whose stance and knowledge I benefited greatly from, and whom I said “I’m glad there is a hodja with such a stance and effort here”… Behlül Karak, who named my name Talha and showed so-called miracles in this process… Behlük Karak, who introduced the case, made me understand the greatness of this cause and made me love it… But every time I look at his face, he says, “There is a problem. This man’s stance, effort, knowledge, conversation, worship aside, but there is a problem in his face. He doesn’t have a proper face and energy. There is no light on his face. Behlük Karak, where I keep saying “What is this situation” and once I looked at him deeply while he was looking at me deeply and I never forgot that moment…

Perhaps, when it comes to this part of the article, we will have sincere brothers and sisters who say, “No, it can’t be, it’s not that much”. However, this is the sad truth… Behlül Karak has also played the role of a hodja and hodja from Süleymanlılar for decades, hiding his true identity and religion, as well as his connections. Behlül Karak is also one of the secret Armenians and secret Christians in our community where secret Armenians have infiltrated. A person who is a Catholic Christian even though he is Armenian.

In fact, he is such a person that his connections have already spread around the world, a person whose real identity is known, hidden but in contact with the highest people in the Catholic Christian world. Turkey has already absorbed the truth/shock of Said-i Nursi, the secret Armenian and secret bishop, as well as the fact of Fethullah Gülen, the secret Armenian and secret cardinal. However, there is not only one secret cardinal in Turkey.

One of those secret cardinals is Behlül Karak… Behlül Karak, who wears a red cardinal hat and secretly performs Christian worship in Christian communities in different parts of the world.

Yes, yes… Behlül Karak, who was my hodja when I was a student, and whose stance and knowledge I benefited greatly from, and whom I said “I’m glad there is a hodja with such a stance and effort here”… Behlül Karak, who named my name Talha and showed so-called miracles in this process… Behlük Karak, who introduced the cause, made me understand the greatness of this cause and made me love it… But every time I look at his face, he says, “There is a problem. This man’s stance, effort, knowledge, conversation, worship aside, but there is a problem in his face. He doesn’t have a proper face and energy. There is no light on his face. What is this situation? Behlül Karak, who exhibits the state of mind and makes use of the jinn in this field… On the one hand, he showed me this way, taught me and wanted me to continue on this path, and from the background, he had his gang cast spells day and night to keep me away from this path, that course, and even from this world. Behlül Karak, who had it done, who had cast spells on me…

Why should the so-called service together in Kırklareli object that I secretly called Halil Yurtsever, whom they betrayed, Armenian and Christian? Does he need me to disclose, he already knows. They knew each other before I went to their course as a university student. They have established a system within a system, a “community within a community”. Behlül Karak is the director of Kırklareli, Halil Yurtsever is the director of the course in question. Are these the only ones, most of the so-called hodja masters and hodja ladies there were crypto. The person he referred to as “Lütfü b’rer used to say thatttt” was also his master. He was also Armenian and Christian.

There is so much to tell that even if I say it out loud, it will take hours. Dozens of names, memories, places, witnesses will pass. Later? Will he be silent again, will he be silent again, and will this cycle continue like this? No… Now all of these, down to the top ones, will all be cleared. For now, I’ll say a few more words and then see who will do what and what won’t, and I’ll go through my few possible plans, whichever is appropriate. I will continue to sweep and clean them. Even if the whole world will stand before me…

Behlül Karak

Such people cannot openly take a stance in favor or against me. If they openly stood by me, they would be doing a great disservice to their main cause/path, their original religion, and their organization/community. They themselves also fall into troubles and dangers. If they openly took a stand against me, their true identities would be exposed, arguments would break out and they would be in rapid succession. For this reason, if such people were asked questions about myself and the Akademi Magazine, they would dismiss it as they have done for years.

Seyfettin Alkan

 For years, Seyfettin Alkan has taken Abdurrahman Bozan on one side and Hızır Özkök on the other. Even our sincere brothers/sisters, who do not know nothing, are bored by their faces. Why does Seyfetin Alkan show so much interest, support, support and raise these two bugles with extremely bad character, bad intentions, incompatibility, arrogance, naivete, and insincerity… Because, like Seyfettin Alkan, Hızır Özkök and Abdurrahman Bozan are also secret Armenians and Abdurrahman Bozan. secret Christians. There is internal solidarity of the “community within the community” at every stage, in every part. Here is Behlül Karak, one of the most senior and secret cardinal men of the “community within the community”…

Melburne Turkish News shared a post on its social media account on June 26, 2014. It reported that the Association of the Australian Islamic Cultural Center was giving a Qur’an feast.

Mentioned in the news

– Abdurrahman Bozan, Armenian and Christian

– Hızır Özkök, Armenian and Christian

– Behlül Karak, Armenian and Christian

– Mürşit Avşar, Armenian and Christian

– Erkan Ayçiçek, Armenian and Christian

– Ramazan Öztaş, Armenian and Christian

– Recep Kalyoncu, Armenian and Christian

– Yücel Erbaşı (Haberci) is of mixed Jewish/Armenian ancestry but is predominantly Armenian/Christian. Just like the head of Religious Affairs and the secret Christian Ali Erbaş…

There were many more secret Armenians and secret Christians there, including those from Turkey who were not mentioned in the news but were there that day.

Abdurrahman Borazan, 2014, Melburne, Avustralya

Abdurrahman Borazan also wore a so-called cap in accordance with the meaning and the importance of the day.. The cardinal hat was alike red. This gang gave the parish community in the congregational “, the Australian visit to everyone has the supposed Quran feast and spoke to our Islamic services. However behind the background, they talked to their real intentions with their real identity when they stay together with Australian Christians. Then they made Christian worships according to their true religion. They have made it a great pleasure as they did this, they rated it as a great state of victory. Who can know, maybe “This umum will never stand up again. They propose a toast so that Silsile-i Saadat of the last genuine Mürşidi Kamilin’s way / community also completely captured and take it in the direction we want.

Who else will I reveal, but I’ll wait a little longer before that. During this waiting period, I will only reveal a few more “community within the community” militants, which are not very important but I think should be known, and I will tell some memories. I will detonate the big bomb later, and as I have stated before, then a great storm will break out in my community, this storm will then envelop the whole of Turkey, the nails of balance within Turkey will be shaken, and the government will remain under the explosion. Then this storm, this explosion will start to surround the world. It will shake the countries, governments, their secret services, their inner balance, and their mafia, that made these traitors in my state and my community. There will be great events.

Those who involve my community’s institutions in black money works, human trafficking, organ smuggling, those who include these institutions in the inhuman money business of the Vatican and the inhuman money business of Queen Elizabeth, in different parts of the world, in a short time, in Turkey or abroad. they will be dropped from the game and many will be executed.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Click here for the social media post of Melburn Turkish News.

Köprüden önceki son çıkışta

Seyfeddin Alkan da köprüden önceki son çıkışta… Bu defa da sarsılıp kendine gelmezse, münafıklığı, hainliği, yiyiciliği açık kişilerin hepsiyle arasına mesafe koymazsa, şu kritik anda durması icap ettiği gibi dimdik durmazsa ve tevbe edip geri dönmezse, büyüklerimiz onu da çarpacaklar. Mühleti dolmak üzere…

Buldozerle ezer geçer gibi bir temizlik yapılıyorken, hiç kimseye ayrıcalık tanınmaz. Her kes kalbinin halini, niyetini, kimlerle oturup kalktığını, kimlere muhabbet duyduğunu gözden geçirmeli.

Cemaatimizin, milletimizin, vatanımızın, ümmetimizin bu kadar vahim sorunları varken, bu ilmi, yaşı ve tecrübesiyle kendisi konuşmayacak da kim konuşacak. Kimi beklemektedir. Gerçek yüzü meydana çıkartıldıkça susmaktan ve büyüler yapıp yaptırmaktan başka hiçbir şey yapamayan Alihan Kuriş’e ne zaman tavır alacakmış. Alihan Kuriş’in iplerini elinde tutarak onu oynatan annesi Gülderen Kuriş’in karşısında hakkı ne zaman haykıracakmış. “Siz bu hak ve büyük yolu yıkamaz ya da durduramaz ya da bölemezsiniz. İyice haddi aştınız. Tokadı yersiniz, çarpılırsınız. Biz de meydanı sizin gibi muzırlara bırakmayız.” diye ne zaman diyecekmiş.

Merhum büyüğümüzün uzaklaştırdığı Hüseyin Kumaş’la, onun gibi biri olan ve yenice çarpılıp ölen Hasan Arıkan’la ve daha yüzlercesiyle ne zaman Allah için mücadele etmiş ya da ne zaman edecekmiş.

Bu kadar sessizliğin, tepkisizliğin, hayırlı işlerden ve kişilerden bu kadar geri durmanın, şerli kişilerle ve işlerle bu kadar yakın olmanın bir izahı olmalı ya da buna büyüklerimizin vereceği bir karşılık olmalı.

Bu kadar ilerlemiş yaşında yüzünün hep bu kadar gergin, tavırlarının hep bu kadar soğuk, itici ve öfkeli olmasının sarsıcı bir izahı da olmalı. Samimi kardeşlerimiz de gözlerini bu hususlarda iyice açmalı.

Seyfettin Alkan’a da sormak lazım

Şu resimlere, Mehmet Yetkin’i hiç tanımıyormuş, hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi nötr kalarak bir iki dakika bakın. Allah için samimi olmaya ve nefsinizi karıştırmamaya çalışın.

İç açıcı mı? İnsana güven veren, nur yüzlü, temiz yüzlü, vakur, iç rahatlatan bir hali var mı?

Onu ilk duyduğunuzda ya da gördüğünüzde size “Cemaatimizin mensubu meşhur hocaefendilerden biri. İlahileri, kasideleri ve mevlid-i şerifi çok güzel okur” diye tanıtılmasa, şu hallerine bakarak ne düşünürsünüz?

Mehmet Yetkin Ermeni kökenli birisiydi. Hayatında gerçekten müslüman olduğu zamanlar var mıdır, bunu Allah bilir ama hayatının son on yıllarında müslüman olup olmadığı değil, insan olup olmadığı tartışılırdı. Kendisini tanırdım. Çok defa aynı meclislerde/müesseselerde bulundum. Hatta aynı hatim halkalarında oturduk. Kendisiyle yan yana geldiğimizde diken üstünde oturuyormuş gibi olurdu. Bir de konuşmaya başladığım zaman daha da kötü olurdu. Enerjilerimiz o kadar çakışırdı. Buna rağmen yüzüme güler “Talha kardeş” diye hitap ederdi. Sözde hizmet ettiği müessesemizde onu gerçekten seven ve candan bir şekilde ona hürmet eden tek kişi bile görememiştim. Bizim gibilerin zaten bu hali anlaması en fazla on dakikasını alır. Lakin ben onunla çok defa denk geldim. Arasının en sıkı olduğu kişiler bile, onu aslında idare ederlerdi ve bazıları onu bana şikayet ederlerdi.

Mehmet Yetkin, nerede temiz yüzlü, güzel ahlaklı, samimi ve güvenilir bir gerçek Süleymanlı görse, onun ayağını kaydırmaya ve müesseselerimizden/yolumuzdan uzaklaştırmaya çalışırdı. Bir yandan yüzüme gülüp “kardeş” diye hitap ederken, bir yandan da o genç yaşımda ve çok zorda olduğum şartlarda bana da aynı muameleyi yapardı.

Çok büyük imtihanların ve sıkıntıların içinde olduğum ve bir an bile samimiyetten ayrılmayıp bir Süleymanlı evladına yakışacak şekilde dimdik durduğum o anlarda, kardeşimiz ve hocaefendi olarak bilinen bir şahsın, neden öyle tavırlar sergilediğini hiç anlayamadım. Bir saniyeliğine bile kendisine ısınamadım, muhabbet besleyemedim. O zamanda, onun ve çevresindeki onun gibi olanların karşısına geçecek ve mücadele edecek şartlar içinde değilim. Gün geldi, Mehmet Yetkin’in de GBT’sini çıkarttırdım, sorun ne imiş anladım ve “İşte bu, belliydi” dedim.

Hayatının son on yıllarında hiç terk etmeden yaptığı pis işlerden biri, samimi kardeşlerimize, talebelerimize ve hocaefendilere büyüler yapmak ve yaptırmaktı. Bu sahada paslaştığı pek çok kişi de sözde yolumuzun mensubu olan ve sözde hizmet ehli hocaefendilerdi. Bunların çoğu kripto kökenli kişiler. Cemaatimizin dahilinde ve haricinde geniş bir üfürükçü takımıyla paslaşırdı.

Paraya tek kelimeyle tapardı. Etrafındaki çok kişi bu halini bilirdi. O kadar çok içerdi ki rahatsızlıklarının bir kısmı çok içmekten hasıl olmuştu. Zaten bir kısmı da aşırı yemekten. Mehmet Yetkin denince akla nura, temizliğe, dürüstlüğe, insanlığa, iyiliğe, dinimize ve kardeşlerimize sinsizce düşman, alemcilere, münafıklara, yiyicilere, hainlere, şeytanlaşmışlara, namussuzlara gizlice dost bir kişi gelir.

Bunları sadece ben bilmiyorum, çok yüksek sayıda samimi kardeşimiz biliyor. Şahit olanlar çok. Az kaldı, zamanı gelecek, ben hepsini tek tek konuşturacağım. Kimliklerini gizlemeden videolu paylaşımlarda dahi konuşacaklar.

Mehmet’in bu derece hainliğini, alçaklığını, yiyiciliğini, ahlaksızlığını ve İslam’a düşmanlığını en iyi bilenlerden biri de Seyfettin Alkan… Ona da bir sormak lazım “Sen böyle bir adama onlarca sene nasıl tahammül ettin, neden aranızda husumet oluşmadı, neden enerjileriniz çakışmadı? Ne zaman Mehmet’i sert tenkit ettin ve Allah için ona tavır sergiledin? Ne zaman onun ve onun gibilerin hainliklerini ve zararlarını bertaraf etmek istedin? Neden böyle kişiler seninle arayı açmadılar? Neden sen Mehmet’in cenaze namazına gittin? Neden orada bu şahsı muteber biri gibi gösterecek tarzda konuştun? Hiç mi Allah’tan korkmadın? Milyonlarca mensubu bulunan bu yolda, birileri çıkar, bir gün bu oyunları bozar diye düşünmedin mi? Allah var, piran, hesap var, azap var, hiç titremedin mi?”

-Seyfettin Alkanı size soracaktım da çekindim yazmaya, akademinin Facebook zamaninda size karsi durmamıştı yanlis hatirlamiyor isem, Halil akdere mevzularinda, ama hızlıca yuzu yaşlandi burustu, bir videoda gordum tanıyamadım nerdeyse, uzunca görmemiştim.

Hz. Ustazimizi dunya gözü ile görüp önünde diz çöküp ilim okuyan kisiler boyle çıkması hele hele Seyfettin Alkan olması beklemiyordum hasan arikana bu kadar şasirmamistik.

Mehmet yetkinde bilmiyordum bu yönünü istanbulda kursta ondan söz açıldı hocamız youtubede onun bir videosunu buldu turk sinemasinda bir sahnede mevlidi serif okuyordu inanamadım.

+Mensubu bulunduğu gizli ermeni çeteleri sayesinde oynadı o filmde… Şu cemaatimizin içindeki kriptolara, münafıklara dair daha çok sarsıcı gerçekler var. Hepsinin meydana çıkma vakti geliyor. Duydukça daha çok sarsılacaksınız

Seyfettin Alkan

-Selamün aleyküm kıymetli hocam. Bundan 2 buçuk 3 sene kadar evvel di. Maltepedeki düğün salonunda Seyfettin Alkan ile karşılaştık. Mescid çıkışında. Ben 2 yaşındaki oğlumla tam girecekken kendisi çıkışta ayakkabılarını giyiyordu. Hamdolsun dedim içimden evladimin saçını bir büyüğümüz okşar ve dua etmiş olur dedim. O anda ondan ve bizden başka hiç kimse olmamasına rağmen ne çocuğun ne benim yüzümüze bile bakmadı. O mağrur yüzünü dikti, asik bir suratla çekti gitti. Çok şaşırdım ozamanlar. Konusu gelince hatırladım tekrar. Ne diyorsanız doğrudur.

+v.a.s.
Maalesef, bunun misali çok hadise, çok şahitlikler var. Samimi kardeşlerimizi insandan/adamdan saymaz olmuşlar. Hazretimizin emanetlerini bizlere aktaramadılar. Dünyanın türlü fitnelerine kapılıp savruldular. Parası olmayanı muhatap almıyorlar. Sohbetlerde neler anlatıp öğretiyorlarsa, hep aksini yapmışlar, yapıyorlar.

-Bize zamanında çok tuhaf gelen her şeyin demek ki bir izahı var. Ve böyle böyle sizin sayenizde öğreniyoruz. Allah razı olsun

+Amin. Cümlemizden

Çok daha büyük şoklara, sarsılmalara da hazır olun.

-Bekliyorum hocam

Mehmet Fahri Sertkaya