Etiket arşivi: Rüya Tabirleri

Yüz binlerce yılda bir yaşanan gök hadisesi | Rüya tabiri


Daha önce “Gece güneşi” başlığı ile paylaştığım rüyama benzer bir rüya gördüm.

Bu defa (27/28 Eylül 2022 gecesi) rüyamda yedi yıldız/güneş vardı. Yine gece vaktiydi. Yaz gecesiydi. Hava ne sıcak, ne soğuktu, çok iyi bir serinlik vardı. Güneşlerden ikisi büyüktü ve birbirleri ile eşit boydaydı. Bunlar üst sırada görünüyorlardı. Diğer beş güneş bunlardan daha küçüktü ama onların da boyları birbirleri ile aynıydı. Hepsinin rengi aynıydı. Turuncunun tonlarıyla alacalıydılar.

Ben dükkan gibi bir yerdeydim ama değişik bir hal vardı. Dışarıdan dükkan gibi görünen bu yerin içi genişmiş, karanlıkmış, ranzalar varmış ve çok sayıda mahkum uyuyormuş. Orasının aslında ceza evi olduğunu biliyorum. Zemin katta olan bu yerin kapısı da açıktı ve isteyen girip çıkabiliyordu. Baba demek istemediğim ve “Firavun” dediğim öz babamın, gerçek hayatta eskiden bir terzi dükkanı vardı. Rüyada gördüğüm dükkan, tam olarak orasıydı ama hali değişikti.

Ben kapının önünde iken birden gökte bu yıldızlar belirdi. Onlara bir bakınca içimden “Bu, on binlerce hatta yüz binlerce yılda bir görülebilecek bir gök hadisesi.” dedim. Bulunduğum caddenin epeyi ötesinde, gayr-i İslami hayat tarzları olduğu hemen fark edilebilen genç erkek ve kadın kişiler de bu yıldızları görmüşler, nasıl tepki vereceklerini şaşırmışlardı. Maçlarda şaşkınlık ve sevinçle karışık tezahürat yapanların hallerine benzer hallere girdiler. Sesleri bulunduğum yere kadar geliyordu.

Ben, sadece birkaç saniye sonra hemen hızla içeriye girdim. Uyumayan, ayakta olan insanları dışarı çağırdım. Hemen en önden de dışarı çıktım, içeride sadece birkaç saniye durdum. Dışarı çıktığım gibi yeniden bu yıldızlara bakıyordum ve birkaç saniye içinde hepsi birden solmaya, biraz gözden kaybolmaya başladılar. Arkamdan dışarı çıkanların hepsi bu yıldızların parlak ve net görülebilen halini göremediler. Ben o sırada “Bakın, bu yıldızlar belki de yüz binlerce senede bir görülebilecek şekilde bu sırayla/halle dizilmişler.” diyordum.

Ben bunu dediğim gibi, peşimden dışarıya gelen ve gökte ne yaşandığını anlayan, beni de duyan bir kişi dikkatimi çekti. Sol çapraz arkamda idi (saat sekiz yönü) bu kişi ama yine de fark ettim. Bu cümleyi kurduğum gibi o çok endişeli ve üzgün bir halde sola doğru iki adım attı. “Sen afet olacağına mı yordun bu hadiseyi?” dedim. Üzgün bir yüz ifadesiyle, kısık sesle ve başını da tasdik manasına yavaşça sallayarak “Evet” dedi. “Allah şahidimdir ki ben senin o anda bu düşünceye sahip olduğunu, bunu düşündüğünü biliyordum.” dedim.

İlk anından, gözden tamamen kayboldukları ana kadar, söz konusu yıldız grubu hep ufuk çizgisine yakın bir yerde görünüyordu. Çok yüksekte değillerdi.

Yıldızlar gözden kaybolunca tekrar dükkana girdim. Bu defa içerisi bir devlet dairesine benziyordu. Aydınlatması çok iyi idi. İçerisi gündüz gibi aydınlıktı. Herkes telaşlı, endişeliydi. Sanki bütün memleketin düzeni bir anda sarsılmış, bozulmuştu. Masa başı çalışan genç erkek bir memur, yine genç yaşlarda tesettürlü bir kadına yardımcı oluyordu. Kadının kocası bir cezaevinde mahkummuş ve memur orayı arayarak kadının kocasını telefona getirtmiş. Kadını hiç samimi bulmuyordum. Ağlayarak, göz yaşları durmadan akarak kocasıyla konuşuyordu. Ben bir fırsatını bulup kadına bir kaç kelam etmeyi ve “Ben ceza evlerinde kaldım. Çoğu evlerden dağa sağlam oralar. Mahkumlar kaçamasınlar, tünel kazamasınlar diye her yeri çok sağlam yapılan binalardır ceza evleri. Bu kadar endişe etme, kocana bir şey olmaz.” demeyi düşündüm içimden. Sonra kadını samimi bulmadığım için, sözüm faydasız olacağı için kadına nasihat etmedim. Etrafta telaş halinde başkaları da vardı, onlarla da ilgilenmedim. Rüyanın en başından sonuna kadar hiçbir kısmında endişe, panik, gerginlik, sıkıntı halleri yoktu üzerimde…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

O işler rüyalarda oluyor | Kuş sıçması

Rüyada kuş sıçması görmek ya da herhangi bir hayvanın dışkıladığını ya da dışkısını görmek… Ya da bir insanın rüyada kendisini büyük hacet giderirken görmesi ya da bir şekilde kendi dışkısını görmesi… Rüya sahibi için kısmete, maddi şartların genişlemesine, büyük büyük sıkıntıların üzerinden kalkacak olmasına tabir edilir.

Rüyada tavşan, tavşan kuyruğu, tavşan bacağı görmek, gerçek hayatta kısmet/şans demektir. İş hayatında başarı ve maddi imkanların genişlemesi demek. Yapılması planlanan hayırlı işler, yatırımlar, planlar varsa, bunları yapmaya yönlendirir. Sonunun hayırlı, kazançlı olacağını, zarar edilmeyeceğini haber verir. Rüyalarda bu gibi şeyler görülünce, ani ve güzel gelişmeler olacağı anlaşılır.

Şu ahir zamanda fıkıh, hadis, tefsir gibi İslami ilimleri hakkıyla bilen alimler yok denecek kadar az kaldığı gibi, İslami rüya tabiri ilmini hakkıyla bilenler de yok denecek kadar az kaldı. Bu nedenle, zaman geçtikçe bilgiler, değerlendirmeler karıştı, zihinler bulandı. İnsanlar rüyada değil de gerçek hayatta üzerlerine kuş sıçtığında, dışkı gördüklerinde ya da tavşan ve tavşan uzuvları gördüklerinde kısmet, şans olarak yorumlar oldular.

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Çok büyük şeyler olacak, çok büyük…

M. S. (Akademi Dergisi takipçisi):

Hocam hayırlı günler rüyamda bulutların arasında bir kütüphane gibi kitapların olduğu dinlenmek, okumak ve araştırmalar yapmak için insanların gittiği bir yer gördüm. Burası peygamber efendimiz zamanında onun yanındaki sahabelerle inşa edilmiş ismini şuan unuttuğum bir sürü zat varmış, çoğunun ismini insanlar bilmiyor. Bende burada gördüm kendimi Çaka Bey isminde bir adam elime bir dünya haritası verdi bu haritayı size vermem gerekiyormuş haritanın bazı kısımları işaretlenmişti.

Hocam tam size yazıyordum siz yazdınız

Hocam haritanın bu siyah çemberin içi yeşil renkli üzerinde Türkiye yazıyor diğer kısımlar kırmıızydı bir şey yazmıyordu

Türkiye yazısının etrafında altın renkli parlak yıldızlar vardı

Mehmet Fahri Sertkaya: Rüya tabircilerinin haricinde işini iyi bilen astrologların da iyice üzerinde çalışması lazım. Sonra da dünyadaki etkili ve yetkili kişilerin bu kişilere iyice bir danışması lazım.

Çok büyük şeyler olacak, çok büyük… Üstelik çok da hızlı olacak her şey.

İki kürek kemiği arasındaki bakır tel | Rüya tabiri

2 Mart 2022 tarihinde, yakın gelecekte yaşanacak çok mühim hadiseleri haber veren çok sarsıcı bir rüya görmüş ve uyanınca not etmiştim.

Yaşanacak tarihi hadiselerin akışı/gerçekleşmesi bozulmasın ve rüyada haber verilenler gerçekleşsin diye rüyamı anlatmamayı tercih etmiştim. En azından iki sene anlatmayacaktım. Lakin, şimdilerde sahaya bakıyorum da artık bu rüyanın haber verdiği çok mühim hadiselerin, gelişmelerin, kırılma noktalarının engellenmesine ihtimal kalmadı. Zaten baş kısmında haber verilen bazı hususlar da yaşandı, yaşanıyor.

Rüyamın başında üniversiteden mezun oldum. Diplomamı çok net gördüm ve matbu şekilde teslim aldım. Çok çileler çekmişim. Üniversite ortamı çok bozukmuş, ahlaksızlık, dinsizlik almış yürümüş. “Bu insan şeytanlarının arasında ben kendimi nasıl koruyacağım” diye hep tedirgin olmuşum. Bir yandan ahlakımı ve dinimi korumak için mücadele ederken, derslerime yeterince odaklanamamış ve gayret edememişim. Bir iki derste eksiğim varmış ama yine de mezun olabilmişim. Diplomamı da verdiler. Kimse bir şey demiyor ama ben içimden sıkıntı ediyorum ve kendi kendime “Eksik kalan dersleri de daha sonra kesinlikle veririm” diyorum.

Diplomalar verildikten sonra üniversitenin bütün öğrencileri (ki hiçbiri iyi kişiler değiller) hemen üniversite binasından ayrılıyorlar. Ben ise acele etmiyorum ve yavaş yavaş terk edeceğim orayı. Çıkıp giden üniversite öğrencilerinin yerlere atmış oldukları kağıtlar var. Onları görüyorum. Elimi uzatmadan, yere doğru eğilerek yerdeki kağıdın birine dikkatle bakıyorum. Onun bir karne olduğunu anlıyorum. Eskiden bizim ilkokulda, ortaokulda aldığımız, elle yazılan karneler vardı. Onun abartılı şekilde büyüğü. Bir anlıyorum ki bu çok eski bir karneymiş. Elime alıyorum. Rüya bu ya, meraklanıp iyice odaklanıyorum ve o anlarda karne gazeteye dönüşüyor. Çok eski bir gazeteye… Ya 1934 ya da 1933 yılına ait haberler var. Senesinden tam emin değilim ama 1934 olma ihtimali daha yüksek. O anda fark ediyorum ki gazetenin kağıdının tamamı nemlenmiş. Nerede ise ıslak denecek kadar nemlenmiş ama kağıt da üzerindeki baskılar da bozulmamış.

Gazetede 1934 yılının haberlerini görünce “Hala Sabetaycı gizli Yahudi Kamal Adıtürk’ün devri… Var birkaç sene daha…” diyorum. Resmi tarih anlatımına göre 1938 yılında milletçe ondan kurtulduğumuzu hatırlıyorum.

Üniversitenin o odasından çıkıp koridora geçmek istiyorum, o yolla üniversite binasından çıkacağım ama o odada bir de asa olduğunu görüyor ve asayı da alıyorum. Kapıya gelince bir bakıyorum ki kapının diğer tarafında Sabetaycı gizli Yahudi hainlerin atası ve İngiliz casusu Kamal Adıtürk var. Karşıma geçmiş, oradan çıkmamı istemiyor ama güç de yetiremiyor. Yolumu cesurca kesemiyor. Çekinceli bir şekilde kesmeye teşebbüs ediyor. Bedenen zaten kısa boylu, çelimsiz olduğu gibi ayrıca hasta, takatsiz görünüyor.

Bana bir bakıyor, ağırlık/yetki hala kendisinde olan biri gibi davranmak istiyor. “İyice bitmiş bu, uğraşmaya, karşılık vermeye bile değmez” diyorum içimden ve bana göre sağ yandan, ona göre sol yandan geçip çıkıyorum o odadan.

O üniversite, ikamet ettiğim mahallenin çok üst tarafında, rakımı daha yüksek olan bölgede ve E5 yoluna yakınmış. Ben üniversite binasından da ayrılıyorum. Mahallenin aşağısına, ikamet ettiğim eve doğru yürüyorum.

Gerçek hayatta tanıdığım, son on yıldır pek denk gelmediğim Emin isminde bir arkadaşım vardı. Sık sık denk gelebildiğimiz zamanlarda ona ve yanındaki diğer arkadaşlara nasihatlar ederdim, severdi, dinlerdi, ona iyi gelirdi. Aileden ve etraftan bir şey duymamış, öğrenmemiş, çok genç yaşta bir başına gurbete İstanbul’a gelmiş ve burada ikamet etmiş, yerleşmiş bir arkadaşımdı.

Rüyamda yoldan aşağı doğru yürürken, çok güzel ve açık bir havada, sol tarafta, bir kahvehanenin önünde o Emin’i yıllar sonra görüyorum. “Ne yapacak şimdi bunca yıl sonra, tepkisi nasıl olacak” diye düşünürken “Hocam!” diye sesleniyor. Ben de seviniyorum. Yanına doğru, yolun soluna doğru yanaşıyorum. İki elimi uzatarak musafaha (tokalaşma) ediyorum. Çok samimi şekilde musafaha ediyor, başını eğiyor, hürmet gösteriyor. Ben de aynı samimiyetle karşılık veriyorum ona ve yavaşça çekiyorum elimi.

Etrafında birkaç arkadaşı var. Onlar iyi kişiler değiller ve üniversiteden mezun olmadan daha önce atılmış kişiler olduklarını biliyorum. Emin’le samimiyetimizi görünce içten içten rahatsız olduklarını hemen seziyorum.

Aralarından birine nezaketen/siyaseten tek elimi uzatıyorum, tokalaşıyorum ve “Nasılsın” diyorum. “İyi” diyor. Onun yanındakine bakıyorum, tanıdık gibi geliyor ama çıkartamıyorum. Onun bir yanındaki ise duramıyor “Çocuk gibi ya” diyor. Bizim samimiyetimiz, temiz niyetimiz, kardeşliğimiz, hürmetimiz, değer verişimiz, sıcaklığımız ona çok ters geliyor. O kadar taş kalpli olmuş, kabalaşmış, hissizleşmiş bir insan şeytanı… Onu da idare ediyorum, karşılık vermiyorum ve aşağı doğru yürümeye devam ediyorum.

Yürürken biliyorum ki iki kürek kemiğimin arasından yukarı doğru çıkmış ve boynumun sağ yanına doğru yükselmiş bir bakır tel varmış. Birkaç milimetre çapında kalın ve sağlam bir bakır telmiş. Boynumun sağ arka yanında da onun ucunun takılacağı yer varmış. Bakır telin, yakamdan yukarıya doğru yükselen ve havada kalan ucunu tutuyor ve boynumun sağ yanındaki yerine sağ elimle takıyorum. Bir çıtçıt gibi yerine oturuyor. Bir yandan yolda yürümeye devam ederken, bir yandan da bunu yapıyorum ve kendi kendime “Bu yapılmalıydı, şimdi oldu. Biraz geriyor vücudumu ama bu olmalıydı.” diyorum.

Yürümeye devam ediyorum. Uzun zamandır gidemediğim kendi evime doğru gidiyorum ama bir yandan da biliyorum ki ailece oturduğumuz ev de oraya yakın ve oraya da gidebilirim. Rüyamda merhume annem de sağ imiş diye biliyorum. Karar veriyorum ve “Ben tek oturacağım, aile evine gitmeyeceğim, oturduğum yerde devam edeceğim.” diyorum.

Öyle yürüyorken bir anda sahne değişiyor ve sanki zamanda geri gidiyorum. Geniş bir araziye eski bir ahşap masa konulmuş. Üzerine de eski tarz bir masa örtüsü örtülmüş. Basit, değersiz, göze de hoş gelmeyen bir örtü bu… Üzerinde bir mikrofon var. Masanın yanındaki basit ahşap sandalyede ise kırklı yaşlarda ve açık gri takım elbiseli bir adam oturuyor. Takım elbisesi dar, değişik bir model… Ben rüyanın bu kısımlarını gri bir video efekti uygulanmış gibi görüyorum. Renkler yeterince canlı değil. Toprak ve hava bile tabii hallerinden soluk ve gri görünüyor.

Bir anda şaşırıyorum. “Hangi senedeyiz acaba” diyorum içimden. Adamın takım elbisesinin modeline, masa örtüsüne, mikrofonun teknolojisine bakıp 1980’lerin başında olduğumuzu düşünüyorum ama adamın anlattıklarına bakınca 1990’ların ilk yarısında olduğumuzu anlıyorum. Adam öyle güzel ve akıcı bir şekilde Türkçe konuşuyor ki tesirinde kalıyorum ve içimden “Şimdilerde çok iyi şekilde seslendirme eğitimi alanlar kadar profesyonel bir tarzı var. Bu adam TRT’nin haber sunucusu olmalı” diyorum.

Adamın elinde bir A4 kağıdı var ve ondan okuyor. Okuduklarına dikkat kesiliyorum. Sabetaycı gizli Yahudi boşbakan ve mafya anası Tansu Çiller’in pisliğini meydana seren cümleler bunlar. “Bu adamın seslendirdiği bu sarsıcı bilgiler kayıt edilip bana verilse, memleket için çok çok sarsıcı ve faydalı olur.” diye düşünüyorum. Rüya burada bitiyor.

Bu rüyadan iki gün önce ise rüyamda, liseden mezun olmak üzere olduğumu, mezuniyetime sadece bir gün kaldığını görmüştüm.

2 Mart 2022 gecesi başka bir rüya daha gördüm.

Memleketim Afyon’a gitmişim. Orada bir karı-koca varmış. Onlara misafir olmuşum. Kadın mesture (tesettürlü) değil ama öyle çok dağıtmış kadınlardan da değil. Ben o aileye misafirliğe giderken yanımda bir hediye götürdüm. Elektronik/dijital zikirmatik denilen ve parmağa takılan küçücük bir cihaz…

Bunu kadına hediye olarak veriyorum. Kadının bu bozuk zamana ayak uyduramadığını, insanlıktan çıkmaya razı olmadığını ama İslam’a da tam teslim olmadığını, bu nedenle iyice arada kalıp ruhi daralmalar yaşadığını anlıyorum. Kadının kim olduğunu, akrabam olup olmadığını, oraya neden misafirliğe gittiğimi de bilmiyorum.

LCD olmayan, tüplü, eski model bir televizyonu var. Televizyonun çerçevesinin/kasasının ön, alt, orta kısmında kumanda tutulacak bir algılayıcı gözü var. Meğer bu kadının kumandası yokmuş, televizyon izlerken çok sıkıntı çekiyormuş. Ben zikirmatiği ona hediye edince, rüya bu ya, zikirmatiği kumanda niyetine kullanıyor ve o algılayıcı göze tutarak televizyonu rahat rahat kontrol ediyor. Kadın bunu yapınca o kadar seviniyor ve şaşırıyor ki ben de onun o seviyede sevinmesine şaşırıyorum.

Sonra televizyonun arkasındaki duvar bir anda ortadan kayboluyor ve arkasındaki yer görünüyor. Televizyon da ortada görünmüyor. Karşımda Yağmur ormanlarına benzeyen bir yer var. Her yerin yeşil oluşu dikkatimi çekiyor. Ağaçların yaprakları çok sık, çok parlak/canlı yeşil renkte ve aşağıya doğru eğikler… Yerden yukarı doğru da yeşil yapraklı bitkiler yükselmiş ve bu bitkilerin, ayrıca yapraklarının araları da çok sık. İnsan, o tarafa bakınca yeri/toprağı bile göremiyor.

Yerdeki yeşil bitkilerin arkasında bir hareketlilik olduğunu görüyorum. Bir mücadele olduğunu anlıyorum ama kim ya da kimler var, neler dönüyor, bilemiyorum. Ben, baktıkça sallanan yeşil yapraklardan başka bir şey göremiyorum.

Kim olduğunu bilemediğim ve göremediğim, zikirmatik hediye ettiğim kadın olduğunu tahmin ettiğim birinin, sol arka çaprazımda durarak, hareket halindeki o yeşilliklere doğru kısa, küçük bir ok attığını görüyorum.

Hemen birkaç saniye sonrasında bir gorilin o yeşilliklerin arkasından çıkıp benim bulunduğum yöne doğru zorlukla yürüdüğünü görüyorum. O an anlıyorum ki yeşillerin arkasındaki hareketin sebebi iki gorilmiş. Anlaşamıyor ve boğuşuyorlarmış. Atılan ok birine isabet etmiş ve hemen ölümcül darbe vurmuş. Can havliyle kendini benim olduğum tarafa atmış. Gorile bakıyorum ki kalbine yakın yerden girmiş o ok… Hali hiç iyi görünmüyor. Zaten hemen takatsiz kalıp sırt üstü düşüyor.

Bu defa sağ ön çaprazımdan bir adamın hemen hamle yaptığını, gorilin yanına geldiğini görüyorum. Sırt üstü düşmüş olan ve can çekişen gorili, sağ kolundan tutuyor ve sürükleyerek çekiyor. Goril hala sağ ama ben “Bu ölür, yaşamaz bu… Yarası ağır ve ok da öldürücü yerden isabet etmiş” diyorum içimden.

Ömrümde ilk defa böyle yakından goril gördüm diye şaşırıyorum. Adam iyice çekip götürmeden bari bir de temas edeyim diyorum. Gorilin sol eline elimi değdiriyorum. Bana çok değişik geliyor. “Aslında teni, dokusu çok yumuşak, o kadar kaba bir hayvan değilmiş” diye düşünüyorum. Rüya burada bitiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi


“Artık çıkıyoruz, vakti geldi” | Rüya tabirleri


M. (Akademi Dergisi takipçisi):

Abi .s.a Ablam ..Sizin artik cikiyoruz vakit geldi diye ,,,gokyuzune havai fisek attiginizi gormus,,,,karsilik olarak sonra uzun sacli bir adamda havai fisek atmis ablamin balkonunun onune patlamadan dusmus onunki….
Ablam kovaya su doldurup ustune su dokup sondurmus hemen ,,abim ve esi gelmis o ara ne oluyor diye
Onlara sizi anlatmis o akademi dergisini falan..
ve bize ekmek yollamis bakin demis posetin uzerindede adi yaziyor diye gostermis
Posetin uzerinde MEHMET FAHRI SERTKAYA yaziyormus icinde uc tane uzun ekmek varmis

Bende dua ettim yattip uyku uyanilklik arasinda arapca onume “teamelune bima “yazilmis okudum ne demekkki ,,,,,,sonrasinda gordugugum ruya tam bir ic savasin icinde gordum kendimi,,,,,,,ve sonra siz haber sunuyor gibi

Goruntulu bir ses kaydi birinci bomba patladi ikinci bomba her an patlayabilir dediniz ve o an patladi kacan insanlar bile ayakta kor haline donustu……

Sonra yine elimde kurani kerim iki ayetin arasi kumas ile baglanmisti ,,,,dusundum teamelune bima okudugum ayetle mi ilgili acaba bu kumas ,,hangi ayette boyle geciyor diye bi hafiza sorasim geldi baska nasil bulunurki dedim

Mehmet Fahri Sertkaya:

V.a.s. Geldi inş vakti. Epeyi gürültülü olacak ama artık çıkacağım sahaya.
Ben çıkacağım ama çok kişi ölecek.

Rüya

Biden, Ankara’da Çankaya Köşkü’nün bahçesinde idi. Ben de oradaydım. Onu çok sert tavırlarla oradan kovdum. “Yürüüü, sen insan değilsin” diyordum. Hiçbir karşılık veremedi, güçsüz ve çaresiz şekilde oradan sessizce uzaklaştı. Sonra sahne değişti, bir baktım ki millet bu yaşananı duymuş, Biden’ın halini görmüş ama detayları bilmiyor. Millet coşmuş, bayram havası gibi bir hava var. Sonra bir bakıyorum ki Tayyip “Bunu ben yaptım, bakın ben yaptım” rolü oynuyor. Kısa süre düşünüyorum Tayyip’i bozsam mı diye, “Boşver ondan bilsinler” deyip devam ediyorum. Sahne değişiyor, bir bakıyorum ki kumsalda deniz çekilmiş ve yavaş yavaş deniz suyu geri geliyor. Pek hayırlı da gelmediğini anlıyorum. İlk gelen suyun bile beyaz köpüklenmiş halde olduğunu görüyorum.

Rüyada Havai Fişek Patlaması


Rüya sahibini hem çok şaşırtacak hem de çok mutlu edecek kadar güzel bir haber alacağına işaret eder. Rüyada havai fişek patlaması, rüya sahibine ilk duyduğu anda şok etkisi yapacak kadar hayırlı şeyler duyup, sonradan da bunun keyfini yaşamasına yorulur.

Rüyada Havai Fişek Atmak


Rüyada havai fişek atmak, rüya sahibinin geleceğinin parlak, kısmetinin ve şansının da açık olacağı anlamına gelir. Kişi, ileride gazetelere, dergilere ve televizyon haberlerine konu olacak kadar büyük başarılara imza atacak, uluslararası camiada çok ünlü bir kimse haline gelecektir.