Etiket arşivi: Rüya Tabirleri

O işler rüyalarda oluyor | Kuş sıçması

Rüyada kuş sıçması görmek ya da herhangi bir hayvanın dışkıladığını ya da dışkısını görmek… Ya da bir insanın rüyada kendisini büyük hacet giderirken görmesi ya da bir şekilde kendi dışkısını görmesi… Rüya sahibi için kısmete, maddi şartların genişlemesine, büyük büyük sıkıntıların üzerinden kalkacak olmasına tabir edilir.

Rüyada tavşan, tavşan kuyruğu, tavşan bacağı görmek, gerçek hayatta kısmet/şans demektir. İş hayatında başarı ve maddi imkanların genişlemesi demek. Yapılması planlanan hayırlı işler, yatırımlar, planlar varsa, bunları yapmaya yönlendirir. Sonunun hayırlı, kazançlı olacağını, zarar edilmeyeceğini haber verir. Rüyalarda bu gibi şeyler görülünce, ani ve güzel gelişmeler olacağı anlaşılır.

Şu ahir zamanda fıkıh, hadis, tefsir gibi İslami ilimleri hakkıyla bilen alimler yok denecek kadar az kaldığı gibi, İslami rüya tabiri ilmini hakkıyla bilenler de yok denecek kadar az kaldı. Bu nedenle, zaman geçtikçe bilgiler, değerlendirmeler karıştı, zihinler bulandı. İnsanlar rüyada değil de gerçek hayatta üzerlerine kuş sıçtığında, dışkı gördüklerinde ya da tavşan ve tavşan uzuvları gördüklerinde kısmet, şans olarak yorumlar oldular.

Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Çok büyük şeyler olacak, çok büyük…

M. S. (Akademi Dergisi takipçisi):

Hocam hayırlı günler rüyamda bulutların arasında bir kütüphane gibi kitapların olduğu dinlenmek, okumak ve araştırmalar yapmak için insanların gittiği bir yer gördüm. Burası peygamber efendimiz zamanında onun yanındaki sahabelerle inşa edilmiş ismini şuan unuttuğum bir sürü zat varmış, çoğunun ismini insanlar bilmiyor. Bende burada gördüm kendimi Çaka Bey isminde bir adam elime bir dünya haritası verdi bu haritayı size vermem gerekiyormuş haritanın bazı kısımları işaretlenmişti.

Hocam tam size yazıyordum siz yazdınız

Hocam haritanın bu siyah çemberin içi yeşil renkli üzerinde Türkiye yazıyor diğer kısımlar kırmıızydı bir şey yazmıyordu

Türkiye yazısının etrafında altın renkli parlak yıldızlar vardı

Mehmet Fahri Sertkaya: Rüya tabircilerinin haricinde işini iyi bilen astrologların da iyice üzerinde çalışması lazım. Sonra da dünyadaki etkili ve yetkili kişilerin bu kişilere iyice bir danışması lazım.

Çok büyük şeyler olacak, çok büyük… Üstelik çok da hızlı olacak her şey.

İki kürek kemiği arasındaki bakır tel | Rüya tabiri

2 Mart 2022 tarihinde, yakın gelecekte yaşanacak çok mühim hadiseleri haber veren çok sarsıcı bir rüya görmüş ve uyanınca not etmiştim.

Yaşanacak tarihi hadiselerin akışı/gerçekleşmesi bozulmasın ve rüyada haber verilenler gerçekleşsin diye rüyamı anlatmamayı tercih etmiştim. En azından iki sene anlatmayacaktım. Lakin, şimdilerde sahaya bakıyorum da artık bu rüyanın haber verdiği çok mühim hadiselerin, gelişmelerin, kırılma noktalarının engellenmesine ihtimal kalmadı. Zaten baş kısmında haber verilen bazı hususlar da yaşandı, yaşanıyor.

Rüyamın başında üniversiteden mezun oldum. Diplomamı çok net gördüm ve matbu şekilde teslim aldım. Çok çileler çekmişim. Üniversite ortamı çok bozukmuş, ahlaksızlık, dinsizlik almış yürümüş. “Bu insan şeytanlarının arasında ben kendimi nasıl koruyacağım” diye hep tedirgin olmuşum. Bir yandan ahlakımı ve dinimi korumak için mücadele ederken, derslerime yeterince odaklanamamış ve gayret edememişim. Bir iki derste eksiğim varmış ama yine de mezun olabilmişim. Diplomamı da verdiler. Kimse bir şey demiyor ama ben içimden sıkıntı ediyorum ve kendi kendime “Eksik kalan dersleri de daha sonra kesinlikle veririm” diyorum.

Diplomalar verildikten sonra üniversitenin bütün öğrencileri (ki hiçbiri iyi kişiler değiller) hemen üniversite binasından ayrılıyorlar. Ben ise acele etmiyorum ve yavaş yavaş terk edeceğim orayı. Çıkıp giden üniversite öğrencilerinin yerlere atmış oldukları kağıtlar var. Onları görüyorum. Elimi uzatmadan, yere doğru eğilerek yerdeki kağıdın birine dikkatle bakıyorum. Onun bir karne olduğunu anlıyorum. Eskiden bizim ilkokulda, ortaokulda aldığımız, elle yazılan karneler vardı. Onun abartılı şekilde büyüğü. Bir anlıyorum ki bu çok eski bir karneymiş. Elime alıyorum. Rüya bu ya, meraklanıp iyice odaklanıyorum ve o anlarda karne gazeteye dönüşüyor. Çok eski bir gazeteye… Ya 1934 ya da 1933 yılına ait haberler var. Senesinden tam emin değilim ama 1934 olma ihtimali daha yüksek. O anda fark ediyorum ki gazetenin kağıdının tamamı nemlenmiş. Nerede ise ıslak denecek kadar nemlenmiş ama kağıt da üzerindeki baskılar da bozulmamış.

Gazetede 1934 yılının haberlerini görünce “Hala Sabetaycı gizli Yahudi Kamal Adıtürk’ün devri… Var birkaç sene daha…” diyorum. Resmi tarih anlatımına göre 1938 yılında milletçe ondan kurtulduğumuzu hatırlıyorum.

Üniversitenin o odasından çıkıp koridora geçmek istiyorum, o yolla üniversite binasından çıkacağım ama o odada bir de asa olduğunu görüyor ve asayı da alıyorum. Kapıya gelince bir bakıyorum ki kapının diğer tarafında Sabetaycı gizli Yahudi hainlerin atası ve İngiliz casusu Kamal Adıtürk var. Karşıma geçmiş, oradan çıkmamı istemiyor ama güç de yetiremiyor. Yolumu cesurca kesemiyor. Çekinceli bir şekilde kesmeye teşebbüs ediyor. Bedenen zaten kısa boylu, çelimsiz olduğu gibi ayrıca hasta, takatsiz görünüyor.

Bana bir bakıyor, ağırlık/yetki hala kendisinde olan biri gibi davranmak istiyor. “İyice bitmiş bu, uğraşmaya, karşılık vermeye bile değmez” diyorum içimden ve bana göre sağ yandan, ona göre sol yandan geçip çıkıyorum o odadan.

O üniversite, ikamet ettiğim mahallenin çok üst tarafında, rakımı daha yüksek olan bölgede ve E5 yoluna yakınmış. Ben üniversite binasından da ayrılıyorum. Mahallenin aşağısına, ikamet ettiğim eve doğru yürüyorum.

Gerçek hayatta tanıdığım, son on yıldır pek denk gelmediğim Emin isminde bir arkadaşım vardı. Sık sık denk gelebildiğimiz zamanlarda ona ve yanındaki diğer arkadaşlara nasihatlar ederdim, severdi, dinlerdi, ona iyi gelirdi. Aileden ve etraftan bir şey duymamış, öğrenmemiş, çok genç yaşta bir başına gurbete İstanbul’a gelmiş ve burada ikamet etmiş, yerleşmiş bir arkadaşımdı.

Rüyamda yoldan aşağı doğru yürürken, çok güzel ve açık bir havada, sol tarafta, bir kahvehanenin önünde o Emin’i yıllar sonra görüyorum. “Ne yapacak şimdi bunca yıl sonra, tepkisi nasıl olacak” diye düşünürken “Hocam!” diye sesleniyor. Ben de seviniyorum. Yanına doğru, yolun soluna doğru yanaşıyorum. İki elimi uzatarak musafaha (tokalaşma) ediyorum. Çok samimi şekilde musafaha ediyor, başını eğiyor, hürmet gösteriyor. Ben de aynı samimiyetle karşılık veriyorum ona ve yavaşça çekiyorum elimi.

Etrafında birkaç arkadaşı var. Onlar iyi kişiler değiller ve üniversiteden mezun olmadan daha önce atılmış kişiler olduklarını biliyorum. Emin’le samimiyetimizi görünce içten içten rahatsız olduklarını hemen seziyorum.

Aralarından birine nezaketen/siyaseten tek elimi uzatıyorum, tokalaşıyorum ve “Nasılsın” diyorum. “İyi” diyor. Onun yanındakine bakıyorum, tanıdık gibi geliyor ama çıkartamıyorum. Onun bir yanındaki ise duramıyor “Çocuk gibi ya” diyor. Bizim samimiyetimiz, temiz niyetimiz, kardeşliğimiz, hürmetimiz, değer verişimiz, sıcaklığımız ona çok ters geliyor. O kadar taş kalpli olmuş, kabalaşmış, hissizleşmiş bir insan şeytanı… Onu da idare ediyorum, karşılık vermiyorum ve aşağı doğru yürümeye devam ediyorum.

Yürürken biliyorum ki iki kürek kemiğimin arasından yukarı doğru çıkmış ve boynumun sağ yanına doğru yükselmiş bir bakır tel varmış. Birkaç milimetre çapında kalın ve sağlam bir bakır telmiş. Boynumun sağ arka yanında da onun ucunun takılacağı yer varmış. Bakır telin, yakamdan yukarıya doğru yükselen ve havada kalan ucunu tutuyor ve boynumun sağ yanındaki yerine sağ elimle takıyorum. Bir çıtçıt gibi yerine oturuyor. Bir yandan yolda yürümeye devam ederken, bir yandan da bunu yapıyorum ve kendi kendime “Bu yapılmalıydı, şimdi oldu. Biraz geriyor vücudumu ama bu olmalıydı.” diyorum.

Yürümeye devam ediyorum. Uzun zamandır gidemediğim kendi evime doğru gidiyorum ama bir yandan da biliyorum ki ailece oturduğumuz ev de oraya yakın ve oraya da gidebilirim. Rüyamda merhume annem de sağ imiş diye biliyorum. Karar veriyorum ve “Ben tek oturacağım, aile evine gitmeyeceğim, oturduğum yerde devam edeceğim.” diyorum.

Öyle yürüyorken bir anda sahne değişiyor ve sanki zamanda geri gidiyorum. Geniş bir araziye eski bir ahşap masa konulmuş. Üzerine de eski tarz bir masa örtüsü örtülmüş. Basit, değersiz, göze de hoş gelmeyen bir örtü bu… Üzerinde bir mikrofon var. Masanın yanındaki basit ahşap sandalyede ise kırklı yaşlarda ve açık gri takım elbiseli bir adam oturuyor. Takım elbisesi dar, değişik bir model… Ben rüyanın bu kısımlarını gri bir video efekti uygulanmış gibi görüyorum. Renkler yeterince canlı değil. Toprak ve hava bile tabii hallerinden soluk ve gri görünüyor.

Bir anda şaşırıyorum. “Hangi senedeyiz acaba” diyorum içimden. Adamın takım elbisesinin modeline, masa örtüsüne, mikrofonun teknolojisine bakıp 1980’lerin başında olduğumuzu düşünüyorum ama adamın anlattıklarına bakınca 1990’ların ilk yarısında olduğumuzu anlıyorum. Adam öyle güzel ve akıcı bir şekilde Türkçe konuşuyor ki tesirinde kalıyorum ve içimden “Şimdilerde çok iyi şekilde seslendirme eğitimi alanlar kadar profesyonel bir tarzı var. Bu adam TRT’nin haber sunucusu olmalı” diyorum.

Adamın elinde bir A4 kağıdı var ve ondan okuyor. Okuduklarına dikkat kesiliyorum. Sabetaycı gizli Yahudi boşbakan ve mafya anası Tansu Çiller’in pisliğini meydana seren cümleler bunlar. “Bu adamın seslendirdiği bu sarsıcı bilgiler kayıt edilip bana verilse, memleket için çok çok sarsıcı ve faydalı olur.” diye düşünüyorum. Rüya burada bitiyor.

Bu rüyadan iki gün önce ise rüyamda, liseden mezun olmak üzere olduğumu, mezuniyetime sadece bir gün kaldığını görmüştüm.

2 Mart 2022 gecesi başka bir rüya daha gördüm.

Memleketim Afyon’a gitmişim. Orada bir karı-koca varmış. Onlara misafir olmuşum. Kadın mesture (tesettürlü) değil ama öyle çok dağıtmış kadınlardan da değil. Ben o aileye misafirliğe giderken yanımda bir hediye götürdüm. Elektronik/dijital zikirmatik denilen ve parmağa takılan küçücük bir cihaz…

Bunu kadına hediye olarak veriyorum. Kadının bu bozuk zamana ayak uyduramadığını, insanlıktan çıkmaya razı olmadığını ama İslam’a da tam teslim olmadığını, bu nedenle iyice arada kalıp ruhi daralmalar yaşadığını anlıyorum. Kadının kim olduğunu, akrabam olup olmadığını, oraya neden misafirliğe gittiğimi de bilmiyorum.

LCD olmayan, tüplü, eski model bir televizyonu var. Televizyonun çerçevesinin/kasasının ön, alt, orta kısmında kumanda tutulacak bir algılayıcı gözü var. Meğer bu kadının kumandası yokmuş, televizyon izlerken çok sıkıntı çekiyormuş. Ben zikirmatiği ona hediye edince, rüya bu ya, zikirmatiği kumanda niyetine kullanıyor ve o algılayıcı göze tutarak televizyonu rahat rahat kontrol ediyor. Kadın bunu yapınca o kadar seviniyor ve şaşırıyor ki ben de onun o seviyede sevinmesine şaşırıyorum.

Sonra televizyonun arkasındaki duvar bir anda ortadan kayboluyor ve arkasındaki yer görünüyor. Televizyon da ortada görünmüyor. Karşımda Yağmur ormanlarına benzeyen bir yer var. Her yerin yeşil oluşu dikkatimi çekiyor. Ağaçların yaprakları çok sık, çok parlak/canlı yeşil renkte ve aşağıya doğru eğikler… Yerden yukarı doğru da yeşil yapraklı bitkiler yükselmiş ve bu bitkilerin, ayrıca yapraklarının araları da çok sık. İnsan, o tarafa bakınca yeri/toprağı bile göremiyor.

Yerdeki yeşil bitkilerin arkasında bir hareketlilik olduğunu görüyorum. Bir mücadele olduğunu anlıyorum ama kim ya da kimler var, neler dönüyor, bilemiyorum. Ben, baktıkça sallanan yeşil yapraklardan başka bir şey göremiyorum.

Kim olduğunu bilemediğim ve göremediğim, zikirmatik hediye ettiğim kadın olduğunu tahmin ettiğim birinin, sol arka çaprazımda durarak, hareket halindeki o yeşilliklere doğru kısa, küçük bir ok attığını görüyorum.

Hemen birkaç saniye sonrasında bir gorilin o yeşilliklerin arkasından çıkıp benim bulunduğum yöne doğru zorlukla yürüdüğünü görüyorum. O an anlıyorum ki yeşillerin arkasındaki hareketin sebebi iki gorilmiş. Anlaşamıyor ve boğuşuyorlarmış. Atılan ok birine isabet etmiş ve hemen ölümcül darbe vurmuş. Can havliyle kendini benim olduğum tarafa atmış. Gorile bakıyorum ki kalbine yakın yerden girmiş o ok… Hali hiç iyi görünmüyor. Zaten hemen takatsiz kalıp sırt üstü düşüyor.

Bu defa sağ ön çaprazımdan bir adamın hemen hamle yaptığını, gorilin yanına geldiğini görüyorum. Sırt üstü düşmüş olan ve can çekişen gorili, sağ kolundan tutuyor ve sürükleyerek çekiyor. Goril hala sağ ama ben “Bu ölür, yaşamaz bu… Yarası ağır ve ok da öldürücü yerden isabet etmiş” diyorum içimden.

Ömrümde ilk defa böyle yakından goril gördüm diye şaşırıyorum. Adam iyice çekip götürmeden bari bir de temas edeyim diyorum. Gorilin sol eline elimi değdiriyorum. Bana çok değişik geliyor. “Aslında teni, dokusu çok yumuşak, o kadar kaba bir hayvan değilmiş” diye düşünüyorum. Rüya burada bitiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi


“Artık çıkıyoruz, vakti geldi” | Rüya tabirleri


M. (Akademi Dergisi takipçisi):

Abi .s.a Ablam ..Sizin artik cikiyoruz vakit geldi diye ,,,gokyuzune havai fisek attiginizi gormus,,,,karsilik olarak sonra uzun sacli bir adamda havai fisek atmis ablamin balkonunun onune patlamadan dusmus onunki….
Ablam kovaya su doldurup ustune su dokup sondurmus hemen ,,abim ve esi gelmis o ara ne oluyor diye
Onlara sizi anlatmis o akademi dergisini falan..
ve bize ekmek yollamis bakin demis posetin uzerindede adi yaziyor diye gostermis
Posetin uzerinde MEHMET FAHRI SERTKAYA yaziyormus icinde uc tane uzun ekmek varmis

Bende dua ettim yattip uyku uyanilklik arasinda arapca onume “teamelune bima “yazilmis okudum ne demekkki ,,,,,,sonrasinda gordugugum ruya tam bir ic savasin icinde gordum kendimi,,,,,,,ve sonra siz haber sunuyor gibi

Goruntulu bir ses kaydi birinci bomba patladi ikinci bomba her an patlayabilir dediniz ve o an patladi kacan insanlar bile ayakta kor haline donustu……

Sonra yine elimde kurani kerim iki ayetin arasi kumas ile baglanmisti ,,,,dusundum teamelune bima okudugum ayetle mi ilgili acaba bu kumas ,,hangi ayette boyle geciyor diye bi hafiza sorasim geldi baska nasil bulunurki dedim

Mehmet Fahri Sertkaya:

V.a.s. Geldi inş vakti. Epeyi gürültülü olacak ama artık çıkacağım sahaya.
Ben çıkacağım ama çok kişi ölecek.

Rüya

Biden, Ankara’da Çankaya Köşkü’nün bahçesinde idi. Ben de oradaydım. Onu çok sert tavırlarla oradan kovdum. “Yürüüü, sen insan değilsin” diyordum. Hiçbir karşılık veremedi, güçsüz ve çaresiz şekilde oradan sessizce uzaklaştı. Sonra sahne değişti, bir baktım ki millet bu yaşananı duymuş, Biden’ın halini görmüş ama detayları bilmiyor. Millet coşmuş, bayram havası gibi bir hava var. Sonra bir bakıyorum ki Tayyip “Bunu ben yaptım, bakın ben yaptım” rolü oynuyor. Kısa süre düşünüyorum Tayyip’i bozsam mı diye, “Boşver ondan bilsinler” deyip devam ediyorum. Sahne değişiyor, bir bakıyorum ki kumsalda deniz çekilmiş ve yavaş yavaş deniz suyu geri geliyor. Pek hayırlı da gelmediğini anlıyorum. İlk gelen suyun bile beyaz köpüklenmiş halde olduğunu görüyorum.

Rüyada Havai Fişek Patlaması


Rüya sahibini hem çok şaşırtacak hem de çok mutlu edecek kadar güzel bir haber alacağına işaret eder. Rüyada havai fişek patlaması, rüya sahibine ilk duyduğu anda şok etkisi yapacak kadar hayırlı şeyler duyup, sonradan da bunun keyfini yaşamasına yorulur.

Rüyada Havai Fişek Atmak


Rüyada havai fişek atmak, rüya sahibinin geleceğinin parlak, kısmetinin ve şansının da açık olacağı anlamına gelir. Kişi, ileride gazetelere, dergilere ve televizyon haberlerine konu olacak kadar büyük başarılara imza atacak, uluslararası camiada çok ünlü bir kimse haline gelecektir.

İt ürüyecek, kervan her zaman yürüyecek (Rüya tabiri)

Dünya siyasetinde yaşanacak büyük hadiseleri haber veren bir rüyanın uzun tabiri

V… (Akademi Dergisi takipçisi):

Acayip bir rüya gördüm.
İstanbul’da talebelik ve sonrasında bir yıl hoca olarak hizmet yaptığım vefa kursuna vardım. Beni oraya çağırmışlar. Kursa girdim sanki bir gün kaldım. Normalde kursun altı, paralı otoparktır. Benim oradaki görevliyle görüşmemi söylediler. Vardım otoparkın önünde, yolumuza bağlı değil gibi görünen, bir otopark görevlisi var. Selam verdim. Kendimi tanıttım. Geleceğimden haberi varmış. Tamam dedi. Burada çalışacak olanlar için yarın seçim yapılacak. Ben senin için oy kullanırım, senin buraya alınmanı sağlarım burada çalışırsın, yurttan ev kiranı, bazı masraflarını filan ödüyorlar. Hem çıkarmak da artık yokmuş dedi. Ben de tereddüt ediyorum. MFS’nin tarafında olduğum için burada huzur vermezler, ama çalışmaya da ihtiyacım var, diye düşünüyorum.

Sonra kursun idarecisi Hüseyin Bakır, geldi. Herkes ona hürmet ediyor. Ben de ayağa kalktım, bakalım benim yanıma gelecek mi diye bekliyorum. Ona bakıyorum, benimle göz göze gelmiyor. Herkesle konuştu ama bana bakmadan gitti. Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.

Daha sonra, bir anda kursun bitişiğindeki binada oluyorum. Gülderen orada oturuyor. Baya eskimiş, içinde ahşap yapıları olan bir ev. Mutfakla beraber 3 oda var. Birileri vardı. Onları uğurladı, onlar gidince Gülderen ile karşı karşıya geldik. Eline ucu yassı, kalın tokmak benzeri bir ağaç aldı. Aklı sıra beni korkutup kovacak. Ben de elinden aldım, şimdi ben sana vurayım mı, dedim. Hemen pencereden kafasını çıkartıp, imdat diye, deli gibi bağırmaya başladı. Delirmiş halde idi. Siması tam kafayı yemiş kadınlara benziyordu. Normalde hiç görmedim, ama orada çok çirkin bir siması vardı. Sonra vurmadım ama, orası Ahmet Bey Ağabeyimiz’e ait oluyor. Oraya sahip çıkmaya çalışıyorum. Bana bazı emanetleri bıraktığını hissediyor ve anlıyorum. Gülderene bağırıyorum. Ahmet Bey Ağabeyimizin bıraktığı daha fazla emanet var demek ki, senin bu kadar çırpınmandan belli oluyor, mealinde sözler söylüyorum. Bir anda gözümün önüne, içkiyi içip içip, ateş yanmış ve sönmüş yerlerin kenarında ölmüş bazı kişilerin görüntüsü geldi. Genel olarak, münafık hoca tipli kişilerdi…

Mehmet Fahri Sertkaya:

Rüyada beni temsilen kendini görmüşsün. Günümüzdeki rüya tabircilerinin çoğunun bilemediği ve anlayamadığı hususlardan biri de budur. Rüyalarda çok sık olarak bazı insanlar, başka insanların yerlerine kendilerini görürler. Tabirciler bunu bilemezlerse, göz önünde bulunduramazlarsa, bir gömleğin düğmelerinin atlanarak iliklenmesi, kaydırma yapılması misali, peşi sıra bütün tabirleri hatalı yaparlar. Madde madde tabiri doğru bilseler de yerli yerine oturtamazlar.

Bunun misali, kişiler gibi mekanlar da temsili olarak görülür sık sık… Vefa kursu da cemaatimizin merkezini temsilen görülmüş bu rüyada…

Merkezde devir teslim olacak ve buna aracılık yapacak kişi cemaatimizin mensubu bile olmayacak. Anlaşılıyor ki siyasi/idari yetkili bir kişi ya da resmi vazifesi/kimliği olmasa da çok etkili kişilerden biri olacak.

Rüyada otopark görmek, hayırlara alamet eder ve rüya sahibinin yüzünü güldürecek, keyfini ve moralini yerine getirecek bazı gelişmelerin yaşanacağına rivayet edilir.” denilmiş tabirlerde…

“Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.”

Bu kısımdan anlaşılıyor ki önce bir restleşme, karşılıklı mücadele süreci olacak, hatta bu çoktan başladı ve en kesin olarak yaptıkları şey “Sosyal medya yasak” deyip durmaları oldu. Tam Telegram Türkiye’de herkes tarafından duyulacak ve kullanılacak oldu ki bunun haberini istihbarattan önceden aldılar ve kısa süre öncesinde kardeşlerimize Telegram’ı yasakladılar. Neden? Çünkü Telegram’da Türkiye’den neredeyse kimse yokken, Akademi Dergisi vardı. Telegram’da yıllar öncesinden yayına başlamıştı. Rüyandan anlaşılıyor ki artık bu faydasız baskılardan, yasaklardan da geri duracaklar ve münafıklar tarafı pes edecek. İnatlaşmanın faydası olmadığını kabul edecek. Galiba o etkili ya da yetkili kişi de bu yönde karar çıkmasını sağlayacak. Dünyadaki pek çok farklı kesimden insanla ortak noktalarda buluşabildiğim biliniyor. Onun vesilesiyle de cemaatteki hainleri tesirsiz hale getireceğim ki cemaatteki münafıklar, masonlar, kriptolar, hep cemaat dışından hatta aslında yurt dışından yönetiliyorlar.

Süleymanlılar cemaatinin mason ve kara paracı lideri Alihan Kuriş

Kursun bitişiğindeki bina, merkezin yani cemaatimizin arka plandan yönetildiği yer demek. Bunun farklı tabirleri olabilir ama hepsi aynı kapıya çıkıyor. Arka plandan gerçekten cemaatimizi Gülderen yönetiyor, bunu daha önce defalarca yazdım. Lakin daha arka plandan Gülderen Kuriş’i ise kara paracı mason tarikatının üstadları yönetiyor. Onların arka planında MİT ve CIA yönetiyor. Aslında masonların MİT ve CIA’yı yönettiğini de söyleyebiliriz. Daha arka planında ise uzaylı taraflar yönetiyor. Alihan da Gülderen de çoktan biyonik robot yapıldılar. Hatta yakın çevrelerindeki bazı kişiler de çoktan biyonik robot yapıldılar. Alihan’ın 50 yaş üstündeki bütün idarecileri, mesulleri, Hisar Hastahanesine tıbbi kontrole göndermesi, bu konunun üstüne çok düşmesi bile bir oyun. İdari kadronun bu sırada bütün her şeyleri alındı. Vücut ölçüleri, görüntüleri, ses frekansları, genetik kodları hatta hafızalarına kadar her şeyleri alındı. Hemen peşi sıra biyonik robot yapılan kişiler de oldu.

Bu işler böyle dönmese, Alihan’ın, Gülderen’in, beraberce kara para, fuhuş, kumar, insan kaçakçılığı ve türlü suçlar işledikleri o sözde cemaat idarecilerinin gerçekleri sahada duruyor olsa, bunlar topluca çoktan pes ederlerdi. Şu kadar direnemezlerdi. Çünkü binbir türlü suçlarının, rezilliklerinin somut delilleri sadece bende değil, çok farklı farklı taraflarda da var. Ayrıca oyunu yeterince sert oynadığım, çok ama çok köşeye sıkıştıkları, uzun süredir ağır yük altında oldukları da gözler önünde. Bu şartlarda ya kaçarlardı, ya intihar ederlerdi, ya pes ederlerdi ya da içinde bulundukları masonik kara para ağı tedbiren onları da imha ederdi. Böyle olmasın diye yerlerine biyonik robotlarla geçildi. Rüyanın burasındaki bitişik binaya İngiliz Kraliyet ailesi de diyebiliriz. Senelerdir dünyanın dört bir yanında çok sayıda kara para çarklarını, ihanet teşekküllerini, kötülük merkezlerini çökerttim, hükumetler dahi çökerttim, liderleri siyaset sahnesinden düşürdüm, savaşları durdurdum ya da çıkarttım ama hala direnebilen kısımlar da var. İşte direnenler hep bu şartlara getirildiler, uzaylı tarafların müdahaleleriyle zorlaya zorlaya ayakta tutuldular. Benim iki ayağımdan biri teşkilatım ise diğeri cemaatimdir. Bunu da bildiklerinden ötürü cemaatimin üzerine çok oyunlar oynadılar ve cemaatimin sorunlarını çözmeme, münafıkların eline geçmiş idaresini elime almama mani oldular. Lakin, rüyandan da anlaşılıyor ki, bundan sonra direnmek isteseler de kısa süre sonra bir an gelecek ve tepeden aşağı yıkılacaklar. Sadece cemaatimdeki hain tepe kadro değil, Kraliyet ailesine kadar bu işin içinde olan herkes tepeden aşağı devrilecek. Ben, çoktan yazdım ve “Cemaatimi temizleyeceğim. İçindeki adamlarınızı sakince çekin. Her meselede olduğu gibi, bu meselede de baştan açıkça yazıyor ve ikaz ediyorum. Devamında mühlet vereceğim ve sonra çekmemişseniz gerekli müdahaleleri yapacağım” demiştim. Bunu çok iyi biliyorlar. Çekmek yerine, daha çok adam sızdırdılar. Benimle iyi geçinmek yerine, bu hususta da hep damarıma damarıma bastılar. Çünkü beni bitirmenin en tesirli yollardan biri olarak cemaati bitirmeyi ya da tesirsiz/güçsüz hale getirmeyi tercih ettiler. Yanlış yaptılar ve şimdilerde hatalarının bedellerini çok ağır ödeyecekler.

Gülderen hem kendisi gibi tabir edilebilir hem de kraliçeyi temsil ettiği söylenebilir. Zaten ikisine de işaret var denilebilir, ikisi aynı sistem.

Epeyi eskimiş olması da asırlardır dünya genelindeki bu zalim, bu şeytani, bu kanlı çarkın, dönen her türlü pislik işlerin merkezinde Kraliyet ailesinin de bulunması. Bir de sonlarının geldiğine işaret. Rüyada mutfak görmek ise zahmet ve külfete delalet eder ama sonu çok büyük kazanmak demektir. Muzaffer olmak demektir. Sevinçten yüzünün uzun süre gülmesi demektir.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov

Son bir iki aydır ben de dahil olmak üzere çok sayıda kişi, bu rüyanı tasdik eden rüyalar gördük. Hepsinin tabiri genel hatlarıyla aynı… Kraliçenin hatta dünyadaki en büyük şer merkezlerinden biri olan o kraliyet ailesinin de artık sonu gelmiş. Sonları çok yakın. Karşı karşıya geleceğim, çatışmalar olacak ve yine ben muzaffer olacağım. Dinsizlik, zulüm, vahşet, gözyaşı ile dolu olan şu dünyayı iman, adalet, mutluluk ile dolduracaksam eğer o kraliyet ailesini de tarihin çöplüğüne gömmek şarttır. Onlar varken bunu yapmak mümkün değildir. Bu rüyan aslında kısa sürede ne kadar büyük yol aldığımı ve yakında karşımdaki şeytani sistemin, Ankebut Ağının en merkez üslerini de yıkacağımı haber veriyor. Hatta bu kısımda tabir dışına çıkarak şu bilgiyi de vereyim. Cemaatimizin içinde benim aleyhime oyun kuran kişilerin en şerlilerinden ve önde gelenlerinden biri de aslen bir Ermeni/Hristiyan olan ve sonradan biyonik robot yapılmış olan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur. En kısa süre içinde kafasını keseceklerimden biri de odur. Kısa süre önce de onu peş peşe ikaz eden kısa yazılar yazdım ama akıllanmadı. Bu da onun tercihi… Ona bu işlerde destek olan herkesin de ipini çekeceğim. Bunu da şimdiden tarihe bir not düşmüş oldum. Çünkü bu tabiri herkese açık şekilde mfs.tv sitesinde paylaşacağım.

Rüyanın ilgili kısmında, Gülderen’in az öncesinde uğurladığı kişiler var ve onlar, bu kraliyet ailesinin artık sona geldiğini, benim “Yapacağım” dediğim her şeyi yaptığımı çoktan anlamış ve kabul etmiş kişiler. Rüyadan anlıyorum ki bu tabiri okuyacaklar ve daha fazla inatlaşmayacaklar. Kraliyet ailesinden ve kraliçeden kopup uzaklaşacaklar. Böylece zararlarını asgari seviyeye indirerek varlıkta kalacaklar. Bazı taraflar akıllı olacaklar ve karşımda boşuna direnmeyecekler.

Aslında bu kısma kısacık eklemek geldi içimden. Bu rüyanı tasdik eden rüyalarımdan birinde ben “Ya Hay, ya Kayyum” diye zikrede ede elimde çok uzun ve sağlam bir tahta (Beşe on kereste denilenlere benzeyen uzun bir tahta) sallıyordum. Rüya bu ya, zombi denilen, ölü olduğu halde şuursuzca hareket eden iki güçlü, etkili, yetkili kadın varmış. Onlar asfalt yolda ve açık/güzel havada, önlerinde bir mani de olmadan ilerlerken, ben yolun yan tarafında beklemeye ve bir yandan da o uzun tahtayı yola doğru sallamaya başladım. Upuzun bir kılıcı sürekli savurur gibi yolun üzerinde çeviriyordum. Yolun yaklaşık yarısını bu şekilde kapatabilmiş oldum ama elimdeki tahta diğer yarısına uzanmıyordu. Bunu anlayınca hemen bana mani olmak için karşıma çok büyük bir örümcek şeklinde yapılmış robot çıktı. İki zombi kadını önden koruyacak ve beni yıkacaktı. Saniyeler içinde onu imha ettim. Ardından “Ya Hay, ya Kayyum” diye diye tahtayı sallayarak, hala şuursuzca o yolu geçmek için yürüyen o kadınlardan birini imha ettim, oyundan düşürdüm. İkincisine tahtam ulaşmadı ve o elimden kaçtı ama dünya liderlerinden biri yolun ilerisindeydi ve peşimden hamle yaparak onu da o lider oyundan düşürdü. Detaylarını anlatmadım, şimdilik anlatmayı da düşünmüyorum. Lakin robot örümcek demek, çoktan uzaylıların kontrolüne girmiş olan Ankebut Ağı demek. Ona iyice darbeler vurup karşımda hiç seviyesine düşüreceğim ve sonra zombi kadınlardan birini, yani Kraliçe Elizabeth’i imha edeceğim, oyundan düşüreceğim.

Senin rüyandaki mücadele kısmı zaten açık, tabire gerek yok. Ben kazanıyorum ve güçsüz kalınca karalama yolunu seçiyorlar. Öyle ki kural, sınır, değer tanımadan bunu yapıyorlar. Burada da hem Gülderen’in hem de arkasındaki asıl kişi olan Kraliçe’nin böyle yapacağını anlayabiliriz. Burada tabirin dışına çıkıp, akıl, mantıkla yorum yapıyorum ki kraliçe beni karalarsa, peşinden pek çok etkili ve yetkili kişi ona uymak ve iftiralarına, karalamalarına destek olmak zorunda kalır. Bu nedenle de ortalık fena karışır, çok büyük hadiseler olur. Bu nedenle de bana külfet, zahmet, mücadele var ama sonu benim için hayırlı…

Ta hazret-i üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan (ks.) dan bana bırakılmış emanetler de var, bunlar bana çoktan malum, maneviyatı kuvvetli kardeşlerimize de çoktan malum ama rüyanın bu kısmında asıl konu olan şey/emanet ise riyaset/liderlik. Alihan ve Gülderen baştan beri bunu biliyorlardı ama gereğini yapmadılar, yapmıyorlar. Aslında ise arka plandan kraliçe dünyanın her yerinde fitne kazanları kaynattığı gibi cemaatimizle de uğraşıyor ve içindeki mason kişiler vesilesiyle cemaatimize de müdahaleler yapıyor. Hizmeti, yolumu, yolumuzu kesmek, bitirmek istiyor.

Bu işin sonu da belli, ne yaparlarsa yapsınlar, emanet sahibine veriliyor ve sonrasında ben tarihe geçen o haklı, meşru, çok sert ve çok büyük temizliği yapıyorum. Zan ediyorum ki Emir Timur gibi, Haccac-ı Alim gibi, İslamcı/münafık taifesi beni da ardımdan her devirde “zalim” diye anacak. İt ürüyecek, kervan/yolumuz her zaman yürüyecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi