Etiket arşivi: Mason Tarikatı

Akademi Dergisi yazarı muhterem hocamız Mehmet Fahri Sertkaya’nın muhtelif yazılarında geçen, Mason tarikat, Mason, Masonik Örgütler, Yahudi/Mason Medyası, Mason/Satanist Ayin, Mason Teşkilatı, Freemasonry, Masonluk, Masonlar gibi etiketlerin tamamını istafade edilmesi temennisiyle, Mason Tarikatı konusu altına toplamaya çalıştık.

Editör | MFS.TV

Bize de iyi gelecek…


Ben izin vermedikten sonra Türkiye, Suriye’ye gerçek ve kapsamlı bir askeri operasyon yapamaz. Hatta ben izin vermedikten sonra Tayyip, Ankara’nın sınırları dışına havadan ya da karadan bile çıkamaz. Ben izin vermedikten sonra Ankebut Ağına bağlı ülkelerin terörist ve kara paracı hükumetlerinin yetkilileri Ankara’ya dahi gelemez, görüşemez. Ben gücümün farkındayım, rahat davranıyorum ve gereksiz müdahaleler yapmıyorum. Daha doğru ifadeyle, işimi yapıyorum, şov yapmıyorum, kameralara oynamıyorum. Aksi halde şu anda Türkiye’de çok daha değişik bir görüntü/denge herkes tarafından açıkça görülürdü.

Yıllardır sık sık yaptıkları gibi, Suriye tarafına üç beş terörist gönderip de bizim tarafa füzeler, roketler attırmaları da Türkiye’deki hainlerin, maşaların elini kuvvetlendirmez. Tayyip çoktan oyun dışı oldu. Makinist yok. Çöktü, bitti, yalnızlaştı. Çıkış yolu göremiyor ve elinden hiçbir şey gelmiyor. Türkiye’yi resmen Tayyip de yönetmiyor. Malum çete, son çırpınışları ile bir şeyler yapmak, yaptırmak istiyor. O çete hala Tayyip gibi pes etmedi.

Eski Türkiye yok ve bedeli her ner olursa olsun, ben Türkiye’nin devlet gücünün, kurumlarının ve ordusunun gücünün, başka devletlerin menfaatine olacak şekilde kullanılmasına asla izin vermeyeceğim. ABD, İngiltere, İsrail ve pek çok batı ya da doğu ülkesi kısa sürede savrulup batacak, dağılacak, çökecek ya da yok olacak. Bunları ayakta tutmak için Türk ordusu şurada, burada çatışmayacak hatta kuvvet bulundurmayacak. Bunun aksini yapabileceğini düşünenler için saha açık… Denesinler, neye dönüşeceğini görsünler. Onları kendi merkezlerinde, bulundukları ülkelerde/topraklarda hatta yer altı uzaylı şehirlerinde bile çökerteceğim.

Sürekli dönüp dolaşıp buraya gelmek zaten bizi de fazlasıyla sıktı, gerdi ve bu gerginliğin gevşemesi için de sahada bol hareketlilik, bol oyundan düşürme lazım. Bize de iyi gelecek…

Biz Suriye’ye değil, çok yakında, Türkiye’deki sözde mülteci on milyonla onursuza ve eş zamanlı olarak Güney Azerbaycan’a kapsamlı kara operasyonları yapacağız, ordumuzla birlikte… Güney Azerbaycan’ın Azerbaycan’a yani Londra sistemine bağlanmasına da izin vermeyeceğiz.

Birileri boş boş konuşup dursun, biz sahada hızla ilerlemeye, icraata devam edeceğiz. Dünyanın bütün etkili, yetkili, tecrübeli kişileri, Güney Azerbaycan’ı aldığımı, bu topun buradan dönmeyeceğini çoktan kabullendiler. Şu andan sonra sebeplere uydurma safhalarını yaşayacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türkiye’de seçim yapılmayacak


Türk milleti bu oyunları görmeli

Kamuoyu yoklaması ve yönlendirmesi yapıyorlar. Tepki gösterdikleri yok, danışıklı dövüşüyorlar.

Başında gizli Yahudi Ümit Özdağ’ın bulunduğu Zafer Partisinin, önde gelen kadroları arasında hiç gerçek Türk, Müslüman, vatansever kişi yok. Tıka basa kripto kimlikli, terörist, kara paracı, vatan haini, arsız, hırsız, peşkeşçi, rüşvetçi, namussuz kişilerle dolu o sözde siyasi parti… Danışıklı dövüşen diğer sözde siyasi partilerden farkı yok. Detaylarda biraz fark bulunabilir sadece… Türkiye’de hilesiz, ihanetsiz, meşru ve sonuçları geçerli bir seçimin yapılabilmesi için gereken asgari şartlar dahi yok. İdareye el koymaktan başka, Türk milletinin önünde meşru ve gerçekten kurtuluşa sebep olan bir mücadele tarzı yok. Şu şartlarda milletimizin idareye el koyması bir tercih değil, zarurettir.

Zafer Partisi GİK üyesi Adem Taşkaya da bir gizli Ermeni ve PKK de tıka basa gizli Ermeni ya da Yahudi hainler, teröristler dolu olan MİT üzerinden kuruldu. APO dedikleri kişi, şu yaşında bile üç satır düzgün yazı yazamaz ve söz konuşamaz bir kişi. Haberleri izlese doğru düzgün anlayabilecek, değerlendirebilecek evsafta bir kişi bile değil. Kayınpederi ve karısı MİT’çi olan APO’yu tutup PKK’nin başı yaptılar, öyle gösterdiler. PKK’nin bitmesi için de MİT’in bitirilmesi gerekiyor. Bu ülkede terör dağlarda değil, her yerde… En çok da TBMM’de, siyasi partilerde, Cumhurbaşkanlığı köşkünde, MİT’te ve diğer devlet kurumlarımızda… Buralara gerçek Türklerin, Müslümanların gelmesine izin bile verilmiyor. Hangi seçimde kim kazanmış gösterilirse gösterilsin, devletimizin gerçek Türklerin, Müslüman kontrolüne geçmesine asla izin verilmiyor ve devlet gücümüzü elinde tutan aşağılık, sefil, omurgasız sürüngen kişiler, bu millete gün yüzü göstermiyorlar. Her türlü pisliği, zulmü, adiliği devlet gücümüz ile bize karşı yapıyorlar.

Zafer Partisinin idari kadrosundakiler de bunu en yakından, en içeriden bilen kişiler arasındalar. Adem Taşkaya da bunları biliyor ve gizli Ermeni APO kadar terörist zihniyetli bir kişi. Şöyle ayaklarını yerden kesip baş üstü bir sallasak, çok kara para dökülür ondan… Damarlarında bile kan değil, kara para dolaşıyor. Sonra silsile halinde bütün parti toplanıp alınır. Oradan yol MHPKK’ye, sözde İYİ partiye, AKPKK’ye, HDPKK’ye, CHPKK’ye, hepsine çıkar. Türkiye’de cumhuriyet rejimi de demokrasi de aslında yok ve hiçbir zaman olmadı. Türk milleti bu oyunları görmeli.

Şehit aileleri ve onların dernekleri başta olmak üzere bütün Türkiye bu çift kimlikli teröristlere karşı tavrını en sert şekilde göstermeli. Herkes büyük kargaşalara hazır olsun ve kaos çıkacak olmasından çekinmesin. Bunların hepsi toplanıp alınmadan bu millete huzur yok.

Soy isimlerinde ak, sarı, kara, baş, taş, kaya, demir, altın, ay, kan, can, ön, oğlu gibi kodlamaları çok sık kullanan, her biri sağda solda mühim yerlerde bulunan gizli Ermeni çetelerinin üyelerine artık meydan verilmemeli.

Örnekler:

Demirtaş
Taşdemir
Kandemir
Candemir
Demircan
Babacan
Erdemir
Taşçı
Taşar
Elitaş
Beştaş
Köktaş
Avcı
Kamacı
Demirci
Kirişçi
Çanakçı
Zenbilci
Bostancı
Baltacı
Kalaycı
Yağcı
Taşçıer
Boztaş
Öncü
Özaltın
Özboyacı
Özakcan
Babuşcu
Akşener
Eray
Aydemir
Demiray
Aytekin
Altuntaş
Altunyaldız
Akbulut
Akçay
Akgündüz
Aksoy
Akbaş
Demirbaş
Akdoğan
Aydoğan
Akdağ
Soyak
Sarısaç
Sarıbal
Kalyoncu
Karabekir
Karabıyık
Karadağ
Karaaslan
Kılıçtaroğlu
Karamollaoğlu
Davutoğlu
Hatipoğlu
İmamoğlu
Kerestecioğlu
Bankoğlu
Çavuşoğlu
İskenderoğlu
Akbaşoğlu
Çivitoğlu
Kirazoğlu
Mengüllüoğlu
Bekaroğlu
Yeneroğlu
Dervişoğlu
Osmanağaoğlu
Gergerlioğlu
Durmuşoğlu
Hancıoğlu
Kayışoğlu
Başoğlu
Yazıcıoğlu
Baloğlu
Ekmekçioğlu
Çerçioğlu
Anbarcıoğlu
Merdanoğlu
Kaşıkoğlu
Daloğlu
Başesgioğlu

ve benzeri yüzlercesi…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Her şey değişecek, hep İstanbul’un dediği olacak


İstanbul adası yapılacak

Acil eylem planlarım arasında Boğaz içindeki insan şeytanlarını sürmek, dağıtmak, bütün işlerini ve dengelerini bozmak, yargılayıp cezalandırmak ve gerekiyorsa yok etmek olduğu gibi… Adalardaki masonları, satanistleri, baronları da dağıtmak, sürmek, yargılamak ve yok etmek var. Herkes ya benim çizgime gelecek ya da kısa süre içinde oyundan düşecek. Söz konusu çevrenin mensupları arasından karşımda durmaya devam eden kişiler, bu oyundan çoğunlukla ölerek düşecekler.

Adalara dair iki temel planım var. Birinci plana göre… Adaları kısacık sürede tıraşlayıp yok edeceğim. Oranın karanlık tarihinin, vahşetinin, sadistliğinin, ihanetinin, sapıklığının üzerini göz yaşları ile örteceğim. Kamal Adıtürk’ün bile el kadar çocukları ayinlerde parçaladığı o malum mekanları da oralardan temizlemiş olacağım. Şu Türkiye’nin hatta çevresindeki ülkelerin bu halde olmasının sebebi, boğaz içindeki ve adalardaki insan şeytanları… Ve bunların arasındaki biyonik robotlar ve onların içindeki uzaylılar. Buraları yok etmek boynumun borcu. İnsanlığa hizmet edeceksem, bu Deccal/İblis ortak sistemini yok edeceksem ki edeceğim, o halde buraları da yok edeceğim.

Adalar için ikinci planım ise şu… Adalardaki malum hainlerin, ayinci canilerin, zaten hep kaçakçılıkla, türlü kara para işleriyle, mafyacılıkla, devlet kuruluşlarını ve devletin türlü imkanlarını peşkeş çekmekle, türlü ihanetlerle, rüşvetlerle elde etmiş oldukları gayr-i menkullere hukukun gereği olarak el koyacağım. Boğaz içinde olduğu gibi adaları da tamamen kamulaştıracağım. Sonra adaları tamamen tahliye ettireceğim ve büyük bir proje başlatacağım. En ileri seviyede bilim ve teknolojiden istifade edilerek proje çizilecek, hazırlanacak. Sonra bu proje kapsamında o adaları birbirine bağlayacak, tek ve büyük bir ada haline gelmesini sağlayacak doldurma işini yaptıracağım. Adaların araları doldurulacak, tek bir ada haline getirilecek, üzerlerindeki ve yer altındaki bütün satanist/mason ayin ve toplantı/ihanet mekanları hususi çalışmalarla imha edilecek. Oralardan uzaylıların yer altı şehirlerine giden tünelleri de büyük bir dikkatle bulunacak ve imha edilecek. Gerçekten insanlığa, Türk milletine ve İstanbul’a yakışır vaziyette bir tek ada olacak ve adı da İstanbul adası olacak.

Ada, Türkiye’nin yeni başkenti olacak İstanbul’un, en merkezi yeri de olacak. Daha sonra İstanbul çevresinde, hem Kara deniz kısmında hem Marmara denizi kısmında başka değerli adalar da yapılacak ama Türkiye’nin hatta dünyanın idare merkezi bu İstanbul adası olacak. Cumhurbaşkanlığı sarayından tutalım da bütün bakanlıklar bu adada bulunacak. Devletin bakanlıklarına ait olan ve türlü sahalarda faaliyet gösteren dev gibi bazı şirketlerin idare merkezleri de İstanbul adasında olacak. Mesela kanal projelerini yapacak, aynı sırada madencilik ve enerji dahil pek çok sahada faaliyetler yürütecek olan devlet şirketinin bile merkezi burada olacak. Bu ada dünyanın kalbi olacak. Siyasi, askeri, mali dengeler başta olmak üzere bütün dengeler buraya kilitlenmiş olacak.

Proje kısa sürede tamamlanabilecek. Tamamlandığında gören gözleri kendine hayran edecek. Gerçekten bir Türk/İslam mimarisi ile, rengarenk ve işlemeli ve baştan sona sanat eseri olan binalarıyla, ihtişamıyla boy gösterecek. Ada deniz seviyesinden gerektiği kadar yukarıda olacak, tabii ya da suni afetlere ve en yüksek teknolojiyle yapılmak istenecek düşman ve terör saldırılarına karşı her türlü tedbir alınacak ve adanın tamamının zemini düz olacak. Ada üzerindeki yollar da hep dümdüz yollar olacak, ada içi ulaşım çok kolaylaştırılacak. Bir devlet memuru, mesaisi başlamadan sadece 5-10 dk önce evinden çıkacak ve o kadar kısa sürede masasında iş başı yapabilecek. Adaya karadan güzel, geniş ve türlü emniyet tedbirleri alınmış bir köprüyle ulaşılabileceği gibi, denizden ve havadan da sürekli trafiği olacak. Kendine ait güvenli bir limanı ve ayrıca helikopterler ile özel jetler için hava limanı da bulunacak. Bu sayede devlet işleri görülüyorken İstanbul şehrinin yollarının sürekli kesilmesi, devlet yetkililerinin ömrünün yollarda geçmesi, uçuk seviyede ulaşım masrafları yapılması, insanların rahatsız edilmesi gibi pek çok sorun yaşanmayacak.

Söz konusu devlet kurumlarında vazifeli olan on binlerce memur, aileleriyle birlikte bu adada ikamet edecek. Böylelikle hem güvenlikleri daha iyi şartlarda sağlanabileceği gibi hem de devletin güvenlik harcamaları da çok büyük oranda düşecek, tasarruf edilecek. Türkiye polis/asker devleti olmaktan kurtulacak. Kamu harcamaları her sahada anında büyük düşüşler yaşayacak. Memurların ve ailelerinin hayat standartları da az masrafla yüksek tutulmuş olacak. Devlet memurlarını ve ailelerini tehdit edebilmenin, tehditle onları yanlış işlere sürüklemenin önü iyice kapatılacak. İstanbul adasında hiçbir yer hiç kimseye satılmayacak. Tamamı daima devlete ait olacak. İstanbul adası, vatanına milletine sadık, ahlaklı, dürüst memurların ve memurelerin bir manada ödüllendirildiği, el üstünde tutulduğu bir merkez de olacak.

Bu sistemin uzun uzun anlatılması gereken başka büyük faydaları da olacak. Bu adaya biyonik robotların girmesine izin vermeyen yüksek teknoloji ürünü sistemler, kalkanlar da olacak. Uzaydan herhangi bir teknoloji ile saldırılmasına, görünmez sinyaller gönderilerek insanların zihin kontrolüne alınmasına karşı da koruma sistemleri olacak. Hatta bu adada bulunan herkesi korumakla görevli kalabalık bir metafizikçi ekibi dahi sürekli bulunacak. İstanbul boğazı genişletilirken çıkacak hafriyatın epeyi bir kısmı, bu tek parça adayı doldururken kullanılacak. Bunları ve henüz ilan etmediğim çok çok daha fazlasını kesinlikle yapacağım. Daha önce de söylediğim gibi, şu an itibariyle bile dünya üzerinde beni durdurabilecek bir güç unsuru kalmadı.

İstanbul’a kimin nasıl bir mesajı varsa, neye gücü yetebilecekse de bekliyorum. Açıkça ifade ettiğim gibi, artık sona geldik ve sahayı her geçen saat bilerek daha da gereceğim. Bundan sonrası sahada gerçek çatışmaya dönüşecek ve sadece metafizik çatışmalarla sınırlı kalmayacak. Ya İstanbul’un dediği olacak ya da İstanbul’a karşı duranlar yok olacak. Ülkenin rejimi, başkenti, hukuk sistemi, sınırları ve değişmesi gereken her şeyi değişecek. Buna mani olmak isteyen herkes ağır bedeller ödeyerek ya da yok olarak oyundan düşecek.

İşte açıkça yazıyorum. Adaların baronlarını, ayinlerde o masum çocukları parçaladıkları gibi parçalayabilecek güce sahibim. Başta Allah’a ve manevi büyüklerimize, sonra kendime, sistemime, müttefiklerime güveniyorum.

Haydi! İşte saha, işte İstanbul… İstanbul’un dostunu, düşmanını artık açıkça görelim.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Hepsi bir arada, hepsi iç içe…

Batı alemi, Tayyip’in ve çetesinin iktidarda bir süre daha durabilmesi için çabalıyor. Rusya’nın içindeki Amerika ya da Rusya’nın içindeki İsrail de dediğimiz malum çete de bir süredir bunun için çabalıyor ve bu maksatla İstanbul’un iradesine ters işler yapıp duruyorlar. Boşa uğraştıklarını açıkça ve tekrarla ifade etmiştim, “The End” de demiştim ama beni dinlemediler.

Aslında şu zamanda Tayyipin düşmesi de onlar için bir dert, kalması ise ayrı bir dert… Lakin dünya genelinde perişan haldeler. O eski hallerinden eser yok şimdi… Eskisi gibi oyunlar kuramıyorlar, kurmaya kalksalar da sahada gerektiği gibi oynayamıyorlar. İstanbul’un kesin sonuca varmak üzere olduğu şu günlerde, İstanbul baskısından nefes alamadıkları şu günlerde, batılısı doğulusuyla, hep beraber şu son Taksim saldırısını yaptırmaları, kendi ayaklarına sıkmaları demek oldu. Suç üstü oldular.

Artık bu gibi adice, vahşice oyunlarını oynarken tabanlarını tam birlik/ittifak halinde ve organize davranabilecek halde tutamıyorlar. Bu güne kadar beraber paslaştıkları, hep danışıklı dövüştükleri, hep beraber terör, kaçakçılık ve türlü kara para işleri yaptıkları Ermeni/Hristiyan çetelerinden sivrilmek isteyenler de kendileri için sorun oluyor. Ekrem İmamyan da bunlardan biri…

İşin daha arka planında uzaylı gruplar arasındaki çatışmalar da var ki son zamanlarda bunlar iyice arttı. Bir yandan iyice ayrışmamak, çatışmamak istiyorlar, bir yandan da duramayıp çatışıyorlar. Ekrem İmamyan da içinde yeşillerden taraf olan bir uzaylının bulunduğu bir biyonik robot ve bu pis işlerin hepsinin içinde…

Sözde bombacı kadına gelince… Başka adi/basit suçları bulunabilir ama kesinlikle gerçek bombacı değil. Ayağında bot ve kamuflajla… Üzerinde haki renk tişört ve siyah montla… Bir elinde bağ makası ve diğer elinde iki gülle… Yetmeyip zihnini kontrole alan ilaçlar ve metafizik yüklenmelerle/müdahalelerle onu oraya gönderenler, insanlığın aklıyla dalga mı geçmek istemişler… Kadın bir senedir belli bir yerde ikamet ediyor. Bombacı biri, her yerde boy boy resimleri paylaşıldığı halde, aynı adreste, aynı çevresinin içinde polisin gelip kendisini almasını mı bekler. O kadını oradan almaya giden ekipteki kadın polis bile Emniyet Teşkilatımız içindeki çetelerin mensuplarından. Konuyla ilgilenen müdürler, amirler, savcılar, hakimler hepsi ayarlanmış kişiler. Aynı benim yaşadıklarım gibi…

İlk bakışta karşımda devlet, devletin kurumları ve personelleri varmış gibi… Buna rağmen aslında karşımda devlet içinde bir devlet gibi duran bir çetenin bulunması gibi… Baştan sona her şeyi hukuksuz, zorbaca, suçlara bulaşarak ve suçluları korumak maksadıyla yaparken, sanki resmi geçerliliği olan işler yapıyorlarmış görünmeleri gibi…

Oysa ben, beni aldıklarında “Beni aldığınız çok iyi oldu. Terörle mücadele şubesinden gelsinler ya da beni götürün. Somut delillerle bütün hükumet üyelerinin de içinde bulunduğu bir suç, terör ve ihanet örgütünü ifşa edeceğim” dedim. Şaşırdılar, sarsıldılar. Konunun ciddiyetini sorguladılar, yayınlarıma baktırdım. Beş altı polis ve bir komiser, hepsi ayakta ve telefondan paylaşımlarıma baktılar. Diyarbakır Emniyet müdürlüğüne attığım iki e-postayı okudular. Emniyet Teşkilatının o kadar süre nasıl da sessizliğe gömülmesinin, lehimde ya da aleyhimde hiçbir şey yapamamasının ne demek olduğunu, bir polis olarak çok iyi kavradılar, anladılar. Dar vakitte en çok ona takıldılar ama sonra onlar da işlerini yapmadılar. Kanunlara uygun hareket etmelerinin önüne set çekildi. Sonrasında kaç savcı ya da hakim karşısına çıkmışsam, hiçbiri işlerini yapmadı. İfademi bile düzgün, hukuka uygun şekilde almadılar. Krize giren, istediği gibi sözde muhakemeyi ilerletemeyen ve hakaretlerle tehditler savurmaya başlayan sözde hakimi ben dava ettim. Milletler arası sistemle korumaya aldılar. Şikayet dilekçemi aleyhime çevirecek hiçbir bahaneleri yoktu da “sözde hakim” dediğim için hakime hakaretten sözde dava açtılar. Devletimizin ellerinde oyuncak gibi bir hale geldiğini, Türkiye’de hiç kimsenin can, mal, ırz güvenliği olmadığını tam kadro halinde ispat etmiş oldular. Bunca senedir de kilitlendiler ve herhangi bir savcı ya da hakim önüne çıkmamam için abartılı kararlar aldılar, alıyorlar. Ortada korona diye bir şey yok ama açık ceza evine teslim olması gerekenlerin teslim tarihini öteleyip duruyorlar. Sıkışıp da işi hastahane kartı ile bitirmek istediler. O da ayaklarına dolandı, somut delilere ve şahitlere dayanarak yaptığım suç duyuruları ceza evinden savcılığa gitmedi. Şimdi oradan bile bir temiz eller operasyonu başlatılması hukukun gereği ama artık Türkiye hukuk devleti değil, çete devleti… Tartışmalarla, restler çekerek sonraki dilekçelerimi işleme aldırdım, sonu değişmedi. Orada da baş suçlular Tayyip Erdoğan, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz ve bilinen diğerleriydi, şu son Taksim saldırısında da baş suçlular yine onlar… Evet, şunları yine tekrar ettim, çünkü o günlerden bu güne hiçbir şey düzelmedi, devlet kurumlarımız daha da bunların elinde oyuncak oldu. Şimdi bu sistem masum bir kadını parçalamaya oynuyor.

Bu saldırının içinde yok yok. Bir Ankebut Ağı seferberliği var ama iş iplik söküğü misali meydana çıkmasın, tepeye doğru çıkmasın diye, şu anda bu hadisede masum olan bir kadına her şey yüklenip kapatılmak isteniyor. En başından en sonuna kadar da devlet kurumları içindeki mason, Sabetayist, Ermeni, Yahudi, Rum vb kişilerden oluşan çeteler devreye alınıyor. Basında ve medyada da bunlar dolu ve iş onlara düşüyor, şu anlarda kendi idam fermanları denilebilecek yayınları yapmaya devam ediyorlar. Bu oyunun tutacak bir yanı yok. Şu haldeki bir sözde hükumete yardım ve yataklık yapanlar için de çember çok daralıyor. İfşa olmaları ve toplanıp alınmaları an meselesi… İnternet yavaşlatmaları değil, internetin tamamıyla kesilmesi, aynı anlarda elektriklerin ülke genelinde kesilmesi bile, her türlü terör, vahşet, katliam, kaçakçılık işlerine devletimizi 20 seneden fazladır bulaştıran sözde iktidarları ve onlara karşı sözde muhalefet yapan suç ortaklarını koruyamayacak. Bu millet öyle bir sel olacak ki askeriyle, polisiyle, devlet memurları olan evlatlarıyla birlikte bu pisliği temizleyecek. O sözde savcı ve hakimler de kefenlerini şimdiden biçsinler. Çünkü Ankebut Ağı artık dünya genelinde seferber olsa bile işte bu kadar aciz ve suç üstü bir halde… Çünkü artık hep haber verdiğim son sahneye geldik.

Vatansever herkes bilsin ki bu ülkede bu danışıklı çetelerin, vahşilerin, Londra piyonlarının, bir seçim tiyatrosu daha sergilemelerine izin vermeyeceğim. Aralarından bazılarının iç çatışmalar sırasında Türkiye’ye büyük zararlar vermelerine de izin vermeyeceğim. Ortamı bilerek, isteyerek geriyorum ve daha da gereceğim. Bu restleşme büyüyecek, ortam iyice gerilecek ve sonra çatışma kısmına geçeceğiz. Mahkemeler satın alınabilir, devlet kurumlarının başlarına vatan hainleri doldurulabilir ama sokakların adaleti de vardır. Böyle her şeyin ayardan çıktığı, devletin çetelerin ve katillerle teröristlerin eline geçtiği anlarda milletin buna dur demesi, ayağa kalması hak değil mesuliyettir, mecburiyettir. Hala ayağa kalkmayan millet, topluca insanlıktan çıkmıştır demektir ve başına artık topluca ölümler yaşanan felaketler gelir.

Söz konusu kişilerin, grupların, kesimlerin hepsi beraber toplanılıp alınacaklar ve Türkiye gerçekten hürriyetine kavuşacak. Londra merkezli sistemden tamamen ve en somut şekilde çıkacak.

Ukrayna krizi de ABD’yi, İngiltere’yi, İsrail’i varlıkta tutmak içindi, şu Taksim’de patlayan son bomba da bunun içindi. Birilerinin ayakta kalması için bu millet ölmeyecek bundan sonra. Onların ayakta kalması için buralarda terör, katliam, soygun, vurgun, peşkeş, aşırı vergiler, türlü sektörlerin kasten çökertilmesi v.b. olmayacak bundan sonra… Bundan sonra sokakların adaleti olacak ama yine de o ABD ve İngiltere batacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Tarihten sileceğim


Son yazımın ardından topluca metafizik saldırı yapmaya çalışanlar var. Beni kızdıramadılar, gülüyorum sadece… Bitikler, hiçler… Yıllarca mücadele ile bu günlere gelindi, karşımızda bizi durdurabilecek hiçbir taraf kalmadı. Ben hangi resti hangi zamanda çekeceğime çok dikkat ediyorum. Bir hususta rest çekmişsem, o hususta yapılması gerekenleri çoktan yapmışım ki o resti çekiyorum.

Şu iki kırmızı hat arasında kalan alanda az önce çok şiddetli bir metafizik sinyal fırtınası başlattık. Operasyon başladı bile, devam ediyor. Sonuç alınana kadar devam edecek.

Söz konusu alan içinde kalan bütün satanistleri, masonları, kara paracıları, ayincileri, misyonerleri, kabalacıları, büyücüleri, medyumları, cinleri, Türkiye’ye ihanet ve kötülük eden, etmekte olan herkesi… Diplomatlara, iş adamlarına, ev hanımlarına kadar herkesi çok şiddetli çarpacağız. Sadece insanları değil, arabaları, televizyonları, telefonları, bilgisayarları, kablosuz iletişim cihazlarını, binaları, asansörleri, trafoları, binaları ve çarpılması mümkün olan her şeyi çarpacağız. İlgili kişilerden 13 yaş üstü herkes, kadın-erkek farkı olmaksızın şiddetli çarpılacaklar. Tek bir masum dahi zarar görmeyecek ama Londra merkezli satanist sisteme çalışan herkes helak olacak.

Karaköy’ü, Galata çevresini, tarihi yarım adayı, insanlık ve Türk düşmanlarının hepsinin başlarına yıkacağım. Yer altındaki satanist tünellerine kadar her şeyi yerle bir edeceğim. Masonlukla, satanistlikle, kanla, vahşetle, tacizle, tecavüzle, kara parayla, baronlukla, insanlık düşmanlığı ile dolu olan o alanı tarihin karanlık sayfaları arasına geçireceğim. Oralarda sadece temiz deniz suyu göreceğim. İnsanlığın hafızasından silinmesi için mücadele edeceğim. Binlerce yıldır hiçbir zaman ayara çekilememiş olan o alanı Süleyman peygamber zamanındaki ve de Zülkarneyn a.s. zamanındaki haline dönüştüreceğim. Oralarda şeytanlık değil insanlık hakim olacak.

Dev gibi bir orduyla geliyorum. Operasyona bundan sonra “Boğaz Baronları Operasyonu” diyeceğim…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi