Etiket arşivi: Mason Tarikatı

Akademi Dergisi yazarı muhterem hocamız Mehmet Fahri Sertkaya’nın muhtelif yazılarında geçen, Mason tarikat, Mason, Masonik Örgütler, Yahudi/Mason Medyası, Mason/Satanist Ayin, Mason Teşkilatı, Freemasonry, Masonluk, Masonlar gibi etiketlerin tamamını istafade edilmesi temennisiyle, Mason Tarikatı konusu altına toplamaya çalıştık.

Editör | MFS.TV

Kayseri Şeytan’ın bölge temsilciliği gibi…


Sabahtan beri yazacaktım, yazmadım. Konu hakkında raporlar aldığım, değerlendirmeler aldığım, üzerinde dolaştığım için Kayseri’den, oradaki organize sanayi bölgesinden bahsettim.

Üzerine de şu depremler yaşandı.

Kayseri yıkılmazsa, o sanayi bölgesi de çöküp yanmazsa, biz çok şaşıracağız. Şu son depremleri de bekliyorduk, devamını ve daha şiddetlilerini de bekliyoruz.

Kayseri Şeytan’ın bölge temsilciliği gibi… O insan denemez ve gizli Hristiyan belediye başkanları da dahil olmak üzere, mülki amirler, eşraftan bilinenler, iş adamları olarak bilinenler, sözde siyasi partilerin teşkilatları, hep afet bölgesini sömürmenin peşindeler. Çünkü hiçbiri Türk de müslüman da değiller. Kripto kimlikliler ve masonlar…

Afet bölgesinde, o zor şartlarda insanlar hala işe yarar seviyede yardıma, desteğe ulaşamamışken, Kayseri o yardımları organize ederek dağıtma iddiasıyla ya da bölgenin yaralarını çeşitli şekillerde sarma iddiasıyla en şeytani işleri yapıyor. Kayseri halkı da buna tepkisiz ve ölüm sessizliği halinde…

Kayseri, insan ve organ çalıyor/kaçırıyor. Kayseri, yardım malzemelerini de çalıyor. Kayseri, aslında kendi dibini oyuyor. Çünkü Allah var, adaleti var. Kahreder ve edecek.

Artık kimseye uzun mühletler verilmeyecek.

Kayseri’deki son depremler de suni usullerle tetiklenmiş depremler ama bu defa Ankebut Ağı tetiklemedi. O malum ülkeler tetiklemediler. Onlar, Kayseri’ye ve en çok da oradaki organize sanayi bölgesine zarar vermek istemezler.

Kayseri son süreçte yanmayı da yıkılmayı da hak etti, ediyor.

Kayseri’nin çevirdiği lanetli işlerde dönen kara ve kanlı para, çok sayıda Türk/İslam düşmanı ülkeye gidiyor. Asıl onları besliyor.

Kayseri’de Erciyes dağının içinde de uzaylı tesisi var. Kayseri’ye başka ülkelerden gelip giden yetkili ve etkili kişilerin çoğu da biyonik robot. Orası, Ankebut Ağı için mühim olan merkezlerden biri…

Bu gidişle o Erciyes dağı bile yerinde duramaz, Kayseri de yerinde duramaz. Kayseri halkı arasından gizli Ermeni, gizli Yahudi, mason, kara paracı, şucu, bucu olmayanlar, temiz insanlar, hemen titreyip kendilerine gelmeliler ve bu kötü gidişi değiştirmeliler.

Kayseri’nin altı da tünellerle dolu. Çok sayıda evden ve dükkandan da o tünellere gizli geçişler var.

Kayseri’deki bazı tüneller, şu videodakinden farksız haldeler.

Kayseri’de eskiden beri hep satanist ayinler yapıldı, yapılıyor. Eskiden beri hep insan kaçakçılığı yapıldı, yapılıyor. Son zamanlarda ise organ kaçakçılığı durmaksızın yapılıyor.

Yaptığı işle, görünür geliri/kazancı ile, elindeki parası/serveti ve kapısının önündeki arabası arasında uçurum kadar fark olan çok Kayserili var. Her türlü kaçakçılık, fuhuş, ihanet, dolandırıcılık işleri yoğun şekilde yapılıyor Kayseri’de…

İnanmıyorsanız Abdullah Gül’e sorun. Onunla beraber çalışan Altılı çeteye sorun. Hepsi de bu tür işlerin başında gelen kişiler…

Akbank’a neden “Adana’daki Kayserililer Bankası” diyenler var?

Adana ile Kayseri arasında ve Akbank arasında nasıl bağlantılar var?

Depremlerin merkez üsleri…

Kayseri’de bağ evi, köy evi olanlar varsa, oralara gitsinler.

Kripto kimlikli insan şeytanlarından ayrışsınlar, uzaklaşsınlar. En çok da kara/kanlı para bölgeleriyle organize sanayi bölgesi çevresinden uzak dursunlar.

O Kayseri’ye Allah’ın sillesi yakında iner ve çok da güzel/hayırlı olur. Çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere, çok insan kurtulur.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Depremde kaçırdıkları çocukları kurban edecekler


Maraş merkezli depremlerde kaçırabildikleri çocukların bir kısmını, önümüzdeki birkaç gün boyunca yapacakları ayinlerde, İblis’e kurban edecekler.

Dünyanın farklı farklı yerlerinde bu ayinler eş zamanlı yapılacağı gibi, Fener Rum Patrikhanesinde de bu ayinlerden yapılacak ve bu çocuklardan bazıları kurban edilecek. Yunan devlet adamları da bu ayinlere katılmak için geliyorlar.

Dolunaya da denk getiriyorlar. Astrolojik ve metafizik dengeleri de gözetiyorlar. Sonra da suni afetleri, patlamatları, işgalleri deneyecekler, şayet karar değiştirmezlerse…

Afet bölgesinde enkaz altında kalarak veya sonrasında bir şekilde vefat eden herkesi, İblis’e kurban edilmiş kişiler olarak görüyorlar.

Bu nedenle de bölgeye devletimizin gücünün, imkanlarının gitmemesi için, bunca ifşa olmalarına rağmen hala direniyorlar, uğraşıyorlar.

Şimdiden sonra bile mümkün olsa, kırıp geçiren bulaşıcı hastalıklara sebep olacaklar ve ölenleri yine İblis’e kurban edilmiş kurbanlar olarak görecekler, sevinecekler.

Satanizm böylesine lanetli bir şey ve bu ülkenin resmi idaresi masonlar üzerinden satanistlerde olduğu için satanist tarikatlara, faaliyetlere, neşriyatlara hiç sorun çıkartılmıyor. Çünkü mason tarikatı da satanist bir tarikat. Masonların “Kainatın ulu mimarı” deyip durdukları kişi, İblis’ten başka biri değil.


“Yarın Konstantinopolis’e (İstanbul demiyor) gideceğim. Ortodoks Patriklik ve Başpatriklik Pazar Ayini’ne katılacağım ve Ekümenik Patrik Bartholomeos Hazretleri tarafından kabul edileceğim. (Bartholomeos’un aslında böyle bir makamı, yetkisi bulunmuyor ve tanınmıyor. İki devlet arasında ciddi bir kriz meselesi bu ama hain Ankara hükumeti bunu da hiç sorun etmiyor.) “

Yani demek istiyorlar ki “İstanbul ve çevresinin başına her ne şey gelirse, bilin ki o kötülüğün merkez üslerinden biri de Fener Rum Patrikhanesi…”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İyice haddi aşıyorlar


Fener Rum Patrikhanesi tam bir şer ve ihanet merkezi olarak faaliyet gösteriyor. İyice hadlerini aşıyorlar.

İngiliz, Yahudi, mason, satanist dayatması olan demokratik cumhuriyet rejimi Türkiye’de aşırı kan kaybından komaya girmiş vaziyette… Her gün, her saat hızla kan kaybetmeye devam ediyor. Şu saatten sonra hiçbir uzman ve hiçbir müdahale onu hayata geri döndüremez.

Bu da Türkiye’ye yeni ve büyük saldırılar yapmak zorunda oldukları manasına geliyor. İkaz etmekten yoruldum kaç senedir. Tekrarlara da girmeyeceğim. Sözümü dinleyenler zaten dinlediler, dinlemeyenler de herkese haklarını helal etsinler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İstanbul susmadı, durmadı, korkmadı, hiçbir cephede boşluk vermedi


GSM şirketlerine soruşturma açılsa ne olur, kararları aslında hakimler değil, arka plandan mason tarikatının üstadları veriyor.

Zaten o GSM şirkerlerine “Afet bölgesinde iletişimi kesin, sahayı faaliyetlerimize ayarlayın” diyen de aynı mason üstadlar…

Hala organize haldeki ihanetleri, kasıtları göremeyen kaldıysa, bu işleri bırakıp seyyar satıcılık yapsın. Milleti de boşa oyalamasın. Millet onları muhalif ve vasıflı kişiler zan ediyor.

Askerlerimizin ilk anda sahaya inmesine sebep oluyordum, iniş başlamıştı ve sonra zorlanarak durdurdular. Peşimden hamle yapmasını beklediğim binlerce kişi, “Mesele bu defa devlet, vatan, millet, bir şeyler yapmalıyız. Enkaz altında yüz binlerce insan var. Bu işin devamında milli güvenlik krizi de var.” diyerek o hamleleri yapsalardı, askerlerimizi sahaya indirmeme hainler mani olamazlardı. Tepe kadrolar mani olamazlardı.

Sözde muhalif olan o kişiler, peşimden gerekli hamleleri yapmak yerine korka korka geri durdular. Onların bu hallerine rağmen sahada pek çok şeyi yönlendirdim ve onlar zamanla saklandıkları yerden ses verebildiler. O da samimiyetsizce ve cılız sesler oldu, oluyor.

Askerlerimizin sahaya inmesi hususunda Tayyiple Hulusi ve Soysuz arasındaki tartışmalar, karar ayrılıkları v.s hepsi film fırıldak… Aciz kalarak buna göz yumuyorlardı ve sonra toparlandılar.

Hala bunları, o gece baş hainler arasında yaşananları, olduğundan başka türlü şekilde ve “Sarsıcı gerçek” diye millete anlatanlar da bu işleri bırakıp seyyar satıcılık yapsınlar. Aralarındaki tartışma “Hani indirmeyecektik, siz ne yapıyorsunuz. Sakin olun, bir şey olmayacak. Korkmayın” türünden tartışmaydı.

Bu depremi, o hainlerin hepsi de önceden biliyordu ve hepsi de kararları önceden biliyordu.

Askerin sahaya indirilmeyeceği de önceden kararlaştırılmıştı. Bunun asıl sebebi de darbe korkusu falan değil. Asıl hedefleri sahayı, milyonlarca insanı ve o toprakları sahipsiz ve yardımsız bırakmaktı. Bunu sağlayabilmek için en başından beri adeta çırpındılar, hala çırpınıyorlar. Aldıkları kararlara, o kararları hangi vakitlerde aldıklarına, geriye doğru dönüp bir bakın. Her şey açıkça gözler önünde… Şuradan bile yol bulsalar, şu hali tersine çevirecekler. Oysa şu anda bile devletimiz hainlerden alınsa, bölgenin bütün acil, öncelikli sorunları kısacık sürede ve sadece Türkiye’nin imkanları ile çözülebilir.

Şu depremlerden sonra, bu güne gelindiğinde, her şey çok başka olacaktı. Bin beter bir halde olacaktık şu anda… Onların planları yüzde doksandan fazla oranda bozuldu.

Sahaya böyle müdahaleler yapılmasını, devlet içinde devlet olunmasını, kendilerini bu kadar zorlayacağımızı, planlarından haberdar olmamızı, hızlı kararlar ve müdahalelerle sahadaki kontrolü büyük oranda ellerinden almamımızı, milletimizi yardım için ayağa kaldırmamızı, yardımların elden yapılmasını istememizi, yağmacıları ezmemizi, basın ve medya hainlerini ezmemizi, bulaşıcı hastalıklara izin vermememizi ve yaptığımız onca şeyi hiç beklemiyorlardı.

İşte İsrail’in ve Çin’in bile sözde yardım ekiplerinin halleri basına da yansıdı. “Sizi yıktık, işte buradayız ve buraya bayrak diktik. Devletiniz aciz, hepiniz çaresizsiniz.” dercesine görüntüler, mesajlar vereceklerdi, doğru düzgün sahaya bile inemediler. Görüntüden ibaret birkaç kurtarma eylemi yapıp def olup gittiler. Görüntüyü zor toparladılar, o kadar aciz kaldılar. Çevremize doluşan düşman askeri unsurları da neler neler yaşadı.

Bütün bunlar olurken, senelerdir her gün kırk kere vatan, millet, devlet, hak, hukuk, insan hakları diye diye nutuk atanlar, saklandılar. Evet, üzerlerine düşen hiçbir şeyi yapmadılar. O bölge Türkiye’den koparılacak olsa bile yapmayacaklardı. İktidar yandaşı olanları kastetmiyorum, yanlış anlaşılmasın. İktidara karşı samimi şekilde muhalif duruşu varmış gibi görünen binlercesinden bahsediyorum.

Her şeye rağmen, planlanandan çok çok az da olsa insanlar kaçırıldı, organlar çalındı, ziynet eşyası çalındı, Türkiye sanki çaresizmiş ve hiçbir şey yapamazmış görüntüleri oluşturulmak istendi de o içi başka, dışı başka insan müsveddeleri yine de sustular, beklediler.

İstanbul susmadı, durmadı, korkmadı, hiçbir cephede boşluk vermedi. Şimdi yine İstanbul’un estirdiği rüzgarlardan güç bularak nutuklar atacaklar o sahtekarlar.

Bu depremlerin altında Türkiye değil, hain Ankara hükumeti kaldı. Sahte muhalifler, sahte kahramanlar kaldı. Saldırgan ülkeler kaldı. Kademeli şekilde işgal denemek isteyen ülkeler kaldı. Büyük İsrail projesi peşinde koşan taraflar kaldı. İçimizdeki İsrail kaldı, içimizdeki Ermenistan kaldı. Mason tarikatı kaldı. Demokratik cumhuriyet rejimi kaldı. Bütün siyasi partiler ve liderler kaldı. Yağmacılar kaldı, organ ve insan kaçakçıları kaldı. İsrail kaldı, İngiltere kaldı, ABD kaldı, NATO kaldı. Ve Deccal ile İblis kaldı…

Bu afetler de Türkiye’yi yıkamadı. Bundan sonrakiler de yıkamayacak.

Şimdi yıkılma sırası, yıkmaya teşebbüs edenlerde…

O kadar yıkık, bitik ve çaresiz haldeler ki sinirlenmeye bile güçleri kalmadı. Sözde neler neler yapacaklardı ama neler yaşandı, yaşanıyor.

Hala devlet gücümüzün gereğince değerlendirilmesine mani olmaya çabalayarak kendilerince hınçlarını sergiliyorlar.

Büyük bir otorite boşluğu ve çaresizlik ortamını “aldatıcı ve haince tavırlarla” oluşturacaklardı, buna yol bulamadılar. Bu defa ise devlet kurumları ve memurları üzerinden, evrakları ve kayıtları oynayarak ya da hiç evrak tutturmayarak bölgeyi yağmalamanın peşindeler.

Hala Türkiye devletinin dünya kadar imkanları sahada kullanılmıyor da Ukrayna’ya, Suriye’ye, Libya’ya, Somali’ye ve benzeri yerlere kullanılıyor. Dünyanın dört bir yanında patlayan topların, mermilerin parasını bile milletçe biz ödüyoruz. Bu kadar hayat pahalılığının büyük bir sebebi de bu…

ABD’deki Beyaz Saray’da ve İngiltere’deki Kraliyette yenen yemeklerin masraflarını bile çoğunlukla biz ödüyoruz. Bizden çaldıkları ile besleniyorlar hala ve kendi imkanlarımızla afetlerin yaralarını sarmaya kullandırılmıyor.

Hiçbir hususta işletilmeyen devlet gücü, türlü vurgunlar ve hırsızlıklar karıştırılarak enkazların kaldırılması ve yeni binaların/sitelerin yapılması hususunda alasıyla işliyor. Akıl almaz ve çok şaşırtıcı bir hızla işliyor. Oysa hala binlerce köye doğru düzgün yardımlar ulaştırılmadı. Onca iş makineleriyle ve kamyonlarla yollar açılarak yardımlar ulaştırılabilirdi. Onca askeri imkanlar, İngiltere, İsrail ve ABD adına şurada burada cephe açmak ve masraf etmemiz yerine, milletimizin menfaatine olacak şekilde “gerçekten” kullanılabilirdi.

Altı yüz millet vekili var güya… Bu ülkede altı tane gerçek millet vekili olsa bile bu kadar rezalet yaşanmazdı. İşte gerçekleri halka duyurmak isteyen gazeteciler, vatandaşlar tutuklanıyor, en meşru şekilde “hükumet istifa” diyenlere bile her hukuksuzluk yapılıyor, açıkça kanun tanınmaz bir saha var, nerede o sözde vekiller? Kime çalışıyorlar? Konuşmak için, milletinin yanında durmak için İsrail’den mi, ABD ya da İngiltere’den mi, mason tarikatından mı izin ya da talimat bekliyorlar?

Ben “Rusya iflas etti. Kendini bir işgale karşı savunabilecek kadar bile gücü yok. Devlet sistemi tam, olması gerektiği gibi işlemez halde.” dedikçe…

O bilinen ülkelerin yetkilileri her seferinde çıkıp “Rusya gibi bir güce karşı savaşabilecek ordumuz, askerimiz, mühimmatımız, talim seviyemiz yok” diyorlar.

Daha ne desinler?

“Yeteeerr! Biz bilmiyor muyuz Rusya’nın da çöktüğünü, sistemimizin büyük bir darbe daha aldığını. Şunları yazıp durma, milleti uyandırıp durma, nedir senden çektiğimiz. Neyi nasıl gizleyeceğimizi şaşırdık, tiyatro oyuncuları bile bizim kadar rol yapmıyorlar. Şu halimize bir bak” mı desinler?

Kızıp kızıp Türkiye’ye daha fazla zarar vermek istiyorlar. Sonra bakıyorlar ki her istedikleri yerde istedikleri suni afetleri yapmaya güçleri, teknolojileri kalmamış. Yapsalar hain Ankara hükumeti de danışıklı dövüşen partiler ve liderler de halkın ayakları altında kalacak. Ayrıca yapsalar yer altı şehirleri için de büyük riskler var. Gelip Türkiye’yi işgal etmek isteseler, zaten ona da güçleri yetmiyor.

Böyle bir anda Türk milletini uyutma vazifesi de sözde Türk basın ve medyasına verilen bir vazife…

İşte Bohçalı köpeği de Tayyip finosu da yaralı bölgede, bir avuç halk karşısında ne hallere düştü. Koca millet kalkarsa ayağa, kim durduracak, ayağa kalkacak gücü kalmamış olan NATO mu? Sözde Türk basın ve medyasındaki hainler de çöktüğünde, Türkiye’deki iki yüz elli yıllık ihanet teşkilatı çökecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Şeytani sistemlerini başlarına yıkacağım

Kendimi Ay kadar güçlü görüyorum. Anladınız mı, Ay kadar…


Şu anda itibaren Ankebut Ağına bağlı ülkelerden hangisi ya da hangileri her nerede kara, hava ve deniz tatbikatı yapıyorsa, hepsini en ağır şekilde metafizik bombardımana tabi tutacağız.

Bundan sonra en çok İsrail, İngiltere, ABD, Rusya ve Çin metafizik sinyallere girecek.

İyice işlemez hale getirilecekler. Yaşanacakları daha fazla basından, medyadan gizleyemeyecekler.

“Grev var” diyerek binlerce uçuşu iptal etseler de “UFO’lar var” deyip hava limanlarını kapatsalar da “Hacker saldırısı” var diyerek türlü vahim sorunlar yaşasalar da “Bilinmeyen bir sendrom var” diyerek geçiştirmek isteseler de “İntihar etti” diyerek üstünü örmek isteseler de herkes anlayacak arka planda asıl neler yaşandığını….

Samsung ve Sony marka neyiniz varsa, çok uzun sürece yaymadan değiştirin, başka markalar alın. Güney Kore, Tayvan, Çin, Japonya ve Hindistan markalarının elektronik ürünlerini ya da bu ülkelerin kendi markası olmasa da bu ülkelerde üretilen elektronik ürünleri almayın. Daha önce de kısmen ikaz etmiştim, şimdi son ve detaylı ikazım bu…

Neler yapabileceğimi yine, bir kez daha göreceksiniz.

Hala karşımda mücadele vermeye çabalayan yer altı uzaylı şehirlerinden bazıları yakında lavlarla, bazıları da okyanus ve deniz suları ile dolacak.

Bazıları ise, içlerindekiler kaçamadan başlarına çökecek. Bu, yer üstünde de büyük temizliğe vesile olacak.

Gezegenin her yerini çökertmek, lavlarla yakmak, deniz suları ile doldurmak ve sonra ilkelden yeni bir hayat başlatmak gerekse bile, bu gezegeni temizleyeceğim. İblis’in, Deccal’ın, satanistlerin, masonların sistemini başlarına yıkacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi