Etiket arşivi: Ahmet Aygın

Çok kötü şeyler olacak, çok daha kötü…

Bu bir şey değil. Bu bir başlangıç.

Öyle uzun uzun yazacak değilim. Zaten bir süredir yazılması gerekenleri yazmıştım. Sağda solda, her yerde bulunabiliyor bu yazılarım. Zaten elden ele de atıldı, dağıtıldı ve herkes okudu, anladı. Dediğim gibi oluyor ve şu cemaatimiz münafıklardan temizleniyor.

Önce kardeşi Mehmet Arıkan çarpıldı ve korona deyip gömdüler. Sonra karısı çarpıldı ve onu da korona deyip gömüp geçecekler. Arada başkaları da çarpıldı ve gömüp geçtiler. Ahmet Aygın’ın çarpılıp ölmesi karşısında zaten şok geçirdiler. Onun şoku geçmeden, üstüne kimler kimler çarpılıp cehennemine gidiyor. Daha önce bu gibi ikaz yazılarımı fantastik ya da deli saçması gibi görmek isteyen münafıkların korku dolu kalp atışları artık Mason teşkilatının bütün localarından duyuluyor. Daha bunların bir çoğu bilmiyor ki Ahmet Özbursa bile çarpılarak öldü. O ne şerli bir münafık, nasıl bir numaracı ve bir büyücüydü.

Şu sıralarda Hasan Arıkan ise hastahanede ve anladığım kadarıyla ona son bir şans daha verilecek, nasıl davranacağına bakılacak ve sonra ona göre muamele edilecek. Üstazımız daha pek çok kişiyi çarpacak. Alihan Kuriş’i de üstazımızın çarptığını, şeklinin kaydığını, öldürülmeyip ibret-i alem olarak meydanda bırakıldığını hep beraber göreceğiz.

Üç beş tane kripto yahudi, gizli ermeni, mason, bilmem ne bela tipler, cemaatimizin haricindeki hain ve insanlık düşmanı kişilerle, teşkilatlarla, en çok da mason teşkilatıyla paslaşıyorlar diye, kendilerini ne zan ederler, ölümsüz mü zan ederler, etten kemikten değil de çelikten mi zan ederler, ben bir türlü anlayamam. Akıl alır şey değil, topraktan yaratılmış ve fani olan insanların bu derece şeytanlaşmaları ve hiç ölmeyeceklermiş gibi, sonlarını düşünmeden ahmakça işlere kalkışmaları. Lakin haram yiye yiye nefisleri canavar gibi kuvvetli olmuş ve nefislerini bir anlığına bile yenemez, durduramaz olmuşlar. Adları gibi kesin surette biliyorlar ki bu din, hak din. Bu tarikat, hak tarikat. Bu mürşidimiz, hak mürşid ve ben de bu yolun hizmetkarıyım. O mürşid-i kamilin evladıyım ve o mürşid kamille aynı soydan gelen bir kişiyim. Yirmi yıldan fazla bir süredir, akıl almaz şartlar/imtihanlar altında bu hizmete, bu günlere hazırlanan bir kişiyim. Bu hak yol hiç sahipsiz bırakılır mı? Hz. Allah, hz. peygamber, hz üstaz, merhum ağabeylerimiz sahipsiz bırakır mı?

Bu münafıkların yaptıklarına küfr-ü inadi denir. Bile bile, her şeyin farkında ola ola nefislerine ve şeytanlarına tabi olmaya, mağlup olmaya devam etmelerine küfr-ü inadi denir.

Hasan Arıkan’ın etrafında bir de çok şerli bir dişi insan şeytanı vardı ki o da gizli ermeni ve gizli yahudi karışık bir soydan gelen karısıydı. Ben mevzu olduğumda bu karısı açar ağzını, yumar gözünü ve aklına gelen her şeyi söylerdi. Biraz aklını ön plana çekmek isteyen ve akıllıca davranmak isteyen Hasan’ı da iyice felaketlere sürüklerdi. Hasan Arıkan’ın hayatında ona musallat olan en büyük şeytanlardan biri, yani büyücü ve insan şeytanı olan o karısı, artık yok. Allah bilir ama kendisi de muhtemelen köşeden dönecek, hastahaneden çıkacak ve sonra bakacağız, neler olacak.

Az daha unutuyordum. Son zamanlarda adeta yemeyip içmeyip bütün mesaisini bana ve ekibime büyüler yapmaya ve yaptırmaya harcayan ve haddi iyice aşan o Gülderen’i de ufaktan bir çarptı hz üstazımız ama ayar alacak gibi durmuyor. Bakalım o cephede neler olacak ve Alihan Kuriş, hayatında kendisine en çok musallat olan, ayağının kaymasında en büyük payı bulunan baş şeytanlardan biri olan o annesi Gülderen Kuriş’ten kurtulabilecek mi ve kurtulursa neler yapacak.

Aksiyon, gerilim, macera, intikam, entrika, ihanet, gizem, korku ve mutlu son… Hepsi bu hikayede olacak.

Ben mi? Ben de buralarda olacağım. Bunların hepsinin mezara girdiklerini göreceğim. Öldüremediler ve öldüremeyecekler. Durduramadılar ve durduramayacaklar.

Çünkü çoktan “Ben evladımı kimseye vermem” buyruldu ve ben bunu çoktan ilan ettim aleme, alemlere…

Mehmet Fahri Sertkaya

Kaldırın ulan ölülerinizi!

Haydi devam edin saldırıya. Ne oldu, ne çabuk öldünüz, ne çok öldünüz. Bu hakaret değil, siz hakikaten geri zekalılarsınız. Kafalarınız uyuşturucudan, cinsi sapıklıktan, fuhşiyattan, kara para derdinden, satanist ayinlerinden dolayı yanmış.

Gördünüz mü bir kez daha Türk’ün gücünü?
Haydi, biz çok iyi haldeyiz, mümkün oluyorsa kaldırın yerlerden on binlerce leşinizi ve tekrar saldıraya geçin, olmuyor mu?

O uzaylılara da söyleyin, en çok da yeşillere söyleyin, gökadalar arası seferberlik ilan etsinler de gelsinler, yine her defasında ve bu gün de olduğu gibi leşleri yerlere serilecek.

O cemaatimiz içindeki münafıklarda da Aygın’ın çarpılıp ölmesinden sonra ölüm korkusu sardı hepsini… Onlar da hiçler… Onlar da erimeye, yok olmaya, tükenmeye devam ediyorlar. Taliban ise boyuna posuna bakmadan saldırılar yapmanın bedelini yine ağır ödedi.

Buradan yazıyorum. Bir daha benim ekibimden birinin dahi canına kast edilsin, yakarım o teşkilatı/örgütü ülkesiyle/devletiyle beraber. Ona destek veren her kesimle beraber. Tarihin karanlık sayfalarına gömerim.

Herkese “Bize bulaşmayın, yolunuza bakın” demedim mi ben? Bu kadar geri zekalılıkla böyle topluca ve feci şekilde ölmeyi sonuna kadar hak ettiniz. İla cehenneme zümera

Haydi lan, ne kaldıysa elinizde, kim kaldıysa, seferber olup gelin üstümüze ya da akıllı olun, bulaşmayın bize…

Bu arada benim midem bile bulanmadı, başım bile dönmedi. Ekibimden de hiç kimse ölmedi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ahmet Aygın da çarpıldı

Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

Gizli bir Ermeni ve Hristiyan olan Ahmet Aygın, cemaatimiz içindeki önde gelen münafıklardan biriydi. Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimize de çok sıkıntılar çektirmişti. Sinsi sinsi yolunu alır, en olmadık ve hemen müdahale edemeyeceğiz yerde ihanetini sergilerdi. Son zamanlarda seçimler arefesindeki tavırlarıyla zaten samimi bütün müslümanlar onun gerçek rengini gördüler. Ebu Cehil karpuzu gibi dışı çok yeşil, içi kıpkızıl kafir olduğunu gördüler. Alihan’ın ipini elinde tutan, Alihan’ı bir piyon gibi oynatan annesi Ayşe Gülderen Kuriş’le birlikte Ahmet Aygın da son günlerde üzerime ve ekibimin üzerine çok ama çok ağır büyüler yapıyorlar ve yaptırıyorlardı. Gülderen gibi Ahmet Aygın da son zamanlarda büyücülere paralar saçıyordu. Haddi iyice aşıyordu. Yavaş yavaş çarpıldıkça daha çok hırslanıyordu. Nihayet mühleti doldu ve dehşetli bir şekilde çarpıldı. Çukuru derin, azabı elim olsun.

Darısı Gülderen’in ve benzeri diğerlerinin başına…

Ahmet Aygın aslında hristiyan da denemez biriydi. Tek taptığı paraydı. Başka değer, ilah tanımazdı. Çok ileri seviyede şeytanlaşmıştı. Aralarına gerçekten müslüman kardeşlerimiz karışacak olsa, hemen onlara büyüler yapıyorlar, yuvalarını yıkıyorlar ve hatta mümkün olursa deli ediyorlar ya da öldürüyorlardı. Hanımlarına göz dikiyorlardı. Zamanı gelince Aygın’ın ve benzerlerinin gerçek Süleymanlılara neler yaptığı iyice gözler önüne serilecek ve duyanlar, görenler inanamayacaklar. Bunların hepsini o Alihan da biliyor. O da zaten onlara uydu, onlar gibi oldu. Bunda da en büyük pay annesinin oldu.

Üstelik, bu yazdıklarıma itibar etmek istemeyenler, “Olur mu hiç öyle şey?” diyenler, bu sahada söz sahibi olan birine gidip “Bu mfs birilerine büyüler yapıyor mu, yaptırıyor mu?” diye sorsalar, kişi dürüst biriyse hemen “Hayır” cevabını alırlar. Yine “Bu mfs’nin iddiaları doğru mu? Ahmet Aygın büyücü müydü? Alihan ve annesi de büyüler mi yaptırıyorlar?” diye sorsalar, hemen “Evet, eksik yazmış, fazla yazmamış” cevabını alırlar. İsterseniz hemen sorun. Bunları doğrulamak işten sayılmaz. Öyle vaktinizi falan da almaz. Bir titreyip artık kendinize de gelin. Cemaatin haline bir bakın. Memleketin ve milletin haline de bir bakın. Cemaatin tepesini elinde tutan münafıklar, bunca yazdıklarımın karşısında nasıl da sus pus olup oturuyorlar. Hukuk yoluna bile gidemiyorlar. Sözlü yalanlama bile yapamıyorlar. Onlar susup kalıyorlar ve daha çok büyücülük yaparak bu krizden çıkmak ve cemaatin başında kalıp müslümanlara/Süleymanlılara daha da çok maddi ve manevi zararlar vermek istiyorlar ama sizler artık bir bakın, bir anlayın, yanlışı ve doğruyu bir görün ve ne yapmanız gerekiyorsa yapın. Bu hali görüp de hiçbir şey yapmıyorsanız, zaten siz de onlar gibisiniz demektir. Öyle ise geçtim müslüman sayılmayı, insan türünden bile değilsiniz. Allah sizin ömrünüzden alıp da nesli tükenmekte olan hayvanların ömrüne eklesin. Köpekler bile sizden daha faziletli…

İşte bozacının şahidi şıracı… Yıllardır gerçek ve hain yüzlerini anlattığım ve susup kalan münafıklar, şimdi Aygın’ın arkasından ağlıyorlar. Şu Zeki Çalışkan’ın ne olduğunu duymayan, anlamayan biri kaldı mı bu alemde? Zeki Çalışkan gibi gizli hristiyan, misyonerlik ve kara para faaliyetleri icra eden bir herif, gerçek bir müslümanın arkasından böyle yazar mı…

Mehmet Fahri Sertkaya

Süleyman Akbulut da gizli Yahudidir…

Seneler boyunca cemaatimizin Trakya idareciliğini yapmış olan Süleyman Akbulut da bir gizli Yahudidir.

Aynı hain ekibin içindedir. Kendi kızını, gizli bir Yahudi olduğunu çok kesin şekilde bildiği Fatih Ülgen’e gönül rızasıyla vermiş bir kişidir.

Salim Dağ, Yusuf Büyükgöze, Süleyman Akbulut, Hasan Arıkan, Hüseyin Kumaş, Hüsnü Yılmaz diye saymaya başlasak, uzun bir listeyi sıralamak gerekir. Bunların hepsi gizli Yahudi ya da gizli Ermeni kökenli kişiler değiller ama hepsi açıkça hainler. Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, sağlığında Hüseyin Kumaş’ın yasaklama yazısını bütün teşkilata dağıttırmıştı. Bütün müesseselerimize girmesi, programlara katılması yasaklanmıştı. Bu yasaklama, Akademi Dergisine yapıldığı gibi hileli, metnin üzerinde sonradan oynama yapılmış bir yazı değildi, gerçekti. Merhum büyüğümüz daha fazla tahammül edemez hale gelmişti. Sonra içimizdeki bu hain çete çok baskı yapınca, hizmette aksamalar olmasın, iç fitne çıkmasın, zamanı beklensin, bunların biraz daha mühletleri dolsun diye Hüseyin Kumaş’ı tekrar cemaatimize kabul etmişti.

Merhum büyüğümüz Kemal Bey Ağabeyimizin yasakladığı/uzaklaştırdığı, emirine isyan halinde can veren, cemaatinden tart edilmiş halde can veren, yazdığı kitaplar yalanlarla ve uydurmalarla dolu olan Mehmet Emre’yi, ölüp gitmesinden seneler sonra bile sohbetlerinde öven, yere göğe sığdıramayan Hüseyin Kumaş, bunu aldanarak yapmıyordu, yapmıyor. Kalpler bir… Niyetler bir… Bu, onlarca senedir böyle…

Merhum büyüğümüz Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, Ali Kangel’lere on seneden fazla süre tahammül etmiş, yasaklamalarını ötelemişti. Bu kadar büyük oyunlara karşı oyunlar kurarken, bu kadar fitnelere sabırla mani olmaya çalışırken kendi sıhhatini bozmuştu.

Sultan Abdülhamid Han, kendisi aleyhinde Avrupa basınına sürekli makaleler gönderen ve çok büyük sıkıntılara sebep olan, sekiz dil bilen bir baş belası ve hain Ermeni’yi Saray’a tercüman olarak atamış, iyi de maaş vermiş ve zararını asgariye indirmişti.

Dostuna yakın ol, düşmanına daha yakın…

Allah ihmal etmez, imhal eder yani mühlet verir ama çok sayıda hainin mühletleri artık bitti. Şimdi, cemaatimizdeki temizlik yaşanırken muhterem büyüğümüzü karşısına alacak olan herkes bilsin ki beni karşısına almış olacak. Ben de şuradan yazıyorum ki hepsinin üzerinden geçeceğim. İşte meydan…

Mehmet Fahri Sertkaya