Etiket arşivi: Ad Kavmi

Sayha bu dünyada çok kere görülmüş bir şeydir

Kaf suresinin 42. ayet-i kerimesinin hz. Mehdi hakkında mı yoksa kıyamet hakkında mı olduğu, çok sayıda alim kişi tarafından geçmişten beri hep tartışıldı. Günümüzde de hala tartışılıyor.

Kaf suresinin 41, 42. ve 43. ayet-i kerimeleri hem kıyamet vakti ve kıyametin nasıl yaşanacağı hakkında hem de hz. Mehdi’nin “çok büyük bir hadise” ile açıkça meydana çıkacağı hakkında ayetler…

Kaf suresinin 42. ayet-i kerimesinde geçen “sayha” bu dünyada çok kere görülmüş, yaşanmış bir şeydir.

Dört büyük melekten biri olan İsrafil aleyhisselamın suru üflemesi de aslında bir sayha… Hatta asıl sayha o ama sayhalara sebep olabilen tek kişi o değil. Bu güne kadar peygamberlerden bazıları da daha kısmi ve daha düşük seviyede sayhalara vesile/sebep oldular. Peygamber olmasalar da bazı büyük veli zatlar da oldular. Hz. Mehdi ve bazı yardımcıları da bunu yapabilecekler. Anlattığım gibi, yaşanacağı hadislerle ve ayet-i kerime ile haber verilmiş olan “duhan” hadisesi de bir sayha ve dabbetül arz ile hz. Mehdi aynı kişiler.

Sayhalar ile maddenin enerjisi, atomu ile oynanıyor. Kıyamet dediğimiz hadise, İsrafil aleyhisselamın suru üflemesi ile yaşanacak olan bir sayha ve sayhaların en büyüğü ve sonuncusu…

Sur nedir, tam olarak bilemiyoruz ama üflemesi de anladığımız manada değil. En doğrusunu Allah bilir ama benim anladığım, İsrafil aleyhisselam bir şekilde ve aniden çok büyük bir enerji yayacak. Bu sayede sadece dünyamızda ya da güneş sistemimizde ya da uzayda değil, bütün sema katları da dahil her yerde aynı anda kıyamet kopacak. Her şey gayb olacak. Yani atomlarına ayrılarak görünmez olacak. Gayb olmak, tamamen yok olmak demek değildir.

Her şey atomlarına ayrılacak, göz göremez olacak, zaten insanlar da gözleri de atomlara ayrılacak. Canlı kimse kalmadığı gibi üzerindeki canlı-cansız her şeyle beraber bütün gezegenler, güneşler, gök adalar, uzayın tamamı hatta üstündeki sema katları atomlarına ayrılacak. Lakin bu atomlar yok olmayacaklar da İsrail aleyhisselam sura ikinci kere üfleyince yani yeni bir sayha yapınca, o defa tekrar bir araya gelecekler.

İşte bu gözle bakınca daha iyi anlaşılacaktır ki sayha, atomlar arasındaki bağları bozan, dolayısıyla maddeyi/cismi oluşturan atomları dağıttığı için ortada madde/cisim bırakmayan bir enerji…

İşte geçmişte pek çok kavim bu şekilde de helak edildi. Onlara bir sayha isabet etti ve bedenlerini oluşturan atomları bir anda çözüldüler de öldüler ve gayb oldular. Ortada cesetleri bile kalmadı.

Ayet-i kerimelerde geçen sayha, saika ve karia, hep bu sarsıcı gerçeklerle alakalı. Sarsıntı, deprem, çığlık gibi manalara gelmiyorlar. Atomlarına kadar sarsıp dağıtan bir ses/şok enerjisi, dağıtılıp çözülme, çarpılma gibi manalara geliyorlar.

Ad kavminin devamı olan Semud kavminin elinde çok çok uçuk seviyede bilim ve teknoloji vardı.

Günümüzde ışın ya da plazma silahları da denilen silahları, çok ileri seviyede yapmışlar ve kullanıyorlardı. Aralarından bir kişi mesela bir hayvana ateş etse, saniye içinde hayvanın bedenindeki bütün atomlar ayrışıyor ve ortada ceset bile kalmadan hayvan ölüp yok oluyordu.

Kayadan devenin çıkışı da bir sayha…

Aralarındaki Salih peygambere hiç inanmıyorlar hatta onu deli, meczup, yalancı görüyorlardı. Onunla alay ediyorlardı. Salih aleyhisselam ne kadar nasihat etse de onu dinlemiyorlardı.

İşte o meşhur ve ayet-i kerimede de geçen hadisenin yaşandığı gün “Sen peygamber isen mucizeni göster” dediler ve Salih peygamber mucize gösterince inanacaklarına da söz verdiler.

Hz. Salih “Nasıl bir mucize göstermemi istiyorsunuz?” dediğinde, teknolojiyle, cinlerin gizli müdahaleleri ile ve sihir/büyü ile asla yapılamayacak bir şey düşündüler.

Bir kayanın ya da tepenin üzerinde iken söz konusu silahla vurulmuş ve gayb edilmiş bir deveyi geri getirmesini istediler. “Şu karşıki dağdan yavrusuyla beraber bir deve çıkaracaksın” dediler. Herhangi bir deve olursa kabul etmeyeceklerini, silahla vurulup yok edilen devenin hem dişi hem de gebe olduğunu, Salih peygamberin de aynı dişi deveyi geri getirmesi gerektiğini ısrarla söylediler.

Salih aleyhisselam Allah’a dua etti, Allah’ın takdiri ile mucizesini gösterdi. Atomlarına ayrılarak ölmüş olan dişi devenin atomları herkesin gözleri önünde bir araya tekrar toplandı. Yani hz. Salih mucizevi seviyede bir sayha gönderdi. Üstelik ölü halde değil, vurulmadan önce olduğu gibi diri halde bir araya toplandı o devenin atomları… Deve, yaşananlardan dolayı şaşkına dönen kalabalığın arasında yürüye yürüye dolaştı. Bir süre sonra yavruladı ve sağlıklı bir yavru verdi.

Semud kavminden olan inkarcılar, şaşkına döndüler. Aynı dişi deveyi, aynı boyda posta, aynı gebelik seviyesinde ve yok edildiği kayanın ya da tepenin üzerinde görünce, gördüklerine inanamadılar ama sözlerini tutup iman da etmediler. Aralarından sadece birkaç kişi iman etti. İman etmeyenler yine de o kadar sarsıldılar ki Salih peygambere deli, meczup diyemez oldular. Ona hala inanmıyor olsalar da sözlerine büyük oranda itaat eder oldular.

İşte kıyametin kopması da bir sayha ile yani “Sura üflenmesi” dediğimiz şey neticesinde devasa şiddette bir sayhanın yayılması ile yaşanacak. Kıyametin kopmasından bir süre sonra o sura bir daha üfleyecek İsrafil aleyhisselam ve yine akıl almaz büyüklükte bir sayha yayacak. O vakit ise her şey yerine geri gelecek. Yani dağınık durumda olan her şeyin atomları birleşecek.

Birinci sayhada atomlarına ayrılmış olan koca alem, ikinci sayhada yeniden atomlarının birleşmesi ile geri gelecek, yeniden yaratılacak. Kıyametin koptuğu anda dünya diye bir gezegen hala varsa, ikinci sur üflenince o da atomları toplanarak geri gelecek. Öyle ki mfs kıyamet kopmadan önce şunca projelerini yapıp bitirmişse, kıyametten sonra dünya tekrar yaratıldığında bütün bu projeler de eski haliyle geri gelecek. Kanallar, boğazlar, suni denizler, suni adalar yok olmayacaklar.

Kıyamet koptuğu anda dünyada başka nasıl faydalı ya da zararlı şeyler varsa, onlar da kıyamet kopma anındaki halleri ile geri gelecekler. Kıyamet kopma anında dünyada hangi hayvan türleri varsa, şu deve misalinde olduğu gibi, onlar da oldukları yere geri gelecekler ve yaşamaya, üremeye devam edecekler.

Lakin dünya insanlarının bedenleri de atomlarından yeniden bir araya getirilecek yani öldükten sonra dirilme dediğimiz şey yaşanacak olsa da ikinci surdan sonra dünyaya geri gelecek dünya insanları burada çok kalmayacaklar. Yargılanıp cennete ya da cehenneme gidecekler.

Sonra Allah’ın takdir ettiği kadar bir zaman geçecek. Dünya bir süre boş kalacak. Sonra yeni bir Adem ile yeni bir Havva’yı yaratacak Allah ve bu gezegene gönderecek. Sonra o yeni Adem neslinin kıyameti kopana kadar yeni yeni insanlar ve cinler gelecek bu dünyaya ve onlar da imtihan olacaklar. Onlar, daha önce yaşamış da ölmüş insanlar ya da cinler olmayacaklar. Kıyameti kopan, mahkemesi yapılan, cennete ya da cehenneme konulan milletler/ümmetler, bir daha dünyaya asla gönderilmeyecekler.

Bu sistem, bu güne kadar en az milyonlarca kere yaşandı. Bizden önce en az milyonlarca kere kıyametler yani dev sayhalar koptu. Milyonlarca başka Adem’in evlatları, kıyametleri kopana kadar imtihan oldular ve şimdi cennette ya da cehennemdeler. İsra mucizesi sırasında peygamberimizin cennette mükafat halindeyken ya da cennemede azap halindeyken gördüğü insanlar da bu kişiler. Bizden önceki Ademlerin evlatları olan kişiler.

İkinci sur üflenip de insanlar ölümden sonra diriltilince, çürümüş ve atomları ayrışmış haldeki bedenleri tekrar ilk haline gelince… O bedenlere o ruhlar yeniden konulunca… Bu insanların hesapları adaletle görülüp cennete ya da cehenne konulunca… Bunun üzerine dünyada hiç insan kalmayıp da bir süre de geçince… Ve sonra yeni Adem ile Havva gönderilince… İşte o arada insansız/boş geçen sürede dünyada yeryüzünü tamamen tarumar eden felaket ya da felaketler de yaşanmamışsa… O halde yeni Adem ile Havva yüksek teknoloji ile her yeri elden geçirilmiş, düzenlenmiş, şekillendirilmiş bir dünyaya gelmiş olacaklar.

Geldiklerinde elektrik santralleri, köprüler, yollar, yer altı şehirleri, kütüphaneler, dijital kütüphaneler, hava ve kara araçları, hastahaneler, askeri tesisler bulacaklar. Yeri kazıp araştırmalar yapsalar, yerin altında milyonlarca hatta milyarlarca yıl önceden kalma el aletleri, şehirler, mağaralar, tüneller, hayvan ve insan kalıntıları dahi bulacaklar.

Bu, bizim Adem babamız bu dünyaya gönderildiğinde de böyle oldu. Adem babamımız dünyamızda çok yüksek teknoloji ile yapılmış şehirlerin, binaların, devasa tesislerin, kütüphanelerin içinde yaşadı. Çünkü sayha ile atomlarına ayrılma ve sayha ile atomları toplanıp diriltilme, geri getirilme esnasında, her şey son anında olduğu gibi yeniden toplanıyor, şekilleniyor.

Bu sayede Adem babamız, dünyaya geldikten kısa süre sonra, dünyada sağlam kalmış uzay araçlarından birini kullanarak Venüs’e ve başka gezegenlere dahi gitti. Venüs’te de hala insanlık var ve dış görünüşleri bizimle tıpa tıp aynı…

Dünyanın uydusu olan Ay’ın suni bir uydu olduğunu, en az dört milyar yaşında olduğunu artık çok yüksek sayıda insan duydu, öğrendi kabullendi.

İşte o Ay, milyonlarca önceki Adem nesillerinden biri tarafından yapıldı. Arada milyonlarca kere kıyamet koptu, başka başka Ademler gönderildi, nesilleri yaşadı ve imtihan oldu ama o Ay’a bir zarar gelmedi. Kıyamet kopmakta iken nerede ve nasıl bir halde duruyorsa, ikinci sur üflenince aynı o yerde ve o halde geri geldi.

Yüzeyinde ne kadar göçükler, kayalar, izler varsa, onlara kadar, bütün detaylarına kadar aynı kalarak geri geldi. Ay ne halde iken atomları ayrıldı ve gayb olduysa, o atomlar tekrar o halde toplandı.

Anlaşılsın diye açıyorum. Bir kişi şu Ay’ın bizden sonraki Ademin nesline ulaşmasını istemiyorsa… O halde kıyamet kopmadan önce onu bombalamalı, paramparça etmeli ya da tek tek her yerini sökmeli. Bu yapılırsa, kıyamet kopmakta iken ortada bir Ay olmadığı için, ikinci sur üflenince de ortada bir Ay olmayacak.

Şimdi sayhanın, karianın, saikanın ne olduğu da bu alemin çalışma sistemi de büyük oranda anlaşılmıştır ve şu sözü ekleyebilirim:

En doğrusunu Allah bilir ama benim anladığım o ki hz. Mehdi açıkça meydana çıkarken, Mehdi olduğu herkesçe anlaşılacağı şekilde meydana çıkarken sayhalar atacak ve dünyanın farklı yerlerinde akıl almaz hadiselere sebep olacak. Öyle ki bu hadiselerde pek çok şehir ve şehir halkı bile yok olabilir.

Yakında yaşanacağını değerlendiriyorum, bakalım neler olacak.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Kaçacak yer yok

Ad kavminin ne kadar dehşetli şekilde helak edildiğini bilen Semud kavmi, çok yüksek, günümüzden bile çok çok yüksek teknoloji ile dağları, kayaları evlere dönüştürmüşlerdi.

Kibirleri de arşa varmıştı. Çok ahlaksız, namussuz, işkenceci, satanist, ayinci, yalancı, zalim, hırsız, sömürgeci, katliamcı kişiler olmuşlardı. Salih peygamber defalarca sabır etti, nasihat etti, mühlet verdi ama nasiplenmediler. Sonunda Semud halkı da şiddetli şekilde helak edildi. Sonra Medyen halkı da öyle…

Çok uçuk seviyedeki teknolojileri ve taşlardan oyarak yaptıkları evleri onları koruyamadı.

Bu dünyada sayhadan, saikadan, kariadan kaçılabilecek hiçbir yer yok.

Yerin üstünde yaşayanlar da yerin altındaki uzaylı şehirlerinde yaşayanlar da kaçamazlar, kurtulamazlar. En gelişmiş UFO’lara binip uzaya kaçanlar bile bunlardan kaçamazlar.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Belde-i tayyibe ne demek ve neresi

Sebe suresinde bahsedilen “Belde-i tayyibe” yani temiz, pak, çok güzel belde, çok yaklaşık olarak burası…

Günümüzde bazı kesimlerin “mezopotamya” dedikleri sınırlara da çok yakın bir sınır bu…

Binlerce sene önce, yüksek bilim ve teknoloji çağı yaşanan o devirde, sarı ile işaretlediğim bu yer, çok ama çok gelişmiş bir yerdi. Yüksek teknoloji ile yapılmış cihazlar, evler, arabalar, ziraat ve hayvancılık sistemleri, havadan su ve yakıt elde etme sistemleri, teknoloji ile desteklenmiş nehirler, bol rızık, bol su… Şu anda bile görsek şaşıracağımız bir yüksek teknoloji ve hayat standardı vardı. Hayat çok kolaylaşmıştı ama bu, o insanlara da yaramamıştı.

Sonra hep olduğu gibi oradaki insanlar da azdılar, yoldan çıktılar, İblis’e ve hatta bazı uzaylı kişilere uydular. Peygamberlerini yalandılar, alaya aldılar, meczup dediler, “Haber verdiğin azabı getir de görelim” dediler. Mühlet verildi, azdılar, alaya aldılar, saldırganlık yaptılar ve derken topluca helak oldular. Neredeyse taş üzerinde taş kalmadı. Topraklar bile yandı. Zaten sadece oralar değil, aşağıya, Yemen’e kadar her yerde yüksek teknoloji, yemyeşil arazi, cennet misali şehirler vardı. Oralar da hep yandı… Ad kavminin lideri Şeddad bir Ad’in suni cenneti bile o bölgedeydi.

Bu meselenin de farklı farklı yanları var ama merkezde yine uzaylı türler var. Sebe suresinde pek çok ayet-i kerimede uzaylılara ve yüksek teknolojiye işaret var.

Uzun zaman ayrılarak anlatılması gereken meseleler bunlar. Lakin şu bilinmeli ki Sebe suresindeki 15. ayet-i kerime, ahir zamanda bu bölgenin yeniden ihya edileceğine, o eski haline geri döndürüleceğine işaret ediyor. O bölge yine dünyanın en nadide bölgelerinden biri olacak. Yine yüksek bilim ve teknoloji insanlığın faydasına olacak şekilde kullanılacak. Bir zaman geçecek, yine yoldan çıkılacak ama sonrasında düzelme olmayacak, kıyamet kopacak.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Göbeklitepe de karartılıyor…

Şeffaflık yok, Göbeklitepe de karartılıyor

Türk milleti başta olmak üzere bütün insanlık, Göbeklitepe ve benzeri mekanlardan elde edilen kesin neticelerden mahrum bırakılıyor. Bu, bilimsel bir mantık/duruş değil, bu Siyonist/Masonik bir mantık ve duruş…

Devletleri/Milletleri idare eden idarecilerin, elde ettikleri bu gibi sarsıcı gerçekleri gizlemeye hakları yok. Buna bir son verilmeli. Göbeklitepe, insanlık tarihine bakışı kökten değiştiriyor. Yine bir Yahudi oyunu/kazığı olan “evrim” aldatmacasını yıkmakla kalmıyor, geçmişte, bu günümüzdekinden çok ama çok daha ileri bilim ve teknoloji çağları yaşandığını kesin surette ispat ediyor.

Göbeklitepe’nin ne kadar sıradışı bir yer olduğu anlaşıldığında, henüz kazıların yenice başladığı o yıllarda, bazı devletlerin gizli servisleri de alaka gösterdiler. İlk yıllarda elde edilen bazı şeyler yurt dışına kaçırıldı.

Bunlar maddi menfaat için kaçırılmış şeyler değildi. İnsanlığı İslam’dan, kurtuluştan uzak tutmak isteyen Ankebut Ağı’nın planlarını alt üst edecek ve bunların dünya insanlığına, hiçbir bilimsel temeli olmadığı halde çok bilimselmiş gibi dayattığı bazı nazariyeleri/kabullenişleri/akımları bir anda yıkacak şeylerdi.

Kaçırılanların arasında, taş tabletler üzerine yazılmış uzun uzun yazılar da vardı.

Göbeklitepe’nin “Dünyanın ilk tapınağı” olmadığını da biliyorlar, ibadethane/tapınak olmadığını da biliyorlar, İbadethane demek için yeterli delil olmadığını da biliyorlar. Yine de zihin bulandırıyorlar.

Göbeklitepe, yaklaşık olarak Nuh tufanından beş bin sene kadar sonra, yüksek bilim ve teknoloji çağında yaşayan insanların, maden çalışmaları yaptığı geniş ve yerleşimden uzak o alanda, fazlaca emek harcamadan ve teknik kullanmadan hızlıca kurduğu bir şantiyeden başka bir şey değildi.

Bu insanların elinde, bir asırdan fazla süredir bizi ziyaret eden ama gizlenip duran başka uzaylı insan türlerinin elindeki UFO denilen tarzda uçan vasıtalardan da ta o zamanda vardı. O tek parça koca taşları kilometrelerce uzak mesafelerden hava yollu ile ve hiç zorlanmadan getirdiler. Hiç uğraşmadan, özen göstermeden, fazlace emek/teknik sarf etmeden kaba hatlarla şekillendirip diktiler. Bunu yaparken, günümüzdeki elektikli/motorlu taş testeresi gibi son derece ilkel bulacakları aletleri kullanmadan, çok daha ileri teknoloji kullanarak yaptılar. Ünlü Rus fizikçi ve arkeolog Saharov’un söylediği gibi, o taşları keserken kullandıkları teknik/alet, günümüzde dünyada mevcut değil. O bölgeyi maden çalışmalarında değerlendirdiler. O zamanlarda, dünya insanlığı ile başka dünyaların/gezegenlerin insanları arasında, gizlenmeden gelinip gidilen bir irtibat olduğuna dair tarihi pek çok iz de var. Bu kısımları da çoktan çözdüler.

İrem bağı diye bilinen yapay cenneti/bahçeyi, Hud aleyhisselama “Senin Rabbinin öyle dediğin gibi cennetleri varsa, ben de bir cennet yaptırayım da gör” diyerek kendi zamanındaki çok yüksek bilim ve teknoloji ile Şeddad bin Ad yaptırmıştı. Şeddad’ın kavmi olan Ad kavminden geriye, yer altı şehirlerinde de olsa ya da bir şekilde yer altında kalmış da olsa hiç yüksek teknoloji ürünü bir şeyler kaldı mı diye, Yemen başta olmak üzere çok yerlerde, kontrollerindeki birkaç devletin desteği ile çalışmalar, kazılar yapıyorlar. Bu çalışmaları da olduğundan çok farklı maksatla yapılan kazılar gibi gösteriyorlar. Aslında arkeoloji sahasında da istihbaratların, devletlerin savaşı hakim.

12 bin sene kadar önce bu maksatla yapılan Göbeklitepe bölgesine, üzeri toprakla kaplanmadan önce, birçok başka medeniyetin gelip yerleştiğini, bunların, öncekiler kadar bilim ve teknolojide ileri olmadıklarını, oraya öncekilerin yapmadığı eklemeler yaptıklarını ve T şeklinde taşlar üzerinde bile oynamalar yapmaya çalıştıklarını kesin surette belirlediler.

Aslında pramitlerin hikayesinin de çok benzer olduğunu biliyorlar. Onlar da mezar değildi, enerji santrali veya ihtiyaçtan benzeri başka maksatlarla inşa edilen yapılardı bunlar. Daha sonra pek çok kavim bunları kullandı ama öncekiler kadar bilim ve teknolojide ileri değillerdi ve izler, işaretler, eserlerde kullanılan teknikler birbirine hep karıştı.

Göbeklitepe’nin artık çok sarsıcı bir yanı kalmadı. Çünkü Göbeklitepe’den daha eski ve tıpkı Göbeklitepe’de olduğu gibi, günümüzde mevcut olandan bile daha ileri derecede yüksek bilim/teknoloji ile inşa edilmiş çok eser/şehir bulundu. Bunlardan biri Hindistan sahillerinde denizin altında bulundu ve 35 bin yıllık olduğu tespit edildi.

Dünyada, geçmişte yüksek bilim ve teknoloji çağları yaşanıp yaşanmadığına, evrim gerçekleşip gerçekleşmediğine dair tartışmalar, tartışmaya mahal kalmayacak kesinlikte aslında onlarca sene önce son buldu. Lakin, dürüst, hakkaniyetli, namuslu insanlar için son buldu. Ankebut Ağı’na dahil olup da kendi ırklarından başkaca bütün ırkları kır hayvanları gibi görebilecek, onları kasten felakete sürüklemeyi “dava” görebilecek, inanılmaz acılara milyarlarca insanı sürüklemekten keyif alacak kadar şeytanlaşmışlar için, hiçbir zaman bitmeyecektir bu tartışmalar. Çünkü onlara, dünya insanlığını İslam’dan, dünya ve ahiret saadetinden uzaklaştırıp felaketlere sürükleyen her şey her zaman lazım.

Göbeklitepe inşa edilmeden 7-10 bin sene önce bile dünyamız üzerinde yüksek bilim ve teknoloji vardı. Ayrıca yüksek teknolojiye erişmiş uzaylı başka insan türleri de gizlenmeden gelip gidiyorlardı. Şu ana kadar, bu bilgileri doğrulayan binlerce bulgu buldular. Bu gördüğünüz iskelet, onlardan sadece biri…

Bu iskeleti, çok yüksek sayıda uzman inceledi ve hepsi de “Bu, bu dünyadan değil” demek zorunda kaldı. Evet, o da bir insan ama bu dünyanın değil başka bir dünyanın/gezegenin insanı…

Şu anda kesinleşmemiş olsa da, Nuh kavminin, sahip oldukları çok yüksek teknoloji ile dünyayı mahveden o büyük tufana kendi elleri ile sebep olmalarından hemen sonra, dünyada bir avuç insanın kaldığı o anlarda bile başka dünyaların insanları dünyamıza gelip yerleşmişler.

Kolları ve bacakları hariç tutulsa, başı gövdesi kadar iri/büyük duran, toplamda boyu bize kıyasla çok kısa olan, gözleri çok iri olan, buna rağmen yetişkin azı dişleri bile bulunan (çocuk olmadığı kesin olan) bu iskeletin/insanın kavmine dair yapılan çalışmalardan elde edilen netice şu ki, tufandan hemen sonra gelmişler, uzun süre kalıp sonra topluca çekip gitmişler.

Sahra çölü, Yağmur Ormanları kadar yeşil ve hayat dolu bir yerdi

Tam tarihi kestirebilmek mümkün değil ama günümüzden çok yaklaşık tahminle 12 bin sene önce, Göbeklitepe’nin UFO’ların konabileceği bir maden tesisi olarak kısa sürede ve kolayca inşa edildiği o devirde, Sahra çölü, Yağmur Ormanları kadar yeşil ve hayat dolu bir yerdi.,

Dünyamızda da bilim ve teknoloji seviyesi çok yüksekti, başka dünyaların yüksek bilim ve teknolojiye sahip insan türleri de gizlenmeden dünyaya gelirlerdi.

Yaşanan savaşlar da bu nedenle çok şiddetli olurdu. Devletler birbirlerine karşı, şu günümüzde olduğu gibi elektromanyetik silahlar, iklim silahları, uydu silahları kullanırlardı. Daha ötesinde dünya teknolojisiyle üretilmiş UFO’lar da kullanılır, bunlardan lazer silahlarıyla saldırılar yapılırdı.

Sahra çölünün dört bir yanında, taşlara, mağaralara çizilen resimlere bakıldığında, orada binlerce sene önce binbir türlü hayvan türünün yaşadığı anlaşılabiliyor. Yine Sahra çölünün dört bir yanında bulunan camlaşmış kum ve taşlara bakılınca, bir gün geldiğinde orada aniden kumları/taşları yakarak cama çevirecek kadar yüksek ateşlerin var olduğu da anlaşılabiliyor.

Konuya ahlaklı bilim adamları olarak bakıldığında, Sahra çölünün kısa süre içinde ve büyük saldırılar neticesinde çöle dönüştüğü anlaşılabiliyor. Bu söyleyebilmek için yeterli bulgular var.

Yaşanan çok şiddetli harplerin neticesinde, günümüzde Sahra çölü dediğimiz o yer çöle dönüştü ve sonrasında piramitler inşa edildi. Çünkü piramitler, günümüzde HAARP diye de bilinen teknolojiden bile çok daha ileri seviyede olan o zamanki elektromanyetik saldırı (suni yağış, fırtına, tayfun, hortum, deprem) çeşitlerine ve ayrıca metafizik çatışmalarda yayılan sinyallere karşı en iyi korumaları sağlıyordu.

Tekrara girmeyeceğim. Yıllardır anlattığım ve bu konu ile alakalı pek çok husus var. Tekrar söyleyeceğim şey şu: Bu yalan bilim ve tarih anlatımlarını ayakta tutmak isteyen herkes ve her kesim ve her devlet, çok yakında mahcubiyetten yerin dibine girecek. İnsanlığın toptan bir öfkesiyle yüzleşecek.

Göbeklipe’de T şeklindeki taş blokların dairesel olarak döşendiği o kısımlardan/halkalardan yaklaşık 30-40 tane var ve bu kadar senedir sadece 6-7’sinin üstündeki toprak alınarak meydana çıkartıldı. Lakin bunların etrafındaki daha geniş alanda daha sarsıcı şeyler var.

Bu halkalar/kısımlar gibi yine toprak altında kalmış etraf bölgede o zaman yapılmış evler bulunduğunu, bu evlerin de son derece ileri teknoloji ile yapılmış, medenice yaşanılmış/kullanılmış evler olduklarını biliyorlar.

Dahası da var; zamanında burayı maden çalışması için kuranlar sadece dünya insanları değildi. Hatta o zamanki dünya insanlarından da daha fazla ağırlığı olan güçlü bir başka dünya insanlığı gelip burada öne çıktı. Asıl işi onlar yapıyor, daha yüksek bilim ve teknoloji onlarda olduğu için o bölgeden, çok çok nadir bulunan ve belkide Uranyum gibi enerji veren elementlerden yüzlerce kat daha güçlü bir element çıkartıyorlardı.

Şeytan’ın Konseyi, üstündeki 13’ler Meclisi, daha üstündeki 3 Kabalacı haham ve birkaç büyük devletin idarecileri ile gizli servisleri, Göbeklitepe’nin bu gerçek hikayesini biliyorlar. Şu sıralarda, çok medyatik ve göz önünde olsa da insanlara fark ettirmeden Göbeklitepe’de derine inen kazılar yapmaya çabalıyorlar. Bunun öncesinde bazı testler yapıp kazı yapılacak alanları nokta atışları ile tespit etmeleri gerekiyor.

Yapmak istedikleri her şeye, insanların dikkatinin orada olması mani oluyor. Göbeklitepe üzerine çok oyunlar oynandı ve hala oynanıyor. Ta Sultan Abdülhamid Han Haz. zamanında bölgede arkeolojik kazı yapıyor görüntüsü ile kıymetli maddeler/elementler arayan bazı devletler bile aslında bu hikayeyi kısmen de olsa biliyorlardı ve söz konusu elementi arıyorlardı.

“İhtimal, Fırat’ın suları çekilecek, kuruyacak. Ortaya altından bir hazine çıkacak, kim orada bulunursa, hiç bir şey almasın.” (Buhari, Fiten, 24, Müslim, Fiten, 30.)

    “Fırat nehrinin suları çekilerek altından bir dağ ortaya çıkacak, insanlar bunu almak için, vuruşacak ve her yüz kişiden, sadece biri hayatta kalacak. Bu zaman gelinceye kadar kıyamet kopmaz.” (Müslim, Fiten, 29.)

    “Fırat’ın altın bir define üzerinden açılması yakındır. İmdi orada kim bulunursa ondan bir şey almasın.” (Müslim, Fiten, 29.)

    “Fırat nehrinin altın bir dağ üzerinden açılması yakındır. İnsanlar bunu işitince ona yürüyecekler ve onun yanında bulunan insanların bundan bir şey almasına müsaade edersek, bunun hepsi götürülür, diyecektir. Müteakiben onun için harb edecekler ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecektir.” (Müslim, Fiten, 29.

Anladınız mı şimdi bu vatan kimin, bu devlet kimin ve burada kimlerin borusu ötüyor, ötecek?

Hanginizin nerede, kiminle ne haltlar çevirdiğini biliyoruz. Bizim gücümüzün yettiği yere, sizlerin hayalleri bile yetişemez.

Bundan sonra biz geliyoruz. Bizden izinsiz, bu topraklarda nefes bile almayacaksınız. Göbeklitepe, Fırat ve bölgeye dair planlarınızda boşuna çaba harcamayın. İzin verilmeyecek. Karar çok büyük yerden…

“Rabbim gayb alemini bilendir. Gaybini (Gizli bilgilerini) hiç kimseye göstermez. Ancak, razı olduğu Resul müstesna. Çünkü, Allah, o Resulün önüne ve arkasına, onu (şeytanlardan) koruyacak gözetleyiciler koyar.” (Cin Suresi, 72 / 26-27)

Biz Müslümanlar bu bilgileri yaklaşık 14 asırdır biliyoruz. Bizim peygamberimiz (s.a.v) hak peygamber. Ne dedi ise hepsi hak çıktı, çıkıyor, çıkacak. Fırat’ın altından bir dağ da çıktı, dünyada herkes ona sahip olmak da isteyecek ve haber verdiği o harp de yaşanacak.

Anladınız mı şimdi bu vatan kimin, bu devlet kimin ve burada kimlerin borusu ötüyor, ötecek?

Hanginizin nerede, kiminle ne haltlar çevirdiğini biliyoruz. Bizim gücümüzün yettiği yere, sizlerin hayalleri bile yetişemez.

Bundan sonra biz geliyoruz. Bizden izinsiz, bu topraklarda nefes bile almayacaksınız. Göbeklitepe, Fırat ve bölgeye dair planlarınızda boşuna çaba harcamayın. İzin verilmeyecek. Karar çok büyük yerden…

“Rabbim gayb alemini bilendir. Gaybini (Gizli bilgilerini) hiç kimseye göstermez. Ancak, razı olduğu Resul müstesna. Çünkü, Allah, o Resulün önüne ve arkasına, onu (şeytanlardan) koruyacak gözetleyiciler koyar.” (Cin Suresi, 72 / 26-27)

Biz Müslümanlar bu bilgileri yaklaşık 14 asırdır biliyoruz. Bizim peygamberimiz (s.a.v) hak peygamber. Ne dedi ise hepsi hak çıktı, çıkıyor, çıkacak. Fırat’ın altından bir dağ da çıktı, dünyada herkes ona sahip olmak da isteyecek ve haber verdiği o harp de yaşanacak.

Ye’cüc ve Me’cüc de Fırat’ın altındaki o elementi bulmak isteyecek ve çok yüksek teknolojili bu iki uzaylı insan türü Fırat’ı sun’i tekniklerle kurutacak. İşte o zaman 100’de 99 kişi ölecek.

Mehmet Fahri Sertkaya