Etiket arşivi: Ruh

İnsanlığı bilim diye saçma sapan teorilere inandırdılar | Bilim dünyasının karanlık yüzü

HİÇBİRİ KANITLANAMADI. PEKİYİ NEDEN HERKES BUNLARA BİLİM DİYE İNANDIRILDI?

► Güneşte nükleer patlamalara eş bir takım patlamalar olduğu ve bu sayede güneşte ısı ve ışık oluştuğu, sadece bir teori idi ama bütün dünyayı buna inandırmakta bir beis görmediler. Oysa hala bu teori kanıtlanamadı. Bilim, yıldızların enerjisini nereden aldığını hala bulamadı. Tıpkı, hem kan pompalayan hem de aynı anda vücudun ihtiyacı olan elektrik enerjisini üreten kalbin, kendi enerjisini nereden aldığını hiç bulamadığı ve bulamayacağı gibi… 
Ve bu güne kadar hep haklı çıkan Müslüman gök bilimcilere göre güneş ısı ve ışığı başka bir kaynaktan alarak yansıtıyor. Kendisi gerçek bir ısı ve ışık kaynağı değil. Kalpler de enerjisini “madde” olmayan başka bir kaynaktan alıyor, bu enerjiyi bütün bedenin kullanımına sunuyor ve bu kaynağa “ruh” deniyor.

► İşte günümüz bilimi tam da burada takılıyor, sınırlı algılarımız ve tekniklerimiz ile sınırsızı anlamaya, yorumlamaya çalışıyor. Olmayınca da hiçbir bilimselliği olmayan ve çok zaman gerçeğin yakınından bile geçmeyen teoriler üretmekle ve dünyayı bunlara bilim diye inandırmakla yetiniyor. Onlardan biri de “akli ve ruhi rahatsızlıkların beyindeki kimyevi bozulmalar sonucu oluştuğu” iddiası… 
Öncelikle şu soruları sormaları ve somut kesin/bilimsel deliller ile cevaplar vermeleri gerekir iken, bu kadar temel soruları ve sorunları bile sıkıntı etmeyip, bütün dünyayı teorilere inandırdılar. Sorular şöyle:

– Akıl ya da ruh gerçekten var mı? 
– Var olduğunu düşündüğümüz bu şeyler gerçekten akıl mı, ya da ruh mu? Başka şeyler de olabilir mi? 

– Bunlar madde mi değil mi? Şekil, mekan, zaman bağlantısı var mı, yok mu? 

– Vücutta yerleri neresi? Vücut ile bağlantısı ne kadar, nereye kadar?

– Neden bozulurlar, akıl gidince nasıl gider, nereye gider? Uçup kaçar mı, ateş misali söner mi? Sonra yeniden yanar mı? Yok değilse nasıl olur?

– Bilimsel somut veriler ile varlığı kesinleştirilmiş şeylerden başkasını kabul etmiyor iken aklı ve ruhu nasıl var kabul edip, ne olduklarını somut olarak değerlendiremediğimiz bu madde ötesi şeyleri bir de tedavi etmeye kalkarız?

– Üstelik nasıl olur da var olduklarına dair hiçbir somut bilimsel veri bulunmayan akıl ve ruh gibi şeyleri var kabul edip de cin, şeytan, peri, hayalet gibi şeyleri bilimsel olmadığı gerekçesi ile inkar etme tezatı sergileyebiliriz?

Bu kadar temel soruları ve sorunları bile cevaplandıramayıp, teoriler üretip hatta psikiyatri gibi uydurma bilim dalları üretip bütün dünyayı teorilere bilim diye inandırdılar. 
Üstelik kendi teorilerinin neden bilimsel olduğu, başkalarının teorilerinin neden bilimsel olmadığı hususunda bile çok zaman yorum yapamadan, somut veri ortaya koyamadan, kanıtlanmamış kendi teorilerinin neden genel kabul görmesi gerektiği, yine kanıtlanmamış başkalarının teorilerinin neden genel kabul görmemesi hususunda bile hiçbir mantıklı yorum yapamadan böyle bir hareket tarzını sergilediler.

Biliyor musunuz, ilk psikiyatri ilacını bile henüz 1960’larda vereme çare ararken ve tamamen tesadüfen buldular. Bulunan ilaç vereme hiç fayda etmiyor ama hastaları sakinleştirip neşelendiriyordu. Ve bu da, psikiyatrların gözünde bu ilacın psikiyatri ilacı olarak kullanılabilmesine yeterli sebepti. Kimseye reçete yazamayan, hekim olarak kabul edilmeyen ve kimsenin itibar etmediği psikiyatrlar için yepyeni bir dönem bu tesadüfen bulunan ilaç ile başladı. Bunu, ilaç üreticileri ile de sıkı işbirliği halinde fırsata dönüştürdüler.

Bütün dünyayı “akli ve ruhi rahatsızlıkların beyindeki kimyevi bozulmalar sonucu oluştuğu” iddiasına, ilaçların da bu sorunu düzeltebileceği iddiasına inandırmakta bir beis görmediler. Zira gerçek meseleleri bilim değildi ve bu teori işlerine geldi. Bu bahane ile bu güne kadar hiç kimseyi tedavi etmeye yaramamış ilaçlar üretmeye devam ettiler, dünyayı sömürdüler. Hala da korkunç bir sömürü çarkı dönmeye devam ediyor. Bakın etrafınıza, yirmi küsur yıldır psikiyatri ilaçları kullananları ama hala hastalığı tedavi edilmemiş insanları bile göreceksiniz. Üstelik bunların tamamına yakını, bu ilaçların yan etkileri nedeni ile çok ciddi fiziki rahatsızlıklara yakalanmış durumdalar. Yirmi koca yılda bile iyi etmeyen ilaç, tedaviye yönelik bir ilaç mıdır, sömürüye yönelik bir ilaç mı? 

Dev ilaç firmaları bir yılda yüz milyar dolardan fazla parayı ilaç reklamlarına ve eşantiyonlara harcayacak kadar büyümüş ve rahat para kazanır durumdalar. Buna rağmen yaklaşık yarım asırdır akli ve ruhi rahatsızlıkların beyindeki kimyevi bozulmalar sonucu oluştuğu iddiasını kimse somut bilimsel veriler ile kanıtlayamadı. Buna rağmen modern psikiyatrinin akli ve ruhi hastalıkları tedavide kullandığı ilaçların temeli bu teoriye dayanıyor. Bu yüzden olsa gerek, psikiyatrlar kimseyi iyi edemiyor. 

Sadece ilaç firmaları değil, psikolog ve psikiyatrlar da çok kolay ve iyi para kazanıyorlar. Türkiye’nin pek çok ünlü psikiyatri hekimi, özellikle hafta sonunda sözde muayenehanesine Türkiye’nin dört bir yanından gelen insanları ortalama 5 dakikada odasından çıkarıp, sırada bekleyen diğer hastayı kabul ediyor. Bundan da hiç utanmıyor. Yüzlerce lira muayene ücreti alıyor, yüzlerce liralık da ilaç yazıyor. 15 gün sonra kontrole gelenden para almıyor, sonraki 15 günde gelenden aynı kazık tarifeden bir daha tam ücret alıyor. Yani bir ayda on dakikasını ayırarak, sadece bir hastasından birkaç bin lira toplayanlar bile var. Düşünün, sadece bir cumartesi günü yaklaşık yüz hastayı kabul edenler bile var… Bu durum da, bu kadar bedavadan para kazanılabiliyor oluşu da, bu temelsiz sözde bilimin gerçek ve kirli yüzünü insanlığa anlatmanın önündeki en büyük engellerden birini teşkil ediyor. Bu konuların detayları için bkz: www.PsikiyatrininKaranlikYuzu.com

► Işık hızının aşılamayacağı, bilim hırsızı bir Yahudi olan Einstein’in uydurması… Işık hızı yüzlerce kat aşıldı. Dünyada mevcut bulunan onlarca farklı bilim kurumunda son yirmi yıl içinde yapılan yüzlerce deney ışık hızının aşılabileceğini kanıtladı. Işık hızının aşılabileceğini kanıtlamak için CERN’ün kurulması ve kullanılması da gerekmiyordu. Bu da kamuoyunu yanıltma ve yönlendirme taktiğinden başka bir şey değildi.

Işık hızının on milyarlarca katına çıkılabileceğini de günümüzün DÜRÜST bilim adamları kabul etti. Bu husus pek çok belgeselde bile konu edildi. Bu bilim adamları gerçek kimliklerini gizlemeden bu belgesellere konuştular. “Ne var bunda?” demeyin. Bu çok riskli bir hareketti. Zira CERN‘de ışık hızının aşıldığı deneyleri yapıp bir sevinç ile dünya insanlığına duyuran DÜRÜST bilim adamları siyasi baskı altında kalıp kovuldular. Ve bu kovulmaya “istifa” kılıfı geçirildi.

Çünkü böyle bir durum batının çok övündüğü bilimini, onların uydurduğu günümüz Fizik bilimini ve ülkemizde de okuttukları Fizik bilimi öğretim müfredatını temelden yıkıyor. Albert Einstein‘in patent kurumunda çalışırken proje çalan pasaklı bir Yahudi olduğu gerçeği ile yüzleştiriyor bütün dünyayı. Şaşırmayın, zaten günümüz modern psikiyatrisi de anasına karşı cinsi duygular beslemeyi meşru kabul eden ve hiçbir şeyi kanıtlayamamış olup hayatı boyunca tuttuğu bütün notları, en küçük bir notu bile imha eden bir Yahudi olan Sigmund Solomon Freud‘a dayanıyor ki, ölümü için intiharı tercih edecek kadar kafası ve ruhu bozuk bir arkadaştı kendisi. Ha bu arada Darwin’in, Lenin’in, Stalin’in ve daha diğer yüzlercesinin de hep aynı Yahudi teşkilatlanmasının fertleri olduğunu ayrıca yazmaya gerek yok, zira artık bunları herkes duydu. Bu hususun ayrıntıları için bkz: www.SpaceExplorer.TV ve ayrıca bkz: www.icimizdekiisrail.com

► Işık hızının aşılması durumunda maddesel formumuzu kaybedeceğimiz iddiası da kanıtlanmamış bir teori idi. Şimdi ise dakika itibar edilmeyecek bir yanılgı durumuna dönüştü. Zira ışık hızının aşıldığı testler bunun böyle olmadığını, maddesel formun bozulmadığını ve zamanda ileri ya da geri gidilemediğini kanıtladı. Dünyanın önde gelen bir gök bilimcisi de uzayda ışık hızından çok çok hızlı hareket eden gök cisimlerini keşfetti. Bunları o meşhur ve övünülen dev teleskopları ile görüntüledi. Işık hızından bile kat kat hızlı yol alan bu cisimlerin, maddesel formalarını korudukları meydanda idi ve bu gerçekleri “NASA’nın açıklanamayan dosyaları” isimli belgeselde izah etti. Youtube’da bu gerçekleri ve belgeselleri Türkçe içerikle bile bulabilirsiniz. Söz konusu kısmı izlemek için bkz:

http://spaceexplorertv.web.tv/embed/iv7yclqcqxa/0/0
– C vitaminin soğuk algınlıklarına çok iyi geldiği teorisinin kanıtlanamamış ve aksinin kanıtlanmış olması, yine kolesterol konusunda dönen dolaplar, bilim adamlarının içinde de çok sayıda art niyetli, namussuz, dürüst olmayanlarının bulunduğu ve bütün dünyayı kandırabildikleri gerçeği ile yüzleşmemizi sağladı. 

Daha saymakla zor bitecek kadar çok yalana bilim diye inandırdılar insanları. Bütün bunların anlatıldığı “Dünyayı aldatanlar” ve “Neden aldattılar” isimli kitaplar yayınlamak dürüst araştırmacıların bir an evvel yapması gereken bir insanlık hizmeti. 


Mehmet Fahri Sertkaya

Ölümün hakikati…

Ölen hayvandır, ruhlar ölmez.

Hayvan, “hay” kökünden, hayat sahibi olan anlamına gelir ki, bu doğru bakış açısı ile bakıldığında, maddesel formdaki canlı olan vücudumuz da maddesel hayat sahibi bir hayvan türüdür. Ruh ise madde değildir. Ölümlü de değildir.

Mü’minlerin ruhları da, kafirlerin ruhları da “ölüm” denilen şey gerçekleştiğinde sadece bedeninden ayrılırlar. Ölüm bir “yok oluş” değildir. Ölüm, yılanın kabuk bırakması misali bir merhale, bir aşamadır.

Cennet ve Cehennem, yedi kat semanın da daha üzerinde mevcut bulunan beş kat daha semadan biri olan “Alem-i Arş”tadır. Şu anda fiilen mevcutturlar. Ama kıyamet kopup bütün herkes hesaba çekilene kadar, şu ana kadar ölmüş ve kıyamete kadar ölecek kişilerin ruhları cennet ya da cehenneme götürülmez. Bedeninden ayrılan ruh, vazifeli melekler tarafından, melek hızında yine yedi kat semanın üzerindeki bir sema katında bulunan Illiyyin ya da Siccin‘den birine götürülür.
Peygamberlerin, şehitlerin, bazı velilerin, salihlerin, salihaların ruhları ise özgür bırakılır. Onlar ruhaniyetleri ile istedikleri zaman dünyaya gelirler, sevdikleri kişileri görürler, izlerler, dinlerler. Harplerde mü’minlere yardım ederler. Allah’ın izni ile istediklerinde yaşamakta olan yakınlarına ve sair mü’minlere görünebilirler de. İşte Selefi-Vehhabi sapık mezhebine mensup olanlar bu gerçekleri bilmeden velilerin kerametlerini inkar ederler.

Piri Reis, o meşhur ve akıl almaz dünya haritasını, bu şekilde, Süleyman peygamberin(a.s.) ruhaniyeti ile görüşerek çizmiştir. İşte bu gün bilim, milimine kadar doğru çizilmiş haritanın acziyeti içindedir. Süleyman aleyhisselam hem peygamber hem de devlet lideri idi. Onun zamanında da dünyada çok yüksek teknoloji vardı.

İnsanların hepsi yaratıldı, ruhlar aleminde bir aradaydı. Orada herkes “asıl gerçeği” gördü ve iman etti. Herkes ama herkes “Evet rabbimizsin” dedi. Ama sonra bu gerçekler ruhlara / insanlara unutturuldu. Sırası gelen ruh, annesinin karnındaki bedenine 120. gün melekler tarafından konulur. Doğar, yaşar, tercihlerini yapar ve sonra ölür. Öldüğü gibi, ruhlar aleminde gördüğü ve unutturulan ilahi gerçekleri yine görür. Ama dünyada iman etmemiş ise, cüz’i iradesini doğru kullanmamış ise artık kaybetmiştir ve ebedi-sonsuz cehennem azabı çekecektir.

Ruhlar alemindeki en son ruhlar da dünyaya gelip imtihan olup dünya hayatını tamamlayana ve kıyamet kopana kadar, önceki dönemlerde dünyaya gelip bedeni ölen bu ruhlar, Siccin’de azap çekerek kıyameti beklerler. Mü’minlerin ruhları ise Illiyyin’de cennet misali nimetler ile ödüllendirilirler. Bunlar, yeni ölüp de aralarına getirilen ruhlardan, dünyadaki yakınlarına dair haberler de sorup öğrenirler.

Ruh ile bedenin 12 farklı bağlantısı vardır. Ölümle beraber ruh ile beden arasındaki bağlardan sadece üçü kopar. Dokuz bağ halen aktif kalır. Yani ölümle birlikte kişinin bedeni işe yaramaz ve kıymeti olmayan bir atık olmaz. Kopan bağlar hareket, renk ve ısı bağlarıdır. İşitme, görme, his etme v.s. bağları hep devam eder. Ölü kişi, başına gelen kişileri görür, duyar, temaslarını his etmeye devam eder ama hareket edemez. Cevap veremez. Hiçbir hareketi yapamaz.

Kabrine konulan bedeni ile de bağı kopmaz. Ruhu Illiyyin ya da Siccin’de de olsa, azap ya da mükafat görüyor da olsa, dünyadaki kabrine gelenleri görür, işitir, anlar. Kabirde azap olarak bedenine yapılan eziyetleri  /cezaları tadar. Kabir aleminde azap hem ruha hem de bedenedir.
Ruh ebedidir / sonsuzdur. Tercihlerine göre sonsuz cennet ya da cehennem hayatı yaşayacaktır. Günahkar olup cehenneme gitse bile, mü’min olduğu için, iman ettiği için mutlaka cehennemden sonra cennete geçecek ve ebedi cennette kalacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Kıyametin kopmasına insanlar mı sebep olacak?

– Bütün canlılarda hücresel bir elektromanyetik sistem ve alan mevcuttur. Canlıların hücreleri birbirleri ile elektromanyetik alanlar sayesinde iletişim kurar. Son yapılan tetkiklerde hastalıklı hücrelerin sağlıklı hücrelere hastalığı elektromanyetik alanlar ile ilettiği tespit edilmiştir.

– İnsan vücudunun kullandığı elektrik enerjisi kalpte üretilir. Kalp, ruhtan güç alarak atar ve kalbin bu atışı sırasında, kalpteki bir kesecik vücudumuzun kullandığı elektrik enerjisini üretir.

– Beyin ve beyincik bu enerji ile bütün vücudu sinir sistemi ağı üzerinden kontrol eder.

– Bu, şu anlama gelir; bir yerde hastalık varsa, beyin orayı gerektiği gibi kontrol edemiyor ya da hiç kontrol edemiyor demektir. Bu da oraya elektrik sinyallerinin gitmediği, o bölgedeki hücrelerin manyetik alan yapısının ve enerji yapısının bozulduğu anlamına gelir. Ve bu da o bölgeden yayılan elektromanyetik alanımızın bozulduğu anlamına gelir… İşte MR (Manyetik Rezonans) cihazları da bunu tespit içindir.

– Anlaşıldığı üzere vücudumuz da dahil, bütün canlıların bedenlerinin temel yapısında elektrik sistemi ve elektromanyetik alan dengeleri mevcuttur. Hatta bir canlılığı olan gezegenimizin ve sair gezegenlerin yapılarında da elektromanyetik enerji ve alan sistemi mevcuttur. Zaten alemde cansız hiçbir şey yoktur. Günümüzde artık sıradanlaşan elektromanyetik alan hususu,  hastalıkların teşhisi ve tedavisinde kullanıldığı gibi tam aksine olarak insanların hasta edilmesi için de kullanılabilir.

– Bu tam olarak şu anlama gelir; Başka yapay bir elektromanyetik alan üreticiden vücudunuza gönderilen manyetik alanlar, vücudunuzun çok kısacık sürede dengesini bozabilir. Yorgunluk, Halsizlik, baş ağrıları, mide bulantıları, asabiyet, hücre yapılarında bozulmalar, organ yetmezliği ve kanser yapabilir.

– Sadece bu kadar mı? Hayır, çok daha gelişmiş bir merkezin saldırısına maruz kalırsanız, size, kulaklarınız devre dışı bırakılarak sadece sizin duyduğunuz sesler ve gözleriniz devre dışı bırakılarak sadece sizin gördüğünüz görüntüler gönderilebilir. Bu, doğrudan beyninizin işitme ve görme merkezlerine gönderilen sinyaller sayesinde yapılır.

– Zihin kontrolü yapılabilir. Duygularınız, siz hissedemeden oynanabilir. Hiç sebepsiz yere sinirlenmeniz, neşelenmeniz, gülmeniz, ağlamanız, gamlanmanız, duygusallaşmanız, sevmeniz, nefret etmeniz sağlanabilir. Var olan bütün duygularınızla olumlu ve olumsuz (pozitif ve negatif) yönde oynanabilir. Zaten insanlık tarihi boyunca sihir ya da büyü denilen şey de budur. Bütün bunları insanlara cinler de yapabilir.

– Çok daha ciddi bir kasıt söz konusu ise, bunu yapanlar, size kendi kurguladıkları rüyaları gösterebilir. Gördüğünüz doğal rüyaları izleyebilir. Çok önceden yaşadığınız ama hatırlamadığınız acı olayları sürekli zihninizde tutabilir. Oturduğunuz yerde zaman ve mekan algılarınızı da bulandırarak sanki oradaymışsınız gibi, sanki o tarihte ve o olayın içindemişsiniz gibi hayaller görmenizi temin edebilir. Ya da uykuda, geceleri sabahlara kadar tekrar tekrar bunları izletip yeniden acı çekmenizi sağlayabilir. Sinir sisteminizi perişan edebilir. Bütün bu ağır yüklere aralıksız günlerce, aylarca ve yıllarca maruz bırakabilir. Bu da bir kaç yıl içinde bedeninizin çöküntüye uğramasına, dişlerinizin çürümesine, cildinizin bozulmasına, saçlarınızın dökülmesine ve ağarmasına, gözünüzün ferinin kaybolmasına, beden dilinizin-mimiklerinizin bozulmasına sebep olabilir.

– Hafızanızı silebilir. Gerçekte yaşamadığınız sanal hatıraları bunların yerine koyabilir. İnsanın yapısı öylesine mükemmel yaratılmıştır ki asla gördüğü ve duyduğu şeyi unutmaz. Sadece istediği an istediği hatıraya ya da bilgiye ulaşamaz. Her şey, her an, her saniye, her görüntü, her ses, her his, her hatıra kalıcı olarak kayıt edilmiştir. Ama buna ulaşamamaya unutmak denilmiştir. İşte ulaşılan söz konusu kıyamet teknolojilerini kullanan bir merkez,  bir gece tertemiz bir insan olarak uykuya girdiğinizde gerçek hatıralarınızın tamamını “ulaşılamaz” yapabilir ve sizi sanal yüklemeler ile, kırk yıllık ayyaş ya da uyuşturucu müptelası birinin şuurunda uyandırabilir.

– Yüzlerce kilometre uzaktaki bir tesisten gönderilen bir takım dalgalar, vücudunuzun hayatiyetini sağlayan ve enerjisinin üretildiği merkez olan kalbinizi durdurabilir. Doğal ya da sonradan üretme olsun, bir enerji alanı varsa eğer, aynı hususiyetlerde fakat çok daha kuvvetli bir enerji alanı ile mutlaka bu alana müdahale edilebilir. 

– Sonunuzun gelmesini isteyenler, beyninizi-zihninizi tam kontrol altına alarak, iradenizi devre dışı bırakarak, bedeninizi bir yüksek binadan atabilir, hayatınızın bir trenin altında son bulmasını ya da bir uçurumun dibinde son bulmasını sağlayabilir. Daha da kötüsü var. Sizin bedeninizden önce aile fertlerinizin, eşinizin, çocuklarınızın, o an yanınızda bulunan insanların sizin eliniz ile öldürülmesini temin edip sonra oracıkta kendinizi de öldürmenizi temin edebilir. Zaten binlerce yıldır cinler bunu insanlara yapabiliyor ve adına cinnet deniliyor.

– İnsan, hayvan ya da bitkilerin doğal yapısına, yapay enerji alanları ile yapılabilecek bu nevi saldırılar, gezegenimizin ve başka gezegenlerin doğal dengelerine karşı da yapılabilir.

– Dünyamızın merkezindeki magma dolu çekirdeği, dünyamızın uzaydaki dönüş yönünün tersi istikamete döndüğü için, çok muazzam bir eletkromanyetik alan üretilmesine sebep oluyor. Kocaman vücudun hayatiyetini sağlayan ve enerjisini üreten kalpteki kesecik misali, devasa dünyamızın enerjisi de bu çekirdeğin hareketi sayesinde temin ediliyor.

– Nükleer santraller bağlanılarak üretilecek çok çok büyük elektromanyetik alanlar sayesinde, bu enerjinin doğru yere yönlendirilmesi sayesinde yapay yağışlar, yapay fırtınalar, yapay depremler oluşturulabilir. Oluşturulmaktadır. Bir adım daha ileri gidildiğinde dünyanın çekirdeğinin dönüşü yavaşlatılabilir hatta durdurulabilir. Bu, dünya üzerindeki bütün canlılığın dengesinin yok olması anlamına gelir. Kuşlar, bütün hayvanlar, insanlar, bitkiler, kutuplar her şey ama her şey bir anda en temelden ölümcül darbe alır. Ve bu, dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinden çıkıp savrulmasına, doğrudan güneşe doğru çekilmesine ya da güneş sisteminin dışına doğru serbestçe uzaklaşmasına bile sebep olabilir.

– Dahası, hızla ve büyük gayretler ile atom altı parçacıkların sırlarının çözülmeye çalışıldığı şu günümüzde, bu sırları çözecek olan Siyonist kafası, dünya hakimiyeti kuracağım takıntısı ile, zincirleme olarak kıyameti kopartacak ve her şeyi ama her şeyi zincirleme olarak atomlarına ayıracak bir yöntem bulabilir.

– Asırlardır büyük İslam alimleri “Her şeyi sebeplere bağlayarak varlığını gizlemesi Allah Teala’nın adetlerindendir. Bu nedenle kıyametin kopuşuna bile ademoğullarını ve bulacakları bir tekniğini vesile etmesi mümkündür.” demişlerdir.  


Mehmet Fahri Sertkaya