Etiket arşivi: Işıktan hızlı yolculuk

İnsanlığı bilim diye saçma sapan teorilere inandırdılar | Bilim dünyasının karanlık yüzü

HİÇBİRİ KANITLANAMADI. PEKİYİ NEDEN HERKES BUNLARA BİLİM DİYE İNANDIRILDI?

► Güneşte nükleer patlamalara eş bir takım patlamalar olduğu ve bu sayede güneşte ısı ve ışık oluştuğu, sadece bir teori idi ama bütün dünyayı buna inandırmakta bir beis görmediler. Oysa hala bu teori kanıtlanamadı. Bilim, yıldızların enerjisini nereden aldığını hala bulamadı. Tıpkı, hem kan pompalayan hem de aynı anda vücudun ihtiyacı olan elektrik enerjisini üreten kalbin, kendi enerjisini nereden aldığını hiç bulamadığı ve bulamayacağı gibi… 
Ve bu güne kadar hep haklı çıkan Müslüman gök bilimcilere göre güneş ısı ve ışığı başka bir kaynaktan alarak yansıtıyor. Kendisi gerçek bir ısı ve ışık kaynağı değil. Kalpler de enerjisini “madde” olmayan başka bir kaynaktan alıyor, bu enerjiyi bütün bedenin kullanımına sunuyor ve bu kaynağa “ruh” deniyor.

► İşte günümüz bilimi tam da burada takılıyor, sınırlı algılarımız ve tekniklerimiz ile sınırsızı anlamaya, yorumlamaya çalışıyor. Olmayınca da hiçbir bilimselliği olmayan ve çok zaman gerçeğin yakınından bile geçmeyen teoriler üretmekle ve dünyayı bunlara bilim diye inandırmakla yetiniyor. Onlardan biri de “akli ve ruhi rahatsızlıkların beyindeki kimyevi bozulmalar sonucu oluştuğu” iddiası… 
Öncelikle şu soruları sormaları ve somut kesin/bilimsel deliller ile cevaplar vermeleri gerekir iken, bu kadar temel soruları ve sorunları bile sıkıntı etmeyip, bütün dünyayı teorilere inandırdılar. Sorular şöyle:

– Akıl ya da ruh gerçekten var mı? 
– Var olduğunu düşündüğümüz bu şeyler gerçekten akıl mı, ya da ruh mu? Başka şeyler de olabilir mi? 

– Bunlar madde mi değil mi? Şekil, mekan, zaman bağlantısı var mı, yok mu? 

– Vücutta yerleri neresi? Vücut ile bağlantısı ne kadar, nereye kadar?

– Neden bozulurlar, akıl gidince nasıl gider, nereye gider? Uçup kaçar mı, ateş misali söner mi? Sonra yeniden yanar mı? Yok değilse nasıl olur?

– Bilimsel somut veriler ile varlığı kesinleştirilmiş şeylerden başkasını kabul etmiyor iken aklı ve ruhu nasıl var kabul edip, ne olduklarını somut olarak değerlendiremediğimiz bu madde ötesi şeyleri bir de tedavi etmeye kalkarız?

– Üstelik nasıl olur da var olduklarına dair hiçbir somut bilimsel veri bulunmayan akıl ve ruh gibi şeyleri var kabul edip de cin, şeytan, peri, hayalet gibi şeyleri bilimsel olmadığı gerekçesi ile inkar etme tezatı sergileyebiliriz?

Bu kadar temel soruları ve sorunları bile cevaplandıramayıp, teoriler üretip hatta psikiyatri gibi uydurma bilim dalları üretip bütün dünyayı teorilere bilim diye inandırdılar. 
Üstelik kendi teorilerinin neden bilimsel olduğu, başkalarının teorilerinin neden bilimsel olmadığı hususunda bile çok zaman yorum yapamadan, somut veri ortaya koyamadan, kanıtlanmamış kendi teorilerinin neden genel kabul görmesi gerektiği, yine kanıtlanmamış başkalarının teorilerinin neden genel kabul görmemesi hususunda bile hiçbir mantıklı yorum yapamadan böyle bir hareket tarzını sergilediler.

Biliyor musunuz, ilk psikiyatri ilacını bile henüz 1960’larda vereme çare ararken ve tamamen tesadüfen buldular. Bulunan ilaç vereme hiç fayda etmiyor ama hastaları sakinleştirip neşelendiriyordu. Ve bu da, psikiyatrların gözünde bu ilacın psikiyatri ilacı olarak kullanılabilmesine yeterli sebepti. Kimseye reçete yazamayan, hekim olarak kabul edilmeyen ve kimsenin itibar etmediği psikiyatrlar için yepyeni bir dönem bu tesadüfen bulunan ilaç ile başladı. Bunu, ilaç üreticileri ile de sıkı işbirliği halinde fırsata dönüştürdüler.

Bütün dünyayı “akli ve ruhi rahatsızlıkların beyindeki kimyevi bozulmalar sonucu oluştuğu” iddiasına, ilaçların da bu sorunu düzeltebileceği iddiasına inandırmakta bir beis görmediler. Zira gerçek meseleleri bilim değildi ve bu teori işlerine geldi. Bu bahane ile bu güne kadar hiç kimseyi tedavi etmeye yaramamış ilaçlar üretmeye devam ettiler, dünyayı sömürdüler. Hala da korkunç bir sömürü çarkı dönmeye devam ediyor. Bakın etrafınıza, yirmi küsur yıldır psikiyatri ilaçları kullananları ama hala hastalığı tedavi edilmemiş insanları bile göreceksiniz. Üstelik bunların tamamına yakını, bu ilaçların yan etkileri nedeni ile çok ciddi fiziki rahatsızlıklara yakalanmış durumdalar. Yirmi koca yılda bile iyi etmeyen ilaç, tedaviye yönelik bir ilaç mıdır, sömürüye yönelik bir ilaç mı? 

Dev ilaç firmaları bir yılda yüz milyar dolardan fazla parayı ilaç reklamlarına ve eşantiyonlara harcayacak kadar büyümüş ve rahat para kazanır durumdalar. Buna rağmen yaklaşık yarım asırdır akli ve ruhi rahatsızlıkların beyindeki kimyevi bozulmalar sonucu oluştuğu iddiasını kimse somut bilimsel veriler ile kanıtlayamadı. Buna rağmen modern psikiyatrinin akli ve ruhi hastalıkları tedavide kullandığı ilaçların temeli bu teoriye dayanıyor. Bu yüzden olsa gerek, psikiyatrlar kimseyi iyi edemiyor. 

Sadece ilaç firmaları değil, psikolog ve psikiyatrlar da çok kolay ve iyi para kazanıyorlar. Türkiye’nin pek çok ünlü psikiyatri hekimi, özellikle hafta sonunda sözde muayenehanesine Türkiye’nin dört bir yanından gelen insanları ortalama 5 dakikada odasından çıkarıp, sırada bekleyen diğer hastayı kabul ediyor. Bundan da hiç utanmıyor. Yüzlerce lira muayene ücreti alıyor, yüzlerce liralık da ilaç yazıyor. 15 gün sonra kontrole gelenden para almıyor, sonraki 15 günde gelenden aynı kazık tarifeden bir daha tam ücret alıyor. Yani bir ayda on dakikasını ayırarak, sadece bir hastasından birkaç bin lira toplayanlar bile var. Düşünün, sadece bir cumartesi günü yaklaşık yüz hastayı kabul edenler bile var… Bu durum da, bu kadar bedavadan para kazanılabiliyor oluşu da, bu temelsiz sözde bilimin gerçek ve kirli yüzünü insanlığa anlatmanın önündeki en büyük engellerden birini teşkil ediyor. Bu konuların detayları için bkz: www.PsikiyatrininKaranlikYuzu.com

► Işık hızının aşılamayacağı, bilim hırsızı bir Yahudi olan Einstein’in uydurması… Işık hızı yüzlerce kat aşıldı. Dünyada mevcut bulunan onlarca farklı bilim kurumunda son yirmi yıl içinde yapılan yüzlerce deney ışık hızının aşılabileceğini kanıtladı. Işık hızının aşılabileceğini kanıtlamak için CERN’ün kurulması ve kullanılması da gerekmiyordu. Bu da kamuoyunu yanıltma ve yönlendirme taktiğinden başka bir şey değildi.

Işık hızının on milyarlarca katına çıkılabileceğini de günümüzün DÜRÜST bilim adamları kabul etti. Bu husus pek çok belgeselde bile konu edildi. Bu bilim adamları gerçek kimliklerini gizlemeden bu belgesellere konuştular. “Ne var bunda?” demeyin. Bu çok riskli bir hareketti. Zira CERN‘de ışık hızının aşıldığı deneyleri yapıp bir sevinç ile dünya insanlığına duyuran DÜRÜST bilim adamları siyasi baskı altında kalıp kovuldular. Ve bu kovulmaya “istifa” kılıfı geçirildi.

Çünkü böyle bir durum batının çok övündüğü bilimini, onların uydurduğu günümüz Fizik bilimini ve ülkemizde de okuttukları Fizik bilimi öğretim müfredatını temelden yıkıyor. Albert Einstein‘in patent kurumunda çalışırken proje çalan pasaklı bir Yahudi olduğu gerçeği ile yüzleştiriyor bütün dünyayı. Şaşırmayın, zaten günümüz modern psikiyatrisi de anasına karşı cinsi duygular beslemeyi meşru kabul eden ve hiçbir şeyi kanıtlayamamış olup hayatı boyunca tuttuğu bütün notları, en küçük bir notu bile imha eden bir Yahudi olan Sigmund Solomon Freud‘a dayanıyor ki, ölümü için intiharı tercih edecek kadar kafası ve ruhu bozuk bir arkadaştı kendisi. Ha bu arada Darwin’in, Lenin’in, Stalin’in ve daha diğer yüzlercesinin de hep aynı Yahudi teşkilatlanmasının fertleri olduğunu ayrıca yazmaya gerek yok, zira artık bunları herkes duydu. Bu hususun ayrıntıları için bkz: www.SpaceExplorer.TV ve ayrıca bkz: www.icimizdekiisrail.com

► Işık hızının aşılması durumunda maddesel formumuzu kaybedeceğimiz iddiası da kanıtlanmamış bir teori idi. Şimdi ise dakika itibar edilmeyecek bir yanılgı durumuna dönüştü. Zira ışık hızının aşıldığı testler bunun böyle olmadığını, maddesel formun bozulmadığını ve zamanda ileri ya da geri gidilemediğini kanıtladı. Dünyanın önde gelen bir gök bilimcisi de uzayda ışık hızından çok çok hızlı hareket eden gök cisimlerini keşfetti. Bunları o meşhur ve övünülen dev teleskopları ile görüntüledi. Işık hızından bile kat kat hızlı yol alan bu cisimlerin, maddesel formalarını korudukları meydanda idi ve bu gerçekleri “NASA’nın açıklanamayan dosyaları” isimli belgeselde izah etti. Youtube’da bu gerçekleri ve belgeselleri Türkçe içerikle bile bulabilirsiniz. Söz konusu kısmı izlemek için bkz:

http://spaceexplorertv.web.tv/embed/iv7yclqcqxa/0/0
– C vitaminin soğuk algınlıklarına çok iyi geldiği teorisinin kanıtlanamamış ve aksinin kanıtlanmış olması, yine kolesterol konusunda dönen dolaplar, bilim adamlarının içinde de çok sayıda art niyetli, namussuz, dürüst olmayanlarının bulunduğu ve bütün dünyayı kandırabildikleri gerçeği ile yüzleşmemizi sağladı. 

Daha saymakla zor bitecek kadar çok yalana bilim diye inandırdılar insanları. Bütün bunların anlatıldığı “Dünyayı aldatanlar” ve “Neden aldattılar” isimli kitaplar yayınlamak dürüst araştırmacıların bir an evvel yapması gereken bir insanlık hizmeti. 


Mehmet Fahri Sertkaya

Fizik bilimi çöktü. NASA dakikalar içinde Ay’a gidecek uzay araçları yapıyor. Işık hızının aşılabileceği genel kabul görüyor.

NASA, Işık Hızına Ulaşarak Ay’a Birkaç Saniyede Ulaşmayı Hedefliyor

NASA yaptığı son deneylerle birlikte ışık hızına ulaşarak Newton’ın kabul ettiği kuralları hiçe saymış olabilir.

NASA ve diğer uzay bilimiyle ilgili çalışmalar yapan bir çok kurum için belli başlı bazı hayaller vardır. Örneğin, Dünya dışında yaşam bulabilmek ya da ışık hızına ulaşabilmek. Bugün gelen yeni haberlere göre bu iki hayalden bir tanesi belki de önümüzdeki yıllarda gerçekleşebilir.

NASASpaceFlight.com’a göre uzay yolculuğu ile ilgili yapılan testlerde NASA, başarıya ulaşmış gibi gözüküyor. Bu testler sayesinde belki de önümüzdeki yıllarda ışık hızına çok yaklaşıp belki de geçebilecek özel motorlar üretebilirler. 

Dünya tarihinde ilk defa ulaşılabilecek olan bu hız, bir çok fizikçi tarafından imkansız olarak gözükse de, NASA bu konuya kafayı takmış.

Elektromanyetik sürücü teknolojisi kullanılarak yapılan deneylerde kullanılan bu teknoloji oldukça karmaşık. Elektriksel enerji, propellant’e (Uzay gemisi yakıtı) çevriliyor. Basit olarak bu şekilde anlatabileceğimiz teknoloji, bilimsel veriler ışığında imkansız olarak kabul ediliyor. Çünkü bu uygulamalar, momentum kanunlarını hiçe sayıyor. 

Kanuna göre momentum sadece Newton’ın tarif ettiği bazı hareket kanunlarına göre değiştirilebilir. 

Eğer elektromanyetik sürücü teknolojisi çalışırsa ve ışık hızına ulaşılabilirse, bildiğimiz çoğu fizik kanunu değişime uğrayacak. Ay ile Dünya arasındaki mesafe de sanki komşu ülkeler arasında uçakla gidiliyormuş gibi gidilecek yani birkaç saatlik bir süreye inebilecek. Diğer bir çok galaksiler arasında da yolculuklar yapılabilecek.

Kaynak: CNet

Işık hızına ulaşılabileceği hatta ışık hızının aşılabileceği yönündeki çalışmalar da yeni değil. Son 15 yıldır çeşitli ülkelerdeki saygın bilim adamları, yaptıkları testlerde ışık hızına ulaştıklarını hatta ışık hızının yüzlerce katına çıktıklarını açıkladılar. Aşağıdaki yayınlarımızı da incelemelisiniz!

http://www.dailymotion.com/embed/video/x39xw9s
Kim demiş “Hiçbir şey ışıktan hızlı gidemez…par akademidergisi

***

NASA UFO’ların teknolojisine ulaştı. Yakıt gerektirmeyen mikrodalga iticiler test edildi.

Işıktan hızlı giden tanecik Einstein’i aşan bir devrim.

Nature, Farklı zaman kavramları, Lijun  Wang, Berkeley Üniversitesi, Işık hızı, Işıktan hızlı yolculuk, Işınlanma,

Işık hızının 300 katına çıkıldı.

Warp motorları, Işık hızı, Işıktan hızlı yolculuk, Albert Einstein, NASA, Uzay yolu, Kuantum fiziği, Solucan delikleri, Karanlık Madde, Kara delik, Antimadde, Videolar,

NASA’dan ışık hızından daha hızlı uzay aracı projesi

Işıktan daha hızlı uçabilmek hedefine doğru önemli bir adım daha: yeni füzyon roketleri...

Işıktan daha hızlı uçabilmek hedefine doğru 
önemli bir adım daha: yeni füzyon roketleri…

Uzay Yolu’ndaki çekici ışın gerçek oldu. 
Cisimleri iten ve çeken lazer ışın geliştirildi. 

Işıktan daha hızlı uçabilmek hedefine doğru önemli bir adım daha: yeni füzyon roketler

Yazar: Unknown

Hayal ürünü Dilityum kristalleri, Uzay Yolu’ndaki yıldız gemilerinin ışıktan hızlı gitmesini sağlayan nükleer reaktördeki tepkimeleri kontrol altında tutmakta kullanılıyordu.Alabama-Huntsville (UAH) Üniversitesi’nin geleceğin nükleer füzyon roketleri için geliştirdiği yeni yakıtta da döteryum ve “kristalize lityum” kullanılıyor.Alabama-Huntsville (UAH) Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını sürdüren Ross Cortez, gelecekte uzay yolculuklarını kolaylaştıracak olan yeni kristal füzyon yakıtıyla ilgili şu bilgileri veriyor:[Füzyon roketiyle çalışan uzay gemileri için] üzerinde çalıştığımız füzyon yakıtı, döteryumdan (hidrojenin kararlı bir izotopu) ve kristalize bir yapıda bulunan Li6’dan (bir lityum izotopu) oluşuyor. Resmen dilityum kristalleri kullanıyoruz diyebiliriz ve Uzay Yolu fanları buna bayılacak. Özellikle de bu konsepti [Uzay Yolu’ndaki gibi] içtepi motoru olarak adlandırdığımızı öğrendiklerinde…İşin basit mantığıKristaller, atomların belirli bir sıkı düzen içinde olduğu, kendi kendini tekrarlayan yapılardır. Atomların küçük bir alanda sıkı bir paket halinde toplandığı kristaller, bu nedenle az yer kaplıyor ama yüksek enerji içeriyor.
Füzyon motorları için de bize nükleer yakıt gerekiyor ve bu yakıtı kristal bir yapıya oturtursak, az yakıtla çok enerji üretmiş oluyoruz. Hatta kristalize yapıların yüksek enerjiye sahip olması, nükleer füzyon yakıtından göreli daha düşük sıcaklıklarda enerji üretmemizi sağlıyor. Böylece uzay gemisinin kendisini eritecek kadar yüksek sıcaklıklara gerek kalmadan, nükleer motorları güvenli bir şekilde çalıştırabiliriz.Bu olayı, futbol maçlarında yaşanan izdihamı düşünerek kafanızda canlandırabilirsiniz. Maçlarda insanlar itiş kakış koridorlara girer ve yine sıkış tıkış otururlar. Ani bir hareket veya kavga sırasında kalabalık aniden hızlanabilir ve bu da insanların birbirini ezdiği izdihama yol açabilir. Çünkü kalabalığın dar alanda biriktirdiği yüksek enerji artık açığa çıkmıştır.Füzyon roketinin içini dolduran kristalize füzyon yakıtı da işte böyle sıkı paketlenmiş ve yüksek miktarda potansiyel enerji barındıran atomlardan oluşuyor. Zaten nükleer füzyon küçük ve hafif atomların yüksek sıcaklık ve basınç altında kaynaşarak büyük ve ağır atomlar halinde birleşmesi demek. Bu sırada büyük bir enerji açığa çıkıyor. Bu enerji füzyon roketlerini ateşleyerek uzay gemisinin ışık hızına yakın müthiş bir hızda gitmesini sağlıyor.Füzyon motoru nedir? (Güneş topla benim için)Füzyon motorları, füzyon enerjisiyle çalışan roketler demek. Bu konuda basit bir sorun var: Füzyon, dünyamıza hayat veren Güneş’in ışık ve ısı yaymasını sağlayan enerjidir. Füzyon reaksiyonu, Güneş’in merkezinde, inanılmaz bir basınç altında ve 15 milyon derece sıcaklıkta gerçekleşir. Güneş’in çapı Dünya’mızın yaklaşık 116 katıdır ve Dünyamızın çapı 12 bin kilometredir. Tabii bu kadar büyük bir gökcismi olan Güneş’in merkezinde, üst katmanlardaki gazın ağırlığı nedeniyle muazzam bir basınç oluşur. Bu yüzden de Güneş’in merkezinde füzyon çok düşük bir sıcaklıkta gerçekleşir.
Şimdi diyeceksiniz ki 15 milyon derece soğuk mu? Değil tabii ama Dünyamızda veya uzay gemilerinde bu kadar yüksek basınca ulaşmamız imkansız. Çünkü uzay gemileri tahmin edebileceğiniz gibi Güneşten çok daha küçük ve çok daha hafif… Öyleyse düşük basıncı yüksek sıcaklıkla, yani ek enerji ile telafi etmemiz gerekiyor. Sözün özü, uzay gemisinde kullanılan yakıtta füzyon reaksiyonu başlatmak için 150 milyon derece sıcaklığa erişmemiz şart!Bu da arka koltukta koca bir Güneş yakmak anlamına geliyor… Bu yaz sıcağında İstanbul’da nasıl perişan olduğumuzu hatırlarsınız. Üstelik Güneş ortalama 150 milyon kilometre uzaktan bizi böyle kavuruyor. Madem öyle, sadece birkaç yüz metrelik bir uzay gemisinde, gemiyi ve kendimizi buharlaştırmadan nasıl füzyon roketi yakacağız?Dünyada her yıl 1 saniyeliğine de olsa yeni Güneşler yakıyoruzKendimizi kandırmayalım: Oda sıcaklığında füzyon, yani soğuk füzyon mümkün değildir. Ancak, milyonlarca derecelik sıcaklıklarda gerçekleşen füzyonun yanma sıcaklığını manyetik alanlar kullanarak motora hapsetmenin yolları var.
Nitekim, dünyada birkaç deneysel füzyon reaktörü bulunuyor. Her yıl, bilim adamları, bu reaktörlerde 1 saniyeliğine de olsa yeni güneşler yakıyor. Dolayısıyla yanma sıcaklığını biraz düşürsek, bu füzyon reaktörlerindeki manyetik güç alanı teknolojilerini kullanarak, füzyon roketli uzay gemileri inşa etmemiz mümkün olacak. İşte bilim adamlarının yanma sıcaklığını düşürmek için kristalize füzyon yakıtı kullanmak istemesinin sebebi bu.Ne zaman çıkacak bu füzyon motorları?Mars yolculukları için nükleer motorların önemine vurgu yapan Mars Derneği başkanı Robert Zubrin’in daha 80’lerde dediği gibi, bu motorları 2030’dan önce geliştirmemiz imkansız. Hatta ekonomik fizibilite zorlukları nedeniyle (“Motorlar çok pahalı kardeşim!” demenin süslü yolu :) ), füzyon motorlarının ilk denemelerinin 2060’tan önce yapılabileceğini sanmıyorum.
Üstelik bu füzyon motorları ışıktan hızlı gitmeyecek. Çünkü Uzay Yolu’nun hayali dünyasının tersine, bizim evrenimizde ışıktan hızlı gitmek imkansız. Görelilik teorisinin mucidi Einstein’a göre, sadece ışık hızına yaklaşabiliriz ama bunun için de çok yüksek enerji gerekiyor. Füzyon motorlarının bile bu kadar yüksek enerji sağlaması olanaksız (en azından önümüzdeki 50 yıl boyunca).Diyeceksiniz ki Kozan sen ne söylüyorsun? Ne işe yaradı yavaş giden füzyon motorları? Sevgili okurlar, yavaş gitmekten yavaş gitmeye fark var… Apollo 11 astronotları Ay’a saatte 40 bin kilometre hızla gittiler. Dünyanın en hızlı uzay araçları olan ve milyarlarca kilometre uzakta Güneş Sistemi’ni terk etmek üzere bulunan Voyager uzay sondaları bile, şu anda sadece saatte 50 bin kilometre hızla gidiyor. Bu hızlarda Mars’a insan göndersek, yolculuk, gidiş dönüş en az 520 gün sürer. Marsa 260 günde git, 5 gün kal, sonra geri gel… Bu akıl kârı mı?Oysa kristalize füzyon yakıtı kullanan yeni füzyon roketleri saatte 115 bin kilometre hıza ulaşacak. Bu da Mars’a 3 ayda gitmek anlamına geliyor. O kadar uzun değil aslında, Kristof Kolomb da o sürede gitmişti Avrupa’dan Amerika’ya… Dolayısıyla yeni füzyon roketleri çok faydalı. Böylece asteroit kuşağına gitmek, oradan maden çıkarmak ve Mars’la birlikte, insanoğlunun ilk gezegenler arası ekonomisini kurmak 100 yıl içinde mümkün olacak. Bunu bildiğimiz sıvı ve katı yakıtlı kimyasal roketlerle yapamayız. Bu roketler o kadar hızlı gidecek kadar güçlü değil.Uzay Yolunu bilmem ama biz Dünyada uzay gemisi inşa etmiyoruzBunun sebebi belli. Füzyon roketleri nükleer roketlerdir ve nükleer radyasyona yol açar. Zülfi Livaneli’nin Güneş Topla Benim İçin eserinde olduğu gibi şiirsel ifadeler kullanabiliriz ama füzyon roketi demek, aslında arka koltukta termonükleer bomba patlatmak demektir. Bu tür motorları dünyada imal edemeyiz, yoksa bir kaza yaşansa, Japonya’daki tsunami felaketi gibi nükleer sızıntı olur.
Ancak, uzay gemisini Dünya yörüngesinde veya daha güvenlisi Ay yörüngesinde inşa edebiliriz. Olmadı, gemiyi, Ay’la Dünya arasında bulunan ve bir kişinin ne Ay’a ne de Dünya’ya düştüğü sabit Lagrange noktalarından birinde inşa ederek sorunu çözeriz. Lagrange noktalarında Dünya ve Ay çekimi birbirini sıfırlıyor. Burada bir tornavida düşürseniz, milyarlarca yıl boyunca hiç hareket etmeden olduğu yerde kalır. Bir kazada açığa çıkacak radyoaktif maddeler de Dünya’ya düşmeden olduğu yerde durur. Uzayda gemi inşa etmenin espirisi bu.Pilot kabinini yanmaktan nasıl koruruz?Manyetik alanlar sayesinde! Bunu Yıldız Savaşları filmlerinden biliyoruz: Lazer silahlarını durduran ışın kalkanlarından söz ediyorum… Füzyon yakıtı yanınca çok sıcak bir gaza dönüşüyor. Buna plazma diyoruz. Gaz plazma haline geçtiğinde, gazı oluşturan bazı atomların elektronları da bağlı bulunduğu atomdan kopuyor ve bu elektronlar, diğer atomların etrafında serbestçe dolaşmaya başlıyor. Kısacası gaz kısmen iyonize oluyor.
Bu yüzden, milyonlarca derece sıcaklıktaki gazlardan oluşan plazmayı güçlü süper mıknatısların oluşturduğu bir manyetik güç alanı içinde hapsedebilirsiniz. Sonuç olarak, evrende milyon derece sıcaklıkta erimeyen bir metal yoktur ama manyetik alanlar, uzay gemisini sıcak radyoaktif gazlardan koruyan bir kafes işlevini görecektir.Kristalize füzyon yakıtı düşük sıcaklıkta plazma ile yüksek enerji üretmemizi sağlar. Böylece daha az enerji gerektiren daha zayıf manyetik alanlarla, bu plazmayı kontrol altında tutabiliriz. “İyi de ilk yanmanın ve manyetik alanın enerjisi nereden geliyor?” derseniz, füzyon reaksiyonunun bu tepkimeyi başlatmak için, yani yakıtı tutuşturmak için kullandığınız enerjiden kat kat fazlasını ürettiğini söyleyebilirim… Füzyon motoru bir kez çalıştı mı, yakıtı bitene kadar yanmaya devam eder ve bu arada plazmayı hapseden manyetik alanı besleyecek kadar enerji üretir. Bütün iş kibriti çakmakta ve kristalize füzyon yakıtı ile kibriti çakmak çok daha kolay.

http://www.uah.edu/news/research/3855-alpharetta-graduate-seeking-holy-grail-of-rocket-propulsion-system-alpharetta-graduate-seeking-holy-grail-of-rocket-propulsion-system#.UIWEW4Yau9b

Kapak resmi temsilidir.
– Kaynak: khosann.com