Etiket arşivi: Türk Devletleri

Azerbaycan ya batacak ya çıkacak

Rusya’nın idaresini elinde tutan malum çete, AB ile de danışıklı dövüşüyor. Oyunlar içinde oyunlar kurmaya çalışıyorlar. Çok geniş meseleler var, yazarak detaylı anlatmak mümkün değil ve herkese açık şekilde yazmak doğru da değil ama özetle şu hususlar bilinmeli.

Türkiye’nin Yunanistan’a girmesini de istiyorlar. Irak’a girmesini de istiyorlar. Azerbaycan’ın Ermenistan’a girmesini de istiyorlar. Lakin söz konusu hamlelerin ve daha fazlasının, Türkiye’nin yararına, Azerbaycan’ın yararına imiş gibi görünmesini sağlayıp arka plandan tamamen kendilerine yarayan işler olmasını istiyorlar. İşte yaşanmakta olan sürecin temel sorun olarak görülecek kısmı tam da burası…

Ben ilk defa “Türkiye, sorunları, sorunun merkezi olan yerlerde çözecek. Türkiye’nin siyaseti değişecek.” dediğimde, buna karşılık verecek, mani olacak güçleri zaten kalmamıştı. Bu çıkışımı büyük fırsat olarak değerlendirdiler, her şey çantada keklik zan ettiler. Her biri başka ülkenin idaresini hukuksuz şekilde ele geçirmiş olan ve çeteleriyle birlikte kara para işleri yapan kuş beyinli malum kişiler, Londra’ya tasmaları ile bağlı kişiler, üç beş göz alıcı hareket, açıklama, danışıklı restleşme, üç beş oyalayıcı orta oyunu ile Türkiye ve dünya siyasetine yön vereceklerini zan ettiler.

O günden bu yana ortam gergin, hareketli ve kontrolü zor bir vaziyette. Bir yığın ahmak, hayal alemlerinde yaşayarak, her meselede ahmakça kararlar aldılar, alıyorlar ve ortalığı karıştırıyorlar. Her seferinde rezil de oluyorlar ama bir türlü akıllanmıyorlar. Şimdi Azerbaycan meselesinde de farklı planları var. Bütün tuzakların uygulanması kısmında Tayyip ve çetesi de zaten emirlerine amade haldeler.

Tayyiple de araları iyi olan Aliyev ve karısı, zaten en baştan beri İngiltere/Londra’ya çalışıyorlar. Hepsini bir merkez yönlendiriyor. Bu ahmakça oyunları da ya Londra kuruyor ya da Londra son onayı veriyor.

Ukrayna’yı kara para kaynağına çevirmek istemezlerdi. Onca Müslüman coğrafyası varken, kendilerini batılı/hristiyan gören ama insanlıktan bile çıkmış olan, ahlaksızlığı ve dinsizliği arşa varmış olan Ukrayna halkını malzeme yapmak istemezlerdi. Lakin İstanbul karşısında o kadar büyük kaybettiler, o kadar parasız kaldılar ve uç sınırlara geldiler ki mecburen Ukrayna’yı da nakite çevirdiler, çeviriyorlar. Bunun için hala danışıklı dövüşüyorlar. “Özel askeri operasyon”muş… Ahmak bile inanmaz şu tabire, şu tabir üzerinden dönen dolaplara… Oraya asker diye gönderilenler de büyük çoğunlukla Türk/Müslüman kökenli ve yeterince eğitim, silah, teçhizat verilmemiş olan Rusya Federasyonu askerleri… Onları bile bile ölüme gönderiyorlar, Ukraynalıları gönderdikleri gibi… Onların bile organlarını nakite çevirme fırsatı bulurlarsa çeviriyorlar. Ukrayna’dan dışarı milyonlarca sivil çıktı ve en başından itibaren yüksek sayıda Ukrayna vatandaşı, gittikleri batı ülkelerinde fuhuş ya da organ mafyalarına kurban oldular, oluyorlar. Yine de kan emerek beslenen ve varlıkta kalabilen batılı onlarca ülkeyi ve İsrail’i ayakta tutabilmek için daha fazla kara paraya ihtiyaçları var.

Şimdi Suriye’de, Libya’da, Afrikanın farklı farklı yerlerinde de planlarını, danışıklı dövüşlerini, kara para işlerini İstanbul bozuyor, bozacak. Bunun çok yakında olacağını hem akıl, mantık, olayların akışı, sahanın vaziyeti gösteriyor hem de yapabildikleri kadar metafizikle bakıp görüyorlar. Önlerinde çok çok kötü zamanların olduğunu biliyorlar. On milyondan fazla sözde mültecinin Türkiye dışına çıkartılacağını biliyorlar. Suriye’ye yeniden devlet otoritesinin hakim olacağını biliyorlar. Sadece Suriye’de danışıklı olarak çatıştırdıkları onlarca terör örgütleri var ve bunların da yok olacağını biliyorlar. Tekrara gerek yok, her yerde kaybedeceklerini, kara paralarının kesileceğini biliyorlar. İstanbul’u da yok edemeyeceklerini, durduramayacaklarını biliyorlar. Ayrıca parasız alacakları aslında çalacakları bol miktarda gaza, petrole, madenlere de ihtiyaçları var.

Bu nedenle daha başka yerler de karıştırılmalı. Bu maksatla da Azerbaycan-Ermenistan krizini kullanmak, bu hususta da danışıklı dövüşmek istiyorlar. Azerbaycan’da da Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünün çok ağırlığı, geniş bir sistemi var. Orada da kedicikler var. Orada da devlet içinde devlet sistemi var. Orada da Aliyev’lerden aşağı doğru devletin yetkilileri arasında çok sayıda kişi “sistem”e dahil edilmiş vaziyette. Orada da bağımsız mahkemeler, emniyet teşkilatı ve ordu yok. Azerbaycanın da her yerinde “sızma” var.

Azerbaycan da tıpkı Türkiye gibi kara para cumhuriyetine çoktan dönüştürüldü. Azerbaycan üzerinden kaçırılan insanların, kadınların, çocukların, bebeklerin, organların haddi hesabı yok. Aliyev’in, kara paracı Yahudi Zelenski ile sıkı dostluğunun “kara para” ve “Londra merkezine bağlı olmak”tan başka anlaşılabilir, dikkate alınır izahı da yok. Azerbaycan’da da Mehmet Haberal’ın kontrolünde olan ve aslında organ işine bakan hastahaneler daha doğrusu insan mezbahaları var. Orası bir yol, bir güzergah… Güya çatışan Azerbaycan ve Ermenistan yetkilileri de arka plandan sürekli paslaşıyorlar, görüşüyorlar, anlaşıyorlar.

Zengezur geçidinin bir kara para geçidi olduğunu, birbiriyle çatışmalı görünen tarafların tamamının bu geçidi açmak için ittifak halinde olduğunu, güya Türk Devletleri Teşkilatı’nın da bu işlerin içinde hatta başında olduğunu v.s. sesli anlamıştım. Ermenistan’la AKPKK’nin “yakınlaşma” siyaseti de bu maksatlarla yapılan bir oyundan başka bir şey değil. Her şey “kara para” için, her şey “insanlık düşmanlığı” konusunda tam teşekküllü bir ittifak oluşturmak için. Aralarında hiç mi farklar yok, sorunlar yok, çatışmalar yok… Var, var ama temel hususlarda sorunlar, çatışmalar yok. Bunca taraflar arasında elbette her kesimden ve seviyeden herkes danışıklı dövüşmüyor. Lakin tepe isimlerin tamamına yakını sistemin aslında nasıl olduğunu, işlediğini biliyor ve danışıklı dövüşüyor ki zaten bunların büyük çoğunluğu da biyonik robotlar. NATO, AB, AİHM, KGAÖ dahil bilinen bütün teşkilatlar, birbirleriyle çoğunlukla danışıklı dövüşen, bazı detay kısımlarda görüş ayrılığı yaşayıp çatışan taraflarca yönetiliyorlar. Çin de bu sistemin bir parçası. Hatta bu sistemin yeni merkezi yapılmak istenirken İstanbul’un üzerinden geçip ezdiği bir kara para devleti.

Zengezur geçidi hususunda, o yayını yaptığım günden beri rahat değiller. Konuşmalarına dikkat ediyorlar ve bu konularda dikkat çekmemeye çabalıyorlardı. Lakin batı ülkeleri bu kadar batakken, önlerini de göremiyorlar ve ümitleri azalıyorken, daha fazla bölgenin ve çok sayıda başka insanın da “nakite çevrilmesi” lazım. Çok daha fazla kara para işleri lazım. Hepsinden mühim olanı da şu ki bir türlü durdurulamayan İstanbul’un ilerleyişinin, yükselişinin, dünya üzerindeki tesir gücünün “derhal” durdurulması lazım. Bu maksatla da oyunlar içinde oyunlar kurmaları lazım. İşte sahada yaşananların arka planları bunlar.

Azerbaycan ya batacak ya çıkacak. Arası yok. Azerbaycan İstanbul’un sesine ses verecek, ayağa kalkacak, başlarındaki ve içlerindeki kara paracı hainleri ayaklar altında ezecek ya da İstanbul kangren olan kolu yani Azerbaycanı kesip atacak. Azerbaycanlılar da nakite çevrilirken hiçbir şey yapmayacak ve bu şeytanlıkların Türkiye’ye yayılmasına izin vermeyecek.

Biz artık ilan eden ede ayağa kalkıyor ve Türkiye’deki “sistemi” tamamen yok etmeye oynuyorken bir daha yazıyorum… Rusya’da, Azerbaycan’da ve bundan sonra varlıkta kalmak, Londra’nın kontrolünden, sömürmesinden, kan emiciliğinden kurtulmak isteyen bütün ülkelerde, vatansever bütün taraflar ayağa kalkmalılar. Hemen şimdi, bizimle beraber tempoyu yükseltmeliler ve birkaç güne de bu işleri bizlerle eş zamanlı, senkronize halde bitirmeye oynamalılar.

Tekrar ediyorum, Azerbaycan dediğimi yapmadığı sürece, Türkiye’den herhangi bir kişinin, etkilinin, yetkilinin, askerin, sivilin, bürokratın, iş adamının, siyasi partinin, liderin, şu şartlarda Azerbaycan’a herhangi bir sahada en ufak bir destek verdiğini, hatta destek açıklaması yaptığını…. Gözler önüne serdiğim oyun içinde oyunlara yani Londra’ya hizmet ettiğini görürsem, duyarsam, istihbaratını alırsam… O kişi ya da grubu hemen ve tamamen yok etmeye oynayacağım. Bunu, Türkiye’yi muhafaza etmekte ve insanlığı korumakta zaruri bir hamle olarak göreceğim. Bu nedenle de çatışmalardan kaçınmayacağım ve gerektiği kadar acımasız bir keskin kılıç olacağım. Azerbaycan halkı titreyip kendine gelirse, söz konusu kara paracı paralel devlet sistemini ayaklar altına almaya oynarsa, o halde ise ölümüne Azerbaycanın yanında duracağım, duracağız.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

At ve eşek eti yemek haram değildir

Hayır mahzuru yok, eşek eti yemek dahi haram değil mekruh. Mekruh olmasının sebebi de günlük hayatta ve harp esnasında kritik ehemmiyete sahip olması. Hep elde at ve eşek bulunmasının müslümanları güçlü yapmasıydı. Bu nedenle mekruh dediler yenilmesine ama yine de haram denilmedi.

Orta asyada müslüman türklerde at yeniyor çünkü orada aşırıya gitmediler, buralarda fetvada aşırıya gidildi, haram gibi kabullenilir oldu.

At da eşek de inek kadar koyun kadar temiz hayvanlar, etleri de temiz ve dahi artık harp vasıtası ve günlük hayatın vazgeçilmez parçası değiller yani yemek mekruh bile değil, sütleri de haram değil.

Zebra yenir mi, bazı geyik türleri eşekten iri, neredeyse at kadar, yenir mi, onlar yenirse eşek ya da at neden yenmez?

Biyolojik olarak, temizlik olarak bakılınca aralarında bir fark var mı? At ya da eşek eti yediği için ölen oluyor mu? Dermansız bir hastalığın sebebi at ya da eşek eti yemek olarak mı tespit edilmiş ?

Şu anda Türkiyenin ya da dünyanın herhangi bir yanında bir kişi at ya da eşek çiftliği kursa, bunları eti ve sütü için besleyip çoğaltsa ve satsa kimse ona mani olamaz ve “haram iş yapıyorsun” diyemez. Ondan ürün alarak yiyenlere de kimse “haram yiyorsun” diyemez

Devlet sistemi, bu gibi müteşebbislere mani olamaz. Ben devletin başında resmen olsam, hemen at ve eşek çiftliklerinin yaygınlaşmasını sağlarım. Domuz çiftliklerine verilen devlet teşviklerini hemen kaldırır ve o destekleri de at, eşek, zebra, geyik çiftliklerine veririm.

Bu hususta şu da bilinmeli ki dört mezhepte de “haram” diyenler değil “helal” diyenler çoğunlukta.

Hanefi mezhebinde, imam ı azam ın iki büyük talebesi vardı. içtihat makamındaki iki büyük talebeleri olan İmam ebu Yusuf ve İmam Muhammed de haram demedikleri gibi mekruh dahi demediler. Mübah dediler. Bu iki imama “imameyn” denilir ve bir meselede İmam ı azamın içtihadı farklı, imameynin içtihadı farklı ise fetva imameyne göre verilir. Bu kısımları iyice kavrayıp müslümanları her devirde sevk etmek ise “hakiki” müftülerin vazifesidir. Bir de mekruh denildiğinde tenzihen yani helale yakın mekruh mu yoksa tahrimen yani harama yakın mekru mu meselesi var.

At eti için hanefi mezhebinden olup mekruh diyenler tenzihen mekruh demişler yani helale yakın mekruh. Bu hususta mesned/kaynak kabul edilen hadislere bakılınca da hz. peygamberimizin at keserek etini yemeyi harp sırasında men ettiği anlaşılıyor, .sefer/harp sırasında fetvalar başkadır, hazerde yani normal zamanda fetvalar başkadır

Eşek yenir mi kısmında ise herkes daha da bir geri tutmuş kendisini ve hala öyle yapıyo. Bu da ilim adamlarının yapmaması gereken bir şey. Elbette Allahtan korkulacak ve fetva vermede istekli olunmayacak ama onlar vebal endişesiyle fazlasıyla geri durduklarında işler bu kadar karışıyor ve asırlarca doğru fetva ve amel üzerinde ittifak edilemiyor.

Eşek eti de helal ve dahi eşekle atın cinsi birleşmesinden oluşan katırların etini yemek de helal. Çünkü, ikisi de yenmesi helal olan hayvanın cinsi birleşmesinden oluşan hayvanın eti de helaldir.

Şurası da bilinmeli ki pek çok alim evcil at ve eşeklerin etlerinin yenilmesini yasakladı. Baştan yazdığım gibi, müslümanların hayatındaki dengeler hesap edilerek böyle fetvalar verildi ve bir de zaten peygamberimiz (sav) harp sırasında bile evcil olmayan at ve eşeklerin yenmesini yasaklamadı.

On yıldan fazladır aynı hususları anlatıyorum. Müzik konusunda da bizi men eden onca hadis i şerifler ve bunlara dayanarak fetva vermiş alimler var lakin o hadis i şerifler, kadınların hatta yarı çıplak kadınların söylediği, yanında içkilerin içildiği, sözlerinde küfürler hakaretler ya da dinen sakıncalı kısımlar bulunan müzikleri yasakladı.

Koca koca ehl-i sünnet alimlerinden hatta hakiki mürşidi kamillerden, bunları göz önünde bulundurarak, “sınırları gözetilerek müzik çalmaya ya da dinlemeye” helal diyenler çok oldu. Müziğin her türlüsü her şartta haram olmadığı gibi, at ve eşeklerin etlerini yemekten ve sütlerini içmekten de her şartta men edilmedik. Hanefi mezhebinde olanlar için evcil ya da vahşi, tabitta ya da çiflikte yetişmiş at ve eşeklerin etlerini yemek de sütlerini içmek de serbest.

Diğer üç mezhebe gelince… Artık bu hususta da gerçekçi olmak ve ameldeki bu üç hak mezhebin de artık unutulan, yok olan mezheplerden olup olmadıklarını seviyeli şekilde tartışmak lazım.

Zira bu mezheplerin hakiki müçtehid olan imamlarının peşinden giden hakiki alimler asırlardır yok. Maliki ve Hanbeli olanları geçtim, günümüzde Şafii mezhebine tabi olanlar bile bir çıkmazın içindeler, açıkça gözler önündeki bocalıyorlar. Çünkü tabi oldukları o hak mezhebe tabi olmuş hakiki mezhep içi imamlara, fetva makamında müftülere ihtiyaçları varsa da dünya genelinde tarama yapılsa bile söz konusu alimlerin “hakiki” olanından yok. Kendisinin ne kadar eksik vaziyette olduğunu bilse de o makamda imiş gibi gösterenleri var ama onların ise kendilerien bile faydaları yok.

Bu üç mezhebin içtihatlarından kaynaklara/kayıtlara geçen ve elde olan kısmı da bu mezhepleri ayakta tutmaya, var saymaya yetiyor mu, bunlar tartışılmalı.

Elde mevcut muteber kaynaklara göre, Şafii, Hanbeli ve Malikiler için de at eti yemek ya da sütünü içmek mübahtır. Mübah yani o işi/şeyi yapmaya izin verilir, yaparsan sevabı da yok günahı/azabı da yok demektir. Daha açık şekli ile at eti yemenin sevabı da yok, günahı da yok demektir.

Netice olarak, asırlardır dünyanın dört bir yanındaki müslümanlar at, eşek, katır, zebra ve daha pek çok hayvanı yemekten geri durdular, endişelendiler. Oysa bunların yenilmesinde mahzur olmadığına dair mezhep imamları gerekli fetvaları çoktan vermişlerdi ve kayıtlara da geçmişti. Asırlar boyunca bu hususlardaki “hatalı” geri duruş ve “aşırıya kaçma” hallleri, müslümanlara fayda değil, zarar verdi. Pek çok zor/elverişsiz coğrafyada bile at, eşek, katır, zebra ve benzeri hayvanların çiflikleri tesis edilebilirdi, pek çok “zor, yarı kurak” devirlerde bu davranış hayati faydalar sağlayabilirdi. Önümüzde yine zor ve yarı kurak ya da tamamen kurak devirler, coğrafyalar olacak. Bu hususların şimdiden sonra bile doğru anlaşılması çok faydalar sağlayacak.

Bence bu hususta da İblis’in çok “sinsi” oyunları olmuş. Alimlere de çok musallat olunmasını sağlamış, onların vesveselere düşmesini sağlamış. Elinden geleni ardına komamış ve bunca tertemiz, yenilebilir, sağlıklı, eti-sütü faydalı hayvanlar varken bütün dünyanın o pislik ve hastalık kaynağı domuz çiftlikleri ile dolmasını sağlamış.

Bu gün dünya insanlarının başına bela olup duran pek çok fiziki ve ruhi hastalığın kaynağı hep domuzlar ve dolayısıyla domuz çiftlikleri.

Bu kadar temiz hayvanlar varken insanların domuz yemesi için çok sinsi oyunların hem İblis hem deccal tarafından eş zamanlı olarak oynanadığı anlaşılabiliyor. Lakin dünya insanlığının hemen üzerine düşmesi gereken başka sarsıcı gerçekler de var. Dünyada, son zamanlarda genleri ile oynanarak türetilmiş inek ve koyun cinsleri var.

Söz konusu inek ve koyun türlerine türlü isimler konulmuş ve İblis ile deccalin kontrolünde olan batı aleminden doğu alemine doğru bu cinsler büyük bir hızla yayılmış ve hala daha fazla oranda yayılmaları sağlanıyor.

Devletlerin kontrolünü ele geçirmiş masonlar üzerinden de güya bilimsel kararlar ve tıbba uygun, akla ve mantığa uygun kararlar gibi gösterilerek ayrıca oyunlar oynanıyor. Bu sayede de söz konusu sonradan türetilmiş cinslerin hızla yayılması sağlandı, sağlanıyor.

Oysa söz konusu sonradan türetilmiş cinslerde, genetik kodlara sinsice müdahale edilmiş. Bunlara domuz genleri dahi katılmış.

Bir yandan domuzlar gibi pisliğe, kendi gübresine dayanıklı olsunlar, sürekli hastalanmasınlar ve kayıplar azalsın istenmiş ama bir yandan da hala domuz yediremedikleri ve domuz yediremedikleri için insanlıktan çıkartamadıkları insan topluluklarını hedef almışlar

Eş zamanlı olarak bu hayvanlar üzerinden, bunların etlerini yiyen ve sütlerini içen insanların da sağlıklarını bozmaya kastetmişler.

Söz konusu sonradan türetilmiş cinslerden olan hayvanlara da hayatları boyunca türlü türlü sözde aşılar vuruluyor.

Bu sözde aşıların, hayvanların sağlığı için olduğu söyleniyor ama bu hususta mason, yahudi, satanist kontrolünden çıkartılmış, hainlerin elinden alınmış bir devlet idaresinin “hakkaniyetli” bir çalışma yapması gerekiyor.

Bu cinslerden olan hayvanlarla tam olarak neler hedeflenmiş, ne seviyeye kadar kastedilmiş.

Sözde aşılar da üzerine gelince o hayvanların bünyelerinde, etlerinde, genlerinde neler oluyor.

Bunları yiyenlerin, ya da bunlardan sağılan sütleri içenlerin ya da söz konusu sütlerden imal edilen süt ürünlerini tüketenlerin vücutlarında neler oluyor.

Bunların bir an bile kaybedilmeden soruşturulması, araştırılması gerekiyor ki her köşe başının hastahane, her evin hasta dolu olduğu şu “vahşi” zamanın son bulması sağlansın.

Merada ya da tabiatta serbest şekilde yetişen, istediği kadar hareket edebilen, koşabilen at ve zebranın etinde yüksek protein var. Özellikle çocuklara zebra eti yedirilmesi son derece isabetli bir karar olacak. Bağlanmadan, serbest şekilde ve sağlıklı şartlarda yetiştirilen zebraların etleri, inek etlerinden daha sağlıklı, daha besleyici ve daha çok proteine sahip.

Yine tavşan etinin yaygılaştırılması ve merada ya da tabiatta istediği kadar hareket ederek ve sağlıklı beslenerek yetişmiş tavşanların etlerinin öncelikle çocuklara yedirilmesi de bir kırılma noktası oluşturacak. İnsanlığın sağlığını baştan ayağa düzeltmesine vesilelerden biri olacak. Tavşan etinde de yüksek protein var.

Domuz eti ise şimdiye kadar sayısız kere incelendi de temiz olmadığı, sağlığa zararlı olduğu gözler önüne çıktı. Tıpkı eşcinsellerin AİDS yaydıklarının görmezden gelinmesi gibi, söz konusu mason, yahudi ve satanist idarecilerin elinde olan devletler, domuz etinin sağlığa zararlı olduğunu da görmezden geldiler, geliyorlar. Çünkü hem deccal hem de İblis onlardan böyle davranmalarını istiyor. Çünkü tam kadro olarak insalığın düşmanı olan bir teşkilat bu Ankebut Ağı…

Şu geyiklerin, yüksek protein dolu olan etleri tam bir şifa kaynağı… Yine nispeten yüksek proteinli olan geyik sütü ise ayrıca şifa kaynağı. İstenseydi dünyanın pek çok yerinde geyik çiftlikleri dolardı. Eti ayrı, sütü ayrı, derisi ayrı, boynuzları ayrı değerlendirilirdi. Yaygınlaştıkça fiyatları da düşerdi ve bu da insanlığa yararlı olurdu. Kuzey ülkelerinden, yıllık hasılasının epeyi kısmını geyikten elde eden ülkeler olurdu. Yetiştirip de dünyaya bol bol satarlardı. Bunlara hep kasıtlı olarak mani olunuyor. Böyle şeyler yapılıyormuş, serbestmiş gibi gösterilse de gizli gizli, sinsi sinsi önleri kesiliyor. Yaygınlaşmasına izin verilmiyor.

İblis az önce Asya ülkeleri tarafına koştu, gitti. Yazılarım oralardaki ülkelerde bulunan yüksek sayıda kişi tarafından tercüme ediliyor. Üzerinde tartışılıyor, kararlara tesir ediyor yazdıklarım. Bu hususta yazdıklarımı anlayamasınlar, topluca yanlış anlasınlar, idrakleri kapansın, daralıp bunalıp konuyu bıraksınlar diye İblis onlara kendi elleriyle topluca büyüler yapıyor şu anda… Emrindeki cinlerini sevk ediyor İblis o Asyalı insanların üzerine… Çünkü en çok da Asya tarafından gıda/yiyecek hususunda ayarı bozmuş, insana yakışmayan şeylerin yenilmesini sağlamış o İblis…

Ve insan ne yerse yesin, yediklerinin hem bedenine hem de ruhuna tesiri vardır. Manevi/metafizik tesirleri vardır. Vakti gelince, geniş bir zamanım da olursa yenilenlerin metafizik tesirlerini de açar izah ederim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Demedim mi?

Dün bana doğru yaptığınız metafizik saldırıyla aynı şiddette metafizik saldırıları, atalarınız geçmişte hak peygamberlere yapmışlardı. En doğrusunu Allah bilir ama bu güne kadar, farklı devirlerde toplamda binlerce hak peygamberi bu gibi saldırılarla şehid etmişlerdi. Arz üzerinde sizin gibi her devirde İblis’e uyan, hak peygamberleri yalanlayıp katleden, insanlığın maddi ve manevi felaketi için didinen bir kavim daha yok. Siz, Kur’an-ı Kerim’de bu nedenle lanetlendiniz.

İtiraf ediyorum ki böyle bir saldırıyı yapabileceğinize ihtimal vermiyordum ama çok da mesele değil. Dünkü saldırılar sırasında ben bir daralma hali yaşadım. İştahsızlık oldu. Çok yemişim gibi bir karın şişliği hali oluştu. Başka da bir şey olmadı. Mesaimi bile yarıda bırakmadım, işlerimi bile boşlamadım. Herhangi bir ilaç, takviye v.s. kullanmadım. Bir sinir krizi bile geçirmedim. Burnumdan kan bile gelmedi. Zihnim ve midem bile bulanmadı. Baygınlık mı, yanına bile yaklaşılmadı. Evet, bu kadar büyük ve organize saldırılarınızın neticesinde bana hiçbir şey olmadı. Üstelik üzerimde ve etrafımda hiçbir metafizik koruma yoktu. Bende yalan yok, biliyorsunuz, gerçekten hiçbir metafizik koruma yoktu, şimdi de yok.

Akşam da gece de mesai yaptım. Sabahtan beri de mesaim yoğun şekilde devam ediyor ve dünya üzerinde çoktandır tesis etmiş olduğunuz bu şeytani sistemi büyük bir hızla yıkmaya devam ediyorum. Saldırılarınıza ekibimle birlikte karşılık verdiğimde, sizin verdiğiniz kayıpları, dünyanın dört bir yanındaki metafizikçiler görmüşlerdir ya da yazıyı okuduktan sonra görürler.

Aranızdan önde gelenlerden bazılarının “Hani Muhammed’den sonra peygamber gelmeyecekti? Mfs hala nasıl hayatta kalabilir? Organize şekilde yaptığımız bu kadar ağır saldırılara, on binlerce ağır büyülere rağmen mfs nasıl hayatta kalabilir?” diye feryat ettiğini, isyan ettiğini de bir şekilde haber alırlar. Evet, Hz. Muhammed’den sonra bir peygamber gelmedi ve asla gelmeyecek. Lakin, ikinci Zülkarneyn gelmeyecek diye bir kayıt/bilgi yok. Peygamber ya da mürşid-i kamil değildi ama birinci Zülkarneyn de böyleydi. Çok yüksek teknolojiyle, dünya seferberliği halinde yapılan metafizik saldırılarla, bir gün içinde on binlerce insanın katledilmesi suretiyle yapılan on binlerce ağır büyüyle, eş zamanlı olarak sayısız medyum ve cin kabilesi ve elektronik cihazla, hiçbir şeyle yok edilemedi. Allah onu da korudu, muzaffer eyledi.

Ben size tekrar tekrar “Ölmeyeceğim” demedim mi? “Azrail ile hukukumuz çok sağlam” demedim mi? “Rasuller, nebiler, sıddıklar, şehitler, sahabe-i kiram, silsile-i sadat hep ruhaniyetleri ile benimle birlikteler, benim yanımdalar” demedim mi? Bir benim sahip olduğum manevi kuvvete bakıyorum, bir de sizin medyumlarınıza, büyücülerinize, cin kabilelerinize bakıyorum ve hepsini bir arada iken bile ayağımın altında kolayca ezebileceğim böcek misali görüyorum.

Haydi kalkın ayağa, dünya siyasetini çok hareketlendireceğim. Kaybetmenin, kahretmenin ne demek olduğunu gün gün, tekrar tekrar yaşayacaksınız. Çok büyük hadiseler yaşanacak. Bir de siyasi, askeri ve mali sahalarda toptan bir savrulun da herkes gözleriyle somut şekilde görsün, ne kadar az, ne kadar aciz, ne kadar çaresiz, ne kadar parasız kaldığınızı… Herkes gözleriyle görsün, dünyanın hızla İstanbul’a doğru koştuğunu, yanaştığını…

Türkiye’yi Suriye’den çıkartacağım. On milyondan fazla sözde mültecinin tamamını Türkiye’den çıkartacağım. ABD’de iktidarı devireceğim. Hemen peşi sıra Türkiye’de de iktidarı gürültü şekilde devireceğim ve ardından büyük bir temizlik yapacağım. Burada adamlarınızı bırakmayacağım. Güney Azerbaycan’ı Türkiye’ye dahil edeceğim. PKK’nin kökünü kurutacağım. Kuzey Irak’ta büyük temizlik yapıp sonra Basra’ya doğru yol alacağım. Çok kısa süre içinde çok sayıda büyük holdingi batıracağım. Bu süreçte, Türkiye içindekiler başta olmak üzere dünya genelindeki pek çok etkili kişiye birer kurşun hediye etmeye artık tam manasıyla başlayacağım.

Yine Türkiye içindekiler başta olmak üzere çok sayıda etkili kişinin işini hukuk yoluyla, somut delillerle ama sahada çok da görünmeden bitireceğim. Neler döndüğünü tam olarak anlayamayanlar, yorumlayamayanlar çok olacak. Türkiye başta olmak üzere pek çok ülkenin enerji, gıda, sağlık, temiz su sorunlarına acil müdahaleler yapacağım. Türkiye’yi elektromanyetik saldırılar yapılamayan bir ülke haline getireceğim. Türkiye’yi bir enerji devine dönüştüreceğim. Bir yandan da Kıbrıs’ın tamamını alacağım. İşgal altındaki diğer adalarımızı ve şu anda Yunanistan denilen topraklarımızı alacağım. Bazıları bir arada, bazıları peş peşe derken, her şeyi çok çok hızlı şekilde ve kısa zamanda yapacağım, yaptıracağım.

Altı ay içinde ordumuzu öyle bir ordu haline getireceğim ki neticeyi görenler inanamayacaklar. Haydi kalkın ayağa, kalkabiliyorsanız. Kalkamıyorsanız bile ben sizi ayaklarımın altında böcek misali ezeceğim. Efendi kabul ettiğiniz o İblis’i, her gün ezdiğim gibi…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Ben size söylemiştim


“Rusya’ya ödemeleriniz varsa, geciktirin” demiştim.

Niye beni dinlemiyorsunuz, ben anlayamıyorum. Senelerdir neler neler gördünüz, yaşadınız. Benim daha neyi ispat etmem gerekiyor?

Hala aranızda Rusya’ya ödemeler yapanlar varsa, onlara diyecek sözüm de yok. O Rusya, ödeme yapmadığınız için size sıkıntı çıkartmayacak. Söylemiştim, “Rusya’ya çok büyük darbeler vuracağım ve kısa süre sonra dağılacak, parçalanacak.” demiştim. Hala mı parçalanmasına ihtimal vermiyorsunuz?

Suriye, Libya, Sudan, Türk devletleri başta olmak üzere, dünyanın dört bir yanında dengeler değişecek.

Şimdi isteyen istediğini yapsın. Ben baştan ikaz ediyorum.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Tedbirler alınmalı, hazırlıklar yapılmalı

Ermenistan, hala Rusya yanlısı kalarak, hala Rusya piyonu kalarak kendi sonunu hazırlıyor. Böyle giderse, tahmin ediyorum ki bir seneye bile kalmadan, dünya haritası üzerinde Ermenistan diye bir ülke bulunmayacak.

Biz şimdiden Rize, Artvin, Ardahan, Kars, Ağrı, Van ve Muş çevresinde gerekli askeri tahkimatı yapmalıyız. Öncelikle havadan yapılacak saldırılara karşı ihtiyacımız olan her türlü araç ve cihazları bölgeye yerleştirmeliyiz. Bölgedeki asker sayısının yeterli olup olmadığını, mevcut askerlerin yeterli eğitim, maneviyat ve teçhizata sahip olup olmadıklarını hemen değerlendirmeliyiz. Olağan üstü bir vaziyette, bölgeye nerelerden ne kadar asker, ne yollarla sevk edilecek, şimdiden planlamalıyız.

Kraliçe Elizabeth’in önde gelen piyonlarından biri olan Aliyev, Azerbaycan’ı ateşe atacak, Ermenistan başta olmak üzere bölge ülkeleriyle çatışmalara girecek gibi görünüyor. Bunu yapması halinde, o ateşin Türkiye’ye sıçramaması ihtimalini görmüyorum.

Dünya üzerinde, benden başka hiçbir güç unsurunun, bundan böyle Putin’i ve Rusya’yı ayakta tutma ihtimalini görmüyorum. Putin ve Putin Rusyası mağlup olmamak, çökmemek ve parçalanmamak için aşırı öfkeli tavırlar sergileyecektir. Bu şimdiden kesinlik seviyesinde görülebilen bir hakikattir. Bunu gördüğü halde hemen gerekli kararları almayan, müdahaleleri ve hazırlıkları yapmayan idari ve askeri yetkililer, yakın gelecekte vatana ihanetten idam edilirler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kırım’ı geri almalıyız

Ordumuzda son ince ayarları yapalım, Kırım’a doğru hemen sefere çıkalım. Ben seferi finanse edecek maddi imkanlar da bulurum. Havadan, karadan, denizden yapacağımız “özel askeri harekat”la kadim toprağımız Kırım’ı, çok gecikmeli de olsa tekrar geri alalım.

Kırım halkının can, mal, din, ibadet, ifade hürriyetleri dahil olmak üzere her türlü hürriyetlerini sağlayalım. Oradaki Türk/Müslüman unsurlarla yeniden kaynaşalım.

Şayet Putin ve çetesi, yaptığımız bu meşru “özel askeri harekat”ı savaş saymak isterse, olmadık bir karşılık verirse, Rusya Federasyonuyla harbe girelim.

– Biz zaten resmen NATO üyesi bir ülke olduğumuz için peşimizden bütün NATO güçleri de gelsin.

– Rusya Federasyonu, zulüm altında inlemiş ve hala inleyen, asimile edilmiş ve hale asimile edilmekte olan Türk/Müslüman unsurlarla dolu. Ben onları da yönlendiririm. Onlar da rızalarıyla sıra sıra Rusya Federasyonundan ayrılırlar.

İyi olmaz mı? Ben ciddiyim, bunu yapalım, ne diyorsunuz?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Dikkatli ve tedbirli olmak lazım

Rusya, Ukraynayı işgal edebilse de edemese de içine düşürdüğüm girdapta dönmeye ve döne döne zayıflamaya devam edecek. Sonra da parçalanacak. Orta Asya Türk devletlerine karşı sömürgeci, kan emici müdahalelerinden vazgeçse de vazgeçmeyip oralarda hükmü geçer olmak için mücadele etse de Rusya dibi görecek. Bundan sonra her ne olursa olsun Rusya çökecek ve parçalanacak. Bu kısmı tartışmasız gerçek, sadece bunun ne kadar süre alacağı üzerine tartışmak imkanı kaldı. Bu süreçte ben, gerekli yerlerde Rusya’ya yeni ve öldürücü darbeler vurmaya, süreci hızlandırmaya da devam edeceğim. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi gerektiğini, batı dünyasına karşı Ruslarla aynı anlarda hamleler yapacağımızı, Rusya’nın batı/NATO dünyası ile danışıklı dövüşü terk etmesi gerektiğini baştan söylemiş ve mühlet de vermiştim. O sırada yazdığım bir yazıda “Ya savaşa savaşa muzaffer olacaksın ya da savaşa savaşa parçalanacaksın” şeklinde çok net cümleler de kurtmuştum. İşte Rusya bu eşiği geçti, bundan sonra savaşmama lüksü yok, savaştıkça kazanma ihtimali de yok.

Bu nedenle, Türkiye başta olmak üzere dünyadaki sermaye sahipleri, bu gerçekleri göz önünde bulundurarak hamleler yapmalılar. Türkiye’de şu baştan ayağa dolandırıcılık ve kara para işleri de karışmış olan Akkuyu Nükleer Santrali projesi de derhal iptal edilmeli. Orada bir lira daha kamu zararının oluşmasına izin verilmemeli. Ruslarla ortak girişilmiş ne kadar iş varsa, bunlardan sakince ve en az zararla geri çekilmenin yollarına bakılmalı. Rusya, Suriye’de çuvallayacak. Ben, Suriye’de de yeni dengeler tesis edeceğim. Suriye’den Rusya’ya akan kara paraları kısa süre içinde büyük oranda keseceğim.

Ayrıca Türkiye de dahil olmak üzere, Rusya’ya borçları/ödemeleri olan bütün devletler, ödemeleri ağırdan almalılar. Kısa süre sonrasında Rusya’nın bu ödemeleri yapmayanlara karşı hiçbir karşılık veremeyecek kadar zayıf düştüğü görülecek. Zaten sömürgecilikle, zaten kara paracılıkla, zaten despotlukla, zaten dolandırıcılıkla ve kan döke döke muhtelif ülkeleri/milletleri borçlandırmış olan Rusya’ya, o sözde borçaların ödenmemesi, hukukun gereği… Bence, şu anda Rusya’ya borçlu görünen o milletlerin, Rusya’dan alacakları bile var. Milletinin daha fazla zarar etmesini istemeyen idareciler, bu konuda bu şekilde kararlar alırlar.

Türkiye’de ve Türk dünyasında Rusyaya çalışan çok hainler var. Bunlarla da hususi olarak ilgileneceğim. Kısa süre içinde bunların çoğunu oyundan düşüreceğim.

Herkes bilir, huyumdur. Baştan açıkça söylerim, ikaz ederim. Kısa süre verir, sonra ezer geçerim. Benden söylemesi…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Kızamadım, güldüm geçtim…

Öyle “Atlattık” demeyle bitiyor mu, atlatılıyor mu?

Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly, “Belki bu günlerde hala dünya gündemi Kazakistan olarak devam edebilirdi. Çok şükür atlattık. Kazakistan halkı yaralarını sarmaya çalışıyor. Ama birileri hala yarayı kaşımaya devam ediyor” şeklinde açıklama yapmış.

Bazı insanlar, gerçek hayattan koparak hayal aleminde yaşamak istediklerinde, bunu ne kadar da kolayca, zahmetsizce yapabiliyorlar. İnsan böylelerini gördükçe şaşırıyor. Hangi Kazakistan’dan bahsediyor acaba? Kendi hayal alemindeki Kazakistan’dan bahsediyorsa, orası bizi aşar, oraya müdahil olamayız. Lakin, gerçek hayattaki gerçek Kazakistan’dan bahsediyorsa, oraya çoktan müdahil olduk ve oluyoruz. Orada atlatılan, geçen, biten bir şey yok. Her şey daha yeni başlıyor. Oradaki bütün hainler, dünyanın gözleri önünde devrilecekler, oyundan düşürülecekler, yok edilecekler. Kazak halkının karşısında korkudan titreye titreye Ruslara sığınmışlar, onları ülkenin iç işlerine karıştırmışlar, hürriyet mücadelesi veren Kazak halkının karşısına çıkartmışlar. Dünyanın gözleri önünde bu derece açıkça ihanet etmişler. Lakin kara paracı ve işgalci Ruslar “birilerinin” muazzam mücadelesi ile Kazakistan halkının hürriyet mücadelesinin karşısından birkaç gün içinde çekilmek zorunda kalmışlar. Öyle bir güç gösterilmiş ki dünyanın bilmem kaç tane büyük ülkesi, Kazakistan meselesinde o “birilerinin” aksine, arkası dolu, ciddiye alınır bir çıkış bile yapamamış. O “birileri” ile restleşememiş. Şimdi, işte böyle bir Kazakistan var. Kazak halkı, bu mücadelesini, şimdi daha moralli, daha gür sesle, daha organize halde, daha tecrübeli, daha isabetli kararlarla ve daha güçlenmiş halde vermeye devam ediyor, edecek. “Birileri” de yine bu hürriyet mücadelesinde Kazak halkının yanında olmaya, gerekiyorsa ağır bedeller ödemeye devam edecek. Bütün dünya bunu da bildiğinden bir an önce Kazakistan meselesinin gündemden düşmesi için çırpınıyor ve buna karşılık bir denge oluşturamıyor, bir güç/kuvvet hazırlayamıyor, gerçek bir saha mücadelesine de giremiyor.

Lakin… Bu Kazakistan meselesi başladığından beri, dünyanın dört bir yanındaki bazı yetkili ya da etkili kişiler, isim veremeden ve ispat yapamadan açıklamalar yapar, “birilerine” çatar oldular. Devlet yetkilisi denilen kişi, cesur olur, net olur. Muğlak ifadelerden her zaman kaçınır. Yanlış anlaşılmalara ve karışıklıklara mahal vermeyecek derecede net konuşur. Yoksa herkes yanlış anlayabilir, herkes üstüne alınabilir. Bir sürü karışıklık ve sorunlar çıkar.

Madem ki Kazakistan, kime elçilik yaptığı belli olmayan şu elçi bozuntusunun iddia ettiği gibi, söz konusu sıkıntılarını atlatmış, atlatacak güçteymiş ve hala atlatabilecek güçte, o halde şu büyükelçi neden hala hasmını açıkça muhatap alarak ona çatmıyor, ona karşı mücadele vermiyor, ona haddini bildirmiyor ya da hiç değilse hasmının adını açıkça söyleyemiyor? Bu şartlarda, hayal aleminde yaşarmış gibi takılan ve böyle konuşabilen bir yetkiliyi dünyadan kim ciddiye alır?Ankebut Ağına, mason tarikatına bağlı ve azılı Türk/İslam düşmanı üç beş tane basın yayın kuruluşunun ve üç beş tane resmi yetkili vatan haininin gerçek dışı açıklamaları/haberleri ile sorunlar hakikaten atlatılabilir mi?

İşte bunlar hep tezatlar, hayaller ve dolayısıyla muhatap alınmayacak şahıslar ve ciddiye alınmayacak açıklamalar… İnsan ilk anda kızacak gibi oluyor, duruyor ve kızamıyor. Gülüp geçiyor…

Görünürde Kazakistan yetkilisi olduğu halde Rusya ve Çin’in baskılarıyla “birilerini” hem de ismini anamadan suçlayan, Nazarbayev yanlısı olduğu, kara paracı olduğu, uyuşturucu işinde olduğu, soysuz heriflerle paslaştığı bilinen bir vatan hainini ben ciddiye almıyorum, ciddiye alan olacağını da zan etmiyorum.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Vakti geldi

“Bir millet iki devlet” devri bitti. “Bir millet dokuz devlet” devri de bitti. Artık bir millet, tek devlet olmalı. Bunun vakti geldi. Hepimiz bir kanız, hep beraber Turanız…

Azerbaycan’ın başındaki diktatör ve hain Aliyev’i devirmek iki günlük iş… Türkmenistan’ın başındaki hain ve diktatör Kurbankulu zaten kaç gündür yerinde duramıyor. Her an ortalığın karışması ve devrilme korkuları yaşıyor. Bütün kararları buna mani olabilmek için alıyor. Diğer Türk devletlerindeki hainler, diktatörler de hep aynı hallerdeler. Güney Azerbaycanda çok büyük bir enerji birikti.

Bütün dünya planlarımı ve bağlantılarımı çözebilmek için çırpınıyor. Çok uzun süre uzlaşmaya, bazı devletlerle ortak menfaatlerde buluşmaya dönük bir siyaset icra ettim ve ahmakça bakış açılarıyla beni oyalayabildikleri hayaline kapılıyorlardı. Zaman onların aleyhine işliyordu, çevreleri sarılıyordu, dipleri oyuluyordu ama bunu fark edemiyorlardı.

Son günlerde ise “Bütün bunlar nasıl oldu? Üstelik bu kadar kısa zamanda nasıl oldu?” diye diye tartışıyorlar. Bundan sonrasına dair ne yapabileceklerini de bilmiyorlar. Önlerini görmüyorlar. Ümitleri ve moralleri bile bitik halde…

“Şimdi ne olacak, nasıl olacak” diye diye şurada neler yazacağıma bakıp duruyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Duydunuz mu?

Rusya’da siyasetin seviyesi Türkiye’den de beter. Rusya’nın idarecileri şu anda öyle tavırlar sergiliyor ve sergiletiyorlar ki AKPKK ve A HABER bile hatta meşhur troller bile yanlarında çok seviyeli kalırlar. Bazı Rus basın kuruluşlarında “Rusya, Türkiye’nin Kazakistan’ı Büyük Turan listesine dahil etme planlarını bir haftada yok etti.” şeklinde, kahkaha attıran başlıklar bile atılıyor. Bu başlıkları atanlar ve attıranlar, önümüzdeki birkaç hafta içinde başlarına neler geleceğini ve şu anda günü kurtarmak için yaptıkları bu hamlelerin de ters tepeceğini, o gün geldiğinde daha da büyük çuvallayacaklarını hiç mi düşünmezler…

Seviyesi bu kadar düşmüş kişilere laf anlatmayı deneyecek değilim. Onlar kendi çaplarında ve şartlarında dönsünler ama bizim hala yapacağımız çok işler, yıkacağımız çok cepheler var. Rehavete kapılmadan, hız kesmeden ve daha da hızlanarak mücadelemize devam edeceğiz.

Türk dünyasında, aldığı talimatlar icabı haber yapanlar ve Türkiye’nin Türk devletlerine acilen askeri güç göndermesi gerektiğini ifade edenler var. Evet, baştan da yazdım ki Türkiye bu istenileni yapacak ama şu anda zamanlaması doğru değil. Şartlar buna uygun değil. Acele edilmeyecek. Öncelikle Türkiye dahil olmak üzere bütün Türk dünyasındaki Ankebut Ağı mensupları, başta da mason tarikatı mensupları oyundan düşürülecekler. Hiç değilse, en tepe kadrolar temizlenmeden Türkiye’nin Türk devletlerine askeri güç göndermesi fayda değil, zarar verecek. Zira son günlerde bütün millet gördü, anladı ki Türkiye’yi Tokayev, Nazarbayev, Putin, Lavrov, Peskov, Zaharova, Şoygu, Paşinyan, Aliyev kadar azılı İslam ve Türk düşmanı olan şahıslar idare ediyorlar ve TBMM bile tıka basa bunlarla dolu. Bunlar resmen Türkiye’nin idaresini ellerinde tuttuktan sonra, Türk ordusunun, gönderildiği yerlerde Ankebut Ağının menfaatine olacak şekilde yönlendirilmeyeceğini kim garanti edebilir. Ordumuzun, gönderildiği yerlerde kara para işlerinde vazifelendirilmeyeceğini kim garanti edebilir. Gidecekleri yerlerde, hürriyet mücadelesi veren halkın karşısına geçirilmeyeceğini, ihanet halindeki iktidarları muhafaza etmekle vazifelendirilmeyeceğini ya da devrilen hainlerin yerine başka hainlerin iktidara getirilmesi sürecinde vazifelendirilmeyeceklerini kim garanti edebilir. İşte, Rus ayısının bile bir hafta geçmeden çıkmak, kaçmak zorunda kaldığı bir Kazakistan var. Tokayev orada yalnız kalıyor. Onu da orada tutmayacak ve Kazak halkının istediği gibi bir rejim kurmasını sağlayacağız. Genel Kurmay Başkanından tutun da aşağı doğru yüzlerce önemli rütbeli kişisi gizli Yahudi, gizli Ermeni, gizli Hristiyan, gizli Mason olan Türk ordusu bu şartlarda Kazakistan’a resmen ve bunların emir komutası altında gönderilse, Ankebut Ağının taleplerinden başka bir şeyi mi yapacaklar?

Bu nedenle, Ankebut Ağının tepe isimlerinin emirleriyle ve Türk devletlerinin başındaki hainlerin müdahaleleriyle kamuoyu oluşturmaya çalışan basın ve yayın organlarından tutalım da etkili ve yetkili kişilere kadar hiç kimsenin oyununa gelmeyeceğiz. Hedefimiz, mümkün olabilen en kısa süre içinde Türk dünyasının yardımına ordumuzla, istihbarat birimlerimizle, her türlü teknik eğitimli kadrolarımızla “resmen” de koşmak olacak. Ve en kısa zamanda bir Turan ordusu kurmak olacak. Bunun için öncelikle Türkiye dahil olmak üzere bütün Türk dünyasındaki siyasi, askeri ve adli yetkili hainleri ve hain iktidarları oyundan düşürmek şart.

Şu anlarda, Türk devletlerine resmen de asker göndermeden o halkların mücadelelerine destek verebiliyoruz, verebileceğiz. Birkaç gün içinde bile neler yapabildiğimiz dünyanın gözleri önünde… Zaten en açık şekliyle yazdım ki çok kısacık süre içinde Türkiye’nin idaresini resmen de elimize alacağız. Artık danışıklı dövüşen muhalefeti, bütün partileri ve mensuplarıyla birlikte aynı keyfe koyup AKPKK ile birlikte devirip cezalandıracağız. Bu nedenlerle, asker göndermekte çok acele etmeyecek, oyunlara da gelmeyeceğiz.

Bu gibi planları kuranlar, bütün dünya görüyor ki Azerbaycan üzerinden de sinsi planlar kuruyorlar. Aliyev’e birden bir hal oldu. Çünkü Ankebut Ağının tepe isimleri tarafından yapılan planlar gereği, Aliyev’e ve onunla paslaşması kararlaştırılan başka liderlere gerekli talimatlar verildi. Bu kısımda da danışıklı dövüşler sergileniyor ve sinsi planlar icra edilmek isteniyor. Bu gibi sinsi ve haince planlara da izin vermeyeceğiz, oyunlara da gelmeyeceğiz.

Türk dünyasına kurulan bu tuzaklarda Katar ve BAE gibi kara para devletçikleri de yine aktif olarak kullanılıyorlar. Kısa süre içerisinde bunlara da bütün dünyanın açıkça gördüğü Türk şamarları vuracağız. Çoktan hak ettiler…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Meselenin aslı budur

Bu, bütün taraflara ders olmalı

Bir devletin resmi yetkilileri, bütün dünyanın gözleri önünde rezil olduktan ve insan içine çıkamaz hale geldikten sonra, rezilliklerini kabullenmek ve bir daha aynı hataları yapmamak yerine, art niyetle ve aba altından sopa göstermek maksatlı açıklamalar yaparlarsa, neyi ve kimi kastettiklerini açıkça ifade edemedikleri açıklamalar yaparlarsa, rezillik üstüne rezillik olur ve böyle nasıl kıvıracaklarını şaşırır hale gelirler. Her yeni hamlelerinde daha çok rezil olurlar.

Zaharova’nın, Tayyip’in boşdanışmanlarından İhsan Şener’i kastederek o cümleleri kurmadığı, aslında onun üzerinden şahsımı tehdit etmek, tavır yapmak ve Türkiye’deki dengeler içinde beni sıkıştırmak istediği, “Mfs’yi durdurun yoksa bütün Türkiye tehlikeye düşer. Halimize bakın, çıldırıyoruz.” demek istediği, bunu da eline yüzüne bulaştırdığı çok açık .

Dünya üzerinde, gerek sahadaki istihbarat gücü, gerek teknik/elektronik ve gerekse de metafizik istihbarat gücü benim kadar kuvvetli olan hiçbir lider yok. Hiçbir hükumet ve teşkilat yok. Boşdanışman Şener’in ifadelerinde Rusya’ya, KGAÖ’ye, sözde barış gücüne karşı hiçbir açık ifade de yok. Bu nedenle Lavrov bu gün yaptığı açıklamada, Şener’in ifadelerine dair “en hafif tabirle, anlaşılmayan bir açıklama yaparak” ifadesini kullanmak zorunda kaldı. Zaten Türkiye’deki resmi yetkililerden de üzerine alınan ve cevap vermek zorunluluğu gören hiç kimse yok. Onlar da Rusların ne yapmak istediğini, yapamayıp bir kez daha rezil olduklarını çok iyi biliyorlar.

Türkiye’de resmi idare tam kadro halinde Rus yanlısı durmuş ve Türk milletine ihanet etmeye devam etmişken… Halkın çok da varlığını bilmediği ve tanımadığı, bu güne kadar bir ağırlığı da oluşmamış ve itibar da görmemiş bir boşdanışmanın… İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından bir ‘kültür merkezinde’ düzenlenmiş, hiçbir vekil ya da bakanın katılmadığı, il valisinin, kaymakamın ve il emniyet müdürü ile okul müdürlerinin katıldığı bir konferansta… Lavrov’un tabiriyle “Ne dediği anlaşılamayan” bir şeyler söylemiş olmasını… Tutup da o konferanstan altı gün sonra mevzu etmeleri ve bunu yaparken şahıs, mekan ismi ve tarih verememeleri… Zaharova ve Lavrov dahil bütün Rus idari kadrosunun ne kadar kızgın olduklarını, bana çatacak bir mevzu bulamasalar da günler sonra bu kadar lüzumsuz bir şahsı ve konuşmalarını alet etmek istediklerini… Bu seviyeye kadar sıkışıp düştüklerini ve bu hamlelerinin de ayrıca çaresizliklerini, perişan hallerini, adımı dile getirerek beni tehdit edebilecek bir güçleri bulunmadığını… Bütün dünya görmüş ve anlamış oldu.

Meselenin aslı budur ve ben istihbarat gücümle baştan itibaren biliyorum ki orada Zaharova adımı açıkça zikredecek cesareti bulunmadığı için aba altından sopa göstermek dediğimiz şeyi yapmak istemiş ve bu da eline ayağına dolaşmıştır. Bu gün Lavrov’un çıkıp kurduğu birkaç cümle de herkese Rusların nasıl hallerde olduklarını iyice göstermiştir.

Bunu yapmadan öncesinde Kazakistan’a dair son şanslarını denediler, yeniden oyunlar kurmak istediler, Kazakistan’a hususi bir heyet de gönderdiler, tekrar tekrar iletişim imkanı bulup konuştular ama her neyi denedilerse de istedikleri sonucu alamadılar. Sonra, yazımda da ifade ettiğim gibi, öfkesi mantığını kırmış bir vaziyette böyle saçmaladılar.

Dünyanın başka yerlerinde, başka yetkili kişiler de bu güne kadar çok defa adımı anmadan bana doğru taşlar attılar ama ben, kimi kastettiklerini çok iyi bildiğim halde üzerime alınmadım. Çünkü, bu taş atanların yürekleri olmadığı, mert olmadıkları, adımı zikrederek taşlayacak güçleri bulunmadığı gözler önündeydi ve bir şekilde hayasızca kıvırmak isteyecekleri şüphesizdi. Bu vakada ise Rusların kıvıracak bir hareket sahası yok.

Evet… Henüz kendi ülkesinin idaresini resmen eline almamış 40 yaşında bir Müslüman Türk, hiçbir resmi ziyaret/toplantı da yapmadan, oturduğu yerden dünya düzenini alt üst etmiş ve şimdilik sadece Rusyayı bu enkazın altında bırakmıştır. Üstelik bunu “Çok yakında Rusya’ya çok ağır darbeler vuracağım. Rusya’ya karşı topyekun bir gayr-i nizami harp başlatıyorum” demesinden çok kısa süre sonra yapmıştır. Mesele budur, Ruslarda görülen de bunun hazımsızlığıdır.

Ve Ruslar biliyorlar ki hala Kazakistan başta olmak üzere Türk devletlerinde bir şeyler karıştırmak isterse, çok yakında Rusya’nın ciğerini sökeceğim. Bunu da yazdım, sonra demedi demesinler…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Kahkahalar üst üste atılıyor

Kara paracı, işgalci, sömürgeci Rusya’nın kara paracı ve cani Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov şöyle dedi: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanlarından biri, en hafif tabirle, anlaşılmayan bir açıklama yaparak Kazakistan’ın KGAÖ’yü davet etmesini kınadı.Türk meslektaşlarımızdan bunun ne manaya geldiği konusunda açıklama talep ettik.”

Böyle dedi Lavrov ve dünyadaki etkili, yetkili kişileri kahkahalara boğdu. Rusya’nın düştüğü şu hale Rusya’dan bile kahkahalar atan çok sayıda etkili, yetkili kişi var. Aslında bu halde olan Rusya, bir yandan da batı/NATO tarafıyla danışıklı dövüşerek, açıklamaları sertleştirerek kendini güçlü göstermeye çabalıyor. Bizim peşimizden batı/NATO tarafı da hamleler yapsaydı, şu anda Rusya Federasyonunun idaresinde ne Putin, ne Lavrov, ne Soygu, ne Peskov, ne de Zaharova duruyor olurdu. Rusya’da dev bir iç karışıklık yaşanıyor olurdu ve çok yakın gelecekte Rusya Federasyonu parça parça olurdu.

Bütün dünya, sömürgeci ülkelerin, Ankebut Ağına bağlı hükumetlerin devamlı olarak danışıklı dövüştüklerini ve dünya insanlığını mahvettiklerini, danışıklı şekilde dünyanın muhtelif yerlerinde terör ortamları, iç savaş ve savaş şartları oluşturduklarını, bu otorite boşluğunda yüksek sayıda insanı organları için kaçırıp öldürdüklerini, organ işinin yanı sıra uyuşturucu başta olmak üzere her türlü kara para işlerini de yaptıklarını, pek çok batı ülkesinin de bu kara ve kanlı sisteme dahil olduğunu çok net şekilde gördü. En mühim olanı da buydu. Bu görüldükten ve bilindikten sonra bu iş zaten bitmiş demektir. Bundan sonra, Ankebut Ağına bağlı ve perişan haldeki devletlerin oraya buraya atarlanmalarına, danışıklı dövüşmelerine kimse aldanmayacak. Bundan sonra bunların istedikleri yerleri karıştırmalarına, istedikleri süre karışık halde tutmalarına kimse izin vermeyecek. Bundan sonra Rusya o Ukrayna’yı bile vuramaz, vursa rezil olur, o işin işinden çıkamaz. Bundan sonra Rusya, Suriye’de ya da dünyanın başka yerlerinde asker de bulunduramaz.

Bir de bu şartlarda bunlar bir yandan danışıklı dövüşmeye devam ederek Özbekistan’ı, Türkmenistan’ı, Tacikistan’ı karıştırmayı planlanıyor. Azerbaycan ve Aliyev üzerinden yeni danışıklı dövüşler planlıyorlar. Çünkü batıdaki ya da doğudaki Ankebut Ağı ülkelerinin tamamı batak halde… Maddeten de manen de bitmiş, tükenmiş haldeler.

Ne hoş… Bu şartlarda söz konusu ülkeleri de karıştırmak isterlerse, hepsi de bana uyuyor. Hepsi de Türk ve İslam topluluklarına neticede büyük fayda sağlayacak mücadeleler olur.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..