Ermenistan, hala Rusya yanlısı kalarak, hala Rusya piyonu kalarak kendi sonunu hazırlıyor. Böyle giderse, tahmin ediyorum ki bir seneye bile kalmadan, dünya haritası üzerinde Ermenistan diye bir ülke bulunmayacak.
Biz şimdiden Rize, Artvin, Ardahan, Kars, Ağrı, Van ve Muş çevresinde gerekli askeri tahkimatı yapmalıyız. Öncelikle havadan yapılacak saldırılara karşı ihtiyacımız olan her türlü araç ve cihazları bölgeye yerleştirmeliyiz. Bölgedeki asker sayısının yeterli olup olmadığını, mevcut askerlerin yeterli eğitim, maneviyat ve teçhizata sahip olup olmadıklarını hemen değerlendirmeliyiz. Olağan üstü bir vaziyette, bölgeye nerelerden ne kadar asker, ne yollarla sevk edilecek, şimdiden planlamalıyız.
Kraliçe Elizabeth’in önde gelen piyonlarından biri olan Aliyev, Azerbaycan’ı ateşe atacak, Ermenistan başta olmak üzere bölge ülkeleriyle çatışmalara girecek gibi görünüyor. Bunu yapması halinde, o ateşin Türkiye’ye sıçramaması ihtimalini görmüyorum.
Dünya üzerinde, benden başka hiçbir güç unsurunun, bundan böyle Putin’i ve Rusya’yı ayakta tutma ihtimalini görmüyorum. Putin ve Putin Rusyası mağlup olmamak, çökmemek ve parçalanmamak için aşırı öfkeli tavırlar sergileyecektir. Bu şimdiden kesinlik seviyesinde görülebilen bir hakikattir. Bunu gördüğü halde hemen gerekli kararları almayan, müdahaleleri ve hazırlıkları yapmayan idari ve askeri yetkililer, yakın gelecekte vatana ihanetten idam edilirler.
Ordumuzda son ince ayarları yapalım, Kırım’a doğru hemen sefere çıkalım. Ben seferi finanse edecek maddi imkanlar da bulurum. Havadan, karadan, denizden yapacağımız “özel askeri harekat”la kadim toprağımız Kırım’ı, çok gecikmeli de olsa tekrar geri alalım.
Kırım halkının can, mal, din, ibadet, ifade hürriyetleri dahil olmak üzere her türlü hürriyetlerini sağlayalım. Oradaki Türk/Müslüman unsurlarla yeniden kaynaşalım.
Şayet Putin ve çetesi, yaptığımız bu meşru “özel askeri harekat”ı savaş saymak isterse, olmadık bir karşılık verirse, Rusya Federasyonuyla harbe girelim.
– Biz zaten resmen NATO üyesi bir ülke olduğumuz için peşimizden bütün NATO güçleri de gelsin.
– Rusya Federasyonu, zulüm altında inlemiş ve hala inleyen, asimile edilmiş ve hale asimile edilmekte olan Türk/Müslüman unsurlarla dolu. Ben onları da yönlendiririm. Onlar da rızalarıyla sıra sıra Rusya Federasyonundan ayrılırlar.
İyi olmaz mı? Ben ciddiyim, bunu yapalım, ne diyorsunuz?
Madem öyle, biz de Ege adalarına, Yunanistan ana karasına, Güney Kıbrıs’a, Kırım’a, Şam’a, Süleymaniye’ye, Erbil’e, Musul’a, Tebriz’e, bütünüyle Güney Azerbaycan’a, Ermenistan’a, Gürcistan’a, Mısır dahil Afrika’ya, Suudi Arabistan, Lübnan, İsrail ve Filistin dahil ortadoğunun dört bir yanına, Yemen’e ve ayrıca ta Avusturya önlerine kadar çok geniş bir coğrafyaya ordularımızı gönderelim.
Bundan sonra oyun böyle oynayacaksa, tank, top, uçak, asker, subay, gemi, özel birlikler, paraşütçü indirme birlikleri, bordo bereliler v.s. ne varsa gönderelim ülkelere, şehirlere ve biz de adına da “Özel askeri harekat” diyelim. Sonra da herkes sesini kessin diye bekleyelim.
Anlaşılan o ki bu işler bundan sonra böyle görülecek. NATO’nun, AB’nin, ABD’nin ve önde gelen diğer dünya devletlerinin tavırlarından biz bunu anlıyoruz.
Kuzey Irak ve G. Azerbaycan başta olmak üzere, her yerde Türk kardeşlerimize neler yapıldı. Tapuları zorla ellerinden alındı, sürüldüler. Koruyacağız.
Maddi/fiziki ve manevi olarak onların yanlarındayız. Onlar şu anda tam olarak fark edemeseler, bilemeseler de Kazakistan’ın iyiliği için de bu güne kadar çok büyük mücadele verdik, veriyoruz. Vermeye de devam edeceğiz. Buradan sesimi yedi kıtaya hatta yerin altına ve üstüne duyuruyorum. Buralardaki bütün taraflar benim Kazakistan halkının yanında olduğumu biliyorlar.
Yıllardır biz de Kazak kardeşlerimiz gibi yapmayı ve başımızdaki hainlere ülkeyi dar etmeyi çok düşündük ama her seferinde ülkemizdeki iktidarla danışıklı dövüşen muhalefetin ve batı ülkelerinin kahpeliklerinden çekindik. Danışıklı muhalefeti de ülkemizdeki ABD ve NATO üslerini de bunlara çalışan hainleri de geçen bu süre içinde boğduk/ezdik, her geçen gün daha da boğmaya devam ediyoruz. Bu yaptığımız da zaten Kazakistan’daki soydaşlarımızın ellerini güçlendirdi. Bir şekilde Türkiye’nin gerçek hürriyeti için de meşru bir millet darbesi kaçınılmaz görünüyor. Bunda çok aceleci olmadık, tedbiri elden bırakmadık ama artık buna çok uzak da değiliz. Turan illerini peş peşe kurtaracağız inşaAllah.
Güney Azerbaycan Türklerinin nüfusu 25-30 milyon olarak tahmin edilmektedir.
Tebriz, Hoy, Erdebil, Urmiye, Selmas, Maku, Meraga, Astara, Culfa, Merendi, Halhal ve Soğuklu Güney Azerbaycan’daki belli başlı Türk yerleşimleridir. Azerilerden sonra İran’daki ikinci büyük Türk topluluğu, Horasan’da yaşayan Türkmenlerdir.
İran’daki üçüncü büyük Türk topluluğu Kaşkaylardır. 2 milyona yakın bir nüfusa sahip olan Kaşkaylar, Güney İran’ın Fars eyaletinde yaşamaktadırlar.
Büyük bir kısmı Güney Azerbaycan’da yaşayan Şahseverler 500.000 civarındaki nüfuslarıyla İran’daki bir diğer Türk topluluğudur. Bu ülkede daha küçük sayılara sahip Bayat, Afşar ve Halaç gibi Türk toplulukları da vardır.
Kuzey Azerbaycan’daki Rus işgaline karşı 20. yüzyılın başlarında gelişen tepki bir müddet sonra Güney Azerbaycan’a da sıçramıştır. Muhammed Hıyabani’nin liderliğindeki isyan hareketi sonucunda, 1920 Nisanı’nda Güney Azerbaycan’da Azadistan Otonom Hükümeti kurulmuş, Türkçe eğitim veren okullar kurulmuştur.
Otonom Azadistan Hükümeti kısa bir süre içerisinde İran’daki Pehlevi hükümeti tarafından bastırılmıştır. Takip eden yıllarda Pehlevi hükümeti başta Türkler olmak üzere ülkedeki bütün azınlıklara karşı son derece sert ve hoşgörüsüz yaklaşmıştır. Azeri Türkleri, 1930’lu yıllardaki İran petrollerinin paylaşılma kavgalarından istifade ederek, Azerbaycan’a otonomi ve bu bölgede kendi dillerinde eğitim verecek okulların açılmasını talebiyle İran yönetimine yine isyan etmişler ve Ekim 1945’te Otonom Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır.
Azerilen taleplerini kabul eden İran, 14 Haziran 1946’da Otonom Azerbeycan Cumhuriyeti ile bir anlaşma yapmak zorunda kalmıştır. İran yönetimi, söz konusu Atlaşma’nın imzalanmasından kısa bir süre sonra, 14 Aralık 1946 tarihinde yakında yapılacak seçimlerin emniyetini bahane ederek Güney Azerbaycan’ı işgal etmiştir.
İran, Güney Azerbaycan’da otonomi isteyen Azerilerin ileri gelenlerini hapisler atmış, İran’ın başka taraflarına sürmüş, onların mallarına el koyarak İranlılara vermiştir. İranlıların Azeri Türklerini İranlılaştırma politikası Şahlık dönemi boyunca devam etmiştir. Şah yönetiminin devrilip İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasını takip eden dönemde Azeriler önceki yıllardan daha iyi şartlarla karşılaşmışlardır.
İran’ın bilinen en eski ataları Pers, Furus, Fars ve Parsovalılardır. Firdevsi ünlü destanı Şehnamesinde ve 10 yy’da İRAN- TURAN savaşlarını anlatırken bölgedeki Türk varlığına değinir. 11. yy’ın ilk yarısından itibaren ”Yıva” boyundan kalabalık bir Türkmen grubu İran’a yerleşmiş; 12. yy’da ise Solgurlarla birlikte Avşarlar, Huzistan’ı yurt edinmişlerdir.
10 yy’dan sonra ise yoğun biçimde Türk savaşçıları (Gazneliler, Selçuklular) ve sayısız Türk boyları Orta Asya’dan Ortadoğu’ya ve İran’a akın akın gelmişler ve Güney Azerbaycan’a yerleşmişlerdir. Dil olarak Batı Oğuz Türkçesi’ni kullanmışlar, Arap alfabesiyle yazmışlardır. Ancak 1925-1979 yılları arasında Pehleviler döneminde Türklere zorla Farsça öğretilmek istenmiş ve Azerbaycan Türkçesi yasaklanmıştır.
İran, tarih boyunca Doğu Türklüğü ile Batı Türklüğü arasında bir duvar ve engel oluşturmuştur.
Türklerin yoğun olduğu Tebriz önemli. bir ticaret merkezi ve İran’ın dördüncü büyük kentidir. İran Türkleri şiidirler. Erkekler genellikle işçi ve memurdur. Türk kadınları ise ev işleriyle uğraşır. İran, tarih boyunca Doğu Türklüğü ile Batı Türklüğü arasında bir duvar ve engel oluşturmuştur. Devam eden bu politikalar karşısında İran Türkleri’nin durumu, her dönemde sıkıntılı olmuştur.
Başta Azerbaycan Türkleri olmak üzere Türkmenler, Kaşkaylar, Horasan Türkleri, Halaçlar, Sungurlar, Ebiverdiler, Kazaklar ve Özbekler gibi Türk halkları İran’ın belirli bölgelerinde yaşamaktadırlar. Bugün İran’da popüler konuşmada Tork sözü Türkî (Turkic) ve Türk (Turkish) kelimelerinin her ikisine işaret eder. İran’da Azeriler en büyük Türk grubudur ve Farsçadaki İran Türkleri adı öncelikle Azerbaycan Türkleri için kullanılmaktadır. Tebriz, İran Türklüğünün siyasi ve kültürel merkezidir.
Türkmen Sahra bölgesinde yaşayan Türkmenler, İran’da “Türklüklerini” en fazla koruyan toplum olarak bilinmektedirler. Çalışmalarını İran’daki Türk dilleri üzerine yoğunlaştıran Türkolog Gerhard Doerfer İran’ı Türk dili açısından şöyle değerlendirmiştir: İran günün birinde eşit haklara sahip olacak dilleri ve kültürleriyle doğunun İsviçre’si durumuna gelebilir, işte o zaman oradaki milletleri bütün yönleriyle iyice araştırmanın vakti gelmiş olacaktır. Böylece, filoloji bilimi ve Türkoloji bugünden tahmin edilmeyecek bir ölçüde zenginleşecektir.
İran ve Türk kelimeleri yanyana geldiğinde sıkça İran ~ Turan ikilemesi kullanılır. Turan adı verilen coğrafya Türklerin ve Türklerle akraba diğer kavimlerin üzerinde yaşamış oldukları, İran ve Çin arasında kalan ve hatta Horasan’ı içerisine alan kısımdır. İran ise Aryen kavimlerinin üzerinde yaşamış olduğu ve Turan ile Mezopotamya arasında kalan toprakların adıdır. Çoğu zaman İran’dan kastedilen Farslar ve Turan’dan kastedilen de Türkler olduğu düşünülür. İranlılar doğularında yaşayan kavimleri Turan olarak adlandırmışlar ve Ceyhun Nehri’nin kuzeyinde yaşayan bütün kavimleri bu isimle adlandırmışlardır. Buna göre, İran ve Turan arasındaki doğal sınır Ceyhun Nehri’dir.
1939 yılı bilgilerine esasen İran’da nüfus sayısı 16. 6 milyon idi. Bunların 5.5 milyonu Güney Azerbaycan’da yaşamaktaydı.
Azerbaycan’ın en büyük şehri olan Tebriz’de 300 bin kişi yaşıyordu. Genellikle Güney Azerbaycan nüfusunun %20’si şehirlerde, %80’i ise köylerde oturuyordu. Azerbaycan bütün İran’da nüfusun en yoğun yaşadığı bölge idi. Nüfus sayımı ile ilgili olarak 1937-1938 yıllarında Sovyet Azerbaycanı’ndan 50 bin insan Sovyet vatandaşı olmadığı için eski İran tebaları gibi Güney Azerbaycan’a sürgüne gönderildiğini belirtmek gerekir.
İkinci Cihan Savaşı yıllarında Güney Azerbaycan’da 90 sanayi kurumu, 25 küçük elektrik enerji santralı vardı. Sene içerisinde 1 milyon ton buğday, 256 bin ton çeltik, 24 bin ton nohut, 135 bin sentner pamuk toplanmaktaydı. 30. yılların sonlarında Azerbaycan’da 7 milyon küçükbaş, 720 bin büyükbaş hayvanın 15 bini katır, 15 bini deve vb. olduğu belirtiliyor.