Bakmayın bilim adamı kılıklı satanistlerin ve masonların uydurmalarına, gezegenin dengesizliği bile “uzaylı” gerçeğini kabullenmeden izah edilemez.
Okyanusa sınırı olan Peru ve Şili’nin uzaylılar tarafından kasten kurak halde tutulduklarını… Sözde bilim adamlarının, buraların neden kurak kaldığını izah etmek için sığındıkları o okyanus akıntısının bile suni şekilde uzaylılar tarafından oluşturulduğunu… Bu bölgenin altında binlerce senedir faal olan uzaylı üsleri bulunduğunu… Daha önce de konu etmiştim.
Ayrıca, dünyanın kuzey ve güney kutuplarında eskiden çok canlı bir hayat olduğunu… Her yerinin yeşil yeşil ve hayvanlarla dolu olduğunu… Oraların altında da uzaylı üsleri bulunduğunu… Bu nedenle, yüksek teknoloji kullanılarak buzullarla kaplı halde tutulduklarını… O buzulların erimesini istemediklerini… Dünya insanlığını küresel ısınma v.b. yalanlarla oyaladıklarını anlatmıştım.
ABD’de zamanında çok şiddetli ve geniş çaplı uzaylı çatışmaları yaşandığını, kurak bölgelerinin çoğunun bu sıralarda yanmış yerler olduğunu… ABD’nin bazı kurak bölgelerinin altında da yer altı uzaylı üsleri olduğunu… Utah’da son asırlarda yaşanan yüzlerce sarsıcı hadisenin uzaylılarla alakalı olduğunu hep anlatmıştım.
Şimdi bir bakın şu haritaya… Sözde bilim adamları yine sözde bilimsel açıklamalar uydurup cevaplar vermeye çalışacaklar ama siz, size dayatılan sözde bilimsel açıklamaların dışına çıkarak bir sorgulayın. Neden dünyanın kurak ya da çöl kısımlarının tamamına yakını hep Türk ve İslam diyarları?
Binlerce senedir sadece dünyanın bir kaç noktasında mı iklimi ve arazi şartlarını kontrolde tutuyorlar yoksa dünya genelinde mi?
Bir soru daha var, bu haritada görünen kurak ya da çöl yerlerin altında da hep uzaylı üsleri mi dolu? Bu üsler, üzerindeki araziyi kurak halde tutmak için oralarda açılmış değillerdir. Öyle ise bu yer altı üsleri, neden bu bölgelerin altındalar?
Bitmedi, devam ediyoruz… Daha önce “kod uyumsuzluğu” diye diye yazılar yazdım. Dünya üzerindeki bazı milletlerin genetik kod sorunları olduğunu anlattım. Bunların temelinde uzaylı faktörü olduğunu da anlattım. Şimdi bir bakın haritaya, kurak bölgelerin batısında ve kuzeyinde kalan insan topluluklarının çok büyük kısmında genetik kod sorunları yok. Ciltleri/renkleri, yüz şekilleri, davranış biçimleri, zihni kararlılıkları, akıl seviyeleri tam yerinde… Lakin, kurak ya da çöl bölgelerdeki toplulukların büyük kısmında türlü genetik kod sorunları ve bunun sonucu olarak bitmek bilmeyen davranış bozuklukları, çatışmalar, savaşlar, terör hadiseleri var. Uzaylıları ve onların müdahalelerini işin içine katmadan bu konularda bilimsel izahlar yapabilmek mümkün mü?
Bundan çok yaklaşık yüz milyon yıl önce, başka bir dünyanın insanları çok büyük bir harp yaşadılar. Bu harpte çok perişan oldular ve çok yüksek sayıda can kaybı yaşandı. Canını kurtarabilenlerden bir grup, çok sayıda uzay aracı ile dünyamıza geldi.
Öncelikle güney Amerika’da yerleştiler. Arkalarından takip edilmek ve saldırıya uğramak endişesi yaşadılar. O zaman dünyamızda bir Adem ile Havva ve bunların evlatları/nesilleri yoktu. Yani dünyada o gelenlerden başka insan yoktu. Böyle olsa da yeraltında yaşamaya karar verdiler. Çünkü bir gün peşlerinden gelineceğine ve saldırıya uğrayacaklarına emin gibiydiler.
Bizden kısa boyluydular, gri renkli derileri vardı. Bilim ve teknolojide uçuk seviyeye gelmişlerdi. Din, namus ve ahlakta ise o nispette gerilemiş, dibe vurmuşlardı. Kural tanımaz, merhamet etmez, utanmaz, sürekli birilerine ya da bir yerlere zarar vermezlerse uyuyamaz hale gelmişlerdi. Adeta kötülükle beslenir, gıdalanır olmuşlardı.
Sığındıkları dünyamızda, daha çok Peru, Bolivya, Şili, Arjantin taraflarında ikamet ettiler. Yer üstünde çok az sayıda bina inşa ettiler. Yerin kilometrelerce altında ise çok geniş yeraltı şehirleri tesis ettiler. Gelirken yanlarında kendi dünyalarından bazı hayvanlar, bitkiler, toprak numuneleri ve sular ve teknolojik cihazlar da getirdiler.
Dünyamıza kurulduklarından bir süre sonra, dünyamızı, üzerindeki hayatı çok ileri teknoloji ile incelediler. Daha sonrasında ise niyetlerini bozdular ve hiç yapmamaları gereken işlere giriştiler.
Kendi dünyalarından getirdikleri hayvan ve bitki türlerinin bizim dünyamızın tabiatına uyum sağlayıp sağlamayacağına bakarak işe giriştiler. Onları tabiata tam olarak salmadan önce bazı yerleri çitlerle çevirdiler ve onları oralara salarak gözetlediler.
Sonra dünyamızın tabiatına uyum sağlayabilenleri tabiata saldılar. Uyum sağlayamayacaklarını düşündükleri hayvanların ise genleriyle oynadılar. Bir zaman geldiğinde bu işte daha da ileri gittiler ve bizim dünyamızın hayvanlarıyla, kendi dünyalarından getirdikleri hayvanların genetik kodlarını birleştirmeye başladılar. Melez hayvan türleri türettiler. Bunları da hemen tabiata salmadılar da etrafı çevrilmiş geniş alanlara bırakarak gözetlediler, incelediler.
Dünyamızdaki hayvan ve bitki türlerini de sınıflandırdılar. Her sınıftaki hayvanları detaylıca incelediler. Bunların hepsinin genetik kodlarını elde ettiler. Sonra Peru Nazca merkezli kurdukları o muazzam tesiste yüzyıllar boyunca hayvanların ve bitkilerin genleriyle oynadılar. Çok ileri seviyede genetik mühendisliği yaptılar.
Uçan daireleri bol miktarda vardı ve bu tesisi havadan da gözetliyor, inceliyorlardı. Çok geniş ormanlık arazide, havadan gözetleme yaparken, hangi hayvan türü için ayrılmış sahanın üzerinde bulunduklarını karıştırdıklarından ötürü, bir süre sonra her sahaya o hayvanın resimlerini çizdiler. Yukarıdan net görülebilmesi için hayvan çizimlerini yüzlerce metre büyüklüğünde ve kusursuz bir şekilde çizdiler.
Toprağa çizdikleri bu şekilleri, uçan daireleriyle çok kolayca ve toprağın kimyasını bozarak, atomlarını yakarak yaptılar. Böylelikle uçan araçlarıyla havadayken, yüzlerce hayvan sınıfından hangisinin testlerinin yapıldığı arazinin üzerinde olduklarını hemen anladılar.
Resimde gördüğünüz sahaya da maymun şekli çizdiler. O zamanlar dünyamızda bu görülen şekle benzeyen üç beş maymun türü vardı. Maymunlar öyle fazlaca insana benzemezlerdi. İşte bu gelen kuralsızlar, başka bir dünyadan cennet misali olan dünyamıza gelen bu başka insan türü, maymunlar üzerinde de çok oynadı.
Yaptıkları genetik mühendisliği çalışmaları sırasında maymunlarla kuş türlerinin, maymunlarla aslanların, maymunlarla mümkün olabilen her türlü hayvanın kodlarını birleştirdiler. Bu denemelerde suni rahimler de kullandılar. Yani taşıyıcı anne bir hayvana bile ihtiyaç duymadılar. iyi netice elde edilmediği hemen görüldüğünde, türettikleri o yeni türleri hemen itlaf ettiler. İlk bakışta sorunsuz görünen hayvanlar türetebildiklerinde ise etrafı çitlerle çevrili geniş sahalara yayarak bir süre incelediler. Bu süreçte bir zaman geldiğinde maymunlara kendi insan genlerinden bile eklediler. O zamanlar orangutanlar da yoktu, bu kadar geniş maymun çeşitleri de yoktu, maymun insanların bu derece benzerliği de yoktu.
Sadece maymun türleri türetmek için çok çalışmadılar. Akıl almaz hayvan türleri türetmek için de çok çalıştılar, çabaladılar.
Bir zaman geldiğinde dünyamızın yırtıcı kuşlarıyla, yırtıcı sürüngenlerinin kodlarını da birleştirmeye başladılar. İşte dünyamıza ve kendilerinden sonra milyonlarca sene boyunca dünyamıza gelecek ve dünyamızda yaşayacak olan dünya insanlarına, en büyük kötülüklerden birini de bu şekilde yaptılar.
Bu kısımda çılgınca sonuçlar aldılar. Kuş denilse değil, yırtıcı sürüngen denilse değil, acayip bir canlı türünü, dinozorları türettiler. Hatta çeşit çeşit farklı kod birleştirmeleri yaparak, çeşit çeşit dinozor türleri de türettiler. Zaten bir süre sonra dinozor çeşitleri de kendi aralarında çiftleşerek ayrıca yeni dinozor türlerinin türemesine sebep oldular. Üzerine tahminen 30-40 milyon yıl geçene ve soyları tamamen kurutulana kadar, bu dinozorlar hep insanlığın başına bela oldular. Çok canlar yaktılar. Tabiata da çok zararlar verdiler. Kendileri de gün yüzü görmediler, rahat etmediler.
Tıpkı timsahlar gibi…
Daha önce yazmıştım. Deniz iguanalarından, ahtapotlara ve timsahlara kadar pek çok hayvan türünün gerçek hikayesi, hiç de zan ettiğimiz gibi değil…
Gelirken yanlarında getirdikleri hayvan türlerinden biri de timsahtı. Lakin onların kendi gezegenlerinden alıp getirdikleri timsahlar, aslında nispeten çok daha uysal, daha az yırtıcı hayvanlardı. Getirdikleri timsahın sonra burada genleriyle oynadılar. Daha vahşi, yırtıcı, zararlı bir hayvana dönüştürdüler. Derilerinin kalınlığını ve doku yapısını bile değiştirdiler.
O günden beri de ne timsahlar rahat ettiler, huzurlu yaşadılar, ne de insanlar ve hayvanlar… O günden beri sayısız dünya insanı bu kasten vahşileştirilmiş timsahlar nedeniyle can verdiler ya da ağır aralandılar hatta uzuvları koptu ve bu hala devam ediyor. O günden beri kilometrelerce yol giderken yol üstünde su bulan hayvan sürüleri, suya korka korka yanaşır oldular. Çünkü timsahlar hep buralarda pusular kurdular, kuruyorlar. Daha da önce de dediğim gibi, timsahlar bu dünyanın tabiatına hiçbir fayda sağlamadılar ve aksine olarak hep zararlı oldular. Şimdi yok olsalar, hem kendileri, hem hayvanat, hem insanlık kurtulmuş olur.
Bu genetik mühendisliği işinde o kadar sınır tanımaz tavırlar sergilediler ki bir süre sonra kendileri üzerinde de ileri seviyede denemeler yaptılar.
Dünyada kuvvetli, bazı yönleri değişik ve faydalı gördükleri hayvanların genlerini kopyalayarak kendi türleri üzerinde denediler. Bir anne ve baba uzaylıya ihtiyaç bile duymadan, suni rahimlerde kendi türlerinin doğmasını zaten sağlayabiliyorlardı. Bunun üzerine söz konusu hayvan kodlarını da eklediler ve neticelerini gözetleyip incelediler. Kendi türlerini bile değiştirmeye, bozmaya kalktılar. Bir süre sonra kanlarının rengi yeşile döndü. Ciltlerinde ise artık grinin haricinde yeşile çalan kısımlar da görülür oldu. Bu denemelere de yüzlerce sene devam ettiler.
Dünyayı her geçen gün daha çok bozuyor, darbeliyorlardı ki saldırıya uğradılar.
Şükür ki bunların düşmanı olan başka bir uzaylı insan türü bunların izini buldu. Hiç beklemeden çok ağır bir saldırı yaptılar. Nükleer bomba teknolojisinden çok çok daha ileri silahlarını, bunların üzerlerine üst üste attılar. Bu insanlıktan çıkmış uzaylı insan türü, nihayet belasını buldu. Aralarından çok çok azı sağ kaldı. Diğerleri cehennemi dünyada yaşarcasına dehşetli saldırılar altında feci şekillerde can verdiler. Saldırı ihtimalini hep göz önünde bulundurarak sığınaklar ve ihtiyaç duyulacak araçlar, cihazlar hep hazırda bekletiliyordu. Buralara sığınarak kaçanları bir avuçtular ama iki farklı gezegene giderek insan şeytanlığı yapmaya oralarda devam ettiler. Bize de çok yaklaşık yüz milyon yıldır bunların şeytanlıklarının sıkıntılarını çekmek kaldı ve hala çekiyoruz.
Peru, Şili, Bolivya ve Arjantin’de bir kısım toprak, bu saldırıda tamamen yanarak çölleşti. Yeraltı üslerinin tamamına yakını imha edildi.
Bu konularda çok daha fazla şeyler yazacağım, anlatacağım.
O zaman o büyük saldırı yaşandığında, Nazca ve çevresinde pek çok yer aniden yandı. İnsanlar, binalar, ağaçlar, hayvanat ve hatta toprak yandı.
Hemen çölleşme olduğu için Nazca çizgileri denilen bu çizgiler, bu izler milyonlarca senedir kaldılar, yok olmadılar. Çünkü güneş hep kuru tuttu, yağış almadı ve öylece kalakaldı.
Aslında oraya sadece çizgi çizmediler. Toprağı lazer benzeri bir teknikle yaktılar, çizgiler boyunca kanal açtılar ama o çizgilerin/kanalların içine bu gün hologram dediğimiz teknolojiye benzer bir teknoloji de yerleştirdiler. Bu kanallardan yukarı doğru lazer ya da hologram diyebileceğimiz ışıklı görüntü verildi. Gökte bile bu hayvanatların şekilleri görülüyor ve bu şekillerin altına düşen kısımda bu tür hayvanların toplandığı, incelendiği hemen anlaşılabiliyordu.
Bu çölleşme bu güne kadar kaldı.
Milyonlarca yıl geçti ama bölge yeşermedi, yeşermiyor. Dünyanın en sıcak ve en kurak çölü de bu bölgedeki Atacama çölü…
Şili, Peru, Arjantin ve Bolivya sınırları içinde yer alan bu koca çöl, bilim adamlarına sorarsınız, Büyük okyanusun yakın kısmındaki soğuk su akıntısı nedeniyle hep çöl olarak kalmış. Su soğuk olunca güneş oralarda okyanus suyunu buharlaştırmamış ve bu da göğe suyun/nemin yükselmemesine sebep olmuş, neticesi olarak da oralar hiç yağmur yağmayan yerler olarak kalmışlar.
Okyanusa bu derece sıfır/yakın bir arazinin/çölün, milyonlarca yıldır hiç yeşermemesi, izah edilebilir şey değildir. Bunun izahı için Humboldt Akıntısı denilen bu soğuk akıntı sebep gösterilir.
Sarsıcı bir gerçek de şudur ki Humboldt Akıntısı denilen şey de suni yollarla ve uzaylılar tarafından sağlanmış bir akıntıdır.
Söz konusu yerlerin hep çöl olarak kalmasını uzaylılar istediler ve istiyorlar. Çünkü milyonlarca yıldır dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, bu bölgede yeraltında da uzaylı tesisleri var. Bölgedeki çok geniş çölleşmiş arazilerin altında, çok geniş yeraltı şehirleri günümüzde de var.
Bunu, oralarda daha rahat yaşayabilmek, geceleri ve gündüzleri uçan dairelerle ya da başka araçlarla yeryüzüne ya da gökyüzüne çıktılarında nispeten daha rahat olabilmek için de yapıyorlar ama bir sebebi daha var. Kızgın kumlar güneşin yakıcı ışınları sayesinde aşırı derecede ısınıp ısıyı daha alt tabakalara geçiriyorlar. Bu alt tabaka kısmında ısıyı, elektrik enerjisine çeviren sistemler var. Yani yerin kilometrelerce altındaki gizli şehirlerin, üslerin sarf ettiği enerjinin bir kısmı bu çölleşmiş sahada oluşan ısı sayesinde elde ediliyor. Bu teknoloji, bizim güneş panelli elektrik üretme teknolojimizden çok çok ileri bir teknoloji…
Söz konusu dehşetli saldırı sırasında, buna karşılık vermeye de çalıştılar. Zaten kuzey Amerika’ya da az çok tesisler kurmuşlardı ve oralara da yayılmışlardı. Saldırı gelince, söz konusu yakıcı bombalardan kuzey Amerika’ya da atıldı.
ABD’deki Nevada Çölü de bu saldırıdan nasibini alıp çölleşen bir arazi. Bu saldırılarda düz zeminli araziler hemen yanıp kavrulup kuru toprak oldular ama dağlık, engebeli yerler de saldıraya maruz kalınca, adeta içten kavruldular. Aslında atılan bu yakıcı bombalar, yerin çok altındaki üsleri, şehirleri de yakması için atıldılar. Tesir güçleri çok fazlaydı. Böyle olunca, yerin üstündeki tepeliklerin ve dağların da sadece yüzeyini değil, iç kısımlarına kadar her yerlerini yaktılar. Dağlar içindeki kayalık kısımlar bile bu saldırıdan nasiplerini aldılar. Onların bile fiziki şekilleri değişti.
Böylelikle Nevada Çölünde ve daha başka çöllerde görülen o tuhaf yanık, kurak, tepelik/kayalık sahalar oluştu.
Bazı bölgelere atılan yakıcı bombaların şiddeti ise nispeten düşüktü. Oralara çok kuvvetli bombalar atmaya gerek görmediler. Hal böyle olunca da oralarda bir süre sonra yeniden yeşermeler oldu. Hiç değilse kısmi yeşermeler oldu. Bir de bombaların atıldığı yerden daha uzak çemberde olan yerlerde, nispeten daha az sıcaklık oluştu, daha az yanmalar oldu ve bu da kısmi çölleşmelere sebep oldu.
About a hundred million years ago, the people of another world experienced a great war. They were very devastated by this war, and a very high number of lives were lost. A group of those who could save their lives came to our world with a large number of spacecraft.
They settled primarily in South America. They were afraid of being followed and attacked. At that time, there was no Adam and Eve and their children/generations in our world. In other words, there was no other person in the world other than those who came. Even so, they decided to live underground. Because they seemed sure that one day they would be followed and attacked.
They were shorter than us and had gray skin. They had reached the extreme in science and technology. In terms of religion, honor, and morality, they had retrograded at the same rate and hit the bottom. Rule-free, merciless, shameless, they could not sleep unless they constantly hurt someone or something. It was as if they took nourishment and fed by evil.
In our world where they took refuge, they mostly resided in Peru, Bolivia, Chile, and Argentina. They built very few buildings above ground. They established very large underground cities thousands of kilometers under the ground. They brought with them some animals, plants, soil samples, water, and technological devices from their world.
Sometime after they were established in our world, they examined our world and the life on it with very advanced technology. Afterward, they had broken their intentions and embarked on things they should never have done.
They started by looking at whether the animal and plant species they brought from their world would adapt to the nature of our world. Before fully releasing them into the wild, they fenced off some places and spied on them by releasing them.
Then they released those who could adapt to the nature of our world. They played with the genes of animals they thought they could not adapt to. When a time came, they went further in this business and began to combine the genetic codes of the animals of our world with the animals they brought from their world. They bred hybrid animal species. They did not immediately release them into nature, but instead left them in large enclosed areas, and observed and examined them.
They also classified the animal and plant species in our world. They examined the animals in each class in detail. They got the genetic code for all of them. Then, for centuries, they played with the genes of animals and plants in that enormous facility they built in Nazca, Peru. They did very advanced genetic engineering.
Flying saucers were plentiful, and they were observing and examining this facility from the air. After a while, they drew pictures of that animal on each field, as they were confused about which animal species they were on while they were under aerial surveillance in the vast forested area. They drew the animal drawings hundreds of meters in size and perfectly so that they could be seen clearly from above.
They made these shapes they drew on the ground very easily with their flying saucers, disrupting the chemistry of the soil and burning its atoms. Thus, while they were in the air in their flying vehicles, they quickly realized which of the hundreds of animal classes they were above the field where their testing was done.
They drew a monkey shape on the field you see in the picture. At that time, there were three or five species of monkeys in our world that resembled this figure. Monkeys weren’t all that human-like. These irregulars, this other human species that came to our world, which is like a paradise from another world, played a lot on monkeys, too.
During their genetic engineering studies, they combined the codes of monkeys and bird species, monkeys and lions, monkeys, and every possible animal. They also used artificial wombs in these trials. So the surrogate mother didn’t even need an animal. When it was immediately seen that good results were not obtained, they immediately culled the new species they had derived. When they were able to breed animals that seemed unproblematic at first glance, they spread them out over large fenced areas and studied for a while. At some point in this process, they even added their human genes to the monkeys. There weren’t any orangutans back then, there wasn’t such a wide variety of apes, and there wasn’t that much ape-human similarity.
They just didn’t work hard to derive ape species. They also worked hard to create incredible animal species.
When a time came, they began to combine the codes of our world’s raptor birds with the predatory reptiles. This is how they did one of the greatest evils to our world and to the people of the world who will come and live in our world for millions of years after them.
They got crazy results in this part. Whether it is called a bird or a predatory reptile, they have created a strange creature, the dinosaurs. They even produced various types of dinosaurs by combining different codes. After a while, dinosaur types also mated among themselves and also caused the emergence of new dinosaur species. Until an estimated 30-40 million years passed and they were completely extinct, these dinosaurs always plagued humanity. They hurt a lot. They have also done a lot of damage to nature. They haven’t seen any good and felt uncomfortable.
Just like crocodiles…
I wrote before. The true story of many animal species, from marine iguanas to octopuses and crocodiles, is not at all what we think…
One of the animal species they brought with them was the crocodile. However, the crocodiles they brought from their home planet were much more docile and less predatory. After the crocodile they brought, they played with their genes here. They turned it into a more wild, predatory, harmful animal. They even changed the thickness and texture of their skin.
Since that day, neither the crocodiles have lived in peace, nor have they lived in peace, nor have humans and animals… Since then, countless people in the world have died or severely lost their limbs, even their limbs have been severely injured, due to these deliberately brutalized crocodiles, and this continues. Since that day, the herds of animals that have found water on the road while traveling for kilometers have come to the water with fear. Because crocodiles have always set up ambushes around here, they are. As I said before, crocodiles did not do any good to the nature of this world and on the contrary, they were always harmful. If they disappeared now, they, the animals, and humanity would have been saved.
They have displayed such unrestrained attitudes in this genetic engineering business that after a while, they made advanced experiments on themselves.
They tried on their species by copying the genes of animals in the world that they deem strong, different in some aspects, and useful. A mother and father could already have their species born in artificial wombs, without the need for an alien. Then they added the animal codes in question and observed and examined the results. They even tried to change and corrupt their kind. After a while, the color of their blood turned green. On their skin, apart from the gray, the greenish parts are also visible. These trials have carried on for hundreds of years.
They were disrupting and hitting the world more and more each day that they were attacked.
Fortunately, another alien-human species, their enemy, found traces of them. They made a very heavy attack without waiting. They threw their weapons, much more advanced than nuclear bomb technology, on them. This dehumanized alien-human species has finally found its scourge. Very few of them survived. Others perished in horrific ways as if living in an infernal world. Shelters and necessary tools and devices were always kept on standby, always considering the possibility of an attack. Those who escaped by taking shelter here were a handful, but they went to two different planets and continued to act as human evil there. We have had to suffer from their deviltry for about a hundred million years.
Some lands in Peru, Chile, Bolivia, and Argentina were completely burned and turned into a desert in this attack. Almost all of the underground bases were destroyed.
I will write much more on these topics, I will tell.
Then, when that great attack took place, many places in and around Nazca suddenly burned down. People, buildings, trees, zoos, and even the land were burned.
These lines, which are called Nazca lines because there is immediate desertification, have remained for millions of years, they have not disappeared. Because the sun always kept it dry, it didn’t rain, and it just stood there.
They didn’t just draw a line there. They burned the soil with a laser-like technique, opened channels along the lines, but they also placed a technology similar to the technology we call hologram today, inside those lines/channels. A light image, which we can call laser or hologram, was given upwards from these channels. Even in the sky, the shapes of these animals could be seen, and it could be immediately understood that such animals were collected and examined in the part below these shapes.
This desertification has remained to this day.
Millions of years have passed, but the region has not grown, it does not. The hottest and driest desert in the world is the Atacama desert in this region…
This huge desert, which is located within the borders of Chile, Peru, Argentina, and Bolivia, has always remained a desert due to the cold water currents near the Pacific Ocean. When the water was cold, the sun did not evaporate the ocean water there, which caused the water/moisture not to rise to the sky, and as a result, those places remained places where it never rained.
It is inexplicable that a land/desert that is zero/close to the ocean has not greened for millions of years. To explain this, this cold current called Humboldt Current is shown as the reason.
The shocking truth is that what is called the Humboldt Current is also a current created by artificial means and by aliens.
The aliens wanted and want these places to remain as deserts forever. Because for millions of years, as in many parts of the world, there are alien facilities underground in this region. Under the vast deserted lands in the region, very large underground cities still exist today.
They do this to be able to live there more comfortably and to be relatively comfortable when they go to the earth or sky by flying saucers or other vehicles during the night and day, but there is another reason. The hot sands get extremely hot thanks to the burning rays of the sun and transfer the heat to the lower layers. In this substrate part, some systems convert heat into electrical energy. In other words, some of the energy consumed by secret cities and bases kilometers under the ground is obtained thanks to the heat generated in this deserted area. This technology is far more advanced than our solar panel electricity generation technology…
During the said horrific attack, they also tried to respond to it. They had already set up more or fewer facilities in North America, and they had spread there as well. As for the attack, these incendiary bombs were also dropped on North America.
The Nevada Desert in the USA is also a land that has suffered from this attack and turned into a desert. In these attacks, the flat ground lands were immediately burned and turned into dry land, but when the mountainous and rough places were attacked, they were almost burned from the inside. These incendiary bombs were thrown to burn the bases and cities far underground. Their potency was too great. As such, they burned not only the surface of the hills and mountains above the ground but also all over the interior. Even the rocky parts of the mountains suffered from this attack. Even their physical form has changed.
This resulted in those strange burned, arid, hilly/rocky areas seen in the Nevada Desert and other deserts.
The intensity of the incendiary bombs dropped on some areas was relatively low. They did not see the need to throw very strong bombs there. As such, after a while, greening took place there again. At least there was partial greening. Also, in areas farther from the place where the bombs were dropped, there was relatively less heat, less burning, and this resulted in partial desertification.