Etiket arşivi: Gerçek dünya tarihi

Ergenekon

Bu dünyanın insanlığına Ergenekon destanının gerçek halini anlatacaktım. Dünyamızın gerçek tarihini herkes çok daha iyi anlayacaktı. Birden dünya üzerinde bir metafizik fırtına koptu. Çok büyük çatışmalar çıktı, saldırılar yapıldı, ben bu hususu en gerçek haliyle yazıp anlatmayayım diye… İblis adeta seferberlik ilan etti. O günden bu güne gelene kadar cinler aleminde yer yerinden oynadı. Harpler bitmek bilmedi. Çok ama çok büyük kayıplar yaşadılar. Dünyalı ve uzaylı insan medyumlar da ellerinden gelen mücadeleyi verdiler. Şimdi nerede ise hepsi yok oldular. Bu harplerde, müslüman cin kardeşlerimiz de bizlere çok büyük destekler verdiler. Canları pahasına cihad ettiler. Şehitler verdiler.

Ben bir şeyi anlatacaksam, anlatırım. Yapacaksam, yaparım. Bunu, bu dünyada hatta bu gökadada engelleyebilecek bir güç unsuru yok.

Bu gerçek, bütün taraflarca bir kez daha görüldü.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ne kadar çok paniklediler

Ne kadar çok paniklediler

Gece yazdığım Nazca çizgilerine ve gerçek dünya tarihine dair yazı, zaten bu sahada yıllardır yazdığım onlarca yazımın üstüne artık tamamlayıcı bir yazı gibi oldu.

Dünya üzerindeki etkili ve yetkili kişiler arasında hemen ilk saat içerisinde büyük bir mevzu oldu. Herkes birbirine farklı lisanlara çevrilmiş hallerini gönderdi. Çok yüksek bir haberleşme trafiği de oldu, görüşmeler yapıldı ve hala yapılıyor.

Dünya üzerindeki müesses nizamın, satanistlerin kurulu sisteminin en büyük taşıyıcı kolonuna da devasa bir bomba koyup patlatmış ve yıkmış bulundum. Bundan sonra satanistler, yahudiler, masonlar, tapınakçılar, evrimciler, sözde bilim adamları, bir bütün olarak Ankebut Ağı, fikir, bilim ve eğitim sahasında da tuzla buz olacak.

Pek çok farklı dinin, tarikatın, cemaatin, ülkenin/milletin ve kültürün mensupları arasında şaşırıp kabullenenler de inanmak istemeyip ısrarla ret edenler de oldu, olacak. Ancak konuşmalardan anlaşılıyor ve akıl, mantık da bunu söylüyor ki kabullenemeseler de çok kısa sürede şu müesses nizam yıkılacak, bunun farkındalar, inatla ret etmenin fayda vermeyeceğinin de herkes farkında… Artık hiç kimse dünya tarihine bu güne kadar olduğu gibi bakmayacak. Dürüst karakterli hiç kimse evrim teorisi safsatasına dönüp bakmayacak ve bunların kitaplarını, belgesellerini ve programlarını izlemeyecek. Bunların okullarda ders kitaplarında bulunmasına da izin vermeyecek.

Bu gidişatın çok yakında bu neticeyi vereceğini gören, bu son yazımla birlikte buna emin olan ve ümitsiz de olsalar her şeye rağmen sabaha kadar uyuyamayıp hemen bir şeyler yapmak isteyen kişiler de çok oldu. Bunların başını da yine Yahudi/Satanist kişiler çektiler.

Türkiye’de de gizli Yahudi Youtuberlara hemen talimatlar verildi. Gizli Yahudi Barış Özcan bu gecenin sabahında “Nazca çizgilerinin sırrı” başlığı ile kuru gürültü bir video paylaştı.

Herkes izlesin, bu video, bu gizli Yahudi ve art niyetli Barış Özcan’ın gerçek yüzünün kısa sürede görülmesinde büyük paya sahip olacak. Çünkü video büyük panikle, dersini çalışmadan, art niyetle, çok sayıda açıklar verilerek ve aceleyle hazırlanmış

https://www.youtube.com/watch?v=4AgrxE11hG0

Satanist Barış Özcan’dan zaten başka bir şey beklenmezdi

İblis’e insan kurban edilen satanist ayinlerine de katılan gizli Yahudi Barış Özcan’ın hazırladığı bu videoda, dördüncü dakikada, şu gördüğünüz görüntü paylaşılmış.

Nazca’da görülen çizgilerin bir benzerinin Kentucy’de, 7 Ağustos 1982 tarihinde, altı kişi tarafından, sadece sopalar ve ipler kullanılarak çizildiği iddia edilmiş. Zaten bakarsanız internette, onlarca farklı lisanda bu iddia hep yazılmış. Lakin iddia edilenler doğru değil, bu hususta da gerçekleri bilenler var ki bu çizimi de dünyadaki uzaylılar çizdiler. O altı kişinin arasında biyonik robotlar vardı, gayet de yüksek teknoloji kullandılar ve o çizim de havadan çizildi.

CIA’ya bağlı olduğunu bildiği Yahudi kişilerden sürekli talimatlar alarak videolar hazırlayan ve on binlerce çok zeki ve bilgili Müslüman Türk Youtuber sansürlenirken CIA’nın Youtube’nda haksız şekilde markalaştırılan Barış Özcan, isterse yanına beş normal insan alsın, biraz da sopalar ve ipler alsın, 350 metreyi bulan Nazca çizimlerinden birini Türkiye’de istediği yerde çizsin. Ben yanlarına, onları gözetleyecek ve hile yapıp yapmadıklarını fark edecek onlarca kişiyi gönderir ve her safhasında video kayıtları aldırırım. Yapabilecekse kendisi bunu yapsın ve biz de sadece ip ve sopa ile yapılabildiğine kani olalım.

Bu hususta zorlanırsa, bu videosuna sponsor olan KAFT’ın kabalacı, büyücü, ayinci ve sadist ekibinden de yardım alabilir. Hatta KAFT’ın bünyesindeki hatta sözde eğitim verdiği bütün Yahudi, Satanist kişileri de yanına alsın, iddia ediyorum ki yine bu şekilleri bu isabetle ve bu büyüklükte çizemezler.

Eskisi gibi değil… Bu oyunu dünya genelinde bitirdik. Bu satanistlerin/yahudilerin her şeyini içlerinden, en derininden biliyoruz. Hepsini tanıyoruz, bütün inanç esaslarını, bakış açılarını, oyunlarını, ihanetlerini, teşkilatlarını ve tarih boyunca da insanlığa ve milletimize neler yaptıklarını da biliyoruz.

Bu yazıyı okuyan herhangi bir kişi, Barış’la gerçek bir görüşme ya da internet üzerinden bir sesli görüşme yapmamızı sağlayabilir. Ben buna şu anda da hazırım ve 10 dakika bile karşımda kale alınır cümleler kuramayacağını, CIA tarafından şişirilmiş bir piyon gizli Yahudi olduğunun tamamen meydana çıkacağını garanti ederim.

Merak edenler çoktur

Çok yıllar önce bu hususa dair paylaşımlar yapmıştım ama şimdi tekrar etmekte fayda var. Ben ömründe bir tek Erich Von Daniken kitabı bile okumadım. O en meşhur kitabı olan Tanrıların Arabası’nı da okumadım. Önsözünü ya da özetini de okumadım. Bir tane bile Daniken makalesi okumadım. Bir tane bile Daniken belgeseli izlemedim. Başka bir belgeselin bir iki dakikasında onun da görüşü sorulmuştu, o kadarını izlediğimi hatırlarım.

Erich henüz beş yaşlarında iken Türkiye’de, İstanbul’da Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, hem geçmişte yüksek bilim ve teknoloji çağları yaşandığını, hem de uzaylıların varlığını anlatıyordu. Bunları açıkça da anlatıyordu. Bu konulara dair giriş seviyesindeki bilgileri camilerde cemaate vaz ederken de anlatıyordu.

Yıllar önceki söz konusu paylaşımlarımda bu hususa temas etmiştim. Bizim cemaatimizin samimi ve gayretli mensupları bu hususları 1940’lardan beri biliyorlar. Hatta benim bu güne kadar anlattıklarım devede kulak misali, azıcık bilgi kırıntıları. Daha neler neler biliyoruz.

Bu mevzulara girilince sözü hemen Daniken’e götürüp onun üzerinden konuyu sulandırmak da ayrıca bir art niyet. Şu sayfalarda, kanallarda, bundan 7-8 sene önce bile, uzaylıların binlerce sene önce dünyamızda bulunduklarına, dünyada pek çok eser bıraktıklarına dair onlarca somut delil paylaştım. Dürüst olan hiçbir insan bunları görmezden gelemez ve tartışma hemen biter. Hem uzaylıların varlığı, hem binlerce sene önce de dünyamızda oldukları hem de dünyanın dört bir yanında izler ve eserler bıraktıkları en somut şekliyle ispatlı…

O halde Barış’ın ve benzerlerinin derdi nedir? Asıl endişeleri nedir? Daha dün bile Meksika hükumetinin bulduğu tabletleri gösteren videoyu bilmem kaçıncı tekrarla paylaştım. Bu Barış Özcan gibilerin şifası yok. Çünkü gerçekleri bilmiyor değiller. Görmüyor değiller. Uzaylıları getirip karşılarında konuştursanız bile inkar etmek zorundalar. Zaten en başından beri gerçek olduğunu bile bile inkar ediyorlar.

Şu kısmının tartışması gerekiyor: Bunlar bu gerçekleri kabul edince dünyada ne gibi değişmeler olacak, neler yaşanacak ve bunlar neler kaybedecekler.

Mehmer Fahri Sertkaya

Dünya Tarihine bakış epeyi sarsılabilir…

Kaç gündür, bir takipçimin gördüğü ve bana yazdığı şu rüyayı tabir edip paylaşsam mı paylaşmasam mı diye düşündüm durdum.

Ben şu rüyayı tabir etmek istesem, bu güne kadar anlatmadığım bazı sarsıcı bilgileri anlatmak zorunda kalırım ve devletler arası değil, gezegenler arası değil, yıldız sistemleri arası kriz çıkabilir.

Dünya tarihine bakışlar da yine epeyi sarsılabilir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünyada yaşanan sarsıcı gelişmelerin nedeni anlaşılamıyor…

‘’Dünyada bundan sonra, neredeyse hiçbir şey, eskisi gibi olmayacak.’’

Dünyanın önde gelen devletlerinin uluslar arası meselelerdeki kararlarında, temelden bir değişim gözleniyor. Çok yakında, özellikle Avrupa ülkelerinde baş gösterecek ve tarifi imkansız bir dizi büyük sorunu da peşinde getirecek olan temiz/içilebilir su sorunu, henüz bilinmeyen bir yolla aşılmış gibi görünüyor.

İçilebilir ve tarımsal alanda kullanılabilir su sorununu göz önünde bulundurarak dünyanın çeşitli meselelerine ve çeşitli bölgelerine bu temelde yaklaşan çok sayıda Avrupa ülkesinin, şu sıralarda sanki temiz su sorunu kalmamış gibi tavırlar/kararlar sergilediği gözlemleniyor.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden çok sayıda saygın siyaset bilimcinin bile beklentilerini ve gelecek yorumlarını boşa düşüren, bu sahada yapılmış binlerce televizyon programını, yazılmış on binlerce kitabı ve makaleyi ve çeşitli devletler arasında üzeri örtülü şekilde yapılmış çok sayıda stratejik ve gizli anlaşmayı bir anda hiçe dönüştüren bu ani ve tarihi kırılma noktasına neyin sebep olduğu ve kendileri susuzluktan kırılmaktansa, dünyanın diğer bölgelerindeki halkların savaşlar, iç savaşlar, örtülü işgaller ve terör ile kırılmasını öngören ve isteyen bu batılı devletlerin bu rahatlığını neye borçlu olduğu henüz çözülebilmiş değil.

İnternette çok sayıda komplo teorisi dolaşmaya başladı bile… Komplo teorisyeni olarak bilinen ama iddialarının üzerine geçen uzun yıllardan sonra, sarsıcı bazı iddialarında isabet ettikleri bilinen bazı meşhur kişiler, ağız birliği ile, havadan temiz su, gıda ve enerji elde etmeye yarayan teknolojilerde yeni ve dev gelişmelerin yaşandığını, dünyada bundan sonra, neredeyse hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını iddia ediyorlar.

Daha uçuk duran iddialar da var. Bu iddialardan bir diğerine göre; Amerikan Uzay ve Havacılık Ajansı (NASA) ortak hareket ettiği bazı devletlerin uzay ajansları ile birlikte, yakıt gerektirmeyen mikrodalga iticili motorlara sahip olan gelişmiş uzay araçlarını başarı ile test etti. Bu uzay araçları, sahip oldukları motorlar sayesinde uzaya çok kolayca çıkabiliyorlar ve uzayda çok büyük bir hızda hareket edebiliyorlar. Bu da, Jüpiter’in ve Satürn’ün, dünyamızdan daha büyük olan ve yoğun oranda temiz su kaynağı barındıran hatta bazıları uzaya temiz su püskürten uydularından su naklini hem mümkün kıldı hem de çok düşük maliyetlere çekti. Bu iddia, sarsıcı olmasının yanında, çok mantıklı ve inanılası duruyor. Zira NASA, son yıllarda, ezber bozucu ve şaşırtıcı gerçekleri üst üste açıklar oldu. NASA’ya göre, mesela Satürn’ün uydularında olan Enceladus, buzullarla kaplı. Yine NASA’ya göre, Satürn’ün bir diğer uydusu olan Titan, dünyamıza çok benzer özelliklere sahip. Titan, gezegenimizin haricinde, yüzeyinde kararlı olarak sıvı bulundurduğu kanıtlanan ikinci gök cismidir. Şayet iddia edilen teknoloji gerçek olmuşsa, güneş sistemimizin dışına yolculuk etmek bile gerekmiyor ve güneş sistemimiz içindeki gök cisimlerinden su, sıvı hale dönüşmüş çeşitli gazlar ve bir de çok önemlidir ki dünyada çok pahalı olan bazı madenler getirilebilecek. Google’ın ve dünyanın en zengin adamları listesinde olan çok sayıda dolar milyarderinin, uzun yıllardır uzay madenciliği sektörüne yatırım yaptığı ve bu alanda ihtiyaç olan hukuki düzenlemelerin bile çoktan yapıldığı biliniyor. NASA ise bu iddiaları kanıtlamak istercesine, uzay çalışmalarında kendini geri çekip, bu milyarderlerin firmalarını ve projelerini ön plana geçiriyor.

Söz konusu komplo teorisyenlerinin NASA’yı, uzayda elde ettiği bilgileri tarafsız şekilde dünya insanlığına duyurmamakla suçladığı da biliniyor. Belki de bu kişiler, Titan ve benzeri uydularda bulunan sıvının kullanılabilir su olduğunu ve askeri bir kurum olan NASA’nın bunu ve benzeri gerçekleri Amerika’nın çıkarları gereği dünyaya duyurmadığını düşünüyorlar. Nasıl değerlendirdikleri şu anda bizler tarafından bilinmese de, birkaç sene önce NASA, yakıt gerektirmeyen mikrodalga iticili motor teknolojisi geliştirdiğini gerçekten de duyurmuştu ve bu keşfi de çok sarsıcı bulunmuştu. Üzerine geçen yıllar boyunca bu teknolojiye dair yeni açıklamaların duyurulmaması, uzay madenciliği sektörüne dair çok kısıtlı bilgi içeren ve çok az sayıda haber yapılıyor olması da insanın aklına ‘’Komplo teorisyenleri bu defa da haklı mı çıkacak?” sorusunu getirmiyor mu?

#MehmetFahriSertkaya | #SpaceExplorer.TV | #BilimKurgu

İki milyar yıl önce dünyamızda nükleer santraller vardı.

Geçmişte çok defa yüksek bilim ve teknoloji çağları yaşandı

Afrika’daki Gabon Cumhuriyeti, zengin uranyum yataklarına sahiptir. 1972 yılında Fransa’daki bir fabrika Gabon’dan uranyum ithal etti. Fabrika ithal ettiği uranyumu incelediğinde büyük bir sürprizle karşılaştı, çünkü uranyum çoktan rafine edilmiş ve kullanılmıştı.

Doğal uranyum izotopu U-235, nükleer yakıtta bulunan yüzde 0,7202 bölünebilir bir malzemeye sahiptir. Fakat Afrika’dan ithal edilen uranyumdaki izotop yüzdesi 0,7171 idi, yani bu uranyumun daha önceden kullanılmış olduğu anlamına geliyordu.

Şekil 1: Oklo Uranyum Cevher Yatağı

Modern bilim çevrelerinden büyük ilgi

Zamanında dünyanın dört bir yanından gelen bilim adamları bu fenomeni keşfetmek için Gabon’da toplandı. Onlar bir takım araştırmalar yaptıktan sonra bu uranyumun bulunduğu yerde, bu günkü modern bilimin bilgisini aşan ve çok gelişmiş bir nükleer reaktörün bulunduğunu keşfettiler. Bu reaktör 1,8 milyar yıl önce inşa edilmiş ve 500.000 yıl çalıştırmıştı.

Bu uranyum madenini iyice araştırıldıktan sonra, uluslararası nükleer konferansta sonuçları yayınlanmış ve paylaşılmıştır. Paylaşılan bu araştırma sonuçlarında en ilginç olanı ise, bu uranyumun parçalanmış olduğu ve uranyumun bulunduğu bölgede radyoaktif atıkların tespit edildiği bilgisidir.

Devasa büyüklükte bir reaktör 

Bu devasa nükleer reaktör ile bugünkü mevcut çağımızın reaktörleri kıyaslanamaz. Yapılan araştırmalara göre, bu nükleer reaktör, birkaç mil uzunluğunda idi. Fakat buna rağmen bu devasa reaktörün termik etkisi, sadece 40 metrelik dar bir çevreyi kapsıyordu.
Bu gerçekler ile karşı karşıya kalan bilim adamlarından bazıları, bu nükleer reaktörün insan yapımı olamayacak kadar kusursuz olduğunu ve ancak doğal bir reaksiyon sonucu meydana gelen doğal bir reaktörden söz edilebileceğini iddia ederek, insanlık tarihine ve fizik bilimine bakışımızı tepetaklak edecek bu konuyu kısa sürede kapatmak istediler. 

Gerekli olan saf su nereden geliyor?

Şekil 2: 15 reaktörün yerlerini gösteren harita

Dr. Glenn T. Seaborg, Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Komisyonu eski başkanı ve ağır elementlerin sentezi üzerine yaptığı çalışmalarından dolayı Nobel Ödülü almış bir bilim adamıdır. Doğal bir reaksiyon için gerekli bazı şartların eksiksiz bir şekilde bir araya gelmesi gerektiğine işaret eden Dr. Glenn, örneğin nükleer reaksiyon için suyun son derece saf olması ve sadece yüzde bir milyon gibi en ufak bir kirlilikteki bir suyun, bu reaksiyonun ‘zehirlenmesine’ ve durmasına sebep olacağını ve doğada böyle bir saflığa sahip bir suyun bulunmadığını söyledi.


Doğal konsantrasyonlar nükleer bir reaksiyon için yetersiz 

Bu günkü kaya uranyum izotop konsantrasyonu yüzde (0,7171). 2 milyar yıl önce, kaya uranyum izotopu U-235 konsantrasyonu yüzde 3 idi. Bu, 2 milyar yıl önceki bir uranyum nükleer reaksiyonu için uygun değildi. Buna rağmen 2 milyar yıl önce böyle bir reaksiyon meydana geldi. Bu da gösteriyor ki, böyle bir reaksiyonun ancak yapay olarak ve insan eliyle gerçekleşmesi mümkündür.

Şekil 3: Reaktör Bölgesi… Fosil reaktör maden ocağının yan tarafında beton içine alınmış. Betonlama, fosil reaktörün radyasyon açısından tehlikeli oluşundan değil, ocağın eğiminden dolayı kaymasını önlemek üzere yapılmış 

SONUÇ ve DÜŞÜNCELER:

Oklo fenomeni olarak bilinen, jeolojik ortamda 15’den fazla nükleer reaktör fosilinin keşfi olayı ile ilgili olarak en son yayınlanan (2011) bilimsel makalelerden birinde yazarlar diyor ki “Bu fenomenin keşfinden bu yana 40 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen olay hâlâ bütün gizemini koruyor”[1].

Bir diğer bilimsel makalede ise Petrov ve arkadaşları tarafından “1972 yılında Gabon’da Oklo çıplak reaktörlerinin keşfi, 1945 yılında Enrico Fermi ve ekibi tarafından yapay füzyon zincirleme reaksiyonunun keşfinden bu yana, reaktör fiziğinin belki de en önemli olaylarından biri” yorumu yapılıyor [2].

Bu bulguları iyice incelediğimizde, önümüze çıkan tablo ise, yaklaşık 2 Milyar yıl önce Gabon’da teknoloji ve bilim bakımdan bizden daha üstün bir medeniyetin yaşamış olduğudur.

Onlar 2 milyar yıl önce bizim yapamayacağımız bir nükleer reaktör inşa etmiş ve tam olarak 500.000 sene çalıştırmıştır. Bu kulağa inanılmaz gibi gelse de, her şey böyle bir medeniyetin varlığına işaret etmektedir.

Salah-Eddine Bentridi, Benoıˆt Gall, Franc¸ois Gauthier-Lafayea, Abdeslam Seghour,
Djamel-Eddine Medjadi, ”Inception and evolution of Oklo natural nuclear reactors”
(Ge´ne`se et e´volution des re´acteurs nucle´aires fossiles d’Oklo), C.R. Geoscience 343 (2011) 738–748.Y. V. Petrov et al., “Natural Nuclear Reactor Oklo and Variation of Fundamental Constants: Computation of Neutronics of Fresh Core,” Phys. Rev. C. 74, 064610 (2006).

Böyle bir medeniyetin değil böyle çok sayıda medeniyetin dünya üzerinde dönem dönem çok yüksek bilim teknoloji çağları yaşadıklarını ispat eden onlarca başka yayın da SpaceExplorer.TV web sitemizde bulunabilir.