Tuhaf görünüşlü şu zürafalar, dinozorlar zamanında varlar mıydı?
O zamanda da zürafalar vardı ise, o tarihlerden kalan zürafa fosilleri bulundu mu? Bulunan en eski zürafa fosili kaç yıllık?
Zürafaların o boyunları tabii mi? İlk zürafalar laboratuvarlardaki suni rahimlerde mi doğdular? Zürafa türünün üretilmesi için kaç hayvanın genetik kodları birleştirildi? Kodları arasında devenin, leoparın, okapinin kodları da var mı?
Evrim teorisi safsatasını hala ayakta tutabileceğine inananlar var mı? Yazılarımdan/yönlendirmelerimden sonra dünyadaki birkaç ülkede, geçmişte de genetik mühendisliği yapıldığına, hayvan türleriyle oynandığına dair araştırmalar başlatıldı ama araştırmalardan elde edilecek ve dünyayı sarsacak sonuçlar dünya insanlığı ile şeffafça paylaşılacak mı?
Bir gün gelince dünya insanlığı “ayar tutmamış hayvanlar”ın soylarının kurutulmasına karar verecek mi?
Karada da suda da huzur bulamayan gergedanların, su aygırlarının ve benzeri hayvanların çilesi bitecek mi? Bünyelerine insan genleri yerleştirilmiş ve neticesinde ne maymun kalmış ne insan olmuş maymun türlerinin çilesi bitecek mi?
okapi
Kuş türlerinin kodlarıyla atların ve eşeklerin kodlarını bile birleştirerek zebraları türetmenin kime ne faydası vardı? Kuş kodlarıyla bile maymunların kodlarını birleştirmenin kime ne faydası oldu? Bazı iguana türlerinin neredeyse insanlaşacak ve akıllı/zeki bir mahluk zan edilecek kadar kodlarıyla oynamaya ne gerek vardı? Ne gerek vardı bazı iguana türlerine hem dünya insanlarının hem uzaylı insan türlerinin genetik kodlarını eklemeye?
Okapi
Anlatılacak o kadar çok şey var ama önce konunun uzmanlarına bırakacağım. Konunun uzmanları işlerini düzgün ve dürüstçe yapmazlarsa bir yandan gerçek dünya tarihini anlatırken bir yandan da onların çirkin yüzlerini bütün insanlığa anlatacağım.
Ya hayvan genleri taşıyan insanlara ne olacak? Şu yeşiller ya da bilinen adıyla Ye’cüc ya da şu son zamanlardaki isimleriyle reptilianlar ne olacaklar? Ne gerek vardı daha güçlü insanlar olabilmek için kendi genetik kodlarına yırtıcı hayvanlardan, sürüngenlerden ve daha onlarca hayvan türünden kodlar eklemeye? Şimdi yırtıcı hayvanlar kadar saldırganlar. Şimdi kendilerini insana benzemez bir hale getirdiler. Oysa Allah onları da en güzel surette yarattı.
Devlet adamları, din adamları, bilim adamları ahlaklı/namuslu olmayınca sadece insanlık değil, dünya, hayvanlar, bitkiler, her şey bozuluyor.
Yukarıdaki ekran görüntüsü bir web sitesinden alıntıdır.
Şunları bilim diye milletin önüne seriyorlar. Ortada somut hiçbir şey yok. Hep faraziye, hep teori, hep art niyet, hep din düşmanlığı ve uydurma evrim safsatası…
Oysa dinozorlar ta o zaman var olan çok yüksek bilim ve teknoloji sayesinde, çok büyük bir genetik mühendisliği projesiyle “birden/aniden” var oldular. Dünyamızda hiçbir hayvanın “ara türü” olmadığı gibi, günümüzde dinozor denilen şu hayvanların da ara türü yoktu.
Daha çok yırtıcı kuşlar ve sürüngenlerin genetik kodları üzerinde oynanarak ve mümkün olduğunca bunların kodları birleştirilerek dinozor dedikleri hayvan türlerinin oluşması sağlandı. Modern bilim bunun hala nesini çözemiyor?
Sadece bu kadarla da sınırlı değil. Dünyamızdaki diğer hayvan türlerinin genetikleri ile de oynadılar. Sonrasında birbirine çok benzeyen ama birbirinin aynı olmayan türler oluştu. Evrimci aldatıcılar da bunları ara türler olarak kabullendirmek istiyorlar.
Dünyada binlerce hayvan türü, genetik mühendisliği ile sonradan meydana getirildi. Mesela su aygırları… Bu kadar çalışma yapan bilim adamları bunu nasıl anlayamazlar bilmiyorum ama su aygırları “ayar tutmamış” hayvanlar. Dengeli/oturaklı değiller. Dünyanın tabiatının standartlarına uymuyorlar. İnsan eli değdi onlara ve su aygırları pek çok hayvandan alınan genetik kodların birleştirilmesi ile üretildi. En çok da fok balığı, fil ve timsahtan genetik kodlar aldılar bu iş için…
Bu şekilde sonradan meydana getirilen binlerce hayvan türünden en çok da dinozorlar başa bela oldular. Sonra da yine yüksek teknoloji ile ve büyük bir kararlılıkla yok edildiler. Kim bilir belki de bir anda çölleşen o yemyeşil araziler, ayar tutmamış ve çok zararlı olan havyan türlerini hızlıca yok etmek için yapılan teknolojik saldırılar sırasında yanıp çölleşmiş bile olabilirler.
Evrim teorisini malzeme ederek din/inanç düşmanlığı sergileyen ve sözde kendilerini bilim adamı diye gösteren hokkabazlar, “Gök taşı düştü de dinozorların nesli birden yok oldu” yalanını bile bile üfürmeye devam etsinler. Görelim bakalım kaç sene daha bunu yapabilecekler. Üfürükçüler bile bunlardan daha namusludurlar.
Geçmişte çok defa yüksek bilim ve teknoloji çağları yaşandı
Afrika’daki Gabon Cumhuriyeti, zengin uranyum yataklarına sahiptir. 1972 yılında Fransa’daki bir fabrika Gabon’dan uranyum ithal etti. Fabrika ithal ettiği uranyumu incelediğinde büyük bir sürprizle karşılaştı, çünkü uranyum çoktan rafine edilmiş ve kullanılmıştı.
Doğal uranyum izotopu U-235, nükleer yakıtta bulunan yüzde 0,7202 bölünebilir bir malzemeye sahiptir. Fakat Afrika’dan ithal edilen uranyumdaki izotop yüzdesi 0,7171 idi, yani bu uranyumun daha önceden kullanılmış olduğu anlamına geliyordu.
Şekil 1: Oklo Uranyum Cevher Yatağı
Modern bilim çevrelerinden büyük ilgi
Zamanında dünyanın dört bir yanından gelen bilim adamları bu fenomeni keşfetmek için Gabon’da toplandı. Onlar bir takım araştırmalar yaptıktan sonra bu uranyumun bulunduğu yerde, bu günkü modern bilimin bilgisini aşan ve çok gelişmiş bir nükleer reaktörün bulunduğunu keşfettiler. Bu reaktör 1,8 milyar yıl önce inşa edilmiş ve 500.000 yıl çalıştırmıştı.
Bu uranyum madenini iyice araştırıldıktan sonra, uluslararası nükleer konferansta sonuçları yayınlanmış ve paylaşılmıştır. Paylaşılan bu araştırma sonuçlarında en ilginç olanı ise, bu uranyumun parçalanmış olduğu ve uranyumun bulunduğu bölgede radyoaktif atıkların tespit edildiği bilgisidir.
Devasa büyüklükte bir reaktör
Bu devasa nükleer reaktör ile bugünkü mevcut çağımızın reaktörleri kıyaslanamaz. Yapılan araştırmalara göre, bu nükleer reaktör, birkaç mil uzunluğunda idi. Fakat buna rağmen bu devasa reaktörün termik etkisi, sadece 40 metrelik dar bir çevreyi kapsıyordu. Bu gerçekler ile karşı karşıya kalan bilim adamlarından bazıları, bu nükleer reaktörün insan yapımı olamayacak kadar kusursuz olduğunu ve ancak doğal bir reaksiyon sonucu meydana gelen doğal bir reaktörden söz edilebileceğini iddia ederek, insanlık tarihine ve fizik bilimine bakışımızı tepetaklak edecek bu konuyu kısa sürede kapatmak istediler.
Gerekli olan saf su nereden geliyor?
Şekil 2: 15 reaktörün yerlerini gösteren harita
Dr. Glenn T. Seaborg, Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Komisyonu eski başkanı ve ağır elementlerin sentezi üzerine yaptığı çalışmalarından dolayı Nobel Ödülü almış bir bilim adamıdır. Doğal bir reaksiyon için gerekli bazı şartların eksiksiz bir şekilde bir araya gelmesi gerektiğine işaret eden Dr. Glenn, örneğin nükleer reaksiyon için suyun son derece saf olması ve sadece yüzde bir milyon gibi en ufak bir kirlilikteki bir suyun, bu reaksiyonun ‘zehirlenmesine’ ve durmasına sebep olacağını ve doğada böyle bir saflığa sahip bir suyun bulunmadığını söyledi.
Doğal konsantrasyonlar nükleer bir reaksiyon için yetersiz
Bu günkü kaya uranyum izotop konsantrasyonu yüzde (0,7171). 2 milyar yıl önce, kaya uranyum izotopu U-235 konsantrasyonu yüzde 3 idi. Bu, 2 milyar yıl önceki bir uranyum nükleer reaksiyonu için uygun değildi. Buna rağmen 2 milyar yıl önce böyle bir reaksiyon meydana geldi. Bu da gösteriyor ki, böyle bir reaksiyonun ancak yapay olarak ve insan eliyle gerçekleşmesi mümkündür.
Şekil 3: Reaktör Bölgesi… Fosil reaktör maden ocağının yan tarafında beton içine alınmış. Betonlama, fosil reaktörün radyasyon açısından tehlikeli oluşundan değil, ocağın eğiminden dolayı kaymasını önlemek üzere yapılmış
SONUÇ ve DÜŞÜNCELER:
Oklo fenomeni olarak bilinen, jeolojik ortamda 15’den fazla nükleer reaktör fosilinin keşfi olayı ile ilgili olarak en son yayınlanan (2011) bilimsel makalelerden birinde yazarlar diyor ki “Bu fenomenin keşfinden bu yana 40 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen olay hâlâ bütün gizemini koruyor”[1].
Bir diğer bilimsel makalede ise Petrov ve arkadaşları tarafından “1972 yılında Gabon’da Oklo çıplak reaktörlerinin keşfi, 1945 yılında Enrico Fermi ve ekibi tarafından yapay füzyon zincirleme reaksiyonunun keşfinden bu yana, reaktör fiziğinin belki de en önemli olaylarından biri” yorumu yapılıyor [2].
Bu bulguları iyice incelediğimizde, önümüze çıkan tablo ise, yaklaşık 2 Milyar yıl önce Gabon’da teknoloji ve bilim bakımdan bizden daha üstün bir medeniyetin yaşamış olduğudur.
Onlar 2 milyar yıl önce bizim yapamayacağımız bir nükleer reaktör inşa etmiş ve tam olarak 500.000 sene çalıştırmıştır. Bu kulağa inanılmaz gibi gelse de, her şey böyle bir medeniyetin varlığına işaret etmektedir.
Oklo Görüntüleri
Salah-Eddine Bentridi, Benoıˆt Gall, Franc¸ois Gauthier-Lafayea, Abdeslam Seghour, Djamel-Eddine Medjadi, ”Inception and evolution of Oklo natural nuclear reactors” (Ge´ne`se et e´volution des re´acteurs nucle´aires fossiles d’Oklo), C.R. Geoscience 343 (2011) 738–748.Y. V. Petrov et al., “Natural Nuclear Reactor Oklo and Variation of Fundamental Constants: Computation of Neutronics of Fresh Core,” Phys. Rev. C. 74, 064610 (2006).
Yeryuvarı ve İnsan dergisi – Ağustos 1978
Böyle bir medeniyetin değil böyle çok sayıda medeniyetin dünya üzerinde dönem dönem çok yüksek bilim teknoloji çağları yaşadıklarını ispat eden onlarca başka yayın da SpaceExplorer.TV web sitemizde bulunabilir.
Siz inanıyor musunuz, dinozorlar gök taşı düşmesi neticesinde mi yok oldu?
Bütün insanlığı aptal yerine koyuyorlar. Ne için? Dini inkar edip, evrim safsatasını savunmak için…
Dinozorların neslinin meteor düşmesi nedeni ile sonlandığını iddia eden bilim adamları, nihayet bu meteor düşmesi olayının ayrıntılarını kendilerince açıkladılar.
Bu teoriyi savunabilen bilim adamlarına göre, düşen meteor sadece 10 km. çapındaymış. Bundan yaklaşık 66 milyon yıl önce Meksika’nın Yucatan Yarımadası’na çarpmış ve ve şu an Chicxulub Krateri olarak adlandırılan dev çukuru açmış.
19 km derinliğe sahip bu kraterin genişliği ise yaklaşık 200 km. imiş. Yani bizim Türkiye’nin genişliğinin (En batı ile en doğu sınırı arasındaki mesafenin) yaklaşık 1600 km. olduğunu düşünürsek, koskoca dünyada, Türkiye’nin sekizde biri kadar krater açmış. Ne hikmetse, dünyanın dört bir yanına yayılmış dinozorları ve hayvan ile bitki türlerinin yaklaşık olarak üçte ikisini yok etmiş.
Onlara göre türlerin bu yok oluşu, meteorun çarpma etkisi ile değil de, çaptıktan sonra dünyamızda oluşan etkiler ile olmuş. Çarpmadan sonra doğal düzen ve iklim bozulmuş. Bu da türlerin yok olmasına sebep olmuş.
Siz hiç denk geldiniz mi, bu kadar çok dinozor kalıntıları bulduğumuz gibi; ➥ Hatta 500 milyon yıl önce çok özel ve çok saf bir demirden yapılmış, tahta saplı çekiç bulduğumuz gibi… ➥ 100 milyon yıl önceden kalma insan parmağı bulduğumuz gibi…. ➥ 130 milyon yıl öncesinden kalma insan eli fosili bulduğumuz gibi… ➥ 300 milyon yıllık ve tornadan geçmiş metal parçayı bir kömür madeninde bulduğumuz gibi… ➥ 2,8 milyar sene önceden kalma yüksek teknoloji ile üretilmiş küçük kürecikler bulduğumuz gibi… ➥ Milyonlarca yıl öncesinden kalma ve günümüzde de varlıkları devam eden çeşitli hayvan fosilleri bulduğumuz gibi…
türleri meteor düşmesi ile yok olduğu iddia edilen binlerce hatta on binlerce hayvan ve bitki türü kalıntılarını/fosillerini bulduk mu biz? Sadece türü yok olan dinozorlar, mamutlar ile birkaç yok olmuş başka türün kalıntısı mı kalmış ve günümüze ulaşmış?
Hiç düşündünüz mü, şu anda dünya üzerindeki saymakla baş edilmez canlı türleri arasından sadece arılar yok olsa bile, dünyamızın dengesi alt üst oluyor ve dünya üzerindeki doğal/biyolojik hayat çöküyor, tamamen yok oluyor. Ve ne yazık ki arılar hızla yok oluyor da bütün devletler, insanlığı panikletmeden bunun sebebini arıyor, çaresini arıyor. Yine hiç düşündünüz mü, başka bazı canlı türleri yok olunca da, ciddi denge sorunları yaşanacak dünyada… Toplam hayvan ve bitki türlerinin üçte ikisi yok olur da, dünyanın dengesi, üzerindeki biyolojik yaşam tıkır tıkır nasıl devam eder? Nasıl toptan yok olmaz?
Onların kafalarına baksak, karanlık bir dönem yaşanmış, asit yağmurları bile yağmış, gezegenimizin bütün doğal dengesi tarumar olmuş ve pek çok tür yeniden evrimleşip var olmuş. Zaten bütün gayretleri dini inkar etmek için, hiçbir bilimsel temeli olmayan evrimi savunabilmek için insanlığın kafasını uyuşturan ve insanlığı toptan aptal yerine koyan hikayeler uydurmak değil mi? Günümüz biliminden, insanlığa kesin gerçekler gibi öğretilen on binlerce teoriyi silip atarsak, geriye ne kalır? Ya bu on binlerce ispat edilememiş teoriyi kesin doğru kabul etsek bile, geriye kalan milyonlarca soruya nasıl cevap verilebilir? Aciz kalındığını ve aklın insanı “aklın da duyu organlarımız kadar sınırlı gücü olduğuna” zorlamasını inkar ile yola devam etmenin kime ne faydası var?
Bilim adamlarının meteor düşmesi iddiası çerçevesindeki açıklamalarına daha onlarca soru ve somut veri ile itiraz edilebilir. Bu hareket tarzı, bilmediği bir soru sorulduğunda “Bilmiyorum.” diyemeyen, konuşup açıklamaya çalıştıkça bocalayan, çirkin hallere giren ve insanların nefretini üzerine çeken ve lafı uzatıp karıştıran bir insanın hali gibi değil mi?..
Bilim adamı olmak için de her şeyden önce ahlak gerekmez mi?
Sözde bilim adamları da bilmedikleri, çözemedikleri, açıklayamadıkları, aciz kaldıkları konularda iman edip teslim olmayı ya da en azından ahlaklı davranıp susmayı ve komik durumlara düşmemeyi tercih etmeliler.
Üstelik o meteorun ne zaman düştüğü hala kesin değil. Dinozorların tam olarak ne zaman yok oldukları da hala kesin değil. Son bulunan dinozor kalıntıları, ne zaman yok olduklarına dair tartışmaları daha da kuvvetlendirdiği gibi, bütün dünyanın inandırıldığı bir şeyi daha yıktı. Meğer dinozorların hiçbirinin dış görünüşü, bu güne kadar resmedildiği gibi değilmiş. Bunların hepsi, bütün dinozor türleri, tüylü ve telekliymiş.
Dünyanın daha önce en az altı kez ani yok oluşu yaşadığını bilim adamları nerede ise kesinlik derecesinde ispat etmiş durumda. Son 50 yıl içinde de öylesine keşifler yapıldı ve bulgular göz önüne çıkarıldı ki, geçmişte, şu anda bizim yaşadığımız gibi, hatta bizim yaşadığımızdan da daha ileri bilim ve teknoloji çağları yaşanmış ve bizim yaşayacağımız gibi kıyametler kopmuş. Afrika Gabon’daki iki milyar yıllık nükleer santral hala yerli yerinde duruyor. Geçmişte yüksek teknoloji çağları yaşandığına dair yüzlerce bulgu da elde mevcut duruyor. O halde dinozorların yok oluşları dahil çok sayıda meseleyi izah ederken evrimci Allahsızların zorlama teorileri yerine, eldeki somut verileri göz önünde bulundurmak ve ciddi, samimi, dürüst olmak gerekiyor. Dinozorlar ya ani toplu yok oluşlar yani önceki kıyametler sırasında yok oldular ya da daha önceki yüksek teknoloji devirlerinden birinde, zararlı ve rahatsız edici görülerek devlet politikası ile türlerinin sonlandırılması kararı alındı da kasten yok edildiler.
➥ Yazıda iddia edilen, geçmiş teknoloji çağlarına ait bulgular için buraya bakınız. ➥ Dinozorların tüylü ve telekli olduğuna dair buraya bakınız. ➥ Geçmişte daha önce de kıyametler koptuğuna dair buraya bakınız. ➥ İki milyar yıl önce dünyamızda nükleer santraller vardı. Buraya bakınız. ➥ Dünya altıncı kez yok oluşa mı gidiyor? Buraya bakınız. ➥ Kıyametin kopmasına insanlar mı sebep olacak? Buraya bakınız.