Etiket arşivi: Mason Tarikatı

Akademi Dergisi yazarı muhterem hocamız Mehmet Fahri Sertkaya’nın muhtelif yazılarında geçen, Mason tarikat, Mason, Masonik Örgütler, Yahudi/Mason Medyası, Mason/Satanist Ayin, Mason Teşkilatı, Freemasonry, Masonluk, Masonlar gibi etiketlerin tamamını istafade edilmesi temennisiyle, Mason Tarikatı konusu altına toplamaya çalıştık.

Editör | MFS.TV

NASA’nın Türkiye’de gizli bir birimi (NGB) var.

Sabetaycı gizli Yahudi ve Mason olan Haktan Akdoğan’ın İzmir’deki bu UFO hadisesine dair yorumları, hemen her mevzuda olduğu gibi, büyük oranda isabetsiz. İzmir’de ele geçen uzaylı, süper teknoloji ürünü bir insansı robot değildi. Tek de değildi.

İki kişilerdi. Ufak bir UFO’ları vardı. Kötü niyetli ve saldırgan değillerdi. Kaza yapmadılar, vuruldular. Dostane şekilde sadece incelemeler yapıyorlardı. Bunlar, hususiyle Türkiye’ye ilgi duyan uzaylı insanlardandı. Türkiye’ye olan ilgilerinin sebebi, bu insan türünün de tıpkı bizler ve Merihliler gibi Müslüman olmasıydı.

Düşük hızda uçarak incelemeler yaptıkları bir anda, hiç beklemedikleri şekilde saldırıya uğradılar. Ordumuza ait çok özel bir İHA, bu küçükçe UFO’ya lazer ışını gönderdi ve hem patlama yaşanmasına hem de düşmesine sebep oldu.

2014 yılındaki o habere çok inanmayın. Lazer silahları onlarca senedir var ve kullanılıyor. ABD, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne bile bu lazer silahlarından vermişti ve onlar da bir UFO’yu vurup içindekileri ele geçirmişti. Yaşananlara ve elde ettikleri UFO enkazı ile uzaylı insanlara dair tuttukları resmi evraklar da basına sızmıştı.

7 Mart 1989…
Lazer silahlarına sahip olan Güney Afrika Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri, Kalahari çölünde bir UFO’yu vurup düşürdü: http://urlkisaltma.com/8llTM

9 Kasım 2015…

Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde oluşan tuhaf bulutlar kayda alındı ve kısa sürede sosyal medya üzerinden dünyanın tartıştığı bir konu oldu. Dünyanın çok sayıda ülkesinde haber kuruluşlarında haber de oldu.

Büyük UFO’ların, dünyayı incelemek isterken, ellerindeki yüksek teknoloji ile etraflarında yapay bulutlar oluşturabildiği biliniyor. Bilinen tarihte, böyle bir vak’a ilk defa, Çanakkale savaşında Norfolk taburunu bulutların(!) yutması sırasında görüldü.

Norfolk taburunu yutup da çok zor bir zamanda biz Müslüman Türklere yardım edenler bulut değil, tıpkı bunlar gibi UFO’lardı. Bir istisna olarak, Müslüman uzaylıların dünyamızın olaylarına müdahale etmesine kısıtlı bir izin verilmişti. Bkz: http://urlkisaltma.com/1Tbhz

İzmir’deki söz konusu uzaylı hadisesine müdahale edenler 11 ya da 12 kişilerdi.

Bunlardan dördü Jandarma kimliklerine sahipti, diğerleri polis kimliklerine… Hepsinin kimliği gerçekti. Gerçekten Jandarma’da ve Emniyet’te kayıtları vardı. Lakin hepsinin hem Jandarma’da hem de Emniyet’te kayıtları/kimlikleri vardı. Ellerindeki bu gerçek kimliklerde gerçek resimleri vardı. Lakin isimleri Jandarma kimliklerinde Ahmet ise, Polis kimliklerinde Mehmet ya da başka bir şey olarak geçiyordu. İki teşkilatın da resmen var olan adamları olan bu kadro, aslında MİT’in, MİT üzerinden CIA ve NASA’nın adamlarıydı.

Üç araçla olay yerine geldiler. Birinci araç, başka bir hadisede çekilmiş olan bu fotoğrafta gördüğünüz ile aynı marka ve model olan ve aynı böyle renk, şerit ve özelliklerde olan sahte bir Jandarma aracıydı…

İkinci araç, aynı marka ve modelde olup tamamen siyah renkteydi. Üçüncü araç ise Jandarma ve Emniyet teşkilatında da kullanılan çift kabinli bir pikaptı.

Sadece 20 dk sonra

Bahçelerinde “tıpkı insan gibi” diyerek tanımladıkları ve bacağından bir şey akan, korkmuş, ne yapacağını bilemez halde bir acayip canlı gören… Uzaylı olduğunu düşündükleri bu canlıyı polise bildirmeye teşebbüs eden bu insanların ifadesine göre, Jandarma zan ettikleri ekip oraya 20 dakikada ulaştı.

Aralarından biri, bu şahitlerin tam olarak izah edemediği bir şeyi üzerine giydi (Sadece bir çelik yelek de olabilir, özel bir kıyafet de olabilir). Yanındakilerin silahlarını doldurmasını istedi ve korku, panik, şaşkınlık duymadan, sanki böyle bir canlıyı daha önce de görmüş ve yakalamış gibi tavırlarla gitti, yakaladı. Gayet sakin tavırlarla, yakaladığı uzaylı insanı araçlardan çift kabinli pikaba koydu ve “Bir şey yok, merak etmeyin. Biz size haber vereceğiz” deyip gittiler. Bir daha kimse bu insanları aramadı, bilgi de vermedi.

O uzaylı insanın üzerinden aşağı akan şey kandı. Onların kanı gri renkte olduğu ve vakit de gece olduğu için, şahitler yorumlamakta zorlanıyordu. Bu yaralının diğer arkadaşı ağır yaralıydı. Düştükleri yerden kalkamamıştı. O ise yaralı hali ile yerleşimin bulunduğu yere geldi. Muhtemelen yardım isteyecekti ama köpekler etrafını çevirdi. İhtiyar ev sahibi de çıkıp silahını ona çevirdi.

Oraya gelip onu alanlar NGB’dendi. UFO’larını da NGB düşürmüştü ve 11-12 kişi değillerdi. Ekibin geri kalanı (ki 8-10 kişi daha vardı) UFO’nun düştüğü yeri bir an önce bulmak telaşındaydı. Bu ekibin oraya 20 dakikada gelip bu kadar korkusuz, şaşırmamış ve kararlı tavırlarla müdahale etmesinin sebebi buydu…

ABD’de, dünyanın pekçok ülkesinde ve Türkiye’de, uzaylıları ve UFO’ları ve tuhaf buldukları bütün hadiseleri (mesela obrukları) araştıran bir gizli teşkilat var. Evet, bu, tek bir teşkilat ama pek çok ülkede gizlice teşkilatlanmış. NASA bu sistemi yönetmek için CIA’yı kullanıyor. CIA da bu sistemin Türkiye ayağını yönetmek için MİT’i kullanıyor. NASA’nın Türkiye’deki bu gizli birimini (NGB’yi) şu anda Hakan Fidan, Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar bile bilmiyor.

Yaralı yakalanan ile UFO’nun düştüğü yerde ölü ele geçirilen iki uzaylı insan, en kısa sürede ABD’ye götürüldü. Ceset bozulmadan üzerinde her türlü inceleme yapıldı. Yaralı kurtulanın üzerinde de incelemeler, deneyler yapıldı.

Kaza yapmış UFO ise daha sonradan, dikkat çekmeden ABD’ye götürüldü. UFO, önce NGB’nin Türkiye’deki güvenli bir mekanına götürüldü. Paketlendi, sarıldı ve sonra ABD Hava Kuvvetllerine ait bir A400 askeri nakliye uçağına konularak ABD’nin meşhur 51. Bölge isimli üssüne götürüldü. A400 Türkiye’ye sanki başka bir şey için gelmiş gibi gösterildi.

NGB yaklaşık 40 yıldır gizlice Türkiye’de faaliyette… Bu güne kadar Türkiye’de en az on uzaylının ele geçirildiği ve ABD’ye götürüldüğü biliniyor.

NGB sistemi içinde TSK içindeki hain bir ekip de var. TSK’daki NGB ekibi, MİT’teki yöneticinin emrinde. NGB’nin en üst yöneticisi bir MİT personeli… MİT’te müsteşarlar gelip geçiyor ama daha alt kademede olan bazı insanlar ilerleyen yaşlarına kadar MİT’te o konumda tutuluyor. İşte bunlardan biri NGB’nin şefi ve bu kişi de gizli Yahudi.

YİT, dönen dolapları çok daha ayrıntılı surette biliyor. İsimleri de bağlantıları da sahada kullandıkları personeli de bu personellerin hangi işlere burnunu soktuğunu da biliyoruz ve operasyonlarımızı tamamlayana kadar bu kısımları buradan elbette yayınlamayacağız.

Ankebut Ağı’nın bu birimini de imha edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bunlar, başka bir dünyaya açılan kapı gibi

Konya’daki obruklardan Bahamalardaki deniz altı obruklarına…

Türkiye’de Nat Geo belgeselleri yasaklanmalıdır. Bunlar belgesel değil adeta bir silahtır. Tamamen Amerikan, Siyonist, Mason menfaatleri çerçevesinde zihin yönlendirmesi yapmaktadır. Türkiye Nat Geo belgesellerini yasaklayarak ve sebebini dünya insanlığına şeffafça ve ispatları ile anlatarak, bu hususta dünyanın diğer devletlerine örnek olmalıdır. Oralarda da yasaklanmasının önünü açmalıdır.

Şu National Geographic belgeselinde “Dünyadaki en tuhaf jeolojik kaya olumşumlarından bazıları” denilen şeyler, tıpkı geçenlerden mevzu ettiğimiz Konya’daki obruklar gibi, dünya dışı teknoloji ile oluşturulmuş çukurlar/mağaralardır. Nat Geo’unun, o dikine inip sonra yatay devam eden mağara sistemini inceleyebilecek çok gelişmiş araçları var. Oraya insan/dalgıç girmesi şart değil, araçlar da girebilir ama oldu bittiye getirip konuyu ileri götürmüyor. Çünkü Nat Geo’nun başındakiler, orada neler döndüğünü zaten biliyor. Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanda, okyanus suyunun altında, yeraltı üssüne giriş yolları olan bu gibi sözde çukurlardan çok sayıda olduğunu da biliyorlar. İşlerine gelseydi, Türk/İslam düşmanlığı hatta insanlık düşmanlığı yapabilecekleri bir mevzu olsaydı, milyonlarca dolar harcar ama oralara yine de ulaşıp görüntü alırlardı. Nat Geo’nun başındakiler, İstanbul Boğazı’nın binlece sene önce yapay olarak açıldığını da biliyorlar. 40 sene olmuş o bilimsel çalışmalar yapılalı ama dünya insanlarının kaçı bu gerçeği duyabildi?

Mariana Çukuru

Mariana Çukuru (nam-i diğer Challenger Çukuru), dünyanın en derin çukuru. Büyük Okyanus’ta Endonezya ile Japonya arasındaki bu çukurun derinliği 10 km… Buraya, Ankebut Ağı’nın en önemli adamlarından biri olan ve geçmiş yayınlarda adını andığımız Kanadalı bir yönetmen James Cameron “Dikey Torpil (Deepsea Challenger.)” adlı özel denizaltısıyla ve tek başına inmeyi başardı. O derinlikte birkaç saat kaldı ve sonra 70 dk. da su üstüne çıktı. Bermuda Şeytan Üçgeni gibi yüzyıllardır tartışılan bir konuya son noktayı koyabilmek adına Nat Geo ne yaptı? Hiç… Hiçbir şey yapmadı. Bir fayda sağlıyormuş görünen bir sözde belgesel yaptı ve onun da başından sonuna kadar her yanı aldatıcılık dolu… Deniz altındaki obrukların nasıl oluştuğuna dair son buzçağı, asidik yağmur diyerek izah yapmasına kahkahalar atılmalıyken kimse gülemiyor, herkes ciddiye almaya çalışıyor. Çünkü Ankebut Ağı’nın basın/medya gücü sayesinde zihinler onlarca senedir çoktan yıkanmış ve tıpkı cumhuriyet ve demokrasi karşıtı olamayacağınız ya da Hitler yanlısı olamayacağınız gibi Nat Geo karşıtı da olamazsınız. Böyle bir hakkınız yok. Buna teşebbüs ederseniz bile çağdışı bir insan olur meydanda kalırsınız.

Mehmet Fahri Sertkaya

Akıl hastalığı olarak tanımlanmalı

Ne kadına dönüşebilmiş ne de erkek kalabilmiş. Erkekten dönme IMF Başkanı Christine Lagarde, rahatsız edici bir görüntüye girmiş. Psikolojisindeki bozukluğun yüksek şiddette olduğu, en sakin anlarında bile el ve beden diline ve en çok da gözlerine yansır olmuş.

Cinsiyet değiştirme isteği akıl ve ruh hastalıkları arasında tanımlanmalı ve devletler buna izin vermeyip desteğe muhtaç bu hastaları tedavi altına aldırmalı.

İnsanların böyle acınası hallere düşmesini hoş/normal görmeyi medenilik gibi dayatan insanlık düşmanı Yahudi/Mason basın ve medyası ise en baştan çökertilmeli. Dünyanın pek çok ülkesinde ünlü kişilerin cinsiyet değiştirmesi emrini vererek bunlar üzerinden dünya insanlığını felaketlere sürüklemek isteyen bir Ankebut Ağı ve bu ağı yöneten konseyler var. Hollywood ünlülerinin 5-7 yaşındaki çocuklarının cinsiyet değiştirmesini emir edenler de bunlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çok sayıda devlette çok sayıda obruk yeniden inceleniyor.

Obruklar ve Merkürlüler hakkında anlattıklarımızı kale almayan hiç kimse yok. Elde edebildiğimiz ilk bilgilere göre birkaç büyük devletin gizli servisleri ile uzay ajansları, birkaç obruğu, anlattıklarımız ışığında yeniden ve farklı yönlerden incelediler. Anlattıklarımızı doğrulayan, ispat eden yeni somut bulgular elde ettiler.

Merkürlüleri durdurmanın zor olduğuna ama imkansız da olmadığına inanıyoruz. Dünyanın pek çok yerindeki “obruk krizi”, kesinlikle mani olunabilir, önlenebilir bir kriz…

Bu adam mevzuyu biliyor.

Biliyor ama Türkiye’ye değil NASA’ya çalışıyor.

Yazacaklarım doğrulanmış/kesinleştirilmiş bilgidir. Konya’da sürekli obrukların oluşmasından sonra, bölge halkı, devletin bu meseleye el atmasını istedi. Bu talep doğrultusunda AKPKK konuyla mecburen ilgilendi. Çok sayıda kurum, kuruluş, şahıs, obrukların hangi sebeple oluştuğunu ve obruklara mani olmanın yolunu bulmak için araştırmalar, incelemeler yaptı.

Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şubesi Başkanı Prof. Dr. Fetullah Arık onlardan biriydi. “Bu obruklar bundan sonra da olacak, buna mani olunamaz. Çünkü şu fay hattı var. Ayrıca falan gazla yeraltı sularının birleşmesi ve filanca etkinin oluşması sonucu böyle bir şey oluyor.” mealinde konuştu, rapor verdi. Basın ve medyaya da bu şekilde konuştu. Bu, kendi kararı değildi.Aslında, kendisinin de inanmadığı şeyler söyledi, yazdı. Çünkü arka planda çok şeyler yaşandı.

Fetullah Arık, obrukların doğal nedenlerle oluşmadığını, maden çalışması neticesi oluştuğunu en somut deliller ile gördü.

Üniversitedeki ekibi ile birlikte obruklardan birine indiler. İçine doğru kazıp girdiler ve daha önceki yazılarda bahsettiğim süper teknoloji ürünü maden aracının bir parçasını buldular.

Bahsettiğim, Merkürlülere ait maden aracı bir seferinde arıza yaptı. Arıza çözülemeyince, kısımlarından birini orada toprağın içinde bıraktı ve yoluna/işine devam etti. Arık ve ekibi de hiç ummadıkları ve bilmedikleri/beklemedikleri anda bu parçayı buldu. İşte tam o sırada, zaten gelişmeleri yakından takip eden NASA’dan bir kişi Fetullah Arık ile hususi olarak konuştu. “İsmim şu, konumum bu, NASA’ya bağlı bir sistemin içindeyim. Biz de bulduğunuz şeyi biliyoruz ve istiyoruz.” dedi. Arık’a para teklif edildi, sürekli kendilerine çalışması istenildi ve sürekli maddi menfaat elde edeceği söylendi.

Gizli Yahudi olan, resmen kayıtlı değilse de Mason olan Fetullah Arık, teklifi kabul etti. Aracın parçası oradan gizlice çıkartıldı ve NASA’nın Türkiye’deki uzantıları tarafından ABD’ye götürüldü. Arık da anlaşmaya uygun bir rapor verdi ve basın/medyaya da bu anlaşmaya sadık kalarak konuştu, konuşuyor.

Obruklardan birinin içinde bir parça bulunduğunu duyanlar olmuştu. Tayyip de bunlardan biriydi. Obrukların doğal olmadığını düşünmeye başlamışlardı. Bu parçanın bulunduğunu duyunca buna daha da inandılar ama sonra güvendikleri Arık “Parça doğal değil ama yaşananın izahı mümkün. Bu bölgede falanca sistem kurulmuştu, daha önce filanca çalışma yapıldı. Toprak altında bunun parçası kalmış. Bu, izahı mümkün olan bir durum” mealinde konuştu, yazdı.

Neticede, bir konteynıra anca sığacak kadar büyük olan ve üzerinde delikler, çarklar olanbu metal parça, deniz yolu ile ABD’ye gitti ama NASA’nın Türkiye uzantıları (Bunlara daha sonraki yazılarımda “NASA’nın Gizli Birimi” diyeceğim ve kısaca NGB şeklinde yazacağım) ile Fetullah Arık arasında bağlantılar devam ediyor. Arık hala bölgede NGB’ye çalışıyor ve NGB ile birlikte gizli işler/araştırmalar çeviriyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Terminatör filmi de bilimkurgu değil

James Cameron, Ankebut Ağı içinde önemli yeri olan bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Akrabaları arasında ve aile çevresi/dostları arasında önemli kişiler vardı. Bunlar, muhtelif devletlerin ve devlet kurumlarının başında bulunan, kritik konumlarda olup kritik bilgilere rahatça ulaşan kişilerdi. Aralarında NASA’dan, CIA’dan kritik kişiler de vardı.

Bunun bir neticesi olarak James Cameron’un gençlik yıllarında etrafında hep sarsıcı gerçekler konuşuldu. O, bunlara hep kulak misafiri oldu. Çok da ilgi duydu, şaşırdı, sorguladı, daha çoğunu öğrenmek istedi. James’in dinledikleri arasında bazıları, daha sonra dünyaca meşhur olmasını sağlayacak senaryoların temelini oluşturacaktı.

18 bin alem içinde bazı başka dünyalardaki bilim ve teknojinin bize on binlerce sene fark attığını… Oralarda gerçeğinden çok zor ayırt edilebilecek kalitede robotlar yapıldığını… Bu robotlarda gerçek insan derisi, dokusu, gözü, saçı kullanıldığını ama gerçek dokuların aslında gerçek insanlardan alınmayıp yapay yollarla üretildiğini… Bu robotlarda normal insan gibi davranabilen süper gelişmiş yapay zekalar kulanıldığını… Bu gerçekçi robotların bir kısmının harp maksadıyla üretildiğini, öldürmek ve termine etmek (bitirmek, yok etmek) için üretildiğini… Ve çok daha fazlasını, zaten elde edilmiş, kesinleştirilmiş gerçekler olarak yıllarca dinledi.

Daha sonra kendince bunları senaryo yaptı ve filminin yapılmasını istedi. O kadar çapsız, kabiliyetsiz bir gençti ki o hali ile senaryoyu kimse kale almadı. lakin yine Ankebut Ağı’ndaki bağlantılar devreye girdi. James’in senaryo diye yazdığı “gerçek bilgiler” Hollywood’a James üzerinden ulaştırıldı. Hollywood’takiler bunu alıp sıfırdan çalıştılar, kurgu, akıcılık, detaylar, mantık eklediler. Sosladılar, süslediler ve filmini yaptılar. Dünyaya da “İşte bu müthiş senaryo James Cameron’a ait” dediler. Bu, aynı anda birkaç kuş vurmaktı. Hem paraya para kattılar, hem Hollywood’u kıymetlendirmiş oldular, hem de gelecekte yerlerine geçirecekleri Yahudi ve Mason gençler arasına James’i de kattılar, James’i de çakma bir senarist, yönetmen ve yapımcı yapmanın önünü açtılar.

İşte gerçekte bir Ankebut Ağı olduğu için ve bu ağı oluşturan Yahudiler ile bu ağa sızan Griler, dünya insanlığını kendine köle gördüğü için NASA, Mars’ta sıvı su olduğunu 50 yıl sonra açıkladı. Bunu da başka çaresi olmadığı ve mecbur kaldığı için açıkladı. Binbir türlü kritik bilgi dünya insanlığından gizlendi, gizleniyor. Dünya insanlığına, Ankebut Ağı’nın kontrolüne girmiş onlarca devlet üzerinden akıl almaz tuzaklar kuruldu, kuruluyor.

“Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.”

Estetik güzeli mafya babacığı Sedat Peker, hakkında yazdıklarımı görüp sinir krizi geçirmiş. Bir on dakika kadar bağırmış, sövmüş, bana tehditler savurmuş. “Sen görürsün oğlum, senin a. koyacağım. Seni ibretlik bir şekilde öldürmezsem bana da Sedat demesinler” tarzında, mahallenin yeni yetme kopilleri gibi atarlanmış.

Sonra da kendisi gibi Rus Yahudisi kökenli ve Mason Süleyman Soysuz’u aramış:

Estetik güzeli: Ben bu durumu sineye çekip kabullenemem. Bütün bunlara (yazılara) karşılık olacak bir cevap vermem lazım

Soysuz: Yahu Sedat biz bilmiyor muyuz bu işin karşısında cevap vermeyi. Sadece sen değil ki biz kaç kişiyiz burada. MİT, CIA, Amerika, Tayyip, İsrail, bu kadar adamız. Hiçbirimiz karşılık veremiyor muyuz? Adamlarımız mı yok, gücümüz mü yok var ama işin içinde başka oyunlar da var. -Bir kişi değil, arkasında koca cemaat var. Başka başka işler var. O yüzden temkinli ilerleyelim- derken, işler bu hale geldi. Şimdi yapacağımız en ufak hatada bütün sistemi (Ankebut Ağı’nın tepkisini kastediyor) kendi üzerimize çekeriz. O yüzden şimdilik fevri davranma. Kimseye sormadan da hiçbir işe kalkışma kardeşim.

Estetik güzeli: O zaman bu lafların altında mı kalacağım?

Soysuz: Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.

Estetik güzeli: Böyle işin a. koyarım. Bu ne biçim iş. O zaman karı gibi oturayım, elim kolum bağlı bekleyeyim, gelip beni alsınlar, böyle mi yapayım?

Soysuz: Merak etme kardeşim, az kaldı. Sonunda bu laflarının hepsini yutturacağız bunlara.


Mafya babacıkları

Türkiye’deki mafya babacıklarının ezici çoğunluğu, içimizdeki İsrail tarafından, Mason teşkilatı tarafından mafya babacığı yapılmış, korunmuş, kollanmış, binbir türlü pis işlerinde kullanılmış, basın ve medya oyunları ile gücü abartılmış ama gölgesinden korkan kripto kimlikli pislik heriflerdir.

İçimizdeki İsrail bir de her şeyi o kadar ters yüz etmiştir ki tehdit, şantaj, yalan, dolan, fitne, fesat, ego, kibir, cehalet, cinayet, ahlaksızlık, yağmacılık, mala/mülke çökme tarzı ile kara/kanlı para elde eden böyle itler milletimize vatan/millet sevdalıları, gariban dostları olarak da gösterilmiştir.

Bir misal: Estetik güzeli, Rus Yahudisi, Mason, katil, hırsız, arsız, yalancı, vatan haini pislik herif Sedat Peker…

Cürmü boyunu on bin kere aşmış, AKPKK ve Mason teşkilatı sayesinde dosyaları kapatılmış, yargılandığı davalarda temize çıkartılmış, şimdi bile derhal ters kelepçe ile alınması icap ederken AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü sayesinde “vatan evladı” taklidi yapan bu maymunun bana ve sistemime karşılık vermeye gücü olsa, on dakika sinir krizi bile geçirmez, ilk dakikada atağa kalkar, yapabileceği bir şey varsa yapardı. Hatta duramaz şimdi de yapar.

Soysuz’u araması, o kadar lafı etmesi hep numara, ortama ayar verme teşebbüsü. Bir yandan şamarımı yedi, alemin önünde havası bozuldu, çakma itibarı ve gücü yok olacak. Bir yandan sanki bir gücü varmış gibi göstererek işlerine ortak olduğu kendi gibi vatan haini siyasetçiler ve patronlar onu kale almayacak. Üstüme gelse zaten şamarımı tam yiyip oturacak, sistemi birden çökecek. Oynadı rolünü…

Benim kalemim, muhatabım bile değil. Uzun süredir beni takip ettiğini, mevzu ettiğini, it gibi tırstığını zaten biliyorum. Şimdi istesem hukuk yolu ile de hukuk dışı yollar ile de kısa sürede ezer geçerim. Benim ayarımı bozarsa, bir talimatımdan sonra İstanbul’daki bir mekanından diğerine bile geçemez olur.

Ben dünyanın kaç devletine birden, kaç uluslar arası mafyasına birden koymuşum postamı, kim bu estetik güzeli? Kim bunu var eden ve bir nane imiş gibi gösteren İçimizdeki İsrail ya da Ankebut Ağı?

Estetik güzeli hakkında geçmişte yaptığım birkaç paylaşımı şimdi bir daha gruba yönlendireyim…

Suç örgütü liderliğinden yargılanan Sedat Peker, “Ak saçlı” dediği gizli Ermeni ve MİT/CIA ortak casusu Devlet Bahçeli’nin suç, terör ve ihanet örgütü MHPKK’nin yüzde 4-5 oy alacağının konuşulmasına tepkili. Peker, “Milletimizin kendi siyasi istikbalini ve partisinin zarar göreceğini düşünmeden ülkesi için birçok fedakarlığı yapan Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve ak saçlı bilge liderine böyle birşeyi asla yapmayacağına inanıyorum” dedi.

Şu videoya bir bak… Sene 2004… Polislerimizden Allah razı olsun, işlerini dört dörtlük yapmışlar ve çok sevdiğin Sedat Peker isimli mafya babacığını, organize suç örgütü liderini paket yapıp almışlar. Sonra ne dönmüş? Nasıl olmuş da bu Sedat Peker tahliye edilmiş? Bak polisler öfkeden duvarları yumruklamışlar? Adamlar haklı, ben olsam daha da ileri giderdim. Devletin bir kurşununu hayırlı bir iş için feda ederdim.

Kim bunlar Zeki? Bu milletimize anlat hele, kim bu devlet içinde devlet olan mafyacıklar, kirli çeteler, masonlar, Sabetaycılar, CIA’cılar? Bak haberi veren Kanal D bile içimizdeki İsrail’in kurumsal TV kanallarından biri… Haberi sunan Atasagun de kripto Yahudi mi?

Sedat Peker ile AKPKK arasındaki ilişki ne zaman, nasıl başladı, nerelere kadar uzandı? Sen benim önümü kesemeyince neden hemen Sedat Peker’e koştun ya da adını kullandın? Onun adını, çok dara düştüğünde, onun rızası olmadan da kullanıyor musun? Aranızdaki hukuk ne zaman, nasıl başladı? Sizi kimler tanıştırdı? Ne işler çevirdiniz bu güne kadar? Neler döndü, neler dönüyor? Bize neler anlatacaksın? Neden bu gün de AKPKK bu mafya babacığına hukuk sisteminde hususi bir koruma sağlıyor? Devlet gücümüzü çetelere, CIA’cılara, Sabetaycı hainlere, Masonlara kullandıranlar kimler? Sana dokundurmayan ihanet gürühu, neden Sedat’ı da kolluyor? “Süleymancılara operasyon” denip duruyor ve sen de arada bu gibi cümleler kuruyorsun ya, söyle hele bu saydıklarımla mı yapacaksınız operasyonu?

İnsanın aklına gelmiyor değil, yoksa Sedat Peker de pek çok meşhur mafya babacığı gibi içimizdeki İsrail’in adamı bir kripto Yahudi mi? Bir adamı vardı, şu video çekildiği tarihte sağdı ve yanındaydı. Sonra öte tarafa adisyonu ödemeye gönderdiler onu, adı da şey olacaktı, sen söyle, Ali Şahin Gürman mı ne? O da kripto muydu? Sahi, nedir bu işler böyle, hep denk mi gelmiş bunlar?

Ses ver Zeki, ses ver artık? Konuş, dök o sahte AKPKK ve Reis sevdanın arkasındaki gerçekleri. Bu sahte sevginin arkasında aslında nasıl bir menfaatçilik olduğunu, ne kadar vurduğunu, kaç ülkede neler satın aldığın da anlat. Derneğin UKİD’in Afrika masasının başına, uluslar arası dolandırıcı Ahmet Kemal Öncü’yü, bütün suçları senelerdir ispatlı olduğu halde koymuş pisliğin tekisin sen, haydi konuş, ne konuşacaksan?

Seni insan şeytanı seni…

Bir daha adımı anarken duruşunu düzelt, önünü ilikle, tabirlerini iyice seç, düzgün cümleler kur. Yoksa kırarım kalemini.

İşte meydan, bütün Türkiye görsün bakalım, üstüme gelebiliyor musun, gelemiyor musun?

Numarayı da bırak, herkes biliyor orada burada numaradan atar yaptığını, benden it gibi tırstığını ve bir şey yapabilecek olsan durmayıp yapacağını. Seni sen yapan vatan hainlerini de seninle aynı anda aynı mezara gömecek kadar gücüm var benim.

Sen bu işleri içindesin, bilirsin: mafya babaları ya da nam-ı diğer organize suç örgütü liderleri de estetik yaptırır mı Zeki? Bunlardan hangisi gerçek Sedat Peker?


AKPKK bu katili, bu hırsızı, bu şerefsiz haini serbest bıraktığında, bunu yakalayan polis memurları bile duvarları yumrukladı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Korku imparatorlukları çöküyor, çökecek.

Binlerce cinleri daha az önce mevta oldu. İki konsey, içinde Trump’ın da bulunduğu yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi ve onun bir üzerindeki konsey olan 13’ler Meclisi bir araya gelip bütün hünerlerini sergileyerek büyüler yapmışlar, yaptırmışlar. Başka hiçbir şey yapamıyorlar, çaresizler… Kim bilir kaç masum Müslüman çocuğunu daha Şeytan’a tapınma ve büyü ayinlerinde parçaladılar.

Ankebut Operasyonu, sadece AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü yıkmak ve gerçek Türk hakimlerinin önüne atmak için başlatılmış bir operasyon değildir. Asıl hedefimiz kuklalar değil, kuklacılar…

Bu operasyon kapsamında, İçimizdeki İsrail dediğimiz teşkilatı oluşturan ve dünyaya yayılmış Ankebut Ağı ile de organize şekilde çalışan bütün alt teşkilatlar çökertilecek. Gizli Ermeniler, gizli Yahudiler, Sabetaycı gizli Yahudiler, Mason teşkilatı, Misyonerler, Tapınakçılar, Evanjelikler, hepsi çökertilecekler.

Bunların, dünya insanlığının gözünde çok güçlü, çok organize ve karşı konulamaz güçte imişler gibi görünmesini sağlayan, pireyi deve gösteren ve bunların Türkiye’de pis işlerine sorunsuz devam etmesini sağlayan, milletimizi kandıran, akıl almaz insanlık dışı faaliyetlere yardım eden sözde Türk basın ve medyası da çökertilecek. Korku imparatorluğu kurmak isterlerken kullandıkları basın-medya patronları, sözde araştırmacı yazarlar, TV programcıları ve sunucuları da oyundan düşürülecek.

Ankebut Operasyonu, Hz. Mehdi’nin, Deccal’in ordusunu yok etmesinde son aşama olarak dünya tarihine geçecek. Bu operasyon devam ettikçe dünya üzerindeki güç dengeleri de değişecek. Deccal’in ordusu, yani Ankebut Ağı, darmadağın edilecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

O yol verdi, mafya indirdi.

Soysuz yol verdi, mafya indirdi.
Tipik bir Süleyman Soysuz cinayeti…

Makamında öldürülen Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi, Emniyet Teşkilatının yüz karası, yediği içtiği haram/rüşvet olan pisliğin tekiydi.

Sürekli Masonlarla ve Ankebut Ağı ile iş tutuyordu. Bu Masonların uluslararası çapta fuhuş, uyuşturucu, silah, organ dahil her pis işi yaptıklarını biliyor ama Ankebut Ağı’nın tepe teşkilatını bilmiyordu.

Evvelden beri pisliğin teki olan Altuğ Verdi, alçak vatan haini ve bütün pis işlerin içinde olan Binali Yıldırım’ın Boşbakanlığı zamanında korumalığını yaptı ve iyice dibe vurdu.

Boşbakan Binali namına piyasada terör estirmeye kalkmış, çok kişileri tehdit etmiş, korkutmuş, sindirmiş ve türlü hukuksuzluklar yapmış birisiydi Altuğ Verdi…

Bir kripto Yahudi olan Altuğ Verdi, bütün kirli işlerin içindeydi. Fuhuş, uyuşturucu dahil pis işler çevirenlerle birlikte çalışıyor, pay ya da sürekli rüşvet alıyordu.

“Param/imkanım olsun, giyineyim, gösteriş yapayım, lüks yaşayayım, etraf hep görsün” ayarında bir gösteriş budalasıydı. Üst makamlarda olanlara sürekli yalakalık yapan bir sefildi. Paranın hangi yollardan geldiği umurunda bile değildi.

Ve gün geldi, Mevla’nın bu sefil mahluka verdiği mühlet bitti. İnsanlık dışı sistemleri içinde, uyuşturucu işi ile alakalı sorunlar çıktı. Bu sorunlar, uyuşturucu işindeki adamlarla arasında karşılıklı mücadeleye dönüştü.

Soysuz, önce kibarca müdahale etti, ara bulmak istedi. Uzlaştırmak istedi. Müdür Altuğ Verdi yanaşmadı, inatlaşıp dikleşti. Sistemi darbe alan Soysuz bu defa tehditler savurdu ve her zaman yaptırdığı işi bir daha yaptırdı, bir Emniyet Müdürünü daha katlettirdi. Şükür ki bu defa öldürttüğü, uyuşturucu işlerini bozdu diye makamında şehit ettirdiği Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan gibi bir vatan evladı değil, kendisi gibi insanlıktan çıkmış pisliğin tekiydi.

Türkiye’deki en büyük uyuşturucu baronlarından biri olup Rus Yahudisi kökenli bir Mason da olan Süleyman Soysuz, Altuğ Verdi ile telefon görüşmelerinde bile atıştı.

Soysuz ara bulmak istedikçe dik/inat bir tip olan Altuğ Verdi “Yapacağım bir şey yok, elimden bir şey gelmez” dedi.

Bu hallerden sonra Soysuz, mafyanın tarafını açıkça turarak müdüre posta koydu ve “Ben ne istiyorsam sen onu yapacaksın” dedi.

İtaat etmeyen müdür, itaatsizliğin bedelini canı ile ödedi. Kuyusu derin, azabı elim olsun. Diğer insan şeytanlarının da mühletleri bitecek…

Müdürün infazını Soysuz’dan ziyade mafya planladı. Soysuz talimat ve yol verdi, mafya indirdi. Katil polis de uyuşturucu mafyasının adamı. “Üniversite kazanıp da merkeze alınmasını istedi. Bu hususta tartışma çıkınca müdürü vurdu” gibi açıklamalar, itibar edilecek türden değil… Katil özel korumaya alınmalı, özel yetkili mahkemeler hemen vak’ayı derinlemesine ele almalı ve Soysuz gibi bir insan şeytanına icap eden hukuki müdahale yapılmalı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şu Ahmet Kural-Sıla meselesi…


Zan edersiniz ki “Hanımefendi” dediği ve “Osmanlı kadını”olmasını beklediği sözde sanatçı kadın, Ahmet Kural denilen ve mizahın sınırlarını aşıp hep bel altına vurarak gençliği zehirleyen lüzumsuzun nikahlı eşidir…

Bu İslamcı zihniyetliler iyice gevşediler. Ya tamamen Masonik bir proje olup ihanetler için kurulmuş olan Aile Bakanlığı’nın başındaki kadının bile sanki ortada bir aile varmış ve aile sorunu varmış gibi davranmasına, konuşmasına nasıl tahammül edebiliriz. Şu anda meydandaki asıl sorun, nikahsız gayr-i meşru yaşamanın devlet gücü kullanılarak bile topluma normal gösterilmesi değil midir? Kadının namusu, şerefi, iffeti, nikah ile haklar verilip hukuki korumaya alınması, kadını korumak iddiasında olanların meselesi bile değil midir? Bizden önce bu şekilde felakete götürücü davranışların ve kabullenişlerin felakete sürüklediği milletlerin dayanılmaz acılar ve sıkıntılar içinde olduğu gözler önünde değil midir?

Nereye sürüklüyor bu Siyonist ve Mason pususu AKPKK iktidarı ve İslamcı samimiyetsizler dinimizi, itikadımızı, ahlakımızı, kızlarımızı, nesilleri ve devletimizi? Bu millet bu ihanetlere topyekun harp ilan etmek zorundadır. Yoksa bunun sonunda Türk milleti de söz konusu diğer milletlet gibi acılar içinde kalır.

Aslanlar gibi, erkek gibi, namuslu ve şahsiyet sahibi biri olarak seven ve sevdiği kızla evlenen ama 18 yaş gibi tamamen zorlama ve art niyetli bir engele takıldığı için ceza evine giren erkekler lehine üç satır lehte yazan ya da konuşan var mı? Allah aşkına şu milletimize söylensin artık, kimler yönetiyor şu perişan haldeki devletimizi? Haham Ben Abrahamson’ın ve Şeytan’a tapıp Şeytan için insan kurban edecek ve insanları insan görmeyecek ve felaketlere sürüklenmeleri için uluslar arası sistem kuracak kadar adileşmişlerin kontrolünde olmak zorunda mı Aile bakanlığı?

Mehmet Fahri Sertkaya

Rus elçiyi Süleyman Soylu vurdurdu!

Her şeyi kendi planladı ve yönetti.

ABD/Siyonizm için vurdurdu. Emri yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi’nden aldı. Kesinleştirilemedi ama emri verenin bu konsey içindeki Donald Trump olduğu değerlendiriliyor. Gizli Yahudi, Mason ve CIA piyonu olan Süleyman Soylu, kurşunu bittiği halde Rus elçi Karlov’un katili olan Mevlüt Mert Altıntaş’ı öldürttü, çünkü kendi adamlarıydı.

Bu hadiseye, zaten oralarda iken denk gelmiş rolü oynadı Süleyman ama aslında oralarda hazırdı, başlamasını bekliyordu. Çok riskli bir işti bu iş, bir anda ipin ucu kaçabilir ve düzeltilmesi mümkün olmayan vahim gelişmeler yaşanabilirdi. İşi sağlama aldı ve hadisenin patlak vermesinin hemen ardından her şeyi kendisi yönetti. Polis operasyonunu abartılı şekilde uzattı, çünkü herkesin dağılmasını, katil Mevlüt Mert’in yardımcısı olan ve yine kendisinin emrinde olan kişilerin uzaklaşmasını bekledi. O yüzden, etrafta kendi adamları da var diye, hemen silahlı polis müdahalesi yaptırmadı.

Katil, ilan edilen andan çok önce öldürüldü. Bunlar içeride kamera görüntülerini dikkatle izlediler, kendi adamları görüntüye girdi mi diye veya herhangi bir açık verdiler mi diye baktılar. Her şeyi kılı kırk yarana kadar kontrol ettiler. Sonra da “Tamam sorun yok” dediklerinde “öldürdük” diye ilan ettiler. Kandırıp kullandıkları Mevlüt Mert, kurtulacağına, sağ ele geçirileceğine çok inandırılmıştı. Bu nedenle operasyon yapılırken pazarlık da etmedi, kaçmak da istemedi, başkasına da zarar vermedi. Nasıl bir oyunun içinde olduğunu biliyordu ama kendisini de satmalarını beklemiyordu. Soylu, katilin arkadaş çevresinden çok kimse ile tanış ve bazıları ile aynı fotoğraf karelerinde yer aldı. Karlov’u vuran katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın ev arkadaşı Avukat Serkan, Soylu da dahil bazı AKPKK’liler ile aynı fotoğraf karelerinde yer almıştı.

O katil polisin kandırılmasında da yine Yahudi parmağı var. Zaten Nurettin Yıldız da Nusra da el Kaide de IŞİD de Boko Haram da diğerleri de hatta Selefiliğin/Vehhabiliğin kendisi de Yahudi projesi. Bu polis Mevlüt Mert, Nurettin Yıldız taraftarlarından oluşan Esedullah Tim isimli, Emniyet içindeki bir timin üyesi idi. Onlar sayesinde Nurettin Yıldız’ı ve Suriye’deki sözde İslami, özde Yahudi/Mason oyunu terör örgütlerini buldu. Elçiyi vurduğ yerde, kendi ekiplerinden orada olan diğer kişileri biliyordu. Oradaki diğerleri, ona yardımcı oldular, silahı içeriden mutfak bölümünden aldı. Bu görüntüler de silindi.

Mevlüt Mert’in oda arkadaşı Serkan ile Süleyman Soylu’nun geçmişten gelen epeyi bir hukukları var. Operasyonun beyni denebilecek kişilerden biri de Serkan. Mevlüt Mert’i Süleyman ile Serkan tanıştırdı ve oltaya Serkan getirdi, Serkan hazırladı. Ev, elçi, plan, kimin yakasında nasıl kodlar/şifreler olduğu, takılacağı her hususu Mevlüt’e Serkan anlattı. Mevlüt çok çok basit bir piyondu. Böyle bir suikasti bir başına yapmak kabiliyetinden, zekasından, imkanından, cesaretinden çok çok uzak biriydi. Serkan da Yahudi kökenli.

(Ankebut operasyonu için YİT’in saha personelinden elde edilmiş bilgilerdir)

Mehmet Fahri Sertkaya

KKTC Yakın Doğu Üniversite Hastahanesi

Bu gördüğünüz Yakın Doğu Üniv. hastahanesidir ki KKTC’dedir. IŞİD ve Nusra’nın patronlarından ve onlar gibi organ kaçakçısı olan Tayyip bu Y.D. Ü. Hastahanesini kendi açmış, öve öve bitirememişti.

Bu hastahanenin, uluslar arası organ kaçakçılığında kullanılmak için açıldığı ve o güne kadar binlerce, evet maalesef binlerce insanın orada organları için öldürülüp parça parça edildiği 2014 yılında Türk basınında da yer bulmuştu ve enteresan şekilde hiç tartışılamadan üstü örtülmüştü. Oysa bu parçalananların büyük bir kısmının kaçırılan çocuklar ya da kimsesiz kalmış çocuklar olduğu anlaşılmıştı. Yine her türlü pis işte olduğu gibi bu işte de AKPKK, Tayyip, içimizdeki İsrail’in adamları, patronları, büroratları, hukukçuları ve basın/medya patronları ve ayrıca CIA ile MOSSAD el ele, kol kola idi. İçimizdeki Ermenistan’ı da unutmamak lazım.

Bana iddiaları aktaranların söylediğine göre, bu BOP’çu, Tapınakçı, Mason, Haçlı güruhu artığı Allahsızlar ittifakı, insanlıktan çıkmış adi sefil mahluklar, insanları insandan saymayan kripto Yahudiler ve kripto Ermeniler, 2014 yılından sonra burada, yani Yakın Doğu Üniversitesi Üniversitesi Hastanesi gibi gösterilen insan mezbahasında iş görememişler. Başka mekanlar aramışlar. Gözden daha uzak, nüfus yoğunluğu ve şehirleşmesi nispeten daha az, buna rağmen hava limanı olan ve bir de bununla birlikte kriz bölgesi olan ve kolayca insan ve çocuk kaçırılan Suriye’ye de yakın olan bir yer arayarak Diyarbakır’ı seçmişler. İddia doğru ise Memorial grubu, sırf bu nedenle 35 milyon doları tutmuş Diyarbakır’da bu hastahaneye gömmüş. Üstü hastahane, altı insan mezbahası…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bu piyasada hasta olmamak mümkün değil…

Öyle bir piyasa var ki hasta olmamak imkansız kere imkansız…
Akıl almayan tarafı şurası ki devlet gücü insan sağlığını korumaktan yana değil de Mason ve hain patronlardan yana kullanılıyor. Bunlar bir de hastahanelerden ve bir de sözde ilaçlardan para vuruyor. Yetmiyor, insanlar bunu anladı da doğal yollardan şifa arıyorlar diye, devlet gücümüz su-i istimal edilerek baharatçılara, doğal şifaya vesile olanlara, doğal ürünlere savaş açıldı.

Gıda diye zehir satanlara, ilaç diye uluslar arası dolandırıcılk sistemi kuranlara, aşı diye nesilleri kıranlara ve kasten hasta edenlere, psikiyatri diye uydurma bilim icad edenlere savaş açılmıyor da nerede hayırlı bir şeyler söyleyen, yazan, satan varsa onlara müdahale ediliyor. Türkiye’yi Türkler yönetmiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya