Etiket arşivi: Mason Tarikatı

Akademi Dergisi yazarı muhterem hocamız Mehmet Fahri Sertkaya’nın muhtelif yazılarında geçen, Mason tarikat, Mason, Masonik Örgütler, Yahudi/Mason Medyası, Mason/Satanist Ayin, Mason Teşkilatı, Freemasonry, Masonluk, Masonlar gibi etiketlerin tamamını istafade edilmesi temennisiyle, Mason Tarikatı konusu altına toplamaya çalıştık.

Editör | MFS.TV

Hostese ve yolculara şarap şişesiyle saldıran yolcuya 2 yıl hapis cezası verildi ama…

Aman sevsinler, ne güzel dünya, ne güzel çağdaşlık bu böyle…

Hostese ve yolculara şarap şişesiyle saldıran yolcuya 2 yıl hapis cezası verildi ama…

Uyuşturucu üretilmesini, satılmasını, tüketilmesini gerçek manada önleme… Uyuşturucu kullanılıp suç işlenmesine ve bazı durumlarda yüzlerce kişinin hayatının tehlikeye atılmasına mani olma… Sistemi elden geçireceğine, önce yetkilileri yargılayacağına, uyuşturucu kullanıp da tesir altında iken suç işleyene ceza yağdır… Sonra tek suçlu olarak uyuşturucu kullananı gör. Sonra çık sistemine “çağdaş” de..

Geçtiğimiz Temmuz ayında Seattle-Pekin seferini yapan Delta Airlines uçağında birinci sınıfta kabin memurlarına ve bazı yolculara saldıran, uçağın kapısını açmaya çalışan Joseph Hudek (yukarıda kravatlı) isimli yolcu iki yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Şubat ayında suçlu bulunarak mahkemeye çıkarılan Dudek’i son duruşmada, ”Yaşananlar konusunda derin üzüntü duyuyorum” sözü de kurtaramadı. Dudek’in avukatı müvekkilinin daha önce 193 kez uçtuğunu ve hiçbir zaman böyle bir tavır sergilemediğini, saldırganlığına olay günü rahatlamak için yuttuğu ve sonrasında halüsinasyon (gerçekte var olmayan hayaller görmek, sesler duymak) görmesine neden olan Marihuana şekerlerinin neden olduğunu ileri sürdü. Savunma avukatı Stephen Hobbs ise Dudek’in saldırgan davranışıyla yüzlerce kişinin hayatını tehlikeye attığını dile getirdi.

Joseph Dudek’in, kafasına şarap şişesi vurarak yaraladığı yolculardan Lon Arnold ise saldırıdan sonra bir gözünde ve beyninde hasar oluştuğunu okuma ve yazmakta güçlük çektiğini anlattı. Federal hakim, 5 yıl hapis cezası istenen saldırgan yolcuyu 2 yılla cezalandırdı. İslam hukukunda ise böyle bir cahillik, adaletsizlik bulunmuyor. İslam devleti, bir suçun önünü gerçekçi tedbirlerle kesmeden, o suçu işleyenlere ceza kesemiyor. Şu şartlarda şu şahsa ceza kesilecek olsaydı bile, ondan çok daha ağır bir ceza, o uyuşturucuyu satın aldığı kişiye ve onu üreten kişiye kesilecek, bir kişinin daha bu hali yaşamasının önüne geçilmesi için devlet gücü seferber edilecekti.

Her şuçun önünü açıp, devlet olarak vazifesini yapmayıp, her gün ve her dakika insanların nefsine hitap eden ortamlarda, şartlarda kalmasına zemin hazırlayıp da sonra insanlara cezalar yağdırarak toplum düzenini sağlamaya çalışmak gibi bir samimiyetsizlik ve hukuksuzluk, İslam hukukunda yok. Bir şey suçsa, kesinlikle o suça götüreceği bilinen şeyler de suçtur. Misal: kadınlarla erkeklerin müsafaha etmesi, tokalaşması. Çünkü insanların çoğunu zinaya sevk edecektir ve telafisi mümkün olmayan zararlara sebep olacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” Serisi….

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Tansu Çiller…

İstanbul Belediyesi çalışanı kripto Yahudi bir baba (Hüseyin Necati) ile onun sekreterliğini yapan Selanik göçmeni bir annenin, aynı evde geçen 10 yıllık gayr-i meşru ilişkisi neticesinde istenmediği halde dünyaya gelen Sabetaycı bir gizli Yahudi. Annesi ve babası gayr-i meşru yaşamaktan hiç rahatsız değildi, yine de direndiler, gayr-i meşru yaşamaya devam etmek istediler ama istenmeden olan Tansu doğduktan yedi ay kadar sonra zaruri görerek evlendiler.

Aile, damarı kesilse CHP diye akacak kadar solcu ve İnönü’cü bir aile ama kod adı “CIA’nın gülü” olan kızları sağ kesimde ve çok çok hızlı manevralarla yükselerek siyaset yaptı. Tansu’nun kocası Özer Uçuran Çiller ise tapınakçı. Özer, “Tansu” kriptolojisi ile isimlendirilen bu kızı almak için, onun soy adını kullanmayı bile kabul etti. Tan-su’nun babası Hüseyin Necati Çiller, çok geçimsiz, sinirli, vasıfsız, lüzumsuz biri idi ama içimizdeki İsrail’in Türklerin yönetimini hile ve ihanet ile ele geçirmesinden sonra adına rejim kurduğu Sabetaycı gizli Yahudi Atatürk’ün yakınında bulunabilmiş biriydi.

Yolsuzluk, ihalede fesat, peşkeş, yalan beyan, paralel devlet, cinayet, katliam, iltimas, ihanet dahil hemen hemen akla gelen her suçtan hala yargılanması gerekiyor Tansu’nun… Tahkikat yapılırsa, üniversite diploması ve Profesörlüğü de çok büyük ihtimalle sahte çıkacak. Gerçek seviyesi, lise mezunlarının bile gerisinde… Atasını ziyarete gittiğinde Anıtkabir özel defterine yazdıkları ve sergilediği seviyesi artık bütün Türk milletinin dilinde. Tek başına bırakılsa, kurulu bir düzen halinde orta büyüklükte bir mahalle marketi kendisine teslim edilse, kuvvetle muhtemel altı aya kalmadan iflas ettirecektir.

Resmiyette/görünürde ekonomi profesörüdür. Boşbakan iken bile ekonomiye dair yaptığı yorumlar “inanılamaz” görülmüştür. İçimizdeki İsrail’in basın ve medyası, milleti şoka sokan değerlendirmelerinin durmaksızın tekrar edeceğini bildiğinden, aşırı dikkatli davranmıştır ama o, canlı yayınlarda da aynı vasıfsızlığı ile herkesi şaşkına çevirmiştir. Ekonomi haricindeki konularda da akıl almaz gafları ile meşhurdur. Ülkede, aldığı ekonomik kararlar ile bir anda büyük bir ekonomik kriz de çıkartmıştır. Türkiye’nin resmi boşbakanı olarak yabancı erkek devlet adamları ile görüşürken, istediği şartları kabul ettiremediğinde, kadınsız tavırlar sergilediği, hatta muhatabının bacakları dahil bedeni ile kendi ellerini temasa geçirdiği dahi sık sık iddia edilmiştir. ABD başkanı Clinton’ın Tansu’yu tenha bir köşeye çektiği iddiası da ilk anda sarsıcı ve iç acıtıcı gelse de, iddia sahipleri dikkate alınması gereken kişilerdir.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Deniz Baykal…

Sabetaycı gizli Yahudi. AKPKK’nin tek başına iktidara getirilmesinde gizli Ermeni Devlet Bahçeli kadar etkili biri. Baykal, AKPKK’nin kritik isimlerinden Sabetaycı Bülent Arınç ile de akraba. CIA, Soros, MOSSAD, İçimizdeki İsrail dahil herkesle bağlantılı. Tansu Çiller gibi onun da derhal derya kadar suçlama ile yargılanması icap ediyor. Hiçbir sıradışı kabiliyeti, hüneri ve bilgi birikimi yok. Enerji bakanı iken bile ülkeyi enerji krizine soktu ve silinip gitmesi gerekirdi. İçimizdeki İsrail’in, Atatürkçülük adı altında kurduğu hain rejimde, paralel devlet teşkilatı halinde kolladığı, muteber gösterdiği biri. Gerçek bir Türk basın ve medyası olsaydı, siyasi hayatı yarım saatte bitirilebilirdi. Üzerine geçen onlarca sene boyunca Türkiye’ye ihanet etmesi önlenebilirdi. AKPKK eli ile işlenmiş bütün suçların dünyada, ahirette sorumluluğu da Baykal’ın üzerinde.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Bülent Ecevit…

Karısı gibi kendisi de Sabetaycı gizli Yahudi. Karısının gerçek adı Rahşan değil Raşel. Bırakın koca memleketi, tek başına bırakıldığında ciddi bir devlet kurumunu bile yönetecek vasıfta biri değildi. İçimizdeki İsrail+Masonluk+CIA marifeti ile parlatıldı, iktidara getirildi ve hep popüler kalması sağlandı. Son zamanlarında çok yönden rahatsızlıklar yaşadı. Huysuzlaştı, itaatsiz oldu, günü gününü tutmaz oldu ve onlarca sene onu oynatan güç odaklarının gözünden bakınca “bir çuval inciri berbat eden adam”a dönüştü. Onlar tarafından yıkıldı. Kullanıldı ve atıldı. Bunda karısı Raşel’in huysuz, öfkeli, hesapsız tavırları da etkili oldu. Devlet yönetimi de şairliği kadar berbattı. Çıkarttığı aflarla, yüz binlerce masumun daha canı yandı. İktidarda iken devlet tarifi bile zor ekonomik sıkıntılar yaşadı. Türkiye için çok kritik olan çok mühim olan meselelerde Masonlardan, içimizdeki İsrail ile CIA’dan talimat almadan hiçbir şey konuşmadı ve hiçbir adım atmadı. Kıbrıs Barış Harekatı’nı bile onların talimatı ile hazırladı ve çok iyi rol yaptı. Siyonizm ve CIA, Yunanistan’da darbe yapan ve halk desteği de bulan cuntacıları devirmek ve Yunanistan’ın başına yine CIA’ya çalışan kadroları getirmek istiyordu ve Türkiye’nin başına getirdikleri Bülent’i kullanmaktan hiç geri durmadılar, Kıbrıs üzerinden cuntacıların imajını yıkmayı halk desteğini kırmaya başladılar. Ecevit’in ihanetlerini özetle anlatmaya bile onlarca saat gerekir.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Alparslan Türkeş…

Kripto Yahudi. Aslen Kayseri Yahudilerinden. Muzırlıkları sebebi ile Osmanlı’nın son zamanı Kıbrıs’a sürgün edilen, içimizdeki İsrail mensubu bir ailenin ferdi. CIA piyonu. Pentagon yetiştirmesi. Hususiyle, Siyonizmin ve CIA’nın komünizm karşıtı mücadelesinde Türkçülük akımını kullanmayı seçmesi ile, bu yolda kullanıldı. Onun Pentagon’da bu minvalde gizli eğitimler aldığı sırada, ABD’nin dünyanın dört bir yanından antikomünist mücadele için eğittiği insan sayısı 800 bini bulmuştu. Siyonizm çok sıkışıp paniklediğinde, Türkiye de çevre ülkeler gibi komünizme kaymasın diye Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Menderes’i İslamcı lider rolüne büründürmüş ve hızla İslami serbestlik vererek komünizm akımının karşısına çıkartmıştı. Bunu bir zaruret olarak yaptılar ve aslında çok riskli gördüler. Komünizme karşı mücadele güçlenmiş ve Türkiye’de biraz da nefeslenmiş, rahatlamışlardı ve sonrasında komünizmin karşısına Türkçülük akımı ile çıktılar. Kendi adamları olan Sabetaycı gizli Yahudi Menderes’i deviriken kullandıkları kadro arasında Türkeş de vardı. Bu proje çerçevesinde kullanılan çok sayıda kripto Yahudiden biridir gerçek adının Alparslan Türkeş olup olmadığı hala kesinleştirilememiş olan bu şahıs… Oğlu Tuğrul Türkeş de aynı güç odakları tarafından Siyonizmin ve CIA’nın AKPKK’sinde bakan yapılmıştı. Millet uyanmasın diye de CIA’nın adamı gizli Ermeni Devlet Bahçeli ile sözde atışmış da bu sebeple çaresiz kalarak baba ocağından ayrılmış ve AKPKK’ye gelmiş rolü oynamıştı. Akademi Dergisi olarak gerçek kimliğini, niyetini ifşa ettik, bağlantılarını da iyice ifşa edecektik ki panikle geri çektiler.

Neden geri çekildiğini koca memlekette hala kimse anlayamadı. Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı, Boşbakan yardımcısı, hükumet sözcüsü Sabetaycı gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’un onunla aynı anda neden aniden geri çekildiğini ve ta Turizm bakanlığına getirildiğini… Doğan Medya denilen ve resmiyette gizli Yahudi Aydın Doğan üzerinde gösterilen içimizdeki İsrail’in kurumsal medyasının neden aniden resmiyette el değiştirdiğini… CIA’nın AKPKK projesinin en kritik ailelerinden Karay Yahudisi Ülker ve Sabetaycı Yahudi Şahenklere neler olduğunu, bunları neden panik sardığını… Genel başkanı Meral Akşener’in bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğu İYİ Parti projesinin etkili isimlerinden Kripto Yahudi Ümit Özdağ’ın hiç olmadık bir anda neden ansızın geri çekildiğini kimsenin anlayamadığı gibi…

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Mesut Yılmaz…

Konuşmalarının arasında durup düşündüğü anlara reklam koymak mümkün olan, aşırı gergin ve iç hesaplı şekilde, endişeli tarzda ancak konuşabilen… ADL, JDL, Bilderberg dahil Siyonizmin hemen bütün teşkilatları ile iletişimi ve işbirliği olan… Boşbakan iken resmi yurt dışı ziyaretlerinde bile kumar oynayan, bir seferinde çıkan kavgada mafya babasının birinin attığı kafa ile burnu kırılan ve derhal vatana ihanet dahil onlarca vahim suçlama ile tutuklu yargılanması gereken bir gizli Ermenidir.

”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Uğur Dündar…

O gün o programına çıkarttığı herkesin gerçek kimliğini, bağlantılarını, hedeflerini detayları ile bilen ama kendisi de onlardan olan bir kripto Yahudidir. Bu haline rağmen hayatı boyunca Türklük, Atatürkçülük, Türkiye vurgulu eylem ve söylemleri ile aslında sinsi surette ve militan seviyede Türk/Türkiye düşmanlığı yapmıştır/yapmaktadır. Siyonizm, ortadoğuda işgalleri kırk yıldır yapamayınca, Büyük İsrail projesi gerçekleşmeyince, yeni bir strateji olarak AKPKK projesi ile ılımlı İslamlı T.C. projesini devreye alınca, AKPKK ve el Kaide, el Nusra, IŞİD üzerinden bölgeyi mahvetmeyi ve sonra işgal etmeyi planlayınca, ülkedeki gizli iktidarlarının yıkılacağını düşünerek buna uymamış, kendisi gibi buna uymayan kripto Yahudi arkadaşları ile, başta da kripto Yahudiler Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan ile birlikte, resmiyette Sabetaycı gizli Yahudi Burak Akbay’ın üzerine gösterdikleri Sözcü gazetesinde yoluna devam etmiştir. Gizli kameralı özel ekiplerle birlikte, öğretmenleri ile birlikte Cuma namazına giden orta okul öğrencilerini takip ettirip sözde haber yapması hep hafızalardadır. Başörtüsü aleyhinde, milletimizin Müslümanca yaşama mücadelesi aleyhinde mücadelesi, yalanlarla, büyük suç kapsamında yaptığı sözde haberleri ve sözde açık oturumları hep hafızalardadır.

Hala vatana, millete ihanet suçlarını işlemeye devam ettiği Sözcü’de “Sınıfta namaz” şeklinde manşetler attırmaktadır. Sicili çok bozuktur. Yalan haberlerden, kumpas kurmaktan, haber mühendisliklerinden dolayı çok cezalar almıştır. Aydın Doğan medyası denilen paralel devlet teşkilatının, ihanetler de dahil on binlerce vahim suçunun gönüllü suç ortağıdır. CIA’nın kontrolünden kurtulmuş bir Türkiye’de, gerçekten Türk hukuk sistemi denilebilecek bir sistemin onu da tutuklamadan bir gün bile dışarıda gezdirmesine ihtimal vermek mümkün değildir. En büyük maskeleri, kendileri gibi kripto Yahudi olan Adıtürk adına ihanet ve terörle kurdukları hukuksuz, katliamcı ve hükümsüz rejimleridir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Derin Tarih dergisinin çirkin yüzü | Kimmiş kahraman? Fevzi Çakmak mı, Rauf Orbay mı, Kazım Karabekir mi?

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, rauf orbay, fevzi çakmak, sabetaycılar, üzeyir garih, masonlar, gizli yahudiler, FETÖ, yamanlar koleji, gizlenen gerçekler, Kazım Karabekir, peyami safa, mustafa armağan, derin tarih, küçük hüseyin efendi, alarko, bedirhan aşireti

Kimmiş kahraman?

Sahip oldukları yarım yamalak ilim ile, bir Siyonist pususu olduğu somut yüzlerce delil ile meydanda olan AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütüne yardım ve yataklık eden kişilere ve çakma dergilerine itibar etmeyin…

Derin Tarih’te “kahraman” denilen kişilerden Fevzi Çakmak ve Rauf Orbay gizli Yahudi kişilerdi. Ülkemizde, Türk ve Müslüman hakimiyetini tamamen ve sonsuza kadar yok etmek için hile, ihanet hatta tedhiş ile kurulan Kamalizm maskeli Sabetayist Yahudi rejiminin gönüllü askeriydi bunlar… Türk ve Müslüman görünürken, ya da Kürt ve Müslüman görünürken, Türk ve İslam düşmanlığı yapmış kişilerdi. 

Fevzi, 22 sene Sabetaycı gizli Yahudi Kemal Atatürk’e ve onu oynatan Sabetaycı kliğe, gönül rızası ile ve sorun çıkartmadan Genelkurmay başkanı olarak emir erliği yapmıştır. Öldüğünde, vasiyeti gereği, Müslüman görünen ama aslında gizli Yahudi olan sözde şeyh Küçük Hüseyin Efendi’nin mezarının dibine gömülmüştür. Çok sonraları,İçimizdekiİsrail‘in en üst yönetici kadrosundan 33 dereceli Mason ve Musevi Üzeyir Garih, Yahudi iç çekişmeleri gereği öldürülünce, cesedi Fevzi Çakmak ile Küçük Hüseyin’in mezarları arasında bulunmuştur. Garih, aslında kendi şeyhi olan ama hayatı boyunca Müslüman rolü oynadığı için Müslüman kabristanında yatan Küçük Hüseyin Efendinin mezarını çok sık olarak ziyaret ederdi. 

Kimse de kimliğinde bile Musevi yazan Garih’in bunu neden yaptığını sorgulamazdı. FETÖ’nün en üst kurucularından biri de bu Garih’ti, Alarko idi. FETÖ de “Kemalizm” projesi gibi, bu Yahudilerin projesiydi. Şimdi hamile kadınlarına ve el kadar bebeklerine kadar on binlerce Müslüman, hukuk dışı ve keyfi şekilde ceza evlerinde ama asıl FETÖ’cüler, bunlarla aynı klikten olan ve bunlardan talimat alan ülkemizdeki gizli Yahudi ve Mason sanatçılar, iş adamları, ünlüler, gazeteciler, sözde aydınlar, siyasetiçiler… Sezen Aksu’nun babası olup FETÖ’nün ilk eğitim müessesesi olan İzmir Yamanlar Koleji’ni kuran Sami’ye kadar, bu gerçek FETÖ’cülerin hiçbirine dokunulmuş değil. 

Fevzi Çakmak’ın karısı da, henüz yaşarken evini Musevi cemaatine bağışladı ve sinagog yapıldı. Bunları ve daha neleri neleri, sekiz-on senedir bütün Türkiye’ye duyurduk da, dinimizi ve değerlerimizi dünya menfaat ve siyasetine alet etmekte sınır tanımayan, böyle yapanlara Allah’ın lanet ettiğini bildikleri halde bunu yapmaya devam eden bu İslamcı kadro, bunları duymadı mı? Ya da anlattıklarımızın aksini mi ispat edebildiler? Bu nasıl Müslümanlık, bu nasıl vicdan, bu nasıl hak-hukuk-cihad-hizmet anlayışı? FETÖ de FETÖ diye diye en çok bağıranlar bunlar ama bu kripto Yahudi ve Mason gerçek FETÖ’cülerin hangisini hedefe koyup seslerini çıkarabilmişler. Güçleri sadece masum kadınlara, bebeklere mi yetiyormuş… İnsan hiçbir şey yapamazsa, dik duramazsa, bedel ödeyemezse, hiç değilse sessiz ve tarafsız kalır da ilahi tokadı yemez. Lakin bunlar hala gerçek paralel devletin adamlarını markalaştırmak, kahramanlaştırmak derdindeler. üstelik, buna yol-zemin kalmadığı halde, gerçekler bunca senedir izah ve ispat edildiği halde bunu yapıyorlar. 

Sabetaycı Adnan Menderes konusunda da aynı samimiyetsiz tavırlarını, inatla sürdürmek gayretindeler ve onun gerçek yüzünü kabullenmek istemiyorlar. Çünkü her yanı nifak kokan çakma davaları, partileri, cemaatleri, tarikatları, liderleri, dergileri, televizyon kanalları, her şeyleri temelden çökecek bu gerçekleri kabul ettiklerinde… 

Rauf Orbay da aynı ihanet kliğinin bir adamıydı. Fark şu ki daha çok Sabetaycı gizli Yahudilerden ve gizli Ermenilerden oluşan ve hukuksuz şekilde “Kamalizm”i, “Atatürkçülüğü” kutsallaştırıp dokunulmaz yaparak kendilerini bunların arkasında sağlama alan bu ihanet şebekesinde o, Kürt Yahudisi kökenli olan az sayıdaki kişiden biriydi. Bedirhan Aşireti olarak bilinen Kürt Yahudisi aşiretin mensubuydu. Bu gün, bir Siyonist/gizli Yahudi/Gizli Ermeni/Mason ihanet partisi olan İttihat ve Terakki (Birlik ve Kalkınma) Partisinden hiç farkı olmayan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin asıl kurucularından biri olan ve ‘Tayyip’i Tayyip yapan adam’ olarak bilinen CIA casusu, gizli Boşbakan, İçimizdeki İsrail’in etkili adamlarından Cüneyt Zapsu’nun soyu da bir yandan Sabetaycı Yahudi Uzel’lere, bir yandan da bu Bedirhan Aşireti’ne ve Kürt Yahudilerine çıkar. Bunları da sekiz-on senedir, çok etkili şahısların isimlerini vere vere anlattık. Arama motorunda aratınca bulunabilir. Siyonizmin AKPKK’si ve ismi geçen vatan hainleri davacı olamadıkları halde, bu sitelerimize keyfi şekilde, KHK bahaneleri ile “katliam” denebilecek erişim engelleri uygulandı ama çoktan herkes her şeyi duymuştu ve VPN ile girebilirsiniz… 

Gelelim Kazım Karabekir’e… Hiç uzatmaya gerek yok. En özet ve isabetli şekilde şöyle anlatılabilir ki, tam bu Derin Tarih ekibi gibi bir ayardaydı. Müslüman mı, değil mi, vatansever mi, değil mi, bazen faydalı çıkışlar yaparken niyeti hayır mı, değil mi, niyeti hizmet mi, cihad mı, yoksa şahsi çıkarlar mı, anlaşılmayan, samimi bulunmayan, itibar edilmeyen, egosundan yanına yanaşılmayan, İslam’ın en temel meselelerine bile içten içten itiraz halinde olup bunu açıkça meydana koyamayıp acayip davranışlar içine giren, Müslümanlığı ve vatan davası lafta olan boş adamın tekiydi. Yaşıyor olsaydı, sokakta denk gelseydim, boş adamın teki olan Kadir Mısıroğlu’na vermediğim gibi ona da selam vermez, selamsız geçerdim. 

Kendinizi yakın geçmişteki ve günümüzdeki İslamcıların tuzaklarından, şerlerinden koruyun. Dininizi, lisanınızı, davanızı bunlardan öğreneceğinize cahil kalın, daha ehven-i şer olur. Allah’ın dinini bile dünya menfaat ve siyasetine alet eden ve din diye, dava diye diye yamuk oldukları apaçık göz önünde olan adamları, akımları destekleyip tavsiye eden ve hatta kahramanlaştıran kişilerden, aslandan kaçar gibi değil, daha şiddetli kaçın. Aslan sizin dünyanızı/canınızı alır. Bunlar sonsuz hayatınızı, bitmek bilmeyen hayatınızı cehenneme çevirirler. 

Şu Kadir, kırk yıldır bastığı ve mut’a nikahına bile cevaz veren ve sapıklık dolu kitabını, son senelerde defalarca infiale sebep olduğu, tepki aldığı halde inatla yayından kaldırmayacak kadar ve saçma sapan siyasi, tarihi görüşlerini, görüşlerinin/iddialarının aksi bin türlü ispat edilmiş ve kendisi aciz düşmüş olduğu halde değiştirmeyecek kadar tehlikeli bir adam. 

Son iki asır içinde ve günümüzde, takdir edip tasvip edebileceğiniz bir avuç gerçek Müslüman var. Bunu peşinen kabul edin, ahir zamanda olduğunuzu, Deccal fitnesinin son döneminde olduğunuzu ve dünyaya iki asırdır küfrün hakim olduğunu bilin de, ömrünü boşa harcayanlardan, ahiretini tehlikeye atanlardan olmayın. İslamcı olmayın, İslamcı olmayın, İslamcı olmayın. Particilik yapmayın, dininizin, davanızın her meselesini parti ve lider ekseninde değerlendirmek hastalığına kapılmayın. Dosdoğru Müslümanlar olun. İslamda böyle bir seçim sistemine de, particiliğe de, bilen bilmeyen herkesin kitap yazmasına da, görüş beyan etmesine de, oy kullanmasına da izin yok.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bir Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu deşifre ettiğimiz Caner Taslaman’dan ‘Çevir kazı, yanmasın’ tavırları…

Yazar: Mehmet Fahri Sertkaya (#mfs)

ÇEVİR KAZI, YANMASIN…
Dear Mr. Taslaman!
Haftalardır senin gerçek yüzünü bu millete ilan ediyoruz. Defalarca profilinden en medeni şekilde sorular yönelttik, acayip bir tavırla görmezden geldin ama görünen o ki, bu gayretin de seni kurtaramadı, artık yavaş yavaş topun ucuna geldin.
Yaklaşık üç saat kadar önce, Facebook ve Twitter hesaplarında paylaştığın bu metin, sorularımız karşısında haftalardır neden susup kaldığını, Cansu Canan Özgen’in de neden susup kaldığını, aslında verebilecek bir cevabın/cevabınız olmadığını gözler önüne seriyor.

 Görsel 1:   Akademi Dergisi olarak, Sabetaycı bir gizli Yahudi olduğunu deşifre ettiğimiz Caner Taslaman’ın, insanların kafasında oluşan soru işaretlerine sözde cevap verdiği bir Twitter paylaşımı…

 1-  Soy adının Sabetaycılık ekseninde tartışıldığını, soy adından sebep Müslüman görünen Sabetaycı bir gizli Yahudi olduğunun iddia edildiğini bile neden yazamadın? Neden açık yüreklilikle ve net duruşla hala ‘Bana Sabetaycı gizli Yahudi diyorlar. Ben Sabetaycı değilim’ diyemiyorsun da ‘Fikirleri tartışmak yerine, bu saçmalıkları tartışmak’ şeklinde cümleler ile ve peşi sıra gelen aşağılayıcı, seviyesiz, saldırgan tabirler ile tuhaf, panik halinde, çaresiz kalmış bir psikolojiyi yansıtıyorsun?

 2-  Programına seni sık sık çıkartıp da İslam itikadının dibine nükleer bombaları döşemene yardım ve yataklık eden Selanik’li Sabetaycı Cansu Canan Özgen neden hala susuyor ve çok değerli konuğu olduğun, hatta demirbaşlarından biri olduğun halde sana destek veremiyor? Sahi Sabetaycı Emre Dorman, bu zor zamanında neden seni arkalamıyor, tartışmalara girmiyor? Ya da beraberce İslam itikadının dibini oymaya ve milyonlarca Müslümanın itikadını bozmaya, sonsuz saadetini çalmaya çabaladığınız Haber Türk isimli televizyon kanalının sahibi olan Sabetaycı Turgay Ciner nerede? Yalnızlar rıhtımında gibisin Taslaman? Bir de, senin 2009’dan sonra televizyonlarda sık görünmeni sağlayanlar kimler? Bunun zeminini hazırlayan kişilerden biri, Sabetaycı Okan Kaan Bayülgen mi? Okan Kaan Bayülgen’in, bu ülkede kaç Sabetaycı gizli Yahudiyi meşhur ettiğini ve içi boş teneke misali kaç Sabetaycıyı muteber kişiler olarak gösterdiğini/kabullendirdiğini bilmediğimizi mi sanıyorsun?

 Görsel 2:  İslami ilimler sahasında son derece vasıfsız, hatta dip seviyede biri olmasına rağmen, Sabetaycı gizli Yahudi medya patronlarının kanallarına, özellikle de Sabetaycı Turgay Ciner’in Haber Türk’üne sık çıkartılarak muteber kılınmak istenen bir proje adamı Sabetaycı gizli Yahudi Caner Taslaman

 3-  Bir cemaate katılmayıp, takıldığın şeklindeki kelime oyunlarına senden başka itibar eden olmuş mu? Neden, katılmadığını, takıldığını iddia ettiğin o cemaatin Sabetaycı gizli Yahudilerin ve Masonların toplaştığı Adnan Oktar cemaati olduğunu yazamadın? ‘Takılmak” dediğin şey, nasıl bir şeydir ki, o cemaate hukuk/yargı müdahalesi olunca seni de ağır ceza mahkemelerinde yargıladılar? Zaten bütün Türkiye bu gerçekleri duymak üzere ve şu anda bile çok yüksek sayıda insan bunları duydu, bunun şokunu yaşıyor? Net duruş sergilemen gerekmez miydi? Bu şartlarda bile hala neden gizlemek refleksi, paniği ile hareket ediyorsun? ”Evet, Adnan Oktar grubundandım ama sonra işler sarpa sarınca ayrıldım ve kızıl imamcılar denilen grupla yoluma devam ettim.” de… Bunu dediğin anda takipçilerin hemen fark edecekler değil mi, zaten sen de itikadi meselelerde ‘bilimsellik‘ maskesinin arkasında Adnan Oktar grubunun savunduklarını savunuyorsun. ‘Geleneksel İslam’ diye diye aşağılayıp, doğru olan ehl-i sünnet itikadını, Adnan Oktar grubunun da çekmek istediği ayara çekmek istiyorsun. Yok aranızda bir fark… Yani fiziken bir ayrılık olsa bile inanç, niyet, hedef anlamında bir ayrılığınız yok… Onlar mimlenmişler ama senin bu yüzün ve gerçek kimliğin tanınmıyor.

 Görsel 3:  Adnan Oktar’ın kedicikleri olarak anılan kişilerden Tülay Kumaşçı’nın bir twitter paylaşımı. Deşifre olmamak için direnen ve ”Ben hiçbir cemaate mensup olmadım. Gençliğimde bir süre bir cemaate takıldım” diyebilen Caner Taslaman’ı yalanlıyor ve ‘uzun yıllar’ dan bahsediyor. Akademi Dergisi olarak Adnan Oktar ve çevresi ile büyük bir mücadelemiz olmuştu, çok büyük darbeler vurmuştuk ve Adnan Oktar, çok uzun süre inkar etse de, sonra A9 TV’de bir canlı yayına çıkarak, aslında Yahudi olduğunu itirafa mecbur kalmıştı. Adnan Oktar grubunun has kadrosunun ezici çoğunluğu, en baştan bu yana ve bu gün de dahil Sabetaycı ailelerin fertleridir. 

***

 Görsel 4:  Adnan Oktar’ın kedicikleri denilen kadınlardan birinin Twitter paylaşımları… Feryal Kalkavan Taslaman, Caner Taslaman’ın eşidir ve o da gizli Yahudidir. Meltem Arıkan hesabından yapılan bu paylaşımlarda, Caner’in eşi Feryal Kalkavan Taslaman ile Adnan Oktar ekibinden olanlar arasında sağlam bir geçmiş ve ciddi bir hukuk olduğu anlaşılmaktadır. Kalkavan ailesinin FETÖ ile de bağlantısı vardır. Ergenekon ve Balyoz davaları kapsamında yargılanan bazı kişiler, kendilerine FETÖ ile Adnan Oktar grubunun ortaklaşa kumpas kurduğunu, kedicikler denilen kadınların iş yerlerine, evlerine art niyetli olarak gönderildiğini, bu kediciklerin de bu projede kullanıldığını, bazı önde gelen kediciklerin ülkemizdeki Amerikan ve İsrail Büyük Elçilikleri ile normal dışı bir iletişim halinde olduklarını v.s. iddia eden savunmalar yapmıştır. Sözümüz meclisten dışarı, FETÖ projesi, CIA’nın, MOSSAD’ın, Katolik misyoner teşkilatlarının desteği ile ülkemizdeki gizli Ermeni ve gizli Yahudiler tarafından uygulamaya konulmuş bir ihanet projesidir. FETÖ gerçekte bir İslami cemaat ya da İslami proje değildir. Her şeyden habersiz alt tabaka kandırılıp kullanılmıştır. Fethullah Gülen de gizli Ermeni (ya da pakraduni) bir gizli kardinaldir. Bu nedenle, ruhban sınıfı evlenmediği için evlenmemiştir. Dinler arası diyalog ve Medeniyetler ittifakı, devasa çapta bir misyonerlik faaliyeti idi. Vatikan ziyaretinde ‘Burada ölmeyi düşledim’ diyebilmiştir. Kitapları ve şiirleri intihal(edebi hırsızlık)dir ve bu çok defa ispat edilmiştir. Gösterildiği kadar yüksek vasıflı birisi değildir. Öncelikle MİT tarafından kullanılmış, sonra CIA’ya da bağlanmıştır. Cemaatin üst seviye yönetici kadrosu, yani gerçek FETÖ’cüler arasında yüksek sayıda gizli Ermeni ve gizli Yahudi vardır. Gülen’in yeğeni ise, gizli Ermeni (ya da Pakraduni) olan ve Caner Taslaman ve benzerleri gibi, gerçekte olduğundan binlerce kat daha vasıflı gösterilmek istenen kadın yazar  Elif Şafak (Atayman) ile evlidir. FETÖ’nün ilk eğitim müessesesi olan Yamanlar Koleji’ni kuran kişi, kripto Yahudi Sezen Aksu’nun babasıdır ve sağdır. ‘Yaman Dede’ olarak anılır. 

 4-  Sabetaycı Yahudilerde de, diğer grup Yahudilerde olduğu gibi, soy, anneden devam etmiyor mu? Senin, anne tarafının soy adını alman bu şartlarda pek tabii değil mi? Senin fotoğrafının da bulunduğu, ”Adnan Oktar’ın şık müritleri” başlıklı, 1986 tarihli gazete kupüründeki haber metni doğruydu da, soy adın orada yazıldığı gibi Osman Caner Uygun‘du da, sonradan mı değiştirdin? Bunu bile neden iki cümle ile net açıklamıyor, üzerinde hala sis perdeleri bırakıyorsun? Soy adını değiştirirken, bir taşla iki kuş vurmak istedin mi? Hem Adnan Oktar hadiseleri sırasında bu durumlara düştüğün, yargılandığın, dünya kadar hadise yaşandığı, kızıl imamcılar vak’aları hemen anlaşılmasın, hem de Türkiye’deki Sabetaycı aileler arasında hiç kalmamış olan Taslaman soy adı devam etsin mi istedin?

 5-  Soy adını Bosna’ya bağlayıp duruyorsun ama Bosna’da ne var, bu soy adını orada neden almışlar, Boşnakça’da Taslaman ne demek ya da Taslaman’ın kökeni nedir, nereden gelir, neden izah edip iki dakikada sis bulutlarını dağıtmamakta ve bir şeyleri gizlemek çabanda hala ısrarcısın? ”Yahu amma abarttılar. Taslaman’ın kökeni şudur. Manası budur. Bu kelimede İbranice’ye atıf yoktur.” diyeceksin, bitecek ama yoksa var mı bir atıf?
 6-  Adnan Oktar imzası ile basılıp dağıtılan kitapların… Bilim ile din sanki ayrıymış da, bilim ile dini sözde birleştirdiği iddia edilen o kitapların… Senin tabirinle dini meseleleri “bilim, akıl ve mantık süzgeci”nden sözde geçiren o kitapların ve ayrıca o belgesel CD’lerin… Amerika merkezli Evanjelik/Siyonist Hristiyan tarikatlarına ait olduğunu, onlardan modifiye tercümeler olduğunu uzun yıllar önce delilleri ile ispat ettik. Sonra Adnan’ın kediciklerinden Sabetaycı Didem Ürer, canlı yayına çıkıp da bunu kabul ve itiraf etmek zorunda kaldı. Yetmedi, bir de ”Amerika’daki yaratılışçıların kitaplarından istifade etmişsek, bu yanlış mı?” mealinde cümleler ile vaziyeti kurtarmaya teşebbüs etmek zorunda kaldı. Yoğunluktan senin kitaplarını hala inceleme fırsatı bulamadık. Söylesene mr. Taslaman, senin kitapların da onlardan araklama mı? İçlerine sızan gizli Yahudiler tarafından inancı dönüştürülen, ‘bilimsellik’, ‘akılcılık’, ‘mantıklı olmak’ maskeleri ile tam da Yahudilerin/Siyonistlerin istediği ayara getirilen ve İsrail için beleş asker olmaya hazır o Siyonistleştirilen Hristiyanlardan, yani bilinen adı ile Evanjeliklerden araklama ve modifiye tercüme mi? Öyle ise baştan itiraf et de, bizi boşuna meşgul etme, çünkü deşifre edeceğimiz, gerçek yüzünü meydana sereceğimiz çok lüzumsuz var. Vaktimiz de dar.

 Görsel 5:  1986 yılında, Adnan Oktar grubuna yargı müdahalesi olmuştur. Adnan Oktar da dahil, grubun pek çok üyesi, devletin güvenliğini tehdit edenlerin yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemeleri(DGM)’nde yargılanmıştır. Yargılananlardan biri de, o zaman adı Osman Caner Uygun olan Caner Taslaman’dır. Sonraki süreçte, baba tarafının soy adı olan Uygun yerine, mahkeme kararı ile Sabetaycı anne tarafının soy adı olan ‘Taslaman’ı almıştır. Kendi iddiasına göre, bu kararı ile, Türkiye’de Taslaman soy adını taşıyan tek erkek kişi olmuştur. Yargılamalar sırasında fotoğrafları ile birlikte basında haber olmuştur. Sol taraftaki gazete kupüründe sağdan ikinci kişi Sabetaycı Osman Caner Taslaman’dır.

 7-  Akademik kariyer elde etmende, ülkemizdeki gerçek paralel devlet olan Sabetaycıların, üniversitelerdeki uzantılarının ve Masonların payı oldu mu? Diplomaların, doktoran falan gerçektir inşaallah. Değilse baştan itiraf et, yaz, boşa zaman kaybetmiş olmayalım.
 8-  Bu son madde çok önemli… Söyle Sabetaycı Turgay Ciner’e, söyle o Sabetaycı Cansu Canan Özgen’e, bir canlı yayın ayarlasın, senin karşına bizden birini çıkartsın, bakalım bir saat sonra Caner Taslaman diye biri kalıyor mu, girdiği şekilden sonra hala ona itibar eden bir kimse kalıyor mu, Sabetaycıların markalaştırdıkları kişiler gerçekten marka değerinde mi, anlayalım ve bütün Türkiye de anlasın…
Biz ‘Her şey Aladağ için’ dedik… Seni ve senin gibi bazılarını, öteleyecek, bir iki sene daha kendi çapınızda dönmenize izin verecek, dokunmayacaktık. İkaz ettikçe, ‘Bir nane değilsiniz, akıllı olun’ dedikçe, kendilerini bir nane sanan Sabetaycı basın ve medya teröristleri ve patronları, Aladağ yurt yangını üzerinden o insanlık dışı basın/medya lincini ve Türk/İslam düşmanlığını, cemaat/tarikat düşmanlığını devam ettirdiler.
Şimdi onların hepsine gülücüklerimizi ilet… Senden sonra dokunduğumuz avukat Metin Feyzioğlu’na da ilet. Söyle ona, biz de peşini bırakmayacağız. 
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler

Hala daha, Tayyip’in neden 300 koruma ile korunduğunu, TSK’daki muhalif paşaların ve medyadaki muhalif gazetecilerin neden Ergenekon bahanesi ile içeriye doldurulduklarını, Yeni Osmanlıcılık söylemlerine kartelin hiç tepki göstermeyip neden bir de destek olduklarını, Mavi Marmara’nın ve Davos’un neden sahnelendiğini anlamayanlarımız kaldı mı aramızda?

ABD ve İsrail’in Tayyip’i iyice yükselterek, Ortadoğu’nun Müslüman halklarına bile kahraman gibi tanıtarak hatta gerekirse halifelik bile kurarak ne denli büyük hesaplar içinde olduklarını anlamayan kaldıysa eğer gidip bir doktora gözüksünler…

Anlayanlar da daha da iyi anlayabilmek için;

– Adnan Menderes ile Tayyip devri arasındaki benzerlikleri,

– Menderes devrinde ABD başkanı Truman’ın Komünizm ile mücadele gereği, hızla Komünizme kayan Türkiye’de dini engellerin kaldırılmasını ve denge kurulmasını emir ettiğini, hatta menderes’den öncede bu niyetle hareket edilmeye başlandığını ve İmam hatipleri İsmet İnönü’nün açtığını,

– O zamanın Türkiye’sinde dini engellerin kaldırılmasında, eşcinsel ve Sabetayist Yahudi Adnan’ın kendi kararının olmadığını,

– Menderes’in baş danışmanı Ahmet Salih Korur’un da aynı Truman gibi üst düzey bir mason olduğunu, maşrık-ı azam olduğunu, Korur’un aslında imkansız olduğu halde yassıada duruşmalarında beraat edip vazifesine, maşrık-ı azamlığa devam ettiğini,

– İçinde bulunduğu şartlar itibari ile Adnan Menderes’in dine yönelik yasakları kaldırmak noktasında istese de başarılı olamayacağını,

– Devrin cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Siyonist bir Yahudi olduğunu, Osmanlı’yı yıkmak için dağa çıkıp teröristlik yaptığını, Bursa’da Siyon okulunda okuduğunu, kendisi gibi İslam düşmanı İsmet paşa ile husumetinin sadece iç çekişme olduğunu,

– Milletimize şehit diye tanıtılanlardan Fatin Rüştü Zorlu’nun da memleket çapında vurgun, yolsuzluk yapılanması kurmuş bir Sabetaycı olduğunu,

– Menderes devrinde gerçek sebepleri gizlenmiş bunca hareketin, sözde dindar Menderes bahanesi ile hızlandırılarak yapıldığını, bunun için İnönü’nün gücünü kaybetmesine müsaade edildiğini,

– O devirdeki her şeyin, aslında bu günkü gibi Mason ve Yahudi komploları olduğunu,

– Şimdi Tayyip’i de iktidara aynı masonik güçlerin emrindeki ABD’nin getirdiğini, partisinin yedi kollu şamdan olan logosuna kadar her şeyini masonların planlayıp detaylandırdığını,

– Aynı Menderes gibi Tayyip’inde etrafının hep kripto yahudiler, kripto ermeniler, masonlar ve sabetaycılar olduğunu, baş danışmanlarının bile CIA ajanları olduklarını

– Aynı Menderes’te olduğu gibi bir gün, işlerine gelince, bu güç odaklarının Tayyip’inde fişini çekeceklerini

ARAŞTIRMALARI GEREKİR.

Mehmet Fahri Sertkaya|AkademiDergisi

Sözde İslam Alimi, İngiltere İçin Darbe Yaparken Öldürüldü; Ali Suavi ve Çırağan Vak’ası

Sözde Din Adamı, ilk Laiklik ve Türkçülük Savunucularından olan Ali Suavi, 39 yaşındayken İngiltere adına Sultan Abdülhamid’e darbe teşebbüsünde iken Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın vurduğu bir sopa darbesi ile katledilmişti…

Osmanlı hafiyeleri derhal evine koşup eşini tutuklamak ve evdeki evraklara el koymak istediyse de, Ali Suavi’nin İngiliz eşi çoktan evdeki evrakları yakıp Marmara açıklarında bekleyen bir İngiliz gemisi ile kaçmıştı…

Sorun şu ki; böyle bir Ali Suavi’yi bize kimler “büyük” alim, mütefekkir, aktivist olarak tanıttılar?
Ya da Said Nursi bile neden onu üstad bildi?

***

ÇIRAĞAN VAK’ASI

Sultan İkinci Abdülhamîd Hanı tahttan indirip, Sultan Beşinci Murad’ı tekrar tahta geçirmek için yapılan baskın.

Sultan Abdülazîz Han zamânında yeni Osmanlılar cemiyetine giren Ali Suâvî, uzun bir müddet yurt dışında kaldı. Sonra memlekete dönüp, Galatasaray Lisesi Müdürlüğüne tâyin edildi. Mîzâc olarak meşhur olmaktan ve büyük mevkılere gelmekten çok hoşlanırdı. Her renge girerek çeşitli vazîfeler almayı denemiş, fakat başarısızlığı sebebiyle her seferinde vazîfesinden atılmıştı. Kendisi gibi, Sultan Abdülhamîd Han zamânında yükselmekten ümidini kesenler, onun etrâfında toplandılar. Düşünceleri; hastalığı sebebiyle tahttan indirilen Sultan Murâd’ı tekrar tahta geçirmekti. Filibeli muhâcirlerden etrâfına topladığı epeyce bir kalabalıkla 19 Mayıs 1878’de Çırağan Sarayına girmeyi başardı. Sultan Murâd bu sarayda olduğu için onu dışarıya çıkarmaya çalıştı. Bu sırada Beşiktaş’ın inzibat işleriyle görevli komutanı Mirliva Hasan Paşa topladığı askerlerle derhâl isyancıların üzerine yürüdü. Hasan Paşa, elindeki bastonu Ali Suâvî’nin başına vurarak onu öldürdü. İki taraf da silah kullanınca kan döküldü.

Silah sesleri Yıldız Sarayından duyulunca Sultan Abdülhamîd Han, Çırağan Sarayına asker sevk etti ve Sultan Murâd’ın kılına dokunulmamasını emretti. Ali Suâvî’nin adamlarından yirmi bir kişi ölüp, on yedi kişi yaralandı. Olay iki saat içerisinde bastırıldı.

Ali Suâvî’nin yalısında bulunan defter ve vesîkalar İngiliz olan hanımı tarafından yakıldığından, cemiyetine, hükûmet adamlarından kimlerin üye olduğu anlaşılamadı. Ancak saldırı sırasında sağ ele geçenler dîvân-ı harbe verilerek muhtelif cezâlara çarptırıldılar.

Basit gibi görünen bu küçük ihtilâl teşebbüsü, haklı olarak Sultan Abdülhamîd’i sıkı emniyet tedbirleri almaya sevk etti. Düşman orduları, sarayından birkaç kilometre mesâfede karargâh kurmuş, mümkün olabildiği derecede ülkesini ve menfaatlerini koruyabilmek ve Ayastefanos Antlaşmasını bozabilmek için diplomatik yolla bütün bir Avrupa’yla mücâdele eden Sultan’ı, bir gazetecinin, tahtından indirip yerine rahatsız olan ağabeyini getirmek istemesi, Abdülhamîd Hanı fevkalâde şaşırttı. Sultan alelâde bir gazetecinin böylesine bir işe cür’et etmesine inanamamıştı. Bu hareketin yurt dışında önemli bir teşkilâtın emri veya muvâfakatiyle yapıldığı tahmin edilmektedir.

Ali Süâvî’nin başarısızlıkla sona eren bu isyânından kısa bir süre sonra, ikinci bir Çırağan hâdisesi daha meydana geldi. Kleanti Skalyeri-Aziz Bey komitesi tarafından, 1878 Temmuzunda Sultan Murad, ikinci defâ Çırağan Sarayından kaçırılmak istendi. Bu komite, Sultan Beşinci Murad’ın hal’inden kısa bir süre sonra kurulmuştu. Komitenin birinci reîsi olan Kleanti Skalyeri, İstanbul’da Prodos mason locasının üstâdı âzamı idi. Üyelerinin büyük bir kısmı Sultan Murad taraftarlarından olup, diğerleri de memur sınıfından idi. İçlerinde yüksek devlet adamı yoktu. Kleanti, velîahdlığı zamânından beri Beşinci Murad’ın dostu idi ve saltanatını temin için bütün gayretiyle çalışıyordu. Komitenin ikinci üyesi Sultan Murad’ın annesinin câriyelerinden Nakşibend Kalfa idi. Masonların îtimâdını kazanan İbrâhim Edhem Paşanın sadrâzamlıktan azl edilmesinden sonra, bu komite kurulmuştu. Nakşibend Kalfa, devlet ileri gelenlerinden bâzılarını komiteye katmak için çalıştı, fakat başarılı olamadı.

Kleanti, Sultan Murad’la Çırağan Sarayında görüştü. Beşinci Murad’ın, durumundan şikâyet ederek milletin kendisini bulunduğu durumdan kurtaracağı günü beklediğini söylemesi üzerine, komite harekete geçti. İstanbul’un çeşitli semtlerinde duvarlara Sultan Murad lehine beyânnâmeler yapıştırıldı. Bir ara bu komite, Sultan İkinci Abdülhamîd’i öldürmek için harekete geçti, fakat gerçekleştiremedi. Şubat 1878’de hazırlanan plâna göre su yollarından Çırağan Sarayına girilerek Sultan Murad, önce komite üyelerinden Aziz Beyin evine getirilecek, oradan da halk ile bîat merâsiminin yapıldığı yerlerden birine gidilerek, ilgili ulemâ ve devlet erkânı da dâvet edilerek Sultan Murad tahta geçirilecekti.

Komite bu plânını gerçekleştirmek için müsâid bir zaman beklerken, Birinci Çırağan Vak’ası meydana geldi. Başarısızlıkla netîcelenen bu vak’a komiteyi yıldıracağı yerde daha da gayrete getirdi. Sultan Murad’ı kaçırmak çârelerini araştırmak için Aziz Beyin evinde çalışmaları hızlandırdılar. Bu sırada, Hacı Hüsnü Bey adında bir âzâ komiteyi ifşâ etti. Komite üyeleri kaçırma hâdisesini hazırladıkları bir toplantı esnâsında iken Aziz Beyin evi zaptiyeler tarafından basıldı. Kleanti, Nakşibend Kalfa ve Ali Şefkati yurt dışına kaçtılar. Kleanti, kaçarken bütün önemli evrakı berâberinde götürdü. Diğer üyeler yakalanarak serasker kapısında müteşekkil dîvân-ı harbe verildiler. Dîvân-ı harbin verdiği karâra göre Kleanti, Aziz Bey, Nakşibend Kalfa ve tabib Âgâh Efendi îdâma mahkum edildiler. Fakat Padişâh tarafından af olunarak cezâları on beş sene kalebentliğe çevrildi. Diğer âzâlar, komite ile irtibâtları ve faaliyetlerine göre sürgün ve hapis cezâlarına çarptırıldılar.

Birinci ve İkinci Çırağan vak’alarında ortak noktalar mevcuttu. İki olay da Sultan Murad’ı tahta geçirmek için düzenlenmiş, ikisi de ulemâ, ordu ve devlet erkânının iştirâki olmadan tertip edilmiştir. Ali Süâvî olayında rol sâhibi olan üç kişi aynı zamanda Kleanti komitesinin üyesidir. Ayrıca Ali Süâvî ve Kleanti Masondurlar. Ayrı ayrı görünen bu iki Çırağan hâdisesinin yurt dışında önemli bir teşkîlâtın emri veya muvafakati ile yapıldığı tahmin edilmektedir.

http://www.gerceksaidinursi.com

Said Nursi’nin Üstadlarından Muhammed Abduh kimdir?

Muhammed Abduh, 1849’da Mısır’da doğdu. 1905’te yine burada öldü. 1899’da ingilizlerin desteği ile Mısır müftüsü oldu. Müftülüğü hiçbir zaman Osmanlı Devleti’nin tasdikinden geçmemiştir.

• Cemâleddin Efgânî’nin tesiriyle dinde reformcu bir görüş benimsedi. İbn-i Teymiye’nin Ehl-i Sünnet’e aykırı fikirlerine sıkı bir bağlılığı yardı.

• Avrupalı müsteşriklerin ve felsefî fikir ve yorumlarla yazılmış kitapların tesirinde kaldı.

• İslâm âlimlerinin nakli (kitap ve sünneti) esas alan, aklı naklin hizmetine veren yolundan ayrılarak dînî meselelerde kendi düşüncelerine göre konuşmaya ve hüküm vermeye başladı.

• Yazdığı yazıların Arap milliyetçiliği fikirlerinin uyandırılmasında büyük tesiri oldu. Bu şekilde Mısır ile bazı Arap ülkelerinin Osmanlı Devleti’nden ayrılmasında -kısmen de olsa- rol oynamıştır.

• Hocası Efgânî gibi mason olup Masonluğun Ezher’e girmesini temin etti.

• Mezheb imamlarını taklit etmeyi bırakıp serbest bir akılla hareket edilmesini istedi ve mezhepsizliği körükledi.

• Âyet-i kerîmelere, Batılılaşmaya uyacak şekilde kendi aklına göre mânâ vererek Ehl-i Sünnet âlimlerine muhâlefet etti.

• Fil Sûresi (âyet 3)’nde bildirilen ebâbil kuşlarına “sivrisinek”, attıkları taşlara “mikrop” dedi.

• Zilzâl Sûresi’nin 7. âyetindeki “Zerre ağırlığında hayır yapan, karşılığına kavuşur.” meâlindeki âyet-i kerîmeyi tefsir ederken; “Müslüman olsun, kâfir olsun, sâlih (iyi) amel işleyen herkes Cennet’e girecektir.” diyerek Ehl-i Sünnet âlimlerinden ayrıldı.

• Nisâ Sûresl’nin 157 ve 158. âyetleri ile ölmeden, ruh ve beden olarak göğe çıkarıldığı net bir şekilde bildirilen Hz, İsâ’nın öldüğünü ve rûhunun göğe çıkarıldığını iddiâ etti.

• Reformcu fikirleri, Selefîlik adıyla talebeleri ve sevenleri tarafından günümüze kadar devâm ettirilmiştir. Bugün, mezhepleri birleştirmek ve mezhep sâhibi âlimler gibi dinde kendilerini yetkili görmek, Abduh ve hayranlarının en bâriz husûsiyetlerindendir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

“Said-i Nursi bir Mason veya Komünist kadar tehlikelidir”

OSMANLI ŞEYHÜLİSLAMLARINDAN MUSTAFA SABRİ EFENDİ’NİN SAİD-İ NURSİ HAKKINDAKİ O DÖNEMLERDEKİ YAZISI

Osmanlı Şeyhulislamlardan Mustafa Sabri Efendi, “Kürd Said’in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı” adlı kitabında, çağdaşı ve bir süre birlikte çalıştığı Said-i Nursi hakkında pek çok şeyler söyler.

Bu kitapta geçen bazı ilginç bölümlerini hiçbir yoruma tabi tutmadan aynen aktarıyoruz.

“Bismillah, Hamdele, Salvele..

Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki nokta üzerinde durmak icabeder.

Birincisi; Müridlerinin SAİDİ i’zam edeceğiz(büyük bileceğiz) diye küfre kadar varan sözleridir.

İkincisi ise; SAİD’in izharı keramet etmesi(keramet sergilemesi) ve Sure-i Nur’un asıl muhatabının kendisi olduğu hakkındaki zu’mu batılı (yanlış zannı)… Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi(Şeytan’dan gelen vesveseleri), ilhamatı hakikiye (Allah’tan gelen, Rabbani olan gerçek ilhamlar) zannedecek kadar ihtiyar ve ma’şuş(zayıf) olmasındandır.

Müritlerinin sözleri mücmelen (özetle) şunlardır :

“Sait layuhitidir, hatasızdır, yanılmaz ve günah işlemez. Resulü Ekrem’den sonra Alemi İslam’da böyle büyük bir adam gelmemiştir.. Sözleri aynen Kur’an’dır.. Beşeriyeti(insanlığı), Risaleyi Nur ve Sait kurtaracaktır.. Dünyada iki milyon kadar nurcu vardır. Bu insanlar dünyanın hakiki Müslümanları ve Müslümanlığı yegane anlayan insanlardır.. Bu zata dil uzatanlar kafirler ve masonlardır. Sait’in kitabını bir dinsiz okusa itiraz edemez..” vesaire..

Sait ise müritlerinin hilafına(aksine) kendisi için iki şahsiyet tanır.

Birincisi :
Eski Sait’tir. Kürtçülük meselesiyle uğraşmış ve siyasete dalmış Sait-i Muhti’dir. (Yani günahkar Sait’tir.) Diğeri de Lahuyti, (günahsız) ikinci veya yeni Sait’tir. Kendisine göre sureyi Nurdaki manalar bu asra göre ve kendisi için nazil olmuştur. Keramet ehli, siyasetle meşgul olmayan ve bu asra zamanın kutbu olarak bakan bir insandır. Sureyi Nur’daki bu meseleyi ebced hesabı ile Mısır (?) uleması bulup Said’e haber vermişler.. Yani Said’in Cebrail’i ebcedci alimler oluyor. (Asayı Musa ve Zülfikar adlı kitaplara bakılsın..)

Şu iki kısaltmada görüldüğü gibi Said-i Kürdi, Müritlerinden daha insaflıdır. Hiç değilse yaşadığı ömrün bir kısmı için hata kabul ediyor.. Müritleri ise onun tırnaklarını ve saçını saklayarak her şeyine bir kudsiyet izafe ediyorlar. Malumatı diniyyeye (dini bilgilere), esasatı şeriyyeye (Şeriatın gerçeklerine) vakıf olmayan bu insanlar çok büyük hatalara düşüyorlar. Biz hem onları, hem de sair(diğer) Müslümanları fıkhı müdevven haricinde (dinin belirli hükümleri dışında) teşekkül etmiş veya etmek istidadında bulunan bilumum nevpeyde (yeni çıkan) mezhep ve cereyanlara karşı müteyakkız (uyanık) bulunmaları için bu satırları yazdık.

Bu kadar büyütülen Saidi Kürdi kimdir :

Sait, Kürd cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır.

Devletin büyük makamlarını uzun bir zaman ellerinde tutan bir zümre, bu adamcağızı lüzumsuz yere mahkemeden mahkemeye ve hapisten hapise sürükleyerek kahramanlaştırdılar ve zamanın müçtehidi mübeşşiri haline getirdiler. Halbuki Deli Said’in ilim ve diyanetle ne alakası var? Halk, üzerinde bu kadar ısrarla durulan bu şahısta bir şeyler var zannile büyüttükçe büyütmüş ve bu güne kadar gelmiştir. İşte bu idare zümresinin milletin başına sardığı belalardan birisi de budur. İ’zam etmeyi bu gençlik onlardan öğrendi. Bu da antitez olarak böylece doğdu.

Hayat-ı ömrünün üçte birini hapishanelerde, polis ve jandarma nezaretinde geçiren bu şahsın akibetini, Sultan Abdulhamit Han’a dil uzatan insanların çektiği ve düçar olduğu azap ve felaket muvacehesinde görüyoruz.

Elmalılı Hamdi ve benzerleri gibi selahiyetli din adamlarının nedametleri(PİŞMANLIKLARI) Mason Cemiyetinin reisi olan Rıza Tevfik’i bile intibaha(yanlıştan dönmeye) getirmiş ve nedametini izhar etmiştir(pişmanlığını açıklamıştır). Sait’te buna ait bir satır yazıya rastlamak hala mümkün olamamıştır. Hatta, baştan başa Sultan Abdulhamit Han’a hücum eden “İki mektebi musibetin Şehadetnamesi” isimli kitabı yeniden basılmış ve mahkemede hürriyet aşıkı ve kahramanı olduğuna delil gösterilmek istenilmiştir.

Sait, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Cuma selamlığında Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaya dayanan arizayı (istirhamnâmeyi)takdim etti. Memleketin ve milleti islamiyenin ittihadını(birliğini) bozmak gayesine matuf olan bu hareketi canianesinden dolayı haklı olarak tımarhaneyi boyladı. Sonra affolup memleketine yollandı.

Kürtçülük uğrunda kendi padişahına sövecek kadar akıl ve iymandan bi behre (nasipsiz) Sait, bugün sahneye müçtehidi mübeşşir veya kutbu azam olarak çıkmış görünüyor ve cehelei nas da (insanların cahilleri de) bu delinin etrafında haleleniyor. Kendini Kuranı aziymmüşşanın müdafii(savunucusu) gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı Aziymüşşana muhalefet etmektedir. Gaybı yalnız Allah’ın bileceğini, Kuranı Keriymin kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen Sait, Hazreti Ali’nin Celcelutiyye kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur’un geçtiğini, bunu keşfettiğine bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53).

İnsanın aklına öyle geliyor ki; “Acaba ben de Risalei Nur adlı bir kitap yazsam o zaman kasidedeki siracünnur kastı acaba hangimizin kitabı olur?” diyorum.

Risalelerin yazılışı da pek acayiptir. Bilmem kaçıncı Lem’anın kaçıncı şuasının şu meyvesi zühre yıldızından gelmiş beşinci noktası olarak yazılıyor. Sonra bunlar birleşerek Kuran cüzlerine imtisal derecesine, Lemaat, Şuaat, Mektubat vs. olacakmış.. Sözleri de “Sözcat” olmasa bari.

İşbu reddiyeyi, hasreti ile yandığım vatanıma ve uğrunda bir ömür çürüttüğüm dinime ihaneti düşünen gerillacı asi Said’e son ihtar olarak yazdım.

Damarında bir damla Türk kanı olan her Müslümana, bu adamın Mason ve Komünist kadar tehlikeli olduğunu ehemmiyetle hatırlatırım. Ve selamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.

Mustafa Sabri
Tuhfetür Reddiye Ala Mezhebi Saiydil Kürdiyye, Mustafa Sabri, s. 3-14.