Etiket arşivi: Recep Tayyip Erdoğan

”Bir felaket yaşanacak”

Marmaray’da bu gün sabahtan şu vakte kadar seferler durdurulmuştu. “Enerji olmadığı” iddia edilmişti. Beyaz Masa’ya şikayetler yağmış ama vatandaşa bir açıklama yapamamışlardı. İçimizdeki İsrail’in basın ve medyası da AKPKK projeleri iyice zora düşmesin diye yaşananları haber yapmadı.

Yaşanan, bir enerji sorunu değil. Daha önce defalarca yazdık ki orada suyun altındaki tüp kısım çok sorunlu. Boğazın altındaki akıntı nedeni ile her an kopup parçalanıp sürüklenebilir. Büyük bir felaket yaşanabilir.

Bu gün de Tayyip’e bunun bilgisini verdiler ve “Bir felaket yaşanacak” dediler. Tayyip de “Şimdilik durdurun, kısa sürede arızayı giderme çalışmaları yapın. Uzun sürmesin, sonra hemen açın. Konunun üstünü kapatın. Basına/medyaya yaymayın.” dedi.

Buna hala müdahale etmeyen adli ve idari yetkililere sesleniyorum:

Ya işinizi yapın ya istifayı çakın ve gerçekleri millete anlatın. Yoksa orada çok yakında bir felaket yaşanacak, en az beş yüz, ihtimal ki bin beş yüz kişi can verecek ve sonra bu devlet Tayyip ve çetesi ile birlikte sizleri de asacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi

İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi. “İstediğimiz gibi bir sonuç çıkmadı. İnsanlar birbirine düşmedi. Birkaç provokasyondan başka bir şey olmadı.” dedi.

AKPKK teşkilatı içindeki cahil ve samimiyetsiz, kullanılmaya müsait tipleri kullanmak istediler. Bunları tahrik ettiler ve aslında daha çok sayıda ölümlü ve yaralanmalı hadise yaşanmasını planladılar. Bunlar da istedikleri gibi olmadı.

Saadet’in Malatya’daki sandık müşahitlerinin öldürülmesine dair soruşturma da verdiğim bu bilgiler etrafında yapılmalı. O vak’adaki katillerin de kullanıldığı, birilerinin ortalığı kasten karıştırdığı kanaatindeyiz.

Kural/değer tanımaz Allahsızın teki olan Tayyip, danışıklı dövüştüğü CIA personeli ve gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu ile bir telefon görüşmesi yaptı.

“Ben sizin bu insanları ayağa kaldırıp istediğimiz sonuçları veremeyeceğinizi biliyordum. Ne kadar vurursanız vurun o şekilde olmayacak. Siz yine vurmaya, söylemlerinize devam edin. Ben Soysuzla görüşüp Emniyet’i ayarlayacağım (operasyonlar yaptıracağım, ortamı gereceğim), siz üzerinize düşeni yapın (Sert karşlıklar verin, çatışma çıkartın)”. dedi.

Tayip daha sonra gizli Yahudi ve Mason bir çete lideri olan Solomon Soysuz’la görüştü:

“Bu iş artık kontrolümüzden çıktı, ne gerekiyorsa yapın (şu kaosu bir şekilde çıkartın artık, hiçbir şeye takılmayın, her yolu deneyin). İçeri almanız gerekiyorsa içeri alın. İnsanları zorlayın, eğer olmazsa çatışmaya da girin. Görelim bakalım tokat nasıl oluyormuş (‘Millet AKPKK’ye tokadını vurdu’ şeklindeki haber başlıklarına karşılık olarak söylüyor)” dedi.

Bu telefon görüşmesinden sonra Soysuz talimatları iyice anlamış oldu ve hamlelere başladı. CHPKK’li sandık müşahitlerini gözaltına aldırması bir şey değil, ortalığı çok karıştıracaklar.

Ne şekilde oyunlar kuracaklarını, nerede nasıl gösteriler yapacaklarını, nasıl polis müdahaleleri yapılacağını, neticesinde ortalığı nasıl iyice karıştıracaklarını hep planladılar. Şu anda bu partilerin yönetici kadrosundaki hainler başta olmak üzere içimizdeki İsrail bu planları bir an önce uygulamaya dökmek için harıl harıl çalışıyor. Geceden beri irtibat halindelerdi. Sürekli konuşmalar ve yoğun mesai yaptılar.

Seçim sonrası oylarının çalındığını ve itiraz edeceklerini söyleyen AKPKK’li gizli Hıristiyan Mehmet Özhaseki’nin seçimler öncesi “’Oylar çalındı’ Yapma ya… ‘Oylara sahip çıkamadık abi’ Ağlak ağlak gezmeyin, biraz dürüst olun dürüst” dediği video sosyal medyada gündem oldu.

Özhaseki’ye “Haydi sen de artık harekete geçebilirsin” dediler. O da planlar dairesinde hamlelerini yapıyor.

Bizim yönlendirmemize gerek yok. Sahadaki vatansever gruplar da oyun içinde oyun kurmaları gerektiğini biliyorlar.

Ortalık karıştığında çok fazla müdahil olmamalılar. Bu kaosun elbette zararlı yönleri de olacak ama çoğunlukla bu memlekete, millete, insanlığa faydalı yönleri olacak. Bırakılsın, bunlar kendi adamlarını birbirlerine kırdırsın. Akıllı olmayan, nasihat almayan, samimiyetsiz olan, cezasını kendisi bulsun. Onları, besledikleri yılanlar soksun.

Vatanseverler, beyin takımına yönelmeliler. Bunların sahada kullandığı beyin takımı denecek kişileri ele geçirip konuşturup gizli operasyonlarına devam etmeliler. Alttan alttan temelleri yıkmalılar. Mümkün olduğunca somut deliller toplamalılar ve iyice düşünüp hesap etmeden hamleler yapmamalılar.

İcabı halinde gayr-i resmi surette tetik çekmekten geri durmamalılar. Bu, gerçek ve meşru bir harp ama devlet gücümüzün içine İçimizdeki İsrail sızmış durumda…

Onlarca senedir olduğu gibi, bu defaki haince ve kanlı planlar da gizli Yahudi ve Mason Aydın Doğan üzerinden yönetilen basın ve medya kuruluşlarına aktarıldı.

Defalarca yazdım ki Aydın Doğan karşımızda çok sıkıştığı için bir satış/devir tiyatrosu oynadı. Kağıt üzerinde devredilen bu basın ve medya kuruluşlarını aslında hala kendisi yönetiyor. Kendisi de bu kuruluşları içimizdeki İsrail adına yönetiyor. Kendine ait değil. Bunlar onun gazeteleri, TV kanalları değil. Hiçbir zaman da şahsına ait olmadı. Şu anda da Demirören grubuna ait değil. Gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan olup Ankebut Ağı’nın bir mensubu olan Demirören sadece resmiyette sahip gösteriliyor.

Türkiye’ye yapılacak ihanetlerin bir ayağında da içimizdeki İsrail’in basın ve medya kuruluşları ve dolayısı ile Aydın Doğan ve yakın çevresindeki adamları olacak.

Rolünü oynuyor bu CIA casusu İbrahim Kalın. Bakmayın böyle yazdığına, arka planda tam tersini yapıyor.

Kaos çıkartıp kendi kontrollerinde AKPKK’yi devirme… CHP’yi ve İyi Part’yi, Tayyip’i deviren partiler rolüne büründürme ve yine kendilerine çalışan Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’i iktidara getirme projesinin en kilit adamlarından biri, işte bu paylaşımı yapan İbrahim Kalın…

Bizim için büyük şehirlerde AKPKK’nin kazanmış olması ile CHPKK’nin ya da İYİ partinin kazanmış olması arasında hiç fark yok. Hepsi de Ankebut Ağı’nın partileri… Şeytan’ın Konseyi’nde, dün yazdıklarımı da değerlendiler. Kibirli, tepeden bakan yorumları devam etti. “Bunlar neden bu kadar sevindi. İki tarafın da bize çalıştığını zaten biliyorlar ve yazıyorlar.” dediler. Lakin yine oyun içinde oyun kurduğumuzu, planlarını büyük oranda sekteye uğrattığımızı, zora düşürdüğümüzü, ülkemizdeki adamlarının morallerini iyice çökerttiğimizi, vatansever grupların elini ve moralini iyice güçlendirdiğimizi ve meselenin pek çok yönünü görmek istemediler.

Mehmet Fahri Sertkaya

TC’nin İçişleri Bakanı, Cumhurbaşkanının emri ile Türkiye’de terör faaliyetleri gerçekleştiriyor.

TC’nin İçişleri Bakanı, Cumhurbaşkanının emri ile Türkiye’de terör faaliyetleri gerçekleştiriyor.

Devletin başına geçmiş CIA personeli hainler, insanlık dışı kirli işlerini, mafyalarını ve hain adamlarından oluşan partilerini/rejimlerini korumak, yönetimde kalmak, ülkenin idaresini cumhuriyet ve demokrasi palavraları ile elde tutabilmek için Türkiye’de çok kan dökmeye hazırlanıyor. Yüz yıldır devam eden danışıklı dövüşlere bir kez daha kan bulaştırılacak.

Türkiye, devlet gücü ile bir kaos/fitne sürecine sokuluyor.

Bir çete lideri, bir uyuşturucu baronu olan Solomon Soysuz, İçişleri Bakanı sıfatı ile haince ve fitneci hamleler yaptı/yapacak, olağan üstü hal oluşturacak ve çok kan dökülecek.

Soysuz’un gözaltına aldırdığı CHPKK’li sandık müşahtileri masum. Hiç suçları yok. Kirli bir oyunun içinde kaldılar.

Herkes “Tamam CHPKK kazandı, sıkıntı bitti” dedi. AKPKK’liler de mağlubiyeti kabullendi. Hatta Binali Yıldırım bile İstanbul’a astırdığı ilanları kaldırttı. Melih Gökçek bile CHPKK’nin kazandığını kabullendi, bu gerçeği açıkça konuştu. Böyle olunca da seçim tartışmaları ile memlekette kaos çıkartma ihtimali düştü ve bu Türk/İslam düşmanlarını kahreden bir gelişme oldu.

Bunun üzerine, CHPKK’nin, AKPKK’nin, MHPKK’nin, HDPKK’nin Saadet’in ve İyi Parti’nin üst seviye isimlerinin hepsinin bilgisi dahilinde olarak, ortalığı karıştırmak için daha sert müdahaleler yapmaya başladılar. Hedef, sadece İstanbul belediye başkanlığını usulsüzce ele almak değil, ortalığı en kısa zamanda karıştırmak. Seçim ya da İstanbul belediyesi, bu işin bahanesi…

Aslında hedefleri YSK, AA, içimizdeki İsrail’in basın ve medyası ve il/ilçe seçim kurulu hileleri ile AKPKK’nin İstanbul’u ve başka pek çok büyük ili birkaç puan farkla kazandığı şeklinde bir numara oynamaktı. Planları uygulamakta başarısız olunca ve CHPKK kazanmış çıkınca önce bir sarsıldılar, şimdi ise toparlanıp, yeniden gayrete gelip insanlık dışı planlarını kısmen değişmiş şekilde uyguluyorlar.

AKPKK hilelerle kazanmış gösterilip CHPKK’liler itiraz ve isyan edecekken, CHPKK hilelerle kazanmış gösterilip de AKPKK’liler itiraz ve isyan edecekler. Her halükarda planlanan kaos çıkartılacak. CHPKK’li üst seviye hainler bile “Sokaklara inecekler olacakmış, uyarıyoruz” diye baştan konuştular ki planları bildiklerinden ve içinde olduklarından bu şekilde konuştular. Planladıkları çatışma ortamı oluşunca, sanki kendileri bunu istemediği halde oluşmuş gibi görüneceklerdi. “48 saat hiç kimse yerini terk etmeyecek” açıklamasından tutun da meydanlarda toplanmış kalabalıklara “Hak, hukuk, adalet” sloganları attırmaya kadar her şey daha öncesinden iyice planlanmış/çalışılmış kısımlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Tayyip tam anlamı ile bir sinir krizi geçirdi. Çok kötü oldu.

Tayyip tam anlamı ile bir sinir krizi geçirdi. Çok kötü oldu.

Yaşananlar sarstı onu… Planlarını yine uygulayamadılar. Yine oyun içinde oyun kurmuş olduk ama onlar hala kendilerini dev aynasında görmek istiyorlar. Bizi de bir hiç olarak görmek istiyorlar. Üstüne bu günkü paylaşımların sertliğini, duruşumuzun netliğini, onları hiç gördüğümüzü de gördü.

Daha fazla dayanamadı, ayakta iken ve bu gruptaki paylaşımlarımı okuyor iken birden “Mel’un sensin. Şeytan sensin. Sen nasıl bir belasın, başıma bela oldun. Suriye’yi de analarını da çocuklarını da hepinizi gömeceğim. Lanet olsun hepinize” diye sesli sesli konuştu ve öfkeden çıldırdı, krize girdi. Eli ayağı titredi. Zorlanarak koltuğa oturdu, bir bardak su getirdiler. Tansiyonunu ölçtüler.

Otururken de devam etti ve “Herife bak ya, neler konuşuyor ya, kimsin sen ya kimsin. Görürsün sen, hepinize bunun hesabını soracağım” deyip sustu. Sakinleşmeye çalıştı.

Ben bu insan şeytanına bir türlü anlatamadım, linki vereyim bir daha okusun: https://t.me/AkademiDergisi/13392

An itibari ile Tayyip tıpkı şu eski fotoğraftaki hali gibi bir halde… O kadar ciddi bir sinir krizi geçirdi ki gözleri bile doldu. Nerede ise oturup sinirden ağlayacaktı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Maduro bana kızdı

Maduro bana kızdı

Düzenli bir şekilde ve dikkatle takip ediyorlardı grubumuzu, paylaşımlarımızı. Konseyde onun hakkında alınan kararı yazdım, Venezüela’da konseyin elinin güçlü olduğunu yazdım ve “Maduro’yu devirirler, asarlar” dedim. Adamları yazdıklarımı tercüme edince kızdı. En çok da onun hakkında “Venezüeala’nın Tayyip’i” dediğime kızdı.

Sesli şekilde “Görürsünüz siz, Tayyip size neler yapacak. Beni mumla arayacaksınız” dedi.

Müttefikimiz Rusya da değerlendirmelerimizi dikkate alacaktır. Maduro/Venezüela hususundaki kararlarını gözden geçirecektir. Böyle olunca da Maduro’nun pili daha çabuk bitecektir. Bu güne kadar Ankebut Ağı’nın uyuşturucu, fuhuş, organ, silah dahil her türlü pis işinin içinde bulunan ve son zamanlarda onlarla arayı açan insan şeytanı Maduro, ettiğini bulma dönemine girdi. Şöyleydi de böyleydi de diyerek fazlaca yorum yapmaya gerek yok. Bu dünya etme bulma dünyası. O da ibret-i alem olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Size, aslında neler döndüğünü, planlarını neden tam olarak uygulayamadıklarını anlatayım

Size, aslında neler döndüğünü, planlarını neden tam olarak uygulayamadıklarını anlatayım

Bizim, onların bütün planlarını önden haber vermemiz, sert bir dil kullanmamız, “Türkiye’de bir seçim yaşanmayacak, bir orta oyunu sergilenecek. Bu danışıklı dövüşün ve ihanetlerin içinde olan herkes sadece birkaç ay içinde ağır ceza mahkemelerinde idamla yargılanacak. Her şeyi kontrolümüzde tutacağız, oyun içinde oyun kuracağız. Beklediğimiz vakit gelince müdahale edip hepsini toplayıp alacağız. ” dememiz…

Seçim günü içinde de morallarini çökerten çok sayıda paylaşım yapmamız. Kocaman cemaatimizin bir seçim heyecanı yaşamaması, cemaat mensuplarına kime oy verileceği hususunda yönlendirme yapmaması ve buna dair yaptığım yorumlar. “Endişe etmeyin, sözde seçilen/kazanan belediye başkanlarının çoğu kısa sürede tutuklanacak. Büyük çoğunluğu danışıklı dövüş yaşandığını biliyor ve bu ihanetlere alet oluyor.” dememiz…

Günler öncesinden AA’daki hainleri ve özellikle gizli Yahudi Şenol Kazancı’yı ifşa eden ve baskı altına alan paylaşımlar yapmamız ve bunların sıkıntılı/endişeli ruh hallerine girmelerine sebep olmamız…

“Tam da daha önce hakkımızda yazılanlar gibi davranıyoruz, hızlı da gidiyoruz, AK Parti’nin oylarını çok yukarıdan başlattık. Bu iş böyle olmaz. Şimşekleri üzerimize çekiyoruz. Zaten böyle yapacağımızı herkese iyice duyurdular. Gerçek kimliklerimiz, bağlantılarımız da meydana döküldü. Bu iş bizim üstümüze yıkılıp kalacak” demek zorunda kalıp kararsızlıklar yaşamaları…

KRT TV’nin canlı yayını ve bu yayın sırasında bizim bir süredir yaptığımız paylaşımlar temelinde manevralar yapılması ve hususiyle “Bu organize bir iş. Organize bir şekilde manüpilasyon yapılıyor. Hürriyet yalan değerler açıklıyor/veriyor. AA’ya güvenilmemeli” mesajları verilmesi…

Başka muhalif kesimlerin de kararlı ve gayretli duruşu ve tepkinin yüksek tonda gelmesi…

Sözde muhalefet partileri ile AKPKK’nin danışıklı dövüşü sırasında, sözde muhalif partilerin, kontrolünde tuttukları kitleyi ister istemez yüksek seviyede motive edip gayrete getirmesi, sandıklara/oylara, ıslak imzalı evraklara gerçekten sahip çıkılması, halk tepkisinin beklediklerinden çok yüksek olması…

Bunlar başta olmak üzere daha pek çok sebep YSK ve SeçSis yazılımı kısmında istedikleri kadar hile yapmalarına mani oldu.

Planlar gereği YSK sitesine erişimi kasten kestiler. Siyasi partilere veri akışını kestiler. Lakin o an gelene kadar çok zorlanmış, sarsılmış hatta dağılmış hale gelmişlerdi.

Tam bu esnada YSK Başkanı, gizli Yahudi ve Mason vatan haini Sadi Güven ile en büyükbaş hainlerden Tayyip telefon görüşmesi yaptı.

Danışıklı dövüşün tarafları, Ankebut Ağı’nın adamları, YSK sitesine erişimi ve partilere veri göndermeyi kasten kesmeden az önce, bu güruhun içinde bulunan Tayyip ve Sadi Güven telefon konuşması yaptı. Sadi, Tayyip’i aradı.

Sadi Güven “İlk anda oyları açıklarken çok yüksek bir oy oranı açıkladık. Fakat sandıklardan çıkan oy oranları açıkladığımız oranların çok altında çıktı. Bu şekide devam edersek karşı grupların bir anda büyük tepkisini alacağız ki bu halkın da tepkisini çeker devam edelim mi?” dedi.

Böyle bir sorun ihtimaline karşı zaten CIA’nın sosyal ağları bütün sansürlemeleri yapmıştı ve interneti de ülke genelinde yavaşlatmışlardı ama Tayyip yine de endişelendi. O anda, işlerin tamamen kontrollerinden çıkması ve halk hareketine dönmesi ihtimalini değerlendirmiş olmalı.

Sadi Güven’e sandıklardan çıkan gerçek oy oranlarını sordu. Sonra da “YSK sitesini/sistemini bir süre erişime engelleyin ve bu arada oranları dengeleyin (Normale çekin)” dedi. Sadi de talimatı aldı, icabını yaptı. Bu arada Anadolu Ajansı’ndaki hainler güruhu da ortada kalmış, satılmış, zor şartlara düşmüş oldu.

Bu aşamadan sonra YSK’daki hainler güruhunun elleri ayakları birbirine dolaştı. İsteseler de baştan planladıkları derecede hileler yapamadılar. Şimdi vaziyet şu ki bir miktar hile yapabildikleri halde devamını getiremediler ve pek çok yerde AKPKK’nin kazanmış gösterilmesi planlanmış olduğu halde sözde muhalif partiler kazanmış oldu.

AKPKK hükumetleri gayr-i meşrudur.

Herhalde düşündünüz, tahmin ettiniz. Ankebut Ağı’nın ve CIA’nın kontrolünde olan… Mason hainlerin oyuncağı olmuş… Gizli Yahudi, gizli Ermeni ve Mason hainler tarafından vatana ihanet kapsamında eylemlerle ve söylemlerle yönetilmiş böyle bir Yüksek Seçim Kurulu’nun denetiminde ve düzenlemesinde yapılan bütün seçimler ve referandumlar hukuken geçersizdir, sonuçları bağlayıcı değildir.

En baştan beri sözde muhalif partilerin ve liderlerin AKPKK ile danışıklı dövüştüğü, bunların da Ankebut Ağı’na çalıştığı ayrıca gözler önündedir. Dolayısı ile neresinden bakılırsa bakılsın AKPKK hükumetleri meşru değildir, aldıkları kararların, çıkarttıkları kanunların, yaptıkları anlaşmaların hiçbir bağlayıcılığı yoktur.

16 Nisan’da da aslında EVET sonucu çıkmamıştır, rejim/Anayasa değişmemiştir, Erdoğan Başkan değildir. Zina ve evlilerin zinası hala suçtur. Eşcinselik ve misyonerlik hala suçtur. Bunların kurduğu sözde Aile bakanlığı gayr-i meşrudur. Bu bakanlık üzerinden yapılan bütün düzenlemeler hukuksuzdur ve daha böyle yüzlerce madde sıralanabilir.

Gerçi son yıllarda ve özellikle Ankebut Operasyonumuz sırasında içimizdeki İsrail’i, Ankebut Ağı’nı, dönen dolapları bu şekilde meydana çıkartmamıza da çok gerek yoktu. Çünkü baştan beri Erdoğan, evrakta sahtecilik yapmış ve sahte diplomayla, CIA ve MOSSAD oyunları ile iktidara taşınmış bir vatan hainidir. Bu ispatlı bir gerçek olduğu için en baştan beri AKPKK üzerinden Türkiye’ye yapılan maddi ve manevi bütün ihanetler çökmüştür. On senedir Erdoğan’ın bir CIA-MOSSAD projesi olduğuna dair ispat niteliğinde binlerce yayın yaptım ve Erdoğan ya da onu oynatan Ankebut Ağı’nın başka bir adamı, benden davacı olamadı. Öyle ise bu film bitmiştir ve iş son bir darbemizi yemelerine kalmıştır.

Mehmet Fahri Sertkaya

NASA’nın Türkiye’de gizli bir birimi (NGB) var.

Sabetaycı gizli Yahudi ve Mason olan Haktan Akdoğan’ın İzmir’deki bu UFO hadisesine dair yorumları, hemen her mevzuda olduğu gibi, büyük oranda isabetsiz. İzmir’de ele geçen uzaylı, süper teknoloji ürünü bir insansı robot değildi. Tek de değildi.

İki kişilerdi. Ufak bir UFO’ları vardı. Kötü niyetli ve saldırgan değillerdi. Kaza yapmadılar, vuruldular. Dostane şekilde sadece incelemeler yapıyorlardı. Bunlar, hususiyle Türkiye’ye ilgi duyan uzaylı insanlardandı. Türkiye’ye olan ilgilerinin sebebi, bu insan türünün de tıpkı bizler ve Merihliler gibi Müslüman olmasıydı.

Düşük hızda uçarak incelemeler yaptıkları bir anda, hiç beklemedikleri şekilde saldırıya uğradılar. Ordumuza ait çok özel bir İHA, bu küçükçe UFO’ya lazer ışını gönderdi ve hem patlama yaşanmasına hem de düşmesine sebep oldu.

2014 yılındaki o habere çok inanmayın. Lazer silahları onlarca senedir var ve kullanılıyor. ABD, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne bile bu lazer silahlarından vermişti ve onlar da bir UFO’yu vurup içindekileri ele geçirmişti. Yaşananlara ve elde ettikleri UFO enkazı ile uzaylı insanlara dair tuttukları resmi evraklar da basına sızmıştı.

7 Mart 1989…
Lazer silahlarına sahip olan Güney Afrika Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri, Kalahari çölünde bir UFO’yu vurup düşürdü: http://urlkisaltma.com/8llTM

9 Kasım 2015…

Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde oluşan tuhaf bulutlar kayda alındı ve kısa sürede sosyal medya üzerinden dünyanın tartıştığı bir konu oldu. Dünyanın çok sayıda ülkesinde haber kuruluşlarında haber de oldu.

Büyük UFO’ların, dünyayı incelemek isterken, ellerindeki yüksek teknoloji ile etraflarında yapay bulutlar oluşturabildiği biliniyor. Bilinen tarihte, böyle bir vak’a ilk defa, Çanakkale savaşında Norfolk taburunu bulutların(!) yutması sırasında görüldü.

Norfolk taburunu yutup da çok zor bir zamanda biz Müslüman Türklere yardım edenler bulut değil, tıpkı bunlar gibi UFO’lardı. Bir istisna olarak, Müslüman uzaylıların dünyamızın olaylarına müdahale etmesine kısıtlı bir izin verilmişti. Bkz: http://urlkisaltma.com/1Tbhz

İzmir’deki söz konusu uzaylı hadisesine müdahale edenler 11 ya da 12 kişilerdi.

Bunlardan dördü Jandarma kimliklerine sahipti, diğerleri polis kimliklerine… Hepsinin kimliği gerçekti. Gerçekten Jandarma’da ve Emniyet’te kayıtları vardı. Lakin hepsinin hem Jandarma’da hem de Emniyet’te kayıtları/kimlikleri vardı. Ellerindeki bu gerçek kimliklerde gerçek resimleri vardı. Lakin isimleri Jandarma kimliklerinde Ahmet ise, Polis kimliklerinde Mehmet ya da başka bir şey olarak geçiyordu. İki teşkilatın da resmen var olan adamları olan bu kadro, aslında MİT’in, MİT üzerinden CIA ve NASA’nın adamlarıydı.

Üç araçla olay yerine geldiler. Birinci araç, başka bir hadisede çekilmiş olan bu fotoğrafta gördüğünüz ile aynı marka ve model olan ve aynı böyle renk, şerit ve özelliklerde olan sahte bir Jandarma aracıydı…

İkinci araç, aynı marka ve modelde olup tamamen siyah renkteydi. Üçüncü araç ise Jandarma ve Emniyet teşkilatında da kullanılan çift kabinli bir pikaptı.

Sadece 20 dk sonra

Bahçelerinde “tıpkı insan gibi” diyerek tanımladıkları ve bacağından bir şey akan, korkmuş, ne yapacağını bilemez halde bir acayip canlı gören… Uzaylı olduğunu düşündükleri bu canlıyı polise bildirmeye teşebbüs eden bu insanların ifadesine göre, Jandarma zan ettikleri ekip oraya 20 dakikada ulaştı.

Aralarından biri, bu şahitlerin tam olarak izah edemediği bir şeyi üzerine giydi (Sadece bir çelik yelek de olabilir, özel bir kıyafet de olabilir). Yanındakilerin silahlarını doldurmasını istedi ve korku, panik, şaşkınlık duymadan, sanki böyle bir canlıyı daha önce de görmüş ve yakalamış gibi tavırlarla gitti, yakaladı. Gayet sakin tavırlarla, yakaladığı uzaylı insanı araçlardan çift kabinli pikaba koydu ve “Bir şey yok, merak etmeyin. Biz size haber vereceğiz” deyip gittiler. Bir daha kimse bu insanları aramadı, bilgi de vermedi.

O uzaylı insanın üzerinden aşağı akan şey kandı. Onların kanı gri renkte olduğu ve vakit de gece olduğu için, şahitler yorumlamakta zorlanıyordu. Bu yaralının diğer arkadaşı ağır yaralıydı. Düştükleri yerden kalkamamıştı. O ise yaralı hali ile yerleşimin bulunduğu yere geldi. Muhtemelen yardım isteyecekti ama köpekler etrafını çevirdi. İhtiyar ev sahibi de çıkıp silahını ona çevirdi.

Oraya gelip onu alanlar NGB’dendi. UFO’larını da NGB düşürmüştü ve 11-12 kişi değillerdi. Ekibin geri kalanı (ki 8-10 kişi daha vardı) UFO’nun düştüğü yeri bir an önce bulmak telaşındaydı. Bu ekibin oraya 20 dakikada gelip bu kadar korkusuz, şaşırmamış ve kararlı tavırlarla müdahale etmesinin sebebi buydu…

ABD’de, dünyanın pekçok ülkesinde ve Türkiye’de, uzaylıları ve UFO’ları ve tuhaf buldukları bütün hadiseleri (mesela obrukları) araştıran bir gizli teşkilat var. Evet, bu, tek bir teşkilat ama pek çok ülkede gizlice teşkilatlanmış. NASA bu sistemi yönetmek için CIA’yı kullanıyor. CIA da bu sistemin Türkiye ayağını yönetmek için MİT’i kullanıyor. NASA’nın Türkiye’deki bu gizli birimini (NGB’yi) şu anda Hakan Fidan, Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar bile bilmiyor.

Yaralı yakalanan ile UFO’nun düştüğü yerde ölü ele geçirilen iki uzaylı insan, en kısa sürede ABD’ye götürüldü. Ceset bozulmadan üzerinde her türlü inceleme yapıldı. Yaralı kurtulanın üzerinde de incelemeler, deneyler yapıldı.

Kaza yapmış UFO ise daha sonradan, dikkat çekmeden ABD’ye götürüldü. UFO, önce NGB’nin Türkiye’deki güvenli bir mekanına götürüldü. Paketlendi, sarıldı ve sonra ABD Hava Kuvvetllerine ait bir A400 askeri nakliye uçağına konularak ABD’nin meşhur 51. Bölge isimli üssüne götürüldü. A400 Türkiye’ye sanki başka bir şey için gelmiş gibi gösterildi.

NGB yaklaşık 40 yıldır gizlice Türkiye’de faaliyette… Bu güne kadar Türkiye’de en az on uzaylının ele geçirildiği ve ABD’ye götürüldüğü biliniyor.

NGB sistemi içinde TSK içindeki hain bir ekip de var. TSK’daki NGB ekibi, MİT’teki yöneticinin emrinde. NGB’nin en üst yöneticisi bir MİT personeli… MİT’te müsteşarlar gelip geçiyor ama daha alt kademede olan bazı insanlar ilerleyen yaşlarına kadar MİT’te o konumda tutuluyor. İşte bunlardan biri NGB’nin şefi ve bu kişi de gizli Yahudi.

YİT, dönen dolapları çok daha ayrıntılı surette biliyor. İsimleri de bağlantıları da sahada kullandıkları personeli de bu personellerin hangi işlere burnunu soktuğunu da biliyoruz ve operasyonlarımızı tamamlayana kadar bu kısımları buradan elbette yayınlamayacağız.

Ankebut Ağı’nın bu birimini de imha edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.”

Estetik güzeli mafya babacığı Sedat Peker, hakkında yazdıklarımı görüp sinir krizi geçirmiş. Bir on dakika kadar bağırmış, sövmüş, bana tehditler savurmuş. “Sen görürsün oğlum, senin a. koyacağım. Seni ibretlik bir şekilde öldürmezsem bana da Sedat demesinler” tarzında, mahallenin yeni yetme kopilleri gibi atarlanmış.

Sonra da kendisi gibi Rus Yahudisi kökenli ve Mason Süleyman Soysuz’u aramış:

Estetik güzeli: Ben bu durumu sineye çekip kabullenemem. Bütün bunlara (yazılara) karşılık olacak bir cevap vermem lazım

Soysuz: Yahu Sedat biz bilmiyor muyuz bu işin karşısında cevap vermeyi. Sadece sen değil ki biz kaç kişiyiz burada. MİT, CIA, Amerika, Tayyip, İsrail, bu kadar adamız. Hiçbirimiz karşılık veremiyor muyuz? Adamlarımız mı yok, gücümüz mü yok var ama işin içinde başka oyunlar da var. -Bir kişi değil, arkasında koca cemaat var. Başka başka işler var. O yüzden temkinli ilerleyelim- derken, işler bu hale geldi. Şimdi yapacağımız en ufak hatada bütün sistemi (Ankebut Ağı’nın tepkisini kastediyor) kendi üzerimize çekeriz. O yüzden şimdilik fevri davranma. Kimseye sormadan da hiçbir işe kalkışma kardeşim.

Estetik güzeli: O zaman bu lafların altında mı kalacağım?

Soysuz: Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.

Estetik güzeli: Böyle işin a. koyarım. Bu ne biçim iş. O zaman karı gibi oturayım, elim kolum bağlı bekleyeyim, gelip beni alsınlar, böyle mi yapayım?

Soysuz: Merak etme kardeşim, az kaldı. Sonunda bu laflarının hepsini yutturacağız bunlara.


Mafya babacıkları

Türkiye’deki mafya babacıklarının ezici çoğunluğu, içimizdeki İsrail tarafından, Mason teşkilatı tarafından mafya babacığı yapılmış, korunmuş, kollanmış, binbir türlü pis işlerinde kullanılmış, basın ve medya oyunları ile gücü abartılmış ama gölgesinden korkan kripto kimlikli pislik heriflerdir.

İçimizdeki İsrail bir de her şeyi o kadar ters yüz etmiştir ki tehdit, şantaj, yalan, dolan, fitne, fesat, ego, kibir, cehalet, cinayet, ahlaksızlık, yağmacılık, mala/mülke çökme tarzı ile kara/kanlı para elde eden böyle itler milletimize vatan/millet sevdalıları, gariban dostları olarak da gösterilmiştir.

Bir misal: Estetik güzeli, Rus Yahudisi, Mason, katil, hırsız, arsız, yalancı, vatan haini pislik herif Sedat Peker…

Cürmü boyunu on bin kere aşmış, AKPKK ve Mason teşkilatı sayesinde dosyaları kapatılmış, yargılandığı davalarda temize çıkartılmış, şimdi bile derhal ters kelepçe ile alınması icap ederken AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü sayesinde “vatan evladı” taklidi yapan bu maymunun bana ve sistemime karşılık vermeye gücü olsa, on dakika sinir krizi bile geçirmez, ilk dakikada atağa kalkar, yapabileceği bir şey varsa yapardı. Hatta duramaz şimdi de yapar.

Soysuz’u araması, o kadar lafı etmesi hep numara, ortama ayar verme teşebbüsü. Bir yandan şamarımı yedi, alemin önünde havası bozuldu, çakma itibarı ve gücü yok olacak. Bir yandan sanki bir gücü varmış gibi göstererek işlerine ortak olduğu kendi gibi vatan haini siyasetçiler ve patronlar onu kale almayacak. Üstüme gelse zaten şamarımı tam yiyip oturacak, sistemi birden çökecek. Oynadı rolünü…

Benim kalemim, muhatabım bile değil. Uzun süredir beni takip ettiğini, mevzu ettiğini, it gibi tırstığını zaten biliyorum. Şimdi istesem hukuk yolu ile de hukuk dışı yollar ile de kısa sürede ezer geçerim. Benim ayarımı bozarsa, bir talimatımdan sonra İstanbul’daki bir mekanından diğerine bile geçemez olur.

Ben dünyanın kaç devletine birden, kaç uluslar arası mafyasına birden koymuşum postamı, kim bu estetik güzeli? Kim bunu var eden ve bir nane imiş gibi gösteren İçimizdeki İsrail ya da Ankebut Ağı?

Estetik güzeli hakkında geçmişte yaptığım birkaç paylaşımı şimdi bir daha gruba yönlendireyim…

Suç örgütü liderliğinden yargılanan Sedat Peker, “Ak saçlı” dediği gizli Ermeni ve MİT/CIA ortak casusu Devlet Bahçeli’nin suç, terör ve ihanet örgütü MHPKK’nin yüzde 4-5 oy alacağının konuşulmasına tepkili. Peker, “Milletimizin kendi siyasi istikbalini ve partisinin zarar göreceğini düşünmeden ülkesi için birçok fedakarlığı yapan Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve ak saçlı bilge liderine böyle birşeyi asla yapmayacağına inanıyorum” dedi.

Şu videoya bir bak… Sene 2004… Polislerimizden Allah razı olsun, işlerini dört dörtlük yapmışlar ve çok sevdiğin Sedat Peker isimli mafya babacığını, organize suç örgütü liderini paket yapıp almışlar. Sonra ne dönmüş? Nasıl olmuş da bu Sedat Peker tahliye edilmiş? Bak polisler öfkeden duvarları yumruklamışlar? Adamlar haklı, ben olsam daha da ileri giderdim. Devletin bir kurşununu hayırlı bir iş için feda ederdim.

Kim bunlar Zeki? Bu milletimize anlat hele, kim bu devlet içinde devlet olan mafyacıklar, kirli çeteler, masonlar, Sabetaycılar, CIA’cılar? Bak haberi veren Kanal D bile içimizdeki İsrail’in kurumsal TV kanallarından biri… Haberi sunan Atasagun de kripto Yahudi mi?

Sedat Peker ile AKPKK arasındaki ilişki ne zaman, nasıl başladı, nerelere kadar uzandı? Sen benim önümü kesemeyince neden hemen Sedat Peker’e koştun ya da adını kullandın? Onun adını, çok dara düştüğünde, onun rızası olmadan da kullanıyor musun? Aranızdaki hukuk ne zaman, nasıl başladı? Sizi kimler tanıştırdı? Ne işler çevirdiniz bu güne kadar? Neler döndü, neler dönüyor? Bize neler anlatacaksın? Neden bu gün de AKPKK bu mafya babacığına hukuk sisteminde hususi bir koruma sağlıyor? Devlet gücümüzü çetelere, CIA’cılara, Sabetaycı hainlere, Masonlara kullandıranlar kimler? Sana dokundurmayan ihanet gürühu, neden Sedat’ı da kolluyor? “Süleymancılara operasyon” denip duruyor ve sen de arada bu gibi cümleler kuruyorsun ya, söyle hele bu saydıklarımla mı yapacaksınız operasyonu?

İnsanın aklına gelmiyor değil, yoksa Sedat Peker de pek çok meşhur mafya babacığı gibi içimizdeki İsrail’in adamı bir kripto Yahudi mi? Bir adamı vardı, şu video çekildiği tarihte sağdı ve yanındaydı. Sonra öte tarafa adisyonu ödemeye gönderdiler onu, adı da şey olacaktı, sen söyle, Ali Şahin Gürman mı ne? O da kripto muydu? Sahi, nedir bu işler böyle, hep denk mi gelmiş bunlar?

Ses ver Zeki, ses ver artık? Konuş, dök o sahte AKPKK ve Reis sevdanın arkasındaki gerçekleri. Bu sahte sevginin arkasında aslında nasıl bir menfaatçilik olduğunu, ne kadar vurduğunu, kaç ülkede neler satın aldığın da anlat. Derneğin UKİD’in Afrika masasının başına, uluslar arası dolandırıcı Ahmet Kemal Öncü’yü, bütün suçları senelerdir ispatlı olduğu halde koymuş pisliğin tekisin sen, haydi konuş, ne konuşacaksan?

Seni insan şeytanı seni

Bir daha adımı anarken duruşunu düzelt, önünü ilikle, tabirlerini iyice seç, düzgün cümleler kur. Yoksa kırarım kalemini.

İşte meydan, bütün Türkiye görsün bakalım, üstüme gelebiliyor musun, gelemiyor musun?

Numarayı da bırak, herkes biliyor orada burada numaradan atar yaptığını, benden it gibi tırstığını ve bir şey yapabilecek olsan durmayıp yapacağını. Seni sen yapan vatan hainlerini de seninle aynı anda aynı mezara gömecek kadar gücüm var benim.

Sen bu işleri içindesin, bilirsin: mafya babaları ya da nam-ı diğer organize suç örgütü liderleri de estetik yaptırır mı Zeki? Bunlardan hangisi gerçek Sedat Peker?


AKPKK bu katili, bu hırsızı, bu şerefsiz haini serbest bıraktığında, bunu yakalayan polis memurları bile duvarları yumrukladı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Rus Yahudisi kökenli ve Mason Sedat Peker hakkında soruşturma başlatıldı ama…

“80 Yaşındaki Metin Akpınar’ı sabahın köründe” şeklinde başlayan sabahki paylaşımımız ve “Türkiye artık bir hukuk devleti değildir. Bu hainleri devirmek farz olmuştur.” şeklinde başlayan sabahki paylaşımımız Tayyip ve çetesinde şok tesiri oluşturdu. Ardından durmadan gelen paylaşımlarımız/darbelerimiz bunları çıldırttı.

Sıkıyı gördüler ve mecbur kalan Tayyip, bir aracı şahsı, Ankebut Ağı’nın ve içimizdeki İsrail’in kolladığı suç örgütü lideri, Rus Yahudisi kökenli, Mason, estetikli çakma mafya babası Sedat Peker’e gönderdi.

Tayyip, estetikli mafya babacığı Sedat Peker’e şöyle bir mesaj gönderdi: “Söylediğin sözlere, tavrına kızıp, insanları ayaklandırmak için kullananlar var. Bu söz konusu edilmiş. (Böyle yayınlar yapılmış) Ayaklandırmaya çalışıyorlar milleti. Bu yüzden hakkında usulden bir soruşturma başlatıyoruz.”

Peker kendine yediremese de usul, icap bunu gerektirdiği için “tamam” dedi. Daha önce de yaptıkları gibi göstermelik sözde bir yargılama yapacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Yoksa sen al bavulu kaç, ben alıp bavulu kaçacağım!

Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’nin, Süleyman Soysuz’un talimatı ile uyuşturucu mafyası tarafından makamında öldürülmesinin ardından, Tayyip ve Süleyman Soysuz bir ara geldiler.

Görüşmenin dikkat çekici bir kısmı şu şekilde:

Soysuz: Arkadaş markadaş, tamam eyvallah da… Öyle “İstediğim emre uyarım, istediğim emre uymam tarzı takılmayacaksın. Yoksa bu sistem seni yok eder.” demiştim ona da dinlemedi beni…

Tayyip: Boş ver. Belki de iyi oldu bu… Zaten bu aralar Telegram’da sürekli “sıkın” deniyor. Olmazsa “Bu yayınlardan etkilenip de sıkmış biri” deriz. Çok büyük mesele olmaz, zaten peşine düşmezler, bu (müdür) bizim sistemin adamı…

Soysuz: Abi tamam öyle diyorsun da zaten bu adamlar bizim soyumuzu sopumuzu, kökenimizi bile bizim bilemediğimiz kadar iyi biliyor. Bunu mu bilemeyecekler. Emniyet müdürünün öldürülmesini de elbette çözerler. Adam “Delil, kanıt var” diyor her şeyde… Kim bilir bunda da ne bulup çıkartacaklar. Bizi köşeye sıkıştırmasınlar da yine… Dünya kadar malı (uyuşturucuyu) zaten kaptırdık, verdik ellerine (Emniyete).. Tamam mal bizim ama onu tekrar geri alırken de bir sürü alavere dalavere ile uğraşıyoruz. Bütün bu zahmete hiç değmiyor. Bu problemler bizim işlerimizi yavaşlatıyor.

Tayyip: Bunlara bir çözüm bulmalıyız. Yoksa artık yakındır yani tüymemiz gerekebilir.

Soysuz: Valla ben hazırım. Tüm hazırlıkları yaptım yani en ufak bir kıvılcıma bakar. Sonra ben giderim. Zaten kendi adamlarına zarar gelir diye konsey de hiç ses çıkartmıyor (bizim Ankebut Operasyonumuza karşılık verilmediğine sitem ediyor). Bak söylemedi deme, arada kalan biz olacağız. İlk bizi alacaklar, belli bu iş. Milleti harekete geçirecek en ufak bir şey, bizim sonumuzu getirir, bunu sen de biliyorsun.

Tayyip: Evet.. O kadar büyütecek bir şey yok. Bu Türk milleti devlete çok bağlı, kolay kolay ayaklanmazlar.

Soysuz: Bu işe bir çözüm bulmalı. Konseyler kendilerini sağlama almak için bizi bunların önüne atacak belli. Bunlara (konseylere) güven olmaz. Biz ne yapacağız. Nasıl çıkarız bu işlerden. Ya da bu insanları (bizi kastediyor) nasıl susturabiliriz, susturabilir miyiz…

Tayyip: Haklısın. Sen düşün, ben de bir düşüneyim, ne yapabiliriz…

Soysuz: Abi zaten iki ay kaldı ise kaldı. Ne yapabilirsek yapacağız. Yoksa sen al bavulu kaç, ben alıp bavulu kaçacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Zamanlaması çok manidar değil mi?

Bu da bir danışıklı dövüş. Cübbeli böyle konuştuğu için herkes şokta ama uzunca zamandır güven kaybetmiş, ehl-i sünnet ve ehl-i tarik Müslümanların tepkisini çeken, Saray’a soytarılık yapan Cübbeli, şimdi Saray’ın emri ile bu çıkışları yaptı.

Trump yokmuş da işte nefsin varmış. Tamam bir manada bu söz çok doğru ama bu güne kadar niye söylemedi? Neden dine/devlete/millete yapılan her ihanette AKPKK’nin yanında idi? Şimdi cemaatimizin gayreti ve dergimizin yayınları sayesinde oluşan dip dalga ile herkes Trump’ı, Şeytan’ın Konseyi’ni, David Bickham’ı, Mehmet Haberal’ı, o bahsettiği İslam’ı tahrif projelerinde çok etkili olan haham Ben Abrahamson’ı konuşuyor, konuşacak da şimdi mi bu Cübbeli böyle konuşmalı? En büyük hainlerden biri bu… Bahsettiği projeleri AKPKK üzerinden Şeytan’ın Konseyi, 13’ler Meclisi ve 3 Kabalist haham uygulamaya döküyor.

Bu, Cübbeli’nin bu çıkışı, Türk/İslam düşmanlarının çok dara düştüğü şu zamanda bir haince planın parçası:

1- Zaten cemaatimizin ve Akademi Dergisi’nin mücadelesi karşısında, AKPKK ve üstündeki konseyler, söz konusu haince projeleri, İslam’ı içten tahrif etme, Müslümanların itikadını bozma projelerini ileri götüremeyeceklerini gördüler. Artık bu projelerin başındaki haham Ben Abrahamson bile ifşa oldu.

2- Son zamanlardaki yayınlarımızın da gerçek sahibi CIA olan sözde sosyal ağlarda yayılmasına izin vermiyorlar ama yine de korkuyorlar. Bir anda bir şeyler olabilir ve bir iki günde bütün Türkiye bu olağan üstü sarsıcı yayınlarımızı görebilir. Böyle bir ihtimal olursa, işte böyle konuşmaya başlamış Cübbeli’yi kullanarak, ehl-i sünnet hassasiyetindeki Müslümanları karşı bir grupta toplayıp topluca sevk etmek isteyecekler. Çünkü o gün geldiğinde işleri/halleri gerçekten çok zor olacak.

Cübbeli denilen münafığı senelerdir somut deliller ile ifşa edip nasıl bir hain, alçak, yalancı ve piyon olduğunu anlatıyorum. Gık diyemiyor gık. Aramıza yeni katılanlar o yayınlarıma bakmalılar. Şu yukarıda yazdıklarımı daha iyi anlayacaklar.

Herkes bilmeli ki Cübbesi çıkasıca bu hain herifin derdi kadındır, paradır, şöhrettir. İpleri Saray’ın elindedir ve dün alemin önünde “Hain” dediği Erdoğan’a bu gün “Başkomutan” çekmesi de bu sebepledir.

Dikkatle inceleyin, Cübbeli en az altı senedir çok sıkı bir Akademi Dergisi takipçisidir. Dönem dönem millete hoş gelen ve “Yahu bu adam nasıl bildi anladı da önden ikaz etti” denilen konuşmaları hep Akademi Dergisi paralelindedir. Akademi Dergisi’nin halka yayılmasına izin verilmez ama bu gibi piyonları sansürlemezler.

Mesela “Bütün cemaatlere yakında operasyon çekilecek. Sakın ha Süleymanlılar aleyhinde olmayın” çıkışı. O çıkışından birkaç hafta öncesinden başlamak sureti ile cemaatimiz AKPKK ile çatışma ortamına girmişti, cemaatimize operasyon beklentisi zaten herkeste oluşmuştu ve Akademi Dergisi’ndeki yayınlarımız, pes etmeyeceğimizi, çatışmaya gireceğimizi açıkça belli ediyordu. Bu münafık da çıkıp o konuşmaları yaptı. Aylar geçti, türlü hadiseler yaşandıkça herkes döndü o konuşmasındaki o kesiti paylaştı ve “Vay, cübbeli hoca efendi çoktan söylemiş” dedi. Şimdi de bir benzeri yapılıyor ve kritik an geldiğinde kalabalıklkarı toplayıp, etkileyip dar zamanda onlara yani AKPKK’liere yardımcı olabileceği hesaplanıyor.

Şu yayınlarımıza uygulanan sansür bir anda kırılacak, o güne az kaldı. İşte o zaman ak koyun kara koyun hepten belli olacak, herkes her şeyi duyacak. Bozuk saat bile günde iki kere doğru vakti gösterir. Sakın böyle piyonlara aldanmayın, acımayın, kalbi yine istikamete dönmüştür sanmayın.

Mehmet Fahri Sertkaya

Soyuma çekmişim Tayyip!

Soyuma çekmişim Tayyip!

Hakkımda hazırlanıp da masana konan dosyanın içeriğini öğrenemedik ama anlaşılan o ki beni çokça merak ediyorsun. Galiba çok merak ettin, incelettin, dosyayı da günlerce masandan kaldırmayıp bakıp durdun ama hiçbir açık bulamayıp o dosyayı kaldırıp attın. Soyuma çekmişim Tayyip! Buhara’dan, ilim/irfan/hikmet diyarından kalkıp Anadoluya gelen, buraları Türkleştiren ve Müslümanlaştıran ilk kuşak Türklerin/Erenlerin soyundan geliyorum. Atalarım, buralar Rum diyarı iken, Hazar Denizinin üstünden dolaşarak ve Çeçenistan’a uğrayarak Anadoluya gelmişler.

Silsile-i saadatın o zamanki mürşid-i kamili olan zatın emri ile hareket etmişler. Hem o mürşid-i kamilin soyundan kişlerdi bunlar ve hem de ona çok sağlam bağlıydılar. Sonra bu soyumda birkaç mürşid-i kamil ve sayısız veli çıkmış. Afyon’da, köyümüzde kabr-i şerifi bulunan Karacaahmed Sultan hazretleri dedelerimden sadece biridir. Anlayacağın, şaşırtıcı bir şey yapmıyorum. Soyumdakilerin her devirde yaptığını yapıyorum. Zulme, haksızlığa, vahşete, insanların perişan hale getirilip dünya ve ahiret saadetinin yıkılmasına/çalınmasına isyan ediyorum. Hakikati bağırıyorum. Adalet, kurtuluş ve nizam-ı alem yolunda mücadele ediyorum. Bu devrin hakiki mürşidi kamili olan Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin kalbinde yerim olduğuna da, üstümde himmetlerinin olduğuna da inanıyorum. Atalarım hep dinine, devletine, vatanına bağlı, yüksek ilim ve ahlak sahibi, insanların kurtuluşu için çırpınan, nizam-ı alem yolunda cihat ile yaşayan örnek insanlardı. Bunlar, Anadolu insanına ilim, ahlak, hikmet öğrettiler ve mücadele gücü verdiler. Her daim Müslümanların birlik ve beraberlik halinde olmasında büyük rol oynadılar. Zor zamanlarda hep sahne onlarındı Tayyip! Bu davranışlarıyla Müslümanlığın ve Türklüğün Anadolu’da en ücra köşelere kadar yayılmasını ve benimsenmesini sağladılar. Yoluma/davama ve soyuma bir baksan Tayyip, Hoca Ahmet Yesevi’lere, Ali Ramiteni hazretlerine kadar çıkarsın ki Ali Ramiteni ks bizim silsilemizdedir. Hani demiştim ya “Ben de piyonum. Buz dağının görünen yüzüyüm” diye? İşte görünmeyen yüzünde bunlardan yüzbinlerce var. Ve bu yüzden “Teşklatımızın yarısı yer altında. İktiza ettiğinde kalkıp operasyonlara katılıyorlar, sonra yine yatıyorlar” demiştim.

Soyumdakilerin duaları, hz üstazımın himmetleri olduktan sonra ve bu kadar büyük bir teşkilat da olduktan sonra, bence beyhude yere uğraşma. Yerle göğü üstüme birleştirsen bile ben oradan da çıkarım ama senin öyle bir şey yapacak vasfın, gücün, zamanın da yok. Şimdiden bitiksin. Allah’tan bir dileğim var: Senin gibi büyük bir münafık, hain ve sadistin ipini ellerimle çekmek.

Mehmet Fahri Sertkaya