Etiket arşivi: Recep Tayyip Erdoğan

Memorial’in sahibi, Turgut Aydın kimdir?

Milletimize İslami market gibi yutturulmak istenen A101’in sahibi kripto Yahudi Cüneyt Zapsu idi. Çok anlatmıştım Zapsu’yu oynatan Siyonistlerin Tayyip ve AKPKK projesini ve Zapsunun neler yaptığını

Memorial’in sahibi, bu gördüğünüz adam, Turgut Aydın… Trabzonlu biliniyor ama benim duyduğum iddialara göre bir kripto Yahudi… Malum Mesut Yılmaz’dan tutun Mehmet Ağar’a, Oğuzhan Asiltürk’e, APO’ya, Devlet Bahçeli’ye kadar bu ülkede binlerce gizli Ermeni ünlü kişi, patron kişi, sözde sanatçı kişi, sözde yazar kişi var. Yine Tayyip’ten tutun Egemen Bağış’a, Aydın Doğan’dan tutun, Turgay Ciner’e, Ferit Şahenk’ten tutun Murat Ülker’e kadar binlerce gizli Yahudi patron, gazeteci, TV programcısı, şarkıcı, manken, vekil, sendikacı, devlet memuru, polis, subay v.s. var. Bunları genelleyerek İçimizdeki İsrail ve içimizdeki Ermenistan diyoruz. İddialara göre bu Turgut Aydın da o kripto Yahudilerden biri imiş…

Bir kripto Yahudi ve kripto Ermeni ihaneti ürünü olan FETÖ teşkilatının kurulmasında ve güçlenmesinde etkin rol oynamış ve Bank Asya’nın bile kurucu ortakları arasında yer alan bir kripto Yahudi olduğu iddia ediliyor bu Turgut Aydın’ın… Bu şahsın, hayatı boyunca hiçbir zaman gerçek bir iş adamı olmadığı… Hep sahada bir piyon olarak kullanıldığı, birileri adına iş takip ettiği ve rolünü çok iyi oynadığı… Akıl almaz yükselişinin arkasında aslında kadın ticareti yani fuhuş sektöründeki faaliyetleri, uyuşturucu ticareti, Kumar oynattığı mekanların gelirleri, Masonlarla, Siyonistlerle, Tapınakçılarla, Haçlı artıkları ile birlikte her türlü kara para işini çevirmesi olduğu da iddia ediliyor.

İddialara göre, sistemi öyle bir kurmuşlar ki sadece kumar oynattığı mekanlardan bile bu Turgut Aydın’a her hafta yurt dışından çuvallar dolusu paralar geliyormuş. Ömrünün üç, dört senesinin Türkiye dışında geçtiği, o sırada bulunduğu ülkede Siyonistlerle, Masonlarla, doğrudan Şeytan’a tapan gizli örgütlerle çok sıkı fıkı olduğu, çok şeyleri tecrübe ettiği, bir nevi eğitim aldığı da iddialar arasında… Yine benim duyduğum iddialara göre bu adam, ciddi bir tahkikat esnasında, neyi nereden kazandığını, nasıl bu kadar büyüdüğünü izah edemeyecek kadar hızlı büyütülmüş. Meşhur şirketi Dömeks’i de zaten kimliği açık Yahudilerle ve Ermenilerle beraber kurmuş.

Dünya genelini şimdilik bir yana bırakalım da, sadece Türkiye’de her sene binlerce, on binlerce çocuk ve yetişkin kayboluyor. Ne kadar enteresandır ki bunların hiçbirinin akıbeti bilinemiyor. Olağan üstü hal ilan edilip “Bu gidiş nereye?” denilmesi icap ederken, basın da, devlet kurumları da, güvenlik kurumları da, istihbarat kurumları da bu derdin üstüne gitmiyor/gidemiyor. Birilerinin bu benim bile kulağıma gelen iddiaları duymamış olma ihtimali var mıdır? Haydi bunları her yerde paylaşalım ve Türkiye’de bu insanlık dışı işler dursun, suçlu suçsuz ayrılsın, suçlular cezasını bulsun.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bu görüntüden çok rahatsızız!

Hiç olmamış. Çok cinsiyetçi bir tavır olmuş. Neden kadınlar hala kenar köşelerde?

Orada, ortada bir kadın başkan… Kadın başkanın bir yanında sakalsız, bıyıksız bir erkek… Diğer yanında bir transeksüel… Onun da yanında bir eşcinsel… Öbür yanda da yarı çıplak bir manken gibi giyinmiş bir misyoner falan olmalıymış. Nedir bu böyle, yobazca bir şey olmamış mı? Hani eşitlik, hani cinsiyetçilikten ve homofobik tavırlardan uzak medeni bir duruş? Yakışıyor mu Türkiye’mize?

Biz şimdi kadrosu tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni dolu olan Oda TV karşısında… Sahibi Burak Akbay ve yazarlarından Uğur Dündar, Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan bile gizli Yahudi olan Sözcü gazetesi karşısında… İçleri tıkabasa çift kimlikli hain dolu olan Evrensel, Birgün ve benzerlerinin karşısında… İçimizdeki İsrail’in kurumsal gazeteleri olan Hürriyet, Milliyet, Vatan gibi gazetelerin ve bunların çok aydın kadrolarının karşısında… Sabetaycı gizli Yahudi olup Haldun Dormen’in oğlu ile “mecbur kalarak” evlenen Ayşe Arman Dormen karşısında mahcup mu olacağız? Bunları fonlayan, destekleyen, arkalayan AB ve ABD karşısında, onların da arkasındaki güç olan Siyonistler, masonlar karşısında mahcup mu olacağız? Milletimizi bu derece mahcup düşürmeye kimin ne hakkı var? Diyanet İşleri Başkanı FETÖ’cü Ali Erbaş olursa, bizi böyle mahcup düşürür. Değiştirilsin derhal…

İstemeyiz, neyse çağdaş yaşam dedikleri şey, icabı, yapılsın, mahcup olmayalım. Nikahsız sevgilisi ile gittiği restoranın erkekler tuvaletine geçip nasıl zina ettiğini maharet gibi yazısında anlatan ve azılı Türk/İslam düşmanı olan Ayşe Arman kadar çağdaş olalım. Yıkılmış, bitmiş, acınacak haldeki Avrupa milletleri kadar çağdaş olalım. Şimdilerde bir de “cinsiyetçi kelimeler” diye bir şeyler uydurdu Ayşe Arman, ona bu akılları hangi güç odakları veriyorsa onlar kadar çağdaş olalım. Katolik din adamlarının sıfatlarına bile bakılamıyor ya, onları o hale dönüştüren Masonlar kadar, uluslar arası Siyonist teşkilatların başındakiler kadar modern olalım, güncel olalım…

Diyanet başkanı kadın olmalı, kadınlar camileri basmalı, hususiyle alımlı genç kızlar camileri şenlendirmeli. Genç erkeler de camilere daha çok alaka gösterirler, öyle değil mi? Kadınlar mihraba geçmeli, kadınlar erkeklere A9 TV’deki gibi sohbetler vermeli. Rujlar, dudaklar, kaşlar, kirpikler, çekici vücut hatları ve bunları belli eden tarzda tesettür kıyafeletleri, Tekbir giyimin dillere destan tesettür kıyafetleri, ateizm, deizm, sembolizm, selefilik, IŞİD ve Nurettin Yıldız zihniyeti, mezhep inkarcılığı falan yayılmalı, önü açılmalı bunların…

Bakın Suudi Amerika bile bizi geçti. Kaçıncı yüzyıldayız biz kardeşim. Adamlar çağdaşlaşmak istiyorlar, kime ne? “Demokrasi var ülkede, kim karışır?” diyeceğim ama yok… Varsın olmasın, ne olacak? Masonlar, Siyonistler, CIA ve MOSSAD ne emir verirse, anında uyguluyorlar. Çok açık fikirli, çağdaşlaşmaya çok müsait insanlar, öyle geçiş süreci falan da yok ha, hemen, hiç durmadan uygulamaya konuyor en radikal çağdaşlaşma projeleri bile… Biz niye onlar kadar çağdaş olamıyoruz? Demek ki basınımıza derhal beş ya da on Ayşe Arman takviyesi gerekiyor. Sahi, Ayşe Arman uzaktan uzağa vuracağına, neden Diyanet reisesi yapılmıyor? Af ederiniz reise dedim, cinsiyetçi bir kelime oldu. Kadın da olsa reis demeliydim.

Bu çağdaşlık hamlelerine direnen gerici ve yobaz Sünni cemaat ve tarikatlara devlet gücü ile operasyon yapılmalı. Ne oldu o şeyler beklediğimiz o Tügva, Türgev, Maarif Vakfı, İnsan ve Bilim Vakfı, Gönüllü Teşekküller Vakfı ve benzerleri? Bu nedenle kurulmadılar mı? Çok umutluyduk onlardan şu çağdaşlaşma mücadelemizde, beklenen randımanı vermediler mi? “Ne kadar duman, o kadar randıman” diyen ve derinlerin her emrini yerine getiren sahte Javs’a gitsek, kuvvetli nefesi ile bir okuyup üfürmez mi? Ne oldu Turan Kıratlı, Nurettin Akman, Avukat Zeki Çalışkan, Avukat Hayrullah Karadeniz, ne oldu Şevket Tandoğan? Böyle kıymetli insanlara devletimizin her türlü imkanını, istihbarat gücü de dahil olmak üzere seferber etmeliyiz. Zaten Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı olan Numan Kurtulmuş’un bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu çağdaşlık düşmanları fark ettiler, ifşa edip geri çektirdiler. Bir de bu derneklerimiz ve adamlarımız ifşa olursa, çok zorlanırız. Her türlü destek ve koruma sağlanmalı bunlara…

Erdoğan gerici tarikatlar karşısında duvara çarpmış gibi susmuştu, hiç iyi olmamıştı. Yeniden mezhepsizlik ve güncelleme çağrıları yapmalı. Susacak ne var? Ülkede demokrasi var, kimse karşı duramaz bizim çağdaşlaşma projelerimize… Tamam, tıka basa gizli Ermeni, gizli Yahudi, Mason ve misyoner dolu olan hatta sembol isimlerinden Türkan Saylan bile kripto Ermeni ve gizli bir misyoner olan Çağdaş Yaşamı Destekleme derneği de var ülkemizde ama Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden bu çağdaşlaşma mücadelesini vermek daha etkili olacaktır. Bu arada, Sözcü gazetesinin Sabetaycı yazarlarından Emin Çölaşan’ın karısı Sabetaycı Tansel Çölaşan’ın başında bulunduğu Atatürkçü Düşünce Derneği ile de oturulup konuşulmalı. Bu projeleri sadece AKP’nin projeleri gibi görmemeleri, fikir farklılıkları varsa da bu çağdaşlaşma projelerine destek vermeleri ya da en azından, AKP’ye olan düşmanlıkları nedeni ile bu projelere set olmamaları istenmeli.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hiçbir Müslüman, Nurettin Yıldız’ı savunamaz, buna yol da bulamaz!

Nuretin Yıldız çoktan tutuklu yargılanması gereken birisi. Evet, içimizdeki İsrail’in basın ve medyası, şu anki konuları çarpıtarak bir karalama yapıyor ama asıl mevzular başka. Aklı başında, itikadı düzgün, vatansever hiçbir gerçek Müslümanın, Nurettin Yıldız’ı savunamayacağını iddia ediyorum ve çok sayıda somut delil ile bu iddiamı ispat ederim. Nurettin Yıldız konusu öyle bir konu ki hiçbir gerçek mü’min ve vatansever “Ben seninle aynı görüşte değilim” bile diyemez ve Yıldız’a destek veremez. Sebep olduğu hem itikadi hem de dünyevi sıkıntılar, tartışmaya mahal vermeyecek netlikte gözler önünde. Aslında mesele Nurettin Yıldız meselesi bile değil ve zaten Nurettin Yıldız,gösterilmek istendiği vasıflarda birisi de değil. Mesele onun üzerinden bazı güç odaklarının Türkiye’ye ve ehl-i sünnet Müslümanlara kurduğu tuzaklar.

Ve aslında sahte diplomalı gayr-i resmi CB’nın çıkışı da samimi değil. Şartlar onu, bunu yapmaya zorluyor ve yine de Nurettin Yıldız’a ve üzerine kurulan sisteme zarar gelmemesi için mücadele ediyor. Aynısını Adnan Oktar için de yaptı. Halktan tepki gelen, basın ve medyanın kaşıdığı, kendisine oy kaybettiren her ne varsa, onlara bu kadar sene sonra da olsa müdahale ediyor, ilgileniyormuş gibi bir hava oluşturuyor. Oysa Adnan Oktar grubu ile Tayyip’in göbekten bağlı olduğunu bilmesi gereken herkes biliyor. İki taraf da birbirine gerçek anlamda karşıtlık yapamazlar. El Nusra’nın Türkiye’de bir numarası siyasi/idari manada Erdoğan’dır, ilmi/manevi manada Nurettin Yıldız’dır. İkisi de bilerek yada bilmeyerek CIA’ya hizmet ederler. Bunun somut delillerini TR ve dünya basınında bile görebilirsiniz. İddiaları değil, somut delilleri… Bu ülkenin evlatlarının, İslam diye sonsuz felakete sürüklenmesini, bu milletin kurtuluş denilerek devletini bile kaybedeceği felaketlere sürüklenmesini isteyenler, ‘Allah göktedir’ bile diyebilen bu bozuk itikatlı Vehhabi’ye destek verirler. Sonra da yatacak yer falan bulamazlar. Zaten iş oraya da kalmadan, bu ülkenin ehl-i sünnet dinamikleri, başta da biz Süleymanlılar, bu oyunları bozarız. Kimse beyhude yere kendini ve başkalarını felaketlere sürüklemesin.

Ve herkes gözünü açsın artık. Nizamı aralıklarla, daha pek çok şeye böyle dokunulacak ve düzeltiliyormuş tiyatrosu oynanıp oy yükseltilecek. Referandumu dünyanın gözleri önünde çaldılar, suç üstü de oldular, millet de bu hususta iyice uyandı ve rahatsız oldu, bu defa seçimi çalamazlarsa, hepsi müebbet hapis cezaları ile yargılanacaklar. Bu riskle karşı karşıya olanlar, her tiyatroyu oynarlar. Bu güne kadar bütün millete inat, yer yer milleti azarlayarak yaptıkları politikalardan, geri dönüyormuş rolleri de oynarlar.

Selefi/Vehhabi kafası

Mehmet Fahri Sertkaya

Tarihin ender gördüğü bir profesördür Ahmet Akgündüz. Bakın Tayyip Erdoğan hakkında ne dedi.

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, recep tayyip erdoğan, prof. dr. ahmet akgündüz, egemen bağış, efkan ala, akp'nin gerçek yüzü, gerçek yüzü, islamcılık, bop projesi,

Kafalar çok güzel, ışıl ışıl parlıyor.

Neymiş, siyasi müceddid ve ümmet-i Muhammed’in lideri imiş…

Diploma yok.

Yabancı lisan yok

Kamu tecrübesi yok

Tarih bilgisi yok

Edebi derinliği yok

Teknik bir sahada uzmanlık yok

Herhangi bir sanat dalında meşguliyet, ustalık yok

Kitap okumuşluğu yok, şimdi de okumuyor. 

Genel kültür seviyesinin dışında İslami bilgisi, derinliği yok

Ekonomi bilgisi ve tecrübesi sıfır, 30 kuruşa simit sattığı ile övünüp duruyor. 

Bütün bunlar bir yana da,

Davos’a gidip “Din ve kültür gibi sun’i bölünmeler” diyor

Başka bir yere gidiyor, müslüman eti yemek ve kanı içmekle övünmüş Haçlı askerlerinin sevgi, dostluk, kardeşlik için geldiğini, tarihin yanlış yazıldığını söylüyor

Başka bir yere gidiyor, fahri doktora verilirken üzerinde haç olan papaz kıyafeti giyiyor. Oysa kameralar karşısında yerdeki Türk bayrağını kaldırıp iç cebine koyduğu çok oluyor. Bu doktoranın rüşvetle alındığı, doktorayı verenlerden birinin skandal patlak verince intihar ettiği, diğerinin istifa ettiği dünya medyasını yansıyor. Görmezden geliyor. Tartışmalara girmiyor. Kendini de savunmuyor. 

Ekonomik ve siyasi bir İslam birliğine karşı olduğunu söylüyor.

Sünnilik sanki İslam’dan başka bir şeymiş gibi “Benim sünnilik diye bir dinim yok” diyor. İslam’a dair bilgisinin sıfır olduğunu da gözler önüne seren reddiyeler yapılıyor. Henüz İslam’ın mezhep kavramını bile doğru anlayamamış olduğu gözler önüne seriliyor. O, bunların hiçbirine karşılık veremiyor ama memleketin mezhepsizleştirilmesi için şu an dahil, Diyanet’i büyük bir gayretle kullanıyor. 

Diyanet teşkilatının iyice laçkalaştığından rahatsız olan ve kamuoyu oluşturan bu milletin karşısında, “1 milyonluk araba bir şey mi, al sana” dercesine daha da fazlasını keyfi olarak başkana tahsis ediyor. Adeta diplomatik bir dille bu millete “Ben verdim oldu bitti. Ben böyle istiyorum. Sizin tercihlerinizden bana ne. Ben neyi doğru görüyorsam mevzu bitmiştir.” mesajı veriyor. 

Bu güne kadar medeniyetler ittifakı, dinler arası diyalog, BOP İslamcılığı, ılımlı islamcılık projelerini gönül rızası ile, içten gelerek destekledi. 

İbnelik, zina, evlilerin zinası, misyonerlik, domuz eti halen serbest. Bunlara tepkiler yükseldikçe “Ne yapalım AB’ye uyum yasaları bunlar” diyor. Sonra an geliyor kameralar karşısına çıkıp “Ey AB!” diye atarlanıyor ve “bizi almayacağınızdan eminiz, sizsiz de dünya mümkün” mealinde konuşuyor. 

Diyanetten sorumlu devlet bakanı yaptığı Mehmet Aydın, milyonlarca Türkiyelinin imanına kasteden projeleri büyük bir gayret ve kararlıklıkla uygularken, kendi partisinden bakan olan bu adama karşı millet nefretle hücum ederken, hiç oralı bile olmuyor. Adeta onu da kolluyor. Mehmet Aydın ise yurt dışındaki müslümanların faaliyetlerine gidince “Niye haremlik selamlık yapıyorsunuz?” ya da “Gayri müslimlere sizin dininiz batıl bizimki hak demeyeceksiniz” diyebilecek kadar büyük skandallara imza atıyor. 

Ayete bakara makara diyen Kürt Yahudisi Egemen Bağış’a tepkiler yükselirken, onun da yanında oluyor. Hatta inanmazsınız ama Tayyip ile Egmın arasında hala bir husumet, ayrılık yok. 

Bu Egmın, TSK’da asker iken ölen Hristiyan birinin cenazesine katılıp “Bu topraklar üzerinde kim azınlık, kim asli unsur, bu tartışılır” derken ve bu Hristiyanı bile şehit ilan ederken hiç rahatsızlık duymuyor. 

Lüzumsuzun biri, nasıl bakan olabildiğini insan aklının almadığı Efkan Ala, hz. peygamberimize kibir isnat ediyor, onun umurunda bile olmuyor. Öyle ki saray soytarısı olarak bilinen cübbeli ya da cübbesiz, akademisyen ya da alaylı bazı sözde hocalar bile “Yahu ben bunu nasıl tevil edeyim. Cemaatim beni de siler geçer” diyerek bakana atarlanmak zoruna kalıyor. Onun umurunda bile olmuyor. Gün geliyor bu bakanın fişini çekiyor ama sebep de sözde darbenin olduğu gece hususi uçakla Gürcistan üzerinde dolaşıp durup, neler olduğunu anlayana kadar memlekete gelmeyişi oluyor. 

Irak’ta asker sivil demeden, masum suçlu ayırt etmeden, bebek, çocuk, kadın diye ayırmadan katliamlar yapan ve toplamda milyonlarca kişiyi katleden ve Haçlı seferi yapmaya geldiklerini ilan ede ede gelip bunları yapan Amerikan askerlerine kahraman diyor. 

Urfa’da ve başka yerlerde konuşuyor, dört hak din diyor. “Dilin mi sürçtü” diye herkes sorup tepki gösteriyor, yıllar geçiyor cevap vermiyor ya da düzeltme yapmıyor. 

Ve tekrara gerek yok, daha böyle yüzlerce acı gerçek var, ama nasıl profesör olabildiğine dair öğrencilere doktora tezi verilmesi, incelenmesi gereken Ahmet Akgündüz de bu gördüklerinizi yazıyor. 

Gerçi Ahmet bunu hep yapıyor. Said-i Nursi’nin seyyid olduğu palavrasını atarken de 1935 yılına ait Osmanlı belgesi göstermişti 🙂

Kafalar çok güzel, ışıl ışıl parlıyor.

Latifesi, ciddisi her şey bir yana, izleyip hep beraber görelim, Allah’ın bu memlekete, bu millete, bu kadar laçkalaşmaya, bu kadar düşmeye gazabı çok şiddetli olacak. 

Nerden mi biliyorum böyle olacağını? Dünya tarihinde bundan başka bir şey yok.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kuveyt Karadavi’yi Sınır Dışı Etti. Kuveytliler Nato İmamı lakaplı Yusuf el Karadavi’ye hak ettiği tepkiyi gösterdiler.

Kuveytliler Nato İmamı lakaplı Yusuf el Karadavi’ye hak ettiği tepkiyi gösterdiler.
Kuveyt İçişleri Bakanlığı, Kuveyt’e gelen Katarlı Şeyhi halktan gelen protestolar nedeniyle sınır dışı etmek zorunda kaldı. Kuveyt Karadavi’yi sınır dışı etti.

Fars Haber Ajansının Nehreyn.net adlı haber sitesinden aktardığı habere göre tartışmalı fetvaların sahibi Katarlı Müslüman Alimler Birliği Başkanı Şeyh Yusuf el-Karadavi’nin Kuveyt’e yaptığı ziyaret başına dert açtı.
Karadavi Kuveyt’te yoğun protestolarla karşılandı ve ülkeyi birkaç saat içinde terk etmek zorunda kaldı.

Kuveyt’te gerçekleştirilen Uluslararası İslami Yardım Kurumu Toplantısı’na katılmak üzere ülkeye gelen Karadavi, son iki sene içinde Batı ve Siyonistlerin Arap Dünyasında gerçekleştirmek istedikleri planları doğrultusunda Selefi ve Vehhabi grupların kanlı eylemlerini destekleyen fetvalar verdiği için ülkede tepkiyle karşılandı.

Yetkili kaynakların aktardığına göre, Kuveyt İçişleri Bakanlığı Karadavi’yi diplomatik pasaportla geldiği ülkeyi bir an önce terk etmesi gerektiği konusunda uyardı. Karadavi Kuveyt’e gelip oteline yerleştikten kısa bir süre sonra, toplantıya dahi katılamadan ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu uluslararası kurum sözde yardım projeleri adı altında Afrika ve Asya’da kabileciliği ve Vahabiliği yaymak için faaliyet göstermekle suçlanıyor.

Son birkaç gündür sosyal ağ kullanıcıları Kuveytli vatandaşlar ve insan hakları savunucuları, Karadavi’nin bu ziyaretini kınayarak İçişleri Bakanlığı’ndan bu fitne dolu fetvaların sahibi ve Arap ülkelerini bölen bu şahsı ülkeden çıkarmalarını istediler ve Kuveyt halkının bu şahsa karşı hiç ilgi beslemediğini söylediler.

(medyasafak)

Karadavi, “Erdoğan’ı Protesto Etmek Haramdır.” şeklinde fetva da vermişti.

Sözde Dünya Müslüman Ulema Birliği Başkanı ve Suriye halkının kanlarının akıtılmasına sebep provokasyon fetva zincirinin sahibi Yusuf el-Karadavi; ihvancı ortağı Recep Tayyip Erdoğan’ı Türkiye halkının öfkesinden kurtarma yarışına girdi.

Karadavi; ”Türkiye halkının Erdoğan’a karşı protesto gösteri düzenlemelerini haram kılan ve Erdoğan’ın etrafında kenetlenme gereğini belirten” bir fetva yayınladı.

Kendisini finanse edenlerin plan, istek ve direktifleri doğrultusunda tüm Müslümanlara karşı düşmanca ve şeytani fetvalarıyla bilinen Karadavi; Türkiye halkının günlerdir AKP hükumetine süren protesto ve öfkelerini haram kılmak için batılı ihvancıların talimatlarıyla fetvasını yayınladı.

Karadavi Müslüman Ulema Birliği adına ve Birlik Genel Sekreteri Ali Karadağı’nın imzasıyla Türkiye’deki protestocuları ”küçük bir azınlık muhalefet” olarak nitelendirerek, onları çoğunluk ve demokrasiye saygı duymalarına çağırdı.

(sana)

Karadavi, kendisini hicri 15. asrın müceddidi ilan eden sözde mürşid Mahmud Efendi’yi (Mahmud Ustaosmanoğlu’nu) da mürşid / müceddid ilan etmeye gelen 350 kişilik sözde İslam alimleri heyetinin en başta gelen isimlerindendi. Oysa peygamberimizden bu güne kadar hiç bir müceddid, zamanın alimlerinin oylamaları / seçimleri ile seçilmedi.

Akademi Dergisi

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler

Hala daha, Tayyip’in neden 300 koruma ile korunduğunu, TSK’daki muhalif paşaların ve medyadaki muhalif gazetecilerin neden Ergenekon bahanesi ile içeriye doldurulduklarını, Yeni Osmanlıcılık söylemlerine kartelin hiç tepki göstermeyip neden bir de destek olduklarını, Mavi Marmara’nın ve Davos’un neden sahnelendiğini anlamayanlarımız kaldı mı aramızda?

ABD ve İsrail’in Tayyip’i iyice yükselterek, Ortadoğu’nun Müslüman halklarına bile kahraman gibi tanıtarak hatta gerekirse halifelik bile kurarak ne denli büyük hesaplar içinde olduklarını anlamayan kaldıysa eğer gidip bir doktora gözüksünler…

Anlayanlar da daha da iyi anlayabilmek için;

– Adnan Menderes ile Tayyip devri arasındaki benzerlikleri,

– Menderes devrinde ABD başkanı Truman’ın Komünizm ile mücadele gereği, hızla Komünizme kayan Türkiye’de dini engellerin kaldırılmasını ve denge kurulmasını emir ettiğini, hatta menderes’den öncede bu niyetle hareket edilmeye başlandığını ve İmam hatipleri İsmet İnönü’nün açtığını,

– O zamanın Türkiye’sinde dini engellerin kaldırılmasında, eşcinsel ve Sabetayist Yahudi Adnan’ın kendi kararının olmadığını,

– Menderes’in baş danışmanı Ahmet Salih Korur’un da aynı Truman gibi üst düzey bir mason olduğunu, maşrık-ı azam olduğunu, Korur’un aslında imkansız olduğu halde yassıada duruşmalarında beraat edip vazifesine, maşrık-ı azamlığa devam ettiğini,

– İçinde bulunduğu şartlar itibari ile Adnan Menderes’in dine yönelik yasakları kaldırmak noktasında istese de başarılı olamayacağını,

– Devrin cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Siyonist bir Yahudi olduğunu, Osmanlı’yı yıkmak için dağa çıkıp teröristlik yaptığını, Bursa’da Siyon okulunda okuduğunu, kendisi gibi İslam düşmanı İsmet paşa ile husumetinin sadece iç çekişme olduğunu,

– Milletimize şehit diye tanıtılanlardan Fatin Rüştü Zorlu’nun da memleket çapında vurgun, yolsuzluk yapılanması kurmuş bir Sabetaycı olduğunu,

– Menderes devrinde gerçek sebepleri gizlenmiş bunca hareketin, sözde dindar Menderes bahanesi ile hızlandırılarak yapıldığını, bunun için İnönü’nün gücünü kaybetmesine müsaade edildiğini,

– O devirdeki her şeyin, aslında bu günkü gibi Mason ve Yahudi komploları olduğunu,

– Şimdi Tayyip’i de iktidara aynı masonik güçlerin emrindeki ABD’nin getirdiğini, partisinin yedi kollu şamdan olan logosuna kadar her şeyini masonların planlayıp detaylandırdığını,

– Aynı Menderes gibi Tayyip’inde etrafının hep kripto yahudiler, kripto ermeniler, masonlar ve sabetaycılar olduğunu, baş danışmanlarının bile CIA ajanları olduklarını

– Aynı Menderes’te olduğu gibi bir gün, işlerine gelince, bu güç odaklarının Tayyip’inde fişini çekeceklerini

ARAŞTIRMALARI GEREKİR.

Mehmet Fahri Sertkaya|AkademiDergisi