50 yılını bu işe vermiş bir bilim adamı… Adı Leonid Vasilevich Ksanfomaliti ve güneş sistemimizin yapay bir sistem olduğunu onlarca sene önce anlattı.
Bakarsınız, dolu dolu bir kariyeri var. Hem de saygın bir kişiliği var. “Venüs’te hayat var mı?” tartışmalarında ilk akla gelen kişidir.
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra oluşan serbestlik ortamında bazı sarsıcı gerçekleri konuşma fırsatı buldu. Bunlardan biri de güneş sistemimizin yapay olduğuna dair bulunan somut deliller/bulgular konusuydu. Çok seneler önce adını andım, hakkında yazdım, videolar hazırladım. Bunlar kulağına gitti. Zaten SpaceExplorer.TV adresindeki web sitem dünyanın dört bir yanında bilim çevrelerinde sarsıcı tesir oluşturmuştu ve Ksanfomaliti de duymuştu, incelemişti.
Etrafından bazı kişilere “Benim bunca senemi vererek ulaştığım bilgileri bu kişi inancı ile bulmuş” demişti.
Bu web sitem de Google, Facebook dahil CIA’nın bütün ortamlarında sansürlenmişti. Hala sansürlü duruyor.
Sabetaycı gizli Yahudi ve Mason olan Haktan Akdoğan’ın İzmir’deki bu UFO hadisesine dair yorumları, hemen her mevzuda olduğu gibi, büyük oranda isabetsiz. İzmir’de ele geçen uzaylı, süper teknoloji ürünü bir insansı robot değildi. Tek de değildi.
İki kişilerdi. Ufak bir UFO’ları vardı. Kötü niyetli ve saldırgan değillerdi. Kaza yapmadılar, vuruldular. Dostane şekilde sadece incelemeler yapıyorlardı. Bunlar, hususiyle Türkiye’ye ilgi duyan uzaylı insanlardandı. Türkiye’ye olan ilgilerinin sebebi, bu insan türünün de tıpkı bizler ve Merihliler gibi Müslüman olmasıydı.
Düşük hızda uçarak incelemeler yaptıkları bir anda, hiç beklemedikleri şekilde saldırıya uğradılar. Ordumuza ait çok özel bir İHA, bu küçükçe UFO’ya lazer ışını gönderdi ve hem patlama yaşanmasına hem de düşmesine sebep oldu.
2014 yılındaki o habere çok inanmayın. Lazer silahları onlarca senedir var ve kullanılıyor. ABD, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne bile bu lazer silahlarından vermişti ve onlar da bir UFO’yu vurup içindekileri ele geçirmişti. Yaşananlara ve elde ettikleri UFO enkazı ile uzaylı insanlara dair tuttukları resmi evraklar da basına sızmıştı.
7 Mart 1989… Lazer silahlarına sahip olan Güney Afrika Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri, Kalahari çölünde bir UFO’yu vurup düşürdü: http://urlkisaltma.com/8llTM
9 Kasım 2015…
Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde oluşan tuhaf bulutlar kayda alındı ve kısa sürede sosyal medya üzerinden dünyanın tartıştığı bir konu oldu. Dünyanın çok sayıda ülkesinde haber kuruluşlarında haber de oldu.
Büyük UFO’ların, dünyayı incelemek isterken, ellerindeki yüksek teknoloji ile etraflarında yapay bulutlar oluşturabildiği biliniyor. Bilinen tarihte, böyle bir vak’a ilk defa, Çanakkale savaşında Norfolk taburunu bulutların(!) yutması sırasında görüldü.
Norfolk taburunu yutup da çok zor bir zamanda biz Müslüman Türklere yardım edenler bulut değil, tıpkı bunlar gibi UFO’lardı. Bir istisna olarak, Müslüman uzaylıların dünyamızın olaylarına müdahale etmesine kısıtlı bir izin verilmişti. Bkz: http://urlkisaltma.com/1Tbhz
İzmir’deki söz konusu uzaylı hadisesine müdahale edenler 11 ya da 12 kişilerdi.
Bunlardan dördü Jandarma kimliklerine sahipti, diğerleri polis kimliklerine… Hepsinin kimliği gerçekti. Gerçekten Jandarma’da ve Emniyet’te kayıtları vardı. Lakin hepsinin hem Jandarma’da hem de Emniyet’te kayıtları/kimlikleri vardı. Ellerindeki bu gerçek kimliklerde gerçek resimleri vardı. Lakin isimleri Jandarma kimliklerinde Ahmet ise, Polis kimliklerinde Mehmet ya da başka bir şey olarak geçiyordu. İki teşkilatın da resmen var olan adamları olan bu kadro, aslında MİT’in, MİT üzerinden CIA ve NASA’nın adamlarıydı.
Üç araçla olay yerine geldiler. Birinci araç, başka bir hadisede çekilmiş olan bu fotoğrafta gördüğünüz ile aynı marka ve model olan ve aynı böyle renk, şerit ve özelliklerde olan sahte bir Jandarma aracıydı…
İkinci araç, aynı marka ve modelde olup tamamen siyah renkteydi. Üçüncü araç ise Jandarma ve Emniyet teşkilatında da kullanılan çift kabinli bir pikaptı.
Sadece 20 dk sonra
Bahçelerinde “tıpkı insan gibi” diyerek tanımladıkları ve bacağından bir şey akan, korkmuş, ne yapacağını bilemez halde bir acayip canlı gören… Uzaylı olduğunu düşündükleri bu canlıyı polise bildirmeye teşebbüs eden bu insanların ifadesine göre, Jandarma zan ettikleri ekip oraya 20 dakikada ulaştı.
Aralarından biri, bu şahitlerin tam olarak izah edemediği bir şeyi üzerine giydi (Sadece bir çelik yelek de olabilir, özel bir kıyafet de olabilir). Yanındakilerin silahlarını doldurmasını istedi ve korku, panik, şaşkınlık duymadan, sanki böyle bir canlıyı daha önce de görmüş ve yakalamış gibi tavırlarla gitti, yakaladı. Gayet sakin tavırlarla, yakaladığı uzaylı insanı araçlardan çift kabinli pikaba koydu ve “Bir şey yok, merak etmeyin. Biz size haber vereceğiz” deyip gittiler. Bir daha kimse bu insanları aramadı, bilgi de vermedi.
O uzaylı insanın üzerinden aşağı akan şey kandı. Onların kanı gri renkte olduğu ve vakit de gece olduğu için, şahitler yorumlamakta zorlanıyordu. Bu yaralının diğer arkadaşı ağır yaralıydı. Düştükleri yerden kalkamamıştı. O ise yaralı hali ile yerleşimin bulunduğu yere geldi. Muhtemelen yardım isteyecekti ama köpekler etrafını çevirdi. İhtiyar ev sahibi de çıkıp silahını ona çevirdi.
Oraya gelip onu alanlar NGB’dendi. UFO’larını da NGB düşürmüştü ve 11-12 kişi değillerdi. Ekibin geri kalanı (ki 8-10 kişi daha vardı) UFO’nun düştüğü yeri bir an önce bulmak telaşındaydı. Bu ekibin oraya 20 dakikada gelip bu kadar korkusuz, şaşırmamış ve kararlı tavırlarla müdahale etmesinin sebebi buydu…
ABD’de, dünyanın pekçok ülkesinde ve Türkiye’de, uzaylıları ve UFO’ları ve tuhaf buldukları bütün hadiseleri (mesela obrukları) araştıran bir gizli teşkilat var. Evet, bu, tek bir teşkilat ama pek çok ülkede gizlice teşkilatlanmış. NASA bu sistemi yönetmek için CIA’yı kullanıyor. CIA da bu sistemin Türkiye ayağını yönetmek için MİT’i kullanıyor. NASA’nın Türkiye’deki bu gizli birimini (NGB’yi) şu anda Hakan Fidan, Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar bile bilmiyor.
Yaralı yakalanan ile UFO’nun düştüğü yerde ölü ele geçirilen iki uzaylı insan, en kısa sürede ABD’ye götürüldü. Ceset bozulmadan üzerinde her türlü inceleme yapıldı. Yaralı kurtulanın üzerinde de incelemeler, deneyler yapıldı.
Kaza yapmış UFO ise daha sonradan, dikkat çekmeden ABD’ye götürüldü. UFO, önce NGB’nin Türkiye’deki güvenli bir mekanına götürüldü. Paketlendi, sarıldı ve sonra ABD Hava Kuvvetllerine ait bir A400 askeri nakliye uçağına konularak ABD’nin meşhur 51. Bölge isimli üssüne götürüldü. A400 Türkiye’ye sanki başka bir şey için gelmiş gibi gösterildi.
NGB yaklaşık 40 yıldır gizlice Türkiye’de faaliyette… Bu güne kadar Türkiye’de en az on uzaylının ele geçirildiği ve ABD’ye götürüldüğü biliniyor.
NGB sistemi içinde TSK içindeki hain bir ekip de var. TSK’daki NGB ekibi, MİT’teki yöneticinin emrinde. NGB’nin en üst yöneticisi bir MİT personeli… MİT’te müsteşarlar gelip geçiyor ama daha alt kademede olan bazı insanlar ilerleyen yaşlarına kadar MİT’te o konumda tutuluyor. İşte bunlardan biri NGB’nin şefi ve bu kişi de gizli Yahudi.
YİT, dönen dolapları çok daha ayrıntılı surette biliyor. İsimleri de bağlantıları da sahada kullandıkları personeli de bu personellerin hangi işlere burnunu soktuğunu da biliyoruz ve operasyonlarımızı tamamlayana kadar bu kısımları buradan elbette yayınlamayacağız.
Eski takipçilerimiz hatırlarlar. Çok senelerdir bu hususları izah eden paylaşımlar yaparım.
Yeni gelenler de vardır diye hatırlatayım. Fotoğraflarda ölü ve diri hali görülen kişi Phil Schenider’dır. Son senelerde artık onu herkes duydu gibi… Duymayan çok az kalmıştır. Onu öldürdüler. Venüslü’nün olduğu fotoğraf karesinde, Venüslünün hemen arkasında oturan ve ellerini dizkapaklarında birleştiren kişi, Phil’in babası Oscar Schenider.
Babasından öğrendiği gizli sırları ve ordu için çalışırken kendi yaşadığı sarsıcı olayları saklayamayan, anlatan Phil’i feci şekilde öldürdüler. CIA casuslarını kullanarak, intihar görünümlü bir cinayetle öldürürlerken, sık sık kullandığı ve vücutta biriken sıvıları çekmeye yarayan bir tıbbi aleti boğazına sapladılar. Phil’in anlattıkları, dinleyenlere uçuk gelse de en az yüzde doksan itibari ile gerçek.
Gerçekten de gizli tüneller açan bir gizli ekibin içindeydi, gerçekten tünelin ucu bir uzaylı insan türünün gezegenimizdeki gizli yer altı üssüne çıktı, gerçekten de o kazının emrini verenler işin sonunda bir gizli üsse çıkılacağını biliyorlardı, gerçekten de o anda orada uzaylılarla çatışma çıktı ve atmıştan fazla ABD özel kuvvetler askeri öldü, kendisi yaralandı. Sol elinin bazı parmakları koptu, vücudunun çeşitli yerlerinde yaralanma izleri kaldı.
Yalnız, kendisinin bile bilmediği sarsıcı gerçekler, dengeler, planlar vardı. Kör gözüne mücadele etti, kendini öldürttü.
Griler denilen uzaylı bir insan türüne (ki teknolojide bizden açık ara ilerideler, Müslüman değiller, saldırganlar, art niyetliler) çok zararlar verdi. Denk geldiği gizli yeraltı üssü de girilerindi. Griler onu kaçırıp karnını yarıp işlemler yapıp geri bıraktılar, pekçok defa hafizasını kısmen sildiler, o bunlardan hep habersizdi.
Bir Amerikan vatanseveriydi Phil ve insanlığa büyük hizmetleri oldu. Gerçekten de çok sayıda gizli projeyi ifşa etti. Kısmen bilinen bazı projelerin detaylarını verdi. Sonunda bir şeyi somut deliller ile ispat etti: ABD’yi uzaylılar da yönetiyor.
Hafıza silmek ve yeni anılar eklemek Hollywood sinemasının en popüler konuları arasında yer alıyor. Çünkü Hollywood, bu gibi konuları Yahudi ve Mason senaristlerinin hayal gücü ile bulmuyor, Yahudilerin, Masonların, Siyonistlerin ve bir bütün olarak değerlendirildiğinde Ankebut Ağı’nın kontrolünde olan CIA’dan, NSA’dan alıyor.
Bu nedenle bu sözde bilimkurgu filmlerinde konu edilen şeylerin çoğu bir süre sonra gerçek oluyor. Gerçek hayatta aynıları ya da çok benzerleri bulunur ve kullanılır oluyor.
James Cameron, Ankebut Ağı içinde önemli yeri olan bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Akrabaları arasında ve aile çevresi/dostları arasında önemli kişiler vardı. Bunlar, muhtelif devletlerin ve devlet kurumlarının başında bulunan, kritik konumlarda olup kritik bilgilere rahatça ulaşan kişilerdi. Aralarında NASA’dan, CIA’dan kritik kişiler de vardı.
Bunun bir neticesi olarak James Cameron’un gençlik yıllarında etrafında hep sarsıcı gerçekler konuşuldu. O, bunlara hep kulak misafiri oldu. Çok da ilgi duydu, şaşırdı, sorguladı, daha çoğunu öğrenmek istedi. James’in dinledikleri arasında bazıları, daha sonra dünyaca meşhur olmasını sağlayacak senaryoların temelini oluşturacaktı.
18 bin alem içinde bazı başka dünyalardaki bilim ve teknojinin bize on binlerce sene fark attığını… Oralarda gerçeğinden çok zor ayırt edilebilecek kalitede robotlar yapıldığını… Bu robotlarda gerçek insan derisi, dokusu, gözü, saçı kullanıldığını ama gerçek dokuların aslında gerçek insanlardan alınmayıp yapay yollarla üretildiğini… Bu robotlarda normal insan gibi davranabilen süper gelişmiş yapay zekalar kulanıldığını… Bu gerçekçi robotların bir kısmının harp maksadıyla üretildiğini, öldürmek ve termine etmek (bitirmek, yok etmek) için üretildiğini… Ve çok daha fazlasını, zaten elde edilmiş, kesinleştirilmiş gerçekler olarak yıllarca dinledi.
Daha sonra kendince bunları senaryo yaptı ve filminin yapılmasını istedi. O kadar çapsız, kabiliyetsiz bir gençti ki o hali ile senaryoyu kimse kale almadı. lakin yine Ankebut Ağı’ndaki bağlantılar devreye girdi. James’in senaryo diye yazdığı “gerçek bilgiler” Hollywood’a James üzerinden ulaştırıldı. Hollywood’takiler bunu alıp sıfırdan çalıştılar, kurgu, akıcılık, detaylar, mantık eklediler. Sosladılar, süslediler ve filmini yaptılar. Dünyaya da “İşte bu müthiş senaryo James Cameron’a ait” dediler. Bu, aynı anda birkaç kuş vurmaktı. Hem paraya para kattılar, hem Hollywood’u kıymetlendirmiş oldular, hem de gelecekte yerlerine geçirecekleri Yahudi ve Mason gençler arasına James’i de kattılar, James’i de çakma bir senarist, yönetmen ve yapımcı yapmanın önünü açtılar.
İşte gerçekte bir Ankebut Ağı olduğu için ve bu ağı oluşturan Yahudiler ile bu ağa sızan Griler, dünya insanlığını kendine köle gördüğü için NASA, Mars’ta sıvı su olduğunu 50 yıl sonra açıkladı. Bunu da başka çaresi olmadığı ve mecbur kaldığı için açıkladı. Binbir türlü kritik bilgi dünya insanlığından gizlendi, gizleniyor. Dünya insanlığına, Ankebut Ağı’nın kontrolüne girmiş onlarca devlet üzerinden akıl almaz tuzaklar kuruldu, kuruluyor.
Estetik güzeli mafya babacığı Sedat Peker, hakkında yazdıklarımı görüp sinir krizi geçirmiş. Bir on dakika kadar bağırmış, sövmüş, bana tehditler savurmuş. “Sen görürsün oğlum, senin a. koyacağım. Seni ibretlik bir şekilde öldürmezsem bana da Sedat demesinler” tarzında, mahallenin yeni yetme kopilleri gibi atarlanmış.
Sonra da kendisi gibi Rus Yahudisi kökenli ve Mason Süleyman Soysuz’u aramış:
Estetik güzeli: Ben bu durumu sineye çekip kabullenemem. Bütün bunlara (yazılara) karşılık olacak bir cevap vermem lazım
Soysuz: Yahu Sedat biz bilmiyor muyuz bu işin karşısında cevap vermeyi. Sadece sen değil ki biz kaç kişiyiz burada. MİT, CIA, Amerika, Tayyip, İsrail, bu kadar adamız. Hiçbirimiz karşılık veremiyor muyuz? Adamlarımız mı yok, gücümüz mü yok var ama işin içinde başka oyunlar da var. -Bir kişi değil, arkasında koca cemaat var. Başka başka işler var. O yüzden temkinli ilerleyelim- derken, işler bu hale geldi. Şimdi yapacağımız en ufak hatada bütün sistemi (Ankebut Ağı’nın tepkisini kastediyor) kendi üzerimize çekeriz. O yüzden şimdilik fevri davranma. Kimseye sormadan da hiçbir işe kalkışma kardeşim.
Estetik güzeli: O zaman bu lafların altında mı kalacağım?
Soysuz: Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.
Estetik güzeli: Böyle işin a. koyarım. Bu ne biçim iş. O zaman karı gibi oturayım, elim kolum bağlı bekleyeyim, gelip beni alsınlar, böyle mi yapayım?
Soysuz: Merak etme kardeşim, az kaldı. Sonunda bu laflarının hepsini yutturacağız bunlara.
Mafya babacıkları
Türkiye’deki mafya babacıklarının ezici çoğunluğu, içimizdeki İsrail tarafından, Mason teşkilatı tarafından mafya babacığı yapılmış, korunmuş, kollanmış, binbir türlü pis işlerinde kullanılmış, basın ve medya oyunları ile gücü abartılmış ama gölgesinden korkan kripto kimlikli pislik heriflerdir.
İçimizdeki İsrail bir de her şeyi o kadar ters yüz etmiştir ki tehdit, şantaj, yalan, dolan, fitne, fesat, ego, kibir, cehalet, cinayet, ahlaksızlık, yağmacılık, mala/mülke çökme tarzı ile kara/kanlı para elde eden böyle itler milletimize vatan/millet sevdalıları, gariban dostları olarak da gösterilmiştir.
Bir misal: Estetik güzeli, Rus Yahudisi, Mason, katil, hırsız, arsız, yalancı, vatan haini pislik herif Sedat Peker…
Cürmü boyunu on bin kere aşmış, AKPKK ve Mason teşkilatı sayesinde dosyaları kapatılmış, yargılandığı davalarda temize çıkartılmış, şimdi bile derhal ters kelepçe ile alınması icap ederken AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü sayesinde “vatan evladı” taklidi yapan bu maymunun bana ve sistemime karşılık vermeye gücü olsa, on dakika sinir krizi bile geçirmez, ilk dakikada atağa kalkar, yapabileceği bir şey varsa yapardı. Hatta duramaz şimdi de yapar.
Soysuz’u araması, o kadar lafı etmesi hep numara, ortama ayar verme teşebbüsü. Bir yandan şamarımı yedi, alemin önünde havası bozuldu, çakma itibarı ve gücü yok olacak. Bir yandan sanki bir gücü varmış gibi göstererek işlerine ortak olduğu kendi gibi vatan haini siyasetçiler ve patronlar onu kale almayacak. Üstüme gelse zaten şamarımı tam yiyip oturacak, sistemi birden çökecek. Oynadı rolünü…
Benim kalemim, muhatabım bile değil. Uzun süredir beni takip ettiğini, mevzu ettiğini, it gibi tırstığını zaten biliyorum. Şimdi istesem hukuk yolu ile de hukuk dışı yollar ile de kısa sürede ezer geçerim. Benim ayarımı bozarsa, bir talimatımdan sonra İstanbul’daki bir mekanından diğerine bile geçemez olur.
Ben dünyanın kaç devletine birden, kaç uluslar arası mafyasına birden koymuşum postamı, kim bu estetik güzeli? Kim bunu var eden ve bir nane imiş gibi gösteren İçimizdeki İsrail ya da Ankebut Ağı?
Estetik güzeli hakkında geçmişte yaptığım birkaç paylaşımı şimdi bir daha gruba yönlendireyim…
Suç örgütü liderliğinden yargılanan Sedat Peker, “Ak saçlı” dediği gizli Ermeni ve MİT/CIA ortak casusu Devlet Bahçeli’nin suç, terör ve ihanet örgütü MHPKK’nin yüzde 4-5 oy alacağının konuşulmasına tepkili. Peker, “Milletimizin kendi siyasi istikbalini ve partisinin zarar göreceğini düşünmeden ülkesi için birçok fedakarlığı yapan Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve ak saçlı bilge liderine böyle birşeyi asla yapmayacağına inanıyorum” dedi.
Şu videoya bir bak… Sene 2004… Polislerimizden Allah razı olsun, işlerini dört dörtlük yapmışlar ve çok sevdiğin Sedat Peker isimli mafya babacığını, organize suç örgütü liderini paket yapıp almışlar. Sonra ne dönmüş? Nasıl olmuş da bu Sedat Peker tahliye edilmiş? Bak polisler öfkeden duvarları yumruklamışlar? Adamlar haklı, ben olsam daha da ileri giderdim. Devletin bir kurşununu hayırlı bir iş için feda ederdim.
Kim bunlar Zeki? Bu milletimize anlat hele, kim bu devlet içinde devlet olan mafyacıklar, kirli çeteler, masonlar, Sabetaycılar, CIA’cılar? Bak haberi veren Kanal D bile içimizdeki İsrail’in kurumsal TV kanallarından biri… Haberi sunan Atasagun de kripto Yahudi mi?
Sedat Peker ile AKPKK arasındaki ilişki ne zaman, nasıl başladı, nerelere kadar uzandı? Sen benim önümü kesemeyince neden hemen Sedat Peker’e koştun ya da adını kullandın? Onun adını, çok dara düştüğünde, onun rızası olmadan da kullanıyor musun? Aranızdaki hukuk ne zaman, nasıl başladı? Sizi kimler tanıştırdı? Ne işler çevirdiniz bu güne kadar? Neler döndü, neler dönüyor? Bize neler anlatacaksın? Neden bu gün de AKPKK bu mafya babacığına hukuk sisteminde hususi bir koruma sağlıyor? Devlet gücümüzü çetelere, CIA’cılara, Sabetaycı hainlere, Masonlara kullandıranlar kimler? Sana dokundurmayan ihanet gürühu, neden Sedat’ı da kolluyor? “Süleymancılara operasyon” denip duruyor ve sen de arada bu gibi cümleler kuruyorsun ya, söyle hele bu saydıklarımla mı yapacaksınız operasyonu?
İnsanın aklına gelmiyor değil, yoksa Sedat Peker de pek çok meşhur mafya babacığı gibi içimizdeki İsrail’in adamı bir kripto Yahudi mi? Bir adamı vardı, şu video çekildiği tarihte sağdı ve yanındaydı. Sonra öte tarafa adisyonu ödemeye gönderdiler onu, adı da şey olacaktı, sen söyle, Ali Şahin Gürman mı ne? O da kripto muydu? Sahi, nedir bu işler böyle, hep denk mi gelmiş bunlar?
Ses ver Zeki, ses ver artık? Konuş, dök o sahte AKPKK ve Reis sevdanın arkasındaki gerçekleri. Bu sahte sevginin arkasında aslında nasıl bir menfaatçilik olduğunu, ne kadar vurduğunu, kaç ülkede neler satın aldığın da anlat. Derneğin UKİD’in Afrika masasının başına, uluslar arası dolandırıcı Ahmet Kemal Öncü’yü, bütün suçları senelerdir ispatlı olduğu halde koymuş pisliğin tekisin sen, haydi konuş, ne konuşacaksan?
Seni insan şeytanı seni…
Bir daha adımı anarken duruşunu düzelt, önünü ilikle, tabirlerini iyice seç, düzgün cümleler kur. Yoksa kırarım kalemini.
İşte meydan, bütün Türkiye görsün bakalım, üstüme gelebiliyor musun, gelemiyor musun?
Numarayı da bırak, herkes biliyor orada burada numaradan atar yaptığını, benden it gibi tırstığını ve bir şey yapabilecek olsan durmayıp yapacağını. Seni sen yapan vatan hainlerini de seninle aynı anda aynı mezara gömecek kadar gücüm var benim.
Sen bu işleri içindesin, bilirsin: mafya babaları ya da nam-ı diğer organize suç örgütü liderleri de estetik yaptırır mı Zeki? Bunlardan hangisi gerçek Sedat Peker?
AKPKK bu katili, bu hırsızı, bu şerefsiz haini serbest bıraktığında, bunu yakalayan polis memurları bile duvarları yumrukladı.
Bu da bir danışıklı dövüş. Cübbeli böyle konuştuğu için herkes şokta ama uzunca zamandır güven kaybetmiş, ehl-i sünnet ve ehl-i tarik Müslümanların tepkisini çeken, Saray’a soytarılık yapan Cübbeli, şimdi Saray’ın emri ile bu çıkışları yaptı.
Trump yokmuş da işte nefsin varmış. Tamam bir manada bu söz çok doğru ama bu güne kadar niye söylemedi? Neden dine/devlete/millete yapılan her ihanette AKPKK’nin yanında idi? Şimdi cemaatimizin gayreti ve dergimizin yayınları sayesinde oluşan dip dalga ile herkes Trump’ı, Şeytan’ın Konseyi’ni, David Bickham’ı, Mehmet Haberal’ı, o bahsettiği İslam’ı tahrif projelerinde çok etkili olan haham Ben Abrahamson’ı konuşuyor, konuşacak da şimdi mi bu Cübbeli böyle konuşmalı? En büyük hainlerden biri bu… Bahsettiği projeleri AKPKK üzerinden Şeytan’ın Konseyi, 13’ler Meclisi ve 3 Kabalist haham uygulamaya döküyor.
Bu, Cübbeli’nin bu çıkışı, Türk/İslam düşmanlarının çok dara düştüğü şu zamanda bir haince planın parçası:
1- Zaten cemaatimizin ve Akademi Dergisi’nin mücadelesi karşısında, AKPKK ve üstündeki konseyler, söz konusu haince projeleri, İslam’ı içten tahrif etme, Müslümanların itikadını bozma projelerini ileri götüremeyeceklerini gördüler. Artık bu projelerin başındaki haham Ben Abrahamson bile ifşa oldu.
2- Son zamanlardaki yayınlarımızın da gerçek sahibi CIA olan sözde sosyal ağlarda yayılmasına izin vermiyorlar ama yine de korkuyorlar. Bir anda bir şeyler olabilir ve bir iki günde bütün Türkiye bu olağan üstü sarsıcı yayınlarımızı görebilir. Böyle bir ihtimal olursa, işte böyle konuşmaya başlamış Cübbeli’yi kullanarak, ehl-i sünnet hassasiyetindeki Müslümanları karşı bir grupta toplayıp topluca sevk etmek isteyecekler. Çünkü o gün geldiğinde işleri/halleri gerçekten çok zor olacak.
Cübbeli denilen münafığı senelerdir somut deliller ile ifşa edip nasıl bir hain, alçak, yalancı ve piyon olduğunu anlatıyorum. Gık diyemiyor gık. Aramıza yeni katılanlar o yayınlarıma bakmalılar. Şu yukarıda yazdıklarımı daha iyi anlayacaklar.
Herkes bilmeli ki Cübbesi çıkasıca bu hain herifin derdi kadındır, paradır, şöhrettir. İpleri Saray’ın elindedir ve dün alemin önünde “Hain” dediği Erdoğan’a bu gün “Başkomutan” çekmesi de bu sebepledir.
Dikkatle inceleyin, Cübbeli en az altı senedir çok sıkı bir Akademi Dergisi takipçisidir. Dönem dönem millete hoş gelen ve “Yahu bu adam nasıl bildi anladı da önden ikaz etti” denilen konuşmaları hep Akademi Dergisi paralelindedir. Akademi Dergisi’nin halka yayılmasına izin verilmez ama bu gibi piyonları sansürlemezler.
Mesela “Bütün cemaatlere yakında operasyon çekilecek. Sakın ha Süleymanlılar aleyhinde olmayın” çıkışı. O çıkışından birkaç hafta öncesinden başlamak sureti ile cemaatimiz AKPKK ile çatışma ortamına girmişti, cemaatimize operasyon beklentisi zaten herkeste oluşmuştu ve Akademi Dergisi’ndeki yayınlarımız, pes etmeyeceğimizi, çatışmaya gireceğimizi açıkça belli ediyordu. Bu münafık da çıkıp o konuşmaları yaptı. Aylar geçti, türlü hadiseler yaşandıkça herkes döndü o konuşmasındaki o kesiti paylaştı ve “Vay, cübbeli hoca efendi çoktan söylemiş” dedi. Şimdi de bir benzeri yapılıyor ve kritik an geldiğinde kalabalıklkarı toplayıp, etkileyip dar zamanda onlara yani AKPKK’liere yardımcı olabileceği hesaplanıyor.
Şu yayınlarımıza uygulanan sansür bir anda kırılacak, o güne az kaldı. İşte o zaman ak koyun kara koyun hepten belli olacak, herkes her şeyi duyacak. Bozuk saat bile günde iki kere doğru vakti gösterir. Sakın böyle piyonlara aldanmayın, acımayın, kalbi yine istikamete dönmüştür sanmayın.
ABD/Siyonizm için vurdurdu. Emri yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi’nden aldı. Kesinleştirilemedi ama emri verenin bu konsey içindeki Donald Trump olduğu değerlendiriliyor. Gizli Yahudi, Mason ve CIA piyonu olan Süleyman Soylu, kurşunu bittiği halde Rus elçi Karlov’un katili olan Mevlüt Mert Altıntaş’ı öldürttü, çünkü kendi adamlarıydı.
Bu hadiseye, zaten oralarda iken denk gelmiş rolü oynadı Süleyman ama aslında oralarda hazırdı, başlamasını bekliyordu. Çok riskli bir işti bu iş, bir anda ipin ucu kaçabilir ve düzeltilmesi mümkün olmayan vahim gelişmeler yaşanabilirdi. İşi sağlama aldı ve hadisenin patlak vermesinin hemen ardından her şeyi kendisi yönetti. Polis operasyonunu abartılı şekilde uzattı, çünkü herkesin dağılmasını, katil Mevlüt Mert’in yardımcısı olan ve yine kendisinin emrinde olan kişilerin uzaklaşmasını bekledi. O yüzden, etrafta kendi adamları da var diye, hemen silahlı polis müdahalesi yaptırmadı.
Katil, ilan edilen andan çok önce öldürüldü. Bunlar içeride kamera görüntülerini dikkatle izlediler, kendi adamları görüntüye girdi mi diye veya herhangi bir açık verdiler mi diye baktılar. Her şeyi kılı kırk yarana kadar kontrol ettiler. Sonra da “Tamam sorun yok” dediklerinde “öldürdük” diye ilan ettiler. Kandırıp kullandıkları Mevlüt Mert, kurtulacağına, sağ ele geçirileceğine çok inandırılmıştı. Bu nedenle operasyon yapılırken pazarlık da etmedi, kaçmak da istemedi, başkasına da zarar vermedi. Nasıl bir oyunun içinde olduğunu biliyordu ama kendisini de satmalarını beklemiyordu. Soylu, katilin arkadaş çevresinden çok kimse ile tanış ve bazıları ile aynı fotoğraf karelerinde yer aldı. Karlov’u vuran katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın ev arkadaşı Avukat Serkan, Soylu da dahil bazı AKPKK’liler ile aynı fotoğraf karelerinde yer almıştı.
O katil polisin kandırılmasında da yine Yahudi parmağı var. Zaten Nurettin Yıldız da Nusra da el Kaide de IŞİD de Boko Haram da diğerleri de hatta Selefiliğin/Vehhabiliğin kendisi de Yahudi projesi. Bu polis Mevlüt Mert, Nurettin Yıldız taraftarlarından oluşan Esedullah Tim isimli, Emniyet içindeki bir timin üyesi idi. Onlar sayesinde Nurettin Yıldız’ı ve Suriye’deki sözde İslami, özde Yahudi/Mason oyunu terör örgütlerini buldu. Elçiyi vurduğ yerde, kendi ekiplerinden orada olan diğer kişileri biliyordu. Oradaki diğerleri, ona yardımcı oldular, silahı içeriden mutfak bölümünden aldı. Bu görüntüler de silindi.
Mevlüt Mert’in oda arkadaşı Serkan ile Süleyman Soylu’nun geçmişten gelen epeyi bir hukukları var. Operasyonun beyni denebilecek kişilerden biri de Serkan. Mevlüt Mert’i Süleyman ile Serkan tanıştırdı ve oltaya Serkan getirdi, Serkan hazırladı. Ev, elçi, plan, kimin yakasında nasıl kodlar/şifreler olduğu, takılacağı her hususu Mevlüt’e Serkan anlattı. Mevlüt çok çok basit bir piyondu. Böyle bir suikasti bir başına yapmak kabiliyetinden, zekasından, imkanından, cesaretinden çok çok uzak biriydi. Serkan da Yahudi kökenli.
(Ankebut operasyonu için YİT’in saha personelinden elde edilmiş bilgilerdir)
Şimdilik duyduğum her iddiayı paylaşmayacağım ve kimlerin neler yaptığını gözlemleyeceğim. Buraları okuyan savcı ve hakimlerin, basın mensuplarının ve sair devlet yetkililerinin tavırlarını gözlemleyeceğim. Hiç biri bir şey yapmazsa hatta bir de devlet gücümüz yine doğruların, iyiliğin, güzelliğin peşinde olan bizlerin üzerine yönlendirilirse, işte o gün dünyayı yıkacağım. Bunun bir işareti olsun diye bu şahsın fotosunu paylaştım. Anlaması icap edenler bu şahsın kim olduğunu da, benim neden burada paylaştığımı da, neleri anlatabileceğimi de anlarlar.
Mesele sadece yasa dışı organ nakli meselesi değil. Benim bile kulağıma gelen iddialara göre, bildiğimiz kıyım yapıyorlar. Allahsızca bir sistemleri var. Sadece Yakın Doğu Üniversitesi Hastahanesinde binlerce mevta var.
Siyonizmin, Masonluğun, içimizdeki İsrail’in, içimizdeki Ermenistan’ın, Misyonerlerin, Haçlıların, Tapınakçıların ve dolayısı ile onların projesi olan AKPKK’nin bütün kara para işleri, bütün karanlık işleri tek bir elden organize ediliyor. O en merkeze şimdilik girmiyorum ama ara yollar ABD’de CIA’ya, İsrail’de MOSSAD’a, Türkiye’de MİT’in hain bir kanadına ve başka devlet kurumlarına, bakanlıklarına çıktığı gibi daha pek çok ülkeye de çıkıyor. Ülkemizde bütün bu pis işler, vatan haini alçak herif Tayyip bir piyon olarak bunlar tarafından kullanılabildiği için rahatça yapılabiliyor.
Yetimhanelerdeki masum çocuklardan, hastahaneye tedavi için giden herhangi bir TC vatandaşına kadar, askerlik için birliğine teslim olmuş herhangi bir ere kadar, parklarda oyun oynayan herhangi bir çocuğa kadar herkes ama herkes her türlü tehdidin atlında… İşte görüyorsunuz, milletten isyan çığlıkları yükselirken bunlar inadına son kalan fabrikaları satıyor, organ kaçakçılarının işini kolaylaştıracak kanunlar çıkartıyor, kasten zinayı, nikahsız yaşamayı, ibneliği, AİDS’i, haram gıdayı, domuz etini ve yağını yayıyor ve kasten tarımı, hayvancılığı iyice bitiriyor, kasten millet hasta olsun istiyor, her yere özel hastahaneleri de kendileri açıyorlar. Sessiz kalmayın, şu şartlarda sessiz ve tepkisiz kalmak vatana, millete, dine, ümmete, insanlığa ihanettir.
Bu gördüğünüz Yakın Doğu Üniv. hastahanesidir ki KKTC’dedir. IŞİD ve Nusra’nın patronlarından ve onlar gibi organ kaçakçısı olan Tayyip bu Y.D. Ü. Hastahanesini kendi açmış, öve öve bitirememişti.
Bu hastahanenin, uluslar arası organ kaçakçılığında kullanılmak için açıldığı ve o güne kadar binlerce, evet maalesef binlerce insanın orada organları için öldürülüp parça parça edildiği 2014 yılında Türk basınında da yer bulmuştu ve enteresan şekilde hiç tartışılamadan üstü örtülmüştü. Oysa bu parçalananların büyük bir kısmının kaçırılan çocuklar ya da kimsesiz kalmış çocuklar olduğu anlaşılmıştı. Yine her türlü pis işte olduğu gibi bu işte de AKPKK, Tayyip, içimizdeki İsrail’in adamları, patronları, büroratları, hukukçuları ve basın/medya patronları ve ayrıca CIA ile MOSSAD el ele, kol kola idi. İçimizdeki Ermenistan’ı da unutmamak lazım.
Bana iddiaları aktaranların söylediğine göre, bu BOP’çu, Tapınakçı, Mason, Haçlı güruhu artığı Allahsızlar ittifakı, insanlıktan çıkmış adi sefil mahluklar, insanları insandan saymayan kripto Yahudiler ve kripto Ermeniler, 2014 yılından sonra burada, yani Yakın Doğu Üniversitesi Üniversitesi Hastanesi gibi gösterilen insan mezbahasında iş görememişler. Başka mekanlar aramışlar. Gözden daha uzak, nüfus yoğunluğu ve şehirleşmesi nispeten daha az, buna rağmen hava limanı olan ve bir de bununla birlikte kriz bölgesi olan ve kolayca insan ve çocuk kaçırılan Suriye’ye de yakın olan bir yer arayarak Diyarbakır’ı seçmişler. İddia doğru ise Memorial grubu, sırf bu nedenle 35 milyon doları tutmuş Diyarbakır’da bu hastahaneye gömmüş. Üstü hastahane, altı insan mezbahası…
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Tansu Çiller…
İstanbul Belediyesi çalışanı kripto Yahudi bir baba (Hüseyin Necati) ile onun sekreterliğini yapan Selanik göçmeni bir annenin, aynı evde geçen 10 yıllık gayr-i meşru ilişkisi neticesinde istenmediği halde dünyaya gelen Sabetaycı bir gizli Yahudi. Annesi ve babası gayr-i meşru yaşamaktan hiç rahatsız değildi, yine de direndiler, gayr-i meşru yaşamaya devam etmek istediler ama istenmeden olan Tansu doğduktan yedi ay kadar sonra zaruri görerek evlendiler.
Aile, damarı kesilse CHP diye akacak kadar solcu ve İnönü’cü bir aile ama kod adı “CIA’nın gülü” olan kızları sağ kesimde ve çok çok hızlı manevralarla yükselerek siyaset yaptı. Tansu’nun kocası Özer Uçuran Çiller ise tapınakçı. Özer, “Tansu” kriptolojisi ile isimlendirilen bu kızı almak için, onun soy adını kullanmayı bile kabul etti. Tan-su’nun babası Hüseyin Necati Çiller, çok geçimsiz, sinirli, vasıfsız, lüzumsuz biri idi ama içimizdeki İsrail’in Türklerin yönetimini hile ve ihanet ile ele geçirmesinden sonra adına rejim kurduğu Sabetaycı gizli Yahudi Atatürk’ün yakınında bulunabilmiş biriydi.
Yolsuzluk, ihalede fesat, peşkeş, yalan beyan, paralel devlet, cinayet, katliam, iltimas, ihanet dahil hemen hemen akla gelen her suçtan hala yargılanması gerekiyor Tansu’nun… Tahkikat yapılırsa, üniversite diploması ve Profesörlüğü de çok büyük ihtimalle sahte çıkacak. Gerçek seviyesi, lise mezunlarının bile gerisinde… Atasını ziyarete gittiğinde Anıtkabir özel defterine yazdıkları ve sergilediği seviyesi artık bütün Türk milletinin dilinde. Tek başına bırakılsa, kurulu bir düzen halinde orta büyüklükte bir mahalle marketi kendisine teslim edilse, kuvvetle muhtemel altı aya kalmadan iflas ettirecektir.
Resmiyette/görünürde ekonomi profesörüdür. Boşbakan iken bile ekonomiye dair yaptığı yorumlar “inanılamaz” görülmüştür. İçimizdeki İsrail’in basın ve medyası, milleti şoka sokan değerlendirmelerinin durmaksızın tekrar edeceğini bildiğinden, aşırı dikkatli davranmıştır ama o, canlı yayınlarda da aynı vasıfsızlığı ile herkesi şaşkına çevirmiştir. Ekonomi haricindeki konularda da akıl almaz gafları ile meşhurdur. Ülkede, aldığı ekonomik kararlar ile bir anda büyük bir ekonomik kriz de çıkartmıştır. Türkiye’nin resmi boşbakanı olarak yabancı erkek devlet adamları ile görüşürken, istediği şartları kabul ettiremediğinde, kadınsız tavırlar sergilediği, hatta muhatabının bacakları dahil bedeni ile kendi ellerini temasa geçirdiği dahi sık sık iddia edilmiştir. ABD başkanı Clinton’ın Tansu’yu tenha bir köşeye çektiği iddiası da ilk anda sarsıcı ve iç acıtıcı gelse de, iddia sahipleri dikkate alınması gereken kişilerdir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Deniz Baykal…
Sabetaycı gizli Yahudi. AKPKK’nin tek başına iktidara getirilmesinde gizli Ermeni Devlet Bahçeli kadar etkili biri. Baykal, AKPKK’nin kritik isimlerinden Sabetaycı Bülent Arınç ile de akraba. CIA, Soros, MOSSAD, İçimizdeki İsrail dahil herkesle bağlantılı. Tansu Çiller gibi onun da derhal derya kadar suçlama ile yargılanması icap ediyor. Hiçbir sıradışı kabiliyeti, hüneri ve bilgi birikimi yok. Enerji bakanı iken bile ülkeyi enerji krizine soktu ve silinip gitmesi gerekirdi. İçimizdeki İsrail’in, Atatürkçülük adı altında kurduğu hain rejimde, paralel devlet teşkilatı halinde kolladığı, muteber gösterdiği biri. Gerçek bir Türk basın ve medyası olsaydı, siyasi hayatı yarım saatte bitirilebilirdi. Üzerine geçen onlarca sene boyunca Türkiye’ye ihanet etmesi önlenebilirdi. AKPKK eli ile işlenmiş bütün suçların dünyada, ahirette sorumluluğu da Baykal’ın üzerinde.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Bülent Ecevit…
Karısı gibi kendisi de Sabetaycı gizli Yahudi. Karısının gerçek adı Rahşan değil Raşel. Bırakın koca memleketi, tek başına bırakıldığında ciddi bir devlet kurumunu bile yönetecek vasıfta biri değildi. İçimizdeki İsrail+Masonluk+CIA marifeti ile parlatıldı, iktidara getirildi ve hep popüler kalması sağlandı. Son zamanlarında çok yönden rahatsızlıklar yaşadı. Huysuzlaştı, itaatsiz oldu, günü gününü tutmaz oldu ve onlarca sene onu oynatan güç odaklarının gözünden bakınca “bir çuval inciri berbat eden adam”a dönüştü. Onlar tarafından yıkıldı. Kullanıldı ve atıldı. Bunda karısı Raşel’in huysuz, öfkeli, hesapsız tavırları da etkili oldu. Devlet yönetimi de şairliği kadar berbattı. Çıkarttığı aflarla, yüz binlerce masumun daha canı yandı. İktidarda iken devlet tarifi bile zor ekonomik sıkıntılar yaşadı. Türkiye için çok kritik olan çok mühim olan meselelerde Masonlardan, içimizdeki İsrail ile CIA’dan talimat almadan hiçbir şey konuşmadı ve hiçbir adım atmadı. Kıbrıs Barış Harekatı’nı bile onların talimatı ile hazırladı ve çok iyi rol yaptı. Siyonizm ve CIA, Yunanistan’da darbe yapan ve halk desteği de bulan cuntacıları devirmek ve Yunanistan’ın başına yine CIA’ya çalışan kadroları getirmek istiyordu ve Türkiye’nin başına getirdikleri Bülent’i kullanmaktan hiç geri durmadılar, Kıbrıs üzerinden cuntacıların imajını yıkmayı halk desteğini kırmaya başladılar. Ecevit’in ihanetlerini özetle anlatmaya bile onlarca saat gerekir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Alparslan Türkeş…
Kripto Yahudi. Aslen Kayseri Yahudilerinden. Muzırlıkları sebebi ile Osmanlı’nın son zamanı Kıbrıs’a sürgün edilen, içimizdeki İsrail mensubu bir ailenin ferdi. CIA piyonu. Pentagon yetiştirmesi. Hususiyle, Siyonizmin ve CIA’nın komünizm karşıtı mücadelesinde Türkçülük akımını kullanmayı seçmesi ile, bu yolda kullanıldı. Onun Pentagon’da bu minvalde gizli eğitimler aldığı sırada, ABD’nin dünyanın dört bir yanından antikomünist mücadele için eğittiği insan sayısı 800 bini bulmuştu. Siyonizm çok sıkışıp paniklediğinde, Türkiye de çevre ülkeler gibi komünizme kaymasın diye Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Menderes’i İslamcı lider rolüne büründürmüş ve hızla İslami serbestlik vererek komünizm akımının karşısına çıkartmıştı. Bunu bir zaruret olarak yaptılar ve aslında çok riskli gördüler. Komünizme karşı mücadele güçlenmiş ve Türkiye’de biraz da nefeslenmiş, rahatlamışlardı ve sonrasında komünizmin karşısına Türkçülük akımı ile çıktılar. Kendi adamları olan Sabetaycı gizli Yahudi Menderes’i deviriken kullandıkları kadro arasında Türkeş de vardı. Bu proje çerçevesinde kullanılan çok sayıda kripto Yahudiden biridir gerçek adının Alparslan Türkeş olup olmadığı hala kesinleştirilememiş olan bu şahıs… Oğlu Tuğrul Türkeş de aynı güç odakları tarafından Siyonizmin ve CIA’nın AKPKK’sinde bakan yapılmıştı. Millet uyanmasın diye de CIA’nın adamı gizli Ermeni Devlet Bahçeli ile sözde atışmış da bu sebeple çaresiz kalarak baba ocağından ayrılmış ve AKPKK’ye gelmiş rolü oynamıştı. Akademi Dergisi olarak gerçek kimliğini, niyetini ifşa ettik, bağlantılarını da iyice ifşa edecektik ki panikle geri çektiler.
Neden geri çekildiğini koca memlekette hala kimse anlayamadı. Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı, Boşbakan yardımcısı, hükumet sözcüsü Sabetaycı gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’un onunla aynı anda neden aniden geri çekildiğini ve ta Turizm bakanlığına getirildiğini… Doğan Medya denilen ve resmiyette gizli Yahudi Aydın Doğan üzerinde gösterilen içimizdeki İsrail’in kurumsal medyasının neden aniden resmiyette el değiştirdiğini… CIA’nın AKPKK projesinin en kritik ailelerinden Karay Yahudisi Ülker ve Sabetaycı Yahudi Şahenklere neler olduğunu, bunları neden panik sardığını… Genel başkanı Meral Akşener’in bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğu İYİ Parti projesinin etkili isimlerinden Kripto Yahudi Ümit Özdağ’ın hiç olmadık bir anda neden ansızın geri çekildiğini kimsenin anlayamadığı gibi…
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Mesut Yılmaz…
Konuşmalarının arasında durup düşündüğü anlara reklam koymak mümkün olan, aşırı gergin ve iç hesaplı şekilde, endişeli tarzda ancak konuşabilen… ADL, JDL, Bilderberg dahil Siyonizmin hemen bütün teşkilatları ile iletişimi ve işbirliği olan… Boşbakan iken resmi yurt dışı ziyaretlerinde bile kumar oynayan, bir seferinde çıkan kavgada mafya babasının birinin attığı kafa ile burnu kırılan ve derhal vatana ihanet dahil onlarca vahim suçlama ile tutuklu yargılanması gereken bir gizli Ermenidir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Uğur Dündar…
O gün o programına çıkarttığı herkesin gerçek kimliğini, bağlantılarını, hedeflerini detayları ile bilen ama kendisi de onlardan olan bir kripto Yahudidir. Bu haline rağmen hayatı boyunca Türklük, Atatürkçülük, Türkiye vurgulu eylem ve söylemleri ile aslında sinsi surette ve militan seviyede Türk/Türkiye düşmanlığı yapmıştır/yapmaktadır. Siyonizm, ortadoğuda işgalleri kırk yıldır yapamayınca, Büyük İsrail projesi gerçekleşmeyince, yeni bir strateji olarak AKPKK projesi ile ılımlı İslamlı T.C. projesini devreye alınca, AKPKK ve el Kaide, el Nusra, IŞİD üzerinden bölgeyi mahvetmeyi ve sonra işgal etmeyi planlayınca, ülkedeki gizli iktidarlarının yıkılacağını düşünerek buna uymamış, kendisi gibi buna uymayan kripto Yahudi arkadaşları ile, başta da kripto Yahudiler Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan ile birlikte, resmiyette Sabetaycı gizli Yahudi Burak Akbay’ın üzerine gösterdikleri Sözcü gazetesinde yoluna devam etmiştir. Gizli kameralı özel ekiplerle birlikte, öğretmenleri ile birlikte Cuma namazına giden orta okul öğrencilerini takip ettirip sözde haber yapması hep hafızalardadır. Başörtüsü aleyhinde, milletimizin Müslümanca yaşama mücadelesi aleyhinde mücadelesi, yalanlarla, büyük suç kapsamında yaptığı sözde haberleri ve sözde açık oturumları hep hafızalardadır.
Hala vatana, millete ihanet suçlarını işlemeye devam ettiği Sözcü’de “Sınıfta namaz” şeklinde manşetler attırmaktadır. Sicili çok bozuktur. Yalan haberlerden, kumpas kurmaktan, haber mühendisliklerinden dolayı çok cezalar almıştır. Aydın Doğan medyası denilen paralel devlet teşkilatının, ihanetler de dahil on binlerce vahim suçunun gönüllü suç ortağıdır. CIA’nın kontrolünden kurtulmuş bir Türkiye’de, gerçekten Türk hukuk sistemi denilebilecek bir sistemin onu da tutuklamadan bir gün bile dışarıda gezdirmesine ihtimal vermek mümkün değildir. En büyük maskeleri, kendileri gibi kripto Yahudi olan Adıtürk adına ihanet ve terörle kurdukları hukuksuz, katliamcı ve hükümsüz rejimleridir.