Etiket arşivi: CIA

Teşhisi de yok, tedavisi de yok…

Vajinismus diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Vertigo diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Anksiyete diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Panik atak diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Bipolar diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Şizofreni diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Hiperaktivite diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Dikkat eksikliği diye bir hastalık yok. Teşhisi de yok, tedavisi de yok.

Evet, uydurma bilim psikiyatriye göre üç yüzden fazla sözde hastalık tanımlaması var ama bunların hiçbirinin günümüz bilimsel temelleri ile teşhisi de, tedavisi de yok. Dünyada Siyonizmin/Masonluğun en büyük ve kolay para kaynaklarından birisi sözde bilim psikiyatri ve onun sözde ilaçları… Şu sitemiz bütün bunları kökten yıkan yayınlarla dolu, üstelik bunlar bilimsel temelde yayınlar ama sanki senelerdir orada yayında değilmiş gibi bir hava hakim. Çünkü gerçek sahibi CIA olan sosyal ağlarda hiç edildi:

www.tibbinkaranlikyuzu.com

Mehmet Fahri Sertkaya

Psikiyatrinin karanlık yüzü…

Psikiyatrinin Karanlık Yüzü sitemiz bundan böyle www.tibbinkaranlikyuzu.com adresinde yayına devam edecektir ve sadece Psikiyatrinin değil bir bütün olarak tıbbın karanlık yüzünü ifşa edecektir. Bu sitenin yayınlarına ilk anlarda bile yüz binlerce ziyaretçi alaka göstermesine rağmen, sonra, üzerine geçen yıllar boyunca, CIA’nın arama motorları ve sosyal ağları tarafından çekilen “ayar” neticesinde hiç edilmiştir. Bu yayınları çevrenizdekilere ulaştırmak isterseniz ancak onlara doğrudan mesaj/mail atmalısınız.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hiçbir Müslüman, Nurettin Yıldız’ı savunamaz, buna yol da bulamaz!

Nuretin Yıldız çoktan tutuklu yargılanması gereken birisi. Evet, içimizdeki İsrail’in basın ve medyası, şu anki konuları çarpıtarak bir karalama yapıyor ama asıl mevzular başka. Aklı başında, itikadı düzgün, vatansever hiçbir gerçek Müslümanın, Nurettin Yıldız’ı savunamayacağını iddia ediyorum ve çok sayıda somut delil ile bu iddiamı ispat ederim. Nurettin Yıldız konusu öyle bir konu ki hiçbir gerçek mü’min ve vatansever “Ben seninle aynı görüşte değilim” bile diyemez ve Yıldız’a destek veremez. Sebep olduğu hem itikadi hem de dünyevi sıkıntılar, tartışmaya mahal vermeyecek netlikte gözler önünde. Aslında mesele Nurettin Yıldız meselesi bile değil ve zaten Nurettin Yıldız,gösterilmek istendiği vasıflarda birisi de değil. Mesele onun üzerinden bazı güç odaklarının Türkiye’ye ve ehl-i sünnet Müslümanlara kurduğu tuzaklar.

Ve aslında sahte diplomalı gayr-i resmi CB’nın çıkışı da samimi değil. Şartlar onu, bunu yapmaya zorluyor ve yine de Nurettin Yıldız’a ve üzerine kurulan sisteme zarar gelmemesi için mücadele ediyor. Aynısını Adnan Oktar için de yaptı. Halktan tepki gelen, basın ve medyanın kaşıdığı, kendisine oy kaybettiren her ne varsa, onlara bu kadar sene sonra da olsa müdahale ediyor, ilgileniyormuş gibi bir hava oluşturuyor. Oysa Adnan Oktar grubu ile Tayyip’in göbekten bağlı olduğunu bilmesi gereken herkes biliyor. İki taraf da birbirine gerçek anlamda karşıtlık yapamazlar. El Nusra’nın Türkiye’de bir numarası siyasi/idari manada Erdoğan’dır, ilmi/manevi manada Nurettin Yıldız’dır. İkisi de bilerek yada bilmeyerek CIA’ya hizmet ederler. Bunun somut delillerini TR ve dünya basınında bile görebilirsiniz. İddiaları değil, somut delilleri… Bu ülkenin evlatlarının, İslam diye sonsuz felakete sürüklenmesini, bu milletin kurtuluş denilerek devletini bile kaybedeceği felaketlere sürüklenmesini isteyenler, ‘Allah göktedir’ bile diyebilen bu bozuk itikatlı Vehhabi’ye destek verirler. Sonra da yatacak yer falan bulamazlar. Zaten iş oraya da kalmadan, bu ülkenin ehl-i sünnet dinamikleri, başta da biz Süleymanlılar, bu oyunları bozarız. Kimse beyhude yere kendini ve başkalarını felaketlere sürüklemesin.

Ve herkes gözünü açsın artık. Nizamı aralıklarla, daha pek çok şeye böyle dokunulacak ve düzeltiliyormuş tiyatrosu oynanıp oy yükseltilecek. Referandumu dünyanın gözleri önünde çaldılar, suç üstü de oldular, millet de bu hususta iyice uyandı ve rahatsız oldu, bu defa seçimi çalamazlarsa, hepsi müebbet hapis cezaları ile yargılanacaklar. Bu riskle karşı karşıya olanlar, her tiyatroyu oynarlar. Bu güne kadar bütün millete inat, yer yer milleti azarlayarak yaptıkları politikalardan, geri dönüyormuş rolleri de oynarlar.

Selefi/Vehhabi kafası

Mehmet Fahri Sertkaya

İsim isim anlatıyoruz;Merhum Kemal Kacar’a kastedenlerle, Akademi Dergisi’ne savaş açanlar, yasaklandığı şeklinde yazı yayanlar, aynı suç örgütü:AKPKK…

 ahmet arif denizolgun, akademi dergisi, akpkk'nin gerçek yüzü, cemaat, götürgev, izinli mi, kemal kacar, mossad, nurettin akman, süleyman hilmi tunahan, süleymanlılar, tarikat, tugva,

CIA bağlantılı olduğu afişe olan, yerli ve yabancı çok sayıda basın kuruluşunda ismi CIA casusu olarak geçen Nurettin Akman, çevresinde büyük oranda Sabetaycı gizli Yahudiler ve Masonlar bulunan, Amerika ve İsrail ile acayip bir dostluğu olan ve kendisi de Sabetaycı Yahudi olan Adnan Oktar’ın, Masonik logolu A9 TV’sine sorun görmeden konuşurken görülüyor.

İsim isim anlatıyoruz, okuyun…

Akademi Dergisi, mafya babaları ile, ”kurşun manyağı” yapılmak ile, içeri tıkılmak ile, yakınları/akrabaları ile tehdit edilmişti. Kemal Kacar merhumu ilaçlarla delirtmek isteyenler ile Akademi’nin yasaklandığı pususunu kuranlar, aynı kişiler.

Hiçbir Süleymancı, AK Partili olamaz ve Akademi’ye karşı da olamaz. Çünkü;

➥ Akademi’nin yasaklandığı pususunu AKPKK+MİT+CIA ortak şekilde kurdu. Kimleri kullandılar biliyor musunuz? Merkez yeni yasaklamaları neden e-posta ile dağıtmıyor, biliyor musunuz? İsim isim anlatıyoruz, okuyun…

Akademi Dergisi, şu anda sekizinci senesinde ve sekiz sene boyunca hiç bir zaman cemaat yönetimi tarafından yasaklanmadı. Hiçbir zaman dava da edilmedi. Sekiz sene boyunca, özellikle de son dört senedir, abartısız onlarca kere, merkezimiz tarafından yasaklandığı iftirası atıldı, sahte yazılar dolaştırıldı. Bunun on binlerce farklı şahidi var.

2016 yılında, merhum büyüğümüz Arif Ahmet Denizolgun’un alemi değiştiği gün ve sonrasındaki haftalar, aylar boyunca, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün Müslüman görünümlü münafık ve adi militanları, aslında daha doğru ifade ile bu militanlar üzerinden CIA, yolumuza karşı adice pusular kurdu ve bu dengeler arasında Akademi Dergisi de bunlara karşı vazifesini yaptı.

Bu sürecin devamında, merkezimizden çıkan gerçek ve genel bir sosyal medya yasaklaması metni, bunlar tarafından fırsata çevrildi ve metnin üzerinde oynayıp, aslında bulunmadığı halde oraya Akademi Dergisi hesaplarını parantez açarak ekleyip, sonra bunu mail yolu ile bölge sekreteryalarımızın yaklaşık yarısına gönderdiler, diğer yarısına ise, güncel mail adreslerini bilmedikleri, ellerinde olmadığı için gönderemediler. Yasaklama metinleri zaten e-posta ile dağılırdı ve bunlar herkesten önce davranıp, teknik bir hile ile, sanki merkez sekreteryanın o herkesin bildiği mail adresinden çıkmış gibi görünen, e-postalar gönderdiler. Öyle bir manzara oluştu ki, yurt içinde bazı illerde gerçek metin, bazılarında ise oynanmış bu sahte metin okundu. Çünkü ellerine ulaşan mail, tam anlamı ile merkez sekreteryamızdan çıkmış gibi görünüyordu. Yurt dışında da bazı bölgelerde, içinde Akademi’den bahsedilmeyen gerçek metin, bazı bölgelerde de Akademi eklenmiş sahte metin okundu. Tam bir kaos ortamı oluştu.

Bu, elektronik hileden başka bir şey değildi. İçinde, parantez açılarak Akademi Dergisi’nin yasaklandığı iddiası eklenen sahte metnin, merkezden hiçbir zaman çıkmadığını, sonraki süreçte biz binbir türlü izah ve ispat ettik. Zaten bu sene, yaklaşık bir ay kadar önce çıkan yeni yazılı sosyal medya yasaklaması, ilk defa olarak mail sistemi ile dağıtılmadı, elden ve imzalı şekilde dağıtıldı ve sistemimize bir daha böyle bir sızma ihtimali de bertaraf edildi. Metnin/evrakın üzerine en dikkat çekici şekilde “Kesinlikle e-posta sistemi ile dağıtılmayacaktır!” notu eklendi.

Bu adice davranışı geçen sene yapanlar, çoktan, kimisi yirmi küsur sene önce, kimisi on küsur sene önce Süleymancılar cemaatinden pis işlere bulaşmaya başladıkları için kovulmuş olup da ortak nokta olarak yoluna AKPKK suç örgütü ile devam eden kişiler. Bunlardan biri, Avukat Zeki Çalışkan…

Cemaatimizde bir zamanlar idareci kadro arasında bulunan Zeki Çalışkan’ı, bu pusularından sonra uzun uzun anlattık. En son, sahte yasaklama pusuları da Akademi’yi durdurmayınca, çaresiz kalıp, birlikte pis işler çevirdikleri mafya babaları ile, karanlık çetelerle, bizi “kurşun manyağı” yapmakla bile tehdit ederek Akademi Dergisi’ni durdurmaya çalıştı. Sonra yine de gerekli karşılığı verdik ve kaç aydır varlık bile gösteremiyor. Bütün bu sürece on binlerce kişi doğrudan yada dolaylı olarak şahit oldu.

Bir diğeri, cemaatimizi AKPKK suç, terör ve ihanet örgütü ile yakınlaştırmak için dinimizi ve yolumuzu/değerlerimizi en adice malzeme eden, üstazımız adına bile kasten yalan sözler uyduran, on milyonlarca müslümanı ve gelecek nesilleri kandırmaya teşebbüs etmekten çekinmeyen ve sonraki sesli ve yazılı yayınlarımızda bir hiçe dönüştürdüğümüz, tesirini/zararını kırdığımız, Haber 7 ve habervaktim com gibi fitne yuvalarının yazarı, çirkin yüzünü aleme gösterdiğimiz Şevket Tandoğan…

Diğeri, AKPKK’nin bir zamanlar Ankara sorumlusu olan, sonra bir devlet kurumunun başına getirilen Nurettin Akman… Nurettin Akman da Zeki ve Şevket ve diğer bazıları gibi, yıllarca cemaatimiz içinde üst idareciler arasında bulunmuş bir kişi. İçimizi, sistemimizi çok iyi bilenlerden. Akman, merhum büyüğümüz Kemal Kacar bey ağabeyimize kasten akıl sağlığını bozucu ilaçlar verip delirtmek isteyen kişi. Avrupa idarecisi idi o zamanlar ve bu teşebbüsü de AKPKK ve CIA için yapmıştı. Bu niyetle kullandığı Adanalı profesörü de herkes bilir ve o da sağdır. Bunu o zaman denediler çünkü, o zamanlar AKPKK kurulacak iken, bu Siyonist ihanet projesine mani olmak için çırpınanlardan biriydi merhum idarecimiz Kemal Kacar…

Basit bir CIA piyonu olmaktan başka hiçbir hüneri olmayan Tayyip Erdoğan’a çok yakın olan kişilerden biri Nurettin Akman… Akman’ın kızının nikahında şahitlerden biri, çok uzun zaman önce Süleymancılar cemaatinden kovulmuş olan sucukçu Tayyip Erdoğan’dı… Hani Elif Et ve Sucuk firmasında muhasebe müdürü olan, eşek etinden sucuk yapıp satarlar iken suç üstü olan, 1986 yılında fotoğrafı ile birlikte, Sabetaycı Yahudi Ilıcakların Tercüman gazetesine manşet haber olan Tayyip Erdoğan…

Nurettin Akman daha sonra ciddi şekilde deşifre olmuş birisi. Bu kadronun hepsi CIA’nın piyonu oldular ama Akman’ın CIA bağlantısı, dünya ve Türkiye basınında açıkça yer aldı. Arama motoruna “Ak parti CIA Nurettin Akman’ yazarak siz de bunları kısa sürede bulabilirsiniz.

Yine Akademi Dergisi’ne, ‘Cemaatimizin yönetimini ele geçirme’ teşebbüsleri sırasında kendilerine çok ama çok büyük darbeler vurduğu için kin ve nefretle ve büyük suç kapsamında bir eylemle bu tuzağı kuran bu ekibin içinde CIA ile, MİT ile, AKPKK ile, GÖTÜRGEV ile, TUGVA ile, Gönüllü Teşekküller Vakfı ile, İçimizdekiİsrail ile bağlantılı kişilerden, birçoğu kullanıldı. Şimdi aynı ekip hala bir fırsat bulsalar, cemaatimizin yönetimini ele geçirip AKPKK, GÖTÜRGEV ve TUGVA üzerinden CIA’ya bağlayacaklar. Burada tekrar etmeye imkan/yer yok. Biz bu şahısları, dernek ve vakıf görünümlü suç merkezlerini, niyetlerini, taktiklerini, bağlantılarını çok geniş şekilde, açıkça isimler vererek anlattık ve en nihayet gerçek patronlarının, emir aldıkları kişilerin, Süleymancılar cemaatine Tayyip ile beraber hukuksuz şekilde devlet müdahalesi yapmaya çabalarken, Tayyip ile bir araya gelip son kararları aldıkları günün ertesi sabahı, tıbben ve bilimsel olarak nasıl öldüğü izah edilemeyecek surette ölen Mustafa Koç ve ülkemizdeki diğer kripto Yahudi patronlar üzerinden Siyonizm, CIA ve MOSSAD olduğunu anlattık.

Şu kadar isimler vererek, açıkça anlatarak duyurduğumuz halde, yolumuza karşı nelere teşebbüs edildiğini ve Akademi’nin nelere mani olduğunu anlatıp durduğumuz halde, “Akademi’nin yasaklandığı metin sahte, merkez sekreteryadan bunu doğrulamak beş on dakikalık iş” deyip durduğumuz halde, merkezimizin de Akademi’yi harcamayan duruşu net olduğu halde, hala ısrarla Akademi Dergisi’nin yasaklandığını iddia eden her kim varsa, bizim davamızla, yolumuzla alakası yoktur. 

Sekiz senelik tarihimiz/geçmişimiz boyunca, bizden rahatsız olan bir tek gerçek Süleymanlı görmedik. Merkezimiz de hiçbir zaman rahatsız olmadı. Biz gerçek Süleymanlıların hepsinden sürekli olarak hayır dua aldık, alıyoruz.

Söz konusu bu pusudan sonra, AKPKK organize terör örgütünün, uzun zamandır elinde adeta ‘maymuna’ çevirdiği, en rezil hallere düşürdüğü, tepe tepe kullandığı ve merhum büyüğümüz Arif Ahmet Denizolgun’un sık sık açıkça münafık dediği Cübbeli Ahmet Hoca denilen lüzumsuz herifle yaşanan sıkıntının neticesini de cümle alem gördü. Bu herife dair anlattığımız her şeyin gerçek olduğunu, kendi cemaatinden onlarca kişi basın ve medyada anlattı, bu da görüldü. Bir seneyi çoktan geçti, hala merkezimizin bizi dava ettiği iftirasını ispat edecek bu rezil herif… ‘Ya ispat edersin, ya çıkar özür dilersin, ya da şerefsizin tekisin” dedik durduk da oralı bile olmadı. Hala bu iftira ve fitne videosu resmi Youtube kanalında duruyor. Açıkça o videonun başında, ortasında, sonunda, her yerinde yalan söylüyor ve bir de üste çıkıp bize hakaretler, iftiralar savuruyor.

Elinde salladığı o şikayet dilekçesinin (ki hiçbir zaman adliyeye teslim edilemedi) merhum büyüğümüzün tensibi ile hazırlandığını da ispat edecek. Cübbeli gibi rezil bir herifi o hallere düşürenlerden, eline o dilekçeyi verenlerden ve kendi başına işler çevirip kendini merkezimizin avukatı olarak gösterenlerden sözde Süleymanlı avukat Salih Torun ve Ömer Çiğil’in gerçek yüzünü de, yaptıkları bu işin arkasında duramayışlarını da, telefonlarımızı kapatıp kapatıp kaçışlarını da, kaç kişinin hayatını mahvetmiş olduklarını da, kardeşlerimizden olan insanların canlarını nasıl acımasızca yakmış olduklarını da, haklarındaki zimmete para geçirme, yargıyı ve müvekkillerini aldatma dahil vahim çok sayıda iddiayı da, mağdur ettikleri kişileri bile açık kimlikleri ile sesli konuşturarak ispat etmişiz. Arama motorunda bu fitneyi körükleyen bu avukatların isimlerininin yanına Akademi Dergisi yazıp aratarak, yazılı, sesli, videolu yayınlarımızı bulabilirsiniz.

CIA ve AKPKK’si, cemaatimiz/merkezimiz ve Akademi Dergisi ile girdiği bu kapışmada, özelikle Akademi’nin yayınlarının bazıları, çok kritik anlarda ülke gündemine oturunca ve sarsıcı tesir oluşturunca, perişan oldular, söz konusu bu yazılı, sesli, videolu yayınlarımızı panik hali ile her yerden kaldırtmak için, Boşbakanlık kurumuna bile defalarca vahim suçlar işlettiler, emir eri yaptıkları sözde savcı ve hakimler ile üst üste skandallara imza atmak zorunda kaldılar. Bu hukuksuzluklara yaptığımız itirazların dilekçeleri de bir seneyi geçmiş olduğu halde sümen altı ediliyor, işleme alınmıyor. Şurası da çok mühimdir ki Akademi Dergisi, çok büyük bir dikkat ve gayretle, yedi sene boyunca bu çevrelerle böyle bir kapışma içerisine girmemeye çabaladığı halde merkez tarafından yazıldığı iddia edilen sahte metinde, bu hususa dikkat çekilmiş, herkesle tabiri caizse kavga ettiğimiz iftirası atılmıştı. Oysa o sahte yasaklama pususundan sonra Akademi Dergisi, yaptığı ikazlara verilen alaycı, artist, zorba karşılıkların ardından “inceldiği yerden kopsun” diyerek bu organize suç, terör ve ihanet örgütü ile böyle bir mücadeleye girdi, yine de merkezimizin bize açtığı bir dava falan yok. Olduğunu iddia edenlere “takip numarası” sorun, verebilirlerse, olmayan şikayetin takip nosunu, bize aktarın, bakalım.

Bütün bunlar bile kendini Süleymanlı olarak tanımlayan bazı adi karakterli münafık pislik heriflere hiçbir şey anlatmıyor/anlatmayacak. Bunlar haklı olsalar, bizim şu anda bile şu restimize, iddialarımıza karşılık, merkezimizin bir rahatsızlığı olması, hukuki yollara gitmesi, “Karışıklık olmuş, biz gerçekten yasakladık” demesi gerekir ve istese merkezimizin bizi bitirmesi iki günlük iştir ama merkezimiz her zaman Akademi Dergisi’nin arkasında durdu, tasdik eden tavırlar sergiledi ve şimdi de sergileyeceği kesin olduğu halde, söz konusu bu sözde Süleymancı özde münafık güruh, hem kendilerini Süleymanlı olarak tanımlamaya devam edip, hem Akademi hakkında atıp tutabilecekler.

Daha önce defalarca söyledik, bütün bunları görerek hala Akademi’ye hasımlık eden, yasaklandığını iddia eden her kim varsa, şu güzelliklerden, şu ilimlerden, şu duruşumuzdan tesirlenmeyen her kim varsa, münafık olduğuna, vicdansız, iz’ansız, insafsız, duygusuz, iki ayaklı taş, hatta Allahsız olduğuna emin olup tedbir alabilirsiniz. Her an size de her şeyi yaparlar. Böyleleri öz evlatlarının bile kuyusunu kazarlar. Yeter ki menfaatleri onu gerektirsin.

Bunların bu kadar zamandır bize yaptığını, bir Müslümana, bir gayr-i müslim bile yapmaz. Düşman/gavur bile yapmaz.

Bakın hiçbir Müslüman demiyoruz, hala insan kalmış olan hiçbir insan, bu şartlarda bunların yaptığını yapamaz. Merhum büyüğümüz de bu sözde Süleymanlıları, on yıldan fazla süre önce, işte bu nedenle toptan kovdu ve ‘Şu yolda içtiğiniz çorbalar bile haram olsun’ buyurdu. 

Bir kişinin, sadece birinin gittiğini, yolunu ayırdığını bile görmedik. Üzerlerine bile alınmadılar. Oralı bile olmadılar. Hala AKPKK ile nezih cemaatimizi bir arada anmaya devam ettiler. Hala gerçek Süleymanlılara, değerlerimizi dillerine dolayarak, merkezimizi alet ederek sıkıntılar çıkartmaya devam ettiler, ediyorlar.

Hala merkez sekreteryadan söz konusu yasaklama metninin aslını istemek yerine, beş on dakikada bu AKPKK+CIA+Mafya ortak pususunu bozmak yerine ‘Akademi Dergisi’ yasaklandı demeye devam eden şerefsiz kere şerefsiz idarecileriniz kaldıysa, onları da silin defterinizden ve münasip şekilde merkeze bildirin bunları. Hatta bize bildirin öncelikle… Bakın büyük harflerle yazıyoruz ki BİZİM KONUMUMUZ, SİZİN İDARECİLERİNİZİN ÜZERİNDE, ÇOK ÜZERİNDE…

Her hangi birinize, Akademi’yi takip ettiğiniz için sıkıntı çıkartacak bir idareci olursa da bize bildirin. Çekinmeyin, isminizi gizli tutar, gereğini yaparız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi 

Etiketler: akademi dergisi, akp’nin gerçek yüzü, cia, cübbeli ahmet hoca, götürgev, kemal kacar, mehmet fahri sertkaya, mossad, nurettin akman, ömer çiğil, recep tayyip erdoğan, salih torun, süleymancılar, tugva

Gerçek paralel devleti ifşa ediyoruz!

BAŞKA BİR GÖZLE BAKACAKSINIZ

Evrimi savunan da Sabetayist, sözde ona cevap veren de Sabetayist. Kanal da Sabetayistlerin…

Gerçek paralel devleti ifşa ediyoruz.

Bundan sonra Türkiye’deki televizyon kanallarına, milletin tepkisine rağmen sık sık bu kanallara çıkartılanlara, bu kanallardaki programlara, dizilere, daha başka bir gözle bakacaksınız. Bundan sonra bu ülkede kimlerin neler çevirdiğini, neler çevirmek istediğini, hepiniz hemen anlayacaksınız.

Sabetayist gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan ve bünyesinde çok sayıda kripto çalıştıran Haber Türk kanalına çıkartılan, yaratılışı savunan Sabetayist Caner Taslaman’ın karşısında, ona inat Darwinizmi savunan Örsan Kunter Öymen de Sabetayist bir gizli Yahudidir.

Babası meşhur CHP’li Örsan Öymen’dir. Kendisi de bu derece vasıfsız haline rağmen bir profesör doktordur ve CHP içinde önemli bir isimdir. Amcası Altan Öymen, Sabetayist Kamal Atatürk marifeti ile Sabetayist kliğin kurduğu Halk Fırkası’nın, bu günkü adı ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir dönem genel başkanlığını yapmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İngiliz derin devletinin, uluslar arası gizli Siyonist teşkilatların, Masonluğun ve en çok da içimizdeki İsrail’in Sabetaycı kliğinin gayretleri ile kurulmuş ve yönetilmiştir. Tarihi boyunca İslam’la ve milli değerlerle mücadele etmiştir. Ülkede ana unsur olan, ezici farkla nüfusun çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, en temel insan hak ve hürriyetlerinin bile zorbaca, keyfi ve hukuksuz olarak engellendiği ve Kamalizm maskesi giydirilmiş Sabetayist rejimle özdeşleştirilmiş bir sözde partidir. 1923-1950 yılları arasında aralıksız iktidarda kalmış ve 1946’ya kadar tek parti düzeni ile milletimizin milli ve manevi değerlerinden uzaklaştırılması, dönüştürülmesi yolunda kullanılmıştır.

Azınlık unsurların, Türk ve Müslüman kimliğine bürünerek, hile, ihanet hatta tedhiş ile Türkleri ve Müslümanları kontrol etmek, dünyevi ve uhrevi/itikadi anlamda dönüştürmek, kılık kıyafetine kadar, alfabesine, tarihine kadar değiştirmek/dönüştürmek için kullandığı ve bu kadar keyfiliği, zorbalığı, saçmalığı, gayr-i İslami ve Türk kültürüne ters şeyleri kutsallaştırmak, çağdaşlığın tek yolu göstermek için kullandığı bir sözde partidir. En kısa tarifi ile İçimizdeki İsrail‘in, İçimizdeki Ermenistan‘ın ve Siyonizm’in ortak projesidir.

Bu günkü genel başkanı, Siyonist para spekülatörü George Soros tarafından ve Soros’la paslaşan İçimizdeki İsrail ve Masonluk tarafından, ülkemizin önde gelen kripto Yahudi ve Ermeni patronları tarafından o konuma getirilen gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Soros ile ve İçimizdeki İsrail ile irtibatlı olanın, doğrudan ya da dolaylı yollardan CIA ile irtibatlı olmaması ise imkansızdır. Ondan önceki genel başkan Deniz Baykal da dahil olmak üzere, bu sözde partinin genel başkanlarından Mustafa Kamal Atatürk dahil nerede ise tamamı ve partinin önde gelen etkili isimleri her dönem daha çok kripto Yahudiler, en çok da Sabetaycı Kripto Yahudilerdir. Bazı dönemler, bazı önde gelen isimler ise kripto Ermenilerdir. Şu anda partide Kılıçdaroğlu’nun çevresinde, onun gibi gizli Ermeni ve gizli Hristiyan birçok kişi vardır.

Bu basın ve medyanın, bu sözde partinin, Aladağ yurt yangını meselesini araç edinerek yapmak istediği de; yıkılmak üzere olan düzenlerini kavileştirmek, bu niyetle ülkedeki açık ara en güçlü İslami cemaat olan ve kendilerine en büyük tehdit olarak gördükleri grup olan Süleymancıları bu millete terörist gibi göstermek, karalamak, mümkün olursa yok etmektir. Hatta bir oldu bitti ile, daha önce yaptıkları gibi, tarihleri boyunca yaptıkları gibi hukuksuz ve keyfi şekilde ülkedeki dini özgürlükleri zorbaca, kanunsuzca engelletmektir. Şu anda FETÖ bahanesi ile yapılan operasyonları bile aslında yapan AKPKK değil, bu güç odaklarıdır. Hedef bu bahane ile bütün Müslümanların devlet kurumlarından, sanayiden, ticaretten tasfiye edilmesi, ezilmesi, yok edilmesidir. Bütün cemaat ve tarikatların bitirilmesidir. AKPKK’yi kuranlar da, logosuna yedi kollu Yahudi şamdanı koyanlar da, yönetenler de aynı kliklerdir. Mesela Sabetayist Deniz Baykal’ın çok yakın akrabası olan Sabetayist Bülent Arınç, AKPKK projesinin en kritik isimlerinden biridir.

Unutmadan, Terakki Vakfı okulları, Şişli Terakki okulu, Işık okulları, Işık Üniversitesi hep Sabetayist gizli Yahudilerin, yani bu ülkedeki gerçek paralel devletin eğitim kurumlarıdır. FETÖ’nün eğitim müesseselerinden ilki olan Yamanlar Koleji’ni kuran kripto Yahudi Sezen Aksu’nun babasıdır ve bu adam hala hayatta olmasına rağmen bırakın tutuklanmayı, sorgulama süreci bile geçirmemiştir. Paralel devlet olduğu iddia edilen FETÖ, bu gerçek paralel devletin bir oyunundan başka bir şey değildir.

Basın ve Medya lincine, vekil görünümlü acayip bağlantılı kripto tiplerin art niyetli yönlendirmelerine, açıklamalarına, bunların organize suç kapsamına giren faaliyetlerine aldanmayın, kapılmayın.

Bir sakin olun ve hakkaniyetle neler olduğunu sorgulayın. O Aladağ yurdunda kimse kimseyi kasten yakmadı. Kimse kasten akıl almaz ihmaller zinciri sergilemedi. Hala hiç kimse o yurt dahil Aladağ’da çok sayıda haneyi art arda yakan ve bölgede yeni takılmakta olan EneriSA sayaçlarını bir kez olsun dillendirmedi. O yurttan sonra bile Aladağ’da o EnerjiSA sayaçları nedeni ile başka hanelerin de cayır cayır yanıp kül olduğunu dillendirmedi. Merdiveni bile olmayan ve su bile sıkamayan sözde itfaiyenin, kasten yalan rapor yazan ve raporu gerçekleri yazan Emniyet’in raporu ile çokça çelişen itfaiyenin, başka suçlardan yargılanmakta olan, hukuki açıdan riskli bir yerde duran ve bu yangından dolayı da yargılanmamak için kasten yalanlar söyleyen, “Çocuklar yangın merdiveninin dibine kadar gelmişler, orada yanarak can vermişler” yalanını söyleyen Adana Belediye başkanının, hatta daha en baştan “Asıl suçlu benim. Ben yargılanmalıyım” diyen Aladağ Belediye başkanının, hala yargılanmadığını bilip de Süleymancılara bu linci yapanlar, hem deşifre olacaklar, hem yargılanacaklar. Dünya genelinde, bunların adını duymadıkları yerlerde bile, bunca senedir başarı ile insanlığa hizmet eden ve bunu çokça çileler çekerek, maddi karşılık beklemeden yapan ve gayr-i Müslim milletlerin bile takdir ettiği kişilerdir Süleymancılar…

İzleyin, Süleymancılar, kendilerine bu kadar zamandır ahlaksızca ve kuralsızca ve organize şekilde yapılan basın ve medya lincinin intikamını, hukuki sınırlar içinde çok ama çok sert alacaklar.

Boğazımıza kadar getirdiler. Bu yapılan hak değil, adalet arayışı değil, hak arayışı değil, insanlık dışı ve hukuken suç kapsamında olan bir karalama, sindirme, yok etme operasyonu…

Mehmet Fahri Sertkaya

Çuvalladılar

“Açıklanan referandum sonuçlarının meşru olmadığına ilişkin propaganda yapmak” diye bir suç uydurmak zorunda kalmışlar, seçmece birkaç kişiye operasyon yapıp, göz altına alarak, hakkını arayan on milyonlarca kişiye göz dağı vermeye kalkmışlar.

Ne kadar haksız ve hukuksuz oldukları, tek bu davranışlarından bile belli. Madem haklılar, madem kazandılar, sıcağı sıcağına bir daha gitsinler referanduma ve sözde zaferlerini perçinlesinler? Nedir bu korku, bu hukuksuzluk, bu keyfilik, bu zorbalık, bu despotizm?

Kim bunlar yahu? Bu, devletin başına sızmış organize suç, terör ve ihanet örgütüne, CIA ve MOSSAD’dan, yani Siyonizmden başka, bu sözde gücü veren başka kim, kimler var? Ruslar da mı bu defa yanlış taraftalar?

Dünyadan hiçbir lider arayıp tebrik edememiş. Kendileri gibi BOP’un yani Büyük İsrail Devleti projesinin kuklası Katar ve Suudi Amerika’nın başındaki kuklaları lider sayıp haber yapmak zorunda kalmışlar…

Takılmayın keyfi uygulamalara, şımarık, alaycı hatta dalga geçen çıkışlarına ve kamuoyunu yönlendirmeye yönelik haberlere… Çuvalladılar ve en kısa sürede birikmiş bütün suçları ile birlikte, bu yaptıklarından da yargılanacaklar. Tam kadro halinde, emir eri yaptıkları gazeteciler, televizyon programcıları, bunların patronları, savcılar ve hakimlere kadar tam kadro halinde yargılanacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

İtirazımız Var!


CIA ve MOSSAD’a ait olan Facebook mu daha tehlikeli, büyük çapta bir nükleer saldırı mı?

İbnelik ile gök kuşağının alakası nedir?

Gök kuşağı renklerinin, ibneliğin sembolü haline getirilmesine izin verilmemelidir.
Gök kuşağı renkleri evrensel bir değerdir. Özele indirgenmesine izin verilmemelidir. Hele ibnelik ile özdeşleştirilmesine asla izin verilmemelidir. Bu hususta kamu oyu baskısı zaten yerince var da, milletimiz tepkisini sözde Türk, özde Sabetayist ve gizli Ermeni basın ve medyanın bitmek bilmeyen baskısında kalmadan, açıkça göstermeli ve hukuki mücadeleler de vermelidir.

Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna gizli Ermeni ve Yahudi basın ve medya teröristleri de, ibneler de karar veremezler. Genele kıyasla, yok denecek kadar küçük bir azınlık, bütün topluma “görüş” ve “hukuk” dayatamaz. Bunu, gizli kapaklı, çift kimlikli ve art niyetli bir faaliyet ile ise hiç yapamazlar. Bunlar büyük suçlardır ve derhal adalet sistemimizin müdahalesi gerekir.

Özellikle Müslüman ve Türk millet vekilleri, halkın dinmek bilmeyen ibnelik karşıtı taleplerine artık bir karşılık vermeli ve mecliste bu yönde mücadele etmelidir. Çünkü İslam dininde ve Türk örfünde ibnelik lanetli bir iştir. Çağdaş, medeni bir Türk’ün, ibnelere karşı mutlaka hoşgörülü olması gerektiği yönünde oluşturulan kamu oyu da art niyetlidir. Bu, çift kimlikli vatan haini sözde Türk ve Müslüman basın ve medya mensupları ile, bunların bürokrasideki, adalet sistemimiz içindeki, tüzel kişilikler, vakıf ve dernekler içerisindeki uzantılarının dayatmasıdır/zorbalığıdır/algı yönetimidir. Bunların iş adamları ve sanayicileri bile, maddi gücünü hukuk dışı ve art niyetli olarak bu maksatla kullanır. Hiç kimsenin bu yönlü baskılara karşı sessiz kalma, aksi görüş beyan etmeme, boyun eğme zorunluluğu yoktur. Daha düne kadar, en önde gelen psikiyatri otoritesi olan Amerikan Psikiyatri Derneği bile, ibneliği çok ciddi bir ruh hastalığı olarak görüyordu. Bir anda, hiçbir tıbbi ve ilmi gerekçe göstermeden hastalık kategorisinden çıkarttılar ama “Neden çıkarttınız?” sorularına, üzerine geçen bu kadar sene zarfında kale alınır cevaplar veremediler, veremiyorlar. Bunun da siyasi, ekonomik baskılar ve tehditler ile, ayrıca Siyonist ve gizli Yahudi basın/medya baskıları ve tehditleri ile sağlandığı açıktır.

Sözde İslami parti AKPKK’nin ibneliği serbest bırakan hukuki düzenlemesi sonrasında ülkemizde de ibnelik alıp yürümüştür. Hem bu hukuki düzenlemeler tekrar eski haline getirilmelidir, hem şimdiye kadar sebep olunan manevi/ahlaki zararın telafisi için ibnelik karşıtı bir devlet politikası uygulanmalıdır hem de bu kapsamda daha en baştan gök kuşağının ibnelik sembolü olarak kullanılmasına resmen yasaklama getirilmelidir. Siyonizmin ve #İçimizdekiİsrail‘in, milletimizin fertleri arasından hala ibneleştirmeyi başaramadığı ve toplam nüfusun ezici çoğunluğunu da oluşturan anneler ve babalar, çocuklarına içi sıkılıp daralmadan gök kuşağı renklerinde oyuncaklar oynatabilmeli, resimler çizebilmeli, romanlar okuyabilmelidir.

İbnelerin, nedendir ve nasıl bi mantıktır bilinmez ama ‘gurur bayrağı’ dedikleri gök kuşağı renklerinin, eşcinsel toplum tarafından ilk defa kullanımı 1978 yılında San Francisco Gay ve Lezbiyen Özgürlük Günü Yürüyüşü denilen nümayiş sırasında oldu. Ertesi sene de böyle bir kaç kişi bu renkleri kendince bayrak olarak kullandı. Sonra hızla bu renkler ibneleri temsil eden bayrağa dönüştürülmeye başladı. Çünkü dünyanın dört bir tarafında basın ve medyayı kontrolünde tutan Siyonistler de buna zemin hazırlayıp olanca güçleri ile destek verdiler. Bu gün Siyonizmin bir kuruluşu olan ve asıl sahipleri CIA ile MOSSAD olan Facebook da, aynı art niyetle hareket ederek, ‘Medeni bir insan mutlaka ibne dostu ve ibneliğe hoş görülü olmalıdır. İbnelere anlayış gösterip kıymet vermek ve haklarını(!) korumak medeni olmanın gereğidir.’ şeklinde acayip tuhaf ve hukuksuz bir algı oluşturarak, on milyonlarca Türkiyeli Müslümanın, eşcinsellik karşıtı paylaşım/propaganda hakkını bile, tamamen hukuk dışı ve keyfi şekilde engellemeye çabalıyor.

Türkiye ve Türk milleti Hristiyan da, Yahudi de, Siyonist de değildir. Kaldı ki Hristiyan milletler bile, Papalık bile, bütün Siyonist oyunlarına rağmen hala bu art niyetli ibneleştirme politikalarına teslim olmamıştır. Bunların da ezici çoğunluğu ibnelik karşıtıdır ama basında, medyada gereğince yer bulamazlar hatta hukuksuz şekilde büyük bir baskı altına alınmışlardır, bu hususlarda özgürce konuşamazlar. Yüzde 98’i resmen Müslüman olan ülkemizde, eşcinsellik serbest bırakılamaz. Demokrasi çoğunluğun taleplerinin yerine getirilmesi ise, cumhuriyet halkın kendi kendini yönetmesi ise, Türkiye bir hukuk devleti ise, toplumdan bitmek bilmeyen devasa tepkiler uzun yıllardır yükselirken, buna rağmen şu anda hala ibneliğin serbest olması hem demokrasiye, hem cumhuriyete hem de hukuka terstir. Nerede kaldı çoğunluğun tercihleri, nerede kaldı halkın talepleri ve kendi kendini yönetmesi?

İbneliğin yeniden suç sayılması, gök kuşağı renklerinin ibnelerin eliden kurtarılması için gereken mücadele toplumun her ferdi, tüzel kişiliği, kurum ve kuruluşlar tarafından hukuki sınırlar dahilinde büyük bir ciddiyetle, basın, medya ve sosyal medya imkanları da kullanılarak verilmelidir. Gayret edin, haklarınızı bilin, tepkinizi gösterin de #Türkiyeİbneleşmesin
Bugünümüzde, çoğunlukla Hristiyan nüfusa sahip olan Rusya, bu gibi bir mücadeleyi devlet imkanları ile son yıllarda mecburen veriyor. Çünkü AIDS’li sayısı 950 bini geçti. Bu tedbirleri almasa, bu mücadeleyi vermese, birkaç on yıl içinde bu sayının birkaç katına katlanarak artmış olacağına kesin gözü ile bakıyorlar.

Özellikle Siyonist Facebook’un, ibnelik hakkındaki gerçekler böyle iken, ibnelik-AIDS bağlantısına dair hiçbir hakaret ve tehdit içermeyen tamamen bilimsel çalışmaların neticesine dayanan yazıları/paylaşımları bile, tamamen hukuksuz şekilde kaldırmasına ve 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını keyfi şekilde sansürlemesine karşı büyük bir mücadele verilmelidir.

Müslümanların ve Türklerin ve hatta hiç bir milletin ve din mensuplarının, neye inanıp neye inanmayacağını, neyi savunup neye karşıt olacağını gerçek sahibi CIA ve MOSSAD olan Facebook belirleyemez. Ya da ‘İkinci İsrail’ denilen ve Siyonizm tarafından idare edilen Amerika da belirleyemez. Hiç kimse, Facebook bir Amerikan şirketidir diye, Facebook kullanabilmek için kendi görüşlerinden, inançlarından, hukuki kabullenişlerinden vazgeçip Amerikan yasalarına uymak ya da Amerikan yasalarına göre bile suç teşkil etmeyen ama Facebook’un zorbaca kaldırdığı paylaşımlara ve zorbaca uygulamalarına razı olmak zorunda değildir. Her medeni insanın ibnelik karşıtı olmak, hukuki sınırlar dahilinde ibnelik karşıtı görüş beyan etmek ve mücadele vermek hakkı var. Bunu hiçbir güç engelleyemez.

Pek çok devlet, pek çok ciddi toplumsal sorununu, sağlık sorununu, ruh sağlığı sorununu çözebilmek için öncelikle toplumunu Facebook’tan kurtarmak yolunu tercih etti, ediyor. Gözünüzü Türk cumhuriyetlerine ,Rusya’ya, Çin’e ve daha çok sayıda ülkelere bir çevirin, göreceksiniz ki Facebook’a karşı, nükleer bir saldırıdan daha ciddi bir endişe ile tedbirler alınmış, alınıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Sizinle dalga geçiyorlar! Yusuf El Karadavi kimdir?


Bu herif, Mahmud efendiyi müceddid seçenlerin başında geliyor ve o İngiliz casusu bir “NATO imamı”…


Yusuf el-Karadavi Kimdir?

Yüzde seksen küsuru Sünni Müslüman olan Suriye’de, Esed’i destekleyen, BOP’a yani gerçek adı ile Büyük İsrail devleti projesine karşı çıkan, saymakla bitmez, çok sayıdaki Sünni alimden biri olan Muhammet Said Ramazan El Buti, camide sohbet vermekte iken bombalı bir saldırı ile şehit edilmişti. Suriyeli Sünni alim el Buti’nin, CIA-MOSSAD uşağı sözde muhalif ve mücahid, özde paralı kiralık katil teröristler tarafından şehit edilmesi üzerine, Yusuf El Karadavi’nin yaptığı açıklamalar, dünyanın dört bir tarafında çok sayıda müslümanda öfke uyandırmıştı.

Ortadoğu ülkelerinde ‘Arap baharı’ adı altında, Büyük İsrail projesini gerçekleştirmek için yapılan ihanet, tahrip ve yıkımların çoğu, satın alınmış sözde İslam alimlerinin, özde Amerikan ve Siyonist casuslarının fetvaları sayesinde gerçekleşmişti. İslam’ı bir din gibi değil de, bir siyasi ideoloji hatta siyasi parti gibi kabullenip, dünya menfaat ve siyasetine alet eden İslamcılar da bu projede yoğun olarak kullanıldılar.

Özellikle de Arap halklara karşı hazırlanan komploda rolü deşifre olan Karadavi bunlardan biri… Ortadoğu’daki müslüman halkların ezici çoğunluğunun gözünde, kimliği ve misyonu çoktan deşifre olan Karadavi, İngiliz casusu bir NATO imamından başka bir şey değil…

Onun şimdiye kadar İsrail’e, Siyonizme ve bunların kuklalarına karşı cihat etme fetvası çıkarmaması acayip bir çelişkidir. Oysa kendisi, Katar’ın, ABD-İsrail planlarının, NATO’nun hizmetindedir ve bu güç odaklarının nüfuzu sayesinde sözde Dünya Müslüman Alimler Birliği başkanıdır.
Adamın geçmişi, hizmet ettiği arka planı, neye/kime çalıştığını bize anlatıyor. 

Hikaye, 1954 yılında başladı. Mısır cumhurbaşkanı Cemal Abdulnasır İskenderiye şehirinde Menşiyye meydanında bir suikast girişimine uğramıştı. Suikastin başarısızlığı Müslüman kardeşler (İhvan-ı Müslimin) liderlerinin ülkeden kaçmasına neden olmuştu.

Onlardan birisi, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan arasında gidip gelen Dr. İbrahim İzzeddin idi. Daha sonra Arap Emirliği kimliğini alarak Abu Dabi’de Şeyh Zayed’in yardımcısı olarak görev yaptı.
Müslüman Kardeşler örgütü üyesi olan mültecilerin çoğunluğu Körfez Şeyhlikleri arasından Katar’ı tercih etti (Emir Hamad daha iktidar olmamıştı) Onlardan birisi, Mısır askeri hapishanesinde göz altına alındıktan sonra Emniyet sorumlusu Salah Nasr tarafından Mısır İstihbarat örgütü lehine çalışmayı kabul eden Yusuf El Karadavi idi.


1. Resim:

Karadavi’nin Mısır istihbarat arşivlerinde dosyasındaki fotoğrafı
Katar’da durumlar değişti. Yusuf El Karadavi, biraz saf olan Katar şeyhlerini Salah Nasr istihbarat örgütünden maddi olarak daha faydalı buldu. Bu yüzden Salah Nasr’la ilişkisini kesti. Mısır hükumetinin pasaportunu yenilemediği gerekçesiyle şimdiye kadar taşıdığı Katar kimliğini aldı. Onun tercihlerinin en büyük amili/etkeni, para ve menfaat idi.
Katar o dönemde İngiliz sömürgesiydi. İngilizler, Süveyş kanalı ve Arap-İsrail kavgası konularında Abdulnasır’la kavga halindeydiler.
33 yaşında olan Karadavi o dönemde Katar’ı ve bir kaç ülkeyi daha işgal eden İngiltere’ye karşı hiç bir konuşma yapmadı. Aksine, her şeyiyle İngiliz olan Katar’a iltica edip, hazinesinden maaş almaya başladı. Almaya da devam ediyor. O zaman, İngilizlerin kışkırtması ile ve Müslüman kardeşler örgütünün politikasına da uygun olarak, Siyonist rejimle savaşan Abdulnasır’a karşı kampanyalar düzenlemeye başladı.
Karadavi, körfez’deki İngiliz işgalini hiç eleştirmedi. Katar şeyhliğinde ilişkileri giderek derinleşti. Katar’ı fiili olarak, Ali bin Abdullah Âl Tani tarafından silahlı kuvvetler ve polis genel komutanı tayin edilen İngiliz subay Cochrane yönetiyordu. Katar halkının çoğunluğu işgalci İngilizlerle işbirliği yapmayı reddettiği için ordu ve polisin çoğunluğu Hintli ve Asyalılardan oluşmaktaydı. 
İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerinde eski bir subay olan Philip Blant ise Katar hükümdarı yardımcısı olarak işe başladı. 1950’de İngiltere Arthur Wilton’u yine ‘hükümdar yardımcısı’ ismi altında Katar’da birinci siyasi sorumlu olarak tayin etti.
2. Resim:

Şeyh Ahmet bin Ali Âl Tani ordu ve polis komutanı Ronald Cochrane ile birlikte
Cochrane, Müslüman Kardeşlerin Katar yarımadasındaki faaliyetlerini kontrol ediyordu. Onlarla özel ilişkiler dokumaya başladı. Özellikle de uzaktan din eğitimi alan El Kardavi ile… 
O zamanda Kardavi’nin Mısır cumhurbaşkanı Abdulnasır’a karşı kışkırtma aktivitelerinden başka yaptığı bir şey yoktu. Daha sonra Filistin direnişine karşı bir kampanya başlattı. Bir çok Katarlı iş adamının, ‘kendini tehlikeye atma’ olarak tanımladığı Filistin direnişine maddi destek vermesini engelledi.
3. Resim:

Şeyh Ahmet bin Ali, Ronald Cochrane ve aralarında Yusuf El Kardavi’nin bulunduğu Müslüman kardeşler örgütü mültecileri ile birlikte
Hükümdar ailesine giderek yakınlaştı. Onlara göre fetva hazırladı. O fetvaların en meşhuru, Şeyh Hamad’ın babasını sırtından vurmasını ve ona karşı bir darbe düzenlemesini mübah sayan fetva. Kur’an-ı Kerim’de açık açık zikredilen (Onlara (babalara) hiç bir kötü söz söyleme, kötülük yapma) ayetine ters olmasına rağmen Kardavi ümmetin çıkarının Hamad’ın yaptığını gerektirdiğini öne sürdü. Sanki Hamad’ın babasına karşı düzenlediği darbe hanımı Moza ve Siyonist rejimin isteğiyle değil de Katarlı ümmetin isteğiyle oldu. Ki siyonist rejim hemen, Şeyh Kardavi’nin konuğu olduğu ‘Şeriat ve Hayat’ programını yayınlayan El Cezire televizyonu binasının çok yakınında bir elçilikle mükafaatlandırıldı.
Şimdiye kadar açık olan bir soru var: Yusuf El Kardavi’nin İngliz subay Cochrane ve İngliz istihbaratıyla ilişkisi ne kadar gelişti?
Hiç kimsenin milyonlarca müslümanı aptal yerine koymaya hakkı yok. Hiç kimsenin akıl sağlığı da yerinde olmayan hasta ve ihtiyar bir adam (Mahmud efendi) üzerinden, Sünnilik ve Nakşilik iddiası ile ve de kurmaca bir müceddidlik iddiası/tiyatrosu ile Türkiye müslümanlarını da dolaylı yoldan Siyonizme hizmet ettirme hakkı, lüksü yok.
Mahmud efendiyi müceddid ilan edenler arasındaki tek Siyonist casusu Karadavi değildir. Bu İslam/ehli sünnet davası, bu tasavvuf davası, bu vatan ve devlet davası sahipsiz değildir. İmam-ı Rabbani evlatlarını izlemeye devam edin. BOP’çuların, İslamcıların, particilerin, bozuk tarikatların, ihvancıların ve hepsinin ağababaları olan Siyonistlerle işbirliği halindeki İçimizdeki İsrail‘in bütün planlarını bozacaklar.


Mehmet Fahri Sertkaya 

| Akademi Dergisi

Öldürülmeseydi Başkan Kennedy’nin UFO sırlarını basın toplantısı ile açıklayacaktı.

Yeni kanıtlar ortaya çıkardı ki, Monroe, John Kenedy’nin kaza yapan UFO’yu gördüğünü ifşa etmeyi planlıyordu.

Yakın zamanda serbest bırakılan kanıtların desteklediğine göre, 4 Ağustos 1964’teki Şüpheli ölümünden kısa bir zaman önce, Marilyn Monroe ve arkadaşlarının dinlenen telefonları ve CIA’den sızan bilgiler birbirini destekliyor

Telefon dinleme belgelerine göre, Monroe, Başkan Kennedy’nin kendisine bahsettiği ve açıklanmayan hava kuvvetleri faaliyet merkezine yaptığı ziyarette gördüğü, kaza yapmış bir UFO hakkında basın toplantısı vermeyi planlıyordu

Monroe’nun telefon dinleme belgeleri, ilk defa 1992 de bir UFO araştırmacısına sızdı. Ve 1994 te ortaya döküldü.

Bu, CIA tarafından gerçektir diye onaylanmadı ve tartışmaya açık olarak kaldı

Bu, dün ortaya çıkan yeni kanıtlar gösterdi ki, sızan dokümanlar 1963 te CIA nın kullandığı gizli belgelere çok yakındı

Ya birisi, Monroe öldüğü zaman kuralları çiğneyip CIA’nın standard belgelerini taklit etti ya da CIA’nın bilgi rapor formunu bu gizli belgeler için kullandı. Ya da, Monroe’nun arkadaşları ile olan telefon dinleme belgeleri gerçekten gizli belgelerdi.

Bu, 3 Ağustos1962 tarihli CIA nın dinleme belgelerine göre Monroe nun Kennedy ve UFO hakkında söyleyecek bilgisi olmalı.

Rothberg, çok defa söyledikleri ile bunun altını çizdi ki Monroe’nun çok söyleyecek sırrı vardı, Şüphe yok ki bu durum Monroe ile Başkanın ve yetkili generalin aralarındaki güvenden geliyordu. Böylesine alelade sırda bile başkan tarafından Uzaydan gelen şeyleri teftiş amacıyla gizli bir hava üssünde ziyaretinden bahsedebiliyor.

Bu konu ile ilgili yetkili general, defalarca başkanı ve kardeşini, Monroe’ya karşı umursamaz tavırları yüzünden uyardı ve şikayet etti

Monroe, “Basın toplantısı düzenleyip, bütün bildiklerimi anlatırım.” diye tehdit etti

Outpost Forum Gazetesi’nden CIA nın istihbarat raporunu keşfeden Lee Nicholson…

“Lee Nicholson, 14 nisan tarihli Forum gazetesinde, CIA’in elektronik okuma salonunu gezdikten sonra ne bulduğunu tarif etti:

Bu makaleyi araştırma sürecinde, elimizdeki sorgulama belgesinde görülene benzer yazı örnekleri bulmak amacıyla, 1960’ların belgelerine bakarak, CIA’in elektronik okuma salonunda birkaç saat geçirdim

Malum konu başlığı ile 18 mart 1963 tarihli CIA Bilgi raporu keşfettim.”

Sovyet roket fırlatma projesi

16 temmuz 2011. Deşifre edilen bu orjinal CIA bilgi raporu, Marilyn’ın sızan belgesi için şekil ve sunum itibarı ile neredeyse mükemmel bir uyum…

Nicholson, Gizli CIA belgeleri ve Monroe’nun dinleme belgelerini karşılaştırarak yeni gerçekleri gün ışığına çıkarmaya devam etti,

“Aslında sıkı bir karşılaştırma ile bazı yeni gerçekler derlendi.

Öncelikle, Biz şimdi görebiliriz ki her iki belge de tıpatıp aynı harf formunu yada bilgi şablonunu kullanmış.

Muhtemelen bu yazar sınıflandırma ve dağıtılmadan önce, bu boş formlar yığınını ilgili bilgiyi eklemek için bir daktilo içine yerleştirmişti.

Biz de görebiliriz ki her iki döküman da aynı yazı karakterini içeriyor. Bu da 1960’larda IBM daktilolarında yaygın olarak kullanılan “Courier” tipi…”

Nicholson daha sonra 1963 te deşifre olunan bilgi raporu ile Monroe’nun dinleme kayıt belgeleri arasında bazı paralellikler tarif etti. Kendisinin vardığı sonuç ise her iki belgenin bir birine çok yakın olduğu ve Monroe’nun belgelerinin gerçek olduğu…

Monroe’nun dinleme belgelerinin yansımalarının varlığı ise hakiki ve şaşırtıcıdır. Bu, onun ölümünden sadece bir gün önce ortaya çıktı ki, Monroe Başkan Kennedy’nin gizli UFO hakkında ona söylediklerini açığa vuracağı bir basın toplantısı planlıyordu.

Gerçek olan o ki, CIA onun telefon görüşmelerini ve dinleme belgelerini takip ediyordu, ve bu CIA’ i UFO lara ilişkin bilgileri örtbas etmek için onun şüpheli ölümünden sorumlu tutar.

Bilindiği üzere Monroe, hiç beklenmedik şekilde, bir gün aşırı miktarda uyku ilacı yutmak suretiyle ölmüştü ve ölümü üzerinde her zaman kuşkular ve soru işaretleri mevcuttu.

Ve yine bildiğiniz üzere uzun süre gizleme politasından sonra FBI, Rooswell’e 1947 yılında gerçekten UFO düştüğünü kabul etti ve o tarihlerde tutulan raporları kamuya açtı. PAYLAS:    

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler

Hala daha, Tayyip’in neden 300 koruma ile korunduğunu, TSK’daki muhalif paşaların ve medyadaki muhalif gazetecilerin neden Ergenekon bahanesi ile içeriye doldurulduklarını, Yeni Osmanlıcılık söylemlerine kartelin hiç tepki göstermeyip neden bir de destek olduklarını, Mavi Marmara’nın ve Davos’un neden sahnelendiğini anlamayanlarımız kaldı mı aramızda?

ABD ve İsrail’in Tayyip’i iyice yükselterek, Ortadoğu’nun Müslüman halklarına bile kahraman gibi tanıtarak hatta gerekirse halifelik bile kurarak ne denli büyük hesaplar içinde olduklarını anlamayan kaldıysa eğer gidip bir doktora gözüksünler…

Anlayanlar da daha da iyi anlayabilmek için;

– Adnan Menderes ile Tayyip devri arasındaki benzerlikleri,

– Menderes devrinde ABD başkanı Truman’ın Komünizm ile mücadele gereği, hızla Komünizme kayan Türkiye’de dini engellerin kaldırılmasını ve denge kurulmasını emir ettiğini, hatta menderes’den öncede bu niyetle hareket edilmeye başlandığını ve İmam hatipleri İsmet İnönü’nün açtığını,

– O zamanın Türkiye’sinde dini engellerin kaldırılmasında, eşcinsel ve Sabetayist Yahudi Adnan’ın kendi kararının olmadığını,

– Menderes’in baş danışmanı Ahmet Salih Korur’un da aynı Truman gibi üst düzey bir mason olduğunu, maşrık-ı azam olduğunu, Korur’un aslında imkansız olduğu halde yassıada duruşmalarında beraat edip vazifesine, maşrık-ı azamlığa devam ettiğini,

– İçinde bulunduğu şartlar itibari ile Adnan Menderes’in dine yönelik yasakları kaldırmak noktasında istese de başarılı olamayacağını,

– Devrin cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Siyonist bir Yahudi olduğunu, Osmanlı’yı yıkmak için dağa çıkıp teröristlik yaptığını, Bursa’da Siyon okulunda okuduğunu, kendisi gibi İslam düşmanı İsmet paşa ile husumetinin sadece iç çekişme olduğunu,

– Milletimize şehit diye tanıtılanlardan Fatin Rüştü Zorlu’nun da memleket çapında vurgun, yolsuzluk yapılanması kurmuş bir Sabetaycı olduğunu,

– Menderes devrinde gerçek sebepleri gizlenmiş bunca hareketin, sözde dindar Menderes bahanesi ile hızlandırılarak yapıldığını, bunun için İnönü’nün gücünü kaybetmesine müsaade edildiğini,

– O devirdeki her şeyin, aslında bu günkü gibi Mason ve Yahudi komploları olduğunu,

– Şimdi Tayyip’i de iktidara aynı masonik güçlerin emrindeki ABD’nin getirdiğini, partisinin yedi kollu şamdan olan logosuna kadar her şeyini masonların planlayıp detaylandırdığını,

– Aynı Menderes gibi Tayyip’inde etrafının hep kripto yahudiler, kripto ermeniler, masonlar ve sabetaycılar olduğunu, baş danışmanlarının bile CIA ajanları olduklarını

– Aynı Menderes’te olduğu gibi bir gün, işlerine gelince, bu güç odaklarının Tayyip’inde fişini çekeceklerini

ARAŞTIRMALARI GEREKİR.

Mehmet Fahri Sertkaya|AkademiDergisi