İtaatten çıkan Tayyip’i ve AKPKK isimli organize suç, terör ve ihanet örgütünü ayara çekmek için, diğer bir piyonları olan cemaati ya da şu sıralardaki adı ile FETÖ’yü kullandılar. Bu yolsuzluk operasyonlarından önce aslında Reyhanlı dahil, pekçok şeyi yapıp Tayyip’in ve çetesinin gözünü korkutmak ve ayara çekmek istediler.
17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile birlikte Tayyip’in o havası birden kayboldu, neye uğradığını şaşırdı. Operasyonun son anlarında, kendisini ve çetesini tamamen bitirmemeleri için Şeytan’ın Konseyi’ne yalvardı. ABD devlet sistemi ellerinde oyuncak olmuş ve Obama bile kendi piyonları olan Şeytan’ın Konseyi de Tayyip’i bitirmek yerine, bir müddet daha kullanmak yolunu tercih etti.
İşte bundan sonrasında, her türlü insanlık dışı kara para işinde çok yüksek tecrübeye ulaşmış ve bu insanlık dışı işlerde devlet gücümüzü bile kullanmalarına imkan sağlamış AKPKK projelerini ve Tayyip’i hemen harcamak yerine, itaate döndürmek, kara para işlerine hız kesmeden devam etmek yolunu tuttular. Bunun için, Tayyip’in ve AKPKK’nin ülkenin başında kalması şarttı ama AKPKK’nin ve Tayyip’in ülkenin başında kalması için de bozulan imajlarının yeniden düzeltilmesi şarttı.
Şeytan’ın Konseyi’nin de talimatı, oluru ve destekleri ile Tayyip’in haklı, mazlum, kahraman göründüğü, Tayyip’i ayara çekmekte kullandıkları FETÖ’nün hain, suçlu, darbeci, katliamcı, dış mihraklara çalışan bir suç örgütü göründüğü orta oyunları oynanmaya başladı. AKPKK ve FETÖ isimli iki kukla teşkilatın üst isimlerinin bilgisi dahilinde, danışıklı dövüşmeler yaşandı. Sonra, planları gereği bu oyunlarda da iyice ileri gittiler ve ilerleyen süreçte 15 Temmuz darbe tiyatrosunu sergilediler.
Zaten Fethullah Gülen de Şeytan’ın Konseyi’nin emrinde olup gizli Ermeni ve gizli Yahudi karışık bir soydan gelen ama Hıristiyan yanı ağır basan bir basit piyondan başka bir şey değildi. İki piyonlarını arka plandan anlaştırdılar, barıştırdılar ama bu Türk milleti ve dünya insanlığı orta oyunlarını izlemeye, seyirci kalmaya devam etti. Bu süreçte Tayyip ile Gülen defalarca gizlice telefon görüşmesi bile yaptı.
Hep beraberce sergiledikleri kanlı darbe tiyatrosu vesilesi ile öncelikli olarak Tayyip’in elinin ve imajının, eskiden olduğu gibi güçlenmesini istediler. Aynı anda devlet sistemi içindeki gerçek Müslüman ve vatansever kişilerin topluca temizlenmesini de istediler. Bu öylesine haince bir plandı ki mensubu bulunduğum Süleymanlılar cemaatinin devlet kademelerindeki ve ordudaki mensupları bile ilerleyen süreçte topluca yerlerinden edilecek ve hatta cemaatimiz dağıtılıp yok edilecekti. Yazmıştım, bu planlarında kullandıkları Mustafa Koç’u öldürmüş ve o kadar ileri gitmelerine izin vermemiştik.
Bunların, AKPKK üzerinden Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapmak istemesinin sebebi, İslam’ın ve Müslümanların önünü gerçekten açmak değil, BOP projesi kapsamında Ortadoğu ülkelerinin üstü örtülü işgalinde “İslam Cumhuriyeti Türkiye” kartını ve “Halife Erdoğan” kartını kullanmaktı. Ortadoğu işgalini askeri güçle yapamıyorlar ve bu yolla işgal üzerinde çok kafa yoruyorlardı. Böyle bir plan, henüz AKPKK resmen kurulmamışken bile vardı.
Bu planlarının, Türkiye’nin İslami bir devlet görüntüsüne büründürülmesi ve Türkiye üzerinden çok sayıda Ortadoğu ülkesinin BOP çerçevesinde işgal edilmesi planlarının uygulanması sırasında, istemedikleri çok yüksek sayıda sıkıntı oldu. İçimizdeki İsrail’i oluşturan klikler bile bu plana tam itaat etmedi. İçimizdeki İsrail’in içinde çatışmalar çıktı. Bu iç çatışmalar çok sayıda tartışmalı hadisenin yaşanmasını sağladı. Bunları on senedir anlatıyorum. Lakin istemedikleri ve sıkıntı gördükleri bir gelişme de cemaat içindeki yüksek sayıda insanın, gerçekten dindarlaşmasıydı.
Gülen cemaati ya da nam-ı diğer FETÖ içinde yer alsalar ve bu cemaatin hatta Said-i Nursi’nin bile baştan itibaren bir Yahudi-Haçlı tuzağı olduğunu bilmeseler de gerçekten dindar bir hayat yaşamaya, ilim öğrenmeye, vatan, devlet, millet, ümmet, insanlık, gelecek nesiller için güzel şeyler yapmaya başlayanlar vardı. Sayıları da iyice artıyordu ve oyundan düşürülmeliydiler. CIA, MOSSAD, MI6, MİT, AKPKK, FETÖ işbirliği ile gerçekleştirilen kanlı 15 Temmuz tiyatrosunun bir hedefi de bu Müslüman/vatansever temizliği idi. Bunca masum tesettürlü ev hanımınına bu kadar acımasızca muamele edip başörtülerini bile indirerek erkek personelin kameralardan izlediği ceza evlerinde tutmaları, daha türlü işkenceler yapmaları ama Ayşe öğretmen gibi terör sevicilerini tahliye etmeleri ve hatta kahramanlaştırmaları hep bu yüzden… Bunlar ne Türkler, ne Müslümanlar. Bunlar danışıklı dövüşte kullanılan hain piyonlar.
İşte Reyhanlı saldırısı, geniş çerçeveden bakılınca böyle dengelerin içinde yapılmış bir “gözdağı” saldırısıydı.
Bob Lazar 51. bölgede gerçekten çalıştı ve iddia ettiği şeylerin çoğunu gerçekten gördü. İddiasının aksine olarak, aslında Bob Lazar çok ileri seviyede bir fizikçi değil ve yine iddiasının aksine, UFO’lar üzerinde yapılan tersine mühendislik çalışmalarına da katılmadı. Canlı uzaylıları gördü, onlarla konuşmak ve çalışmak istedi ama konuştuğu uzaylıların anlattığı teknik mevzulardan hiçbir şey anlamadı.
Bob Lazar da bir Yahudi, bir Mason ve Ankebut Ağı’nın mensubu. Ayrıca CIA personeli. Bob Lazar da bir proje… 51. Bölgede kendisinden istifade etmek istediler ama çok verimli olamadı. Bir işe yaramayınca “Sen bari çık, konuş” dediler. Bunca yıldır bu görevi yerine getiriyor. İnsanların ABD’yi çok olağanüstü bir devlet gibi görmesi… Akıl almaz teknolojileri ele geçirmiş bir devlet gibi görmesi… Aramızda uçuk bir bilim ve teknoloji farkı bulunan uzaylı insan türleri ile anlaşmış gibi görmesi için oynanan kirli bir oyundu bu ve başrolde Bob Lazar oynadı.
Dün de yazdığım gibi, ABD ve aslında Ankebut Ağı, dünyamızdakinden binlerce sene ileri seviyede bilim ve teknoloji ile üretilmiş sistemleri hazır olarak ele geçirdiği halde bile hala bilim ve teknolojide pek çok dünya devletinden geride…
ABD ve İsrail, yalanlarla, propaganda ve reklamlarla, kara (karalıyor gibi gösterirken devleştiren, korkutan) propagandalarla ve kara paralarla ayakta duran sanal güçler. ABD’nin ve İsrail’in elinden bu kartları alırsanız, geriye bir hiç kalır.
Bu yüzden Netenyahu, Sanhedrin hahamları ile hakkımda konuşurken “İnsanlar üzerinde oluşturduğumuz korkuları, kontrolleri yıkıyor. Bu adam bizim felaketimiz olacak” demek zorunda kalmıştı ve geçmiş paylaşımlarda bunu yazmıştım.
Bazı belgesel yapımcıları Bob Lazar’ı ciddiye almak için öncelikle yalan makinesi testinden geçmesini istediler. Kabul etti ve testlere dahil oldu ama testleri geçemedi. Bu nedenle belgesel yapmaktan vazgeçenler oldu ve isabet etmiş, doğru karar almış oldular.
Yalan makinesi testlerini geçmesine ihtimal yoktu, çünkü çok sayıda doğrunun arasına çok sayıda yalan karıştırarak anlatıyordu.
Aslında 51. Bölgede tutulan uzaylı insanları gördüğü halde, sorulan bir soruya yalanlarla, kasten yanlış yönlendirmelerle şu cevabı vermişti:
“Hayır, uzaylıları görmedim. Sadece bir iki fotoğraf gördüm. Otopsi yapılırken çekilmişlerdi. Bütün vücut kadraja girmemişti ve uzaylının boyu, fiziki yapısı hakkında bir şey de söyleyebilmem mümkün değil. Fotoğrafta bu uzaylıyı karnı açılmış ve bir iç organi çıkartılırken gördüm. Bir başka karede de bu organın içi açılmış halde gördüm”
Bob Lazar, reklam/propaganda maksatlı kullanılırken, gerçekten işe yarar bilgilerin insanlar ve başka devletler tarafından öğrenilmemesi hususuna da hep dikkat ederek konuştu.
Bob Lazar’ın yalanlarından biri de şu…
Bob Lazar mealen şöyle cümleler kurdu: “51. Bölgeye Rus bilim adamları ve yetkilileri de gelirlerdi. Bir gün 51. Bölgede çok büyük bilimsel keşifler yapıldı. Sonra uygulama değişti ve oraya girebilenelr iyice sınırlandırıldı. Rusların da girmesine izin verilmedi.”
Bölgenin tarihi boyunca Ruslar hiçbir zaman resmi ya da gayr-i resmi görevlerle oraya gitmediler. Böyle bir şey hiçbir zaman yaşanmadı. Ruslar da kaza yapmış UFO’lar ve ayrıca hayatta kalmış uzaylı insanlar ele geçirmişti. Tersine mühendislikle çok şeyleri gerçekten çözüp bilim ve teknoloji de hızlı mesafe almışlardı. Fark şu ki ABD gibi reklam yapmak hatta yalanlarla reklam ve propaganda yapmak ihtiyacı duymuyorlardı.
Bob Lazar da Rusların kendilerinden çok ileride olduğunu biliyordu. Böyle konuşuyordu ki insanların zihinlerinde şunlar çakacaktı:
Bu ABD uçmuş, Ruslar bile ABD’nin peşinde koşuyor
ABD, öyle bir fark atmış ki en büyük rakibi olan Rusları bile takmıyor.
Rusların bile peşinde koştuğu ama yanına yanaşamadığı süper teknolojilere sahip oldu. v.s.
Karar konseyden çıktı. Bizde şebeke suyuna virüs katıp hashahane ve ilaç harcamalarının birden büyük oranda artmasını sağlıyorlardı, bu planlarını bozduk ama şimdi ABD’de ise bu yolu tercih ettiler. Dün 13’ler Meclisi ile Şeytan’ın Konseyi ortak oturum yaptı. Detaylarını sonraki paylaşımlarda yazacağım ama para kaynakları kurudu diye isyanlardalar.
Şu meselede ikinci bir hedefleri var. ABD iç muhalefetini meşgul etmek. Son zamanlarda yayınlarımızın tesiri ile ABD iç muhalefetinin de eli epeyi güçlendi. Onlardan sert hamleler almaktan endişe ediyorlar ve onları uğraştıracak, meşgul edecek gündemler/meseleler oluşturmak taktiği sergiliyorlar.
(Kızamık virüsü burun ve boğaz içindeki salgılarda bulunur. Kişi hapşırdığı ya da öksürdüğü zaman mikroplar damlacık ile etrafa yayılır.)
Bob Lazar “Pekiyi, bu UFO’lar ne ile çalışıyor, yakıtı nedir?” sorusuna cevap verirken hep dünyada bulunmayan 115. elementten bahsediyordu. O zamanlar dünyamızda keşfedilmiş 114 element vardı. 30 Aralık 2015’te kimya bilimi periyodik cetvele dört yeni element daha ekledi ve bilinen 118 element oldu.
Bob Lazar, 115. elementin dünyamızda bulunmadığını, başka dünyaların elementi olduğunu ve element sayesinde UFO’ların enerjisinin sağlandığını anlatıyordu. Diğer yüzlercesi gibi bu kısmı da yalan ve çarpıtmaydı. Bunu da kasten yapıyordu. UFO’larda kullanılan elementin, dünyamızda da bulunan bir element olduğunu çözmüşlerdi.
Kendisinden önce iki bilim adamının 51. Bölgede tersine mühendislik çalışması yaptığı… Bu sırada UFO’ların enerjisini nasıl elde ettiğini çözmek isterlerken bir UFO içindeki küçük nükleer reaktörü kaza ile patlattıkları… Bu iki bilim adamının ölmesinden sonra görevin kendisine verildiği şeklindeki iddiası da yalan. Bob Lazar’ın karakter analizi yapıldığında ve hayatı soruşturulduğunda, yalancı, fitneci, övünmeyi seven, zevk ve uçkur peşinde yaşayan, darmadağın ve sözüne hatta yeminine itibar edilmeyecek alçak karakterli biri olduğu görülebiliyor. Herhangi bir adil mahkeme, bu haldeki bir şahsı adil şahit olarak bile kabul etmez, edemez.
Lazar’ın, sözde kaza neticesinde küçük çapta bir atom bombası patlamasına eş değer bir patlama olduğunu söylemesi ve “Gizlice yapılan bir atom bombası denemesi sırasında yaşanan bir patlama denilerek olayın üstü örtülmüştü” cümlesi, kahkahalar ile gülünüp geçilecek kadar basit ve desteksiz yalanlar… Öyle bir tesiste küçük bir nükleer patlama bile büyük can ve mal kaybına sebep olur. UFO’lardaki nükleer kısmın fiziki boyut olarak küçük olsalar da muazzam bir enerji sağlayabilecek kadar büyük güçte olduğu da gözler önünde…
Ayrıca öyle bir üsde, hiç kimse öyle bir reaktörü incelemez. En azından, patlama ihtimaline karşı her türlü tedbiri almadan orada incelemezler. Bob Lazar, bu gibi uydurmaları ilköğretim öğrencilerine anlatsa, çok faydalı olur, detaylara ve gerçekçiliğe takılmazlar, yine de ufuk açıcı gelir. Neyin doğru, neyin yalan olduğunu yaşları, bilgileri arttıkça zaten öğrenirler. Lakin bunca uzman profesör ve bunca dikkatli basın/medya mensubu neden Bob Lazar’a gereken karşılığı vermedi, asıl soru bu… Bob Lazar’ı kimse bozmadı, çünkü Ankebut Ağı’nın mensubu olduğunu biliyorlardı.
Bir Ankebut Ağı projesi olan Bob Lazar’ın, ABD’yi olağanüstü bir süper güç olarak göstermek için oyun oynarken söylediği ve bazı gerçeklerle süslenmiş yalanlarını şuradan izleyebilrsiniz.
Barış Manço ile Cem Karaca, baba bir anne ayrı kardeşlerdi. Bunu da bütün Türkiye’den sakladılar, gerçek kökenlerinin gizli Yahudilik ve gizli Ermenilik olduğunu sakladıkları gibi…
Cem Karaca’nın Almanya’da olduğu yıllarda senelerce yanında kaldığı ev arkadaşı İbrahim Hızlı bu gerçeği Cem Karaca’nın ağzından duyup aktardı. Kaleme aldığı özel bir mektupta da yazdı.
Cem Karaca’nın eşi İlkim Karaca ise iddiayı şu sözlerle doğruladı: “Evet, Cem bana Barış Manço’nun ağabeyi olduğundan bahsetti.”
Bu bilgiler birkaç sene evvel basında da yer buldu. Yine de hala milletimizin çoğu duymadı. Cem Karaca’nın FETÖ’ye katılması, Barış Manço’nun FETÖ’ye katılması ve sonraki konuşmaları, yapılan organizyonlar/paneller, kurulan dernekler ve vakıflar hep bir oyundu. Çok büyük bir oyundu. Uluslar arası çapta bir misyonerlik faaliyeti idi, içinde gizli Yahudiler, gizli Ermeniler, Masonlar, Siyonistler, CIA ve MOSSAD başta olmak üzere gizli servisler vardı ve ayrıca İslam alet edilerek oluşturulan bu teşekkül, Yahudilerin, Siyonistlerin siyasi hedefleri doğrultusunda da kullanılıyordu. Aslında sonradan Fethullah Gülen’e sempati duymaya başlayıveren, onu destekleyen çıkışlar sergileyen gazetecilerin, yazarların, sanatçıların, sporcuların, siyasetçilerin nerede ise hepsi en baştan Gülen’ci olup, bu ihanet çarkını kurup sonradan görünürde dahil olan kişilerdi. Türkiye ayağında en merkezde Alarko, Üzeyir Garih, Sezen Aksu’nun babası Sami Yıldırım gibi kişiler ve MİT’in hain bir kanadının adamları da vardı. Sabetayist Caner Taslaman’ın karısı Feryal’in kripto Yahudi ailesi olan Kalkavanlar dahil yüzlerce kripto Yahudi ve kripto Ermeni aile bu ihanet sarmalının en baştan beri içindeydiler. Hepsi kirli ve büyük suç kapsamında bir oyunu oynadılar. Bunların nerede ise hiç biri şu son süreçte zarar görmediler. İfadeye bile gitmediler. Mallarını bile kaybetmediler. Olan kandırılan alt tabakadaki Müslüman Türklere oldu, oluyor. FETÖ diye bir şey yok, hiçbir zaman olmadı, İçimizdeki İsrail var…
Phil Schneider’ı CIA intihar süsü ile öldürdü. Emri Şeytan’ın Konseyi verdi ve CIA ortadan kaldırdı.
Phil Schneider’ın anlattıklarının büyük çoğunluğu gerçek. Venüs’ten geldiğini iddia ettiği ve fotoğrafını gösterdiği uzaylı insana kadar…Phil Schneider’ın bilmediği, çözemediği şeyler de vardı ki bunlardan biri kendisinin de uzaylılar tarafından kaçırılmış, sorgulanmış ve hatta vücudunun içinde bir şeyler yapılmış olması. Hafızası ile de oynadıkları için bunları hatırlayamadı.
Phil Schneider gibi insanlar susturulmak, alaya alınmak ve çok zorda kalınca da intihar süsü verilerek öldürülmek yerine ciddiye alınsaydı bu gün, ABD’yi, NATO’yu, AB’yi ve daha pek çok ülke, kurum ve kuruluşu Griler ya da Yeşiller yönetiyor olmazdı.
Nurettin Yıldız, sonradan İslam’ı tercih eden Ermeni Hırstiyanların soyundan geliyor. Bunlar gerçekten Müslüman olmuş Ermeni kardeşlerimiz ama her devirde olduğu gibi böyle sonradan Müslüman olanların bir kısmı geçmişini öğrendikçe tekrar Hıristiyanlığa dönüyor. İşte Nurettin Yıldız da onlardan biri… İlk gençlik yıllarına kadar aile ve akraba ortamında gerçek bir Müslüman gibi büyüdü ve kendini Müslüman bildi. Sonradan din değiştirdiğini arkadaş çevresinden bazılarına kendi ağzı ile anlattı. Buna rağmen haince bir tavırla yol alıyor ve bu gerçeği kimseye açıklamadan Müslümanlara tuzaklar kuruyor.
Trabzon’da ve bütünüyle Karadeniz bölgesinde bu hal sık görülüyor. Çok dindar Müslüman ailelerden, hacı-hoca soyundan geliyor görünen ve aralarından bir kısmı hala samimiyetle Müslüman kalmış ama bir kısmı Hıristiyanlığa gizlice geri dönmüş Ermenilerden ve Rumlardan çok var. Soy adı İmamoğlu ama İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da bunlardan birisi ve bir gizli Ermeni, gizli Hıristiyan…
Nurettin Yıldız, ilahiyat fakültesinde okuduğu zaman misyoner teşkilatına dahil oldu ve o zamandan beri Ankebut Ağı’na bağlı misyoner teşkilatı tarafından korunuyor, kollanıyor, yükseltiliyor. Son zamanlarda Türk Guguk sistemi bu alçak, münafık, vatan ve din düşmanı haini zaten el üstünde tutuyor. Adeta dokunan yanıyor. Hatta gerçek sahibi CIA olan Amerikan sosyal ağlarında da himaye ediliyor, kollanıyor. Nurettin Yıldız, engel tanımadan yükseldi, güçlendi ve bin türlü suça bulaştığı ispat edildiği halde hala güçlü ve tesirli olması için devlet gücü de su-i istimal edilerek mücadele veriliyor. Nurettin Yıldız ve çevresinde toplanmış gizli kimlikli hainler, Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit ediyor.
Bkz: Osman Nuri Topbaş ve Kadir Mısıroğlu
“İslam alimi kılığına girmiş gizli Hristiyan ve Mason Osman Nuri, kendisine atılan mailleri gördü ve cevap vermedi.
Kadir Mısıroğlu’na da çok sayıda kişi mail attı ama o da cevap vermedi. O zaten kendini şartlandırmış, ismimin geçtiği ya da bir şekilde bana bağlanan her meselede dikkat çekici şekilde susuyor ve asla kimse onu konuşturamıyor.(20.02.2019-20:22″
Daha önce gizli bir Hıristiyan Misyoner olduğunu ifşa ettiğim Osman Nuri Topbaş’la, Sabetaycı kökenden geldiğini ama bunu kabullenmek istemediğini ifşa ettiğim Kadir Mısıroğlu’nun gençlik yıllarında beraberce yol aldığını ve Müslüman milleti aldattıklarını yazmıştım. Aynı şekilde Kadir Mısıroğlu ile Nurettin Yıldız’ın da gençlik dönemlerinde yolları kesişti. Sıkı arkadaşlıkları oldu. İşte o zamandan beri birbirlerinin gerçek dinini, inancını, niyetini, kimliklerini biliyorlar. Bu Telegram grubunda arama özelliği var. Arama kısmına “Topbaş” yazıp aratırsanız, önceki yazılarımı bulabilirsiniz. Bu yazıların Osman Nuri Topbaş ile Kadir Mısıroğlu’na sorulması ve üzerlerine gidilmesi için çok kişiyi teşvik etmiştim. İkisi de ısrarlı şekilde susup durmuştu. Hiçbir yalanlama yapamamışlar ve hukuk yoluna da gidememişlerdi. Bu hususta ve temas ettiğim diğer hususlarda Mısıroğlu’nun üzerindeki baskılar artınca… Ben her meselenin gerçeğini anlatıp da Kadir yüzlerce konuda milleti eskisi gibi rahatça kandıramayınca… Her konuştuğuna “İyi de üstad, bu hususta Akademi Dergisi yıllardır şunları şunları ispat etti” denilip durdukça… Ve son olarak Ankebut Operasyonu, Kadir’in münafıkça bir tarzda savunup durduğu Tayyip’i, çetesini, AKPKK suç örgütünü çöküşe götürdükçe… Kadir Mısıroğlu’nun hareket sahası tıkanmıştı ve Cumartesi sohbetlerini sonlandırmıştı.
İşte BOP’çular için dosya hazırlayıp ABD’ye, CIA’ya sunmuş olan Kadir Mısıroğlu’nun, sürekli Osmanlı ve ehl-i sünnet vurgusu yaptığı halde Nurettin Yıldız gibi bir Vehhabilik/Selefilik savunucusu ve CIA piyonu haini el üstünde tutmasının arka planında bu gerçekler var. İsterseniz hemen şimdi bu paylaşımlarımı da Nurettin Yıldız’a bir şekilde ulaştırın. AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün hukuk sistemini oyuncak etmesi sebebi ile üzerimde hukuki sıkıntılar var, sahada rahat hareket edemiyorum ama yine de meydandayım. Hiç değilse bir sesli görüşme yapabiliriz Nurettin Yıldız’la ve saniyesini bile kesmeden paylaşırım görüşmeyi… Herkes dinler, neyin ne olduğunu, kimin kimlerin projesini olduğunu anlar. Zaten 10 dakikaya kalmaz hain, düşman, münafık ve bu nedenle tezatlarla dolu gerçek yüzünü gözler önüne serebilirim.
Nurettin Yıldız’ın Sosyal Doku Vakfı’nın resmi internet sitesinden bir görüntü…
Allah’tan korkan, ihlas sahibi, neyin ne olduğunu anlamaya çalışmış herhangi bir Müslüman kişi, sadece şu görüntüye bakıp bile Yıldız’dan ve çevresinden yüz çevirir. 15 Temmuz’un ne olduğunu dağdaki çoban bile anladı. En somut yüzlerce delil de her yerde… Okumuş, yazmış görünen Nurettin Yıldız mı anlayamamış?
Üstelik vakfın “Sık sorulanlar” bölümünde, hiçbir siyasi parti ve cemaat ile bağı olmadığı yazılı. Yalan, koca bir yalan… Hem AKPKK ile ve içimizdeki İsrail ile göbekten bağlı hem içimizdeki Ermenistan ile bağı var hem de BOP çerçevesinde Türkiye’de de yayılması istenen Vehhabi/Selefi cemaati/tarikatı ile bağı var. Bunların da binbir türlü somut ispatı var.
İşte bu tiplerin birbirine tezat binbir türlü şey iddia edip savunmalarının arka planında bu var. Bunların İslam’la bir bağı yok. Haince niyetler içindeler ve mümkün olduğunca belli etmeden, tezat görüntüler oluşturmadan, bir oldu bitti ile milyonlarca Müslümanı hem dolandırmak hem de itikaden dönüştürmek ve imanı çaldığı gibi elindeki vatanını bile elinden almak gayretindeler.
Yıllardır Nurettin Yıldız’a dair sert yazılar yazıyorum. Çok güçlü basın ve medya kuruluşlarını bile hemen dava ettiği halde beni es geçiip duruyor, dava edemiyor. Üstelik yazdıklarım ses getirdikçe kendisine soruldu, hiçbir şeye kale alınır bir izah getiremiyor.
Kulağıma sağlam kaynaklardan gelenleri yazayım. Onca tenkide, somut ispatlı cehaletine, aldatıcılığına izahat yapmak yerine verdiği cevaplar bakın şu şekilde:
Yahu bırakın şunu, kendi cemaatinden bile kovulmuş biri. Süleymancılarla da hiçbir bağlantısı yok.
Yalancının teki, kale almayın.
Kendini kaf dağında görüyor ama bir şey bildiği, bir şeyden anladığı yok.
Raporu varmış, şizofrenmiş..
Bin kere TC kimlik numaramı verdim ve “Cemaatim beni dava falan etmedi. Raporum da yok. Bu gibi iftiraları dikkate almayın. İşte TC kimlik numaramdan bir avukat bile birkaç dakikada bunu soruşturup doğrulayabilir” deyip durduğum halde, karşımda çok zor duruma düşen bütün münafıkların yaptığını bu münafık Nurettin Yıldız da yaptı. Hatta şimdilerde Oda TV’deki gizli Ermeniler deşifre ettim de bu kadar yıldır takip ettikleri halde ve sicilime de baktıkları halde, onlar bile çaresizce “Bırakın şu deliyi” şeklinde karşılıklar verdiler, yazdıklarımı kendilerine soranlara…
Bu haini kimler koruyor, destekliyor, varlıkta tutuyor?
Şu Nurettin Yıldız, ne tarih biliyor, ne lisan biliyor, ne fıkıh biliyor, ne akaid biliyor, ne tefsir biliyor, ne dünyayı ve siyasetini biliyor ama istediği her konuda atıp tutuyordu. Kocaman bir Osmanlı devletini ve yanlarında ilimde, hikmette zerre misali kalacağı padişahlarını yerden yere vuruyordu. Hem bilmiyordu, bomboştu hem de doğru öğrenebildiği çok sayıda mevzuda kasten Müslümanları kandırıyordu. Ben çıkıp somut şekilde bunları gözler önüne serince “Yahu şu kadarını da bilmez mi bir insan? Şu kendini gösterdiği yere, kendini koyduğu kefeye bir bakın, şu yazdığına, şu konuştuğuna bir bakın? Açıkça belli bunun art niyetli ve aldatıcı olduğu… Bu kadarı hata ile yapılamaz.” dedikçe, mümkün olduğunca uzak duruyor ve görmezden geliyordu. Çok sıkışınca da yukarıdaki gibi cümleler kuruyordu. Bu, alçaklık, aldatıcılık, yalancılık, müfterilik, şahsiyetsizlik, hainlik değilse, nedir? Böyle bir hain insan şeytanını Türk Guguk sisteminde korumaya alanlar ve onun için Guguk Sistemi yolu ile muhaliflerini silenler kimlerdir?
Rusya Yahudisi kökenli mafya lideri, organize suç örgütü lideri, katil, dolandırıcı, hırsız, fitneci, yalancı, ahlaksız muzır varlık Sedat Peker, yine kafayı bize taktı.
Aslında geçen seferki tavrımızdan sonra öfkeden kudurmuştu. Elinden bir şey gelmiyordu, bir hiç olduğunu iyice gözler önüne sermiştik. Ona “Şimdilik sus” demişlerdi. Şimdi ise “Ortamı germek istiyoruz, haydi sen de konuş” dediler. Talimat Erdoğan’dan geldi ama kendisi gibi Rusya Yahudisi kökenli olan Solomon Soysuz üzerinden iletildi. Attılar önüne kemiği, hırlatıyorlar bu iti….
Bizi sıkı takip ede ede onun da üslubu/tabirleri epeyi bizden etkilenmiş. Bu bir yana da “Art niyetli insanlar” dediği kişiler; gizli Yahudilerin, gizli Ermenilerin, Masonların, Ankebut Ağı’nın, Siyonizmin, CIA’nın, MOSSAD’ın Türkiye üzerine yaptığı planları bozan bizleriz.
Çok güldük… Vatan, memleket, namus, ahlak, cihad gibi meselelerde söz bu ite, namussuza, ahlaksıza, gariban milletin malına çöken ve canına kıyan pislik herife kalmışsa, vay bu ülkenin haline… İşte meydan, işte biz… İnsinler meydana, önce birbirlerine kırdıracağız, sonra inip hepsini ezeceğiz.
11 yıl Suudi Amerika’da şekle sokulduktan sonra Türkiye’ye gelip burada Selefi/Vehhabi itikadını ve aksiyonunu yaymakla görevlendirilen basit bir CIA piyonu…
BOP projesi ile eş zamanlı olarak Türkiye’de Müslümanları dönüştürmekle görevli bir insan şeytanı. Arkasına nerede ise devlet gücü verilmiş, yeri geldiğinde TC’nin Adalet Bakanı onun avukatlığına verilmiş bir proje o… Hepiniz biliyorsunuz Nurettin Yıldız’ı ve hakkında daha önce neler yazdığımı, herkesi dava edip durduğu halde beni senelerdir teğet geçtiğini…
Sağdakini de bilenler çoktur ama resmi anlatımı biliyorlardır. Sağdaki IHH başkanı Bülent Yıldırım. Dinsizin tekidir. Hiçbir şeye inanmaz. Paraya, şöhrete, kadına, nefsine tapar, başka değer tanımaz. Irkı Mısır kökenlidir. Zaten dikkatli gözlerden kaçmaz, buna bakan bir dikkatli kişi “Mısırlı, Hindistanlı olabilir” der. Hiç Türkiyeli gibi görünmez.
Büyük bir sahtekar ve numaracıdır. Ağır durmaya çalışır, korkağın tekidir. Sübyancıdır. Erkek çocuklarını kirletir.
Hem CIA hem de MOSSAD ile irtibatlıdır. IHH’yı Bülent Yıldırım’ın yönettiğini zan edenler, çok yanılır.
Sözde Gülen ile CIA’nın işbirliğini gözler önüne seren Fatih Tezcan, herkesten çok FETÖ’nün militanıydı.
Fethullah Gülen’in gizli Ermeni ve Hıristiyan olduğunu en başında beri bildiği halde, çevresindeki pek çok gizli Hıristiyanla birlike bu terör ve ihanet örgütüne mensup oldu. Müslüman millet kandırılırken o, en başından beri neyin ne olduğunu bilerek bu terör ve ihanet örgütüne yardım ve yataklık etti.
İçinde bulunduğu gizli Hıristiyan cemaatinden pek çok kişiyi FETÖ’ye dahil etti. Bunlardan bazılarını alıp Fethullah Gülen’in huzuruna götürdü. Orada, numarayı bırakarak, kendileri olarak konuşmalar yaptılar. FETÖ için yıllarca binbir türlü suç işledi. Şu ülkedeki en gerçek ve en büyük FETÖ’cülerden biri Fatih Tezcan’dır. Daha önce sık sık yazdığım gibi, “FETÖ operasyonları” denilen operasyonlar aslında Türk/Müslüman temizliğidir. Bunları planlarken Tayyip ve Gülen de birbirleri ile telefonda görüştüler. Bu kısmın detayları için bu gruptaki geçmiş yayınlara bakılabilir.
Baştan beri çok ahlaksız biridir Fatih Tezcan… Çok para vurdu ama hiç para tutmadı. Hep kısa sürede harcadı. Kaç kere, kaç kişi ile zina ettiğini, kaç kötü mekan eskittiğini kendisi biliyor mudur, bilmem… İnsan doğdu, bir yaşa kadar insan kaldı, bu doğru ama hayatının hiçbir döneminde Müslüman olmadı. Tam bir sahtekardı, münafıktı, hala da öyle… Bir bakın, sadece son beş senede bile kaç tezatı bir arada savunuyor.
Fatih’i ve nereden fırladığını çözecekseniz, yolunuz İHH’ya düşmeli. Yıllardır gür sesle bağırıyorum ki İHH bir CIA projesidir. Bunu bunca sene basın/yayın yolu ile iddia ederim de kimse kaşrıma çıkıp “Dur bakalım, delilin nedir, iftira etme. İHH tertemiz bir insani yardım kuruluşudur” demez. Kimse hukuk yoluna gitmez, gidemez.
Bu kısımları da daha önce yazmıştım, hızlı geçiyorum. Takılanlar olursa şu avukat Zeki Çalışkan’a sorsunlar. Zeki, İHH’nın kurucularından biridir. Sonradan arayı açtı biraz. O zamanlardan Fatih Tezcan’ı da bilir. Beraber çok para kaldırdılar, çok… Zeki daha sonra profesyonelleşti. Şimdilerde ise kendini aştı. UKİD’i kurdu, oradan kendi gibi gizli Hıristiyanlarla birlikte Müslümanları soyuyor, paraları hem yiyor hem de gizli Hıristiyan cemaatine aktarıyor. Onlar da milletimize ihanette kullanıyorlar. Misyonerliğe de aktarıyorlar. Evet, evet… Müslümanlar, İslami bir teşkilat diye İHH’ya, UKİD’e, Türgev’e, Tügva’ya ve benzeri onlarcasına ayni ve nakdi yardımda bulunuyor, yetmiyor çok sayıda belediye ve kamu kurumu da bunları fonluyor ve o paralar Türk/İslam düşmanlığına harcanıyor. Çünkü hepsi içimizdeki İsrail üzerinden CIA’ya ve MOSSAD’a, onlar üzerinden Ankebut Ağı’nı yöneten konseylere bağlı kuruluşlar…
İsterseniz Fatih Tezcan ile Zeki Çalışkan’ın ikisini birden karşıma bir canlı yayında çıkartın, yanlarına bir de İHH’nın başındaki insan şeytanı vatan haini Bülent Yıldırım’ı alın, hiç olmadı bunlarla aramda bir konferans telefon görüşmesi sağlayın, kayıt da yapıp saniyesini kesmeden paylaşın, ben bütün bunları ispat edeyim. Sonra bütün Müslümanlar dinlesin İHH ne imiş, AKPKK ne imiş, meydanlarda “Müslümanım” diye boy gösterip her meselede rüzgar gülü misali dönüp duranlar kimlermiş, görsünler, bilsinler.
Plan işliyor. Özgür Özel’in de Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu, AKPKK ile danışıklı dövüştüğünü ama artık AKPKK’yi gerçekten bitirme emri aldıklarınını v.s. daha önce yazmıştım. Hatta çok sayıda kişinin sosyal medya ve e-posta üzerinden kendisine yazıp bu hususları sormasını sağlamıştım. Dut yemiş bülbüle dönmüştü. Hala sesi çıkmıyor, karşıma çıkamıyor. Lakin konseyin emri icabı oynanan oyunlarda o da rolünü oynuyor.
Ortamı daha da gerecekler…
Herkes işini yapıyor, rolünü oynuyor.
Ankebut Ağı mensubu, MİT/CIA ortak personeli, gizli Yahudi ve Mason vatan haini Doğu Perinçek de talimatları yerine getiriyor. Bakın Doğu Perinçek neler dedi:
“Ekonomideki iflas, seçim sonuçlarına da yansıdı. Türkiye’nin önünde hükümet, iktidar sorunu var. Artık Türkiye’yi AK Parti tek başına yönetemez. Önümüzdeki ekonomik sarsıntılara bakıyoruz. Türkiye, ağır bir durumla karşı karşıya. Çok ciddi bir uyarı, bu. (…) Göreceksiniz, buradan söylüyorum AK Parti iktidarının devam etme şansı yok. Cumhurbaşkanlığı sistem içerisinde bir çözüm yok. Cumhurbaşkanlığı seçiminin yenilenmesi veya Cumhurbaşkanının istifası dışında görülen bir çözüm yok. Türkiye, büyük bir karar verecek. Türkiye, çalkantılı bir döneme giriyor. Türkiye, parlamenter sisteme dönecek.”
İslamcı münafıkların Yeni Nakit gazetesinin haberi…
Sanki Doğu Perinçek’in maskesi olduğunu, AKPKK ile kirli bağlantıları ve işleri olduğunu, Tayyip’in Perinçek’ten farksız hatta daha şerli biri olduğunu bilmiyorlardı…
Rus havayolu şirketi S7’nin ortaklarından olan Natalia Fileva ve babası öldürüldü. Öldürülmeleri yönündeki emri Şeytan’ın Konseyi verdi. Bu bir rest çekme, tehdit etme hamlesiydi. Hem S7 şirketine, hem Rusya’daki diğer hava taşımacılığı şirketlerine hem de dünya genelinde sektör içindekilere verilen bir mesajdı bu…
Kaza nedeni ile düştüğü sanılan uçağa aslında CIA uydudan saldırdı. İstanbul’da askeri helikopterlerimizi düşürürken kullandıkları tekniği kullandılar. Bu, bir nevi e-bomba tekniği. Uçağa gözün görmediği enerji darbeleri çarptırıldı. içindeki elektronik cihazlar yandı, çalışmaz hale geldi. Hal böyle olunca pilot için uçak artık kontrol edilmesi imkansız olan bir metal yığınına dönüştü ve düştü.
Bunların yaşanmasına Boeing krizi sebep oldu. Boeing’in batak olduğu, bir modelinin değil bütün modellerinin tehlikeli olduğu, uçak modellerinin henüz projelendirme aşamasından kusurlu olduğu, üretim kısımlarının da çok kusurlu olduğu yönündeki iddialarımıza Ruslar da katıldılar, doğru buldular. Devlet olarak üzerlerine düşeni yapıp hava taşımacılığı yapan firmaları uyardılar. Bir modeline karşı değil, Boeing firmasına ve bütün modellerine dair uyardılar. Bunun üzerine S7 şirketi yetkilileri Boeing siparişlerini iptal etti.
Ankebut Ağı’nın bir firması olan Boeing üst üste aldığı darbelerin üstüne bir sarsıcı darbe daha almış oldu. Zaten o sorunlu Boeing 737 Max modelinin Rusya hava sahasında uçmasına bile yasak konulması konseydekileri çıldırtmıştı.
Çoktan gürültü ile yıkılması gerekirken hala ayakta tutulmaya çalışılan Boeing’i aslında ABD devleti değil, Ankebut Ağı ayakta tutmaya çabalıyor. Bunun için Ankebut Ağı uluslar arası sistemini kullanıyor ve muhtelif devletlerin idarecilerine talimatlar verip onları yönlendirip son dakika hamleleri ile Boeing’e can vermeye çabalıyor. Şeytan’ın Konseyi, her zaman Boeing ve benzeri büyük firmalarıyla yakından ilgileniyor, onlardan düzenli olarak raporlar alıyor.
Batak Boeing’i Türkiye üzerinden de çok desteklediler ama nihayetinde “Bizim de dört Awacs’ımız var” mı?
Kaç senedir kaç tekrarla dikkatleri bu hususa çektim ama kimse konuşmuyor. Haydi artık yetkili birileri şu meseleyi vuzuha/açıklığa kavuştursun. Biz gerçekten de Boeing’in ürettiği Awacks erken uyarı uçaklarından dört adet aldık mı?
Parayı peşin verip aldatıldık ve oyalandık mı? Onca sene uçaklarımız teslim edilmedi, kriz çıktı diye bir orta oyunu oynanıp da kullanılmış bir adet Awacks mı verdiler? Çok çok gecikmeli olarak dört adet Awacks aldıysak bunlar şu anda neredeler, şu güne kadar neler yaptılar, nerelerde bulundular, bunun kayıtları/evrakları var mı? Sözleşme gereği bunca sene gecikmeye sağlam ceza kesilirdi, Boeing perişan olurdu ama ben bu kısmını bile geçtim. Bunu yaptığımıza ihtimal bile vermiyorum da şu uçakları gerçekten teslim aldık mı kısmındayım ve soru gayet net:
“Acaba bizim 4 Awacs uçağımız ne yapıyor? Bizim 4 uçağımız varken, neden başka ülkelerin Awacs’larının Türkiye üzerinde uçmasını bekliyoruz?”
Ve şu da yerinde bir soru:
“Dört Awacs’ımız yetersiz mi ki NATO’nun Türkiye üzerinden Awacs’larını uçurmasını, Alman parlamentosunun İncirlik’e Alman Awacs’larının konuşlandırmasına izin vermesini bekliyoruz.
Daha önce de yazdım. Satın aldığımız Awacs’ların Türkiye’nin savunma gücüne katkısının, öneminin ne olduğunun kamuoyuna açıklanmasında yarar var. Boeing firmasına ödenen yüksek faturayı paylaşan halkımıza bilgi verilirse, halkın da morali yükselir. Morale ihtiyacımız var.”