Sputnik Türkiye’de, gazeteci-yazar Ceyhun Bozkurt ile, zamanlaması çok manidar bazı değerlendirmeler yapmışlar. Dün yazdığım ve Yunanistan ile ABD’ye de haklı olarak çattığım yazılardan hemen sonra bu değerlendirmelerin Sputnik’te yer alması dikkat çekici.
Çok hakkaniyetli değerlendirmeler var. Lakin yersiz endişeler ve gerçekleşmesi artık mümkün olmayan ümitler/beklentiler de var. Yunanistan Ege’yi Yunan gölü haline getiremez. ABD ya da NATO ya da o İngiltere Kraliçesi, Yunanları daha fazla arkalayamaz. Egedeki adalarda tutamayacağı gibi ABD/NATO/Kraliçe, Yunanistan ana karasında da askeri varlığını daha fazla tutamaz, tutamayacak.
Kuzey Kıbrıs kısmı değil sadece, bütünüyle Kıbrıs adasına dair planlarımızı da engelleyemezler. Bu güne kadar Kıbrıs üzerinden çevirdikleri dolapları, yaptıkları hukuksuzlukları da daha fazla çeviremezler, yapamazlar. Suriye’nin kuzeyindeki PYD/PKK/YPG teröristlerini de daha fazla ayakta tutamazlar. Türkiye ve Suriye kısımları da dahil olmak üzere BOP projesi bütünüyle ÇÖP projesi oldu. Sadece son olarak temizlik/süpürme harekatları yapmamız kaldı.
Bütün bu hususlarda Türkiye, gerçek dostları/müttefikleriyle birlikte, ABD ve Yunanistan da dahil olmak üzere bütün düşmanlarına karşılık verebilecek ve hepsini mağlup edebilecek güce sahip. Türkiye’nin, düşmanlarına karşılık verip onları mağlup edebilmesi için açıkça ve tamamen parçalanıp çökmek üzere olan Rusya Federasyonunun desteğine ihtiyacı yok.
Zelenski’nin nerede ne konuştuğu, kimlerle hangi şartlarda anlaştığı da meselemiz bile değil. Toptan batmış, çökmüş bir sistemin, hala kendini güçlü göstermek için sahadaki piyonlarını ekranlara oynatmasından başka bir şey değil son yaşananlar. Herkes görüyor ki biz fazlaca tartışmıyor, konuşmuyor ve icraatlarımızla yolumuza bakıyor, mesajlarımızı veriyoruz.
İstanbul, şu anda yaşanmakta olan sürecin içinde Rusya’nın da Ukrayna’nın da bulunması için birçok kere fırsatlar verdi. Rusyaya yıllarca maddi ve manevi çok büyük kazanma imkanları oluşturdu. Uzun süre mühlet de verdi ama fayda etmedi. Rusya hep bencil, her ama her hususta kendi dediğinin olmasını isteyen ve hep sadece kendisinin kazanmasını isteyen bir duruş sergiledi. Kadim Türk ve İslam düşmanlığından da taviz vermedi.
Ukraynayı, imkansız görülen bir anda uçurumun kenarından aldık ama hiç umurlarında bile olmadı. Rusya da Ukrayna da en baştan yanlış yöne gittiler. Çıkmaz sokağa çoktan girdiler. Rusya ve Ukrayna, Ankebut Ağının kıymet bile vermediği basit piyonları olmayı ve danışıklı dövüşmeyi ve üç kuruş kara para geliri peşinde koşmayı tercih etmek yerine İstanbul’la yoluna devam etmeyi seçmiş olsalardı, şu anda birbirleriyle danışıklı dövüşerek batmak yerine, İstanbulla birlikte devleşip dünyaya ferman okutan ülkeler arasında yer alacaklardı. Rusya doğru tercihler yapmış olsaydı, şu anda yaşanmakta olan süreç belki de bitmişti. Hep dediğim gibi Rusya’nın yanlış tercihleri sonucu değiştirmiyor, sadece süreci uzatıyor. Her şeye rağmen İstanbul yine de dünyanın başkenti oluyor. Şimdi AKPKK’nin aynı yanlış tercihi yapması da sonucu değiştirmeyecek. Sadece süre uzayacak ve bazı detay kısımlar değişecek.
Şu anda dünyada İstanbul’dan başka bir güç unsuru “hakikatta” yok, sadece görüntüde/ekranlarda, lüzumsuz tartışmalarda ve yayınlarda var. Ve İstanbul’un, kendilerine sunulmuş bunca fırsatlara, karşılarında sergilenmiş bunca insanlığa ve güzel ahlaka rağmen yanlış yola gitmekte ısrar ederek kendilerini “hiç” edenlerle bundan sonra da işi yok.
Kimse endişe etmesin. Aslanlar gibiyim. Bunların bizim karşımıza çıkabilecek güçleri ve yürekleri olsa şimdiye kadar yüzlerce kere çıkarlardı.
Tam manasıyla sahaya iniyorum, hazır olun. Hiçbir karşılık verilmese bile üzerlerine gideceğiz, Ankara hükumetini fesh edeceğiz. Sözde mültecileri Avrupa’ya doğru topluca süreceğiz. Kuzey Irak’taki sözde Kürt bölgesel yönetimini haritadan silip terör sorununa ve BOP yani Büyük İsrail projesine büyük bir darbe vuracağız. Suriye’de Esed’le anlaşacağız. Güney Azerbaycan’ı İran işgalinden kurtaracağız. Bu vesilesiyle de göç yağmuruna sebep olan o sınırı sağlıklı bir şekilde kontrol altına almış olacağız. Sonra Suudi Arabistan, Katar ve BAE’de sömürgeci, diktatör, zalim, insanlık düşmanı, harp ve terör suçlusu hükumetleri ve aileleri devireceğiz. Bunların Türkiye’den, Suriye’den, Irak’tan çaldıkları her ne varsa hak sahiplerine ve ilgili ülkelerin hazinelerine teslim edeceğiz.
Zaten biz bunu yaptığımızda hem Türkiye üzerindeki on milyondan fazla sözde mülteci üzerinden kazandıkları kara paralar kesilecek, hem Türkiye, Ankebut Ağının kara para sisteminin köprüsü olmaktan çıkacak ve kısacık süre içinde Avrupa ve ABD çok çok daha büyük bir mali krize girecek. Şu anda bile fena hallerdeler, o günlerde iki hafta ayakta kalamazlar.
Bu nedenle AKPKK-MHPKK suç organizasyonunun direnmesini ve gayr-i meşru şekilde biraz daha Türkiye’yi idare etmelerini, sözde mültecileri asla göndermemelerini istediler.
Benim istediğim de buydu, ortamı yeterince gerdiler ve bu gerginliğin düşmesine asla izin vermeyeceğiz. Bu vatan müdafaasıdır, adliyeler de ele geçirilmiştir, öyle ise milli kuvvetler olarak üzerimize düşeni yapacağız.
Ordum benimle… Aksine söylenen hiçbir şeye itibar etmeyin, hakikati sahada göreceksiniz. Emniyet güçlerinin de yarıdan çoğu benimle… Kalan yarısı da hemen yanıma geçecekler. Dünyanın dört bir tarafından farklı farklı liderler, gruplar da benimleler.
Bu iş artık bitecek. Türkiye’ye gerçekten bahar gelecek. Herkes şimdi hızla her yeri, herkesi germeye devam etsin. Bundan sonra sabır etmek, tahammül etmek yok. Hepsi buraya kadardı.
İçinde kadın bir uzaylının bulunduğu Elon Musk suretindeki biyonik robot, iddialara göre Twitter’ı satın almış. Çok büyük de para vermiş. O para gerçekten verilmiş mi yoksa kripto Yahudi, satanist, insanlık düşmanı ve çok büyük hain olduğunu gözler önüne serdiğim ve bir an önce yargılanmasını talep ettiğim Aydın Doğan’ın, çok köşeye sıkışınca onca gazete ve tv kanalını sözde satması gibi mi olmuş bu iş, çok tartışılır. Görünene bakarsanız o da satmıştı ama aslında sadece resmiyette başka bir emanetçiye devir teslim olmuş, kendisi işlerin başında kalmış ve gerçekte bir para/ödeme hareketi bile olmamıştı.
Gerçek sahibinin hala değişmediğini düşündüğüm Twitter’da evlere şenlik bir anket başlattım.
Yaklaşık bir saat oldu ve anket paylaşımını üç beş kullanıcı gördü. Şaşırmayın, bu da çok iyi… Hiç kimse görmeyebilirdi. Beterin beteri de var.
Dünya genelinde en çok kullanılan ve itibar edilen sosyal mecralar listesinde ilk 20’ye bile giremeyen ve batıp tükenmek üzere olan, eskisi kadar da istihbarat faydası sağlamayan Twitter’ı, hala aynı art niyetlerle ve sansürlerle devam ettirirlerse, sizce ayakta tutabilirler mi?
Şöyle de sorulabilir, aslında Twitter’ı gerçekten kurtarmaya mı çalışıyorlar? Çin’in, Rusya’nın, ABD’nin, İran’ın idaresini elinde tutan yeşil uzaylılarla bağlantılı olan o kadın uzaylı, Elon Musk suretinde yapılmış robotun içinde aslında tam olarak ne yapmaya çalışıyor? Twitter’ın bir an önce ve tamamen çökmesi için oyunlar mı kuruyor, yoksa kurtarmaya mı çalışıyor? Çin merkezli o sözde sosyal ağların daha fazla kullanılmasını, batı toplumlarında da çok yayılmasını mı istiyor? Çin merkezli yeni bir Ankebut Ağı projesine mi hizmet ediyor? ABD’ye ve batı dünyasına ihanet mi ediyor?
Bu, Amerika Birleşik Devletlerinin bir milli güvenlik sorunu. Hem de dev gibi ve en acil milli güvenlik sorunlarından biri… Öncelikle onların meseleleri…
Şu kısmı da var… Yıllardır anlatırım ABD’nin gerçekte nasıl batmış halde olduğunu, NASA’nın bile bitik halde olduğunu… Elon Musk’ın Ankebut Ağı tarafından şişirilmiş bir balon olduğunu… Anlatıldığı gibi bir adam olmadığını… Projelerin ve şirketlerin anlatıldığı kadar büyük ve gelecek vaat eden şeyler olmadığını… Şu yıllarda bile Elon Musk karakterinin ve onun üzerinden çevrilen işlerin bütünüyle batak olduğunu…
Cümle alem biliyor ki uzay işlerinde de araba işlerinde de aslında rezil bir haldeler. Projelerin tamamı sorunlu ve bunlar büyük büyük sorunlar… Tesla arabalaları bile çok sorunlu, zarar ziyan çok fazla ve çoktan sonuçları “yıkıcı” ve “bitirici” olan yargılamalar yapılmalıydı da Ankebut Ağı “şimdilik” buna izin vermiyor. Yakında o gücü de kalmayacak ve yargılamalar yapılacak.
Elon Musk piyonu üzerinden çevrilen bunca işin yanında yapılan kara para işlerliyle, CIA’nın havuz sistemi marifetiyle bu projeler, bu Elon Musk, bu şirketler “şimdilik” ayakta tutuluyor. Son yıllarda Elon Musk’ın balon misali şişirilmiş itibarına bir iğne batırdığımı ve hızla hava kaçırıp küçüldüğünü de herkes görüyor. Onun ve onun üzerinden çevrilen işlerin en az Boeing kadar batık halde olduğunu aklı başında herkes anladı. O halde gerçek sahibi CIA olan Twitter, Elon Musk’a, itibar, popülerlik, saygınlık, sevgi ve dolayısıyla para ve ayrıca siyasi nüfuz kazandırmak için mi devir edildi? Artık herkes biliyor, dünyanın önde gelen en zengin kişilerinden diğerlerinin de Ankebut Ağının piyonları olduğunu, çoğunun CIA üzerinden kullanılan saha elemanları olduğunu… Hepsi üzerinden aynı hedeflere ulaşılmaya çalışılıyor. Aslında batak olan bütünüyle Ankebut Ağı ve son kurtulma çırpınışlarını sergiliyor.
Öyle de olsa, böyle de olsa Elon Musk’ın içindeki kadın boşuna uğraşıyor. Olmayacak duaya amin diyor. Şunun şurasında sahaya inmeme ne kaldı? İçimde yılların birikmişliği var. O kadar doluyum. Dostum ve düşmanım olan herkes tahmin ediyor ki Ankebut Ağına daha öldürücü darbeleri sahaya indiğimde peş peşe vururken, öncelikle Facebook’u, Youtube’u, Twitter’ı ve gerçek sahibi CIA olan diğer sözde sosyal ağları en kısa sürede yıkıp geçeceğim. Bunların gerçek yüzlerini bütün dünya insanlığına göstereceğim. Lanetlerle anılacaklar.
O parça parça olmuş CIA de artık bir duruş sergilemeli… Çin’in mi ABD’nin mi istihbarat teşkilatı olduğuna karar vermeli. Bir Çin piyonu olan Biden’a ve çetesine mi hizmet edeceğine, ABD’ye mi hizmet edeceğine karar vermeli. Hiçbir zaman gerçekleşmesine izin vermeyeceğim Çin merkezli yeni bir Ankebut Ağına hizmet etmenin akıl işi olmadığını kabullenmeliler. Doğru tarafta olmalılar.
İyice birbirine katıldı, karıştırıldı şu dünyada her şey… Hakikaten sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde at izi, it izine karışmış vaziyette.
Artık bu kaos ortamını darmadağın edecek bir ani çıkış lazım…
Marmara bölgesinde seyretilmiş uranyumlu nükleer bombalar..
Türkiye’nin kuraklık ve kıtlık yaşayacağını, Türkiye’de çok büyük afetlerin peş peşe yaşanacağını, bunların çoğunun suni tekniklerle sebep olunmuş afetler olacağını çok uzun zamandır yazıyorum. Yayınlarıma, sosyal medya hesaplarıma uygulanan bütün sansürlere rağmen, özellikle son bir buçuk senedir bu beklentiyi hep gündemde tutabiliyorum. Hem hükumetin hem de milletimizin gerçekçi tedbirler almasını istiyorum ve son zamanlarda hükumet de buna göre hareket etmek zorunda kalıyor. Bu baskı işe yarıyor gibi görünüyor ama işin aslı öyle değil.
Hükumet, bu felaketler yaşandıktan sonra suçlu duruma düşmemek, yargılanmamak ya da acıdan ve öfkeden çıldırmış haldeki milyonlarca Türkiyelinin ayakları altında ezilmemek için, şu anlarda tedbirler alıyormuş, ikazlar yapıyormuş rolü oynuyor. Bir de hükumet, felaketler sırasında ve sonrasında insan kaçakçılığı, organ kaçakçılığı, küçük ve değerli eşyaların çalınıp kaçırılması kısmına dair tam teferruatlı ve gerçekçi hazırlıklar yapıyor. Bunu, en çok da Mason tarikatı üzerinden milletler arası bağlantılar tesis ederek yapıyor.
Zaten gerçekte mafya liderleri olan Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz gibi kişiler üzerinden de Türkiye içindeki ve dışındaki mafyalarla bu konularda organize olunuyor, son hazırlıklar yapılıyor. Biliyorsunuz, buna daha önce tam teşebbüs ediyorlardı, İstanbulluları felaketten sonra sözde tahliye edecek gemileri bile hazırlamışlardı, suç örgütü lideri ve uyuşturucu baronu suç işleri bakanı Solomon Soysuz üst üste açıklamalar yapıyordu ki o işi de bozmuştum.
Son iki sene içinde, onlarca kere, beklenen o felaketlerin ötelenmesine, ertelenmesine sebep oldum. Ankebut Ağı dediğim sisteme bağlı kan emici, sömürücü onlarca ülkenin büyük maddi sıkıntılara düşmesine sebep oldum. Önemli ve güçlü liderlerin iktidarı kaybetmesine de sebep oldum. Batı dünyasının iyice batmasına, İsrail’in iyice perişan hallere düşmesine, ABD’nin meteliğe kurşun atmasına, Almanya’nın çok zor hallere düşmesine de sebep oldum. Henüz iktidarı kaybetmemiş bazı Avrupa liderlerinin ise hükmünü yitirmiş limon kolonyası misali hallere/şartlara düşmelerine de sebep oldum. Afganistan’a ve Kazakistan’a dair kanlı ve kara planlarını da çökerttim. Zaman hep aleyhlerine işler oldu. Çok zaman, para, itibar, otorite ve güç kaybettiler. Bütün bunlar yaşanıyorken en çok kızan, çıldıran kişilerden biri İngiltere kraliçesi Elizabeth oldu. Dünyanın her bir yanındaki fitne kazanlarını aynı anlarda ayrı ayrı kaynatan biri olan Elizabeth, son yaptığım müdahalelerden ve son yazdığım yazılardan ötürü de çok kızdı, sinirlendi. Sakinleşecek ve sakince kararlar alacak gibi durmuyor.
İşleri, planları ve kara para akışları bozulduğu için son zamanlarda Ukrayna üzerinde bir danışıklı dövüş de sergiliyorlar. Rusya, Ukrayna ve ABD başta olmak üzere onlarca kara paracı hükumet, dünya insanlığının önünde danışıklı bir dövüş sergiliyor. Daha şimdiden milyonlarca Ukraynalı kadın ve çocuğun mülteci haline düşüp, sahipsiz şekilde onlarca ülkeye dağılmasına sebep oldular. Daha şimdiden, bunların bir kısmının, oralardaki organ ve fuhuş mafyalarının ellerine düşmelerine sebep oldular. Bunlar arasından yetim kalmış çocukların bir kısmını Tayyip’in organcı, kara paracı karısı Emine vesilesiyle Türkiye’ye de getirdiler. Ne yazık ki onları da sisteme dahil edecekler. Onları da nakite çevirecekler.
Öyle canavarlaşmış ve aynı zamanda öylesine batmak üzere bir haldeler ki Ukrayna üzerinden yaptıkları şeytani kara para işleri de onlara yeterli gelmiyor. Bir yandan Türkiye üzerinde de benzeri şeytanca işleri yapmak istiyorlar, kara paraları artırmak istiyorlar. Bir yandan da Türkiye’nin Ankebut Ağının sömürmesinden, zulmünden, dinsizleştirme ve namussuzlaştırma politikalarından kurtulma teşebbüslerine, kurtulmak isteyen diğer devletlere/milletlere önderlik etme teşebbüslerine mani olmak istiyorlar. Türkiye’ye böyle bir anda diz çöktürmek istiyorlar. Türkiye üzerinden, benzeri hallerdeki onlarca ülkeye de ders vermek, korku yaymak ve “Sizin de sonunuz böyle olur” demek istiyorlar. İşte bu kadar büyük gerilme, restleşme var sahada ve bunun patlama noktasına da gelindi.
Son zamanlarda “Hükumetten ümidinizi kesin. Şahsi tedbirler alın. Marmara bölgesini terk edin. Buralardan çekip gidin. Daha fazla ikaz etmeyeceğim, nasihat alan insan sayısı çok az. Nasihat dinleyen dinledi, dinlemeyenler de acı akıbeti görecekler.” mealinde yazıyorum ama her seferinde yine de merhametim baskın geliyor. Çok ama çok büyük acılar yaşanacak.
Bu nedenle, bir kez daha yazıyorum. Son yazdığım yazıda, film senaryosu diyerek çok şeyler anlattım ama bildiğim her şeyi yazmadım. Bazı kısımları da gerçeğe uygun şekilde yazmadım. Şimdi senaryo yazmıyorum ama yine de her bildiğimi açıkça yazmayacağım. Bilgi paylaşıyorum. Marmara bölgesinin sahil şeridinin pek çok yerinde, seyreltilmiş nükleer bombalar var. Evet, yanlış okumadınız, seyreltilmiş nükleer bombalar var.
Bunlar, daha çok İzmit körfezinde, Tüpraş tesisinin altına denk gelecek yerde olan, oradan Tuzla, Gebze, Pendik, Kartal, Maltepe ve Adalar hattı boyunca ara ara yerleştirilmiş olan nükleer bombalar. Bu hat boyunca çok önceden patlayıcı ve parlayıcı gaz doldurulduğunun anlaşılmasını daha önceki yazılarımda sağlamıştım. Şimdi daha net yazmış bulundum. Yaşanan müsilajın da yeraltını gazla doldurma çalışması sırasında sızan ya da kasıtlı olarak sızdırılan ve deniz suyuna da karışan gazlarla alakalı olduğunu da fark ettirmiştim. Pendik, Kartal, Maltepe hattında duyulan ve “Doğalgaz kokusu gibi” denilen kokunun da bu gaz doldurma çalışmalarıyla alakalı olduğunu yazmıştım. Heybeli ada yakınlarından, denizin altından girilebilecek bir yeraltı tünellinin, İzmit Tüpraş tesisinin yakınlarına çıktığını, bu hattın da gazlarla ve seyreltilmiş uranyumlu bombalarla doldurulduğunu ise yazmamıştım. Bunu da şimdi yazmış bulundum. Yazmadığım kısımları da şimdilerde yazmayı düşünmüyorum.
Öylesine büyük felaketler planlıyorlar ki “Bütün Marmara yanacak” denilse, yeridir ve abartı olmaz. Yeraltında belli hatlar boyunca biriktirdikleri gazları da patlatacaklar, eş zamanlı olarak seyretilmiş nükleer bombalar da patlatacaklar, bunlar olmadan hemen önce bir suni deprem de yapacaklar. Hatta hava şartlarını oynamaya devam ederek, istedikleri kadar kar, yağmur da yağdıracaklar, rüzgarlar da estirecekler.
Planları uygulayacaklar, tarihe geçecek felaketlere peş peşe sebep olacaklar ve sonra da her şeyin tabii/doğal bir felaket olduğunu, her yerde anlatmaya başlayan adamları papağan gibi tekrarlara başlayacaklar.
Mesela şu usulde konuşacaklar: “Efendim, zaten Kuzey Anadolu fay hattı boyunca birikmiş bir enerji vardı. Çok sayıda bilim adamı, ayrıca hükumetimizin bazı bakanları defalarca halkımızı uyarmıştı. En son seviyede açıklamalar yapılmış ve felaketin an melesi olduğunun anlaşılması sağlanmıştı. Hatta -Marmara bölgesini terk edin- diyen bilim adamlarımız dahi olmuştu. Korkulan oldu, beklenen felaket yaşandı. Tarihte daha önce de büyük depremlerin, yeraltındaki doğal gazları patlattığı ve deprem sonrasında çok büyük patlamaların yaşandığı, bu patlamaların da toplu ölümlere sebep olduğu görüldü. Ayrıca insanların topluca gazdan zehirlenmesinin görüldüğü de oldu. Bu vakalardan bazılarında çok büyük yangınlar oldu. Çok yoğun ve zehirleyici dumanlar çıktığı ve yanmamış gazların da göğe doğru çıktığı oldu. Ardından, göğe doğru çıkmış bazı asitlerin, zararlı kimyasalların yağışlarla birlikte tekrar yere düşmesine ve temas ettiği insanlarda ciddi cilt yanıkları yaşanmasına, bu nedenle de insanların topluca vefat etmelerine sebep olduğu depremler görüldü. Biliyorum acımız büyük, tarihte nadir görülen seviyede bir felaketi yaşıyoruz ama bunlar acı gerçekler. Şimdi geriye değil, önümüze bakmamız gerekiyor. Bu bölgenin topluca terk edilmesi gerekiyor. Öncelikle kadınlar ve çocuklar gemilere bindirilmeli. Hükumetimiz onları daha önce belirlenmiş ve açıklanmış olan başka illerdeki noktalara götürecek. Dost devletlerden gelen yardım ekiplerinin yönlendirmelerine de uyulmalı. Böyle zamanlarda komplo teorileri yazanlar, anlatanlar da hep olur. Bilimin ışığından ayrılmamak gerekir.”
Bunlar gibi açıklamalar yapılmaya başladığında, karşılık olarak kamyon yüküyle itiraz cümleleri kurulur, tartışmalar yaşanır ama Türkiye’de basın ve medya, Türk rolü oynayan gizli Yahudilerin, gizli Ermenilerin, masonların kontrolündeyken hatta sosyal medya da CIA üzerinden sansürlüyken, o papağanlara gerekli karşılıkları vermek ilk anlarda mümkün olmayacaktır. Hiç değilse o papağanlara şu soru sorulabilse, o anda nutukları tutulur: “Yener Üşümezsoy -Son zamanlarda sürekli deprem ikazları yapılıyor. Bunların bilimsel temeli yok. Deprem ikazı yapmayı gerektirecek bilimsel veriler yok. Bilimin dışına çıkmamak, başka temellere dayanarak açıklamalar yapmamak gerekir- mealinde konuşmuş hatta çıkışmıştı. Buradan başlayalım mı?”
Benden bu kadar… Bu şartlarda da bu yazdıklarımı birbirine atmaktan, duyurmaktan, yaymaktan, birbirini ikaz etmekten çekinecek, tedbirler almaktan geri duracak yığınlara benim sağlayabileceğim bir fayda kalmadı.
Ben ve benimle beraber hareket eden iyi insanlar, verdiğimiz bu insanlık mücadelesine kesilecek cezalara karşı alınması gereken her türlü tedbirleri aldık, her türlü kararları aldık, iyice organize olduk ve halk arasında hala “derin sessizlik” devam ederse, bundan sonra felaketlerin yaşanmasına mani olacak hiçbir adımı atmayacağız.
Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri 16 Eylül 1959 tarihinde vefat etmedi ve “kabr-i şerif”te medfun değil. Cemaatimize dair bilinen pek çok şey doğru değil. Alakalı ses kaydını Soundcloud kanalımız üzerinden dinleyin…
Mücadelemi, yazılarımı, sürekli olarak takip eden kardeşlerimiz, bir süre önce Mehmet Yetkin’e ve Halil Yurtsever’e ve daha başka başka kişilere kripto dediğimi, gizli Ermeni ve gizli Hristiyan dediğimi ya da gizli Yahudi dediğimi ya da mason dediğimi hatırlarlar.
O zamandan bu ana kadar, bu konularda bana tek kişi bile dönüş yapmadı. “Siz ne diyorsunuz, olur mu hiç öyle şey?” diyemediler. Kendilerini de savunamadılar, yakınları ve mesai arkadaşları da bunları savunamadı. “Şerefiyle, samimiyetiyle, imanıyla, takvasıyla dinimize, milletimize, devletimize hizmet etmiş olan benim babama/amcama/dayıma siz kim oluyorsunuz da hain diyorsunuz? Gizli kimlikli diyorsunuz? Haddinizi bilin? Ayrıca Türkiye bir hukuk devleti, bu yayınları/iftiraları kaldırın yoksa sizden davacı olacağız” diyen hiç kimse de çıkmadı. Mason tarikatından da bir yalanlama gelmedi. Alihan Kuriş ve Gülderen Kuriş ne kadar susuyorsa, diğerleri de aynı endişe ve panikle o kadar susuyorlar. “Sükut ikrardan gelir” denildiği gibi, hepsi birden sustular, susuyorlar.
Cemaatimizin içini, tıka basa gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, gizli masonlarla, kara paracılarla, hainlerle doldurmuşlar. Dinimize, ümmetimize, peygamberimize, hazretimize, milletimize/devletimize ihanet eden münafıklarla doldurmuşlar. Yanı sıra yaptıkları insanlık dışı kara para işleri ise ayrı bir dert…
Henüz bunların sadece birkaç tanesini ifşa ettim. Bunlardan bir kişi var ki bu güne kadar aleyhinde tek bir söz bile etmedim. Son zamanlardaki sarsıcı ifşalarıma/yayınlarıma herkesten çok o kişi destek vermeliydi ve o bilinen tok sesiyle “Evet kardeşlerim, şükürler olsun ki bu günleri de gördük. İçimize sızmış bu hainlerin ifşa olmaya başladıklarını da gördük” diyerek söze başlamalı ve ardından iki saate yakın sohbet etmeliydi. Sohbetine bol bol hatıralar eklemeli ve “Biz Lütfü Ağabeyden, biz Müftü ağabeyden böyle duyduk, dinledik. Buyururdu ki…” diye anlatmalı, takviye etmeliydi. Yapmadı…
Sohbetleri onlarca senedir çok çok beğenildiği ve istifade edildiği halde, kayıt edilmesine ve yayılmasına, istisnalar hariç asla izin vermeyen, kayıt edip yaymak isteyenleri cehennemle korkutan bu kişinin kim olduğunu arif olanlar çoktan anlamıştır. Son derece muttaki, son derece gayretli, son derece samimi ve hakiki bir hizmet adamı görüntüsüyle onlarca senedir sahada olan bu kişi, sürekli hatıralar uydurmak ve bunlarla kardeşlerimizi yönlendirmek zorunda olduğu için mi, siyasi hiçbir yönü bulunmayan dini sohbetlerinin kayıt edilmesine ve yayılmasına izin vermedi. Bu ilim kıtlığı zamanında, ilim yokluğunun maddi ve manevi felaketlerin yayılmasına sebep olduğu bu deccal çağında, bu zulüm ve gözyaşı çağında neden sohbetlerinin kayıt edilmesine ve yayılmasına bu kadar karşı çıktığı hususu bile üzerinde günlerce konuşulacak bir husus…
Söz konusu kişi de sustu. Çünkü, neler bildiğimi, ne yapmaya çalıştığımı anlayabilecek, bunu öngörebilecek vasıfta ve öğrenebilecek bağlantılar içinde olan bir kişi o…
O kişi Behlül Karak…
Belki de yazının bu kısmına geldiğinde “Hayır, olamaz, o kadar da değil” diyen samimi kardeşlerimiz olacaktır. Lakin, acı gerçek bu… Behlül Karak da gerçek kimliğini ve dinini, ayrıca bağlantılarını gizleyerek onlarca senedir Süleymanlı bir hoca efendi rolü oynadı. Behlül Karak da daha çok gizli Ermenilerin sızmış olduğu şu cemaatimizin içindeki gizli Ermeni ve gizli hristiyanlardan olan bir kişi. Ermeni olsa da Katolik hristiyan olan bir kişi.
Hatta öyle bir kişi ki bağlantıları çoktan dünya geneline yayılmış, katolik Hristiyan alemindeki en üst kişiler tarafından gerçek kimliği bilinen, saklanan ama irtibat halinde olunan bir kişi. Türkiye, gizli Ermeni ve gizli piskopos olan Said-i Nursi gerçeğini/şokunu ve ayrıca gizli Ermeni ve gizli kardinal olan Fethullah Gülen gerçeğini çoktan sindirdi, kabullendi. Lakin Türkiye’de sadece bir tane gizli kardinal yok.
O gizli kardinallerden biri de Behlül Karak… Kırmızı kardinal şapkası takarak, dünyanın farklı yerlerindeki hristiyan cemaatlerinin içinde gizlice hristiyan ibadetleri yapan Behlül Karak…
Evet, evet… Benim de talebeliğimde hocam olan, duruşundan ve ilminden çokça istifade ettiğim ve “iyi ki buralarda böyle bir duruşta ve gayrette olan bir hoca efendi var” dediğim Behlül Karak… Adımı Talha koyan, bu süreçte sözde keramet gösteren Behlül Karak… Bana bu yolu tanıtan, bu yolun büyüklüğünü anlamamı sağlayan ve sevdiren Behlük Karak… Lakin simasına baktığımda her seferinde “Bir sıkıntı var. Bu adamın duruşu, gayreti, ilmi, sohbeti, ibadeti bir yana ama simasında bir sıkıntı var. Düzgün bir siması ve enerjisi yok. Yüzünde nur yok. Nedir bu hal” deyip durduğum ve bir defasında o beni derince süzerken, benim de kendisini derince süzdüğüm ve o anı hiç unutmadığım Behlük Karak… Çok ileri seviyede metafizik kabiliyetleri de olan, bunları alasıyla kullanan, bu sayede rolünü çok profesyonelce oynayan hatta keramet zan edilecek istidrac halleri sergileyen, bu sahada bir de cinlerden istifade eden Behlül Karak… Bir yandan bana bu yolu gösteren, öğreten ve bu yolda devam etmemi isteyen, arka plandan ise beni bu yoldan, o kurstan ve ilim tahsilinden hatta bu dünyadan uzaklaştırmak için gece gündüz çetesine büyüler yazdıran/yaptıran, üzerime büyüler yağdırtan Behlül Karak…
Neden Kırklareli’de birlikte sözde hizmet, aslında ihanet ettikleri Halil Yurtsever’e gizli Ermeni ve Hristiyan dediğime itiraz etsin? Benim ifşa etmeme gerek var mı, zaten biliyor. Ben onların bulunduğu kursa, üniversite talebesi olarak gitmeden önce de bunlar birbirlerini biliyorlarmış. Sistem içinde sistem, “cemaat içinde cemaat” kurmuşlar. Behlül Karak Kırklareli idarecisi, Halil Yurtsever söz konusu kursun idarecisi. Sadece bunlar mı, oralardaki sözde hoca efendilerin ve hoca hanımların çoğu kriptoymuş. “Lütfü abiii derdi kiiii” diye bahsettiği kişi de üstadı. O da Ermeni ve Hristiyandı.
Anlatılacak o kadar çok şey var ki, sesli anlatsam bile saatlerce sürecek. Onlarca isim, hatıra, mekan, şahit geçecek. Sonra? Yine susulacak, yine susulacak ve bu devran böyle devam mi edecek? Hayır… Artık bunların hepsi, en tepede olanlarına kadar hepsi temizlenecek. Şimdilik birkaç kelam daha edip sonra kimin ne yapacağına, ne yapmayacağına bakacağım ve birkaç ihtimalli planımdan hangisi uygun düşüyorsa, o planla bunların üzerine gideceğim. Bunları süpürmeye, temizlemeye devam edeceğim. Karşıma bütün dünya dikilecek olsa bile…
Behlül Karak
Böyleleri açıkça lehime ya da aleyhime bir duruş, tavır sergileyemezler. Açıkça benden yana dursalar, mensup oldukları asıl davalarına/yollarına, asıl dinlerine ve teşkilatlarına/cemaatlerine büyük kötülük yapmış olurlar. Kendileri de iyice sıkıntılara, tehlikelere düşerler. Açıkça bana karşı duruşları olsa, gerçek kimlikleri ifşa olur, tartışmalar çıkar ve çorap söküğü misali olurlar. Bu nedenle böyle kişilere, şahsıma dair ve Akademi Dergisine dair sorular sorulsa, yıllardır yaptıkları gibi geçiştirirler.
Seyfettin Alkan da bunca yıldır böyle yaptı. Neden? O da soyunun bir yanı Ermeni, bir yanı Yahudi olan bir kişi. Akrabalarının arasında çok kripto var ve yol ünlülere de çıkıyor. Banu Alkan’la bile akraba ve o kursta “Banu Alkan benim teyzemdir” diye bana anlatan talebe dahi vardı. Kendileri gibi kripto olan ailelerin çocuklarını, cemaatimizin içinde sözde hoca, sözde hizmet adamı ama aslında hain olarak yetiştirdikleri bir iç sistemleri var ve bu iç sistem, bu kriptoların çocuklarını çoğunlukla Trakya’ya ve Türkiye’nin denize kıyı olan illerine dağıtıyor. Çünkü Türkiye’deki kripto kimlikli aileler daha çok buralarda ikamet ediyorlar.
Seyfettin Alkan
Seyfettin Alkan yıllarca bir yanına Abdurrahman Bozan’ı, öbür yanına Hızır Özkök’ü alarak az mı kadraja girdi. Hiçbir şey bilmeyen samimi kardeşlerimiz bile, onların simalarına bakarak daralıyordu. Son derece bozuk karakterli, bozuk niyetli, geçimsiz, kibirli, bön, samimiyetsiz hallerini gizleyemeyen bu iki borazana, Seyfetin Alkan neden bu kadar alaka gösterdi, neden sahip çıktı, destekledi, yükseltti… Çünkü Seyfettin Alkan gibi Hızır Özkök ve Abdurrahman Bozan da gizli Ermeni ve gizli Hristiyan kişiler. Her safhada, her kısımda “cemaat içindeki cemaat”in iç dayanışması var. İşte Behlül Karak da “cemaat içindeki cemaat”in en kıdemli ve gizli kardinal de olan adamlarından biri…
Melburne Turkish News, 26 Haziran 2014 tarihinde sosyal medya hesabında bir paylaşım yaptı. Avustralya İslam Kültür Merkezi Birliği’nin Kur’an ziyafeti verdiğini haberleştirmişti.
Haberde isimleri geçen
– Abdurrahman Bozan, Ermeni ve Hristiyan
– Hızır Özkök, Ermeni ve hristiyan
– Behlül Karak, Ermeni ve hristiyan
– Mürşit Avşar, Ermeni ve hristiyan
– Erkan Ayçiçek, Ermeni ve hristiyan
– Ramazan Öztaş, Ermeni ve hristiyan
– Recep Kalyoncu, Ermeni ve hristiyan
– Yücel Erbaşı (Haberci), Yahudi/Ermeni karışık soydan ama Ermeniliği/hristiyanlığı baskın yaşıyor. Tıpkı Diyanet işleri başkanı ve gizli hristiyan Ali Erbaş gibi…
Haberde ismi geçmeyen ama o gün orada olan, Türkiyeden gidenler de dahil, daha çok sayıda gizli Ermeni ve gizli Hristiyan vardı orada.
Abdurrahman Borazan, 2014, Melburne, Avustralya
Abdurrahman Borazan, günün mana ve ehemmiyetine uygun surette bir sözde takke de takmıştı. Kardinal şapkası misali kırmızıydı. Bu çete, bu “cemaat içindeki cemaat”, Avustralya ziyaretinin herkese açık kısmında sözde Kur’an ziyafeti verdi ve İslami hizmetlerimize dair konuştu. Lakin arka planda, Avustralyalı hristiyanlarla bir arada kaldıklarında gerçek kimlikleriyle, gerçek niyetleriyle konuştular. Sonra gerçek dinlerine göre hristiyanca ibadetlerini de yaptılar. Bu yaptıklarından da büyük bir haz aldılar, büyük bir zafer hali gibi olduğunu değerlendirdiler. Kim bilebilir, belki de “Bundan sonra bu ümmet bir daha asla ayağa kalkamaz. Silsile-i Sadatın son hakiki mürşid-i kamilin yolunu/cemaatini de tamamen ele geçirdik ve istediğimiz yönde götürüyoruz” diye sevinçle kadeh de kaldırmışlardır.
Ben neler neler anlatacağım, şu ana kadar anlattıklarım aslında sahada bir yoklama çekmekten, son somut gelişmeleri, tepkileri ya da tepkisizlikleri takip etmekten başka bir şey değil. Daha kimleri kimleri ifşa edeceğim ama öncesinde azıcık daha bekleyeceğim. Bu bekleme süresi içinde sadece çok mühim olmayan ama bilinmesi gerektiğini düşündüğüm birkaç “cemaat içindeki cemaat” militanını daha ifşa edeceğim ve biraz da hatıralar anlatacağım. Asıl büyük bombayı sonra patlacağım ve daha önce ifade ettiğim gibi, o vakit cemaatim içinde büyük fırtına kopacak, bu fırtına, sonrasında bütün Türkiye’yi saracak, Türkiye içindeki denge çivileri yerinden oynayacak, patlamanın altında hükumet de kalacak. Sonra bu fırtına, bu patlama dünyayı sarmaya başlayacak. Devletimin, cemaatimin içinde bu hainlikleri yaptıran ülkeleri, hükumetleri, onların gizli servislerini, onların iç dengelerini, onlarını mafyalarını sarsacak. Çok büyük hadiseler olacak.
Türkiye içinde ya da dışında cemaatimin müesseselerini kara para işlerine, ta insan kaçakçılığına, organ kaçakçılığına kadar bulaştıranlar, bu müesseseleri Vatikan’ın insanlık dışı kara para işlerinin, Kraliçe Elizabet’in insanlık dışı kara para işlerinin içine dahil edenler, dünyanın farklı farklı yerlerinde kısa sürede oyundan düşecekler ve çoğu idam edilecekler.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Melburn Turkish News’ın söz konusu sosyal medya paylaşımı için buraya tıklayın.
İtalya Boşbakanı Mario Draghi’nin Zelenski ile de Putin ile de batı/NATO tarafından pek çok kişi ile de hatta Şi ile de arası çok iyi. Şu günlerde Ukrayna’dan daha fazla beyaz kadın, beyaz küçük çocuk bekliyor. Suriyeli, Afganistanlı, Pakistanlı, Afrikalı mültecilerden çok daha fazla talep var Ukraynalı mültecilere… Onları satmak çok daha kolay.
Zaten bütün dünya gördü, “Mülteci istemeyiz de istemeyiz” diye diye bağıran batılı devletlerin o bilinen yetkilileri, söz konusu Ukrayna olunca “Gelin, gelin, kapımız hepinize sonuna kadar açık” demeye başladılar. Mümkün olsa bütün Ukrayna halkını batıya doğru çekecekler ve hiç bir şeyi sorun etmeyecekler. Neden?
Hristiyan dayanışması deniliyor ama asıl hakikat o değil. Asıl hakikat, beyaz kadın ve beyaz çocuk beklentisi/talebi… Anlatıp duruyorum, zaten kara para sahasında çok ama çok büyük sıkıştılar, şimdi ise kara kara kadınlar ya da çocukları değil de beyaz tenli Ukraynalı kadınları, çocukları tuzağa çekmeyi deniyorlar.
Bana inanmıyorsanız Macron’a sorun, o da zaten bu işlerin içinde… Fransa az mı çocuk ya da kadın kaçırdı Afrika’dan… Yolcu uçağının kargo bölümüne doldurulmuş anasız, babasız yüzlerce siyahi çocuk Fransa’ya kaçırılırken kaçakçılar suç üstü oldular. Fransa bu krizi kapatmak için ne kadar çok uğraştı ama kapandı mı? Delilleri her yerde…
İsterseniz bu araştırmaya en merkezinden girin ve İsrail’den bir dosya açıp bakın. Arkası çorap söküğü gibi gelecek. Bir bakın, benim deliller paylaşmama bile gerek yok, her şey zaten insanlığın gözleri önünde…
Lakin sinir sistemim çok yüklendi, devlet başkanı, başbakan, gizli servis başkanı, genelkurmay başkanı, büyük iş adamı gibi görünen bu insan şeytanlarına daha fazla tahammül edemiyorum. Her an bir çılgınlık yapabilirim ve sadece birkaç saat içinde bu dünyanın altını üstüne getirebilirim.
Neydi o filmin adı, bir film vardı, Liam Neeson oynamıştı, buldum Takip… O Takip film serisinde bir baba (Liam), insan kaçakçılarından, kadınları kızları kaçırıp açık artırma ile satanlardan, kaçırıp ilaç tesiri altında Avrupa’da fuhuş yaptıranlardan kendi kızını kurtarıyordu. Ne garip ki bu işin arkasında gerçekte yahudiler ve hristiyanlar başı çektiği halde sanki dünyada bu işi müslümanlar yapıyormuş gibi göstermişlerdi Takip filminde… Bir garip bu dünya, film sektörü de doğru ellerde değil. Çok sahayı yıkıp yeniden tesis etmek, nizam sağlamak lazım. Vakti de gelmiş mi?
Arkadaşlarla da çok istişare ettim ve ardından hala düşünüyorum. Ruslana Korshunova’yı kimlerin kısa sürede zirveye kadar yükselttiğini, sonra hangi yasa dışı hatta insanlık dışı işlerde kullandıklarını, sonra neler olduğunu ve neden öldürdüklerini, sonra kaç ülkeden kaç liderin ve siyasi yetkilinin bu cinayeti kapatmak için seferber olduğunu yazsam, neler olur bu dünyada… Ruslana tek de değil, binlerce Ruslana aynı sistem tarafından kullanıldı, sonra katledildi.
Hepsini değil, sadece Kazakistan, Rusya ve Ukrayna kısmını yazsam, Putin’in Ruslana cinayetini kapatmak için neden çırpındığını anlatsam bile, neler neler yaşanır bu dünyada… İyi ölçmek, sonuçları doğru hesap etmek lazım. Türkiye’de de çok büyük hadiseler olur, kaç bin kişi bir anda oyundan düşer. Adnan Oktar’cıların yargılamasının göstermelik olduğu anında anlaşılır ve hakiki bir yargılama hemen başlar. Çok da işime gelir. Ta benim davalarımda/süreçlerimde kullanılan yahudi/mason devlet yetkililerine kadar büyük bir temizlik olur. Olur olmasına da asıl bombalar Rusya, Ukrayna ve İsrail’de patlar. Onlar epeyi gürültü ve yıkıcı şekilde patlarlar.
Hala son kararı veremedim. Derin düşünceler içindeyim. Ben yapabileceklerimden eminim. Deliller paylaşarak da hatta paylaşmayarak da bu dünyanın altını üstüne getirebileceğime eminim ama doğru vakit geldi mi, artık bunu yapmaya mecbur bırakıldım mı, bu kadar büyük bir çatışma yaşanmalı mı, bu kısmına emin değilim. Şu anda içimden bir ses “Bu müdahaleleri yap, bu liderleri ve devlet yetkilileri ile dolu olan çetelerini, devlet kurumlarını, hepsini yak. Zaten cehenneme dönmüş ve cayır cayır yanan bir dünya, bir dünya insanlığı var. Öyle ise biraz daha harlansın, yanan yansın, yıkılan yıkılsın ve kaostan düzen kurulsun” diyor.
Ercan Arıklı’yı nasıl da öldürüp geçtiler. Biraz konuşmaya başlamıştı, daha neler neler anlatırdı. Türkiye’den sonra dünyanın dört bir yanında da mecburen temiz eller operasyonları başlatılırdı. Lakin adam koca otobüsü göremeyip nasıl da altında kaldı. Adnan Oktarcıların tuzaklarına düşüp sonra kurtulmak isterken 11. kattan atılan ve intihar denilen kişi de var. Boğaz köprüsünden gece yarısı atılıp intihar denilenler. Öldürüldükten sonra “Ünlü sanatçı intihar etti” diye arkasından haberler yapılanlar… Dünyanın her yerinde birbirine benzer hadiseler var. Ayinlerde kurban edilenler, kendi teşkilatları tarafından infaz edilenler, kendi devletlerinin gizli servisleri tarafından yok edilenler. Daha neler neler… İnsanlık düşmanlığı, masonluk, yahudilik, satanistlik, insan katledilen ayinler, tecavüzler ve işkenceler, uyuşturucu işleri, organ işleri, insan kaçakçılığı dahil her türlü kaçakçılık işleri, terör işleri, sübyancılık işleri/mayfaları, vergi kaçırmalar, devletlerin hazinelerini boşaltmalar, vatandaşa ödetilen faturalar üzerinden vurulan vurgunlar, ünlüler camiası üzerinden uygulanan ahlaksızlaştırma, dinsizleştirme projeleri ve daha neler neler…
Onlarca devletin idari kadrolarının, askeri yetkililerinin, istihbarat servislerinin, ünlülerinin, iş adamlarının, milletler arası bir organizasyonla kara para işleri yaptıklarının ve her türlü şeytani işler yaptıklarının, dünyayı fesada verdiklerinin meydana çıkartılması, nelere nelere sebep olur.
Bunu yapınca sonunda tam olarak neler olacağını tam manasıyla kestirmek imkansız ama her ihtimalde de onlarca devlette peş peşe iktidarlar ve dahi askeri ve siyasi bürokrasi değişiyor. Dünyanın dengeleri, dünyanın havası değişiyor. Devletlerin eğitim, hukuk, vergi sistemleri dahil her şeyleri değişiyor. Her yerde insani/vicdani ve iyi/güzel şeyler görülmeye başlıyor. Her ihtimalde de mason tarikatı ifşa oluyor, çöküyor, yasaklanıyor, dünya genelinde yüz binlerce mason yargılanıyor, bir kısmı idam ediliyor. Bütün insanlık, yahudileri, masonları ve İsrail’i lanetliyor. Bütün insanlık, yahudilerin, masonların peşine düşüyor. Hani hadis-i şerifte “Taşlar bile -Gel, benim arkamda da o Yahudilerden var, onu da öldür- diyecekler” denildi ya, kesin emin oldum ki bu müdahaleleri yaparsam, 14 asır önce haber verilen o hadiseler yaşanacak.
Ve hasımlarım benim sinirlerimi çok zorladılar, beni çok gerdiler, hala geriyorlar hala sabrımı ve kararlılığımı test ediyorlar. Benimse gözüm hiçbir şeyi görmüyor. Böyle yaşamaktansa milyonlarca kere can vermeyi hiç düşünmeden tercih ederim. Benim ölümden, zulümden, düşmandan korkum yok. Benimle birlikte yol alanların da korkuları yok.
Ukrayna’daki savaş oyununun, danışıklı dövüşün arkasında insanlık dışı kara para işleri var. Organ işleri, uyuşturucu işleri, insan kaçakçılığı işleri var. Bunun arkasında Ukrayna ve Rusya’nın siyasi ve askeri yetkilileri de var. ABD’den Biden-Kamala tarafı da var. AB’den taraflar/ülkeler/liderler de var ama hepsinin arka planında ve en merkezinde, her zaman olduğu gibi İsrail var.
İsrail hem bir işgal devletçiğidir, gayr-i meşru, hem de satanist yani insanlığın düşmanı bir kara para devletçiğidir.
Bu güne kadar da çeşitli hilelerle, kandırmalarla, resmiyette ve haber akışlarında başka türlü gösterilerek Ukrayna’dan milyondan fazla Ukrayna vatandaşı çıkartıldı, kaçırıldı. Bunlar, arada başka devletler, liderler ve gizli servisler bulunuyor olsa da en arka plandan İsrail’in organize ettiği, yönettiği organ ve fuhuş mafyalarına, beyaz kadın ticaretine kurban oldular. Ukraynalı yetim çocuklardan on binlercesinin öldürülmesinden de İsrail sorumludur. Zamanında Ukraynalı bazı yetkililer, onbinlerce Ukraynalı çocuğun izini sürdüklerinde en son İsrail’e ulaştılar ve o çocukların İsrail’de yok olduklarını, öldürüldüklerini belirlediler.
Son zamanlarda Taliban üzerinden Afganistan merkezli ve çok büyük bir kara para fırtınası estirmek istediler, bozduk. Çin, kendi vatandaşlarından yaklaşık 14 milyon kişiyi yalan resmi beyanlarla ve kandırmalarla sözde karantinaya aldı, organlar hemen çalınmaya başlandı, bozduk. Tekrara girmeyeceğim, neler neler denediler ve hep bozduk. Şimdi, İsrail’in merkezde bulunduğu bir sistemle kara para işleri yapan bu devletler/yetkililer, son çare olarak Ukrayna’yı karıştırdılar. Ukrayna’da kara para için ortalığı kasten karıştırmaktan, insanların mülteci düşmesini sağlamaktan, bu kısımda dünya kamuoyunda danışıklı dövüşmekten başka bir şey yok. Özel askeri operasyon dedikleri şey bile yok.
İsrail, dünya üzerindeki bütün acıların, vahşetlerin, terör örgütlerinin, zulümlerin, katliamların, zehirlemelerin, gıda terörünün, sözde psikiyatrik ilaçlar üzerinden yapılan soygunların, ahlaksızlaştırma, namussuzlaştırma, cinsiyetsizleştirme, ibneleştirme projelerinin, her türlü uyuşturucu işlerinin, her türlü büyücülük işlerinin, her türlü kara para işlerinin en merkezindeki şer odağıdır. Dünyanın ve insanlığın bu halde olmasının en birinci sebebidir. Şu anda Ukrayna’nın bu halde olmasının sebebi de İsrail’dir. Ukrayna’nın başındaki kara paracı Yahudi Zelenski de İsrail’in emrindedir.
Onlarca senedir İsrail’in bütün kurum ve kuruluşları, dünyayı felaketlerden felaketlere sürükleyen bu kanlı ve kara sisteminin içinde faaliyettedir. Yani bir bütün olarak İsrail denilen otorite/sistem, buna entegre haldedir, bunun en merkezidir. İsrail’de eski ya da yeni siyasi ve askeri yetkililerin tamamı derdest edilip toplanmalı ve bütün insanlığın şeffaf şekilde canlı izleyeceği yargılamalara tabi tutulmalıdır.
Dünya insanlığı/devletleri de zaten bir seviyeye kadar bu hakikatın farkındadır. Bundan böyle çok daha fazlası insanlığa anlatılmalıdır ve hemen şimdi, hiç vakit kaybedilmeden İsrail’in, başta İsrail vatandaşları olmak üzere bütün dünya insanlığına vermeye devam ettiği zararlara mani olunmalıdır. Bu maksatla hemen İsrail’e gerçek bir “özel askeri operasyon” yapılmalıdır.
Bu sürecin devamında zaten Kraliçe Elizabeth ve çetesi, Biden-Kamala çetesi, Putin ve çetesi, Şi ve çetesi, Scholz ve çetesi, Hamaney-Reisi ve çetesi de ifşa olacak ve devrilecektir. Bunlardan devrilmeyenlere de özel askeri operasyonlar yapılmalıdır. Bunlardan teslim olanlar ise milletler arası yargılamalarda yargılanırlar, teslim olmayanlar da özel askeri operasyon sırasında öncelikli olarak hedef alınırlar ve yok edilirler. Gezegenin, devletlerin, milletlerin, gelecek nesillerin selameti için İsrail’e bir an evvel özel askeri operasyon yapılmalı ve sonrasında onların kontrolünde olan, onların emirleriyle dünyanın çeşitli yerlerinde kasten otorite boşlukları oluşturan, on milyonlarca insanı mülteci durumuna düşüren ve mafyalara kurban olmasını sağlayan diğer ülke liderlerine de operasyon yapılmalı ya da devrilip yargılanmaları sağlanmalıdır.
Bütün tarafların elinde gerekli deliller ve bilgiler var ama “yok” diyeceklerse, “deli saçması bunlar” diyeceklerse, bendeki deliller fazlasıyla yeterler.
Dünya siyasetinde yaşanacak büyük hadiseleri haber veren bir rüyanın uzun tabiri
V… (Akademi Dergisi takipçisi):
Acayip bir rüya gördüm. İstanbul’da talebelik ve sonrasında bir yıl hoca olarak hizmet yaptığım vefa kursuna vardım. Beni oraya çağırmışlar. Kursa girdim sanki bir gün kaldım. Normalde kursun altı, paralı otoparktır. Benim oradaki görevliyle görüşmemi söylediler. Vardım otoparkın önünde, yolumuza bağlı değil gibi görünen, bir otopark görevlisi var. Selam verdim. Kendimi tanıttım. Geleceğimden haberi varmış. Tamam dedi. Burada çalışacak olanlar için yarın seçim yapılacak. Ben senin için oy kullanırım, senin buraya alınmanı sağlarım burada çalışırsın, yurttan ev kiranı, bazı masraflarını filan ödüyorlar. Hem çıkarmak da artık yokmuş dedi. Ben de tereddüt ediyorum. MFS’nin tarafında olduğum için burada huzur vermezler, ama çalışmaya da ihtiyacım var, diye düşünüyorum.
Sonra kursun idarecisi Hüseyin Bakır, geldi. Herkes ona hürmet ediyor. Ben de ayağa kalktım, bakalım benim yanıma gelecek mi diye bekliyorum. Ona bakıyorum, benimle göz göze gelmiyor. Herkesle konuştu ama bana bakmadan gitti. Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.
Daha sonra, bir anda kursun bitişiğindeki binada oluyorum. Gülderen orada oturuyor. Baya eskimiş, içinde ahşap yapıları olan bir ev. Mutfakla beraber 3 oda var. Birileri vardı. Onları uğurladı, onlar gidince Gülderen ile karşı karşıya geldik. Eline ucu yassı, kalın tokmak benzeri bir ağaç aldı. Aklı sıra beni korkutup kovacak. Ben de elinden aldım, şimdi ben sana vurayım mı, dedim. Hemen pencereden kafasını çıkartıp, imdat diye, deli gibi bağırmaya başladı. Delirmiş halde idi. Siması tam kafayı yemiş kadınlara benziyordu. Normalde hiç görmedim, ama orada çok çirkin bir siması vardı. Sonra vurmadım ama, orası Ahmet Bey Ağabeyimiz’e ait oluyor. Oraya sahip çıkmaya çalışıyorum. Bana bazı emanetleri bıraktığını hissediyor ve anlıyorum. Gülderene bağırıyorum. Ahmet Bey Ağabeyimizin bıraktığı daha fazla emanet var demek ki, senin bu kadar çırpınmandan belli oluyor, mealinde sözler söylüyorum. Bir anda gözümün önüne, içkiyi içip içip, ateş yanmış ve sönmüş yerlerin kenarında ölmüş bazı kişilerin görüntüsü geldi. Genel olarak, münafık hoca tipli kişilerdi…
Mehmet Fahri Sertkaya:
Rüyada beni temsilen kendini görmüşsün. Günümüzdeki rüya tabircilerinin çoğunun bilemediği ve anlayamadığı hususlardan biri de budur. Rüyalarda çok sık olarak bazı insanlar, başka insanların yerlerine kendilerini görürler. Tabirciler bunu bilemezlerse, göz önünde bulunduramazlarsa, bir gömleğin düğmelerinin atlanarak iliklenmesi, kaydırma yapılması misali, peşi sıra bütün tabirleri hatalı yaparlar. Madde madde tabiri doğru bilseler de yerli yerine oturtamazlar.
Bunun misali, kişiler gibi mekanlar da temsili olarak görülür sık sık… Vefa kursu da cemaatimizin merkezini temsilen görülmüş bu rüyada…
Merkezde devir teslim olacak ve buna aracılık yapacak kişi cemaatimizin mensubu bile olmayacak. Anlaşılıyor ki siyasi/idari yetkili bir kişi ya da resmi vazifesi/kimliği olmasa da çok etkili kişilerden biri olacak.
“Rüyada otopark görmek, hayırlara alamet eder ve rüya sahibinin yüzünü güldürecek, keyfini ve moralini yerine getirecek bazı gelişmelerin yaşanacağına rivayet edilir.” denilmiş tabirlerde…
“Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.”
Bu kısımdan anlaşılıyor ki önce bir restleşme, karşılıklı mücadele süreci olacak, hatta bu çoktan başladı ve en kesin olarak yaptıkları şey “Sosyal medya yasak” deyip durmaları oldu. Tam Telegram Türkiye’de herkes tarafından duyulacak ve kullanılacak oldu ki bunun haberini istihbarattan önceden aldılar ve kısa süre öncesinde kardeşlerimize Telegram’ı yasakladılar. Neden? Çünkü Telegram’da Türkiye’den neredeyse kimse yokken, Akademi Dergisi vardı. Telegram’da yıllar öncesinden yayına başlamıştı. Rüyandan anlaşılıyor ki artık bu faydasız baskılardan, yasaklardan da geri duracaklar ve münafıklar tarafı pes edecek. İnatlaşmanın faydası olmadığını kabul edecek. Galiba o etkili ya da yetkili kişi de bu yönde karar çıkmasını sağlayacak. Dünyadaki pek çok farklı kesimden insanla ortak noktalarda buluşabildiğim biliniyor. Onun vesilesiyle de cemaatteki hainleri tesirsiz hale getireceğim ki cemaatteki münafıklar, masonlar, kriptolar, hep cemaat dışından hatta aslında yurt dışından yönetiliyorlar.
Süleymanlılar cemaatinin mason ve kara paracı lideri Alihan Kuriş
Kursun bitişiğindeki bina, merkezin yani cemaatimizin arka plandan yönetildiği yer demek. Bunun farklı tabirleri olabilir ama hepsi aynı kapıya çıkıyor. Arka plandan gerçekten cemaatimizi Gülderen yönetiyor, bunu daha önce defalarca yazdım. Lakin daha arka plandan Gülderen Kuriş’i ise kara paracı mason tarikatının üstadları yönetiyor. Onların arka planında MİT ve CIA yönetiyor. Aslında masonların MİT ve CIA’yı yönettiğini de söyleyebiliriz. Daha arka planında ise uzaylı taraflar yönetiyor. Alihan da Gülderen de çoktan biyonik robot yapıldılar. Hatta yakın çevrelerindeki bazı kişiler de çoktan biyonik robot yapıldılar. Alihan’ın 50 yaş üstündeki bütün idarecileri, mesulleri, Hisar Hastahanesine tıbbi kontrole göndermesi, bu konunun üstüne çok düşmesi bile bir oyun. İdari kadronun bu sırada bütün her şeyleri alındı. Vücut ölçüleri, görüntüleri, ses frekansları, genetik kodları hatta hafızalarına kadar her şeyleri alındı. Hemen peşi sıra biyonik robot yapılan kişiler de oldu.
Bu işler böyle dönmese, Alihan’ın, Gülderen’in, beraberce kara para, fuhuş, kumar, insan kaçakçılığı ve türlü suçlar işledikleri o sözde cemaat idarecilerinin gerçekleri sahada duruyor olsa, bunlar topluca çoktan pes ederlerdi. Şu kadar direnemezlerdi. Çünkü binbir türlü suçlarının, rezilliklerinin somut delilleri sadece bende değil, çok farklı farklı taraflarda da var. Ayrıca oyunu yeterince sert oynadığım, çok ama çok köşeye sıkıştıkları, uzun süredir ağır yük altında oldukları da gözler önünde. Bu şartlarda ya kaçarlardı, ya intihar ederlerdi, ya pes ederlerdi ya da içinde bulundukları masonik kara para ağı tedbiren onları da imha ederdi. Böyle olmasın diye yerlerine biyonik robotlarla geçildi. Rüyanın burasındaki bitişik binaya İngiliz Kraliyet ailesi de diyebiliriz. Senelerdir dünyanın dört bir yanında çok sayıda kara para çarklarını, ihanet teşekküllerini, kötülük merkezlerini çökerttim, hükumetler dahi çökerttim, liderleri siyaset sahnesinden düşürdüm, savaşları durdurdum ya da çıkarttım ama hala direnebilen kısımlar da var. İşte direnenler hep bu şartlara getirildiler, uzaylı tarafların müdahaleleriyle zorlaya zorlaya ayakta tutuldular. Benim iki ayağımdan biri teşkilatım ise diğeri cemaatimdir. Bunu da bildiklerinden ötürü cemaatimin üzerine çok oyunlar oynadılar ve cemaatimin sorunlarını çözmeme, münafıkların eline geçmiş idaresini elime almama mani oldular. Lakin, rüyandan da anlaşılıyor ki, bundan sonra direnmek isteseler de kısa süre sonra bir an gelecek ve tepeden aşağı yıkılacaklar. Sadece cemaatimdeki hain tepe kadro değil, Kraliyet ailesine kadar bu işin içinde olan herkes tepeden aşağı devrilecek. Ben, çoktan yazdım ve “Cemaatimi temizleyeceğim. İçindeki adamlarınızı sakince çekin. Her meselede olduğu gibi, bu meselede de baştan açıkça yazıyor ve ikaz ediyorum. Devamında mühlet vereceğim ve sonra çekmemişseniz gerekli müdahaleleri yapacağım” demiştim. Bunu çok iyi biliyorlar. Çekmek yerine, daha çok adam sızdırdılar. Benimle iyi geçinmek yerine, bu hususta da hep damarıma damarıma bastılar. Çünkü beni bitirmenin en tesirli yollardan biri olarak cemaati bitirmeyi ya da tesirsiz/güçsüz hale getirmeyi tercih ettiler. Yanlış yaptılar ve şimdilerde hatalarının bedellerini çok ağır ödeyecekler.
Gülderen hem kendisi gibi tabir edilebilir hem de kraliçeyi temsil ettiği söylenebilir. Zaten ikisine de işaret var denilebilir, ikisi aynı sistem.
Epeyi eskimiş olması da asırlardır dünya genelindeki bu zalim, bu şeytani, bu kanlı çarkın, dönen her türlü pislik işlerin merkezinde Kraliyet ailesinin de bulunması. Bir de sonlarının geldiğine işaret. Rüyada mutfak görmek ise zahmet ve külfete delalet eder ama sonu çok büyük kazanmak demektir. Muzaffer olmak demektir. Sevinçten yüzünün uzun süre gülmesi demektir.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov
Son bir iki aydır ben de dahil olmak üzere çok sayıda kişi, bu rüyanı tasdik eden rüyalar gördük. Hepsinin tabiri genel hatlarıyla aynı… Kraliçenin hatta dünyadaki en büyük şer merkezlerinden biri olan o kraliyet ailesinin de artık sonu gelmiş. Sonları çok yakın. Karşı karşıya geleceğim, çatışmalar olacak ve yine ben muzaffer olacağım. Dinsizlik, zulüm, vahşet, gözyaşı ile dolu olan şu dünyayı iman, adalet, mutluluk ile dolduracaksam eğer o kraliyet ailesini de tarihin çöplüğüne gömmek şarttır. Onlar varken bunu yapmak mümkün değildir. Bu rüyan aslında kısa sürede ne kadar büyük yol aldığımı ve yakında karşımdaki şeytani sistemin, Ankebut Ağının en merkez üslerini de yıkacağımı haber veriyor. Hatta bu kısımda tabir dışına çıkarak şu bilgiyi de vereyim. Cemaatimizin içinde benim aleyhime oyun kuran kişilerin en şerlilerinden ve önde gelenlerinden biri de aslen bir Ermeni/Hristiyan olan ve sonradan biyonik robot yapılmış olan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur. En kısa süre içinde kafasını keseceklerimden biri de odur. Kısa süre önce de onu peş peşe ikaz eden kısa yazılar yazdım ama akıllanmadı. Bu da onun tercihi… Ona bu işlerde destek olan herkesin de ipini çekeceğim. Bunu da şimdiden tarihe bir not düşmüş oldum. Çünkü bu tabiri herkese açık şekilde mfs.tv sitesinde paylaşacağım.
Rüyanın ilgili kısmında, Gülderen’in az öncesinde uğurladığı kişiler var ve onlar, bu kraliyet ailesinin artık sona geldiğini, benim “Yapacağım” dediğim her şeyi yaptığımı çoktan anlamış ve kabul etmiş kişiler. Rüyadan anlıyorum ki bu tabiri okuyacaklar ve daha fazla inatlaşmayacaklar. Kraliyet ailesinden ve kraliçeden kopup uzaklaşacaklar. Böylece zararlarını asgari seviyeye indirerek varlıkta kalacaklar. Bazı taraflar akıllı olacaklar ve karşımda boşuna direnmeyecekler.
Aslında bu kısma kısacık eklemek geldi içimden. Bu rüyanı tasdik eden rüyalarımdan birinde ben “Ya Hay, ya Kayyum” diye zikrede ede elimde çok uzun ve sağlam bir tahta (Beşe on kereste denilenlere benzeyen uzun bir tahta) sallıyordum. Rüya bu ya, zombi denilen, ölü olduğu halde şuursuzca hareket eden iki güçlü, etkili, yetkili kadın varmış. Onlar asfalt yolda ve açık/güzel havada, önlerinde bir mani de olmadan ilerlerken, ben yolun yan tarafında beklemeye ve bir yandan da o uzun tahtayı yola doğru sallamaya başladım. Upuzun bir kılıcı sürekli savurur gibi yolun üzerinde çeviriyordum. Yolun yaklaşık yarısını bu şekilde kapatabilmiş oldum ama elimdeki tahta diğer yarısına uzanmıyordu. Bunu anlayınca hemen bana mani olmak için karşıma çok büyük bir örümcek şeklinde yapılmış robot çıktı. İki zombi kadını önden koruyacak ve beni yıkacaktı. Saniyeler içinde onu imha ettim. Ardından “Ya Hay, ya Kayyum” diye diye tahtayı sallayarak, hala şuursuzca o yolu geçmek için yürüyen o kadınlardan birini imha ettim, oyundan düşürdüm. İkincisine tahtam ulaşmadı ve o elimden kaçtı ama dünya liderlerinden biri yolun ilerisindeydi ve peşimden hamle yaparak onu da o lider oyundan düşürdü. Detaylarını anlatmadım, şimdilik anlatmayı da düşünmüyorum. Lakin robot örümcek demek, çoktan uzaylıların kontrolüne girmiş olan Ankebut Ağı demek. Ona iyice darbeler vurup karşımda hiç seviyesine düşüreceğim ve sonra zombi kadınlardan birini, yani Kraliçe Elizabeth’i imha edeceğim, oyundan düşüreceğim.
Senin rüyandaki mücadele kısmı zaten açık, tabire gerek yok. Ben kazanıyorum ve güçsüz kalınca karalama yolunu seçiyorlar. Öyle ki kural, sınır, değer tanımadan bunu yapıyorlar. Burada da hem Gülderen’in hem de arkasındaki asıl kişi olan Kraliçe’nin böyle yapacağını anlayabiliriz. Burada tabirin dışına çıkıp, akıl, mantıkla yorum yapıyorum ki kraliçe beni karalarsa, peşinden pek çok etkili ve yetkili kişi ona uymak ve iftiralarına, karalamalarına destek olmak zorunda kalır. Bu nedenle de ortalık fena karışır, çok büyük hadiseler olur. Bu nedenle de bana külfet, zahmet, mücadele var ama sonu benim için hayırlı…
Ta hazret-i üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan (ks.) dan bana bırakılmış emanetler de var, bunlar bana çoktan malum, maneviyatı kuvvetli kardeşlerimize de çoktan malum ama rüyanın bu kısmında asıl konu olan şey/emanet ise riyaset/liderlik. Alihan ve Gülderen baştan beri bunu biliyorlardı ama gereğini yapmadılar, yapmıyorlar. Aslında ise arka plandan kraliçe dünyanın her yerinde fitne kazanları kaynattığı gibi cemaatimizle de uğraşıyor ve içindeki mason kişiler vesilesiyle cemaatimize de müdahaleler yapıyor. Hizmeti, yolumu, yolumuzu kesmek, bitirmek istiyor.
Bu işin sonu da belli, ne yaparlarsa yapsınlar, emanet sahibine veriliyor ve sonrasında ben tarihe geçen o haklı, meşru, çok sert ve çok büyük temizliği yapıyorum. Zan ediyorum ki Emir Timur gibi, Haccac-ı Alim gibi, İslamcı/münafık taifesi beni da ardımdan her devirde “zalim” diye anacak. İt ürüyecek, kervan/yolumuz her zaman yürüyecek.
İnatla ve ısrarla danışlık dövüşme, onca tarafı oyalama, oyalama ve sonunda çuvallama…
Bir yandan da bu fena çuvallamış hali yine danışıklı dövüşlerle toparlama çabası… Öbür yanda ise, bu vaziyeti net gördüğü halde hala hamle yapmayan ve danışıklı dövüşlere son darbeyi vurmayan ülkelerin vahim sonları… Evet, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, bu danışıklı dövüşe hala alet olan ya da hiç değilse seyirci kalan ülkeler, büyük kaybedecekler.
Dünyanın, Biden/Kamala, Putin, Şi, Scholz ve Kraliçe Elizabeth merkezli oynanan danışıklı dövüşleri artık tamamen bozması gerekiyor. Yoksa bunlar, diğer ülkelerin ayarlarını çok ama çok fena bozacaklar.
Üç kuruş çıkarları için bütün dünyayı acımasızca felaketlere sürükleyecekler. Bu kısmı da danışıklı dövüşlerle yönlendirecekler.
Şu son darbeleri beraberce vuralım, iyice bocalasınlar, sonra dağılsınlar ve dünya insanlığı büyük tehlikelerden kurtulsun. Bunların idaresi altındaki devletler/milletler de kurtulsunlar.
18.22 Trump bu fırsatı bari değerlendirecekse, danışıklı dövüşmeyecekse, Trump’ı dinleyin, ona uyun. Onu zorlamayın, onun önüne boşuna çıkmayın. Çünkü Trump bu defa durması gerektiği gibi durursa, onun bendeki kredisi çok yüksek olacak. Sadece ABD’de değil, dünyanın çok farklı yerlerinde sözü geçer olacak, kazanan taraf olacak. Durdurulamayan taraf olacak.
Derhal bu vahşet sistemine neşter vurulmalı. Dünya ülkeleri ortak tepki göstermeli.
Daha ilk gününde, Ukraynanın hangi bölgelerinde felaket ve sefalet manzaraları oluştu da Türkiye, İsrail ve daha başka devletlerden sözde yardım kuruluşları, Ukraynaya koşar oldu?
Görüntüler gözler önünde, haberler dünyanın her yerinde… Ukraynada bir danışıklı dövüş var, iki tarafın da razı olduğu ve çok ağır tempoda ilerletilen bir işgal var. Zaten oyunculuktan ve kara paracılıktan gelen bir devlet başkanları var, hala rol yapıyor. Ve bu gün dahi Ukrayna’da felaket ve sefalet manzaraları yok.
Öyle ise o Türk kızılayı, Ahbap çavuş ilişkisi içinde olan o sözde yardım kuruluşları, ne halt etmeye Ukraynaya koşuyorlar? Türk milleti aç ve biilaç iken bu yardımlar neden Türk milletine yapılmıyor? Eti, sütü, tatlıyı geçtik, bu ülkede milyonlarca çocuk peynir bile yiyemiyor, yeterince ekmek bulamayanları bile çok sayıda ve bunların acil yardıma, desteğe ihtiyacı yok mu?
En son Haiti depreminde on binle insanı organları için kaçırdığı somut şekilde ispat edilmiş ve meydana çıkartılmış olan o İsrail… Bu güne kadar Ukrayna’dan 250 binin üzerinde Ukraynalı çocuğu sözde evlat edinme sistemiyle kaçırıp organlarına ayırmış olan o İsrail… Bu güne kadar bir milyondan fazla Ukraynalı kadını Avrupada iş bulup çalıştırmak üzere kaçırmış, aldatmış ve beyaz kadın ticareti ağına dahil etmiş olan o İsrail… O İsrail, şimdi Ukraynaya insani yardım yapmaya mı koşuyormuş? Bütün dünyayı toptan ahmak ya da korkak mı zan ediyorsunuz hala? Bu ne cüret, bu ne hadsizlik, bu nasıl bir eşkıyalık?
Bu işlerin tadı çok kaçtı, korona oyunlarını durdurduk, bu oyunların arka planında yapılan organ işlerine de balta vurduk. Taliban oyunlarını bozduk, batılılar tarafından kurulmuş sözde İslami, özde kara paracı bir terör örgütünün devletin başına getirilmesini ve danışıklı dövüşen malum devletler tarafından tanınmasını engelledik. Orada çevrilmek istenen kara para işlerini büyük oranda baltaladık. Kazakistan’dan organ hasadı yapılmasına da mani olduk, Türkiye’deki kara para işlerini zaten büyük oranda bozmuştuk. şimdi sıra Ukraynaya mı geldi?
Biden, Kamala, Austin, Kraliçe Elizabeth, Putin, Lavrov, Şoygu, Şi, Wang yi, Scholz ve daha onlarca yetkili kişi, kara para için danışıklı dövüşüyorlar, zaten mesleği oyunculuk olan ve kara paracı bir milyarderin adamı olan Zelenskiye de rolünü oynatıyorlar.
Dünya bunlardan büyük. Mason tarikatından, satanist ortaklağından, uzaylı taraflardan büyük, çok büyük.
Dünya insanlığı bunları nefesleriyle bile boğar.
Hemen bütün ülkelerde gerekli adli ve idari soruştumaların, teftişlerin başlatılması gerekiyor. Çok çok vahim insanlık suçları işleniyor. Hepsi mason tarikatı üzerinden organize oluyorlar. Şu anda ABD başta olmak üzere, dünyanın önde gelen ondan fazla ülkesi, gerçek manada tam bir terör ülkesi haline dönüştürüldü. Bunların hükumetlerinin, idarecilerinin meşruiyeti yok.
Şimdi ben bu yazıyı yayınlayacağım, bilmem kaç tane ülkenin vazifelileri tarafından tercüme edilerek hükumetlerine sunulacak. Sonra Biden, Kraliçeyi arayacak “Ne yapalım, emir bekliyorum” diyecek. Kraliçe, Putin’le görüşmek zorunda kalacak. Zelenski “İşler iyice kötü gidiyor. İfşa olacağım. Vatan haini ilan edileceğim. Bana bir şey deyin, nasıl yapayım. Halkın direnişi kesilirse, otorite bozulmaz ve kaos ortamı olmazsa, bu iyi olmaz, iş yapamayız” diye birkaçıyla ayrı ayrı görüşecek.
Tayyip yine “Kahretsin, bu mfs yine her işimizi bozuyor” diyecek ve Biden tarafından gelecek emirleri bekleyecek. Sözde danışmanların zaten alayı kara paracı, hırsız, namussuz pislik herifler… İşte gündemde, en büyük hainlerden ve kara paracılardan biri olan Devlet Bohçalının eski basın danışmanı adi hırsızlık suçu işlemiş, net görüntüler dahi var ama haberlere erişim engeli getirilmiş. Bunların hepsi böyle… Hepsi mason tarikatı üzerinden devletlerin belirli yerlerine getirilen adi, şeytanlaşmış kişiler. Hiç bir kişi ya da grup ya da teşkilat, hiçbir devleti hukuk devleti olmaktan çıkartma hakkına sahip değildir. Devletlerin kurum ve kuruluşları üzerinden en vahşice kara para işlerini yapma ve bu maksatla diğer devletlerle danışıklı dövüşme hakkına sahip değildir.
Şi, vurduğum darbelerden sonra kendini epeyi geri çekmek zorunda kalmıştı, yine tepkisiz görünecek ama arka planda bütün görüşmelerin, danışmaların, kararların içinde olacak.
Bir çok gelişme arka planda gizlice yaşanacak ve sonra “Yeter artık. Bu mfs de çok oldu. Yıkalım, yakalım artık oraları” diyecekler. Patlamalar, yıkılmalar olacak. Sonra ben o yangınlarda bunları yakacağım. O molozların, o enkazın altına bunları gömeceğim. Dünya genelinde bunların yüz elliden fazlasını oyundan düşüreceğim. Bunu yapmasalar da sonuç değişmeyecek ve yine oyundan düşüreceğim.
Bütün dünya yansa, yıkılsa bile, böylesine bir vahşete, insan kaçakçılığına, organları için küçücük çocukların dahi kaçırılmasına ve öldürülmesine, bunların zorla fuhuş mafyalarında çalıştırılmasına, satanist ayinlerinde İblis’e kurban edilmesine izin vermeyeceğim. İşkenceci sübyancılara satılmalarına izin vermeyeceğim.
Ben gemilerimi yaktım, geri dönüşüm yok. Böyle bir dünyada, bu gerçekleri bilip de bu mücadeleyi vermeden zaten yaşamam, yaşayamam. Sadece bir saat sonra bile dünyayı yerinden oynatacak somut delilleri, dünyanın başka başka ülkelerinden paylaştırabilirim ve başka başka ülkelerin adli makamlarına teslim ettirebilirim. Kendimi mi yakacağım, zan etmem, bana zarar yansımaz. Haydi en kötü senaryayo bakalım ve kendimi yakacak olayım… Olsun, dünya üzerinde bu insan şeytanlarını da kendimle beraber yakmış olurum. Fazlasıyla değer…
O Ukraynadaki danışıklı dövüş hemen şimdi bitecek. O Putin ve o Rusya cezasını hemen şimdi çekmeye başlayacak. O Putin ve Zelenski hemen tutuklanıp yargılanacak. Milletler arası mahkemeler hemen kurulacak ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar yargılama konusu olacak. O Biden ve Kamala derhal iktidardan indirilecek, yerine de Trump getirilecek. Ona bir şans daha vereceğim.
Gelişmelere bakacağım, inadıma kararlar alınırsa, somut delilleri dünya insanlığı ve adli makamlarıyla paylaşacağım ve o anda Türkiye’de bir millet darbesi başlatacağım. Ben burada devrimi yapınca, peşim sıra onlarca ülkede devrimler yaşanacak.
Dünya insanlığı dünyalı ve uzaylı satanistlerden ve bunların danışıklı dövüşlerinden artık kurtulacak.