Takabilen, emniyet kemerlerini üst üste taksın. TL bir anda çok büyük değer kaybedecek. Olması gereken seviyeye inecek. Bu güne kadar suni müdahalelerle, yalan-dolan açıklamalarla, kara paralarla ve karşılıksız basılan paralarla buna izin vermediler. En başından beri tekrarla söylediğim gibi, bu yaptıkları bu millete iyilik yapmak olmadı. Şimdi kriz, daha da vahim seviyede patlayacak.
“TL değer kaybederse, TL düşük değerde tutulursa imalat ve ihracat artar” diyenlere kulağınızı tıkayın. Bu kriz, Nuh tufanı kadar sert ve hızlı gelecek.
Kriz herkesi vuracak ama bilinsin ki imalatçıların tedarik sistemi de bozulacak. İmalatçılar da bir anda sermayesiz, parasız kalacaklar. Sadece hizmet sektörlerinde değil, imalat sektörlerinde de toplu toplu işten çıkartmalar olacak. Yıllar önce “Türkiye yönetilemiyor, savruluyor” dediğimde, neleri kast ettiğim böylece, açıkça ve peş peşe görülecek.
Yıllardır “Dövizle borçlanmayın. Uzun vadeli mal almayın ve satmayın. Sermayenizden büyük işlere/borçlanmalara girmeyin” demiştim. Son süreçte ise “Bankalarda paranızı ya da değerli madenlerinizi tutmayın. Gerekiyorsa işletmelerinizi kapatın, sermayenizi altına çevirerek muhafazaya alın” dedim durdum. Nasihatlarımı, yönlendirmelerimi dikkate almayanlar feci hallere düşecekler. Çok feci hallere… Hatta belki de bu gün bile o hale düşebilirler.
Sık tekrarla “Dolara da güvenmeyin” demiştim. Aynını söylüyorum. Türkiye’deki bu kriz ABD’de çok daha şiddetli şekilde patlak verecek. Avrupa’da da öyle olacak. Rusya’da da öyle olacak. Çin zaten savruluyor, kıvranıyor, bin beter hale gelecek.
Putin’e de bakmayın. Ne oyun kurduysa bozdum, kurdukça bozmaya da devam ediyorum. Bundan sonra o kara ve kanlı paralarını Türkiye’ye gönderse bile hiçbir işe yaramaz. Çünkü gönderdiği her kuruş, karanlığa kurşun sıkmak gibi olacak. Burada dengeleri eline alamayacağını, gönderdiklerinin karşılığını alamayacağını Putin de anladı, çetesi de anladı. Ayrıca onlarda da para bitti.
Suudilerin 3.3 trilyonluk yatırım palavraları da sert kayaya çarptı. Ankebut Ağına bağlı ülkeler ve liderler olarak, İstanbul’un estirdiği rüzgarların peşinden oyunlar kurmak istediler. Ellerine ayaklarına dolaştı.
İndirimler yaptılar, bazı kalemlerde zamlar yapmayacaklarını açıkladılar…
Yetmedi de emekliye çalışana vaatler savurdular. Üstüne konut kredisi dediler. Bunlarda da hep hile yaptılar, çok yüksek maaş zamları yapmışlar gibi gösterdiler ama gerçek öyle değil ve insanları yine kandırdılar. Kandırmış olsalar bile, böyle yaparken türlü yüklerin altına da girmekten kaçınamadılar. İşte bu da vahim seviyede bir hataydı onlar için…
Namussuz, ahlaksız, karaktersiz, yalancı, dolandırıcı, vurguncu, satanist olmanın sonu ne imiş, iktidarıyla ve muhalefetiyle şu sözde siyasi partiler ve liderler üzerinden herkes görecek.
O Charles bile şu yazımı okuduğunda “Adam haklı, elimizde para da değerli maden de kalmadı. Zaten siyasi ve ticari itibarımız da kalmadı. Ordumuz, donanmamız da kalmadı. Kalan kısmını besleyebilecek paramız da kalmadı. Bir yerlere askeri müdahale yapalım, kan dökelim para kazanalım desek, onu bile yapabilecek imkanlara sahip değiliz. Kapatın gidelim.” diyecek. Başka bir şey dese, kendini kandırmış olur.
Açıkça yazıyorum ki İngiltere, Fransa ve Almanya’nın krizleri de çok büyük krizler olacak.
Fahrettin Altun, tiril tiril titreme nöbetlerinden biraz olsun kurtulup kendisinden beklenilen ihanet çıkışını nihayet sergileyerek, “Katar ve Türkiye bir elin parmakları gibi, biz kardeşiz.” demiş. Halt etmiş. Onların yani biyonik robotların ve içlerindeki yeşillerin kardeşliği doğru olabilir ama biz İngiltere’nin elinde el yakmayan basit ve değersiz maşalar olan Katarla da BAE ile de Suudi Amerika ile de benzerleri ile de kardeş değiliz.
Kardeş kardeşe bunu mu yapar… Bize yaptıkları şeyler kalleşlikten öte şeyler. Peşkeş onlarda… Üçkağıtçılık, dolandırıcılık onlarda… Sömürücülük onlarda… Terör örgütleri kurup yönetmek onlarda… Söz konusu sözde İslami terör örgütleri üzerinden bunca yıldır toplamda milyonlarca masum sivili katletmek onlarda… Kara paracılık onlarda, tefecilik onlarda… Ziraatı ve hayvancılığı kasten çökertmek onlarda… Türkiye’yi Büyük İsrail projesi kapsamında onursuz harp kaçkını on milyonla kişiyle doldurmak ve son günlerde bunlar gönderilmesin diye çırpınıp durmak onlarda… Bu sözde mülteciler başta olmak üzere Türkiye’den kaçırılan bebek, çocuk, yetişkin insanları dünyaya tek parça halinde ya da parçalayıp organlar halinde satmak ve onlar üzerinden kara ve kanlı paralar elde etmek de onlarda… Uyuşturucu kaçakçılığı onlarda… Türkiye dahil pek çok ülkenin her türlü içişlerine müdahale etmek onlarda… Darbecileri desteklemek onlarda… Bilmem kaç tane ülkede saymakla bitmez vatan hainlerini finanse etmek onlarda… Müslüman görünüyorken arka plandan her türlü İslam ve insanlık düşmanlığını icra etmek onlarda… Dünyada ne kadar gerçek müslüman varsa hepsine her gün topluca büyüler yapmak onlarda… Para karşılığı dünyanın dört bir yanından çok çok yüksek sayıda kişiye büyücülük hizmeti vermek onlarda… Büyüler yaparken bebek, çocuk dahil her yaştan insanı ama özellikle müslüman çocuklarını katletmek onlarda… Daha saymakla bitmez suç, günah, rezillik, sadistlik, şeytanlık, terör, vahşet, her türlü pislik onlarda…
Gerçek Fahrettin Altun’un da büyücülüğü, satanistliği, rüşvetçiliği, içi/ruhu kadar dışının/bedeninin de pislik halde olduğu… Para için anasını, karısını, vatanını bile satacak kadar ileri seviyede bir insan şeytanı hain olduğu herkesin malumu…
Fahrettin Altun da dahil, her kim de hala onlardan, Katar’dan ve benzerlerinden yanaysa, alsın topunu sektirip gitsin, ayaklar altında çiğnenmesin, bu milleti daha fazla germesin.
Bütün dünya bilsin ki Türkiye’ye, Türk milletine bu kadar kötülüğü yapmış ve hala yapmak yönünde irade sergileyen söz konusu maşa ülkelerle dostuğumuz yok. Söz konusu ülkelerin vatandaşlarının ya da o ülkelerle işbirliği halinde çalışan Türkiye vatandaşlarının ya da başka ülke vatandaşlarının de Türkiye’de yeri yok. Türkiye sınırları içinde bu kişilerin, şirketlerinin, araçlarının, cihazlarının başına gelebilecek herhangi bir şeyden biz mesul değiliz.
Onlara, bağımsızlık/hürriyet ve temiz temiz yaşama mücadelesi veren Türkiye’yi en ama en kısa sürede terk etmelerini tavsiye ederiz. Giderler ya da gitmezler, kendileri bilrler. Bizim tarzımız belli, herkesi önden ikaz ederiz.
Türkiye vatandaşı olsun ya da herhangi bir ülkenin vatandaşı olsun, hiç fark etmez. Söz konusu ülkelerin Türkiye’deki şirketlerine ve adamlarına zaten kara para, peşkeş, yolsuzluk, rüşvet, ihanet dahil türlü maddeler kapsamında operasyonlar ve sonrasında yargılamalar yapılacak. Benim endişem, millette birikmiş enerjiyi görmezden gelerek damara basa basa karşılıklar vermeyi deneyenlerin, ne ile oynadıklarını bilmemeleri. Başlarına bir iş gelince, bizim de kontrol edemeyeceğimiz bir şeyler yaşanınca, sonra bizden bilmesinler.
Kimse endişe etmesin. Aslanlar gibiyim. Bunların bizim karşımıza çıkabilecek güçleri ve yürekleri olsa şimdiye kadar yüzlerce kere çıkarlardı.
Tam manasıyla sahaya iniyorum, hazır olun. Hiçbir karşılık verilmese bile üzerlerine gideceğiz, Ankara hükumetini fesh edeceğiz. Sözde mültecileri Avrupa’ya doğru topluca süreceğiz. Kuzey Irak’taki sözde Kürt bölgesel yönetimini haritadan silip terör sorununa ve BOP yani Büyük İsrail projesine büyük bir darbe vuracağız. Suriye’de Esed’le anlaşacağız. Güney Azerbaycan’ı İran işgalinden kurtaracağız. Bu vesilesiyle de göç yağmuruna sebep olan o sınırı sağlıklı bir şekilde kontrol altına almış olacağız. Sonra Suudi Arabistan, Katar ve BAE’de sömürgeci, diktatör, zalim, insanlık düşmanı, harp ve terör suçlusu hükumetleri ve aileleri devireceğiz. Bunların Türkiye’den, Suriye’den, Irak’tan çaldıkları her ne varsa hak sahiplerine ve ilgili ülkelerin hazinelerine teslim edeceğiz.
Zaten biz bunu yaptığımızda hem Türkiye üzerindeki on milyondan fazla sözde mülteci üzerinden kazandıkları kara paralar kesilecek, hem Türkiye, Ankebut Ağının kara para sisteminin köprüsü olmaktan çıkacak ve kısacık süre içinde Avrupa ve ABD çok çok daha büyük bir mali krize girecek. Şu anda bile fena hallerdeler, o günlerde iki hafta ayakta kalamazlar.
Bu nedenle AKPKK-MHPKK suç organizasyonunun direnmesini ve gayr-i meşru şekilde biraz daha Türkiye’yi idare etmelerini, sözde mültecileri asla göndermemelerini istediler.
Benim istediğim de buydu, ortamı yeterince gerdiler ve bu gerginliğin düşmesine asla izin vermeyeceğiz. Bu vatan müdafaasıdır, adliyeler de ele geçirilmiştir, öyle ise milli kuvvetler olarak üzerimize düşeni yapacağız.
Ordum benimle… Aksine söylenen hiçbir şeye itibar etmeyin, hakikati sahada göreceksiniz. Emniyet güçlerinin de yarıdan çoğu benimle… Kalan yarısı da hemen yanıma geçecekler. Dünyanın dört bir tarafından farklı farklı liderler, gruplar da benimleler.
Bu iş artık bitecek. Türkiye’ye gerçekten bahar gelecek. Herkes şimdi hızla her yeri, herkesi germeye devam etsin. Bundan sonra sabır etmek, tahammül etmek yok. Hepsi buraya kadardı.
Türkiye’de Ali Koç korona olmadı, iç-dış çarpılıyor. Brezilya’da Bolsonaro da korona olmadı ya da aslında bağırsak sorunlarından dolayı hastenelik olmadı. O da iç-dış çarpılıyor. Onu daha önce çok çarpmıştık ve hastahanelik olmuştu. ABD’de Savunma bakanı Austin de korona olmadı. O da iç-dış çarpılıyor. Ona bağlı kara paracı ABD subaylarından kaçını cehenneme gönderdiğimizi o çok biliyor. “Havana sendromu” ya da “Gizemli beyin hastalığı” gibi uydurmalarla aileleri ve kamuoyunu oyaladılar. Derhal o makamdan indirilmesi ve yargılanması gerekiyor.
Dünya genelinde daha çok, batı dünyasında etkin olan griler ve içlerinde bulundukları biyonik robotlar çarpılıyorlar. Diğer uzaylı türler de çarpılıyorlar. Biyonik robotların içinde bulunan uzaylılar sık sık ölüp değiştiriliyorlar ama biyonik robotlar da arızalar çıkartıyorlar. Türkiye, ABD, AB, Rusya, BAE, Suudi Arabistan, İngiltere, Katar, BAE, bazı Afrika ülkeleri başta olmak üzere, hangi ülkede bize karşı mücadele veren kim varsa, az ya da çok çarpılıyorlar. NATO içindeki karşıtlar da çarpılıyorlar.
Bütün bunları varlıkta tutmak için, ayakta tutmak için günlerdir gece-gündüz demeden saldırıyorlar ve saldırdıkça yıkılıyorlar, yok oluyorlar. Ben siyasi kararlar aldım, dünyaya yön vermeye devam ettim ama onlar o kadar bitikler ki bir kez metafizik saldırılar yapmayı tercih ettiler. Bir kez daha yerlerdeler. Şu anlarda dünya siyaseti ve ticareti bir seviyede durdurmuş vaziyetteyiz. Dünya genelindeki bu metafizik çatışmaları takip eden çok yüksek metafizikçi var dünyanın her yerinde… Bunlardan bilgiler alan çok yüksek sayıda siyasetçi ve iş adamı var. Dünya, Türkün gücünü bir kez daha görüyor.
Üç vakte kadar üzerimdeki sansürü de ezip geçeceğim. Ondan sonra ümit ederim metafizik çatışmaların dışına çıkarak sahada gerçek çatışmalara da gireceğiz. Bu insanlık düşmanları, bu vahşileri, bu sömürücüleri, bu satanistleri, bu ahlaksızları hak ettikleri üzere cezalandıracağız. Bir an evvel cehennemlerine geçmelerine vesile olacağız. Batı aleminin nasıl da bir kağıttan kaplan olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.
Biz yanında olduğumuz sürece, sadece Türk ordusu bile bütün batı dünyasını ezip geçebilecek güce sahip ama dünyanın dört bir yanından aklı başında olan, gerçekleri gören çok yüksek sayıda kesim bizimle…
Bundan sonra herkes sınırını bilecek. Eski Türkiye de yok, eski dünya düzeni de yok.
Ankebut Ağı’nın Suudi Amerika’daki fuhuş mafyaları ve Süleymanlılar neden hanımları hacca götürmüyor?
[27.04.20 01:30]
Selamun aleykum abi ramazanimiz mübarek olsun ben size bir şey soracam saskinlikla sizi takip ediyorum soysuzdan az cekmedik bizde ailecek fahriye kara olayi vardi 3sene önce gündemde annem oluyor kendisi yasiyormu bilmiyoruz tam bulundu derken herkez tehdit edildi birsekilde susturuldu sizi cok iyi tanimiyot bilmiyorum ama anladigim kadariyla rabbimin lutfettigi bazi ilimleriniz var hamdolsun gercekten merak ediyorum annem yasiyormu hacda kaybolan fahriye kara yi belki duymussunuzdur muge anliya cikmisti ailem ne oldu anlatsak anlamiyoruzki acikliyalim bir var dediler bir yok oldu cok utanarakta yaziyorum gercekten ozur dilerim ama ilminizden faydalanmak isteriz ailemiz merak icinde yardimci olabilirsiniz umidindeyim lutfen yardim edebilirseniz bize bilgi verin
[27.04.20 10:23]
[#DoğuTürkistanıDuyuyoruz Mehmet Fahri Sertkaya kişisinden iletildi]
v.a.s. kardeşim. Bir insana böyle şeyler yazmak istemezdim. Kendimi senin yerine koyamyorum ama bildiklerimi gizlersem de onu da vebal olarak görüyorum. Anladığım kadarı ile Ankebut Operasyonu kapsamında yaptığım yüksek sayıdaki yayını gördün, dünyada nasıl bir Yahudi/Mason gizli derin devleti olduğunu ve dünya genelinde bütün kara para işlerinin ve bütün insanlık dışı işlerin bunlardan sorulduğu iyice bildin.
Benim öyle sıradışı ilmim falan yok, herkesin zan ettiğinin aksine cinler alemi ile de çok alakalı ve irtibatlı değilim. Üzerimize o yolla geldikleri için mecburen ve zaruret kadar o işlere girdik. Cinlerden haber alanlardan, cinlerin haberlerine itibar edeceklerden falan değiliz.
Koca bir cemaatiz, devletin bütün kurumlarında kardeşlerimiz var. Kurulu bir sistemimiz var ve ona kısaca YİT diyoruz. Elimizde deniz derya kadar somut deliller var ve bunları sadece birkaç ay sonra zaten paylaşmaya başlayacağım ve bunlar Türkiye’yi değil bütün dünyayı sarsacak. Duyanlar inanamayacaklar ve “Biz nasıl bir ünyada yaşıyormuşuz” diyecekler. Dünya üzerindeki kara para işleri ve Yahudi para hakimiyeti de bunun akabinde kısa sürede yıkılacak. Senin mesajını görünce YİT’teki arkadaşlara yönlendirdim ve zaten biliyorlarmış. Milyonlarca vak’adan bir tanesi de senin annen ve annen ailesine, eşine, kimseye bir yanlış yapmamış. Çok değerli ve çok şerefli bir hanım ama akıl almaz şeyler yaşatmışlar.
Bizim Türkiye’de de koca koca fuhuş mafyaları olduğunu, bunların AKPKK üzerinden ve gizli Yahudi TC vatandaşları üzerinden yönetildiğini, en tepe isimlerin bahsettiğimiz konseyler olduğunu, dün o hahamlardan birini öldürdüğümü v.s. hep okumuş anlamışsındır. Uluslar arası bu ağı/sistemin bir bölümü de Suudi Arabistan’da faaliyette. Hacca ve umreye giden kadınlardan bazılarını gözlerine kestirip kaçırıyorlar ve zorla/tehditle fuhuş yaptırıyorlar. Zaten duymuşsundur, biz cemaat olarak hanımları hacca pek götürmüyoruz. Sadece istinai haller oluyor. Onun harici gidemiyor. Suudi Arabistan denilen yer bizim dört asırlık toprağımız ve peyk bir devlet. Bizden ihanetlerle alınan o topraklarda Yahudiler İngiltere’yi kullanarak sözde bir devlet kurdular. O devlet hiçbir zaman gerçek Araplar ve gerçek Müslümanlar tarafından yönetilmedi.
Annen de bu zavallılardan birisi. Müge Anlı da gizli Yahudi birisi ve ATV de zaten gizli yahudilerin kontrolünde. Yıllarca bunları da anlattım durdum. Müge Anlı bu işe girince kolayca önemli bilgilere ulaşabilmiş. Lakin daha sonra Ankebut Ağı’nın Suudi Arabistan’daki adamları yani oranın devlet yetkilileri Tayyip’le görüşmüş ve yayınların sonlandırılmasını ve mevzunun kapatılmasını istemişler. Tayyip de Soysuz’a bu talimatı vermiş ve senin kanaatin isabetli ki deliller çıkmaya başladığında hükumet gücüyle yol kesilmiş.
Annenin şu anki durumu hakkında kesin bilgi sahibi değiliz. Üç sene önce mevzular gündeme geldiğince hayattaymış. Çok büyük ihtimalle şu anda hala hayatta. Metafizik yönü kuvvetli arkadaşlarım var ekibim arasında, bunu zaten dünya biliyor. O arkadaşlarımın isabet oranını da biliyorlar. Metafizik olarak bakıldığında annen hayatta ve sağlıklı görünüyor. Özünü kaybetmemiş, hiçbir zaman kendini bozmamış ve dinini, ibadetini, Allah’a teslimiyetini terk etmemiş. Bir süre çok büyük mücadeleler vermiş, defalarca kaçmayı denemiş ama olmamış. Sonra imtihan demiş ve kaderine teslim olmuş.
Orada bu fuhuş mafyasını ayakta tutanlar hatta yönetenler devlet yetkilileri. Şu meşhur Selman da annenle alakalı kriz çıktığında konuyla ilgilenip kapatılmasını sağlayanlardan biri olmuş. Böyle bir durumda, dini ve siyasi görüşü her ne olursa olsun, insan kalmış hiç kimse sabır edemez ve tepkisiz kalamaz. Bu hususta, ne yapmak istersen yap. Ben yazdıklarımın arkasındayım. İstersen al bu yazdıklarımı, açık kimlik bilgilerimle beraber adli makamlara ulaştır ve soruşturma başlatsınlar. Tamamını değilse de annenle alakalı olan delilleri adli makamlarla paylaşacağım. Senin ve aile fertlerinin güvenliği için bunlara sana değil doğrudan adli makamlara teslim ettireceğim. Ölümüne yanındayım. Artık karar senin.
Sadece Tayyip’le Soysuz değil, bütün AKPKK kabinesi Fahriya Kara hadisesinin gerçek yüzünün meydana çıkmaması için çırpındı. Hususiyle Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da çok çırpındı ve şeytanlıklarını sergiledi.
Aynı kadro aynı şeytanca usullerle onbuçuk aydır benim üzerime de geldi ve zaten benim üzerime kurdukları bütün pusuları aleyhlerine çevirdim, kazdıkları kuyulara kendileri düştüler, soruşturmalar başladı ve çok yakında bunların şeytanca yüzlerini bütün Türkiye değil, bütün dünya duyacak.
Abdülhamit Gül ve Solomon Soysuz hakkında hazırlanacak fezlekelere Fahriye Kara meselesi de eklenecektir.
Ortalık darmadağındı zaten, daha da dağılıyor.
CIA personeli İbrahim Kalın, Erdoğan’ı aradı.
Fahriye Kara hadisesine dair paylaşımlarımı söyledi.
Tayyip, bunun çok kötü olduğunu, bu konunun üzerine gideceğimi, bundan sonra durmayacağımı ifade ile “Bir şey kalmadı değil mi? (Bu konuda delil, şahit bırakmadınız, konunun önünü o zaman zaten kapatmıştınız değil mi?)” diye sordu.
Kalın da “Yok efendim. Biz ilgilendik. Bir sorun çıkmayacaktır.” dedi.
Tayyip “Arabistan’dan haber aldınız mı? Bilgileri var mı?” deyince Kalın “Biz konu ile ilgilendiğimizi, gerekli önlemleri aldığımızı bildirdik. Onların da konuyla ilgilenmesi gerektiğini söyledik” dedi.
Tayyip de “Bir şey çıkmasın. Mevzuyu bırakmayın. Bir şey olursa da haberim olsun” dedi. Görüşmeyi kapattılar.
“İşi sıkı tutun.”
Trump’la Selman telefon görüşmesi yaptılar ve bu sabah yaptığım Fahriye Kara paylaşımlarını konuştular.
Selman’ın haberleri alıp almadığını (paylaşımlarımdan ve çıkan krizden haberi olup olmadığını) sordu ve “Bu çok büyük bir tehlike bizim için. Bu konuda hiçbir sıkıntı olmasın.” dedi.
Selman “Biliyorum, evet. En ufak bir darbede bittiğimizin resmidir.” dedi.
Trump da tekra tekrar “işi sıkı tutun” talimatı verip görüşmeyi sonlandırdı.
Neden hep Müslüman ülkeler ya da bölgeler açlık, sefalet ve geri kalmışlık içinde?
Soru: Dünyanın en değerli topraklarını Allah Müslümanlara vermiş. Çölü vermişse de altına petrolü koymuş, petrolü yoksa her türlü bitkinin yetiştiği topraklar vermiş. Madem her sorulduğunda “Elhamdülillah Müslümanız.” diyoruz da, bu kıtlık bu sefaleti neden sadece Müslümanlar ve İslam ülkeleri yaşıyor?
Cevap: Dünyanın en fakir ülkesi Habeşistan yani günümüzdeki adı ile Etiyopya’dır. En kadim/köklü Hristiyan ülkesidir Etiyopya. Meşhur Necaşi’nin ülkesidir. Yine dünyanın dört bir tarafında sefil ve fakir bir yere dönüşmüş yerler hep Müslüman halkların diyarları değildir. Aç, sefil, perişan olanların hep Müslüman halklar ve bölgeler olduğu iddiası gülünesi bir uydurmadır. Bir kimsenin böyle bir iddiada bulunabilmesi için kör kütük cahil olması ya da her şeyi doğru bilse de böyle yalanlar yazacak-söyleyecek kadar ahlaktan ve samimiyetten uzak olması gerekir. Kuzey Kore nükleer silahlara sahip aç bir ülkedir ve İslam’la alakası da yoktur. Dünya nüfusunun ciddi bir kısmını oluşturan Çin’de insanlar daha düne kadar aç ve bî-ilaçtı. Yeni yeni toparlanan ülkede hala çok yüksek sayıda insan sefalet hayatı yaşıyor.
Dünyanın en fakir ülkesi Etiyopya’da eğitim ve öğretim gören çocuklar. Çok şanslılar. Zira ülkelerinin gerçekte ne halde olduğunu, ne kadar dibe vurmuş olduğunu gösterir fotoğrafları, buraya alıntılamaya haya ettik.
Kuzey Kore’de bir anaokulunda öğle uykusu vakti.
Dünyanın nüfusunun yine ciddi bir kısmını oluşturan Hindistan’da seçkin bir azınlık gayet iyi şartlarda yaşarken, bir milyara yakın Hindistanlı şehirleşmeden uzak, çok kısıtlı imkanlarla adeta aç sefil yaşıyor. Hindistan 1858’den bu yana Müslümanların kontrolünde değil. İngilizlerin ve Hinduların kontrolünde.
Kast köyü – Hindistan
Müslümanların, özellikle müslüman Türklerin kontrolünde kaldığı toplamda yaklaşık dokuz yüz sene boyunca şu andaki gibi korkunç bir manzara, sefalet, cehalet, geri kalmışlık görülmüş değildir. Zaten şu an itibari ile Türkiye de dahil, dünya üzerinde hiçbir İslam devleti bulunmamaktadır. Halkının bir kısmı müslüman olan devletler bulunmaktadır. İslam hukukunu, İslami eğitim ve öğretimin, bütünüyle İslami kaidelerin bilinip yaşandığı gerçek bir İslam devleti son 150 senedir yoktur. Osmanlı’nın bile son dönemleri bir İslami idare değildir. Bunun sebebi de aşağıda yine temas edeceğim gibi sömürgeci Batıdır. Birçok ülkeyi ve milleti, içlerine sızdırdıkları iyi eğitilmiş casusları ile, alim görünen, kanaat önderi görünen, devlet adamı görünen casusları ile İslam’dan uzaklaştırdılar. İslam devleti denilince ya da şeriat devleti denilince akla ilk gelen ülkelerden Suudi Arabistan’da bile gerçek bir şeriat idaresi ve İslami yaşam yok. Üstelik bir de İslam’ın bozuk bir yorumu ve bozuk bir mezhep olan Vehhabilik var ki, Vehhabilik dahil bütün bu manzara İngilizlerin eseri. Suudi aşiretine kurulan Suudi Arabistan, halen İngilere ve ABD’nin nüfuzunda peyk bir devlet. Bir İslam devleti olmaktan çok uzakta.
Yine Asya’nın İslam’la alakası olmayan bir çok ülkesi aynı durumda. Güneydoğu Asya’daki Sosyalit Vietnam Cumhuriyetin’de, ülkenin belli başlı yerlerinin haricinde, insanlar çok zor hayat şartlarında yaşıyorlar. Yine bir Güneydoğu Asya ülkesi olan, 6 milyon nüfuslu Laos, dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biridir ve İslam’la alakası olmayan bir ülkedir. Tay halklarından bir kolun ülkesidir. Bu ülkelerin yakın çevrelerinde pek çok halkı müslüman ülke vardır ki halleri çok çok iyidir.
Resmi dini Theravada Budizmi olan 15 milyon nüfuslu bir başka Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya, sefilleri oynayan bir ülkedir. Dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biridir. Ülke acınası bir haldedir ve halkın yüzde doksan beşi Budisttir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın “En az gelişmiş ülkeler” kategorisinde listelediği, 50 milyon nüfusa sahip Myanmar’da ortalama satın alma gücü günde 1 dolardır. Ülkede şiddet, mafya, eşkıyalık, kara borsa, haksızlık, hukuksuzluk hakimdir. Geçim inanılmaz zordur. Ülke sadece ekonomi değil, her yönden aşırı geri kalmış durumdadır ve nüfusunun sadece yüzde dördü Müslümandır. Yüzde seksen dokuzu Budisttir. Şimdi Asya’ya ara verip Ortadoğu’da Devletü’l-İmâretü’l-Arabiyyetü’l-Muttehîde’ye, yani bizim bildiğimiz adı ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)ne bir göz atsak, sorduğun sorudan haya edersin. Nüfusun yüzde doksan altısı müslüman olan ülkede, bahsettiğin petrol geliri vardır ve kişi başına düşen milli gelir 46.850 dolardır. Ülke her anlamda gelişmiştir. Sanayileşme, şehirleşme, belediyeleşme, eğitim, ticaret açılarından gayet iyi durumdadır. Okuma yazma bilenlerin oranı yüzde yüzdür.
Şimdi resmi dini İslam olan 28 milyon nüfuslu bir Güneydoğu Asya ülkesine, Malezya’ya geçelim. Nüfusun yüzde elli beşi Müslüman olan Malezya Güneydoğu Asya ülkeleri içerisinde yıllık kalkınma oranı en fazla olan ülkelerden biridir. Sanayi bakımından gelişmiştir. İşsizlik oranı yüzde yedidir. Ekonomik açıdan kendi kendine yeterlidir. Enflasyonu düşük, güçlü bir sermaye yatırımına sâhip ekonomisi, sürekli gelişme içerisindedir. Eğitim kalitesi gayet yüksektir. Gayet medenice yaşanan bir ülkedir Malezya…
Şimdi tekrar bir Güney Asya ülkesine gidelim. Nüfusunun sadece yüzde üçü Müslüman olan, geri kalanı Hindu ve Budist olan Nepal’e… Nepal, kalkınmışlık sıralamasında en alt sıralarda yer alan bir ülkedir. Halkın nerede ise tamamına yakını, en ilkel tekniklerle tarımla meşgul olup aç karnını doyurmaya çalışır. Geri kalan yönlerini ne sen sor ne de ben yazayım. Toplumsal yapı o kadar seviyesiz, yaşam şekli insanlıktan o kadar uzaklaşıp o derece çirkinleşmiş ve iğrençleşilmiş ki nihayet helak edilen geçmiş kavimler misali, Nepal de devasa bir depremle yerle bir oldu. Yüz binlerce bina çöküp yıkıldı. Ortalık biraz temizlendi. Biliyor musun, ufak ufak gayret edip dünyanın en fakir ülkeleri listesinden henüz çıkabilmiş ama halen iyi bir yere gelememiş Sri Lanka’da nüfusun sadece yüzde yedisi Müslümandır ve yüzde yetmiş çoğunluk Budistlerdedir. Malumun geri kalmışlık sadece maddi imkanlarla ölçülmez.
1. Ekonomik göstergeler
2. Eğitim seviyesi ve kalitesi
3. Sağlık hizmetleri4. Beslenme imkanları
5. Barınma hizmetleri
6. İç göç ve dışarıya göç durumu.
7. Ahlaki durum. Medeni seviyedeki kalite.
8- Adalet ve kolluk sisteminin kalitesi ve bu sayede insanlarının gerçekten huzur ve güvenlik içinde olup olmadığı
9- Sanat, kültür faaliyetlerinin sayısı ve kalitesi
Bütün bunlar ve daha da fazlası aslında bir ülkenin kalkınmışlığını ölçerken göz ardı edilmemesi gereken hususlardır. Bu hatırlatmadan da sonra, daha fazla tek tek listeleyerek örneklendirmeye lüzum görmüyorum. Asya’da ve Ortadoğu’da, ülkemizde oluşturulan genel kabullenişin aksine, çok sayıda, çok geri kalmış ve her anlamda (yukarıdaki bütün değerlendirme kriterleri açısından bakıldığında) acınası halde olan çok sayıda ülke ve millet vardır ve bunların İslam’la bir bağı yoktur.
Ya Batı ülkeleri?
Batı’ya bakarsak, an itibari ile ABD’de 45 milyon ABD vatandaşı insan evsiz ya da yardıma muhtaç yaşıyor. Bunlara ABD devleti her gün yemek ve sağlık desteği vermese perişan olup ölüp gidecekler. Açlıktan ölmemek için hırsızlık, gasp ve darp gibi adi suçları işlemesinler diye ABD bu kadar yükü sırtlanıyor daha doğrusu sırtlanmaya çalışıyor ve böylesine yüksek sayıdaki insana sürekli olarak sosyal yardım yapıyor, yapmaya çalışıyor. Oysa biliniyor ki ABD, bozuk idari ve eğitim sistemi, aşırı düşük yaşam kalitesi, aşırı cahil vatandaşı ve aşırı yüksek suç oranı ile toplumsal olarak iyice dip yaptığı gibi devlet gücünü de iyice kaybediyor. Zaten fiilen çökmüş ama bu durum ilan edilmemiş ABD, maddi gücü iyice azaldığından, yakın tarihte sel ve fırtına ile yıkılan ve korkunç bir manzaraya dönüşen bir eyaletine federal bir yardımda bulunmadı ve o eyaletteki Amerikan vatandaşları hayatta kalmak için hastahanedeki ölüleri ve ölümcül yaralıları bile yediler. Sağlıklı bir insanın duyunca inanmak istemeyeceği boyuttaki açlık, yokluk ve canavarlık ABD’de yaşandı, yaşanıyor. Suriye’de değil. Afrika’daki yamyamlar arasında da değil…
Şimdi nerede kaldı kalkınmışlık?
ABD’nin hemen her eyaletinde, sokak ya da cadde köşesinde yatan, çöplerden beslenen insanlar mevcut. Ahlaki ve dünyevi-fenni ilimler sahasındaki eğitim taban yapmış durumda. Hâlâ on binlerce evde tuvalet yok. Tuvalet kültürü yok. Devlet, yıkılışı önlemek için durmadan karşılıksız para basıyor ve ekonomide nakit sıkıntısı olmasın diye her türlü kara paraya göz yumuyor. Bu kadar sefil, bu kadar rezil bir manzaraya rağmen film endüstirisi ile bütün dünyaya bambaşka bir ABD imajı çiziliyor. Herkes Amerikan Rüyası’nı gerçek zan ediyor. Sokaklarda yaşayan yaklaşık 45 milyon ABD’liden sonra, geriye kalan yaklaşık 270 milyon ABD vatandaşı da öyle çok müreffeh bir hayat mı yaşıyor? Hayır, son yıllarda onların da ciddi bir kısmı dar gelirli. Zira ABD “geri kalmış İslam ülkesi” olarak bildiğin pek çok ülkeyi eskisi gibi sömüremiyor.
Avrupa ülkeleri de öyle…
Eskiden sömürge yaptıkları devletler, artık sömürgeleri değil ve başkalarının sırtından maddi anlamda rahat bir hayat yaşamaya alışmış Avrupalı, feci bir halde.Avrupa ülkelerinin en önde gelenlerinin bile insanları aç yatıyor. İspanya, Fransa ve Almanya bile çoktan iflas etmiş durumdalar. Alman ordusu eğitim sırasında askerlerine gerçek silah veremiyor. Tahta parçaları ile talim yapıyor Alman askerleri. Alman aileler Norveç’e temizlik işçisi olarak gidiyor. Tıpkı bir zamanlar biz Türklerin Almanya’ya gittiği gibi… Açlık ve sefalet gizlenmek istense de öyle bir boyuta ulaştı ki Merkel televizyonlardan Almanlara seslenip “Avrupa Birliği ülkeleri arasında seyahat özgürlüğünüz var. Diğer ülkelere gidin, oralara yerleşin, oralarda çalışın” diyerek”Başka çareniz yok, gidin de bir yol bulup aç kalmayın” mesajı vermek zorunda kaldı.
Ya Müslüman bölgelerin tam ortasına bir çıban gibi yerleştirilen sembolik devlet İsrail? Şu kadar güçlü, bu kadar zengin, şu kadar teknoloji var diye anlatılıp durulan İsrail de şu anda aç ve sefil. Altı milyon nüfuslu İsrail’de iki milyon kişi Filistin’li.. Yani Yahudi değil. Geriye 4 milyon İsrailli kalıyor ve bunların 1.7 milyonu, yani yaklaşık yarısı sokaklara dökülüp günlerce gösteri yaptılar. Hep bir ağızdan “Açız” diye feryat ettiler. İdareciler bunlara bin türlü sözler vererek gösterileri durdurdular. Şimdi ise aç ve sefil hale düşürdükleri, terör, iç savaş ve savaş çıkartarak geri bıraktıkları bölgelerden yani sorunda ismini yazmadığın bazı sözde İslam ülkelerinden yüz binlerce kişinin organlarını çalarak, yüz binle genç kızı fuhuş bataklığına katmak için kaçırarak kazandıkları paralarla bu göstermelik devletlerini ayakta tutma derdindeler. İşte bu kadar medeni(!) ve gelişmişler(!) Yine de an itibari ile dünyaya yayılmış bürokratlarının, elçilerinin bile maaşlarını düzenli ödeyemeyen, bunların masraflarını karşılamayacak kadar çökük, bitik bir İsrail var.
Her şeyden önemlisi ise, dünyanın dört bir tarafındaki Müslüman halklar bu Batılılar tarafından sömürülerek, zenginlikleri Batı ülkelerine aktarıldı. Bunun için bazı Müslüman halklar perişan halde, hatta haksızlık yok, bunun için yukarıda tek tek listelediğim bazı Budist ülkeler bu halde. Batı alemi Budistleri de Müslümanlar kadar sömürüp geri bıraktı. İnsanlar kendi ülkelerinin madenlerini, petrolünü, tarım ürünlerini kıymetlendiremediler. Sömürge oldular, kalkınmaları için gerekenden kat kat fazla çabaladılar ama onlar çabaladı, başta İngilizler olmak üzere Batılı milletler zengin ve senin tabirin ile gelişmiş ülke oldular. Şimdi ise halen devam ettirdikleri sömürgeci zihniyetlerine rağmen, bu insanlık dışı sömürgeci dış politikalarına rağmen Batı ülkeleri (Hristiyanlar ve Yahudiler) bu kadar bataktalar. Ayrıca Afrika kıtasının sorunlu bir çok bölgesi, Müslümanların hakim olduğu bölgeler de değiller.
Bunları zihniyetini ve zararlarını iyice anlamak için Batı ülkelerinin örtülü işgallerinden önce Irak’ın ve Suriye’nin halini bilmek gerekir. Dünyanın onlarca ülkesine nispeten gayet iyiydiler. Tamamen sömürgeci zihniyetle ama tamamen aldatıcı bir yüzle geliştirilen Arap Baharı ile Batılılar ve onları oynatan Siyonistler her yeri perişan etmeden önce Suriye bütün borçlarını kapatmak üzere idi. İki yeni teknoloji kenti kuruluyordu. Özgürlükler artırılmıştı. Kimse dininden ya da mezhebinden dolayı baskı görmüyor ve kimse mülteci olup yollara düşmüyordu. Bu hale geldi ise bu da kendilerini medeni, zengin, varlıklı, adil ve gelişmiş gösterip Müslümanları sefil, aç, cahil göstermek isteyen Batı ülkelerinin kan emiciliği yüzünden geldi.
Yine Libya’da elektrik, su, gaz hep ücretsizdi. Maaşlar gayet iyiydi. Hemen herkesin evi vardı. Geçtik sokaklarda dilencilerin olmasını, nerede ise ev sahibi olmayan kimse kalmamıştı. Öyle ki hep biz Türkiye’liler Libaya’ya işçi gönderirdik. Yaşında genç ama yine duymuşsundur Libya’ya adeta koşa koşa işçilik yapmaya giden vatandaşlarımızı. Arap Baharı kılıfları ile yangın yerine dönüştürülüp bütün kaynakları Batılılar tarafından yeniden sömürülmeye başlanınca, oralar yaşanmaz yere dönünce de can havliyle nasıl kaçıp döndüklerini. Bu işçilerimiz de gayet iyi paralar kazanırlardı. Batı Libya’ya “demokrasi” getirdikten sonra herkes aç ve yardıma muhtaç. Aslında soruna ciltlerce kitap hacminde bilgi sunumu ile cevap verilebilir ama zan ederim ki bu kadar misal yeter, anlamak isteyenlere.
Şimdi biz elhamdülillah Müslümanız, Müslüman milletleri özellikle son bir buçuk asırdır sömürüp duran ama şu son bir kaç on yıldır istediği gibi sömüremediğinden 3. Dünya Savaşını fiilen başlatmış ve hırsından gözünü kan bürümüş olan ve bunu da yalan dolan propagandalar ile gizlemeye çalışan o Batılılara sor bakalım, onlar ne imiş?
Not: En kısa zamanda, gelişmiş(!) Batı ülkelerinin sömürgeci tarihini, tamamen objektif ve kanıtlarla anlatan eserleri okumalısın.